Bu Blogda Ara

8 Haz 2013

DUYGU PATLAMALARI...


Olaylar ve kişiler karşısında hepimizde farklı duygulanımlar oluşur: Seviniriz, güleriz, bağırırız, haykırmak gelir içimizden, üzülürüz, hüzünleniriz, ağlarız, sessizliği seçer, içimize kapanırız. Çünkü insanız... Duygularımız tavan yapar bazen; Her zamankinden farklı şiddette, farklı boyutta yaşanır her şey. Ne hissettiğimizi anlatmaya renkler de yardımcı olur: Öfkeden mosmor kesilmek, utançtan kıpkırmızı olmak, korkudan bembeyaz olmak, endişeden sapsarı kesilmek gibi...

Tehlike karşısında tüm canlılarda öncelikle iki davranış görülür. Savunmaya geçme veya kaçma davranışı. Tehlike karşısında beden de daha dirençli hale gelir, farklı hormonlar salgılanır, kaslar güçlenir. Tüm canlılarda saldırıya hazır değişimler gözleriz. Kedilerin tüyleri kabarır, sesi değişir. Kaktüs cinsinden çiçekler, savunma amaçlı dikenlerini saldırıya hazır hale getirirler. Kaplumbağalar başlarını kabuklarının altına gizlerler. 

Çok sakin bir insanın bir olay karşısında birden patlamasına tanık oldunuz mu hiç? Yanardağ gibidir adeta. İçinde biriktirdiği her şey lavlar gibi akıp gitmektedir sanki. Değerlerine ters düşen her şeyle mücadele etmeye hazırdır o anda. Bir enerji boşalımı olmaktadır adeta. Çok sabırlı, ölçülü insanlarda da aynı durumu gözleyebiliriz bazen. Bir fitil ateşlenmiştir adeta. Onca yılın birikimi, bir ses bombası gibi büyük bir gümbürtüyle, birikmiş öfke, sıkıntı, kin, nefret boşaltılır. Domino taşları gibi, her şey birdenbire ardı ardına büyük bir hızla olur biter. İzlemeye bile zaman yoktur. 

Özellikle gençlikte tepkiler çok daha heyecanlı, çok daha anidir. Genç insan kendini dünyanın merkezinde sayar. Baskıcı otoriteye karşıdır. Kişiliğiyle ilgili bir aşağılamaya, kabalığa, küfürlü, alaylı konuşmaya şiddetle karşı çıkar. Öfkelendiğinde "yangına körükle gitmek" gibi öfkeyi arttırıcı davranışlar, söylemler varsa tepkileri giderek büyür. "Adam yerine konmak", dinlenmek ister. İyi niyetle atılmış bir adım bazen çok yanlış yönlere sürüklenebilir. Tanıdığınızı sandığınız insanları bir anda tanıyamazsınız bile. 

Güneşteki patlamalar nasıl olumsuz değişikliklere neden oluyorsa, insandaki öfke patlamaları da hem kişiye, hem çevresine büyük zararlar verebilir. Stres yüklenmiş insanlar, hastalıklı bir topluma zemin hazırlayacaktır. Günlerin, ayların, yılların birikimi de bazen bir duygu patlamasına dönüşebilir.Kim olursa olsun, günlerce uykusuz kalan, yorgun, sinirli, öfkeli bir kişi, onur kırıcı, aşağılayıcı söz ve davranışlara kontrolsüz şekilde tepkiler gösterebilir. Haksızlık, adaletsizlik karşısında isyan edebilir. 

Kötü anlar yaşayan, canı yanan insanda ön yargılar, olumsuz düşünceler oluşur. Kötü bir deneyim yaşamışsa, şiddet görmüşse, haksız yere yanlış davranışa maruz kalmışsa, panik atak yaşayabilir, paranoya geliştirebilir, uyku düzeni bozulabilir. Güvenilmesi gereken bir kurum, korkulan, ürkülen, kaçınılan bir kurum haline dönüşür. Öğretmeninden dayak yeyip korkan, çekinen bir çocuğun, okul saati geldiğinde karın ağrılarının, mide bulantılarının başlaması gibi. 

Kişiliğimiz nasıl olursa olsun (sakin, heyecanlı, sinirli ) yaşantımızın herhangi bir gününde , kişiler veya olaylar karşısında; öfkemizin, sinirlerimizin, acıma duygumuzun, tahammül gücümüzün aşırı zorlandığını hissedebiliriz. Çünkü insanız, insani duygular yaşıyoruz. Önemli olan bunun törpülenmesi, kontrol edilebilmesi, tekrar sakinleşip eski hale dönülebilmesi. "Öfke kontrolü" insana özgü tabii, ancak çok da kolay gerçekleştirilemeyebilir. Kendini eleştirebilme, güçlü bir irade, iyi işleyen, tarafsız bir mantık gerektirebilir.

"Duygu patlamaları" sık yaşanırsa, yaratacağı  tahribat da büyük olacaktır. Ruh sağlığı zedelenmiş bireyler, toplum sağlığını da olumsuz etkileyecektir. Nefret, öfke, kin ne kadar içte beslenip büyütülürse, insan o kadar insanlıktan uzaklaşabilir. Oysa dayanışma, kardeşlik, paylaşım, merhamet, yardımlaşma gibi insani duygular, insanı insan yapar, yüceltir. Birbirimizi daha iyi anlayabilmek için, okullarımızda gösterilen onca dersin yanında özellikle toplum psikolojisi, gençlik psikolojisi, davranış bilimleri ile ilgili derslere nasıl da ihtiyacımız var. 
Birbirimizin sesine kulak vermezsek, yok sayarsak nasıl anlaşabiliriz...? 

Ataol Behramoğlu'nun yıllar önce yazılmış, güncelliğini hiç kaybetmeyen şiirini hatırlıyorum:

Bütün insanları dostun bil, kardeşin bil kızım.
Sevincin ürünüdür insan, nefretin değil kızım.
Zulmün önünde dimdik tut onurunu, 
Sevginin önünde eğil kızım.

Ataol BEHRAMOĞLU



2 yorum:

  1. Apolitik marka çocukları denen bir kuşağın nasıl bir araya gelip kimsenin yapamadığını yaptığını gördük...Aynı karede olmayacağını düşündüğümüz görüntüler gerçekleşti, bu seferki patlamanın yarattığı, tahribattan çok yapılanmaydı sanki...Umudumuz tazelendi, bir olduk...Teşekkürler bu yerinde tahlillerinize...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gençleri gözleyerek, gençlere kulak vererek öğreneceğimiz ne çok şey var. Anne babalar, öğretmenler, politikacılar, toplumun her kesiminden yetişkinler, durup düşünmeli, anlamak, tanımak için çaba harcamalılar. Ancak milli maçlarda ortak duygular yaşayan, kolay kolay bir araya gelemeyen genç insanları bir araya toplayan güç neydi? İncelemek, anlamaya çalışmak gerek.
      Gelecek gençlerin. Onlara güvenmezsek geriye neyimiz kalır? Eski bir eğitimci olarak ben, gençlerden umutluyum.Teşekkürler.

      Sil