İnsanız, duygularımız var, karmakarışık; Mutluluk, aşk, coşku, acı, nefret, korku, şüphe, şaşkınlık, utanç, stres, duyarsızlık, merhamet, sabır, şefkat, kıskançlık... Bazen kişiliğimizin ta derinliklerinde, pek dışa vurulmayan, bazen bizi olağan dışı davranışlara iten, heyecanlandıran...
Duygularımız; bizim insan yanımız. Bizi biz yapan, bizi bütünleştiren, kendimizi ifade etmeye yardımcı olan dürtülerimiz... Olaylara, kişilere, yaşadıklarımıza göre farklı duygular yaşıyoruz, farklı tepkiler gösteriyoruz. Duygularımızın ifade ediliş tarzı da bizi başkalaştırıyor. Başkalarından farklı kılıyor.
Sevgisini platonik aşk düzeyinde yaşayan da var, sevdiğini çok kıskandığını söyleyip uğruna cinayet işleyen de... Son yıllarda kanlı aşk cinayetlerinin sayısında inanılmaz artış var. Ülke sevgisini yararlı işler yaparak, şiirlerle dile getiren de var, bir sözle kıyasıya kavgaya tutuşup vatansever olduğunu iddia eden de.
Bir insana güven duyarken neleri ölçü alırsınız? Ya güvensizliğinizi neler etkiler? İnsan düşününce şaşırıyor; Ne oldu, neler yaşadık da toplum olarak bu denli birbirimize güvenemez hale geldik? Yalan, aldatma, acımasızlık, şiddet giderek arttıkça insanların karşı çıkma duyguları da kabarıyor. Duygularımızı gizleyebiliyor muyuz? Acaba beden dilimiz, ses tonumuz, bakışlarımız, duruşumuz da bizi ele veriyor mu? Bazı duygularımız yılların ardından erozyona uğradı. Eskiden böylesine öfkeli insanlar mıydık?
Öfkelenen insanda beden de büyük değişime uğruyor: Yüz mimikleri gerilir, gözler yuvalarından fırlayacakmış gibi olur, yumruklar sıkılır, ses kısılır, yüz kızarır. Son yıllarda öfkenin de şiddeti değişti. Öfke, hırs tavan yaptı adeta. "Yan baktın, ters baktın, yerime oturdun, önüme geçtin, beni eleştirdin, fikrime katılmadın " gibi deyişlerle her davranış tepki sebebi olabiliyor. Duygularımız değişken, iniş çıkışlı. Yaşa göre, duruma göre, yaşadıklarımıza göre duygularımızın yoğunluğu da değişiyor. Örneğin küçük bir çocukta en yoğun duygular sevgi ve güven. Anne veya babasının elini sımsıkı tutar, kendini güvende hisseder. Kucaklanır, korunduğunu bilir, içinden geçeni olduğu gibi söyler, sevgiyle gülümser, rahattır, güvendedir. Sevgi, güven, hayat boyu her yaşta ihtiyaç duyulan temel duygular. Zedelenirse; Kişilik bozuklukları, davranış kusurları da başlıyor. Ergenlikte kendini gösterme, gösteriş duygusu ağır basar. Orta yaşlarda dost arar insan, sevgi arar, vefa arar. Sevgi, vefa, güven daha sonraki yaşlarda iyice ihtiyaç haline dönüşür. Son yıllarda çeşitli nedenlerle kimi insan adeta duyarsızlaştı, olaylar karşısında tepkisiz kalıyor. Acı, nefret, şüphe, güvensizlik, acımasızlık gibi duygular arasında çatışmalar yaşanıyor. Kimisi de aşırı duyarlı hale geliyor, kuşku, korku, kaygı, stres içinde bocalıyor. İnsanlar; birbirlerini dinleyip-anlayıp, duygularını okumayı başarabilselerdi; sağlıklı kişi, sağlıklı toplum özlemimiz belki de daha kolay gerçekleşirdi.
Yılın ilk ayının neredeyse sonuna geldik. Varlığıyla mutlu olduğumuz ya da mutsuz olduğumuz şeyler var. Zaman zaman sanki istekler, beklentiler değişiyor, anlık ruh hallerine kendimiz de şaşırıyoruz.
Aylardır doğanın, ürünlerin ihtiyacı için yağmur beklerken öyle bir yağmur yağıyor ki, yararla zarar dengesi değişiyor. Yağmurun dinmesi bekleniyor. Kar çocuklar için coşku yaratırken, yolda kalanlar ya da barınaksız, korunmasız olanlar için bir eziyet olabiliyor.
Yalnız kendini ve yakın çevresini düşünmeyip, diğer insanların, canlıların da varlığını kabul edebilenler için mutluluk ve mutsuzluk anlık geçişlerle bir denge kurmaya çalışıyor. Çocuklar bu konuda çok başarılı. En doğal yöntemlerle öfkelerini de kızgınlıklarını da pervasızca söylüyor, hemen ardından en içten kahkahalarla durulduklarını da vurguluyorlar. Bayılıyorum o hallerine.
Doğa da öyle. Kimseye kendini beğendirme ya da hoş görünme kaygısı olmadan yaşamını sürdürüyor. Yağmurun hemen ardından güneş beliriveriyor. Üşürken terliyorsunuz. Meyve veren ağaçlar da zıtlıkların peşinde Çiçeği ve meyvesi aynı dalın üzerinde.
Doğa mucizelerle dost. Kendi kendine yenilikler ve sürprizler peşinde. Zaman zaman da hayal kırıklıkları yaşatıyor. 3 yıl önce İnternet kanalıyla aldığımız yediveren cinsi limon ağacımız ancak bu yıl meyvesini verdi. Üçüncü yılında dalda 3 tane limonu var. İkinci ağaç halâ baharı bekliyor! Sabrımızı test ediyor sanırım.
Hayat devam ederken yaşanan onca olumsuzluğun yanında öyle güzel şeyler de var ki. Bunaldığınız bir anda tebessüm ediyorsunuz. Yüzünüz aydınlanıyor. gözleriniz parlıyor. "İyi ki varsınız" dediğiniz insanlar, bazen diğer canlılar, doğadan küçük izler, bir kitap, bir film, bir gazete haberi, bir program, bir tiyatro oyunu, emek ve göz nuruyla oluşturulmuş bir eser...
Aklınıza gelen tüm güzel şeyler, iyi insanlar, hayata tat katan her şey. Hayat onlarla güzel. Hayat onlarla anlamlı... Puslu bir havada günü aydınlatırlar adeta. Belki bir hastane odasında sesleri, davranışlarıyla ruhsal terapi yapar, kapalı bir mekânda saygılı, yaklaşımlarıyla umut tazelerler.
Kurudu sandığınız bir çiçeğin tomurcuklanması, kuru bir ağacın dal budak salması, çıkamadığınız bir basamakta uzanan bir yardım eli... Hepsi cankurtaran simidi gibi gelir insana. Çok sevdiğiniz eski bir dosttan gelen kitaplar, yeni bir arkadaşın ilgi ve yardımı, güzel jestleri sizi düşünceler, hayaller dünyasına sürükler. Bir tas çorbayı, bir kâse aşureyi şifa niyetine içer, sindirirsiniz.
Hele kendinizi yalnız ve çaresiz hissettiğiniz bir zamanda sevdiklerinizin ziyareti, yuvanızı güllük gülistanlık yapar. Minik eller boynunuza sarılır, kulağınıza yumuşacık bir ses fısıldar: "Ben de çok özlemiştim." Yemek, içmek önemsizdir o anda. Ruhsal doygunluk sağlar, rahatlarsınız.
* Bir çocuk size gülümseyerek bakarsa, bilin ki sosyalleşmeye başlamıştır. Anne babasının eline sımsıkı yapışarak ürkek ürkek bakıyorsa asosyal bir çocuk yetişiyor diyebiliriz.
* Doğruyu bulmak için bir ay, bir yıl, bir ömür gerekirse, yalandan vazgeçmek için ne kadar süre gereklidir?
* 365 gün yalan söyleyen kişi, sonunda kendi yalanlarını da gerçek sanabilir mi?
* Dinlemeden, anlamadan, konuşmadan, yeterince bilgi sahibi olmadan kişileri yargılamaya kalkanlar yanılır, gerçek sonuçlara ulaşamazlar.
* Kişi ya da kurumlar güven tazelemek için, işe göre insan seçmek yerine, adamına göre iş bulmaya çalıştıkları için sürekli zarara uğradıklarını neden kabul etmezler?
* Bir kurumda tecrübelere değer verilmiyorsa, usta-çırak ilişkisi yok sayılıyorsa, iyi ile kötü aynı kefeye konuyorsa kökten çürümüş ağaçlar gibi bir gün yıkıma uğrayacaklardır.
* Toplumsal bir münazarada gibiyiz. Yanlışı savunanlar kazanmış sayılırsa, gerçek doğrulara tez zamanda ulaşılamaz.
* Bir kişiye ya da gruba sırf karşı çıkmış olmak için , neden bazı insanlar doğru bildiklerine dahi yanlış derler?
* Dost sandığınız kişileri gerçek yüzleriyle tanıdığınızda hayal kırıklığı neden çok büyük olur? Nedenlerle sonuçları birlikte düşünmek çok mu zordur? İnanmak ne kadar gerçekse yıkım da o denli büyük olur.
* Neden bazen suçu kendimizde aramayız? Zamanında batırılan iğnelerden canınız yanmadıysa ya da tepki göstermediyseniz çuvaldıza itiraz etmemek gerekir.
* Gerçeklerin anlaşılıp su yüzüne çıkması için kaç yıl gerekir? O süre içinde kim ölür, kim kalır, kim kazanır, kim kaybeder?
* Stres, endişe, kaygı, korku, sıkıntı ve üzüntüler, birikimler dışa atılamayınca bedende ne tür hastalıklara neden olur? Ruhsal birikimler hangi organlardan kaç yılda toplanabilir? Kişisel sağlık, toplum sağlığıyla ne kadar bağlantılıdır?
Çiçeklerle insanlar arasında gizli bir bağ var sanki. Onların da insanlar gibi duyguları olduğuna inanıyorum. Çiçeklerle konuşan insanlar vardır. Belki içte kalan bir sohbetin dışa vurumu gibi.
Örneğin annem her çiçeğiyle tek tek ilgilenirdi. Coşkuyla açardı çiçekler. Hava, su, toprak, ısı, ortam, sevgi, ilgi... Hiçbir şeyleri eksik değildi ki. Yasemin, menekşe, güller, ful, zambak, çiçek açan kaktüsler. Balkonda sıraya dizilmiş okul çocukları gibi sakin, rahat, hep birlikte şikâyet etmeden geçinip yaşarlardı.
Sanırım o ortamda büyümenin kalıcı izi olsa gerek, ben de çiçeksiz ev düşünemem. Yapma çiçekler değil, capcanlı, beni de alın yanınıza diyerek adeta ses veren çiçekler. Evin bir bireyi gibi yerini bulmuş çiçekler. Sularını, yumurta kabuğu ya da çay sularını, çiçek besinlerini hiç eksik etmem.Karşılıklı, çıkarsız bir dostluk bu. Açtıkları zaman mutlu olduklarını hissederim. Duygusal bir bağlılık bu.
Yaklaşık 15 gün kadar önceydi. Kızımın çok tatlı, ince, naif bir arkadaşıyla, bir projenin başlangıç çalışması için bizim evde buluştuk. O kadar zarifti ki, elinde kocaman harika bir çiçekle geldi. Saksıda çiçeğin Lâtince adı yazılı bir kart. Sunny Robyn. Kartın arkasında çiçeğin bakım koşulları belirtilmiş.
Asıl önemlisi çiçeğin içinde inci gibi bir yazıyla yazılmış ikinci kart. Çiçeğin anlamı yazılmış: "Temiz niyetlerle duyulan, incelikli ve derin bir sevgi" Altında bir cümle; Ne güzel bir tesadüf oldu bu çiçeğin anlamı, tıpkı karşılaşmamız gibi...
Çok sevgili Dilek, inan çiçeğine gözüm gibi baktım. O kadar güzeldi ki. Tek tek bütün goncalar açtı, sırayla- günbegün. Sonra bir gün baktım, bir bölümdeki yapraklar solmaya başlamış. Ardı ardına açan çiçekler kuruyup düşmeye başladılar. Son hali yoğun bakımdaki bir hasta gibi. Üstünde sadece tek çiçek kaldı. Tek başına.
Çiçekler de insanlar gibi. Onların hayatının da bir anlamı var. Her şey zamanını bekliyor. Günü gelince yeni bir hayat var önünde. Ben merakla gözlemeye devam edeceğim. Tekrar ne zaman can bulacak? Baharı mı bekleyecek, kış uykusuna mı yatacak?
Önce tomurcukların açmasını beklemiştim. Çiçekler güzelliklerini sergilediler ve tükendiler adeta. Tıpkı insanlar gibi. Ama inanıyorum ki hayat devam ediyor. Umudumu yitirmedim. Gün gelecek, Robyn sağlam köklerinden güç alarak yeniden uyanışa geçecek. Öyküsü mutlu son'la bitecek.
Her başlangıç güzeldir; Başlayınca devam etmek istersiniz. Yeni bir umutla, yeni birikimlerle, yeni bir heyecanla. Gerçeklerle hayaller arasında yeniden var olmaya çalışır, duvarları-çitleri kaldırıp, önünüzde aydınlık, tertemiz, güvenli yollar bulursunuz kendinize.Kış uykusuna yatmak değil, adeta yeniden var olmak gibidir yazmak. Şiiri uğraş edinmenin en güzel yanı bu. Şairlerin diliyle-gözüyle-ruhuyla dünyaya tanıklık edersiniz..
Kış koşulları zordur dünyanın her yöresinde. Yağmur, soğuk, fırtına, kar yaşamı felç eder bazen. Doğa kanunu; direncini yitiren her canlı, başlangıçtan bitişe doğru yol alır. Bilinmez, bazen uzun bazen kısacık bir ömrün tükenişidir bu.
Ünlü şairler şiir diliyle ne güzel dile getirmişlerdir son' u. Güzel dile getirilen her şey çabuk kabul görür. "Neylersin ölüm herkesin başında / Uyudun uyanamadın olacak / Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında /Bir namazlık saltanatın olacak / Taht misali o musalla taşında" der Cahit S. Tarancı.
Şairler de ölür; Ancak kalıcı izler bırakan tüm insanlar anılarda yaşar. 9 Ocak- iki şairimizin ölüm yıldönümleriydi. Süreyya Berfe ve Cemal Süreya. İki ünlü şairin birinin adı, diğerinin soyadıyla ortak sayılır.
Farklı dönemlerde, farklı yıllarda farklı yörelerde yaşamışlar. Bilmiyordum, okudukça öğrendim; Tesadüf, iki şairimiz de son yıllarını İzmir'de geçirmişler. İkisi de şiirlerinde: dünyadan, hayattan, insanlardan, çocuklardan, sevgiden, aşktan söz etmişler. Ülkemizde ve dünyada çeşitli dallarda pek çok ünü sanatçı gibi, yaşarken sıkıntı çekmişler.
Süreyya Berfe; Pek çok şair gibi yaşamında farklı aşklar yaşamış. Bir evliliğinden Boraz adlı bir oğlu var. Hayatının son yıllarını çok sevdiği Urla'da geçirmiş, Urla'da toprağa verilmiş. Bir anıt mezarı yok. 9 Ocak 2025 'te Urla'da çok az kişiyle mütevazı bir Anma töreni düzenlenmiş.
Süreyya Berfe 1943 İstanbul doğumlu. Şiirleri on dört yabancı dile çevrilmiş. Türkiye Milli Talebe Federasyonunun düzenlediği bir yarışmada "Kasaba" adlı şiiri birinci olmuş. İlginçtir, 1991 yılında Cemal Süreya Şiir Ödülü'nü aldı.
Usta Şair;Yapı Kredi Yayınları arasında yayınlanan, tüm şiirlerini bir araya getiren 455 sayfa kitabının adını KALFA koymuş. Kitabın arka kapağında anlamlı bir tanımlama var: "Berfe'nin şiirleri: Dünyalı, kronik...hep ironik deniyor.
Şiirlerinden Dizelerle Süreyya Berfe:
ŞİİR ÇALIŞMALARI 3
Aldım.
Kullanıyorum.
Az kaldı:
Hayat
* * *
İyi ki kırıldı
dedemlerin evindeki ayna
çocukluğuma bakamayacağım.
* * *
Ayrıldık,
Pek etkilenmedik.
Ağaçlar
çiçeğe durmuştu.
* * *
Ellerimden başladı yaşlılık benleri
yüreğimden değil.
* * *
Bunayacağım, bunarım elbet.
Belleğimi
hayalgücü gibi geliştiremezsem.
* * *
Herkes' e
Yanık tarlalardaki otlar
Yalnızlık gibisi yok değil mi?
* * *
Ölüm korkusu eskirse...
* * *
ÇİÇEK YERİNE
"Çocukken çocuk oldun "herbirşey" e özenmedin
Büyüdün malları mülkleri terk ettin.
Gün oldu yalnız kaldın bir başına acıların ortasında.
Sevecen yanların eksilmemiş eksiltemedin.
Çoğu zaman kolların çocuğunu kucaklar gibi
Koşman ayrılmak için değil, kavuşmak için sanki."
* * *
Hayatı unutma
Yeniyi unutma
Yaşayanı unutma.
* * * *
KASABA ( 4 sayfada devam eden , ödüllü Kasaba şiirinden dizeler:)
Akşam sessiz bir tören gibi başlar
Ve dönenleri
Tuzlu yorgun bir özlemle dönenleri
Sevinçle karşılar
En temiz rüzgârı saklamıştır onlara
En yıldızlı geceyi
En geniş gökyüzünü
Evlerini akasya kokularıyla doldurur
Taş avlularına Ay'ı gönderir
Bir bulutluk yağmurla ıslanmış damlalarda
Çocuklar uyur
Kadınlar yün eğirir
Önce masal yüzlü ninniler
Sonra bağ türküleri
Yaşmaklı yemenili türküler
Kasaba türküleri söylenir.
* * *
KALFA( Kitaba adını veren şiir. 81 dizelik şiirin son 7 dizesi.)
İşte aldım kalemi yazdım:
Belki iyi ettim
belki büyük hatalar yaptım
belki de kınayacak beni ezberciler.
Sağlık olsun n' apalım
kalem bu
benim en acemi silahım
* * *
"Sen, sen ol inandığın doğruları bırakma."
Süreyya BERFE
* * * * *
CEMAL SÜREYA
1931 yılında Erzincan'da doğdu. 9 Ocak 1990 yılında İstanbul'da yaşamı noktalandı. Türkçenin tüm derinliğini ve zenginliğini dizelerinde işlemiştir. Şiirlerinde aşk, sevgi, zaman, ölüm, insan, dostluk temalarını işlemiştir.
SÖZLERİ VE ŞİİRLERİNDEN DİZELER:
"Biliyorsun ben hangi şehirdeysem /Yalnızlığın başkenti orası"
* * *
Ama ne var eskisi gibi değil
Bir başına değil aşk başka sevilerle koşullu
Meselâ barışa arada bir gökyüzüyle
Her şeyin gerçeği insanlıkla beraber
Aşk ünlü güzellik
* * *
"İki şey aşk ve şiir/ Mutsuzlukla beslenir biri/ biri ona dönüşür"...
* * *
"Öldürmektir felsefeleri bir karıncayı bile, ama yaşatmayı bilmezler."
* * *
FOTOĞRAF
Durakta üç kişi
Adam kadın ve çocuk
Adamın elleri ceplerinde
Kadın çocuğun elini tutmuş
Adam hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü
Kadın güzel
Güzel anılar gibi güzel
Çocuk
Güzel anılar gibi hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi güzel.
* * *
UZAKTAN SEVİYORUM SENİ (Ünlü Şairin çok sevilen şiirinden 7dize)
öyle uzaktan seviyorum seni
elini tutmadan
yüreğine dokunmadan
gözlerinde dalıp dalıp gitmeden
şu üç günlük sevdalara inat
serserice değil adam gibi seviyorum
öyle uzaktan seviyorum seni.
Cemal Süreya
* * *
Kaybettiğimiz tüm değerlerimizi rahmetle, saygıyla, minnetle anıyoruz.
Derleyen: Makbule ABALI- Eğitimci
11 Ocak 2025 İzmir- Urla
Güncelleme: 9 Ocak 2026
Kaynaklar:Süreyya Berfe- Kalfa- Yapı Kredi Yayınları
Şiir Adaları-Çağdaş Şairlerimiz-Arife Kalender
40 Şairin Eli -Türkiye Yazarlar Sendikası-Kadıköy Belediyesi.
Bugün güneş uzaklardan tüm cömertliğiyle ışınlarını gönderdi ülkemize. Çocukların deyişiyle aydedeyi kıskandırmış bile olabilir. Beni şaşırtan bir şey var; En mutlu ülkeler sıralamasında Kuzey Ülkeleri sürekli ilk sıradalar. Oysa onlar güneşi öyle az görüyorlar ki. Kapalı mekanlarda gün ışığı veren lambalar kullanıyorlar.
Herhalde bizim bitmez tükenmez bir enerji kaynağımız, içimizden yansıyan bir öz cevherimiz var. Dünya mutluluk sıralamasında yerimiz giderek aşağılara kayarken, bu duruma hiç aldırmayanlar sadece çocuklar değil. En az onlar kadar yetişkin insanımız da var.
Hepimizin bir eşref saati vardır. Tam tersine çok bunaldığımız. tahammül sınırımızın çok daraldığı, hiç kimseyle yüz yüze ya da telefonda dahi görüşmek, konuşmak istemediğimiz anlar, saatler hatta bazen günler... Geçenlerde bir arkadaşım anlatıyordu; 'Yıllardır sırtımda taşıdığım yükleri boşaltınca rahat nefes alabildim.' Telefonundan silmiş pek çok kişiyi.
Ben çok daraldığım zamanlarda çocuklara başvuruyorum. İnanın onların ilk çocukluk çağları, özellikle 3-10 yaşlar arası yaydıkları katıksız enerjiyle bazen usta psikologlardan daha etkili olabiliyorlar. Merhaba veya günaydın dediğinizde en azından cevabı sessiz bir gülümsemedir. Tokan ne kadar güzel veya saçların son model mi kesilmiş deyin, iletişim ağı kurulmuştur. Hastane asansöründe bile en etkili Günaydın veya Merhaba onlardan gelir.
Onların dünyasında yalan, iftira, dedikodu, iki yüzlülük, sahtekarlık, maskeli yüzler yoktur. Her şey olduğu gibidir. Açık, net, tarafsız, ikinci elden değil, ilk elden, aslının aynısı... O dünyada nefes aldığınızı hissedersiniz. Hatta yüzünüze tebessüm kondurulduğunu, belki şarkılarına, oyunlarına eşlik bile edersiniz. Paylaşımcıdırlar , adildirler, alaycıları, mızıkçıları dışlarlar. Kuralcıdırlar ama yasakçı değil, güven uyandırmazsanız görünmez kapıları yüzünüze kapatır, sınırlarını çizerler.
Bütün bu nedenlerden ötürü çocukları çok seviyorum. Çıkarsız, katıksız, doğal bir sevgi bu. Yetişkinler yanlış tutum ve davranışlara büründüklerinde çocuklar da güven kaybı yaşıyor, kimlik ve kişilik değiştiriyorlar adeta.
Kaliteli, çağdaş, uygulamalı bir Okul Öncesi Eğitim ve yeterli beslenmelerini sağlayarak hiç olmazsa 7 yaşına kadar onların beden ve ruh sağlığını koruyabilsek.
Dünya Mutluluk sıralamasında daha üst sıralarda yer alabilir miyiz acaba...?