20 Haz 2017

NEBİYE TEYZE...



Hayat akıp giderken bazen öyle bir gün yaşarsınız ki;bir insan, bir olay, bir davranış, bir şarkı veya bir türkü gününüzü farklı kılar. Gününüze renk katar, anlam kazandırır. Bir insan hayatınıza dokunur adeta.
Bir tüy hafifliğinde ince, naif bir dokunuş ama etkisi günler, aylar belki yıllar sürer...

Bugün Mersin Alzheimer Derneği Yaşlı Bakım Merkezi'nde bir gün kutladık. Bir doğum günü. Pastalı, mumlu, müzikli bir doğum günü kutlaması. Dernektekilerin çok sevgili Nebiye Teyzesi bir yaş daha alıyordu. 

Onunla ilk tanışmamız Dernekte "Üretici Kadınlar"la ilgili bir sunumun ardından çay saatinde, yazdığım bir şiiri okumamla başladı. Bitince göz göze geldik. Çok zarif ve kibar bir edayla "Sizinle tanıştığıma çok memnun oldum." dedi. İçim titredi, tam bir İstanbul Hanımefendisi görünümünde idi. Boyasız gümüşi saçlar, şık, sade bir giysi, insana güven veren bir görünüm. 

Daha sonraki karşılaşmamız Dernek bahçesinde "Anneler Günü" nedeniyle düzenlenen kahvaltıda oldu. Aynı masada karşılıklı oturduk. Görevli gençler kahvaltısını getirdiler. Çok seçici, sağlığına özen gösteriyor. Sohbet sırasında nereli olduğumu sordu. "Adanalıyım" dedim. 

İnsandan insana "uzun ince bir yol." İster "duygu yolu" diyelim, ister "akıl yolu." Bir süre sonra insan ortak bir dilde-"insanlık dili"- konuşmaya başlıyor. İnsandan insana köprü kurulunca rastlantıları da keşfediyorsunuz. Adana-Mersin güzergahında ortak anılar, ortak adlarla buluştuk. Yıllar önce Nebiye Teyze Adana Kız Enstitüsü Dikiş Bölümünde annemin öğrencisi imiş. Geç rastlamışız birbirimize. Keşke geçmişte bir araya gelip eski günleri yad etselerdi. O yıllarda avukatlık yapan babamı da çok iyi tanıyor.

Nebiye Teyze konuşmamız sırasında heyecanla, gözleri parlayarak "Torunlarım" diyerek anlatıyor. Boş bulunuyorum "Çocuklarınız neredeler?" diye soruyorum. "Benim hiç çocuğum olmadı. Yeğenlerim, çocuklarım, torunlarım gibidir. 7 torunum var " diyor. 
O gün kahvaltıdan çok, tatlı dilli- güler yüzlü bir İstanbul hanımefendisinin güzel sohbetiydi bizi doyuran. Ve o Anneler Gününde bir kez daha anladım ki kan bağıyla "anne" olmak çok önemli ama yüreğinizde insan sevgisi varsa onu en iyi şekilde dağıtıyor, "anne" gibi de davranıyorsunuz.
_______________________________________

Bugün Nebiye Teyze çok şık.Açık renk bir pantolon takım ve üstünde onu tamamlayan aksesuarlar.Kolye, bilezik, yüzük, küpe.Ama hiçbiri fazla durmuyor. Takı sevmeyen ben bile hoşlanıyorum o güzel uyumlu beraberlikten.Hepsi ince bir zevkle alınmış, hiç de abartılı durmuyor.

Harika bir belleği var. Yanımızdaki arkadaşlara Adana'dan, annem ve babamdan söz ediyor.Adlarını söylüyor. O konuşmamızın üzerinden bir ay geçmiş, unutmamış. Sürekli işleyen, bilgi depolayan bir beyin.93 yaş... Neredeyse bir asır. İçine neler sığdırılmış. Abide-çınar kavramları bu insanda tam yerini buluyor. Bizler bugün o çınarın serin gölgesinde oturuyoruz. Yüzümüz güneşe dönük. Her söylediği değerli. Kaydetmeye çalışıyorum...
Ama hayır, kayıt yetmez. Bu konuşmalarda yüz mimikleri, ses tonu, vurgulamaları da kaçırmamak lazım.Yaşadığımız sürece öğreneceğimiz ne çok şey var.

Nebiye Teyze Alzheimer hastası değil. Burada kendi isteğiyle kalıyor. Odasını cennete çevirmiş. Balkonunda yeşillikler-maydanoz, nane, tere- çiçekler yetiştiriyor.
Her gün sabahtan belli etkinlikler için aşağıya iniyor. Çeşitli etkinliklere katılıyor. Bazen dikiş dikiyor.




Pastayı keserken:"Ölmek istemiyorum ama iyi yaşamak istiyorum." diyor. Ve ekliyor:" Adam gibi yaşamak, adam gibi ölmek lazım. Ot gibi yaşamak neye yarar?"  Doğum günü kutlamaları başladığında her kutlayan için Nebiye Teyze oturmuşsa bile ayağa kalkıyor, karşısındakini sevgiyle kucaklıyor. Saygıyla izliyorum. Bu salonda O'nun gibi yaş almak isteyen ne çok insan var. Bir hayran kitlesi oluşmuş adeta. Tablo gibi. Bu görüntüyü izlemek bile insana huzur veriyor, rahatlatıyor...







16 Haz 2017

HİÇ 'LERDEN UZAK OLMAK...


BİR HİÇ UĞRUNA...

Her şeyi vardı
Ama hiç dostu olmadı,
Hep lüks içinde yaşadı
Ama her şey kokuşmuştu.
Varlıkla yokluk arasında gitti geldi,
Yıllarca eğildi-büküldü. 
Elde-avuçta hiç kalmadı sonuçta;
Tükenmişti insanlık,
Tükenmişti merhamet,
Tükenmişti erdem,
Tükenmişti ahlak.
Dünyaya geldiği gibi gitti bir gün.
Cenazesinde hiç kimsecikler yoktu...

Makbule ABALI.



Hayatımızda çok benimsediğimiz, değer verdiğimiz, sahip çıktığımız EN'ler olduğu gibi bir de bizden uzak olmasını istediğimiz HİÇ'lerimiz var. Hiç onaylamadığımız, hiç düşünmediğimiz, yakınımızda istemediğimiz ... Bazen bir davranış, bazen bir alışkanlık, bir tavır, bir karakter... Yaşadıklarınız, deneyimleriniz zamanla bir duvar oluşturuyor çevrenize karşı. Aşılabilir ya da aşılamayan bir duvar. Bazılarının hoşlandığı şeyler sizin hoşlanmadıklarınız olabiliyor. Tıpkı sizin değer verdiklerinizin bazılarının gözünde değersiz sayılması gibi...


Zaman zaman düşünürüm; "Hiç sevmediklerim" deyince insanlar gelmez aklıma. Belki kırılmışımdır, incinmişimdir, unutmuşumdur en fazla. Ama sevmemek, düşmanca bir tavır içine girmek ayrı bir şey. Hiçlerimiz'de de seçici olmak gerekir elbette.Davranışlarda genelleme yaparım.Çok bağıran, gürültücü insanlar... Merhametsiz, sevgisiz, acımasız tipler... Başkalarını küçümseyen,üstünlük kompleksi içinde egosu tavan yapanlar...


Yalancılar, iftiracılar, haksızken haklı görünmeye çalışanlar... Kendinden güçsüzlere eziyet edenler, kadınlara, çocuklara acımasızca davrananlar... Hiç düşünmeden çevreyi kirletenler, doğayı acımasızca katledenler... Çıkarları için sevdiklerine, dostlarına ihanet edip kılıktan kılığa girenler... Haktan, adaletten, hukuktan uzaklaşarak yanlış kararlar alanlar... 
Bir HİÇ uğruna yaşamlarını altüst edenler, saygınlığını yitirenler... Hep uzağımızda olsunlar isterim...





8 Haz 2017

BİR YALNIZ ADAM...



Sahildeki yürüyüş yolu ne kadar kalabalık olurdu. Bugün tenha. Yürümek artık pek çok kişi için bir spordan çok alışkanlık haline geldi. Çok farklı insanlar var; Hızlı hızlı yürüyenler, koşanlar, bir banka oturup dinlenenler.

Yürüyüş saati için geç bir saatti. Ama bu saat, yürüyüş sonrası çay içmek için çok uygun bir zaman dilimiydi. Sahil düzenlemesi nedeniyle küçük çay bahçeleri hep kaldırılmış sadece bir tane büyükçe bir kafe-restoran kalmıştı. 

Hemen denizin yakınında kocaman bir mekan. Tamamı hiç dolu olmazdı. Minderli hasır koltuklar, ortası camlı hasır masalar.Ahşap tavanda kuşlar özgürce uçuyorlar. Belli ki mekanda besleniyorlar da.
Masaların altında gezinen 3-4 kedi içgüdüsel bir şekilde kuşları gözlüyorlar. Fırsat buldukları anda saldıracakları belli. 

Ama içlerinden biri var ki grubun biraz dışında duruyor. Daha sakin. Çocuklar ona yöneliyor, sevmek istiyorlar. Oysa o hemen kaçıyor, uzaklaşıyor.Diğer kediler de sanki ona uzak. Gruptan dışlanmış gibi adeta.

Ama az sonra tuhaf bir şey oluyor. Uzun boylu, şişmanca, hafif sakallı, 60-70 yaşlarında bir adam çay bahçesine giriyor, En kenardaki masaya tek başına oturuyor. Herkesten kaçan yalnız kedi birden koşarak o masaya yöneliyor. Oturan adama bakarak sabırla bekliyor. Adam tok bir sesle "Gel Kızım" deyince kedi birden sıçrayarak kucağına oturuyor. 

Adam o iri cüssesinden beklenmedik bir şefkat ve incelikle kedinin çenesinin altını okşamaya başlıyor. Belli, kediyle önceden bir tanışıklıkları var. Kedi öyle mutlu ve rahat ki yerinden ayrılmaya hiç niyeti yok. İçten içe mırıldanıyor sadece. 

Birden adam onunla konuşmaya başlıyor."Suna Hanım ben gelmeyeli nasılsın bakalım? Kedi onu adeta anlıyor, dinliyor, mırıl mırıl mırıldanıyor. Görüntüleri öyle hoş bir tablo ki , dayanamadım. Eşimle birlikte masaya yöneldik, fotoğraf çekmek için izin istedim.Hiç itiraz etmedi. Gerçi sadece kedinin resimlerini kullanıyorum. 

Yalnız insan konuşacak birini arar. "Her gün buraya gelir, aynı masaya otururum" dedi. "Suna Hanımla aramızda bir yakınlık-adeta dostluk- oluştu. Birkaç gündür gelemedim, beni merak etmiş anlaşılan. Ben de onu özledim tabii. " "Asıl Suna Hanım kim?" diye soramadım tabii. Kısa bir zaman dilimine koca bir yaşam öyküsü sığdırılabilir miydi?

Hem insanın hayal gücünü çalıştırması daha hoş değil mi? O gece düşündükçe ne öyküler kurdum kafamda. Bir nokta daha düşündürdü beni; Çocuklar ve yaşlılar konusunda hayvanlar daha duyarlılar. Sezgileri çok güçlü. Sevgi alıcıları açık. Kendilerine yönelen gerçek sevgi uyarıcılarını çok net ayırt ediyor ve o kaynaklara yöneliyorlar.
Suna Hanım da kedileri sever miydi acaba...?




2 Haz 2017

HAYATIMIZIN EN'LERİ...




    EN GÜZEL

En güzel deniz:
henüz gidilmemiş olanıdır.
En güzel çocuk:
henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz:
henüz yaşamadıklarımız.
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz
henüz söylememiş olduğum sözdür.

Nazım Hikmet RAN


Ta çocukluktan itibaren bizi etkileyen, güdüleyen EN'lerimiz hep vardı. Büyüdük, yaş aldık, çok büyük değişikliğe uğramadılar. Onların oluşmasında zevklerimiz, dünya görüşümüz, beğenilerimiz hepsi etkili oldu. "En" ayrıcalıklıdır, farklıdır, tekdir, kişiseldir.

Sevdiğimiz insanlar vardır. Ama en sevdiğimiz bir başkadır. İnsanlarda en sevdiğimiz davranış dürüstlük diyebiliriz. Karşıtı- hiç sevmediğimiz de yalancılık olur böylece.Bir insanda en çok görmek istediğim özellik içtenlik. En sevmediğim özellik iki yüzlülük.
Çocuk saflığı, masumiyeti en hoşunuza giden özellik ise, bu özelliği yetişkinlerde de gördüğünüzde nasıl da mutlu olursunuz. 

Dostluk sizin için en değerli konu ise dostlarınızı iyi seçer, onları kırmamaya özen gösterirsiniz. Sağlık hayatta en önem verdiğiniz konu ise onunla ilgili önlemler alır, dikkat edersiniz. Doğada en sevdiğiniz ne var dendiğinde belki de hiç ayrım yapmadan, çocuklar gibi sayarsınız; Dağlar, denizler, gökyüzü, ırmaklar, ağaçlar, çiçekler, kuşlar... Ülkemiz öyle zengin ki.

Hepimizin hayatımızda en'lerimiz var. Birbirine benzer ya da farklı. Acaba seçimlerimizde gerçekçi miydik?Hayat boyu en'lerimizi sorguladık mı? Hayatınız boyunca kimlerle gurur duydunuz? En çok gurur duyduğunuz kimdi? Hayat boyu en'lerimizin bilinçli ve gerçekçi kararlarla oluşmasını dileyelim...


Yazımı tam bitirmişken postacı bir kargo getirdi. Çekilişlerde hiç de şanslı olmayan ben, sevgili Handan'ın "Bir" adlı blog çekilişinde kazananlar arasındaydım. Bir güzel kitap, bir güzel file, bir güzel ayraç ve bir güzel plastik koruyucu. Bu inceliğe, bu güzel jeste çok teşekkür ederim. Sağlıkta-hastalıkta benim için "en güzel hediye" her zaman kitap olmuştur. Pazara giderken eminim filem çok işe yarayacak.