23 Şub 2020

GÜVEN TAZELEMEK...


Güvenini yitirmişti;
Yaz günü dolu yağdıran,
Baharda karla korkutan mevsimlere bile...
En taze, tam organik denen ürünlere,
Bir zaman gelip çok şey vaat eden ,
Sonra hiçbir şey gerçekleştirmeyen temsilcilere
Güvenini yitirmişti...
Ellerinde gizledikleri onlarca maskeyle
Kılık değiştirenlere, kişilik sergileyenlere,
En güzel sözlerle farklı güven yenileyenlere,
Amaçları gerçekleşmeyince kabalaşanlara 
Güvenini yitirmişti.
Dost bildiklerine,
Çok uzaklardan el sallayanlara,
Dünyanın kuru gürültüsüne,
Aldatanlara, kandıranlara
 Yakın görünüp çok uzaklara gidenlere,
Düşmeye ramak kalmışken el uzatmayanlara ,
Öğüt verenlere, güven tazelemek isteyenlere
Güvenini yitirmişti.
Çıkar ilişkileri içinde yanlışı savunanlara,
Yalanı doğru gibi belleyenlere,
Dost gibi görünüp canı yanınca avaz avaz bağıranlara,
Geçmişi yanlış değerlendirip geleceğe de umutsuz bakanlara
Güvenini yitirmişti...

Makbule ABALI


19 Şub 2020

BÜYÜRKEN...




Dünya kocamandı, biz küçücük
Her şey küçüktü;
Ellerimiz, ayaklarımız, kulaklarımız
Ama gözlerimiz kocamandı
Saçlarımız upuzun, 
Kurdelelerimiz kocaman.
Her şey küçüktü dünyamızda;
Hayallerimiz kocaman 
Kırgınlıklar önemsiz,
Sevgiler çok değerli
İnsan olmayı öğreniyorduk
Özenle, heyecanla
Kavgasız, gürültüsüz
Mızıkçılık etmeden,
Kırmadan kırılmadan .
Uzun ince bir yolda 
Ağır adımlarla yürürken,
Büyürken...

Makbule ABALI 


18 Şub 2020

BOZKIRDAKİ ÇİÇEKLER...




Bugün 18 Şubat. 14 Şubat Sevgililer Günü'nün üstünden sadece: 4 gün geçti. O görkemli, pırıltılı vitrinler, gerçek fiyatının iki katına satılan elbiseler, kucak dolusu çiçekler, o yapay sevgi sözcükleri neredeler şimdi? Günlük sevgi pankartları, günlük ezgiler hepsi bir yerlere saklandı. Sevgi tükendi, sevgi yok oldu. Belki de bir yıllığına donduruldu. Seneye tekrar kullanılacak.

Oysa farkında olursak çevremizde sevgiyi anımsatan ne çok şey var : Bozkırda ya da dağ yamaçlarında kuru taşların arasında tomurcuk verebilen çiçekleri bilir misiniz? Doğa koşullarına direnebilen mücadeleci şey düşündürürler insana ; Cefayı, özveriyi, sabretmeyi, dayanıklılığı, vefayı ama en çok da sevgiyi. Görünce içiniz ısınır sevgiyle , ışıldayan gözlerle bakarsınız çevrenize.

Bazen bir yaşlı karı koca görürsünüz.Ağır adımlarla ayaklarını sürüyerek yolda ilerlerler. Düz bir yolda bedenleri eğik iki güzel insan. El ele, gönül gönüle, omuz omuza. Ellerin kenetlenmesi güven tazelemek midir, bir güvence midir, güç almak mıdır, kim bilir...

Kış güneşinin ısıtmaya çalıştığı bir ahşap bankta sırt sırta vermiş oturan orta yaşlı iki insan. Sırt sırta, omuz omuza olmanın yarattığı bir yaşam tablosu. Belki çok renkli değil ama kompozisyon, yerleştirme, ara renkler öyle güzel ki. Yaşayan bilir. Bu görüntülere duyarlı olmak , farkında olabilmek ne güzeldir.Sevgiye, vefaya, şefkate, merhamete kulak kabartmak gibi...
Makbule ABALI






14 Şub 2020

YUDUM YUDUM SEVMEK...


"Güzel konuşmak, ince düşünmek, halden anlamak, sevmek, düşeni kaldırmak, ağlayanı güldürmek, sarılmak... hep bedava biliyor musunuz?"
Farid Farjad -Kemanı ağlatan adam


Blogda SEVGİ ile ilgili şimdiye kadar yazdığım yazı ve şiirlerim:
-Sevda Kuşları 25 Haziran 2013
-Duygularla Baş başa 3 Ocak 2015
-Eski bir Sevda Hikayesi 12 Şubat 2015
-Sevgi Her Yerde 1 Nisan 2013
-İyi Günde Kötü Günde 11 Kasım 2013
-Bir Başka Sevgi 15 Şubat 2014
-Bir gazete Haberi: Gizemli bir Sevgi Öyküsü
 14 Şubat 2017
-Sevgi Yumağı 21 Ağustos 2017
-Sevmek bir Ömür Boyu  10 Şubat 2018
-Sevgi ya da Aşk 30 Aralık 2019

9 Şub 2020

ÇIĞDAN SONRA...




Dondurucu bir hava. İç ürperten bir ayaz. Eller ayaklar adeta buz kesiyor.  Dağ, tepe, yollar karla kaplanmış. Bu yöre halkı çığ felaketini bilir. Yaşanmış deneyimleri vardır.  Ama bu kez bir başkaydı. Kocaman araçlar çığa yenik düştü. Oysa hep onlar yardıma koşardı. Dev araçlar karı taşıyamadı bu kez. Karın altında kaldı. 

Yöre halkının deyişiyle beyaz ölüm çok can aldı. Ölümün beyazında insanın dünyası kararır,göz gözü görmez mi olur? Çığdan günlerce sonra dağın yamaçlarında çiçekler baş verdi. Kan çiçekleri, kar çiçekleri ya da can çiçekleri. Sanki ölenlerin yerine can buldular, boy verdiler o uçsuz bucaksız vadinin dibinde. 

 Doğa gene de pes etmiyordu. Umutla besliyordu geride kalanları.  Karla can alıyor, kar suyuyla can veriyordu.

Makbule ABALI


6 Şub 2020

DOĞA AĞIDI...



Doğa da ağlar kimi zaman;
Bekler uzunca bir süre,
Sonra akıtır gözyaşlarını
Hem de içten içten tüm şiddetiyle 
Yeryüzünün türlü noktalarında...
Bazen bir yanardağ patlaması;
Kızgın alevler, lavlar püskürterek...
Bazen bir deprem ;
Büyük yer sarsıntılarıyla ,
Gümbür gümbür gelir, tüm şiddetiyle 
Bir toprak kayması, bir çığ felaketi;
Tonlarca toprağı, karı sürükleyerek...
Şiddetli bir sel; ağaçları sökerek,
Barajları patlatarak,
Bir hortum; bulunduğu yeri altüst ederek,
Çatıları uçurarak...
Doğa da ağlar bazen; içten içe yanarak,
Yürekleri yakarak, can acıtarak,
Geride gözleri yaşlı insanlar bırakarak...

Makbule ABALI



29 Oca 2020

ESKİMİŞ YILLAR- Nostalji -Geçmişten bir yazı

2010 yılı Aralık ayının da sonuna geldik. Bir yıl daha bitmek üzere." 365 gün nasıl olsa bizim"  diyerek başladığımız ve giderek tükettiğimiz, eskittiğimiz koca bir yıl... İnsan ömrü de öyle değil mi? Günler, aylar, yıllar inanılmaz bir hızla birbirini takip ediyor.

Umutla beklenen her yeni yıl, içinde olumlu-olumsuz pek çok şeyi barındırıyor; hayat gibi, hayatın her aşamasındaki diğer günler-yıllar gibi... Küçük şeylerle de mutlu olabilmeye kendini alıştırmışsa  insan, onca olumsuzluğun, karmaşanın arasında da yaşamı dengeleyebiliyor çoğu kez. Bazen yakınlarınızın mutluluğuna tanık olmak, bazen umut veren bir gazete haberi, yolda-sokakta rastladığınız insanca bir davranış, güzel bir sanat eseri, güzel bir yazı-şiir-oyun... Yaşadığımızın, insan olduğumuzun bilincine varmamızı sağlayan her şey... Bazen kısa süreli, bazen uzun süreli mutluluklar: Beklediğimiz, emek harcadığımız bir işin gerçekleşmesi, bir başarı haberi, dünyayı iyileştirmeye-güzelleştirmeye yönelik çabalar... Hepsi mutluluk gerekçesi olabiliyor.

Bedensel, ruhsal, toplumsal her türlü olumsuzluk yaşam kalitesini düşürüyor, kişinin tahammül gücüne göre sağlığını da tehdit ediyor. Dünyanın neresinde olursa olsun; çocuklara, gençlere, kadınlara, insana yönelik acımasızca davranışlar, adaletsizlik, haksızlık, şiddet insanı rahatsız ediyor, içini acıtıyor. Bildiğimiz-bilmediğimiz, duyduğumuz- duymadığımız, bazen duyup kanıksadığımız ne çok şey oluyor yeryüzünde...  
Yaşanan her saniyede dünyanın farklı yörelerinde ne çok doğum, ne çok ölüm gerçekleşiyor. Aynı kentte düğün evine birkaç yüz metre ilerde bir evde ölüm acısı yaşanabiliyor..Ama bazen, özellikle büyük şehirlerde aynı mahallede,aynı sokakta, hatta aynı apartmandaki insanların bile  sevincini-tasasını paylaşmaktan çekinir hale gelebiliyor insanoğlu. Kimse kimseye karışmamayı tercih ediyor.

Günler, yıllar hayatımızdan akıp giderken; nedenlerle sonuçlar üzerinde nasıl bağlar kurup, kendimizi nasıl değerlendirebiliyoruz? Sadece bu yıl değil, ömür boyu çevremizde olup bitenlere ne kadar duyarlı olabildik, kendi çapımızda neleri gerçekleştirebildik? Gördüğümüz-duyduğumuz-yaşadığımız her türlü olumsuzluk bizi ne ölçüde, ne kadar etkiledi, insana-insanlara ne kadar yakın, ne kadar uzaktık...? Kimlerden neleri ne kadar öğrenebildik, öğrenirken içtenlikle kendimizi eğitebildik mi, ders alabildik mi? Başkalarına zarar vermeksizin kendi alanımızı ne kadar daraltıp ne kadar genişletebildik?
Kaygılarımız, korkularımız sadece kendimiz ve yakınlarımız için miydi; içimizin yanması, gözümüzün yaşarması kimlerle sınırlı kaldı, kimlerin acısını-sıkıntısını paylaşmasak bile hayal edebildik? Kimler veya neler için özveride bulunabildik, sağlıklı ya da sağlıksızken neleri hayal ettik, nelerden vazgeçtik? 

Çeşitli kurumlar, kuruluşlar her yılın bitiminde genel bir değerlendirme yapıp kâr-zarar hesabı çıkarıyorlar. Oysa insanın değerini yıllar belirliyor, yıllar neler kazandırmış ya da kaybettirmiş, yaşam köprüsü hangi değerler etrafında, nasıl şekillenmiş, nasıl bir yol alınmış... hayatın içinden, ilginç, uzun, ömürlük öyküler belki... 
Hayatı anlamlandırmak, yol ve yön belirlemek yaşanılan coğrafyaya, topluma, kültüre, kişiye göre değişiyor elbette. Her kuşak bir öncekinden ne kadar farklı, ne kadar eğitimli, kendini ne kadar geliştirip yenileyebilmiş? 
Birey ya da toplum olarak kendimize sormamız gereken öyle çok soru var ki... Eğitim kurumlarımızda bilgi kazandırmaya çalışırken ne ölçüde eğitebiliyoruz, Çocuklarda hırçınlığın, gençlerde öfkenin nedenlerine ne ölçüde inebildik, cezalarımız ya da ödüllerimiz tutarlı mıydı, öfke kontrolünde ne ölçüde başarılıydık? 

Her yıl eski yıl bitip yeni bir yıl başlarken, değişmez bir biçimde, giden ve gelen yıllar sembolik bir şekilde anlatılır; küçük, sağlıklı bir çocuk yeni yılı simgelerken,  bastonundan güç alan yaşlı-yorgun bir insan giden yılı anlatır.Her yeni yıla umutla, beklentilerle girilir, daha güzel bir dünya hayal edilir. Oysa ne yazık, dünyanın pek çok yerinde çocuk ve gençler henüz olgunlaşamadan yıpranıyor, yeterince anlaşılamadan  haksız davranışlarla karşılaşıyorlar. Yıllar öncesinden ünlü eğitimci John Dewey ne güzel dile getirmiş: "Çocuk itaat etmek kadar, lider olmak için de eğitilmelidir" Kaybedilmiş kuşaklar kayıp yıllara neden oluyor. Keşke çok küçük yaşlardan başlayarak; tahammül göstererek, her ortamda çocuk ve gençlerin sesine-eleştirilerine kulak vererek, önce kendi iç disiplinlerini oluşturmalarını sağlasak... 

Bir yıl daha süresini doldurdu. Ancak eskiyen yalnızca bitmiş bir yıl değil; giderek nesli tükenen kuşlarıyla, balıklarıyla, azalan yeşili ve mavisiyle, bir türlü bitmeyen şiddet olaylarıyla, doğal afetlerle dünyamız da öylesine değişti ve yaşlandı ki... Ama tüketilmiş onca yıla rağmen umut hiç tükenmiyor, dünya yıllara meydan okuyor.
Ünlü şair Orhan Veli bir şiirinde ne güzel sesleniyordu: "Sizin için insan kardeşlerim, her şey sizin için...."

Makbule ABALI

26 Oca 2020

DEPREM - PARÇALANMIŞ DÜNYALAR


Önce bir gümbürtü koptu;
Yerin kilometrelerce altından
Sesler geldi, korkutan, ürküten
Gökyüzü birden aydınlandı,
Sonra karardı...
Ardından küçük sesler geldi,
Duyarlı köpek, hayvan sesleri duyuldu.
Birden her şey sallanmaya başladı;
Uyuyan çocuklar, yaşlılar, hastalar uyandı,
Çocuk ağlamaları sardı dört bir yanı,
Öte yandan insan inlemeleri
Tüm sesler birbirine karıştı.
Bir felaket tablosu,
Bir dram ki anlatılmaz.
Ruhlar darmadağın,
Zihinler karmakarışık
Bütün duygular paramparça,
Bütün duygular karmakarışık;
Merhamet, acı, öfke. isyan...
Kurtarma ekipleri,
Yardım için çırpınanlar,
Kayıtlar tutuluyor, sağ ya da can vermiş, yaralı...
Her şey altüst, her şey yıkıma uğramış.
Bir hayat dramı,
insanoğlunun hayatla zor bir sınavı daha...

Makbule ABALI

Ülkemizdeki son depremde zor günler yaşayan tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun diyor. sağlıklı, huzurlu, güvence içinde günler diliyoruz.




23 Oca 2020

NEHİRDEKİ KUŞLAR...




Günlerdir yürüyüşe çıkamamıştık. Mevsim rahatsızlıkları, soğuklar güçlü birer engelleyici idi. Gerçekleştiremediğimiz her iş moral bozuyor. Günler sonra bugün ilk kez yürüyüşe çıkabiliyoruz. Temiz havayı solumak bile insanı rahatlatıyor. Kış güneşi ısıtmıyor ama yansımaları çok güzel. 

Akan suları seviyorum. Mezitli Deresi bunlardan biri. Yazın kurur. Kışın dağlardan akan kar sularıyla beslenir. Çok yağmur yağdığında denizin rengini bile değiştirecek güçtedir.
Sabahtan öğleye doğru martılar, ördekler. serçeler ayrı gruplar halinde derenin üstünde uçarlar, su içerler. Dere kenarında palmiyeler, sarmaşıklar hazırlanmış bir dekor gibidirler.  Oraya giderken asıl amacım fotoğraf çekmekti. 

Durduğumuzda ansızın kocaman torbasıyla bize doğru yürüyen yaşlı adamı gördüm. Eliyle "gel gel" diye işaret etti. Tereddüt ettim, neden...? İçimden geçirdiğim sorunun yanıtını kendi açıkladı: "Fotoğraf çekiyorsun, ekmek atarsam martılar sürüler halinde gelirler. İkimiz de gülümsedik. Hiç tanımadığı bir insanı düşünüp yol göstermesi ne güzeldi...

Torbasından kocaman bir somun çıkardı. Onu dereye fırlattı. Bütün kuşlar kanat çırparak uçuştular. Sonra torbanın ağzını açtı. Küçük ekmeklerle doluydu. "Bunlar da ilerideki serçeler için" dedi. "Her gün getiririm. hiçbirini ihmal etmem. Martılar, ördekler, serçeler... Ne iyi yapıyorsunuz dedim. Güldü tekrar: "Keşke daha çok insan yapsa." Sanki gülünce birkaç yaş gençleşiyordu. 

O yoluna devam etti. ben cep telefonumla fotoğraf çektirmeyi sürdürdüm. Bir sonraki sefer kuşların ekmeği benden olacak...

Makbule ABALI




Not: Çektiğim kuş sesleriyle ilgili video çalışmadı. Özür dilerim.

20 Oca 2020

UZUN SAÇLAR...


Sizin hiç çocukken saçınız kesildi mi? Ya da saçlarınızın ilk kesimini hatırlıyor musunuz? Hele uzun saçlarınız varsa... Saçlarımızı çoğu kez annem örerdi. 
Bayram günleri uzun saçlarımız bigudilerle sarılır, lüle lüle olurdu. Ben süslenmeyi sevmezdim. Öyle durumlarda kendimi bebek gibi hissederdim. Ama uzun saçlarımla mutluydum.

Bir gün annemin arkadaşı bir teyze annemin saçlarımızla çok uğraşıp yorulduğunu söyleyerek saçlarımızı kestirmeyi öneriyor. Oysa annem de ne çok severdi bizleri giydirip süslemeyi. El ele tutuşup bizi yöredeki en yakın berbere götürüyor. Kapı eşiğinden adım attığımızda geri dönüp eve koşmak geçiyor içimizden. Ama artık çok geç...

Yanaklarımızdan yaşlar süzülürken kesilen saçlar da yerlere düşüyor. O güzelim saçların üstüne basılıyor. 
Berber kaşlarını çatarak sertçe azarlıyor bizi."Çocuklar büyüklerin sözünden çıkmaz." Oysa her zaman söz dinleyen uslu  çocuklardık biz. Çocukluk gururumuz ayaklar altında. Kendimizden parçaları orada bırakarak ayrılıyoruz. 

O komşu teyzeye nasıl da kırgınız içimizden. İncinmişiz. Bir an önce eve ulaşmak istiyoruz... Annem bu işi zorla yaptırmazdı. Saçlar sonraları da kesildikçe koyulaşıyor.Sarı saçlarımız kumrala dönüştü zamanla. Şimdi düşünüyorum da çocukken saçlarımı sadece annemin örmesini isterdim. Bu belki de bir ilgi arayışıydı. 

Kesilen saçlar sonradan uzuyor elbette. Ama ilk kesim çocuklar için çok önemli bir olay. Çocukluk yıllarına önemli bir iz bırakıyor. Belki de kuaföre sık sık gitmek istemeyişim , saçlarla ilgili işlemlerden hoşlanmayışım ta o yıllardan kaynaklanıyor.

Makbule ABALI




17 Oca 2020

NE GÜZEL ŞEY HATIRLAMAK SENİ


Ne güzel şey hatırlamak seni:
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...

Ne güzel şey hatırlamak seni 
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında 
vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının...
içimde ikinci bir insan gibidir
seni sevmek saadeti...
Parmakların ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti:
kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
sıcak
koyu bir karanlık...

Ne güzel şey hatırlamak seni,
yazmak sana dair,
hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek:
filanca gün, falanca yerde söylediğin söz,
kendisi değil
edasındaki dünya...

Ne güzel şey hatırlamak seni:
Sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine:
bir çekmece bir yüzük,
ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım
ve hemen
fırlayarak yerimden 
penceremde demirlere yapışarak
hürriyetin süt beyaz maviliğine
sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım...

Ne güzel şey hatırlamak seni :
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...

Nazım Hikmet RAN

D:17 Ocak 1902
Ö:03 Haziran 1963

10 Oca 2020

BAHARI ÖZLEMEK...



Kışın ortasında baharı özlerdi bazen ;
kış bitip bahar kapıdan görününce 
Nasıl da sevinirdi...
Çiçeklerin kökleri başında 
Düşler kurardı yeni bir bahara ;
Kış bitecek. karlar eriyecek, kuşlar gelecek,
Bir süre sonra çiçekler boy verecek 
Pembe-beyaz, ince-narin 
Kökü sağlam, dalı zayıf,
Ama toprağına sımsıkı bağlı.
Çiçekler açınca dünya aydınlanırdı,
Çiçekler açınca kasvet biterdi.
İnsanlar gibi dirençli, mücadeleci,
İnsanlar gibi hassas ama güçlü.
Başka bahar çiçeklerini beklerdi sonra ;
Hatmileri, kardelenleri, papatyaları...

Makbule ABALI.



1 Oca 2020

BİR YILBAŞI GECESİYDİ...(Mini Öykü )



Bir yılbaşı gecesiydi. Sokaklar ışıl ışıldı. Ağaçlar bile aydınlatılmış, süslenmişti. Bütün bu güzellikleri nazlı nazlı yağan bir yağmur ıslatıyordu. Sanki tozu, kiri, pası arındırmak ister gibi incitmeden, örselemeden yağan bir yağmur. Belki yeni yıl girerken kara çevirebilirdi. Çevredeki herkesten duyuyordu :"Yeni yıla kar yakışır."Neden bu kadar beyaza, temizliğe düşkündüler?

Sokak lambalarından süzülen ince ışıklar, yağmur damlacıklarıyla buluşup farklı bir görüntü oluşturuyorlardı. O gece yeni bir yılın ilk gecesi olacaktı. Yeni bir yıl, yeni aylar, yeni günler. Her şey pırıl pırıl, tertemiz. 

O da o gece her zamankinden farklı giyinmişti. Mavi gömleği, geçen bayram alınmış kot pantolonu , minik papyon kravatı. Elindeki sepette onlarca gül vardı. Ve ayrı bir küçük sepette nergisler. Sahil lokantalarında o şansını denerken babası dışarıda beklerdi. "Çocuklar daha iyi satış yapıyor" diyordu. Satış yaparken hiç konuşmazdı. "Sadece tatlı bir tebessüm ve gözlerinin ta içine bak." En etkili satış yöntemi buydu babasına göre.

Sofralarda hiç görmediği yemekleri görürdü. Canı çekmez mi hiç? Hem de nasıl... Ama ısrar ederlerse de almazdı. Bir kere zorla onu da sofraya oturtmuşlardı. Çatalı nasıl tutacağını şaşırmış , yemeğin tamamını bitirememişti. Ama hayatın içinde yetişmişti O. Eşlerin birbirlerine bakışlarından, el ele tutmalarından, ilgilerinden,  konuşmalarından,  gülümsemelerinden sevgilerini ölçerdi.

Bütün sepet satılırsa babası ona kestane ısmarlardı. 250 gr. ızgara kestane. Nasıl da severdi. Yağmur hızını arttırınca düşlerinden vazgeçti. Artık gerçek dünya zamanıydı. Yarın her şey yenilenecekti. Birden cebindeki hediye aynasını hatırladı. Yeni bir yıla ilk kez yeni bir eşyayla giriyordu. Aynayı çıkardı, baktı. Kendine gülümsedi. Dünyaya gülümsedi aynı zamanda... Hayat güzeldi...

Makbule ABALI 


30 Ara 2019

SEVGİ YA DA AŞK...



Genç bir kız sordu annesine;
Aşk nedir anne, sevgi nedir?
Cevap verdi annesi:
Aşk coşkudur,
Sevgi huzurdur.
Aşk bir çağlayansa, 
sevgi sakin akan bir nehirdir.
Aşk bir okyanustur,
Derindir, nasıl girdiğini, nasıl çıktığını
bilemezsin.
Sevgi bir denizde sakin bir koydur,
Hırçın dalgalar uğramaz.
Zaman kavramı yoktur aşkta.
Hayatın virajları olabilir,
tehlikeyle burun buruna gelebilirsin.
Sevgi güvendir, huzurdur, içtenliktir,
Ayarlarsan her şey planlı gider hayatında .
Aşkın coşkusu uzun sürmez,
Enerji tükenir, heves bitebilir,
Oysa sevgi dürüst temellere oturursa
Ömür boyu aynı ahenkle sürebilir.
Aşk anlıktır, sevgi ömürlüktür,
Aşk güzel başlar, heyecanla sürer
Ne zaman biteceği belli olmaz.
Oysa sevgi dayanıklıdır, sabırlıdır, vefalıdır,
Ömür boyu sürebilir.
Aşk bir fırtınadır,
Sevgi bir bahar esintisidir...

Makbule ABALI


25 Ara 2019

YAĞMUR...


Yağmur önce azar azar yağdı
Belli belirsiz,
Usul usul,
ıslatmadan, incitmeden,
Sonra sağanak başladı;
Bardaktan boşalırcasına
İnsanlar ıslandı, anılar ıslandı,
Geçmiş ıslandı
Her şey sırılsıklam.
Hayaller tersyüz olmuş, bumburuşuk
Gerçekler dümdüz...
Yağmur sonrası ortalık pırıl pırıl
Doğa tertemiz, yapraklar yemyeşil,
Bir toprak kokusu sardı dört bir yanı
Dünya aydınlandı,
Dünya temizlendi...

Makbule ABALI

18 Ara 2019

DÖRT MEVSİM...


Çocuklar bazı şeyleri ritmik saymalarla, melodik bir işleyişle daha kolay öğreniyorlar. İlkokullarda mevsim tablosu hala uygulanıyordur. Bir ağacın 4 mevsimlik hali; İlkbahar, yaz, sonbahar, kış. Kışın hemen altında da kış mevsiminin ayları yazardı; Aralık, Ocak, Şubat. Henüz her yörede ağaçlar karla kaplanmadı ama Aralık ayını da yarıladık.

Kişisel zevkler elbette değişebilir ama kış bana hep hüzün vermiştir. Soğuğa, kara, kışa ayak uyduramayanları düşünürüm. Aç kalan canlılar ya da yoksulluk çeken insanları düşünür, acı çekerim. 

Kimileri dağda lüks kayak takımlarıyla keyifle  kayarken  bir tahta parçası veya lastik üstünde kaymaya çalışan çocuklar gelir aklıma. Kışın sağanak yağmur yağarken içeride sıcacık bir odada , dumanı tüten bir bardak çay eşliğinde kitap okumak nasıl da zevklidir. Ama sağanak yağış altında sırılsıklam olup ardından gribe yakalanmak ne büyük sıkıntıdır. Ya sele yakalanmak...? Karlı bir yörede gün doğarken sabahın beşinde okul yolunda kilometrelerce yürümek...

Sınıfta sobada tezek yanarken üşümüş ellerini ısıtmaya çalışmak, yazmaya hazırlanmak. Bir başka okulda kardan adamın başına bere, ellerine eldiven geçirmek. 
Hayat, türlü çeşitli yönleriyle hüzün, coşku, iyilikler, güzellikler ya da olumsuzluklar içeriyor. Olumsuzluklara karşı mücadele etmek ya da pes etmek elimizde...

Makbule ABALI




5 Ara 2019

KADIN HAKLARI...



Çocuk Hakları,Kadın Hakları, İnsan Hakları... Haklarımızdan ne kadar haberdarız, haklarımızı ne ölçüde kullanıyoruz? Geçmişten bu yana neleri, ne kadar geliştirebildik, neleri düzeltebildik? 

5Aralık 1934 yılında Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmış.Günümüzden 85 yıl önce. 24 Haziran Genel Seçimlerine göre Meclisteki 600 Milletvekilinden sadece 78'i kadın. bu sayıya son yıllardaki en yüksek sayı olarak bakılıyor.

İstatistiklere göre son yıllarda cinayete kurban giden kadın sayısı şöyle;
2015  414 kadın
2016  367 kadın
2017  387 kadın
2018 391  kadın
Bu kadınlar haklarını mı kullanamadılar, yararlanamadılar mı, korunamadılar mı?

Makbule ABALI

Ulu Onder Atatürk'ü saygı, minnet  ve rahmetle anıyoruz.

İKİ VİDEOYU BİR TEKNİK HATADAN ÖTÜRÜ ÇALIŞTIRAMADIM.




2 Ara 2019

İMKANSIZI İSTEMEK...


Mutlu anlarda zaman dursa,
Kesintisiz an'lar olsa
Saatler çalışmasa, saniyeler akmasa,
Gölgesiz sevinçler olsa.
Acılar, tasalar itilse bir kenara,
Kin, öfke, nefret saklansa,
İnsan insana kıymasa.
Yaş'sız dönemler olsa bazen,
Güzel yıllar tekrar yaşanabilse.
Karlı, puslu kışlar ertelense,
Dört mevsim bahar yaşansa.
Düşler uzun, upuzun olsa
Tan yeri ağarırken uyanılsa,
Günü uzatsak gün batımına kadar,
Olmazları olur kılabilsek...

Makbule ABALI


29 Kas 2019

İNSANLAR...


İnsanlar vardır;
Gelip geçerler hayatlarımızdan...
Kimi hiçbir iz bırakmaz ardından,
Kimi hafifçe okşar ruhumuzu,
Kimi de hüzün bırakır ardından...
İnsanlar vardır;
Usulca sokulurlar içimize,
Sonsuzcasına orada kalsın isteriz...
Bazıları şarap gibidir,
Yokluğunda hayalleridir gerçeğiniz...
İnsanlar vardır;
Su gibi aziz, su gibi duru...
Konuştukça su olur akarlar
Kalbimize,
Kan gibi, can gibi, canan gibi...
İnsanlar vardır;
Işığı sönmüş yıldızlar gibi
Çaresizdirler,
Açtın mı kollarını,
Kalbine doldururlar ışığı...
İnsanlar vardır;
Soğuk duvarlar misali 
Gülümsemenin sıcaklığını 
bilmezler,
Bilseler de sevmezler...
İnsanlar vardır;
Gelip geçerler hayatlarımızdan
Kimi depremlerle gider
Kimi fırtınalarla
Ben kalanlardan yanayım.
Gitmeyenlerin sadakatini ve
sabrını severim,
Sarılıp bırakmayanların sıcaklığını...

Şems-i TEBRİZİ


25 Kas 2019

ÖLÜMCÜL ŞİDDET...


Akşam karanlığında eve geldiğinde her şey karmakarışıktı. Salonda koltuk yastıkları yerlerde, mutfakta tabaklar altüst, kırılan bardaklar yerlere saçılmış... Birden ürperdiğini hissetti. Oysa ayrılalı bir ay kadar olmuştu, artık kendini özgür sanıyordu. Sadece önlem olarak güvenlik için başvurmuştu.

Yatak odasına girdi. Tuvalet aynasına yöneldi önce. 6284no.lu "kadına şiddet ve ailenin korunması ile ilgili  kanun" maddelerinin ezberleyerek yazdığı kağıdın yırtılarak yatağın üzerine saçıldığını gördü. 
Yardıma ihtiyaç anında arayabileceği çağrı merkezlerinin telefon numaralarının üstü karalanmış, okunmaz hale getirilmişti. Gözleri doldu. Çaresizlik ilk o zaman canını acıttı. Ellerinin titrediğini farketti. 

"İyi ki çocukları ablama bırakmışım " dedi. Kulakları, gözleri daha güç kazanmıştı sanki. Etrafı bir kez daha kolaçan etti. İşten çıkınca bir an önce kendini eve atmak düşüncesindeydi. Nasıl da acıkmıştı. Bir tost, bir çay diyordu kendi kendine. Ama artık açlık umurunda değildi. Midesi kazınıyor, başı dönüyordu. Soğuktan, açlıktan değil, heyecandan titriyordu. 

Anılar zincirine takıldı o an. "Küfür de, aşağılama da şiddet sayılır " dediğinde kocası nasıl sinirlenmiş, ardı ardına en aşağılık küfürleri sıralamıştı. Kadının konuşmasına izin yoktu onun düşüncesinde. Kadın susmalıydı, eşine itaat etmeliydi. Sofrada sessiz otururken kaşık-çatal sesleri dışında sadece onun hakaret sesleri duyulurdu. Çocukları bazen kaş göz işaretiyle sofradan uzaklaştırırdı. Kızı "Anne ben evlenmiycem" diyordu. Oğlu okulda arkadaşlarına karşı haşin ve saldırgandı. 
Babası , annesini döverken ya yumruklarını sımsıkı sıkar ya da odasında duvarları yumruklardı.

Kadın banyoya yönelirken ansızın durdu. Yaklaşan ayak seslerini duymuştu. Yüzü bembeyaz kesildi. Üst kattan bir çocuk ağlaması geldi. Ve ardından sadece iki el slah sesi duyuldu. Bir hayat daha sona ermişti. İstatistiklere bir kadın cinayeti daha eklenecekti. Ve bu kez , o çağırmadan bir zamanlar telefonlarını ezberlediği tüm görevliler gelmişti.

Makbule ABALI

25 Kasım: Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası 
Mücadele Günü.

24 Kas 2019

ANNE ELİ GİBİ...( MİNİ ÖYKÜ )




Kasımın sonlarına doğru havalar hep böyle olur buralarda. Yağmur yağmaz ama bulutludur hava.  Gökyüzü öfkelenmiş gibidir adeta. Güneşe bir türlü yol vermez. Gündüzle gece arasında çok ısı farkı vardır. Akşam üstleri içiniz titrer. Bir hırka veya bir yelekle dost olmazsanız grip kapıdadır. 

Tatil günüydü. Dere kenarında otururken yatılı okul günlerini hatırladı. Aileden uzakta, her gece yatağında gizli gizli gözyaşı döktüğü günler... Ama bilirdi; ağlayamazsa o sıkıntılar içinde volkanik bir dağ gibi büyüyecek, bir gün ansızın patlayarak canını daha çok acıtacaktır. Dere kenarında oturup suya küçük taşlar atarken anılar üşüştü belleğine...

Mevsimin o soğuk günlerinden birinde çok hastalanınca asık yüzlü hemşire onu revire kaldırmıştı. Tüm vücudu, yüzü, kulakları ateşler içinde yanıyordu. Susuzdu. İçinden adeta alev fışkırıyordu. Dudakları kupkuruydu. Hemşirenin yaptığı iğne nasıl da canını yakmıştı. En çok sevdiği , saydığı öğretmenini yanına çağıran sayıklamalarını hatırladı.

Hayal meyal hatırlıyordu;Bir bardak ıhlamuru içememiş, tavuk  suyuna şehriye çorbasını püskürtmüştü.. Midesi bulanıyordu. bir ara kustu. Grip tüm şiddetiyle sürerken kapı gıcırtısını duydu. bir hayal gibi içeriye en sevdiği öğretmen süzüldü. Uyur taklidi yaptı. Alnında dolaşan öğretmenin serin elini duyumsadı. İnsandan insana bir sevgi akımıydı bu...

Sanki bir iyilik meleği başucundaydı; Ateşler içindeyken serin bir pınar gibi. O, öte yandan elini tuttu. Sakinleştirici, rahatlatıcı, iyileştirici bir pınar gibi. Ve o iç rahatlığıyla hiç uyanmasam diyerek uykuya daldi. 
Aradan yıllar geçti... Ama ne zaman hasta olsa adeta alnında şefkatli bir el gezinir.  Anne eli gibi; merhamet, iyilik, hoşgörü timsali...

Şimdi düşünüyordu;
Hayatının sonraki yıllarında hiçbir kadın eli , o geceki elin alnındaki sakinleştirici, iyileştirici etkisini yaşatamamıştı. Bir bahar esintisi gelip geçmişti sanki...

Makbule ABALI

Tüm öğretmenlerimizin maddi-manevi hak ettikleri koşullarda, sağlıklı bir Eğitim- Öğretim Ortamında görev yapabilmeleri en içten dileğimizdir.