15 Ara 2017

SİYAH BEYAZ ÇOCUKLUK...



İnsan, düşünmek için hafızasına yol açtığı zaman ne çok şey hatırlıyor. Bellekte gizlenmiş yüzlerce anı yüzeye çıkmak için sabırsızlanıyor .Dün'le bugün arasında kıyaslamalar yaptıkça geçmişin anılar denizinde uzun bir yolculuğa çıkıyoruz. Deniz bazen dalgalı, bazen sakin olsa da beyin jimnastiği sağlayan bu yolculuk iyi geliyor hepimize. İçimizdeki çocukla el ele, kol kola sanal ya da gerçek alemde bir gezinti yapıyoruz...

Bu kuşak Internet kuşağı. Bizler daktilonun hüküm sürdüğü çağda yetiştik. Fotokopiler vardı. Nüshalar çoğaltılırdı.Kafa yorardık; imza nereye atılacak, yazım hatası olmamalı, damga pulu nereye yapıştırılacak...?
Zamanımız mı çoktu, bizi uğraştırırlar mıydı bilmiyorum. Geçmiş zaman...

Şimdilerde gençler beğenilerini kolayca iki tık tık'la tıklayarak ifade ediyorlar. Onca emek verilmiş çalışmalarda da tık tık... Yazı zor geliyor belki.Zaten yazılsa bile kısaltmalar ve emojiler var. Ama iyice bilmeyince anlamakta zorlanıyor insan. Çiçekler, böcekler, hayvanlar, insan yüzünün türlü çeşitli halleri ve eller, her şekilde parmaklar. Yazıyla mesajlaşmada 
slm - iki harf eksiğiyle selam. Selam, yarım yamalak oluyor böylece. msj-mesaj demek. İyi akşamlar'ın kısaltması yok galiba. Uzun bir kelime.

Emojiler, anlatmak ya da anlaşılmak için yeterli midir acaba? Ben pek emin değilim. Belki bizler henüz Internet diline çok aşina değiliz. Şair "Melali anlamayan bir nesle aşina değiliz." diyordu. Oysa melal değil de çağa ayak uydurma sorunları var pek çok yetişkinin.Örneğin ben telefonda insan sesi yerine talimatlar veren mekanik seslere hala alışamadım. Bazen çağın gerisinde hissediyorum kendimi.

Bizler zengin insanlar değildik. Ama yoksul da sayılmazdık. O yıllarda zengin-yoksul arasında uçurum yoktu.Gösteriş merakı da yoktu. Orta direk henüz çökmemişti.Çok zenginler çoğunlukta değil, azınlıktaydı.Dolmuşlar yoktu. Toplu taşıma araçları otobüslerdi. Cep telefonları zaten yoktu. O yüzden otobüslerde kimse yüksek sesle anlatılan hayat öykülerini veya farklı sohbetleri dinlemek zorunda kalmazdı. Henüz dinleme-anlama gündemdeydi.

Renkli fotoğraflar yoktu. Dijital fotoğraf  makineleri de. Karanlık odada tab edilirdi fotoğraflar. Düşünüyorum da her işte daha titiz olmak zorundaydı insanlar. "Beğenmedin, at" psikolojisi henüz her alana yayılmamıştı.Tüketim toplumuna henüz geçmemiştik. Üretme eğilimindeydi insanlar. Renkler her zamanki gibi cazibesini koruyordu. İsteyen fotoğrafçılarda siyah beyaz fotoğrafına renkli düzenleme yaptırabilirdi.

Hayatımız da çok renkli değildi zaten.Önlüklerimiz siyah, yakalar beyazdı.Gösterilerde giydiğimiz şortlar beyaz, kara tahtamız siyahtı. Okulların dış boyaları şimdiki gibi renkli değildi. Televizyonlar bile siyah beyazdı. Ama o yıllardaki filmler bir başkaydı. Filmlerde rolü olan kadın-erkek sanatçılar da farklıydı. Çok sayıda kişi tarafından taklit edilirlerdi. 

Cep telefonları olmayınca iletişim belki kısıtlıydı ama, daha çok hayal kurulur, daha çok özlem çekilirdi. Günlük tutulur, anket defteri doldurulur, mektuplar haberleşme aracı olarak kullanılırdı. İstanbul'da üniversitede okurken yazdığım uzun mektupları bir kutuda hep saklamış annem. Bulduğumda nasıl da şaşırmıştım.

Okula giderken kızların makyaj yapma adeti yoktu. 
Şimdi yeşile, maviye boyanmış saçları görünce çok yadırgıyorum. Tutucu değilim ama, kuralların yer ve zamanla, kurumlarla sınırlı olduğunu düşünüyorum.
Biz " Güzellik sadelikte gizlidir. gençliğiniz güzelliğinizdir" anlayışıyla büyüdük. Ama platonik aşklar vardı. "Hayallerinizin sınırını siz çizeceksiniz" derdi bir öğretmenimiz. Sınırları çizmek, güven, vefa. vicdan, ahlak, namus şemsiyesi altında yer almak önemliydi.

Varlık Dergisi, Varlık Yayınlarından kitaplar okurduk. Bu kitaplar şimdiki kitaplar gibi kuşe kağıda basılı değildi. Parlak, resimli kapakları yoktu ama gözümüz gibi korurduk. Şaka gibi geliyor şimdi. Okul kütüphanelerimiz bile vardı. Lisede Moliere'in bir oyununu sergilemiştik. Rolümü nasıl da ciddiye almıştım. Doğum günlerinde birbirimize kitap hediye etmek gibi bir alışkanlığımız vardı ve hiç de garip kaçmazdı.Kız çocukları için Barbie bebeklerimiz yoktu. Bez bebekler dikerdi anneler çocuklarına. Ortaokulda Ev-iş dersinde bez bebek yaptığımızı hatırlarım.Pazen kumaş kullanmıştık.

Şimdi Alışveriş Merkezlerinde çocuklara, bebeklere satılan giysiler bile payetli,pullu. Şimdiden süslü bebekler yetiştiriyoruz. Satış elemanına soruyorum: Çocuklar bunları hiç mi kirletmeyecek, hiç mi bu giysiler yıkanmayacak? Öyle isteniyor diyorlar. Modayı kimler belirliyor, kimler aldatılıyor, kimler aldatıyor?
Günümüzdeki gibi kafeler yoktu. Pastahaneler ve 
küçük çay ocakları vardı. Yazlık-kışlık sinemalar vardı. Hatta Adana'da tiyatro salonu bile vardı. O yıllarda Yıldız Kenterleri, Müşfik Kenterleri, Genco Erkalları izleme şansımız oldu. 

Dans okulları, jimnastik salonları, diskolar, barlar yoktu, ama İl Halk Kütüphanemiz vardı.Şimdi düşünüyorum da, acaba çok şeyden mahrum muyduk? yoksa pek çok yönden kazançlı mıydık? Ama halimizden memnunduk, yakınmazdık. Kendi kendimize yeterdik sanırım. Alışkanlıktan belki de, günlerce evde kalsam sıkılmadan kendime bir uğraş bulabilirim.. Beklentilerimiz çoktu gene de. Umudumuz, hayallerimiz, ideallerimiz vardı.

Dünyaya bakış açısı olarak kendimizi zengin sayardık.
Şimdi de öğrenim görmemiş ama kendini geliştirmiş, yürek zenginliği olan insanı yoksul ya da cahil saymıyorum ben. İnsan isterse çok yararlı, güzel işler yapabiliyor.Beyin kaydediyor, göz görüyor, kulak duyuyorsa çok şey gerçekleştirilebilir. Bunlardan birinin yetersiz olduğu durumda yürek ve beyin imdada yetişecektir.

O yıllarda çoğumuzun fotoğrafçıda çekilmiş siyah-beyaz bir fotoğrafı vardı. Fotoğraflar siyah-beyaz, anılar rengarenk idi.Doğal değil de poz vererek çekimler yapılırdı. Belki o yüzden hiç sevmem fotoğraf çektirmeyi. Ama çocukluktan kalma bu fotoğraf bilmem neden, baktıkça mutlu eder beni. Belki 23 Nisan çocukları gibi eteklerimizi tutarak yapay gülüşlerle poz vermediğim için. O yıllardan pek çok kişinin öyle bir fotoğrafı vardır sanırım.

Küçük şeylerle mutlu olan, elindekiyle yetinmesini bilen bir kuşak,  yaşadığı döneme ayak uydurmaya çalışıyor şimdi... Bazen sanal alem denen bir okyanusta boğulmamaya çalışarak, bazen gençleri anlamaya, bazen de kendini anlatmaya uğraşarak...Eski kuşak teknik konularda çok yeterli olmasa da kendini yeniliyor. Hayat boyu öğrenme devam ediyor. Mutlulukla mutsuzluk arasındaki uzun ince yolun ucu nerede başlar, nerede biter hiç bilinmiyor. Hayat bilinmezlerle dolu.Ne zaman... nerede... nasıl...? Teknoloji bu kadar ilerlemişken renkli hayatlarda hayatın sonunu kim tahmin edebilir? Bilgisayarlar sadece ona yanıt veremiyor...







24 yorum:

  1. Ne güzel anlamışsınız.. Çoğu şey yoktu ama biz huzurlu ve mutluyduk.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mutluluğun parada-pulda-zenginlikte olduğuna inanmıyorum. Türkiye'nin en zenginlerinden Eczacıbaşı'lar, Koç'lar, Sabancı'lar sanata yatırım yaptıkça daha fazla değer kazanıyorlar.
      Şimdi düşünüyorum da gerçekten huzurlu ve mutluyduk. Kavgasız münazaralarımız, haklı eleştirilerimiz olurdu.
      Sevgiler...

      Sil
  2. Sevgili kardeşim; yazıyı okuduktan sonra içimde bir ferahlık hissettim. Zira duygularıma öylesine tercüman olmuşsunuz ki... Ciddi çizginizi hiç bozmadan, insani hırsları belki hiç tanımayan ve çok kibar bir hanımsınız...
    Şurası, yine tam zorlandığımın dile vurumu gibi:"Küçük şeylerle mutlu olan, elindekiyle yetinmesini bilen bir kuşak, yaşadığı döneme ayak uydurmaya çalışıyor şimdi..."

    Bazen sokakta kendisinden çok küçük çocuklarla oyun oynayan birinin hayal kırıklıklarını yaşayıp, onların; ancak yaşıtlarına gösterecekleri tepkilerini hiç düşünmeden bana uyguladıklarını görüp, çok üzüntü çekiyorum. Yanlış yapan benim aslında. O nedenle, öz eleştirilerimle kapanır oldu gözlerim uyku evveli, son zamanlarda. Çocukluk hiç iyi durmuyor bir yaştan sonra insanın hareketlerinde. Kim bilir hangi eksikliğin tamamlama ihtiyacıdır bu, bir türlü bulamıyorum...
    Elinize, emeğinize sağlık.
    Selam ve sevgilerimle canım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel bir yorum sevgili Ece.Bilgisayarı kullanma konusunda bazen çok büyük eksiklikler hissediyorum. Mükemmeliyetçi değilim belki ama yaptığım işi iyi yapmak istiyorum, hata payını en aza indirmek istiyorum. Gençleri kırmadan çözümler üretmek mümkün tabii. Bazen yerini, ortamını yadırgıyor tabii insan. Ama yeni şeyler öğrenmek çok güzel. Beyin jimnastiği hepimize iyi geliyor sanırım.
      Güzel görüşlerin için de çok teşekkür ederim sevgili Ece.
      Esenlikler dilerim.

      Sil
  3. Ne kadar güzel anlatmışsınız👏🏻 Herşeyinde tadı eskide kaldı ama malesef:( şimdi hiç birseyi önemsemez ve hiç birseyden mutlu olamaz hale geldik :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazarken içimden geldiği gibi yazıyorum. Ve yazmak mutluluk veriyor bana.Böyle geri bildirimlerle daha da mutlu oluyorum. Önemsemek derken çok haklısınız.Boş veriliyor pek çok şeye sonra doyumsuzluklar ve mutsuzluk başlıyor.
      Çözümlenmiş, sevindim.
      Sevgiler...

      Sil
  4. Ben sıkı bir internet kullanıcısı olsam da o ķısaltmalara hiç alışamadım.
    Biz çok şanslıydık iyi ki o dönemleri gördük yaşadık. Çok güzel bir konuya değinmişsiniz.
    Sonsuz Sevgi ve
    saygılarımla. ❤❤

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynı ortak paydada buluşmak bazen insana iyi geliyor sevgili Özlem.İnsanlar zamanla yarışıyorlar, ihtiyaç halinde onlar da olacak belki ama hep onları kullanmak bana yanlış geliyor. Çiçekler hoşuma gidiyor ama onlar da ne kadar az.Kır çiçeği göndermek isterdim, yok.
      Çok teşekkür ederim.Tabii minik kalplere de.
      Sevgiler.

      Sil
  5. Dün bu kadar çok şeye sahip değildik, daha sade ve belki daha basit yaşıyorduk, ama mutluyduk. Şimdi ise her şey elimizin altında yine de geçmişe göre, daha mutlu olduğumuzu söyleyemeyiz. Teknolojinin nimetlerinden yararlanmak güzel, uyum sağlamak da yerine göre önemli. Ancak hayatımızı bu kadar çok kuşatmamalı!. *Hayatı, ıskalamamak için sosyal ağları da 'dengeli' ve 'ölçülü' kullanmak gerekir!* diye düşünüyorum. Benim için asıl önemli olan 'blog' lar. Diğer ağlar; face, twitter, instagram...bloglara köprü vazifesi görüyor sadece. Bu yüzden öncelikle yazılarımın duyurusunda link paylaşırken kullanıyorum bu ağları. Önemli bir konuya değinmişsiniz. Teşekkür eder, güzel bir haftasonu dilerim.
    Sevgiler, esenlikler dilerim..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Düşündüğüm konuları yazıya dökmek, daha derinlemesine düşünmek, bu görüşleri yorumlarla birleştirmek... Çok yönlü düşünmeyi seviyorum. Sosyal medyada ben de sadece blog ve yakın zamanda girdiğim İnstagramdayım. Yeni şeylerle ilgilenmek beni mutlu ediyor. Bilgilerimi tazeliyorum."Hayatı ıskalamamak için sosyal ağları da dengeli ve ölçülü kullanmak gerekir!" deyişinize yürekten katılıyorum.
      Anlamlı yorumunuza çok teşekkür ederim.
      Sevgiyle...

      Sil
  6. Makbule hoca yaşadıklarınız veya o dönemde yaşananlar sanki milyonlarca asır geçmiş gibi. Bazı şeyleri anımsıyorum bende. Teknoloji günden güne ilerliyor ama insanlık bir o kadarda geriliyor.
    Sosyal ağların bağımlısı olmadım. Ama deneyimlerim blog sayfama aktaracağım derken blogger bağımlısı oldum.
    Bunu fark ettiğim için bir süredir ve de uzun bir süre salı günleri ve haftada bir yazı yazmaya çalışacağım.
    Yazı yazmak güzel ama yazının ötesinde siyah ve beyaz anılarımızı unutmadan yaşamak gerekir.
    Maalesef dijital ortam, popüler kültür bunları yavaş yavaş unutmamıza neden oluyor.
    Bizlerin belleklerine geçmişin değilde her şeye sahip olduğumuz veya olacağımızın düşünce virüsleri ekleniyor. Mutluluk ve huzur kaynaklarımız ister istemez yok oluyor.

    Teknoloji iyi güzel ama kendimizi kontrol altına almadığımız zaman hem çocuklarımızda hemde bizlerde kalıcı sağlık sorunları yaşatıyor.
    Burada kadir kıymetten çok para, şan, şöhret, egolar, benciller kol geçiyor cirit atıyor. Yazım dili konuşma diline karşı konamaz bir güç bir unsur haline gelmiş.

    Eskiden büyükler küçükleri yanlış bir şey gördüklerinde uyarırlar öğütler verirlerdi. Şimdi bir kişiye uyarmak, eleştirmek, tavsiye ve öneri de bulunmak ne haddimize. O zaman sanırım büyüklerimiz karşısındaki kişinin veya kişilerin iyiliği için söylüyor diye pür dikkat hiç sesimizi çıkarmadan dinlerdik.
    Bir zarar başlarına gelmesin diye söylenen sözler şimdi sizin söylediğiniz karşı tarafın için ne kadar doğru olsa bile o kişi tarafında çok farklı tepkiler alınıyor.

    Bende sizin yazdıklarınız ile kendimi düşününce sanırım eksi kafalı olduğum görüyorum.
    Makbule hocam, her zaman ki gibi, bilgilendirmeye, düşündürmeye, sorgulamaya, geçmiş ile bugün ve yarınları yazma dili ile öğretiyorsunuz.
    Sizi tanıma şansına nail olduğum için gerçekten mutlu ve huzurluyum. Ufkunuz ve görüşleriniz belleğimde ölümsüzleştiğini söylemek istiyorum. Bu yazma yolculuğumuzda daha çok şeyler yapmanızı canı gönülden diliyorum.
    İlerleyen zamanlar içerisinde inşallah ne güzel projelere imza atarsınız.
    Sevgi ve Saygılarımla...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Abdullah, Söylemiştim yakın zamanda İnstagrama girdim. Uygulamaları sevdim de. Ama blog benim ilk göz ağrım. Bloğu da baştan beri çok severek sürdürdüm. Şimdi ikisini birlikte yürütmeye çalışıyorum.
      Bilgisayar kullanımı konusunda eksiklerimi gidermeye çalışıyorum.Sizler bizden çok ilerdesiniz.Bu konuda gençleri çok takdir ediyorum.
      Önerileri-nasihat demiyorum- kırmadan, uygun bir dille söylemek lazım.Sen farklısın. Olgunluğunla, kişiliğinle davranışlarınla çok güzel işler başaracağına inanıyorum.
      Ben de yaşamı boyunca iyi şeyler yapmaya alışmış biri olarak sağlığım elverdiğince yazacağım, çalışacağım.
      Uzun, anlamlı yorumuna çok teşekkür ediyorum.
      Esenlikler diliyorum.

      Sil
  7. Bu gün biz ne kadar şanslıyız ki dönüp baktığımızda çocukluğumuzdan kalma çok güzel sayfalar görebiliyoruz. Ama üzgünüm ki bu değerler çok çabuk tüketildi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mutlaka her dönemin kendine göre artıları-eksileri var.Ama tarafsız bir gözle de baktığımızda bizim kuşak daha şanslı gibi. En önemlisi İNSAN'ın değeri vardı.Pek çok değeri tükettik ya da düşürdük. Haklısınız.
      Yorumunuza teşekkür ederim.
      Sevgiler...

      Sil
    2. Merhaba Makbule'm.. Tam bir saat 20 dakikadır yazını okuyorum.. Defalarca ... defalarca okudum. Senin yazdığın her yazı gibi etkileyici yazdıkların
      Ama bir farkla ki, bu, beni de alıp götürdü o yıllara.. A aaaa !! bir de baktım ki, ben (flört) ettiğim yıllara sen yeni doğmuşsun!!! :))) Öyle olduğu halde o kadar bildik tanıdık ve hasret yüklü idi ki gözümde canlananlar, yıllarımı yaşadığım senin yaşadığın şehirde (Mersin'de) olmadığıma ilk defa bu kadar üzüldüm.
      Çok güzel yazı ifadesi olanlar tanıyorum ve yazdıklarına hayran oluyorum.. Öyle olduğu halde bende alışkanlık yapmıyor. Ama senin TÜM yazdıklarını en az 5-6 kez okumadan doymam mümkün değil.. Sanki sesini duyuyor gibi oluyorum o derece doğal ve mükemmel..
      Her yazdığını okuyorum bazen biriktirdiğim oluyor ama artık son zamanlarda pek yorum yapamıyorum.

      Dilerim kaleminin gücü ve duygu birikimlerin hiç azalmasın.

      Sil
    3. Sevgili Gülsen Öğretmenim, ben sürprizleri severim,siz de seversiniz diye düşünüyorum, bilmem yanılıyor muyum?
      Ancak benim sürpriz algılamam; bazen bir küçük ziyaret, bir küçük anı, bir demet kır çiçeği ya da sizin bu gelişiniz, harika bir yorum bırakmanız-öyle mutlu oldum ki, eşime de okudum-İnanın, mutluluk bu benim için.
      Hayalimde sizi düşündüm. Yakın zamanda yorum için bloğunuza gelecektim, siz benden önce davrandınız.
      Yaş konusunda sizi yanıltmak istemem. Bir Ajda Pekkan öykünüz vardı, hatırladıkça gülümserim. İlkokul, ortaokul, lise yıllarım Adana'da geçti. Doğum yerim de Adana. Bir Milli Bayram günü doğmuşum O yüzden baharları çok severim.Üniversite yıllarım İstanbul'da geçti. Yıl kaybım olmadan 1968'de bitirdim.
      Kendimden söz etmeyi pek sevmem.Ama sanki sizinle kol kola girdik ve anılarda kısa bir gezintiye çıktık. Sizi daha fazla yormak istemem. Aslında uzun bir sohbetin konusu olabilecek ne çok şey var dağarcığımızda...
      Pardon, yarım kaldı, Mersin, evlendikten sonra yaşadığım şehir. O arada 9 yıl Burdur Eğitim Fakültesi'nde Öğretim
      Görevlisi olarak çalışmam var.Hep çok severek çalıştım.
      Öyle güzel şeyler söylemişsiniz ki Gülsen Öğretmenim, bu yaşımda hala duygusal ve çekingen olan ben fark ettim ki, biraz gözlerimin görüş alanı değişmiş, biraz da yüzüm kızarmış. İnsanın ana yapısı çok kolay değişmiyor.
      Varlığınız, katkınız güç verdi, yazıma anlam kazandırdınız.
      Bu yazımı okumanızı çok istiyordum, seveceğinizi biliyordum.Ama kıyamıyordum. İnanın sanki iç sesimi duydunuz, beni yalnız bırakmadınız.
      İyi ki varsınız... Yürekten sevgiyle-Dostça.

      Sil
  8. heeey baksanızaaaa bu fotodaki güzellik sizin hani var yaaa uzakta izmirdeki sarışın güzellik var yaaaa ona benziyo ama di miiii :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısın benzetiyorlar. Ama o bir başka güzeldir. ben de çocukken çok güzelmişim. Güzellikten söz etmek bana pek doğru gelmiyor. Çocukları da öyle alıştırmamak lazım diye düşünüyorum. Akıllı olsunlar, güvenilir olsunlar, insancıl olsunlar, dünyaya sevgi ile baksınlar.

      Sil
  9. Bir bugünde bir geçmişte gezindim yazınızda. O zaman nasıldı çok şey şimdi nasıl. Kıyas, karşılaştırma derken gerçekler.

    Atlamadan her şeyi anlatmanız, her şeyi hatırlamak, nasıldık nasıl olduk gerçeğinde gezinmek anlamlı da oldu.

    Çok severek okudum. Emeklerinize sağlık :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zaman zaman söylerim, bilirsiniz;Yazmayı gerçekten çok seviyorum, içimden gelerek yazıyorum. Nostaljiyi sizin de ne kadar sevdiğinizi biliyorum sevgili Yasemin. İnstagramda yeni bir karşılaşmaya çok sevindim.
      Umarım her konuda gençler bizden daha ileride olcaklar, bizleri hayal kırıklığına uğratmayacaklar.
      Sevgiyle.

      Sil
  10. Eski güzel günlere özlem hiç biter mi? 👍😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kişisel olarak değer yargıları, beklentiler, sorunlar farklı mutlaka. Her şey ona göre şekilleniyor.
      Esen kalın.

      Sil
  11. Değerli yazınız üzerine geçenlerde okuduğum beni etkileyen bir tespiti paylaşmak isterim:
    "Ölüme,sefalete ve cahilliğe çare bulamayan bizler" diye başlar Pascal, "mutlu olmak adına bu gibi şeyler üzerine düşünmemeyi seçtik." Sosyal medya bu gibi şeyler üzerine düşünmememizi sağlar."-Dominic Pettman

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok etkileyici sevgili Bahar, insanların uzun uzun düşünmeleri lazım bu deyiş üzerinde. Ama sanırım "düşünmeyi unutturmak " konusunda da çok yol katettiler.İnsan eğitme konusunda "sosyal medya" çok başarılı(!)
      Anlamlı yorumuna, katkına çok teşekkür ederim.
      Sevgiler.

      Sil