8 May 2022

ANNE OLABİLMEK...


Anılar vardır, yıllar boyu değerini yitirmez, sizinle birlikte yılları taşır sırtında. Acısıyla tatlısıyla sanki hep sizinle beraber, hep belleğinizdedirler. Önce siyah beyaz fotoğraflar gibidirler. Sonra zamana göre değişen renkleri olur. Çocuklar kundakta, kucakta, el ele, yan yana ve nikah-düğün fotoğrafları,,,


Bugün annemle ilgili ne çok anı var belleğimde.Ondan kalan tüm görsel  anılar, duygular, izler,,
O zamanların  çok fazla geçim sıkıntısı çekmeyen  bir orta direk ailesiydik. Bayramlarda tüm giysilerimiz annem tarafından özenle dikilirdi. Büyüklerin daralan giysilerini küçüklerin üzerine uydurarak kesip biçerek  yeni giysiler yaratmak onun en sevdiği  işlerden biriydi. Eskiler atılmaz, değerlendirilirdi.

Qnlar ülkedeki  yoksulluk yıllarının fedakar, cefakar, sadık, çilekeş kadınlarıydılar. Bencil değildiler, paylaşımcıydılar. Anılarım çiçeklerle dopdolu. Özellikle bayram  günleri .sofralarımız çiçeksiz olmazdı. Nergis kokusu bütün evi sarardı. Birer küçük demet  yakınlarımıza da verirdik.

Annelere özgü belli davranış kalıpları, duygular vardır; Koruyuculuk,çocuklarına düşkünlük,, sevgi, endişe, vefa. Her anneler gününde duygulanırım, içim titrer. Annesini kaybetmiş çocuklar gelir aklıma. Ah abartılı kutlamalar olmasa derim. Ama bilirim ki o çocuklar da hayatta daha mücadeleci olmayı öğrenmişlerdir.

Özel günler anıları tazeler, yeniden düşünmeyi sağlar. Özel günler sevdiklerimizi yeniden anmak için bir vesiledir. Geçmiş günleri anarak ömrümüzden bir gün daha geçiyor.Gelen  günlerimiz giden günlerimizi aratmasın. Sevgi ve vefayla örülmüş güzel yıllara.
Tüm annelerimize güzel günler dileyerek...

Makbule Abalı

2 May 2022

BAYRAMLARIMIZ...

Geleneklerimiz, göreneklerimiz, bayramlarımız  yaşamın temelini oluşturuyor. Gelenekleri yaşatabilmek ne güzel. Ama yıllar ve zaman pek çok şeyi alıp götürüyor, değiştiriyor.


Çocukluğumuzda 1  Mayıs anlamlı iki Bayram olarak kullanılırdı. Bahar Bayramı ve Emeğin ve işçinin Dayanışma Bayramı. İkisi de bahara yakışır biçimde kutlanırdı. .Coşkulu, şenlikli, neşe içinde...


Halaylar çekilir, türküler söylenir, barış, dostluk ve dayanışma pekişirdi, El ele, omuz omuza kimse kimseyi incitmezdi. Kırl
arda sınıf arkadaşlarımızla piknik yapardık. Emek ve dayanışmanın öldi. nemi anlatılırdı. Emeğe saygı duymayı asıl  o yıllarda öğrendik. 


Sonraki yıllarda ölümlerle karalandı 1 Mayıs'lar. Kan, kuşku, güvensizlik yakışmadı 1 Mayıslara. Bahar Bayramları karardı, gölgelendi. Kırlardaki çiçekler mezarlıklar için toplandı. Özlemle beklenen baharlarda dayanışma bölündü. Emeğin değeri düştü, enflasyon yükseldi, alım gücü düştü, yoksulluk artti. 


Emek ve dayanışma paramparça olurken daha sonra gelecek günler, yıllar bu karamsar tabloyu değiştirebilecek mi acaba?

Makbule Abalı.


28 Nis 2022

EVLERDE YAŞAM...

Evler de insanlar gibi yaşam içinde can bulmak isterler..Bazı evlerde duvarlar bomboştur. Ruhsuz insanlar gibi.En lüks mobilyalar bile can kazanamaz böyle evlerde.. Ruhsuz, kişiliksizdirler. Taşındığımızdan beri  hep hayal ettim, Ne nereye yerleştirilebilir? Hangi eşya hangi köşede uygundur? 
Sıra bugünmüş.. Kızımın can dostları bir çift, Özge ve Selçuk iç sesimizi duydular sanki. Ellerinde matkap ve alet çantaları, gerekli düzenlemeleri yaparak bizi nasıl da mutlu ettiler.
Bu gece daha huzurlu uyuyacağız. Eşyalar dile gelseydi, eminim onlar da huzurlarını vurgularlardı.

Makbule Abalı.

 

22 Nis 2022

DUYARLILIK...23 NSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI KUTLU OLSUN.

Siz hiç çiçek yetiştirdiniz mi?
Ağaçları, kuşları, balıkları sevdiniz mi?
Hiç üzüldünüz mü ağaçlar kesilirken?
İçiniz yandı mı toplu kuş ölümlerine?
Bir başkasına haksızlık yapıldığında 
Sadece içinizden mi isyan ettiniz?
Çocuklarla el ele kırlarda yürüdünüz mü?
Yoksul bölgelerde soğuklarda
Küçücük çıplak ayaklar, morarmış yüzler, eller
Sizi de üşüttü mü?
Soğukları, haksızlıkları
Ta yüreğinizde hissettiniz mi?
Sizin de içiniz buz kesti mi karda, ayazda?

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun.

Makbule ABALI

 

21 Nis 2022

KÖY ENSTİTÜLERİ...


Bir zamanlar
 bir efsane gibiydi;

Köy Enstitüleri köylü çocukların kurtarıcısı,

Ayaklarda çarıklar, üst baş perişan.

Ve sonra yeni bir dünya açılıyor önlerinde;

Mükemmel eğitimcilerin önderliğinde 

Okullarını kendileri inşa ettiler,

Bahçelerini  kendileri düzenlediler, ektiler, biçtiler,

Her konuda yetiştiler,

Yılda 200 kitap okuyan, bir enstrüman çalan,

Barışı, kardeşliği, dostluğu savunan,

Haksızlığa karşı çıkan, özgüvenli,

Kendi kendine yeten bireyler olarak yetiştiler.

................................

Ve sonra....

21 Köy Enstitüsünden geriye kalan

Harabeye dönmüş, insanın içini acıtan sonuçlar, bahçeler, binalar.

aydınlanma hareketi karanlığa gömülmüş.

Geriye kalan o yıllarda eğitim şansını yakalayabilmiş 

bir avuç güzel insan...

Makbule ABALI.

1 Oca 2022

YENİ BİR YILA GİRERKEN...


 Her yeni dönem insanda mutluluk uyandırır. Ama her yeni dönem beraberinde yeni zorlukları da getirir. İnsan insana muhtaçtır Her bitiş yeni bir başlangıcı getirir, Ve her başlangıç eski bir bitişi noktalar. İkisinin de içi dopdoludur. Biri sırlar alemi gibi bilinmeyen bir diğeri kanıksanmış, yaşanmış anılar topluluğu Şimdi yeni gelen yılı , aylarını ve günlerini bilmek mümkün değil.

2021 yılına korona damgasını vurdu. İnsan insana yabancı kaldı. İnsanı insandan , dosttan, akrabadan uzaklaştırdı. İnsan insana muhtaç, insanın sohbetine, insanlığına... Oysa hastalıklar insanları birbirinden uzaklaştırdı

Yeni bir yılı karşılamaya hazırlanırken   önce bir köşeye umut koyalım. "Umutlarını ve hayallerini bırakarak bezginliğe kapılan insan artık yaşlanmıştır " diyor bir düşünür.

Hayatın içinden ne güzel özetlenmiş,

"Çocukken bacaklarımız en önde, beynimiz ve kalbimiz ardından koşardı.

Gençken kalbimiz en önde, beynimiz ve bacaklarımız ardından koşardı.

Yaşlandık... Her biri ayrı yöne koşuyor. ...

Barış içinde sağlıklı, huzurlu, mutlu bir yeni yılı özlüyoruz.

Makbule ABALI



28 Ara 2021

SEVMEK...


Sevmek;

Bazen bir kenti, 

Bazen bir yeri, doğayı...

Sevmek;

Ağaçları, çiçekleri

Kuşları, çocukları...

Sevmek;

Bir insanı sevmek

İnce duygularla 

Katıksız, çıkarsız

Meziyetleriyle, kusurlarıyla

Aklıyla, yüreğiyle

Coşkusuyla, hüznüyle

İyi günde, kötü günde

Tüm insanlığıyla

Sevmek;

Bir ömür boyu...

Makbule ABALI



20 Ara 2021

ALIŞVERİŞ...Mini Öykü


 Akşam saatleriydi. Öğleden sonra hafif yağmur çiselemeye başlamıştı. Günlerdir yağmur bekleyen kent halkı için  bu bir müjde gibiydi. Genç kadın bir mağazada tezgahtar olarak çalışıyordu. Asgari ücretli maaşı bir ayın sonunu zor getiriyordu. Evde küçük dikişler yaparak evin bütçesine katkı sağlıyordu.

İki  çocuğundan  büyüğü öğleden sonra  okuldaydı. Zamlar gözünü korkutmasına rağmen  birkaç gıda maddesi almak için küçük kızıyla alışverişe çıkmıştı. Cebindeki paranın hesabını yapıyordu. "Param yetmezse ürünleri kasada bırakırım" diye düşündü. Bütün marketlerde olduğu gibi burada da giriş reyonu çocuklar için bir tuzak  gibi düzenlenmişti: Yaldızlı kağıtlarda çikolatalar, şekerlemeler, sakızlar,  renkli kutularda saklı kurabiyeler, anne elinden çıkmış gibi tatlılar... 

Küçük kız anında bu tuzaklara takıldı. Önce eliyle işaret etti. Ama annesi kararlı bir ses tonuyla "Sonra" dedi. Bu sonra'nın zamanı belli değildi. Ama çocuk dilinde sonra ," biraz sonra" anlamında da yorumlanabilirdi. Tam çıkmaya hazırlandıklarında aniden ziller çalmaya başladı. Çocuk korkuyla annesinin eteğine sarıldı. Bir güvenlik görevlisi onun montunun ceplerini kontrol etmeye başladı. Herkes durmuş, onları izliyordu. Genç annenin yüzü lacivert ceketinin aksine bembeyaz olmuştu. İkisi de ağlıyorlardı.

Mağaza müdürü küçük suçlu için bir tutanak tuttu. Ağlayan bir anne ve çocuğunun gözyaşları yağmur damlalarına karıştı. Yağmur ince ince yağıyordu.

Makbule ABALI



15 Ara 2021

HAYATIN AKIŞI...


 Bazen hayat akıp giderken birden sekteye uğrar. Akış yavaşlar ya da duraklar.  Sanki her şey birdenbire olmuştur.  Bu ani yavaşlamaya akıl sır erdiremezsiniz. Zaman alışık olduğunuz zaman dilimi değildir. Ağır çekimdesinizdir adeta. Fırtına öncesi sessizlik yaşanırken her zaman, bazen de gürültü birdenbire olur. Nasıl, nereden olduğunu bilemez insan. 

Yapraklar savrulur sanki, beden huzursuz olur. Bir hastalık yer bitirir , adeta kemirir vücudu. Gücü azalır, takati tükenir. Zordur hastalıklarla uğraşmak, ilaçlarla ortak olmak. Önce güvenilir bir doktor bulmak gerekir; Dinleyen, anlayan, alanında bilgili. Ve sonra önlem almak, kendine zaman tanımak, beklemek... 

İnsanın hayat boyu mücadelesi hiç bitmez. Ama her acı, her sıkıntı insanı biraz daha güçlü ve dirençli kılar.

Makbule ABALI

10 Ara 2021

10 ARALIK İNSAN HAKLARI GÜNÜ.....


Dünyanın her yerinde, duyularla-duygularla ilgili sözcükleri ne çok kullanır insanoğlu; duyarlılık, duyarlı olmak, duyarsız olmak, duygulanmak, duygusuz olmak... Neden ihtiyaç duyar, bilinmez... belki de insan yanını-varlığını kanıtlamak ister. 

Duyu organlarımızla farkına varıyoruz pek çok şeyin; görüyor,kokluyor, duyuyor, tadıyor, dokunuyor, böylece anlıyor, tanıyor, algılıyor, bilincine varıyoruz. Duyarlı olmak için ille de tüm duyu organlarımızın sağlam ve işler olması gerekmiyor elbette. Duyu organları  sapasağlam olduğu halde pek çok konuda duyarsız olabilen ne çok insan var toplumda. Uzman doktorlardan "sağlam" raporu alsa bile "duyarlılık" konusunda "özürlü-engelli" olabiliyor kişi... 

Gün gelecek, belki de son teknoloji harikası robotlar, aldıkları komutlar doğrultusunda her işi büyük ustalıkla gerçekleştirecekler, ancak hangi "üstün robot" insan duyarlılığında olabilir...? İnsan gibi yüz yüze-göz göze gelebilir, insan sıcaklığında dokunabilir, yüzü kızarıp utanabilir, acıyı test edip, sevinci-coşkuyu ölçebilir...? Pozitif bilime güvenmek gerek, belki bir gün insana duyarlı robotlar da olacak... kim bilir... 

Duyu organlarımız arasında ne güzel bir iş bölümü vardır: Birinin gerçekleştiremediğini diğeri başarmaya çalışır, uyum sağlanır böylece; Dil susarsa göz berraklaşır, göz kapanırsa kulak açılır, kulak duymazsa göz baş role geçer, beynin işlerliği artar. Dünyanın her yerinde "insanca dokunuşlar" sona erdiğinde, "kötü kokular" alabildiğine çoğalıyor... Duyarlı bir yürekle duyarlı duyu organları insana zarar vermiyor ancak, "duyarsızlık-duygusuzluk" büyük kayıplara neden olabiliyor. "Gözünü dört açmazsa" insan, kötülerin-kötülüklerin olumsuz etkisinden kurtulamıyor... 

Dilimiz öylesine zengin ki; Belki zamanında insan değerini bildiğimiz ya da insana önem verdiğimiz için, duyarlılık ve duyu organlarımız ile ilgili doğru-yanlış ne çok söz,  üretmişiz. Acaba çocuklar yetişkinlerden daha iyi görüp duydukları için mi "Çocuktan al haberi" demişiz. "Gözlerinin içi gülmek" mutluluğun mu, duyarlılığın mı bir göstergesidir? Her şey makineleştiği için mi, yoksa değer bilmezliğimizden mi, "El emeği-Göz nuru" deyişini daha az kullanır olduk? "Kulaklarına kadar kızarmak" deyimini bilen ya da kullanan kaç kişi kaldı aramızda? Gözleri görmediği halde nice güzel işler başaran onca güzel insanımız varken neden "Kör-topal işini sürdürmek" deriz... gözün görmeyişi veya ayağın aksaması beynin işleyişine engel değil ki... 

Görme engelli öğrencilerin-topun doğru yönünü algılayabilmek için-ziller takılmış bir topla oynadıkları kavgasız futbol maçlarına bakan-gören kaç göz imrenmez? Yeter ki aldatılmasınlar, zihinsel engelli pek çok çocuğun yüreği öylesine sevgi doludur ki, uygun yaklaşımlar hemen sevgi diliyle ödüllendirilir. Oysa bazı insanlarda bakışlara bile yansıyan kin-nefret-öfke nasıl da korkutur incitir-yaralar insanı.

Güzelliklerin, küçük mutlulukların tadını çıkarmak yerine pek çok şeyin tadını kaçırırız bazen, ille de "acı" ararız yaşantımızda. Gözümüzde büyüttüğümüz bazı insanlar, nesneler anlaşılmaz biçimde giderek değer kaybedip küçülürler... neden-nasıl soruşturmayız, araştırmak istemeyiz... Dilin söyleyemediğini "Beden dili" ne güzel anlatır oysa... "Timsah gözyaşları" tanınmadığı bilinmediği için mi "gerçek gözyaşları" anlaşılmaz-fark edilmez bazen.

"Duyarlılık-duyarsızlık" doğuştan var olan bir özelliğimiz değil. Sonradan pek çok etkenle dünyaya-yaşadığımız ortama uyumlu veya uyumsuz olabiliyoruz. Zamanında duyu organlarına yeterince işlerlik kazandırılmamışsa, sonradan beyin ve yürek de yeterince yardımcı olamıyor. Yürek "nasır bağlayınca" göz  görmek istemiyor, dil yaralayıcı olabiliyor... Ağız ne kadar çok açılırsa göz giderek küçüldüğü için "görüş alanı" daralıyor, sonuçta görmez oluyor. 

İnsanın içindeki "fırtına" büyüdükçe fırtına öncesi sessizlik bazen patlamalarla sonuçlanabiliyor. kasılmalar çoğaldıkça dokunma duyusu da azalıyor, umarsızlık-duyarsızlık-ilgisizlik artıyor. Tüketim toplumlarında "kalabalıklar içinde yalnız ve çaresiz insan" imajı nasıl da acımasız gelir duyarlı insana. "Kalp kör olduktan sonra gözün görmesinde yarar yoktur" deyişiyle ne güzel-ne doğru söylüyor Hz. Ali. 

Bir zamanlar teknoloji böylesine gelişmeden, sanal dünya oluşmadan, hatta cep telefonları yaygınlaşmadan da   biz "iletişim" kurabiliyorduk; bazen beden diliyle, bazen bir kartla, bazen mektupla... Anlaşmak-iletişim kurmak için istemek ve hazır olmak yeterdi. Ancak belki de en önemlisi beyin ve yüreklerin "paylaşıma" açık olması, "duyarlı" olmasıydı... Neden günümüzde de olmasın...? 

10 ARALIK  DÜNYADA BARIŞİN VE İNSANLIĞIN GÜNÜ OLSUN.
Bu yazıyı ilk 2010 yılında yayınlamıştım..














6 Ara 2021

UÇURUM ZAMANI- BİR KİTAP TANITIMI...


 Mert Ofluoğlu  Trabzon doğumlu genç bir yazar. 18 yaşında yazdığı ilk kitabı Ters Düz epey ses getirmiş, övgü almış. Uçurum zamanı "Bozbalık Üçlemesinin" ikinci kitabı. Üçüncü kitap daha sonra yayınlanacak. Kitap, Kitapyurdu  Doğrudan yayıncılık tarafından yayınlanmış. 392 sayfa.

Kitabın ilk sayfalarında ilginç bir şeye rastlıyorsunuz:" Uçurum Zamanı Şarkı Listesi" Ve altında bir açıklama: Bu şarkıların ve sözlerin anlamları roman boyunca okuyacağınız sahnelerdeki karakterlerin duygu durumlarına ve psikolojik tasvirlerine denk düştüğü için titizlikle seçilmiştir.

Kitabı okumaya başlamadan önce Sonsöz'e göz gezdiriyorum;" Benim için yazarlık, anlatacak iyi bir hikaye bulma ve onu iyi anlatma sanatıdır. İkisinden biri var, diğeri yoksa iyi bir yazar değilsinizdir demektir. Gerçek yazarlık bir sanatçılık işidir. Gerçek kitaplarsa birer sanat eseridir. Yazmak bir tutku, bir bağımlılık , bir yaşama amacıdır." diyor Mert Ofluoğlu.

Romanda olaylar Karadeniz dolaylarında Bozbalık adlı bir köyde geçer. Romanda ana kahramanın etrafında olaylara karışan pek çok insan vardır. Ve hayatın  içinde yaşanabilecek  pek çok sürpriz olay. Mert Ofluoğlu  toplumdaki yozlaşmaların, kısa süreli aşkların , sataşmaların, aldatmaların , ihanetlerin yansıyan yüzünü romanda da işlemiş. Kitaptaki karakterler arasında ilişkiler bazen basit sallantılarla çatırdıyor ya da yıkılıyor. 

Romanı okurken bazen bir aşk romanı okuduğunuz  izlenimine kapılıyor bazen bir polisiye roman tadı alıyorsunuz. Yazar genç yaşına rağmen çok ustaca  karakter tahlilleri ve doğa tasvirleri yapmış.

Örneğin:

"Yepyeni yerler gördükten, yepyeni insanlar tanıdıktan sonra tekrar kümese dönmek Nilgün için tuhaf bir duyguydu. Kar etrafı mistik bir ışımayla  esrarengiz bir şekilde aydınlatıyor ve karanlığa saklanmış çam ağaçlarının arasındaki  evlerine , masallardakine benzer bir örünüm veriyordu." 

"Neredeyse boş olan köy meydanında bir banka oturup düşüncelere daldı. O saatte orada ne işi olduğunu bilmiyor, sadece nedenini bile tam olarak bulamadığı derin bir mutsuzluk hissediyordu. Gece koyu bir örtü gibi yalnızca köyü değil, onu da yutmuş gibiydi."

"Burak tamamen gözden kaybolunca içini biir hüzün kapladı, verandaya çöküp sessizce ağlamaya başladı. Sanki hayatta hiçbir amacı kalmamış, bir şey bütün ruhunu çekip almıştı. Bir yanlışlık olduğunu o da biliyordu, her şey yanlıştı; bunlar olmamalıydı, böyle olmamalıydı. Ve sonra Bozbalık'ta yağmur başladı. Kuşlar, insanların acılarından habersiz havada uçuyordu."

Ve yöresel ürünlerin zaman zaman tanıtıldığını görüyoruz. ; Laz böreği, hemofta reçeli, kuymak, veryel çiçekleri vb. 

Kitabın editörlüğünü Mert Ofluoğlu yapmış. Yanlışsız bir kitap okumanın keyfine varıyorsunuz.

Mert  Ofluoğlu'nun genç yaşında ulaştığı bu başarıyı kutluyor, devamını diliyoruz. Yolun açık olsun MERT.

Makbule ABALI



29 Kas 2021

KELİME OYUNU 52

 Bloglar arasında Kelime Oyunu devam ediyor. Bu haftanın kelimelerini Deeptone belirledi. 

Bu öyküyü  oluştururken bulunması gereken kelimeler: Kuş tüyü, kuyu, Çatı, ipek, Mermer.


SON UÇUŞ... (ÖYKÜ)

O zamanlar 7-8 yaşlarındaydım. Bahçesinde kuyu olan iki katlı , sarmaşıklı  bir evde otururduk. Kuyunun  suyu içilmezdi, bahçe sulama amaçlı  kullanılırdı. Ama tehlikeli olur düşüncesiyle üstü hep kapalı olurdu.

Mevsim geçişlerinde çatının üzerinden sürüler halinde kuşlar geçerken bütün çocuklar el sallardık. Bahçe çok kalabalık olmazsa bir mola verirler, bahçedeki süs havuzunun kenarındaki mermere konarak su içerlerdi. Onların çırpınarak su içişlerini izlemeye bayılırdım. Birbirlerinin sıralarını hiç almazlardı.

Keşke benim de bir kuşum olsa dediğim çok zaman olmuştur. Babam "Kuşlar özgür olmalı" derdi. "Onlar açık havada yaşamalılar." Ama bir gün zorunlu olarak bir kuşa sahip oldum. Kuşlar sürü halinde havuzdan su içip giderlerken bir tanesi uçamadı, en geride kaldı.  Onu kurtarmak için elimi uzattım. Önce ürktü sonra kaçmadı da.  Annemin ipek fularını istedim. Zaten eskimişti, yumuşacıktı. Kuşu sardım sarmaladım. Canlandı. 

Ama bir gün daha dinlensin istedim. Korumaya aldım. Anneme, babama söz verdim. Sadece bir günlüğüne. Ertesi sabahı zor bekledim. Gözümden yaşlar akarak kucağıma aldım, kucakladım. Ömrü o kadarmış. Oysa adını bile hazırlamıştım. Ondan geriye bir kuş tüyü kaldı. Mavi, ipek gibi bir tüy. Onu oymalı ahşap bir kutunun içinde saklıyorum . Sürüden kaybolduğunu diğer kuşlar anlamışlar mıdır acaba...?

Makbule ABALI

28 Kas 2021

KADINLAR...

 


Her ülkeden, her yöreden kadınlar

Bir çiçek tarlası gibi;

Kah su kenarında bir nilüfer

Kah dağ yamaçlarında bir nergis 

Ya da bahçelerde bir mor menekşe

Tarlada papatyadır

Niyet çekilen

Belki salon çiçeğidir,

Tarlada, güneşte solan.

Kimi bol su ister,

Kimi susuz da yetişir.

Kaktüs gibidir bazısı 

Dikenlerini geçirmeye hazır

Bazen şaşırtır bir ağacın tepesinde 

Manolyadır, beyaz, naif, narin

Bazen bir gonca gül,

Çiy taneleriyle süslü

Bir sarı çiçek Anadolu'da

Kayaların arasından baş vermiş

Ya da ayak altında ezilmiş bir ot  gibi

Bazen hatmi çiçekleri şifa niyetine

Belki bir zakkum , tehlikeli bir zehir

Her biri farklı, her biri başka

Tıpkı kadınlar gibi, türlü çeşitli

Mutlu mutsuz, hüzünlü, coşkulu...

Makbule ABALI




25 Kas 2021

BAŞÖĞRETMEN HÜSNÜ ÇELİK...


 Masallar "Evvel zaman içinde" diye başlar. Bu gerçek bir öykü. Efsane gibi anılan bir Öğretmenin öyküsü ; Başöğretmen Hüsnü Çelik. Cumhuriyet yıllarının idealist öğretmenlerinden, Köy Ennstitülerinin ilk mezunlarından. Düziçi Köy Ensttitüsü'nü dereceyle bitirdikten sonra  Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü'nde de 2 yıl okur. Gezici Başöğretmen olur. Ama doğduğu köyde, Arslanköy'de hizmet etmek ister. 

Arslanköy deniz seviyesinden 1500 m .yükseklikte, merkezden 72 km. uzaklıktadır. Kışın yoğun kar yağar, yolları kapatır. Toplu taşıma araçları yoktur. Kamyonlar taşıma yaparlar. Elektrik yoktur, tarım karasabanla yapılır. Köy okulunda 5. sınıfta öğrenciler matematik dersini anlayamamaktadırlar.  Başöğretmene giderek  bu durumu yansıtırlar. Hüsnü Çelik bu çocukları dikkatle dinler, çözüm bulmaya çalışır. "Matematik saatlerinize ben gireceğim der. "Her akşam okulda belli saatler arasında toplanıp etüt yapacağız. Çocuklar gelmeden odun sobasını yakar, lüks lambasını çalıştırır. 

Bu idealist Öğretmen akşam saatlerinde çocuklarla etüt yapar. O gruptan çoğu öğrenci Köy Enstitüleri sınavını kazanır. Daha sonra çoğu yükseköğretimi bitirir. Bir dağ köyünde bir başöğretmenin mucizesidir bu. Öğrencilerini azarlamadan, reddetmeden dinleyen, haklı oldukları konuda destekleyen bir öğretmen. Eşim de o öğretmenin öğrencisi olma şansına ulaşmış. Ziyaretine gittik.

Eşi Nimet Hanım'ı kaybetmiş. Oğlu ve ailesi ile yaşıyor. Bugün 98 yaşında. Anlama ve muhakemesi gayet güzel. Sadece  biraz işitme kaybı var. 

Atatürkçü. laik, idealist, başarılı o kuşağı nasıl da arıyor, özlüyoruz.

Makbule ABALI




23 Kas 2021

BİR ÖĞRETMEN ADAYI...


 Bir öğretmen adayı ;

Henüz 20' sinde

Gencecik, taze bir fidan gibi

Mezuniyet sonrası sınava girmiş.

KPSS'den geçerli puan alamamış.

Ne okullarda geziyor düşlerinde,

Hep çocuklarla tanıştı rüyalarında ...

Çok iyi bir öğretmen oldu ;

Sevecen, sevgi dolu, ilgili

Ama hep ücretli öğretmenlik 

Kadrolu olamadı bir türlü.

Okullar çok uzaklarda,

 Çocuklar özlem dolu

Bu mevsim de öğretmensiz köy okulları

Umut bir başka bahara kaldı.

Makbule ABALI

21 Kas 2021

YAŞAMDA ENERJİ KAYNAKLARI...


 Yaşantımızda bazı günler adeta tükeniriz. Yorgun, bitkin, halsiz düşeriz. Ama bazen de sanki enerji depolamışızdır; Sevdiğimiz bir arkadaş veya dostla buluşma, güzel bir haber alma, mutluluk saçan bir olay. Oynayan çocukların yaydıkları enerji, içten, güzel bir gülümseme,  zor zamanlarımızda yardımcı olmaya çalışan bir dost. Hepsi insanca yaklaşımlardır. İnsanın insan için varlığını, değerini kanıtlar. 

Ve bir de sarsıldığımız günler vardır; Üzüldüğümüz, hayal kırıklığına uğradığımız , kayıplarımızın olduğu günler. Enerjimiz tükenmiştir adeta. Her şeyimizi yitirmiş gibi hissederiz. Varlıkla yokluk arasında gider geliriz sanki. Bir anda her şeyini kaybedebilir mi insan? Ya da tüm enerjisini tüketebilir mi? Bir hastalık, bir kaza, kötü bir rastlantı, bir ölüm bir enerji kaybı değil midir? 

Gözlerinizin içi gülüyorsa yüreğiniz de mutludur. Ama kahkahalarınız çınlarken diğer yanınız sonbahar gibi yaprak döküyorsa mutluluk arayışındasınızdır.

Makbule Abalı

17 Kas 2021

BİR BAHAR GİBİ...


Sonbaharın ortasında baharı yaşarsınız bazen. Sarı, kahverengi, pastel soluk renkler pembelere, beyazlara, kırmızılara dönüşür hayallerinizde. Bir renk armonisidir belleğinizde toplanan. Ahenkli bir renkler toplamıdır. Gökkuşağını hatırlatır. Geçmiş baharları adeta yeniden yaşarsınız. Sevdikleriniz yanınızdadır. Uzaktakiler yakınınıza gelmiştir. 

Uzun bir zaman aralığından sonra özlem gidermek ne güzeldir. İnsan insana muhtaçtır: Sohbetine, yardımına, anlayışına, vefasına, iyi niyetine... Hele çocuklar nasıl da içten sarılırlar. Buram buram özlem kokar bakışları.  Onların gözünde mesafeler daha da uzundur. Sevdiklerine kavuşmak ise an meselesi...

Bir Kasım sabahının puslu, soğuk havası ansızın çıkan bir güneşle pırıl pırıl güneşli bir bahar havasına dönüşür. İçimizdeki bahar da uyanır birden. Aydınlık bir gün ışıldar gönlümüzde. Rengarenk çiçekler açar dört bir yanda. Aslında her şey hayal gücümüze bağlı değil midir?

Makbule Abalı 



10 Kas 2021

DÜNYANIN GÖZÜNDE ATATÜRK ...



*Yüzyılımızın Dahisi.
Yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki, o büyük dahi çağımızda Türk Milletine nasip oldu.
 D.Lloyd George- İngiltere Başbakanı - 1922 

*Türkiye Övünebilir.
Bir Ulusun hayatında bu kadar az sürede bu denli kökten değişiklik pek seyrek gerçekleşir... Bu olağanüstü işleri yapanlar , hiç kuşkusuz kelimenin tam anlamıyla büyük adam niteliğine hak kazanmışlardır. Ve bundan dolayı Türkiye övünebilir. 
Eleftherios Venizelos- Yunanistan Başbakanı.1933

*Ata'nın ölümü büyük kayıptır. 
Savaşta Türkiye'yi kurtaran, savaştan sonra da Türk Ulusunu yeniden dirilten Atatürk'ün ölümü , yalnız yurdu için değil, Avrupa için de en büyük kayıptır. Her sınıf halkın O'nun ardından döktükleri içten gözyaşları bu büyük kahramana ve modern Türkiye'nin Ata'sına layık bir tezahürden başka bir şey değildir.
Winston Churchill-İngiltere Başbakanı. 1938 

*Yüzyılımızın Büyük Önderi.
Atatürk adı insana bu yüzyılın büyük insanlarından birinin tarihi başarılarını, Türk Ulusuna ilham veren önderliğini, modern dünyayı anlayışındaki ileri görüşlülüğü ve bir askeri önder olarak kudret ve cesaretini hatırlatmaktadır. Şüphesiz ki, Türkiye Cumhuriyeti'nin doğuşu ve o zamandan beri Atatürk'ün ve Türkiye'nin giriştiği derin ve geniş devrimler kadar bir ulusun kendisine olan güvenini daha başarıyla belirten bir başka örnek gösterilemez.
John F. Kennedy - ABD Başkanı. 

*Ata'ya Duyulan Hayranlık.
Atatürk'ün Türk Dil  Devrimi'ni  gerçekleştirmesi ve dinle siyaseti birbirinden ayırarak Türk Toplumunun modernleşmesini sağlamak yolundaki çabalarına karşı büyük bir hayranlık duymaktayız.
Hayato İkeda - Japonya Başbakanı.

*En Büyük Atatürk.
Tarih çok büyükler gördü. İskender'leri, Napolyon'ları, Washington'ları gördü. Fakat yirminci yüzyılda büyüklük rekorunu Atatürk, bu Türk oğlu Türk kırdı. 
L'Illustration- Fransa.

*O Yarını Görürdü.
Atatürk tarih boyunca gelmiş geçmiş en büyük devlet adamlarından biridir. Hiçbir zaman yaşadığı zamanın üzerinde durmamış, ileriyi görerek ona göre iş yapmıştır. Atatürk'ü Mussolini ve Hitler gibi yöneticilerden ayıran nokta işte bu niteliktir. Onlar her yaptıklarında kendilerini düşünerek hareket ediyorlardı. Atatürk, kendisinden ötesini, 20-30 yıl ilerisini görerek hareket ederdi.
Lord Kinross- İngiliz Devlet Adamı.



Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ü ölümünün 83.. yılında 
Saygıyla, minnetle, özlemle anıyoruz...
Her yıl daha çok özlüyor, arıyoruz.
Bu yazıyı ilk kez 10 Kasım 2018 yılında yayınlamıştım.


5 Kas 2021

YAĞMUR...


Dışarıda yağmur yağıyor. Yağmuru çocukluğundan beri severdi. Her yağmur ona aydınlık, güzel günleri çağrıştırırdı. Bereketli günleri, güneşi, temizliği, ürün çokluğunu... Hele yağmurdan sonraki toprak kokusunu hiçbir kokuya değişmezdi. Uzun zaman o kokuyu içine çeker, sindirmeye çalışırdı.

Çocukluğunda annesine sorardı: "Allah Baba ağlıyor mu anne?" Gök gürlerse o da ağlardı. Yağmur sonrası çiçeklerin üzerinde kalan damlalar nasıl da güzel olurdu. Çiy düşmüş güller gibi minik damlacıklar. Gök gürültüsü, şimşek, yıldırım eşliğinde yağan yağmurlar en büyük korkusuydu. Yüksek sesten, gürültüden oldum olası çekinirdi. Her zaman sakinlikten yanaydı: Yumuşak sesler, rahatsız etmeyen konuşmalar , hatta müzikler. Ardı ardına çakan şimşekler, birden aydınlanan gökyüzü ona adeta bir korku filmi izlettirirdi. 

Bir zamanlar yağmur sonrası bir sele de tanık olmuştu. Doğanın amansız gücüne şaşırmış, mücadelenin zorluğuna hayret etmişti. Ve inanmıştı; Hayat , romantizm  ile trajedi arasında bir gidiş gelişler yoludur. 

Yağmur yağarken camın ardından kitap okumak ne zevklidir.  Ya şemsiyesi olmadan sağanak yağmurun altında sırılsıklam olmak. Sevdiği insanla yağmur altında yürümek. Çatısı akan bir evde tüm eşyaların ıslanması. Hayatın uç noktaları, zorluklar, zıtlıklar...

Yağmurun ardından pırıl pırıl bir güneş çıkıp hepimizi şaşırtır bazen. Hiç tükenmeyen yağmurlar yağsa dünyanın tüm pislikleri, insanların kötü düşünceleri temizlenip arınır mıydı acaba?

Makbule ABALI.

  

29 Eki 2021

CUMHURİYETİMİZ 98 YAŞINDA...

 



ATATÜK ÖĞRENCİLER ARASINDA
                              ATATÜRK VE KADINLAR

                                            ÇOCUK SEVGİSİ

CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN.


26 Eki 2021

DEYİŞLER...


*** Başağa buğday

Buğdaya insan

İnsana emek,

Ne güzel uymuş...

Emeğe eylem 

Eyleme yürek 

Yüreğe sevgi 

Ne güzel uymuş..

Bülent ECEVİT


*** Şu iflas etmiş dünyada en geçerli para birimi ; kendin gibi bir insanla paylaştığın değerlerdir.

Pablo NERUDA

***Ağır ağır ölürler

Yolculuğa çıkmayanlar,

Kitap okumayanlar

Müzik dinlemeyenler,

Gönlünde incelik barındırmayanlar

Pablo NERUDA



16 Eki 2021

SARI KELEBEK

 Dün bir güzel düş gördüm;

Sarı bir kelebek,

Çiçekten çiçeğe uçuyordu

İncecik kanatlarıyla;

Narin, nazik, naif

Tıpkı bazı insanlar gibi kırılgan

Doğada bir renk, bir parıltı,

Zarif hareketlerle,

Tutmak istemedim

Kısacık ömründe,

İncitmek, kırmak, ürkütmek,

Kıyamadım, yakalamadım

Uçurdum özgürlüğe, 

Uçurdum uzak diyarlara...

Makbule ABALI

Görsel; İnternetten


11 Eki 2021

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ...(Bir mim: Küçükken etkilendiğimiz masal ve öyküler)DÜNYA KIZ ÇOCUKLARI GÜNÜ



Bazen düşünürüm, neden "Bir varmış bir yokmuş" diye başlar masallar? Anlatılanların gerçek olmadığını vurgulamak için mi? Oysa çocukluk çağında tüm masallarda bir gerçek payı bulur çocuklar. Öyle olmasa anlatılanlarla dinlediklerinden öylesine keyif alırlar mıydı.

Hangi çocuk masalı sevmez ki? Gerçekle hayal dünyası arasındaki o ince çizgiyi aşıp düşler alemine adım atmak... Sihirli bir dünya güçlü kılar insanı, gücüne güç katar, imkansızı mümkün kılar. 

Düşündükçe çocukluktaki mutluluk kaynaklarımız masal ve öyküleri nasıl da hatırlıyor insan... 4-12 yaşlar arasında çocuklar masallara daha düşkün oluyorlar.
Sevdiğim, etkilendiğim ne çok masal vardı. Şimdi düşünüyorum da hepsi bir iz bırakmış: Pinokyo, kibritçi kız, iki inatçı keçi, kül kedisi... 

Pinokyonun yalan söyleyince uzayan burnu, adeta benim de burnumu kaşındırır, hiç yalan söylememeye
 özen gösterirdim. Kibritçi kızın soğuktan morarmış ellerini hatırladıkça ellerimin uyuştuğunu çok iyi bilirim.
La Fontaine Hikayelerini hem evde dinledim, hem ilkokulda kitaplardan okuduk.

Tavşanla kaplumbağanın öyküsünde ben her zaman kaplumbağadan yana oldum.  İki inatçı keçinin neden o kadar inatçı olduklarını bir türlü anlayamadım. 
İnsanlara uyrlandığında ne çok ders çıkarılabilir. Kül kedisi gibi öykülerin çocuklara anlatılmasından yana değilim. İnsanlar öylesine kötü olabilir mi, birbirlerine eziyet edebilir mi diye ne çok düşünmüşümdür. Herhalde o zamanki ben gibi bugün de o hikayeye ağlayan çocuklar vardır.

Çocuklar gerçek kahramanlık öykülerinden çok hoşlanıyorlar. Ben de bir zamanlar Çakırcalı Efe'yi çok severek okumuştum. Sonraki yıllarda çocuklarımızı da gözleme şansım oldu. Eşimin anlattığı öyküleri çok büyük merak ve heyecanla dinlerlerdi.Eşim eğitim Müfettişi olarak okullara giderken o yıllarda köy yollarında daracık köprülerden at sırtında geçmiş, ıssız vadilerde yılanlarla karşılaşmış. " Baba ne olur o yılan hikayesini bir daha anlat" deyişlerini unutamam.

Doğan Kardeş Dergisine bayılırdım. İçeriğiyle öyle zengindi ki çocuklarda tatlı bir tiryakilik  yapardı.Dört gözle çıkacağı günü beklerdik.
Çocukluğumun en sevdiğim kahramanlarından biri de bir gazetede çizgi roman halinde yayınlanan Hoş Memo idi. Dünyada da çok tutulan bir çizgi roman olduğu söylenirdi. Annesi Boncuk anne, eşi Gül pembe, çocukları Merdefe'nin yaşantılarından öyküler. Bayılırdım... 

Hoş Memo'nun maceralarını önce dinledim, sonra okudum. Büyüdükçe , çok yararlı bilgiler de sunduğunun farkına vardım. Hoş Memo yararlı bir bitki olan pancarı çok severdi., eşine toz kondurmazdı, komşularıyla çok iyi geçinirdi. Daha sonraları babam gazeteden kestiği odizi  hikayeleri ciltletmişti. Bu günlere kadar  dayandı o. ciltler. Sevgili Hoş Memo kuşaktan kuşağa el değiştirdi, okundu...

Son çocukluk dönemimde Aziz Nesin öykülerini çok severek okudum. "Şimdiki çocuklar harika", " Hayvan deyip geçme" defalarca okuduğum kitaplardı.
Ergenliğe geçmeden okuduğum Küçük Kadınlar'ın  hayatımda kalıcı izleri oldu. Hepsi farkı karakterde ama çok iyi anlaşan kızkardeşlerin öyküsü. Okumaktan çok büyük keyif aldığım, defalarca okuduğum bir kitaptı.
En büyük kardeş Meg'in yerine koyardım kendimi. Küçük ayrılıklar, büyük benzerliklerle hepimiz o kitaptaki bir karakterdik bence...

İlkokulda sınıf kitaplıkları ne güzeldi. Eğitsel kollar iyi çalışırdı. Hep kitaplık koluna seçilmek isterdim. Okumak için özellikle kalın kitapları seçerdim, çabuk bitmesin isterdim. 
Çocuklar var olduğu sürece masallar ve öyküler de gelişerek devam edecek. Kuşaktan kuşağa aktarılarak dersler çıkarılacak. "Masal bu ya" deriz çoğu zaman. Oysa masallarda ne çok dünya gerçeği gizlidir.
Masallar, öyküler daha yıllar boyu yetişkinlere çocuklarının eğitiminde yardımcı olurken ,çocukların da hayal dünyalarına uzun, gizemli yolculuklar sağlayacak.

Temmuz 2016

Not: Mim'lere çok alışık değilim."Ayna Hikayesi" bloğundan sevgili Aytül Örcün' ün teklifiyle yıllar öncesine bir yolculuk yaptım. " Çocukluğumda etkilendiğim masal ve öyküleri " düşündüm, yazdım. "İçimdeki çocuk" da böylece çok mutlu oldu.
Teşekkürler Aytül Örcün,  Didemika.

6 Eki 2021

BLOG ARKADAŞLIĞI...


 Sanal  ortamdaki arkadaşlık gerçek dünyadaki arkadaşlık ve dostluklardan farklı. Hiç tanımadığınız, özelliklerini çok da bilmediğiniz insanları tanıma çabasına girmek. Cesaret ister, güven ister. Zaman ister. Çok emin olmadığım konularda çok kararsızlıklar, tereddütler yaşarım. Neyse ki hislerim beni çok yanıltmaz. Bir blog açma fikri önce kızımdan gelmişti. Düzenlemeleri önce o yaptı. O ilk günün heyecanını nasıl unuturum. Üye sayıları ve yorumlar birer ikişer arttıkça nasıl da mutlu olurdum. Artık sayıları çok önemsemiyorum. Nicelikten çok niteli önemli benim için. Ama yorumları hala önemsiyorum. Yorumlar bir geri bildirim. Bir bakıma yazanı denetliyor, düşündürüyor., yönlendiriyor.

Bizler şimdiki çocuk ve gençler gibi bilgisayarlara çok alışık olmayınca  teknik konularda hep kendimi yetersiz hissettim. O  yüzden hata yapmaktan hep çekindim.  O konularda kendini geliştirenlere de hep hayranlık duydum. Ama kimseden kolay kolay yardım isteyemem .İçtenlikle yardımda bulunanlara da minnet duyarım. Son zamanlarda bloğumun üst başlığında  kuşların başı yarım gözüküyordu, Benim dikkatimi çekmeden Değirmenimden Mektup Var bloğundan Recep Altun Bey uyardı. Daha önce de bir başka zamanda yardımda bulunmuştu. Bu defa Kiremithanem Blog sahibi  arkadaşım yardımcı oldu. Bir öğretmen sabrı ve yaklaşımıyla, özenle, ustalıkla.  Keşke öğretmen olsaymışsınız dedim  içtenlikle.

Yıllar öncesinden öğrencimiz Çağrı Kılıç Instagram ve Blogda "Öğretmenim size yardımcı olabildiğimde çok büyük mutluluk duyuyorum" diyenlerden. Teşekkür borçlu olduğum  nice güzel yürekli insan var. Nasıl unuturum bu güzel, dostça yaklaşımları. Deeptone, Kaystros Tyrha Maviye iz süren. Hüseyin Güzel, Momentos, İzler ve Yansımalar, Hikayelerdir Geriye Kalan, Güven'in yeri ve daha niceleri. Sade vardı, ayrıldı sanırım sıcacık yorumlarıyla unutamadığım, 

Blogda, İnstagramda hiç görmediğim, sesini duymadığım, nerede yaşadığını bile bilmediğim ama takdir ettiğim, düşünceleriyle benimsediğim, sevdiğim ne çok insan var. İyi niyeti istismar etmeyenler, sınırları bilenler, kötü amaçlarla düşünmeyenler. Tabii ki iyilerin arasında farklılar da olacaktır.  Amaçları farklı olanlar, insanları yanlış değerlendirenler, içtenliği farklı algılayanlar... İnsan bir süre sonra uzaklaşıyor onlardan. Elbette tam tanıyamadıklarımız da oluyor.

Blogda eski paylaşımlarıma bakıyorum. Ne çok paylaşım, ne çok yorum. Yorum yaptıkça yorum geliyor tabii. "Gözden ırak  gönülden uzak" deyişinin doğruluğunu kanıtlar gibi. Yeni arkadaşlardan tanımadıklarım var. Rahatsızlıklar da kesinti yarattı. Karşılık beklemeden yorum yapanlara sonsuz teşekkürler.

Eski dostlardan unutamadıklarımız- yitirdiklerimiz var. Bir Öğretmen- Gülsen Varol. Harika yorumlarıyla hayranlık duyduğum bir insan. Adeta bir insan sarrafı. Cihan'ın Bahçesi-bir iyilik timsali, Mehmet Osman Çağlar- çok güzel şiirleriyle, yorumlarıyla tanıdığımız. Kayıplarımızı rahmetle, özlemle anıyoruz. Işıklar içinde uyusunlar.

Makbule ABALI 



Ben dünyaya kin değil, sevgi paylaşmaya geldim. SOPHOKLES



1 Eki 2021

ŞARKILARLA- ŞİİRLERLE (Mini Öykü)


 Şirin, küçük bir çay bahçesi. Sarmaşık gülleriyle donatılmış. Bir köşede de yaseminler gizlenmiş. Yasemin kokusu buram buram burnunuza geliyor. İçeride 2-3 masa dolu, diğerleri boş.  Çevreyi izlerken birden onları gördüm; Kadının içeri girişi dikkat çekiciydi. Ağır adımlarla eşinin kolunda vakur  bir eda ile yürüyordu. Gözlerinin renginde yeşil bir giysi vardı üstünde. Tek taşlı zarif bir kolye beyaz boynunu çevreliyordu. Yıllar önce nasıl da güzeldi kim bilir. Eşi kah elini tutuyor, kah koluna giriyordu. Yoğun sevgisini bakışlarından anlamak mümkündü. Ama sanki kadının o güzel gözlerinde bir boşluk vardı. Boşluğa, uzaklara bakar gibiydi gözleri. Eşinin üstünde lacivert şık bir süveter, içinde mavi bir gömlek vardı. 70 yaşlarında görünüyordu. 

En uzak köşede bir masayı seçtiler, iki çay söylediler. İkisinin de elleri masanın üzerindeydi. Kadın ellerini uzattığı anda adam da uzattı, elleri birleşti. Yan masada oturunca konuşmalarını net duyuyordum. Şiir diliyle konuşuyorlardı. Kadın belli belirsiz bir sesle fısıldadı: "Ben sana mecburum bilemezsin" Adam ekledi:" Adını mıh gibi aklımda tutuyorum// Büyüdükçe büyüyor gözlerin/ İçimi seninle ısıtıyorum "

Kadın belli belirsiz fısıldadı: "Siz geniş zamanlar umuyordunuz" Adam devam etti : "Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek/ Yılların telaşlarda bu kadar çabuk geçeceği aklınıza gelmezdi." Kadın sırasını biliyordu: "Bir beyaz gemiydi ayıran onları" Adam devam etti: "Kadın güvertedeydi, adam rıhtımda/ Unuttum yüzünü kadının/ Adamın gözleri aklımda" Kadın fısıldar gibi  bir kelime ya da cümle söylüyor, eşi dizeleri tamamlıyordu.

Çay ocağı sahibi onları dikkatle izlediğimi fark edince yanıma geldi. "Gizem Hanım şairdir, şimdi Alzheimer" dedi. "Eşi sanatçı, sesi çok güzeldir. Çok büyük bir aşk yaşadılar. O büyük aşk bir hastalıkla sarsılıyor şimdi." Her gün belli saatte buraya gelirler, şiirler, şarkılar geçidi başlar. Gizem Hanım unutsa da Umut Bey hatırlatıcıdır. Terapi gibi, oyun gibi. 

Onlar devam ediyorlardı: "Ağlasam sesimi duyar mısınız mısralarımda / Dokunabilir misiniz  gözyaşlarıma ellerinizle?"

Adamın gözlerinden akan bir damla yaşı kimse görmedi, bilmedi sanırım.

Makbule ABALI 

ALZHEİMER DUYARLILIK İSTER, FARKINDALIK BEKLER.



27 Eyl 2021

ADI EYLÜL


Aylardan Eylüldü,

Mevsimlerden sonbahar

Bir yayla yolunda gördüm onu;

Annesinin elinden tutmuş,

Ürkek bir ceylan gibi.

13-15 yaşlarında olmalıydı

Nasıl da güzeldi,

Dağ yollarında 

Çiçekli şalvarıyla yürürken.

Ela gözleri bir başka güzel,

Göz göze gelince başını eğer,

Adı Eylüldü;

Dağ kekiklerini hatırlatır,

İnce, narin, nazenin

Ta uzaktan kokusu gelir...

Güz yaprakları düşerken her mevsim

Yeni bir çiçek açar bir başka renkte

Adı Eylül,

Bir başka güzel...

Makbule ABALI

EYLÜL AYI; ALZHEİMER FARKINDALIK AYI.

Alzheimer hastalarına ve onlara özveriyle, sabırla bakan hasta yakınlarına sağlıklı, huzurlu günler dileyerek...






24 Eyl 2021

ÖZLÜ SÖZLER...ALZHEİMER FARKINDALIK AYI- EYLÜL 2021


  •  İki şeyin değerini elden gitmeden takdir etmek zordur; Sağlık ve gençlik. Hz. Ali
  • Gençken bilgi ağacını dikelim ki  yaşlandığımız zaman gölgesinde barınacak bir yerimiz olsun. Lord Chesterfield

  • Gençliğin hakkını sadece hatalar verir. J Bernard

  • Böcek olmayı kabullenenler ezilince şikayet etmemelidirler. F.Schiller

  • Konuşmak ihtiyaç olabilir ama susmak bir sanattır. Goethe

  • Bir şeyler değiştirmek isteyen insan önce kendinden başlamalıdır. Sokrates

  • Söylediğiniz sözlerin hiçbirini kabul etmiyorum. Fakat sizin bunları serbestçe söyleyebilmeniz için canımı veririm. Voltaire
  • Umudunu yitirmiş olanın başka kaybedecek şeyi yoktur. Bolse

  • Kuş bakışı bakmak güzeldir. Fakat kuş gibi bakmamak şartıyla. Şeyh Sadi

  • Bildiğini bilenin arkasından gidiniz, 
  • Bildiğini bilmeyeni uyandırınız, 
  • Bilmediğini bilene öğretiniz,
  • Bilmediğini bilmeyenden kaçınız. Konfüçyüs


  • ALZHEİMER FARKINDALIK GEREKTİRİR.

21 Eyl 2021

DÜNYA ALZHEİMER GÜNÜ ( 21 EYLÜL)


 Hayat bir gidiş gelişler toplamı değil midir? Gelişler güzeldir genellikle; Uzaklıkları yakınlaştırır, umut yüklüdür, özlem gidericidir. 

Ama ya gidişler... Ne zaman, nasıl, nerede olacağı hiç belli değildir.  Bazen bir hastalık, bir kaza ya da ani bir ölüm sevdiklerimizi, dost ve yakınlarımızı elimizden alır.

Bugün DÜNYA ALZHEİMER GÜNÜ. 

Tüm ikinci çocukluğunu yaşayanlara saygıyla...




Edip Akbayram'ın "Sen Benden Gittin Gideli " adlı şarkısıydı. Maalesef yüklenemedi.