23 May 2017

İNİŞ ÇIKIŞLI HAYATLAR...



Hayatın içinde yaşam devam ederken bazen inişe geçtiğimiz zamanlar oluyor; Hayat kesintiye uğruyor, ansızın, hiç hazırlanamadan... Yaşam durmuyor ama aksıyor, yavaşlıyor, hızınız kesiliyor. İnsanız; bazen bir hastalık, bazen bir kaza, bazen daha farklı bir nedenle hayatın normal işleyişi değişiyor. 

İnsanız; Hiçbir şey şaşırtıcı gelmiyor. Her şeye, ansızın çıkıveren sürprizlere  hazırlıklı olmalı insan. Bazen sevdiklerimiz, bazen bir yakınımız, sevdiklerimiz, eşimiz ya da kendimiz zor durumda kalabiliriz. Hastalıklar veya zor durumlar karşısında "pes etmek" ya da "mücadele etmek" gibi iki farklı yol var. Tehlikeler karşısında hep böyle yapmıyor mu insanoğlu?

Dengeler bozulduğunda, bedenimiz ya da ruh sağlığımız etkilendiğinde zor anlar yaşanır. Yaşam inişe geçmiştir. Ancak biliriz, mücadele ederek bu zor günlerin de üstesinden gelinecektir. İşte o zaman nasıl bir mutluluk yaşanır; Fırtınalı bir denizde mahsur kalmışken uzaklarda kıyının fark edilmesi gibi. Sağanak bir yağmurun ardından pırıl pırıl bir güneşin çıkması gibi. Karanlık bir tünelin ucunda ışığı görmek gibi...

Hayatın kesintiye uğradığı yerde bir başka çözüm elbette vardır. Bugünün tekrarı yoktur ama yarın yeni bir gün başlayacaktır. Her yeni gün yeni bir ışık, yeni bir umut değil midir? Yenilenen her takvim yaprağı hayata yenik düşmediğimizin bir göstergesi sayılmaz mı? 

Yıllar geçtikçe daha iyi anlıyor insan; Mutsuzluğun panzehiri, yaşama sevinci, umut ve hayata tutunma çabası. Tıpkı kupkuru- çorak yerlerde, kayaların arasında yetişen, susuz da açan çiçekler gibi...
Yaşamla mücadele ederek "İnadına yaşamak" gibi...


14 May 2017

BİR ANNELER GÜNÜ'NÜN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ...



Her anneler Gününde biraz burukluk yaşarım. Sadece annemi kaybetmiş olmaktan ötürü değil; yakın-uzak çevremizde, ülkemizde hatta dünyada annesini kaybetmiş milyonlarca çocuk adına kaygılanırım, üzülürüm, çaresizlik hissederim. Sevdiklerimizi tek gün anmak tabii ki yeterli değil. Ömürlük bir duygu tek güne, birkaç saate sığar mı?

Ergenlik döneminden sonra her şey farklı düşünülüyor. O yaşlara kadar hayatın içinde her şeyi oyun gibi algılıyor insan. O yıllarda anneler gününde şiirler yazar, kır çiçekleri toplar, yaratıcılığımızı kullanarak oluşturduğumuz minik hediyeleri zarfa koyar, annemize verirdik. Bazen zorlanırdık ama annemin yüzündeki aydınlanmayı görmek için emeklerimize, çabalarımıza değerdi.

Bir anneannem, bir babaannem hiç olmadı. Şimdi torunlarının elinden tutmuş yürüyen tonton insanlara imrenmem belki de o yüzdendir. Bazen bir puset, bazen bir bisiklet eşlik eder bu yürüyüşe. Büyükler de çocukların temposuyla ağır ağır yürürler. Sesleri en yumuşak tonda, yüzlerinde bir gülümseme ile minik ellerle yılların buruşturduğu eller el ele bir maraton sürer gider...

Bazen hiç tanışmadığımız halde, bir bankta dinlenirken konuşuruz bu güzel insanlarla. Bazen yolda bir "Günaydın" bir "Merhaba" ile başlar konuşma, sürer gider. Onlar da mutludurlar birilerine iç dökmekten ya da karşılıklı konuşmaktan. İnsan insanı arar daima. Toplumda güven azalmışsa bile küçük bir tanışma aralığından sonra içinizden gelen güvenle cesaretleniyorsunuz. 

Annem de, babam da annelerini hiç tanımamışlar. Annem henüz bebekken, doğduktan çok kısa bir zaman sonra annesini kaybetmiş. Babam da "Çok çok küçükken" derdi. İkisinde de annelerinin fotoğrafı yok. Annemi babası ve büyük ablası büyütmüş. Çocukluk işte; belki o yüzden küçükken annemin teyzeme olan sevgisini, ilgisini çok kıskanırdık. Ve sonra Onun ölüm haberiyle duyduğu büyük üzüntü, yıkım adeta. Gençliğimize rastlamıştı. Gece çalan her telefon o yüzden ürkütür beni...

Aralık Ayı sanki ölümlerin yaşandığı ay gibi gelir bana. Oysa ayların ne suçu var? Annemi bir 8 Aralık günü kaybettik.Ama O kendinden 10 yıl önce bir 12 Aralık günü kızının ölümüne tanıklık etti. Bir güzel insanı, benim için unutulmaz bir kardeşi erken yaşta kaybettik o gün. Çok iyi yetişmiş kızı ve oğlu hayatı en iyi şekilde devam ettiriyorlar.


Asıl olan anıları yaşatmak değil midir? Anılara sahip çıkmak, yaşamı yaşanabilir kılmak. Yitirdiklerimizi saygıyla, sevgiyle anmak. Mezarlığa her gidişimde çocuk mezarları da dikkatimi çeker.Çok erken yaşta hayata veda etmişlerdir.Bazen 5 günlük, bazen birkaç aylık, ya da birkaç yaşında.

Annemin mezar taşında çok sevdiği, bir zamanlar ezbere söylediği "Uçun Kuşlar" şiirinin ilk dizesi yazar.
"Uçun kuşlar uçun doğduğum yere"
Devamını mırıldanırım:
"Şimdi dağlarında mor sümbül vardır,
Ormanlar koynunda bir serin dere,
Dikenler içinde sarı gül vardır."


Anneliği özveriyle sürdürmüş ve sürdürmekte olan tüm değerli annelerin, biyolojik anne olmasa da çocukları bir anne gibi seven tüm kadınlarımızın, sevgiyi, şefkati, merhameti gerçek değerler olarak kabul eden tüm insanlarımızın ANNELER GÜNÜ kutlu olsun.


12 May 2017

ENGELLİ BİR ÇOCUĞUN ANNESİNE SÖZLERİ...



10-16 Mayıs Dünya Engelliler Haftası olarak anılıyor.
Yaşantımızda o kadar çok engel var ki; Toplumsal engeller, bedensel engeller, duygusal engeller, yüreğimizin engelleri... Engellilerle ilgili bir yazı düşünürken tesadüfen çok etkileyici bir şiir okudum.
Tesadüf, eski bir blogger Ayda Cerrah'tan izin alarak o şiiri paylaşmak istiyorum.

ENGELLİ BİR ÇOCUĞUN ANNESİNE SÖZLERİ...

Merhaba anne...
Nasılsın?
Ben iyiyim.
Doğmama çok az bir süre kaldı
Ama sana söylemem gereken bir şey var..
Kimilerine göre bazı eksikliklerle geleceğim...
"Özürlü" diyecekler bana...
Ama ben kimseden "özür" dilemeyeceğim anne...
Senin dışında...
Senden şimdiden özür dilerim...
Beklentilerin hepsine cevap veremeyeceğim için.
Komşumuz çocuklarını benimle oynatmak istemediği zaman boynunu eğeceğin için..
"Bana doğru düzgün bir evlat bile veremedin" sesini
duyarsan bir gün... Kulağındaki her yankısı için...
Mağaza mağaza dolaşıp bisiklet seçmenin tatlı heyecanı yerine,
Tekerlekli sandalye almanın burukluğunu 
sana yaşatacağım için.
Çağrılmayacağımız her aile toplantısı, bayram kutlaması, piknik için...
Ya da çağrılmayacağın ama benim yüzümden
gidemeyeceğin her toplaşma, her düzenlenen kadınlar günü için...
ÖZÜR DİLERİM ANNE...

Ama senden bir isteğim var;
Benden sakın vazgeçme anne!
Bacaklarım güçsüz olabilir...
Kolayca tırmanamayabilirim merdivenleri...
Sakın beni taşımaya kalkma anne!
Tamam engelleri birlikte aşalım yine...
Ama sen elimden tutma!
Bana yardım etmek istiyorsan yukarı çık ve bana
"gel" de!
Çıkamadığım için ağlayabilirim belki de...
Ama sen ağlat beni anne!
Ağlasam da daha çok merdiven çıkarmalısın bana...
Yoksa asla güçlenemem.

Kulaklarım iyi işitmeyebilir... Konuşmaya başlamam
biraz zaman alabilir belki...
Ama sen sakın suskunluğa bürünme anne!
Daha çok konuşmalısın benle!
Daha çok şarkı söylemeli, daha çok kitap okumalısın bana! Yoksa asla konuşamam...

Belki bazı takıntılarım, ısrarlarım olabilir geldiğinde...
N'olur bana 'hayır' de anne!
Bana acıdığın ve beni mutlu etmek için,
istediğim her şeyi yapma hatasına sakın düşme!
Lütfen ağlat beni anne!
Şimdi beni ağlat ki, ilerde birlikte ağlamayalım.
Yoksa asla ayakta duramam.

Belki etrafındaki insanlardan biraz farklı bir yüzüm olabilir doğduğumda...
Çok iyi görünmeyebilirim belki...
Ama sen yine güzel güzel bak bana anne!
Öyle bak ki ben de aynaya baktığımda karşımda güzel bir yüz görebileyim.
Yoksa asla kendime gülümseyerek bakamam...

Bir şeyleri hemen kavramayabilir, çabucak anlamayabilirim belki...
Ama sen yine anlat bana anne! Defalarca anlat! 
Benden sakın VAZGEÇME !
Yoksa asla öğrenemem...

Son bir şey daha;
Lütfen bu satırları okurken ağlama!
Çünkü ben yazarken inan hiç ağlamadım ANNE!

Ayda CERRAH

Ayda Cerrah'a çok teşekkürler. Dileriz bütün "engeller" aşılabilecek türde olsun.


9 May 2017

İNSANLARIMIZ; BİR USTA...




Gerçek insan öykülerini, insan gözlemlerini çok seviyorum. Farklılık yaratanlara, işini aşkla yapanlara saygı duyuyorum. Adeta iğneyle kuyu kazarak kendisine ve çevresine küçük de olsa güzel katkılarda bulunmaya çalışan farklı insanlar bunlar... Keşke çoğalsalar, keşke değerleri bilinse.Keşke hak ettikleri parayı kazansalar.

Bir hafta önce bir usta tanıdık. Bir kundura tamircisi; artık kaybolmaya yüz tutan bir işi inatla, çabayla, büyük bir titizlikle  sürdürüyor. İhtiyaç üzerine sorarak bulduğumuz, "iyi ki tanımışız" dediğimiz, tanımakla mutlu olduğumuz, nitelikli bir insan...
                       

Ana caddeden içeriye doğru ilerleyip ara sokağa girdiğimizde küçücük bir dükkan. Sorarak bulduk. Ama usta o civarda tanınıyor. O küçücük dükkanda her şey öylesine düzenliydi ki; Ayakkabı bağcıkları,  taban astarları, kundura boyaları, cilalar... Ve hep gülümseyerek işini yapan, işini benimsemiş gerçek bir usta.
                                 
Dükkandan içeri girdiğimizde bir ziyaretçisi vardı Sohbet ederken aynı zamanda işini de yapıyordu. Hemen bizimle ilgilendi. Çok rahat ama biraz yıpranmış eski bir ayakkabımı götürmüştüm. İç astarı değişecekti. İki seçenek sundu, iki fiyat söyledi. İşlemden sonra ayakkabım eskisinden çok daha rahat, daha kullanılabilir oldu.
                             

Asıl ilgimizi çeken, o küçücük dükkanda oluşturduğu i Atatürk Köşeleri oldu. Köşelere baktığımızı görünce yüzünde kocaman bir mutluluk ifadesiyle gülümsedi.
Bir hafta sonra bugün düşünüyorum da; Varsın birileri haksız yere bütün değerlerimize karşı çıksın, inkar etsin, reddetsin... Bu değerbilir güzel insanlar olduğu sürece her şey daha güzel, daha farklı olacak.
Mersin'de koca yürekli bir usta, küçücük dükkanında umut dağıtıyor...


4 May 2017

ANILTI- BİR KİTAP TANITIMI...




Şiir sevenlerden misiniz? Dünyaya farklı bir pencereden bakan, dünyayı güzelleştirmeye çalışan, bunun için çaba harcayan, insanları seven kişilerden misiniz? Yıllardır dikkatimi çeker; Şiir yazan ya da şiir seven insan sevecendir. İyi insandan, güzel insandan, güzel bir dünyadan yanadır. 

Blog arkadaşım sevgili Sezer Özşen'le karşılıklı bir kitap dostluğumuz oldu. Ben ona "Geriye Kalan" adlı kitabımı, o da bana "Anıltı" adlı şiir kitabını hediye etti. Kitaplarımız İzmir-Mersin arasında uzun ve maceralı bir yolculuktan sonra yeni sahiplerine ulaştı. 

Blog arkadaşlığı farklı bir şey; Hiç görmediğiniz, bilmediğiniz bir insanı yavaş yavaş tanıyor, seviyorsunuz. Ele aldığı konular, yazım tarzı, yorumları, seçimleri, yaşam biçimi... Pek çok detayda onun kişiliği gizli. 

"Anıltı" Momentos Blog sahibi Sezer Özşen'in ilk şiir kitabı. 1982-1994 yılları arasında yazdığı şiirlerden oluşuyor. Kitap 60 sayfa civarında. Bu tanıtım yazısında "Anıltı"dan yapacağım alıntılarda şiirlerden dize buketleri sunmaya çalışacağım. Parçalar da bütün hakkında yargılara götürmez mi? 

Bu alıntılarda Sezer Özşen'in çocuksu yüreğini, hümanist yapısını, hayal gücünü siz de fark edeceksiniz. Söz onda:

MUM UĞULTUSU

Türbe ve kiliselerdeki
MUM'ları çalıyorum teker teker, 
(Cebimde param olduğu halde)

Bütün insanların dilek MUM'larını,
kocaman bir adak MUM'u yapıyorum.
Götürüp yedi tepelerden birine, 
                  sonsuza dek yakıyorum.

İSİMSİZ
Sevgi,
bir çöptü gözümde.
Büyüdü,
büyüdü
Kocaman
          arpacık oldu.

KUYTU UYKU
Hey, boş musun 
                   beyaz bulut?
açar mısın bana yatağını,
                    kimseler yoksa orada?!...

GEMİ

Küçük kamaralı bir gemiydi
İçinde her çeşit hayat
           kırıntıları vardı
ve aç, sefil fareler
            onları yedi.



-----------------------------------------------
Teşekkürler sevgili Sezer Özşen.
Şiir hayatımızda hep var olsun.



1 May 2017

MEMLEKET ÖZLEMİ...

1 MAYIS EMEK ve DAYANIŞMA GÜNÜ KUTLU OLSUN.



      MEMLEKET İSTERİM

Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim
Ne başta dert ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun
Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim 
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikayet ölümden olsun.

Cahit Sıtkı TARANCI.



         YALNIZLIĞA DAİR

Can yoldaşın olmazsa olmasın,
Yalnızım diye hayıflanmayasın.
Eğilmiş üstüne gökyüzü masmavi,
Bir anne şefkatine müsavi;
Üç adım ötede deniz;
Dosttur ne öfkesi ne durgunluğu sebepsiz
Bir derdin varsa açabilirsin ağaçlara;
Ağaç yaprak verir sır vermez rüzgara.
Ve kış yaz
Dalda kuş eksik olmaz.
Dağ başında duman.
Yalnızlık nedir göreceksin öldüğün zaman.

Cahit  Sıtkı TARANCI.