27 Eyl 2022

EYLÜL SONU...

 Mevsim geçişleri, değişen iklim koşulları,  soğuyan havalarla birlikte Eylül ayının da sonuna geldik. Yeni çağın insanı daha mı dayanıksız, bağışıklık sistemimiz mi daha güçsüz bilinmez. İnsanın değişken ruhsal yapısı ve hava değişikliklerine alışık olmayan bünyeler bu mevsimde hastalıklara daha çabuk yakalanıyorlar.

Böyle zamanlarda kendi başına kalmak insanı mutlu ediyor. Eski defterleri karıştırmak, geçmişe bir göz atmak belki de yeniliyor insanı. Yazmak hep güzel bir uğraştı benim için. Ne çok defter doldurmuşum. Şiirler, yazılar, öyküler... Okuduğum kitaplardan altı çizilmiş güzel sözler.Gene bir eylül ayında kısacık bir şiire içimi dökmüşüm:

"Eylül akşamları

neden hep böyle elemli,

durgun, hüzünlüsünüz?

Giden yazın ardından

Yas mı tutarsınız?

Eylül, seslerin kaybolduğu bir dinginlik, sessizlik dönemidir benim için. Hüzün mevsimidir adeta. Oysa pastel renkleriyle doğa nasıl da güzeldir; Sarı, yeşil, kahverengi ve turuncunun her tonu. Belki de günlerin kısalması, çiçeklerin solması, dünyanın giderek kararması hüzünlendirir beni...

Makbule Abalı






21 Eyl 2022

BİR VARMIŞ... BİR YOKMUŞ...

"Bir varmış bir yokmuş" diye başlardı

Çocukluğundaki tüm masallar

Masal saati, uyku saati gibiydi 

Gözleri kapanırdı masalları dinlerken

Uykuya dalardı Kaf Dağının ardındaki kahramanla

Cüceler ve devler ülkesine yolculuklar yapardı,

Çocukluk rüyası Keloğlanı görür,

Zehirli elmayı ısıran Pamuk Prensesi kurtarırdı.

Sonra unuttu tüm masalları 

Hiç anlatılmamış gibi...

Çocuk masallarından bir yol uzandı ergen masallarına

Oyunlar, sevdalar yer aldı hayatın ikinci perdesinde

Bilgisayarlar işlem yaptı bellekler yerine

Günlüklere, yüreklere yazıldı ezberdekiler...

Ve hayatın son perdesinde 

Dramdan trajediye yöneldi yaşam;

Unutuldu geçmiş

Unutuldu çocuk masalları

Unutuldu dünya masalları

Unutuldu tüm gerçekler...

Silik hayaller kaldı geriye

Belleğine sığdırdı geriye kalanları;

Parçalanmış anılar, karıştırılan adlar

Ve bir kucak dolusu umut...

Gün geldi, her şey eskidi, her şey yıprandı

Bir küçük sandığa sığdırdı hepsini

Güvenemedi kimselere, kilitledi sandığı

Bu kez de anahtarı nereye koydu unuttu ...

Anılarla, zamanla, yaşamla mücadele etti

Hayatın son evresinde;

Koskocaman bir dünyada

Unuttuğu adlarla, unuttuğu detaylarla,

Unutulmuş anılar, unutulmuş insanlarla...

Hastalığın adı Alzheimerdı... 

Makbule ABALI

 21.09.2022

Dünya Alzheimer Günü'nde tüm hastaları, hasta yakınlarını ve bu konuda emek harcayan sağlık çalışanlarını saygıyla anıyoruz.




 

18 Eyl 2022

KPSS (Kamu Personeli Seçme Sınavı)

Bugün yine bir KPSS (Kamu Personeli Seçme Sınavı) uygulandı. Daha önce uygulanan  ancak bazı gerekçelerle iptal edilen bir KPSS yerine yapıldı bu sınav. Umutlar, beklentiler, çabalar hiç tükenmiyor, her sınavda artarak devam ediyor. 

Hayat da bir büyük sınav değil mi? Sadece bilgiler sınanmıyor, o konuyla ilgili herkes, her kurum adeta yeniden bir değerlendirmeye tabi tutuluyor. Yaşam boyu her sınav adalet, güven, tarafsızlık, objektiflik gibi beklentilerimizi de yeniden sınıyor. 

Yöneticilerin , sorumluların, ilgili kişi ve kurumların, okulların, öğretmenlerin, adayların yeniden bir değerlendirmesi, planlaması yapılıyor her sınavda. Gerçekten  alkışı, övgüyü, takdiri  hak edenleri yürekten alkışlayalım ama uygulamadaki yanlışları da belirleyelim, tekrarlanmaması için önlemler alalım. 

ÖSYM (Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi) nin uyguladığı her sınavda 3 yanlış 1 doğruyu götürüyor.  Ama değerlendirmelerdeki genel yanlışlar, haksızlıklar sadece adaları değil, toplumun ruh sağlığını, duygularını, umutlarını zedeliyor. 

"Bugünün tekrarı yok." Gençlere güzel, sağlıklı, mutlu yarınlar bırakmak hepimizin görevi... 

Makbule Abalı





16 Eyl 2022

VARLIK'la Var Olmak...

 


Dün bir kargo geldi. Kargolar ne çok şey taşır; Bazen gönül dolusu sevgi, bazen kucak dolusu anılar, sararmış fotoğraflar, eski mektuplar ya da ev eşyaları, gıda maddeleri.

Kargoyu heyecanla açarken keskin bir koku yayılıyor çevreye. Ama kötü bir koku değil bu. Tanıdık bir koku.  Eski kitap kokusu, eski dergi kokusu. İçime çekiyorum o kokuyu... 

Beni ta uzaklara, geçmiş yıllara taşıyor. Bir film karesi gibi; Fonda geçmiş yıllar, Çemberlitaş, Beyazıt çevresinin sesleri, araba gürültüleri, satıcı sesleri. Büyülü ortamıyla Kapalı Çarşı.

Yıllar öncesi üniversite yıllarım. Çemberlitaş Yükseköğrenim Kız Öğrenci Yurdu'nda kalırken okulda ders olmadığı zamanlarda Sahaflar'a küçük yolculuklar. İstanbul Üniversitesi'nin çok yakınında çınar altında bir kahve. Gençler çalışıyorlar, çay kahve içiyorlar. 

Sahaflar'da eski kitap, dergi satan dükkanlar yan yana sıralanmış. Eski kitaplardan seçimler  yaptığım o günler, o koku burnumda tütüyor adeta.  Kitaplara bakarken dakikaların nasıl geçtiğinin farkına varmazdık. 

Eski kitaplar da eski insanlar gibi. Yılların ardından eskiyor, yıpranıyor ama sağlam kökler, kalıcı bilgiler değer kaybına uğramıyor. Hatta çoğu zaman aranılır oluyor, belki değeri artıyor. 

Kız kardeşim Ankara'daki evini Antalya'ya taşırken hepimiz için birer anı paketi hazırlamış. Benim için de eski yılların sanat-edebiyat dergilerinden "Varlık " ile  bir kargo hazırlamış. Benim için ne değerli bir hediye. Yazılar, şiirler, sanat çalışmaları. Dopdolu içeriğiyle evimizi nasıl da şenlendirdi, aydınlattı. 

Bazı kargolar yılların ötesinden nadide bir paket gibi. Üstünde "kırılabilir" yazmıyor, ederi belli değil ama  öyle anlamlı, öyle değerli ki. Paketi özenle açıyorum, onları yeni yuvalarına yerleştiriyorum. Yaşam küçük sürprizlerle daha da anlam yükleniyor.

Teşekkürler Emelciğim... Ablan Makbule Abalı 




11 Eyl 2022

ZİLLER YENİDEN ÇALACAK YARIN...


 Okul zilleri yeniden çalacak yarın. Yeni bir döneme, yeni günlere, yeni umutlara... Zilleri duymaya hazır mıyız? Her zil içimizi titretmeli, bizleri düşündürmeli; Gençler, çocuklar geleceğe en iyi şekilde nasıl hazırlanır? Onlara nasıl daha güzel günler, değişimler sağlayabiliriz? Ayakları sağlam yere basan, güvenli, gelecekten emin kişiler olmalarına nasıl olanaklar sunabiliriz?

Yarın okullar açılıyor. Zilleri duymaya hazır mıyız? Çocuklar, gençler hepimizden sorumluluk bekliyor. Ziller bam telimizi titretmeli. Ta uzaklardaki köy okullarından kırsal kesimdeki okullara, çocuk ve gençlerimize, anne ve babalara, özverili öğretmenlerimize selam olsun. 

Başöğretmen Atatürk'ün sözü kulaklarımızda: " Öğretmenler Yeni Nesil Sizin Eseriniz Olacaktır."

Yeni Eğitim- Öğretim Yılı Kutlu Olsun.

Makbule Abalı



3 Eyl 2022

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 158


Bloglarda "Ağaç Ev Sohbetleri " adıyla anılan uygulamayı seviyorum. Her hafta Pazartesi günü bir konu belirleniyor , o konuda fikir alışverişi yapılıyor. Bu haftaki konuyu Taha Akkurt arkadaşımız belirlemiş. İlginç bir konuydu. Hafta bitmeden ben de yazmak istedim:

"Çocukluğunuza dair neler hatırlıyorsunuz? Nasıl bir çocuktunuz? "

Çocukluktan söz etmeyi seviyorum. Geçmişe bir vefa borcu gibi. Güzel şeyleri hatırlamak iyi geliyor insana. Amaç, gün'ü unutmak değil , geçmişin izlerini aktarmak, deneyimleri tazelemek. Yeni kuşakları daha gerçekçi olarak anlayabilmek, tanıyabilmek için de bu gerekli. Eskiler doğru söylemişler: "İnsan yedisinde neyse yetmişinde de odur. " Eğitimcilerin de kabul ettikleri bir gerçek var: 7 yaşına kadar çocukların kişilikleri belli oluyor. 

"Şanslı çocuklardık" diye düşünürüm zaman zaman. "Orta direk" ailelerin çoğunlukta olduğu, zenginlerle yoksullar arasında henüz uçurumların olmadığı, insanların birbirine dost olduğu, güvendiği, idealist öğretmenlerin çoğunlukta olduğu bir ortamda mutsuzluktan söz edilebilir mi? Dünya güzeldi. Sevgiyi, saygıyı çok yoğun yaşadık. Karma Devlet Okullarında farklı sosyal çevrelerden arkadaşlar edindik. Bazı yoksul arkadaşlarım arasında giysilerim farklı olduğunda çok üzüldüğümü hatırlıyorum.  

İlk çocukluğumu üç kelime ile özetlerdi annem :"Sakin, uslu, güzel bir bebektin"  derdi. Onun ilk çocuğu, ilk göz ağrısı  idim. Ama "abla" olmak çok da kolay değildi. Hep özverili, hep paylaşımcı, hep düşünceli olmak zorundaydı ablalar. Bazen düşünürüm; " Ailemiz içimize iyilik tohumu ekmiş" derim. İyilikler kötülüklerle çatışınca çok büyük hayal kırıklıkları yaşanıyor. Aslında o nesil belki de bu yüzden duygusal anlamda çok acı çekti. 

Merhamet duygumuz yoğundu. Bir çöreği  bazen sekize, on'a  bile böldüğümüz oldu. Bir portakal dilim dilim paylaşıldı. Pahalı oyuncaklarımız değil, bez bebeklerimiz vardı. En yaramaz arkadaşımız sınıfta kağıt uçurtmalar uçururdu. Milli Bayramlarda sınıflarımızı renkli kağıtlarla süslerdik. Renkli krapon kağıtlardan bayram elbiseleri hazırlanırdı. Bir gün ansızın yağan yağmur emeklerimizi nasıl harcamıştı. O komik görüntülere  bile nasıl da gülmüştük. 

Tutumlu çocuklardık. Okulda iş derslerimiz vardı. Kartondan kumbaralar yapar, harçlıklarımızdan biriktirirdik. Bebek elbiseleri dikmeyi, yama yapmayı, sökük onarmayı hep okulda öğrendik. Hayat Bilgisi derslerinde ıslak pamuklar arasında nohut, fasulye çimlendirdik, üretmeyi öğrendik. Temizlik aranılan bir değerdi. Her pazartesi okulda beyaz mendiller ellerimizde tırnak temizliği kontrolünden geçerdik. Kitaplar defterler önce kaplanır, etiketlenir, sonra kullanılırdı. Defterlere özenle kenar süsleri yapılırdı.

Cep telefonları yoktu tabii. Ama oyunlarımızda kibrit kutularından telefonlar oluştururduk. Duvar yazılarının belki en güzelleri, en anlamlıları o dönemlerde yazıldı: "Oku oku yaz / Okul açıldı/ Ali Ayşeyi seviyor..." Günlüklerin en içlisi o dönemlerde tutuldu. "Bana kalbin kadar temiz bu sayfada... " Anlamsız kısa mesajlar yerine mektuplar da vardı tabii. Çocukluk bu ya, babamın anneme yazdığı buram buram sevgi, özlem kokan mektupları nasıl unuturum...

Küçük bir kutuda, pembe bir kurdeleyle bağlanmış, kurutulmuş çiçeklerle süslenmiş uzun mektuplar. Sanırım hayatımdaki en büyük suç, o mektupları annemden gizli okumak olmuştur. Ama kardeşlerimle vicdanımız elvermedi, bir gün itiraf ettik. Bir suçlu gibi ezik, yüzümüz kızarmış. O zamanlar beden ruha uyardı, yüzlerimizin kızarma özelliği vardı. Gerçek duygularımızı gözlerimiz de anlatırdı, yalan söyleyemezdik. Ondandır bu çağa uyum sağlayamayışımız. 

Özür dilemeyi bilirdik. Bir demet kır çiçeği affedilmek için yeterdi çoğu zaman. Kitaplar en güzel hediyeydi. Ve okumak, yazmak bir tutku. Çocukluk,  yılların ardında kaldı. Geride kalan anılar... anılar...

Makbule Abalı






24 Ağu 2022

AĞUSTOS AYINDA BİR GÜN...


Günlerden Pazartesiydi o gün...

Ağustos Ayında bir gündü,

Tıpkı diğer Pazartesiler gibi

Sıradan bir yaz günü;

Sıcak, nemli, gürültülü...

Gün doğumuyla başladı tüm güzellikler;

Erkenci horozlar öttü  ta uzaklardan.

Kuşlar çıktı yuvalarından,

Ses verdiler koro halinde.

Güneş bir başka doğdu dağların ardından.

Bir süre sonra 

Ağustos böcekleri de 

Katıldı yaz korosuna...

Duman, is, kir yoktu havada,

Gökyüzü masmavi,

Gürültü, kaba sesler yoktu ortamda...

Önce çocuklar farkına vardı

Bu güzel, bir başka günün;

Şarkılar söylendi, oyunlar oynandı;

El ele, kol kola, omuz omuza

Tatlı tatlı esti rüzgar

Dağıttı o sıcak, boğucu yaz havasını.

Güneş göz kırptı aradan

Bulutların ardına gizlenerek

Kelebekler bile çoğaldı ansızın,

Bu şöleni kaçırmamak için.

Sıcacık sevgiyle doldu dört bir taraf

Anlar, günler, haftalar, aylar, yıllar 

Beklendi sabırsızlıkla.

Ağustos Ayında bir başka Pazartesiydi o gün,

Yaşama sevinci sardı yürekleri,

Dört koldan... 

Her yandan...

Makbule ABALI

 

17 Ağu 2022

BİR KAHVALTI SOFRASI... ( Mini Öykü )

" Önce Ekmekler Bozuldu" diyordu ünlü yazar.  Yaşasaydı belki şöyle devam ederdi;   "Ve sonra insan ilişkileri..." 

Orman içindeki park bu saatlerde sakindi. Oyun parkında oynayan birkaç çocuk ve onları izleyen genç anneleri. Az ilerde bankta oturan iki ergen. Birbirlerine sevdalı oldukları öyle belli ki. Ve yan patikada kol kola ilerleyen orta yaşın üstünde bir kadınla bir erkek. 

Erkeğin elinde bir piknik sepeti vardı. Kadının elinde spor giysisine uygun bir çanta. Birlikte ilerideki çınar ağacının hemen altındaki sabit piknik masasına doğru ilerlediler. Anlaşılan bugünkü sabah kahvaltılarının yeri belli olmuştu. Kadın çantasından çıkardığı kareli kırmızı örtüyü özenle masaya serdi. Eşi piknik sepetinden iki tabak ve çatalları çıkardı. Kahvaltı malzemelerini masaya dizdi : Bir salatalık, bir domates, 4 ince dilim beyaz peynir, birkaç zeytin ve 2 dilim çavdar ekmeği. 

Önce kolonyalı mendille eller temizlendi. Bir küçük termostan açık çaylar boşaltıldı. Kır saçlı adam adeta incitmekten korkarak kadının elini tuttu. " Bence 40 yıl önceki soframızdan daha güzel bu sofra" dedi. Eşi gülümsedi; " Her şey seninle güzel" diyerek yanıtladı. Bedenler değişmişti ama, gönüller incinmeyince yılların ardından duygular da bir başka biçimde gelişmişti sanki. Yıllar sevgilerini de perçinlemişti adeta. .. 

O gün görkemli çınar ağacı da o sevgiye tanıklık etti; Bir başka güçte esti, yapraklarıyla salındı. Kuşlar bile bu sevdaya şarkılarıyla eşlik ettiler. Onlara uzaktan imrenerek baktım. Yaşamları da kahvaltıları gibi yalın, sade ve düzenliydi mutlaka. Günün en güzel öğününü atlamadan, geçiştirmeden birlikte yapıyorlardı. Az ama öz, basit ama ağız tadıyla, gönül hoşluğuyla...

Bence o kahvaltı sofrasının en güzel yanı , az sonra duyacağım ezgide gizliydi. Ansızın masanın üzerindeki cep telefonundan eskilerden güzel bir ses yükseldi: "Gözlerinin içine başka hayal girmesin, benden evvel başkası görüp seni sevmesin..."  Eşinin omuzuna kolunu atarak: " Sonunda o şarkıyı bulabildim." dedi.

Eşi sadece gülümsedi. Gizemli bir mutluluk tebessümüydü bu. Belki de 40 yıl öncesi yeniden anılarda canlanıyordu. Dünyanın bir yerlerinde sevgi henüz tükenmemişti...

Makbule ABALI




9 Ağu 2022

BİR DOST GİBİ...


Yaşamda görmeye değer ne çok şey var. Görmeye değer şeyleri görebilmek, fark edebilmek ne güzel.
  Bazen bakıyor, görmüyoruz, bazen görüyor, algılayamıyor, değerlendiremiyoruz. O günkü ruh halimize, geçmişte yaşadıklarımıza, alışkanlıklarımıza bağlı her durum.

Bulunduğumuz çevrede, bir Ege Kasabasında insana yoldaş o kadar çok canlı var ki. Kediler, köpekler aralarında nasıl güzel bir iletişim kurmuşlar. Hayranlıkla, şaşkınlıkla izliyoruz. Pek çok evin önünde bir su kabı var. Sıcaklarda cankurtaran gibi.  Bir köpek havlamaya başlarsa çevredekiler de koro halinde eşlik ediyorlar. 

Özellikle ara yollarda arabalar hareket halindeyken sürücüler yoldan geçen kedi ve köpeklere çok saygılılar. Büyük kentlerimizde usulünce karşıdan karşıya geçerken bile can veren insanlarımız geliyor aklıma.

Köpeklerinin tuvalet ihtiyacını gidermek için yürüyüşe çıkan insanların ellerinde birer poşet. Atıklar hemen poşetlere konuluyor, sokaklar kirletilmiyor.

Canlılar hakkında çok farklı öyküler okudum, dinledim. Her biri farklı duygulara yöneltti; Hüzünlendirdi, şaşırttı, ağlattı. Ama günlerdir bir köpeği düşünüyorum: Adını bile bilmiyorum, sorduk, komşularımız da bilmiyorlar. Her gün akşam üstü aynı saatte geliyor, sahiplerinin olmadığı karşımızdaki evin kapısı önünde yatıyor, uzun bir süre sessizce bekliyor, sonra geldiği yönde gene sessizce uzaklaşıyor. Nasıl bir vefa borcu, nasıl bir bağlılık, sadakat bu? Nice insanın yenik düştüğü duyguları biz insanlara kanıtlıyor adeta. 

Hemen yanındaki evde, sahibi evden çıkınca adeta ağlayan bir köpek var. Bir çocuk gibi ağlıyor, sahibi gelince sevinç gösterileri yapıyor. Biz karşı evden onun hüznüne ve coşkusuna tanık oluyoruz. 

Hayvanlar insanlar gibi konuşamıyorlar ama duygu ve davranışlarıyla bizlere neler neler anlatıyorlar. Yüksek seslerden onların sessiz çığlıklarını bile bazen duyamıyoruz...

Makbule Abalı



30 Tem 2022

ÖLÜME TANIK OLMAK... (İLHAN İREM 'in anısına )


 Sevdiklerimizi yitiriyoruz ardı ardına...

Çevrede bir ölüm sessizliği,

Cenaze arabalarını sayamaz olduk.

Mezarlar açılıyor hiç durmadan,

Yaşlı, genç ölümler...

Kimi hastalıktan, kimi bir kazada, kimi de cinayet.

Dünyanın tadı tuzu bozuldu,

Yaşamın ayarı kalmadı.

Saatler duruyor ansızın...

Bir bakıyorsunuz;

Ömür bitmiş, can bitmiş,

Ses tükenmiş, söz bitmiş

Bir kişi daha eksilmiş aramızdan...


Makbule ABALI

25 Tem 2022

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 153


 Bloglarda  "Ağaç Ev Sohbetleri" adıyla Deeptone Arkadaşımızın başlattığı, organize ettiği etkinlik devam ediyor. Bu haftanın konusunu ben belirledim:

 "ÖSYM' nin uyguladığı LGS (Lise Giriş Sınavı) ve YGS (Yükseköğretime Geçiş Sınavı ) ile ilgili görüş ve düşünceleriniz nelerdir? Bu sınavlardan birine siz veya bir yakınınız girmiş olsaydı , ülkemizde günümüz Eğitim Sisteminde hangi okul veya mesleklere yönlendirmeyi düşünürdünüz?"

Başöğretmen Atatürk "Eğitim işlerinde ne olursa olsun başarıya ulaşmalıyız." diyor ve devam ediyordu.: "Eğitim bir ulusu ya yüceltir ya da köleliğe mahkum eder. " 

Ülkemizde ve yurt  dışı  sınavlarda matematik ve fen testlerinde öğrencilerimizin başarı ortalamaları çok düşük. Okul birincisi olarak mezun olan öğrenciler sınavlarda beklenen başarıyı gösteremiyorlar. LGS' de 200.000 öğrenci 0 puan almış. YGS 'de 96.518 aday 0 puan almış. Üniversite Giriş Sınavındaki baraj bu yıl kaldırılmış. Bu, daha az başarılı öğrenciler sınava girecek demektir. Daha çok adayın mezuniyeti gelecekte istihdam sorunu yaratmaz mı? 

Öğretmenlerimizin çalışmaları artık Milli Eğitim Müfettişleri tarafından denetlenmiyor. Uygulamalarda aksaklıklar var. Özel ders fiyatları çok artmış durumda. Herkesin Özel Okul seçebilme şansı yok. Pek çok öğrenci kitap okumuyor, araştırmaya yönelmiyor, sadece sınavlara odaklanmış olarak çalışıyor. Soran, eleştiren, sorgulayan öğrenci çok az. Ünlü Eğitimci Pestalozzi yıllar önce ne güzel söylemiş: "Öğrencilerine öğrenme hevesini aşılayamayan öğretmen soğuk demiri dövüyor gibidir." 

Gençler gelecek kaygısı  taşıyorlar, güven duygusunu yitirmişler. Köylerimizde öğrenci yokluğu nedeniyle okullar kapatılıyor, taşımalı eğitim gerçekleştiriliyor, bir köyden başka bir köy okuluna çocuklar taşınıyor. Halen birleştirilmiş sınıflı köy okullarımız var. 1-2-3 ya da 4-5, sınıflar birlikte öğrenim görüyorlar. Yazışmalarda ifade bozuklukları  sizin de dikkatinizi çekiyor mu? Noktalama işaretleri hemen hiç kullanılmıyor. Kısaltmalarla cümleler anlamını yitiriyor. Yarışma programlarındaki sorular çok basit olmasına rağmen bazen bilinemiyor. Eğitim-Öğretimde her şey sınavlara odaklanmış Örneği öğrenci yabancı dilden sınava girmiyorsa İngilizce dersine yeterince hazırlanmıyor.Dershaneler okullara dönüşürken binalar yetersiz kalıyor, oyun ve teneffüs alanları yok.Sosyal etkinliklere yer ve zaman kalmıyor. 

Eğitimden söz ederken  bir zamanların Köy Enstitülerini anmamak haksızlık olur. Köylerden seçilen yoksul çocuklar nasıl çağa ayak uyduruyorlardı? Kitap okuyan, bir enstrüman çalmayı öğrenen, yatılı okulda yiyeceği ürünleri yetiştiren, okul binasını inşa eden, spor yapan, yetenekli olduğu alanda geliştirilen yüzlerce çocuk. Bir Aydınlanma hareketi gerçekleştirilir, aydınlık beyinler yıllarn ötesine de etkilerini yansıtır. Daha sonraları Öğretmen Okulları ve Yatılı Bölge Okulları da Eğitime önemli katkılarda bulundular. 

Bir zamanlar ÖSYM (Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi )  uyguladığı sınavlarla en güvenilir kurumlardan biri olarak anılırdı. Ama nasılsa Kurum bir değişime uğradı. Sınavlardan sonra acaba 'lar içimizi kemirir oldu.  Bu yıl iptal edilen soru yokmuş, sevindik. Ama her sınav düşündürüyor. LGS 'de tüm soruları yaparak 1.(Birinci) olan öğrenci sayısı 193 .Ölçme-Değerlendirme verilerine göre bu kadar çok birinci olmamalıydı. Demek ki sorular kolay gelmiş. Aşağıdakilerde yığılma daha da çok olacaktır. Seçici sorular çok mu azaldı acaba? Yakında tercihler yapılacak. Okullarımızın Rehberlik Servislerinde işini seven, araştırmacı, öğrencilerin ilgi ve yeteneklerine göre okul veya mesleklere yönlendirecek Rehber Öğretmenlere nasıl da ihtiyaç var.

Çinli düşünürlerin yüzyıllar öncesinde söyledikleri çok güzel bir söz var : "Bir adama bir balık versen doyar bir defa. Balık tutmayı öğret, doysun ömrü boyunca." Eğitimcilerin gençlere asıl yardımı , onlara güvenilir güzel bir gelecek hazırlamak olacaktır. Sporda gösterdiğimiz başarıyı neden Eğitim-  Öğretimde de göstermeyelim? Neden Eğitimde dünya sıralamalarında bir yerimiz yok? Üniversitelerimiz bilimsel sıralamalarda, öğretim üyelerimiz makale ve kitap sayısında neden alt sıralardalar? Nedenlere inmedikçe sonuçları değiştirebilir miyiz? Ne tür önlemler alınmalı, nasıl yeni düzenlemeler yapılmalı?Keşke geleceğimiz açısından araştırmalar, denetimler, bilimsel sorgulamalar ivedilikle yapılabilse.

Sınav sonuçlarına göre mesleklere yönelirken popüler meslekler, okullar ön planda düşünülüyor.  Kişi kendini, yeteneklerini, sınavdaki yerini iyi incelemeli. Her yıl sınav ortalamaları değişirken puanlar da değişiyor. Okullar, bölümler çoğalırken kalite düşebiliyor. 4 yıllık bazı fakültelerde yığılma olabiliyor. Oysa iyi yetişmiş ara elemana, teknik elemanlara da ne çok ihtiyaç var. İnsanın kendini geliştirmesinin, yetiştirmesinin sınırı yok ki. Her ülkede, her meslekte  işini seven, dürüst çalışan, güvenilir insanlara ihtiyaç var. Elbette o insanlar hak ettiği ücreti de alabilmeli.

Gazetelerde, TV ekranlarında gördüğümüz olumsuz haberler içimizi karartıyor. Eğitimle ilgili güzel bir haber, idealist bir öğrenci ya da öğretmen, zorlukları yenerek mutlu son' a  ulaşan bir başarı öyküsü yüreğimizi aydınlatıyor. Kendine ve çevresine saygılı, araştıran, sorgulayan, yeni projeler üretebilen, dürüst, güvenilir insanlara nasıl da özlem duyuyoruz. Neden olmasın...?

Makbule ABALI



17 Tem 2022

GÜNLER GEÇERKEN,,,

İnsanın anlaşılmaya ne kadar ihtiyacı var. Bazen sadece kendi iç sesini dinlemek istiyor ; Sakin bir mekanda, belki sevdiği bir şarkı eşliğinde , ya da yalnız doğadaki sesleri dinleyerek. Kuş sesleri, akan su şırıltısı, ağustos böceklerinin sesleri... Çok uzaklardan gelen, yaşadığınızı, varlığınızı hissettiren sesler.
Oysa bazen tam tersine , sesler duymak isteriz çevremizde. Belki ahenkli, ahenksiz, notasız ama her telden. 

Kimi insan alışkanlıklarına bağlıdır. Saati bile kurmadan her gün aynı saatte uyanır, aynı saatlerde uyur. Monoton değil ama düzenli bir hayat ister. Aşırılıklara, aykırılıklara yer yoktur hayatında. Kimilerine sıkıcı gelir böyle bir hayat. Oysa düzensizlikler, belirsizlikler değil midir hayatın dengesini bozan? İnsanın değişmezliğine karşın çevresi değişir bazen. Yıllardır yaşadığı kent, alışveriş ettiği market, pazar, saçını kestirdiği berber, merhaba dediği kitapçı, çiçekçi...

Ama artık yeni bir yerde, yeni seçimler yapmak zorundadır. Zordur alışmak, kabul etmek, güvenmek... Sokaklar, yollar bile değişmiştir. Çok katlı apartmanlardan  az katlı evlere, geniş caddelerden Arnavut kaldırımlarına, parklardan ormanlara... Ne çok şeye yeniden alışmak, yeni bir hayata uyum sağlamak zorundadır. 

Neyse ki gökyüzü, güneş, ay, yıldızlar küçük yer değişimleriyle hep aynı yerlerindeler. Dünya aynı kocaman dünya; Hepimiz bir başka yerde, kendi küçük dünyalarımızda uyum sağlamaya çalışıyoruz. Hayat ağır çekimde devam ediyor...

Makbule Abalı


8 Tem 2022

YAŞANMIŞ BAYRAMLAR... (2018 Yılında Yazdığım Bir Bayram Şiiri)



Giden yılların ardından 
Eski bayramları özlemek...
Özlemek belki de eski insanları;
Nazik, tutarlı, saygılı,
Vefalı, hatırlı, içli insanları,
Çıkarsız dostlukları...
Ya çocuklar...?
Bayram sabahları bir tatlı heyecan,
Bir güzel tebessüm yüzlerde;
Belki yeni bir giysi,
Belki yeni bir ayakkabı.
Ev ziyaretleri unutulmaz;
Biraz utangaç, biraz mahcupça..
Verilen hediyeler değişir;
Bir küçük mendil, bir güzel çorap,
Biraz lokum ya da şeker...
Para da verilir ama zordur alması ,
Büyüklerin tembihi vardır;
Başkasından para alınmaz.
Bir çocuğun başının okşanması,
Bir yaşlının elinin öpülmesi,
Ya da içten bir hatır sorma
Bayram yaşatır kişiye. 
Gerçek bayram, insanca kabul görmek,
İnsan olduğunu hissetmek değil midir...?

Makbule ABALI



Geçmiş yıllarda bir Bayram sabahı kız kardeşim Rasime ve ben annemin diktiği bayram elbiselerimizle. 
Yarın yeni bir Bayram... Her yeni gün yeni bir umuttur.
Sağlıklı, huzurlu, mutlu nice bayramlara...  M.A



3 Tem 2022

BİR YAZ GÜNÜ


Deniz kıyısında yürüyordu

Küçük bir kız çocuğu,

Bir başına, tek başına, yalnız,

Kısa adımlarla belli belirsiz.

Uzun ince telli saçları,

Yeşil ela gözleriyle,

Çiçekli basma elbisesi,

Elinde hasır sepeti...

Sepet mevsim meyveleriyle dopdolu,

Dut, erik, badem, çilek.

Yazın ortasında Temmuz gibi,

Bereketli bol çeşitli

Ve yanında kocaman bir köpek,

Nereden gelir, nereye giderler bilinmez.

Bir yaz yağmurunun ardından çıkıvermiş gibi

Saçları hafif ıslak,

Yüzünde yağmur damlacıkları,

Güzel kokulu çiçeklerle birlikte

Kendisiyle dost, doğayla arkadaş,

Küçük adımlarla yürüyor

Yavru bir ceylan gibi...

Makbule ABALI  

23 Haz 2022

ÇOCUKÇA...


Bir yaz daha yaşanıyor. Sanki seslerle birlikte renkler de çoğaldı. Cadde ve sokakları çocuklar doldurdu.Okullar tatile girince çocuklar özgürce oyunlara yönelmek istediler. Ama artık eskisi kadar rahat değiller. Sanki her köşede bir tehlike var. Dünya bir başka dünya...

Çocuklar gelecekte büyükleri sorgulamayacaklar mı? "Oyun alanlarımızı yok ettiniz. Parklar, çimenler, çiçekler, hatta ağaçlar kayboldu. Yüksek yapıların arasında sıkıştık kaldık. Saklambaç, körebe, top oyunlarımız artık oynanamıyor. Sokaklar tehlike dolu. Korkuyoruz, cesaretimizi yitirdik. 

"Sahte kahramanlar çoğaldı. Çeteler kurulmaya başladı. Her şey yapay. Sanki herkes sahte tavırlar içinde. Kırları, kuşları, mavi gökyüzünü, dallarından taze meyve koparıp yediğimiz meyve ağaçlarını özlüyoruz. Güneşin doğuşunu, batışını izlemek, yıldız kaymalarını gözlemek , dalgaların sesini dinlemek istiyoruz. Tıpkı dünkü çocuklar gibi ... "

Makbule Abalı


19 Haz 2022

BABALAR ÇOCUKLARINA KULAK VERSELER NELER DUYARLARDI ... ?


 Çocukların bazen beden diliyle,ya da  bazen sözel veya yazılı olarak  babalarına söylemek istedikleri ne çok şey vardır. 

Bugün onlara kulak vermek ister misiniz ?

"Onunla birlikte dünya daha güzeldi. Dili, dini, milliyeti, cinsiyeti, rengi ne olursa olsun,  insanları  ayırt etmemeyi babamdan öğrendim."

"Neden önceleri  "anne" diye ağlarız da yardıma ihtiyaç duyunca ilk babamız aklımıza gelir? Sözcüklerle tanışırken de ilk "baba" der çocuklar? "

" Küçükken babamın o kocaman elini tutmak, onun hikayelerini dinlemek ne büyük mutluluktu. O eli bilsen nasıl arıyorum..."

"Babamdan bizlere çok para, mal, mülk kalmadı belki ama, övünülecek bir geçmiş, dürüstlük, insanlık, ak bir alın, sevgi dolu bir yürek kaldı."

"Babam dünyanın en nazik, en sakin insanıydı. Çünkü annemi, bizleri çok sevdi, hiç incitmedi."

"Ben evlenmek istemiyorum" diyerek ağladı küçük kız. "Ya babam kadar kötü bir kocam olursa..."

"Çekingenliğimin, güvensizliğimin, tutukluğumun nedeni babamdır.  Yalnızlığı tercih etmem, düş kırıklıklarım hep ondan kalmadır."

Bir başka çocuk: " Dünya bir anda karardı sanki. Babamı kaybedince anladım, en büyük sevgi kaynağım yok oldu gitti."

" Eşime hep sadık kaldım, onu ömrümce sevdim, saydım. Bu konuda en etkili öğretmenim babamdı."

" Kızlar babalarına düşkün olurlar. Çünkü  iyi bir baba gücün, iyi ahlakın, saygı ve sevginin sembolüdür. "

"Dostlarıma iyi davranmayı, vefalı olmayı babamdan, tartışmayı, kavga etmeyi arkadaşlarımdan öğrendim."

"Hayat uzun bir maratondu. Her uzun koşuda, zorlu sınavlarda babamdan, ailemden güç aldım..."


Sadece bir güne değil, çocuklarının hayatlarına güzel izler bırakabilen  BABA'lara ne mutlu. İyi ki varlıklarını hissettirdiler, iyi insanların yetişmesine katkıda bulundular.

Yitirdiğimiz tüm babaları saygıyla, özlemle, rahmetle anıyoruz.

Makbule Abalı

18 Haz 2022

İNSANLAR DA MEVSİMLERE BENZER


İnsanlar da mevsimler gibidir. Dört mevsimi barındırır içinde. Kimisi kış gibidir, soğuktur. Ama içinde bir odun 
 ateşinin sıcaklığı olabilir. Kar manzarası izlersiniz bazen; beyaz,saf tertemiz. Bazen öfkeli olur, kar lapa lapa yağar üstünüze. Bazen yumuşaktır, incecikten bir kar yağar, şarkılardaki, şiirlerdeki gibi...

Ekonomik nedenlerle kıştan yaza geçişi özler insanlar. Yazı çekici kılan belki de tatil özlemidir. Ama yaz arkadaşlıkları, dostlukları çoğunlukla diğerlerinden kısadır. Yaz uçarı bir mevsimdir.Harekettir, neşedir.

Sonbahar her renkten görünümüyle ince ruhlara hitap eder. Yaz yağmurlarından sonra, son bahar derin düşüncelere yöneltir insanı. Bazen kasvetlidir ama yaşam da çok yönlü değil midir?

İlkbahar bir müjde gibi gelir, kalpleri fetheder. Yeniden arınmadır, coşkudur, heyecandır. Kuru dalların yapraklarla, çiçeklerle donanması mucize gibidir. Bahar, insanın da kendini yenilemesidir doğa gibi. Bir kan değişimi gibidir. 

Kişiliğine göre dört mevsimi içinde barındırır insanoğlu. Mevsimler değişirken kimlik değiştirir adeta. Dünya döner, mevsimler değişir, insanlar değişir... Doğanın en önemli yasası da değişim değil midir ?

Makbule Abalı


9 Haz 2022

TANIMAK...


 Bir insanı tanımak, onun tüm özelliklerini bilmek, her yönüyle anlamak mı demektir? Neden bir insanı kısa zamanda türlü yönleriyle tanımak isteriz? Neden bir bilinmeze yolculuk yapmak, onu anlamak, kavramak isteriz? Bir insanın özeline ulaşmak o kadar kolay mıdır? Farklı zamanlarda farklı davranışlarla onu tanımak bir başka olmaz mı? Bir insanın kendine bile açıklayamadığı gizemli yanları yok mudur? 

Tanıtım,  sadece adı-soyadı, i hemen anlaşılmaz. yaşı, cinsiyeti, memleketi, medeni halinden mi ibarettir? Zamanla çok şey bilinebilir. Ama karakter özellikleri  hemen anlaşılamaz. Aslında çok yönlü düşünebilen bir insan için her soru, her yanıt değerlendirmeye açıktır. Cevabı net olmasa da kişiyi ele  verir. 

Bir kişi tam anlamıyla tanınabilir mi? Yıllarca aynı evde yaşayanlar bile birbirlerinde bilemedikleri yönler keşfediyorlar. İnsan çok bilinmeyenli denklem gibi. Aynı ailede yetişen bireyler bile ne kadar farklı özellikler taşıyabiliyorlar. İki kardeş zıt kardeşler olabiliyor. O zaman bir insanı tam anlamıyla tanımak mümkün müdür? Ve neden o denli detaylı tanınmak? Varsın hayat sürprizleriyle yaşansın. Yaşam bir bilinmezler dünyası değil midir?

Kişilerin birbirini tanıyabilmesi için uzun bir zaman dilimine ihtiyaç var. Bu zaman diliminde içten olmak, güven vermek,  objektif olmak önemli. Ama asıl önemli olan bir insanı sadece fiziki yapısıyla değil,  iç dünyasıyla, ruhsal yönüyle tanımak. Asıl zorluk orada...

Makbule Abalı



4 Haz 2022

KENDİNE MERHAMET ETMEK...


Çok değer verdiğim arkadaşlarımdan biri bir tabirden söz etmişti; "Kendine merhamet etmek" Bu söz ne çok şey içeriyor: Kendini düşünmek, kendine acımak, kendini ihmal etmemek... 

Düşünürken insanın kafasında türlü çeşitli sorular canlanıyor . Kendini düşünen insan  bencil insan mıdır? Kendine merhamet etmek, başkalarına merhamet etmeye engel olur mu? Merhamet sözcüğünün içinde neler var diye düşünüyor insan. Acımak, üzülmek, incinmek, boyun eğmek... 

Bazen hiç "hayır" sözcüğünü kullanamayanlar vardır aramızda. Kendine acımadan her şeye evet diyen ve sonuçta pişmanlık duyan insanlar. Sorular çoğalıyor kafamda; Kendime merhametli olursam başkalarına acımasız mı olurum? Acımasız olmak insafsız olmak mıdır? 

Bir de madalyonun öbür yüzü var: Herkese karşı verici olmak, fedakar davranmak ama kendini ihmal etmek adeta kendini unutmak. O zaman başkası söylemeden insan kendine seslenebiliyor: Kendine merhamet et, kendini düşün, kendine özen göster. Çünkü zaman intikam alıyor, ihmal edilen günlerin, yılların acısı çıkıyor.

Canınıza hoyratça davranırsanız hayat da acısını hoyratça alıyor. Günler, haftalar, yıllar birbiri ardınca akıp geçerken gün gelip insan kendi kendine sormaz mı? Ben kendim için bunca yıl ne yaptım, sevdiğim neleri gerçekleştirdim, hayatımda sevdiğim nelere yer verdim?

Sevdiğiniz şeyleri ne kadar ertelediniz ya da iptal ettiniz? Hayatınız ne kadar değerliydi. onu ne kadar değersiz kıldınız? Sorular birbiri ardınca gelirken şimdilerde cevaplamak nasıl da zor...

Makbule Abalı


8 May 2022

ANNE OLABİLMEK...


Anılar vardır, yıllar boyu değerini yitirmez, sizinle birlikte yılları taşır sırtında. Acısıyla tatlısıyla sanki hep sizinle beraber, hep belleğinizdedirler. Önce siyah beyaz fotoğraflar gibidirler. Sonra zamana göre değişen renkleri olur. Çocuklar kundakta, kucakta, el ele, yan yana ve nikah-düğün fotoğrafları,,,


Bugün annemle ilgili ne çok anı var belleğimde.Ondan kalan tüm görsel  anılar, duygular, izler,,
O zamanların  çok fazla geçim sıkıntısı çekmeyen  bir orta direk ailesiydik. Bayramlarda tüm giysilerimiz annem tarafından özenle dikilirdi. Büyüklerin daralan giysilerini küçüklerin üzerine uydurarak kesip biçerek  yeni giysiler yaratmak onun en sevdiği  işlerden biriydi. Eskiler atılmaz, değerlendirilirdi.

Qnlar ülkedeki  yoksulluk yıllarının fedakar, cefakar, sadık, çilekeş kadınlarıydılar. Bencil değildiler, paylaşımcıydılar. Anılarım çiçeklerle dopdolu. Özellikle bayram  günleri .sofralarımız çiçeksiz olmazdı. Nergis kokusu bütün evi sarardı. Birer küçük demet  yakınlarımıza da verirdik.

Annelere özgü belli davranış kalıpları, duygular vardır; Koruyuculuk,çocuklarına düşkünlük,, sevgi, endişe, vefa. Her anneler gününde duygulanırım, içim titrer. Annesini kaybetmiş çocuklar gelir aklıma. Ah abartılı kutlamalar olmasa derim. Ama bilirim ki o çocuklar da hayatta daha mücadeleci olmayı öğrenmişlerdir.

Özel günler anıları tazeler, yeniden düşünmeyi sağlar. Özel günler sevdiklerimizi yeniden anmak için bir vesiledir. Geçmiş günleri anarak ömrümüzden bir gün daha geçiyor.Gelen  günlerimiz giden günlerimizi aratmasın. Sevgi ve vefayla örülmüş güzel yıllara.
Tüm annelerimize güzel günler dileyerek...

Makbule Abalı

2 May 2022

BAYRAMLARIMIZ...

Geleneklerimiz, göreneklerimiz, bayramlarımız  yaşamın temelini oluşturuyor. Gelenekleri yaşatabilmek ne güzel. Ama yıllar ve zaman pek çok şeyi alıp götürüyor, değiştiriyor.


Çocukluğumuzda 1  Mayıs anlamlı iki Bayram olarak kullanılırdı. Bahar Bayramı ve Emeğin ve işçinin Dayanışma Bayramı. İkisi de bahara yakışır biçimde kutlanırdı. .Coşkulu, şenlikli, neşe içinde...


Halaylar çekilir, türküler söylenir, barış, dostluk ve dayanışma pekişirdi, El ele, omuz omuza kimse kimseyi incitmezdi. Kırl
arda sınıf arkadaşlarımızla piknik yapardık. Emek ve dayanışmanın öldi. nemi anlatılırdı. Emeğe saygı duymayı asıl  o yıllarda öğrendik. 


Sonraki yıllarda ölümlerle karalandı 1 Mayıs'lar. Kan, kuşku, güvensizlik yakışmadı 1 Mayıslara. Bahar Bayramları karardı, gölgelendi. Kırlardaki çiçekler mezarlıklar için toplandı. Özlemle beklenen baharlarda dayanışma bölündü. Emeğin değeri düştü, enflasyon yükseldi, alım gücü düştü, yoksulluk artti. 


Emek ve dayanışma paramparça olurken daha sonra gelecek günler, yıllar bu karamsar tabloyu değiştirebilecek mi acaba?

Makbule Abalı.


28 Nis 2022

EVLERDE YAŞAM...

Evler de insanlar gibi yaşam içinde can bulmak isterler..Bazı evlerde duvarlar bomboştur. Ruhsuz insanlar gibi.En lüks mobilyalar bile can kazanamaz böyle evlerde.. Ruhsuz, kişiliksizdirler. Taşındığımızdan beri  hep hayal ettim, Ne nereye yerleştirilebilir? Hangi eşya hangi köşede uygundur? 
Sıra bugünmüş.. Kızımın can dostları bir çift, Özge ve Selçuk iç sesimizi duydular sanki. Ellerinde matkap ve alet çantaları, gerekli düzenlemeleri yaparak bizi nasıl da mutlu ettiler.
Bu gece daha huzurlu uyuyacağız. Eşyalar dile gelseydi, eminim onlar da huzurlarını vurgularlardı.

Makbule Abalı.

 

22 Nis 2022

DUYARLILIK...23 NSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI KUTLU OLSUN.

Siz hiç çiçek yetiştirdiniz mi?
Ağaçları, kuşları, balıkları sevdiniz mi?
Hiç üzüldünüz mü ağaçlar kesilirken?
İçiniz yandı mı toplu kuş ölümlerine?
Bir başkasına haksızlık yapıldığında 
Sadece içinizden mi isyan ettiniz?
Çocuklarla el ele kırlarda yürüdünüz mü?
Yoksul bölgelerde soğuklarda
Küçücük çıplak ayaklar, morarmış yüzler, eller
Sizi de üşüttü mü?
Soğukları, haksızlıkları
Ta yüreğinizde hissettiniz mi?
Sizin de içiniz buz kesti mi karda, ayazda?

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun.

Makbule ABALI

 

21 Nis 2022

KÖY ENSTİTÜLERİ...


Bir zamanlar
 bir efsane gibiydi;

Köy Enstitüleri köylü çocukların kurtarıcısı,

Ayaklarda çarıklar, üst baş perişan.

Ve sonra yeni bir dünya açılıyor önlerinde;

Mükemmel eğitimcilerin önderliğinde 

Okullarını kendileri inşa ettiler,

Bahçelerini  kendileri düzenlediler, ektiler, biçtiler,

Her konuda yetiştiler,

Yılda 200 kitap okuyan, bir enstrüman çalan,

Barışı, kardeşliği, dostluğu savunan,

Haksızlığa karşı çıkan, özgüvenli,

Kendi kendine yeten bireyler olarak yetiştiler.

................................

Ve sonra....

21 Köy Enstitüsünden geriye kalan

Harabeye dönmüş, insanın içini acıtan sonuçlar, bahçeler, binalar.

aydınlanma hareketi karanlığa gömülmüş.

Geriye kalan o yıllarda eğitim şansını yakalayabilmiş 

bir avuç güzel insan...

Makbule ABALI.

1 Oca 2022

YENİ BİR YILA GİRERKEN...


 Her yeni dönem insanda mutluluk uyandırır. Ama her yeni dönem beraberinde yeni zorlukları da getirir. İnsan insana muhtaçtır Her bitiş yeni bir başlangıcı getirir, Ve her başlangıç eski bir bitişi noktalar. İkisinin de içi dopdoludur. Biri sırlar alemi gibi bilinmeyen bir diğeri kanıksanmış, yaşanmış anılar topluluğu Şimdi yeni gelen yılı , aylarını ve günlerini bilmek mümkün değil.

2021 yılına korona damgasını vurdu. İnsan insana yabancı kaldı. İnsanı insandan , dosttan, akrabadan uzaklaştırdı. İnsan insana muhtaç, insanın sohbetine, insanlığına... Oysa hastalıklar insanları birbirinden uzaklaştırdı

Yeni bir yılı karşılamaya hazırlanırken   önce bir köşeye umut koyalım. "Umutlarını ve hayallerini bırakarak bezginliğe kapılan insan artık yaşlanmıştır " diyor bir düşünür.

Hayatın içinden ne güzel özetlenmiş,

"Çocukken bacaklarımız en önde, beynimiz ve kalbimiz ardından koşardı.

Gençken kalbimiz en önde, beynimiz ve bacaklarımız ardından koşardı.

Yaşlandık... Her biri ayrı yöne koşuyor. ...

Barış içinde sağlıklı, huzurlu, mutlu bir yeni yılı özlüyoruz.

Makbule ABALI



28 Ara 2021

SEVMEK...


Sevmek;

Bazen bir kenti, 

Bazen bir yeri, doğayı...

Sevmek;

Ağaçları, çiçekleri

Kuşları, çocukları...

Sevmek;

Bir insanı sevmek

İnce duygularla 

Katıksız, çıkarsız

Meziyetleriyle, kusurlarıyla

Aklıyla, yüreğiyle

Coşkusuyla, hüznüyle

İyi günde, kötü günde

Tüm insanlığıyla

Sevmek;

Bir ömür boyu...

Makbule ABALI



20 Ara 2021

ALIŞVERİŞ...Mini Öykü


 Akşam saatleriydi. Öğleden sonra hafif yağmur çiselemeye başlamıştı. Günlerdir yağmur bekleyen kent halkı için  bu bir müjde gibiydi. Genç kadın bir mağazada tezgahtar olarak çalışıyordu. Asgari ücretli maaşı bir ayın sonunu zor getiriyordu. Evde küçük dikişler yaparak evin bütçesine katkı sağlıyordu.

İki  çocuğundan  büyüğü öğleden sonra  okuldaydı. Zamlar gözünü korkutmasına rağmen  birkaç gıda maddesi almak için küçük kızıyla alışverişe çıkmıştı. Cebindeki paranın hesabını yapıyordu. "Param yetmezse ürünleri kasada bırakırım" diye düşündü. Bütün marketlerde olduğu gibi burada da giriş reyonu çocuklar için bir tuzak  gibi düzenlenmişti: Yaldızlı kağıtlarda çikolatalar, şekerlemeler, sakızlar,  renkli kutularda saklı kurabiyeler, anne elinden çıkmış gibi tatlılar... 

Küçük kız anında bu tuzaklara takıldı. Önce eliyle işaret etti. Ama annesi kararlı bir ses tonuyla "Sonra" dedi. Bu sonra'nın zamanı belli değildi. Ama çocuk dilinde sonra ," biraz sonra" anlamında da yorumlanabilirdi. Tam çıkmaya hazırlandıklarında aniden ziller çalmaya başladı. Çocuk korkuyla annesinin eteğine sarıldı. Bir güvenlik görevlisi onun montunun ceplerini kontrol etmeye başladı. Herkes durmuş, onları izliyordu. Genç annenin yüzü lacivert ceketinin aksine bembeyaz olmuştu. İkisi de ağlıyorlardı.

Mağaza müdürü küçük suçlu için bir tutanak tuttu. Ağlayan bir anne ve çocuğunun gözyaşları yağmur damlalarına karıştı. Yağmur ince ince yağıyordu.

Makbule ABALI



15 Ara 2021

HAYATIN AKIŞI...


 Bazen hayat akıp giderken birden sekteye uğrar. Akış yavaşlar ya da duraklar.  Sanki her şey birdenbire olmuştur.  Bu ani yavaşlamaya akıl sır erdiremezsiniz. Zaman alışık olduğunuz zaman dilimi değildir. Ağır çekimdesinizdir adeta. Fırtına öncesi sessizlik yaşanırken her zaman, bazen de gürültü birdenbire olur. Nasıl, nereden olduğunu bilemez insan. 

Yapraklar savrulur sanki, beden huzursuz olur. Bir hastalık yer bitirir , adeta kemirir vücudu. Gücü azalır, takati tükenir. Zordur hastalıklarla uğraşmak, ilaçlarla ortak olmak. Önce güvenilir bir doktor bulmak gerekir; Dinleyen, anlayan, alanında bilgili. Ve sonra önlem almak, kendine zaman tanımak, beklemek... 

İnsanın hayat boyu mücadelesi hiç bitmez. Ama her acı, her sıkıntı insanı biraz daha güçlü ve dirençli kılar.

Makbule ABALI

10 Ara 2021

10 ARALIK İNSAN HAKLARI GÜNÜ.....


Dünyanın her yerinde, duyularla-duygularla ilgili sözcükleri ne çok kullanır insanoğlu; duyarlılık, duyarlı olmak, duyarsız olmak, duygulanmak, duygusuz olmak... Neden ihtiyaç duyar, bilinmez... belki de insan yanını-varlığını kanıtlamak ister. 

Duyu organlarımızla farkına varıyoruz pek çok şeyin; görüyor,kokluyor, duyuyor, tadıyor, dokunuyor, böylece anlıyor, tanıyor, algılıyor, bilincine varıyoruz. Duyarlı olmak için ille de tüm duyu organlarımızın sağlam ve işler olması gerekmiyor elbette. Duyu organları  sapasağlam olduğu halde pek çok konuda duyarsız olabilen ne çok insan var toplumda. Uzman doktorlardan "sağlam" raporu alsa bile "duyarlılık" konusunda "özürlü-engelli" olabiliyor kişi... 

Gün gelecek, belki de son teknoloji harikası robotlar, aldıkları komutlar doğrultusunda her işi büyük ustalıkla gerçekleştirecekler, ancak hangi "üstün robot" insan duyarlılığında olabilir...? İnsan gibi yüz yüze-göz göze gelebilir, insan sıcaklığında dokunabilir, yüzü kızarıp utanabilir, acıyı test edip, sevinci-coşkuyu ölçebilir...? Pozitif bilime güvenmek gerek, belki bir gün insana duyarlı robotlar da olacak... kim bilir... 

Duyu organlarımız arasında ne güzel bir iş bölümü vardır: Birinin gerçekleştiremediğini diğeri başarmaya çalışır, uyum sağlanır böylece; Dil susarsa göz berraklaşır, göz kapanırsa kulak açılır, kulak duymazsa göz baş role geçer, beynin işlerliği artar. Dünyanın her yerinde "insanca dokunuşlar" sona erdiğinde, "kötü kokular" alabildiğine çoğalıyor... Duyarlı bir yürekle duyarlı duyu organları insana zarar vermiyor ancak, "duyarsızlık-duygusuzluk" büyük kayıplara neden olabiliyor. "Gözünü dört açmazsa" insan, kötülerin-kötülüklerin olumsuz etkisinden kurtulamıyor... 

Dilimiz öylesine zengin ki; Belki zamanında insan değerini bildiğimiz ya da insana önem verdiğimiz için, duyarlılık ve duyu organlarımız ile ilgili doğru-yanlış ne çok söz,  üretmişiz. Acaba çocuklar yetişkinlerden daha iyi görüp duydukları için mi "Çocuktan al haberi" demişiz. "Gözlerinin içi gülmek" mutluluğun mu, duyarlılığın mı bir göstergesidir? Her şey makineleştiği için mi, yoksa değer bilmezliğimizden mi, "El emeği-Göz nuru" deyişini daha az kullanır olduk? "Kulaklarına kadar kızarmak" deyimini bilen ya da kullanan kaç kişi kaldı aramızda? Gözleri görmediği halde nice güzel işler başaran onca güzel insanımız varken neden "Kör-topal işini sürdürmek" deriz... gözün görmeyişi veya ayağın aksaması beynin işleyişine engel değil ki... 

Görme engelli öğrencilerin-topun doğru yönünü algılayabilmek için-ziller takılmış bir topla oynadıkları kavgasız futbol maçlarına bakan-gören kaç göz imrenmez? Yeter ki aldatılmasınlar, zihinsel engelli pek çok çocuğun yüreği öylesine sevgi doludur ki, uygun yaklaşımlar hemen sevgi diliyle ödüllendirilir. Oysa bazı insanlarda bakışlara bile yansıyan kin-nefret-öfke nasıl da korkutur incitir-yaralar insanı.

Güzelliklerin, küçük mutlulukların tadını çıkarmak yerine pek çok şeyin tadını kaçırırız bazen, ille de "acı" ararız yaşantımızda. Gözümüzde büyüttüğümüz bazı insanlar, nesneler anlaşılmaz biçimde giderek değer kaybedip küçülürler... neden-nasıl soruşturmayız, araştırmak istemeyiz... Dilin söyleyemediğini "Beden dili" ne güzel anlatır oysa... "Timsah gözyaşları" tanınmadığı bilinmediği için mi "gerçek gözyaşları" anlaşılmaz-fark edilmez bazen.

"Duyarlılık-duyarsızlık" doğuştan var olan bir özelliğimiz değil. Sonradan pek çok etkenle dünyaya-yaşadığımız ortama uyumlu veya uyumsuz olabiliyoruz. Zamanında duyu organlarına yeterince işlerlik kazandırılmamışsa, sonradan beyin ve yürek de yeterince yardımcı olamıyor. Yürek "nasır bağlayınca" göz  görmek istemiyor, dil yaralayıcı olabiliyor... Ağız ne kadar çok açılırsa göz giderek küçüldüğü için "görüş alanı" daralıyor, sonuçta görmez oluyor. 

İnsanın içindeki "fırtına" büyüdükçe fırtına öncesi sessizlik bazen patlamalarla sonuçlanabiliyor. kasılmalar çoğaldıkça dokunma duyusu da azalıyor, umarsızlık-duyarsızlık-ilgisizlik artıyor. Tüketim toplumlarında "kalabalıklar içinde yalnız ve çaresiz insan" imajı nasıl da acımasız gelir duyarlı insana. "Kalp kör olduktan sonra gözün görmesinde yarar yoktur" deyişiyle ne güzel-ne doğru söylüyor Hz. Ali. 

Bir zamanlar teknoloji böylesine gelişmeden, sanal dünya oluşmadan, hatta cep telefonları yaygınlaşmadan da   biz "iletişim" kurabiliyorduk; bazen beden diliyle, bazen bir kartla, bazen mektupla... Anlaşmak-iletişim kurmak için istemek ve hazır olmak yeterdi. Ancak belki de en önemlisi beyin ve yüreklerin "paylaşıma" açık olması, "duyarlı" olmasıydı... Neden günümüzde de olmasın...? 

10 ARALIK  DÜNYADA BARIŞİN VE İNSANLIĞIN GÜNÜ OLSUN.
Bu yazıyı ilk 2010 yılında yayınlamıştım..