14 May 2019

ARMAĞAN...


Hediye vermek de, almak da bir sanattır, inceliktir diye düşünenlerdenim. Yollarına gül döktüğünüz bir insan, o güllerin üstüne basarak bir tekini bile elini almadan gelip geçiyorsa güller bile kırılır bu duruma. (Abartılı bir örnek tabii.)

Bir papatyaya anlamlı bir not iliştirirsiniz, papatya karşısındaki insana adeta kan verir, can tazeler. Bir küçük çocuğun yaptığı bir resim, yaşamın aynası gibidir. O kağıda ne çizildiğinden çok ne anlatılmak istendiği önemlidir. En ucuz malzemeyle en paha biçilmez hediye ortaya çıkmıştır.

Bir gün ansızın kapı çalınır, kargo gelmiştir; Hiç ummadığınız bir anda, beklemediğiniz bir armağanla.
El emeği , göz nuru, emek harcanarak size özel yapılmış doğal bir armağan. Ya da sevdiğiniz bir şiir kitabı.Mutluluk... yanıbaşınızdadır. İçiniz coşkuyla dolar. Sonsuz teşekkürler sevgili Ayşen, sevgili Leman Öğretmenim.

Bazen yürekten yazılmış ya da söylenmiş birkaç cümle , bir resim yıllarca saklamaya değmez mi ? Bir kutuda, bir kitap arasında, bir çerçevenin içinde. Gerçek yeri gönlünüzde... Yaşama anlam katan, onu değerli kılan, güzelleştiren her şeyi seviyorum. Hayat, onlarla çok daha güzel...

Makbule ABALI

12 May 2019

ÖZEL BİR GÜN...


Bazen düşünürüm;Farklı yaşamlar, farklı coğrafyalar, farklı iklimler, farklı sorun ve beklentiler insanları da farklı kılıyor. Bu konuda sadece insan gözlemleri değil, fotoğraflar da ne çok şey anlatır kişiye. "Fotoğraf okur yazarlığı" insan kişilikleri açısından, insan tanıma bakımından cazip geliyor bana. 

Anne-çocuk fotoğraflarına baktığımızda ya koruyuculuk ya da yoğun bir sevgi-şefkat gözlüyoruz.Ve genellikle çocukların aldıkları uyku veya davranış pozisyonları (bazen cenin pozisyonu) sonradan da devam ediyor. Adeta alışkanlık gibi. Bazen dizlerini karnına çekerek uyuması ya da iki el birleştirilmiş, kendini korumaya almış gibi... 

ANNE; Bu sözcüğün hakkını veren, davranışlarında ve düşüncelerinde bilinçle kullanan, anne olmasa bile tüm çocuklara "anne gibi" davranan, yüreği sevgi, ilgi, özenle yüklenmiş tüm anneleri, anne adaylarını saygıyla, sevgiyle anıyorum. İyi ki varsınız. 

Annelerini kaybetmiş tüm dost ve arkadaşlarımın acısını paylaşıyor, sabır ve başsağlığı diliyorum. Anıları yaşatabilenlere ne mutlu. 
Yitirdiklerimize; Yokluğunuz bile varlığımıza değer katıyor, bizi "biz" kılıyor. Emeklerinize sonsuz teşekkürlerimizle...

Makbule ABALI .



10 May 2019

ESKİ RAMAZANLAR MİMİ







Blog dünyasında bu yıl sanki mim'ler çoğaldı. Belki bir gün ben de düşündürücü sorularla bir mim hazırlamayı düşünürüm. Bu kez sevgili İstiridye Avcısı arkadaşımız güzel bir mim hazırlamış. Mim'ler "beyin jimnastiği" gibi oluyor diye düşünüyorum. Sorular üzerinde düşünmek iyi geliyor insana...


1- Ramazanı bir hediye paketine benzetirsek , sizin için nasıl bir paket olurdu , içinde sizin için neler olurdu?

"Hediye" deyince çok farklı şeyler algılıyorum: Hayatım boyunca bir hediye verirken de, alırken de hep bir anlamı olsun istedim. Görkemli, pahalı hediyeler değil, Hayatı kolaylaştıran, bir işlevi olan, insanca düşüncelerle verilen , sunulan şeyler. 
Güzel hayaller kurmanın hepimize iyi geldiğine inanıyorum. 
Ramazan paketine vefa, sadakat, güleryüz, incelik, saygı, dostluk ve kucaklar dolusu sevgi katılabilseydi keşke. Birkaç paket makarna, birkaç kilo pirinç, mercimek, un, tuz, yağ kaç hafta karın doyurur bilemem ama o hediye kolilerinin yerine hiç olmazsa Ramazanda davranışlarımızı değiştirebilsek. Belki kimilerinde kalıcı hale dönüşür...

2- Ramazan ile ilgili en net anınız hangisidir ? Size kazandırdığı hislerle birlikte anlatır mısınız?

Mutfakla ilgili her şey benim için caziptir. Sofra düzeni, farklı yemekler hazırlamak, değişik tarifler denemek... Çocukken de gençlikte de, sonrasında da alışkanlıklar çok değişime uğramıyor. Sofraya önce kahvaltılıklar konurdu, ramazana özgü pideyi biz çocuklar çok severdik. Pek gezmeye götürülen çocuklar değildik ama annemle birlikte katıldığım, hiç unutamadığım dillere destan bir sofra hatırlıyorum; "Zekeriya Sofrası." Her çeşitten farklı tatlarla 41 çeşit yiyecek. Bilenler bilir, en basit yemekler bile olsa bir sofra şöleni gibidir. Göz görgüsü gibiydi.Hala aynı canlılığıyla gözümün önündedir.

3- Çocukluğunuzdaki Ramazan ve şimdi yaşadığınız Ramazan arasındaki en belirgin farklar nelerdir?

Yıllar bizlere, hayatımıza çok şey katıyor ya da çok şey kaybettiriyor. O zamanların en belirgin özelliği "paylaşım" idi. Ramazan bereketliydi, pişirdiğiniz yemekten bir tabak da mutlaka komşuya gönderilirdi. O tabak da boş gelmez, mutlaka dolu dönerdi. Çocuklar komşuda pişen farklı tatları nasıl da severler bilirsiniz. Yöresel yemekler bir başka olurdu. 
Sonraki yıllarda Tip2 diyabet çıkınca eskisi, gibi muntazam oruç tutamaz oldum. Toplumdaki değişimleri, insan ayrımlarını,  suçlamaları duydukça, gözledikçe "Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer." diyorum.  O yıllarda şimdiki gibi şatafatlı sofralar değil, insan ilişkileri önemliydi.Yoksulluk ayıp değildi, yalan, riya, gösteriş, insan küçümseme, alay yadırganırdı.

Ben bu yıllarda bile dışarıda açık alanda dondurma ya da yiyecek yiyemem. Belki alamaz, canı çeker diye düşünürüm.Oruçlunun yanında çay içemez, yemek yiyemezdik. Evde bulunmayan , o anda ihtiyaç olan bir limon, bir yumurta komşudan ödünç istenirdi. Geri almazlardı tabii.
Sanırım eski ile yeni Ramazanlar arasındaki en büyük fark ;
madde ve insan ayrımı. Zekat- Fitre ödenmesiyle her şey biter sanılıyor. Oysa bir yoksulun evinde birlikte içilen bir tas çorba, gönül almadır, hatır saymadır, insan olmanın tadına varmadır. Yardımlar neden bir medya ordusunun önünde ilan edercesine yapılır? Ekmekler neden kamyonlardan atılarak, karmaşa yaratılarak verilir? İnsan harcayarak paye kazanılmaz, çok şey kaybedilir , ah keşke bilebilsek...


Mim'i doldurarak paylaşmak isteyen arkadaşlarıma sonsuz teşekkürler. Esenlikler diliyorum.

Makbule ABALI.


7 May 2019

YAŞARKEN DÜŞÜNCELER...



Yaşamdan kısa bir kesit alınsa; Bir saat, bir dakika, ya da kısa bir an belki de. Kim bilir...? İçine ne çok şey sığdırır hayat. Yaşamın içinde bir anılar zincirine ekler belki. Yaşamdan silik bir alıntı belki de. Kim bilir...?

Sonunda hepsi anılar kutusunda saklanacaktır; günlerce, aylarca belki de yıllarca... Gün gelir kutu açılır, gökkuşağı renklerinde. Ya da daha silik, daha renksiz haliyle. Ak'la kara gibi; İnsan'a özgü, insan'a has... 

Anıları renklendirmek de insanca değil mi? Dünyaya renk katmak; gökyüzünü maviye, güneşi sarıya boyamak, yemyeşil çimenlerin arasında çiçekleri rengarenk yapmak gibi... Çocuklar, yetişkinler, herkes için daha güzel, daha yaşanabilir bir dünyaya ulaşmak gibi... 

Makbule ABALI


2 May 2019

ÇOCUK İŞÇİ



Kentin kenar mahallelerinden birinde;
Yıkık dökük bir apartmanın bodrum katı,
Zeminin beş basamak altı,
Havasız, loş, nemli,
Malzemeler ortada;
Kösele, makas, çekiç, yapıştırıcı.
10 yaşında bir çocuk,
Boyu kısa, bedeni çelimsiz,
Elleri henüz küçük, güçsüz,
Tırnaklar simsiyah, 
Eller soğuk yanığı...
Kösele sert, eller küçük, makas kesmez,
Ellermorarır.
Okul çok uzaklarda,
Ev daha da uzak,
Kim hatırlar ki onları...?
Yevmiye 10 çörek parası var-yok,
Belki de 3 Ramazan pidesi.
Bugün nedir, habersiz
Bildiği, sadece yeni ayın ilk günü.
Parası yeter miydi bu ay?
Vitrindeki beyaz spor ayakkabıya?
Yetmedi...
Bodrum katı hayalleri
Alt katta kalakaldı.
Hayat tüm hızıyla devam etti yukarılarda.
Sesler, çığlıklar birbirine karıştı,
Dünyanın karmaşasında...
O gün İşçi Bayramıydı.

Makbule ABALI

1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kutlu olsun.


28 Nis 2019

BİR BAHAR MİMİ...



Bir zamanlar mim doldurmaktan çok da hoşlanmıyordum doğrusu. Hatta önceleri mim'in bloglar içindeki anlamını da çok iyi bilmiyordum.Öğrendim, yaptıkça da sevdim mimleri. Gene de özel yaşamların çok fazla paylaşılmasından yana değilim. Bu mim soruları bana değerli arkadaşım sevgili Tigris tarafından ulaştırıldı. Biraz geç yanıtladığım için bağışlanmayı dileyerek...

1* Bahar bir insan olsaydı, onunla aranız nasıl olurdu?

Ben bir bahar ayında doğmuşum. Bahar benim için en yaşamaya değer aydır. Baharı bir insan olarak düşündüğümde;sakin, ılımlı, hoşgörülü, nazik, duyarlı  bir insan düşlüyorum. Böyle bir insan her zaman can dostum olurdu.

2* Şu ana kadar yaşadığınız hayatın bahar dönemi hangi döneminiz ? O  dönemde neler yaşadınız?

Hayatımın her döneminde karakış da olsa baharlar yaratmaya özen gösterdim. İnanıyorum ki asıl bahar içimizde. Ama "çocukluk" gerçek bahar dönemi.Keşke hayatı zaman zaman geriye sarabilsek...

3*Bahar bir arkadaşınız olsaydı, onun okumaya ihtiyacı olan kitabın ne olduğunu düşünürdünüz?

Bu soruyu çok sevdim. Ama ben "Hediye etmek istediğim kitap" olarak algıladım. 
Yürekten inanıyorum ki; insanların daha duyarlı, daha ılımlı, daha hoşgörülü olabilmeleri için şiirle dost olmaları gerektiğine inanıyorum. Ben dostlarıma şiir kitapları hediye ediyorum.Öncelikle Orhan Veli, Cahit Sıtkı Tarancı ve Behçet Necatigil, Nazım Hikmet, Cemal Süreya şiirleri...
Baharı bu kadar güzel dile getiren bir başka şiir var mı?
"Deli eder insanı bu dünya;
Bu gece, bu yıldızlar, bu koku,
Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç "

Orhan Veli Kanık

Şiirle düşünmek, şiir diliyle duyumsamak ne güzeldir.
Aşağıdaki kısa şiir de Cahit Sıtkı Tarancı'dan:

İLK CEMRE
Kar eriyivermiş, buz kırılmış;
Kuşlar gibi azat olmuş sular,
Toprağa düşer düşmez ilk cemre.
Arzın bağrında bin yol açılmış,
Aktıkça akmış, şadolmuş sular;
Dağ başlarından ta denizlere.

4* Size baharı anımsatan insanlar var mı çevrenizde, varsa kimler?

İnsanları oldukları gibi kabul etmekten yanayım. Hepimizin çevresinde 4 mevsim yaşatan insanlar vardır. Mevsim değişikliklerine hazırlıklı olduktan sonra sorun yaşamıyorsunuz. İnsanlara espri ile yaklaşmayı severim. Kırmayan espriler tabii. Gülümsemek, gülümsetmek bahar havası yaratır. Hiç tanımadığım çocuklar bile bana bahar havası yaşatır. Tatlı bir esinti gibidir tavırları...

5*"Bahar" temalı bir yağlıboya tablo yapmak isteseniz, resmin içinde olmazsa olmazınınız ne olurdu?

Baharı tek yönlü düşünemezdim, uyum içinde çok şey yerleştirirdim tabloya. Güneş, papatyalar, gökkuşağı, uçurtmalar, rengarenk bir çiçek tarlası,salıncaklar, bir piknik masası ve çocuklar.....

6* Bahar yorgunluğu ile mücadele eder misiniz? Yoksa kendinizi baharın kollarına yorgunca bırakmayı mı tercih edersiniz?

Yaşantımız boyunca sağlıklı beslenmeye eşim de , ben de çok özen gösterdik. Gıda maddelerini alırken, tüketirken dikkatliyizdir. Ama bu yıl ben bahara yenik düştüm. 3 zorlu grip, ardından zatürre, sonra bir düşme, iki burun kemiği kırılması...Hala kendime gelemedim. Oysa her bahar ne güzel hayallerim vardır. Her şeye rağmen hala baharı çok seviyorum. Belki uzaktan sevmek mi...?

7* Baharda gitmek istediğiniz coğrafya ?

Huzur bulacağım her yer. Hayatım boyunca huzuru çok önemsedim. Mavi ve yeşilin buluştuğu, suyun aktığı , kuş seslerinin var olduğu  her yer. Gürültüsüz. patırtısız bir dünya.Sessizliğin rahatsız etmediği bir yer. Yanımda okumak için birkaç kitap, yazmak için bir defter ve kalem. Böyle bir coğrafyada ağaçlar ve  çiçekler de olur elbette.

Sorular güzeldi, baharı hayal etmek bile hoş. 10 arkadaşımızın mimlenmesi isteniyor. Aklımdan geçen çok kişi var. Umarım kimseyi zorda bırakmam. Şimdiden teşekkür ederim.

Kıyılar mutedil açıklar kaba dalgalı,
Zihnin arka sokakları,
Yüreğimin iklimi,
Çınar,
Arif Öztürk,
Ayna hikayesi,
Bücürük ve ben,
Hayat izlerim,
Persephone,
Ruhsuz atmaca,
Ruh müzem.
Acemi Demirci

Arkadaşlarıma şimdiden çok teşekkür ediyorum. 
Makbule Abalı . UÇUN KUŞLAR





25 Nis 2019

DÜNYA CEHENNEMİ,,,



Bir çocuk sesi duyuldu uzaklardan;
Ağıt gibi, inler gibi, acı dolu,
Derinden, can acıtan...
Sonra sesler hepten durdu;
Bir gümbürtü koptu ansızın,
Oysa çocukların bayramıydı o gün.
Cocukların coşkusu kana bulandı,
Dünya yeniden cehenneme döndü...

Makbule ABALI


12 Nis 2019

İNSAN'A DAİR...



Bir bebek gözünü açtı dünyaya;
Ağlayarak , tüm bebekler gibi.
Mevsim bahar, yaz ya da kış,
Ne farkeder ,
Bir kişi daha katıldı aramıza,
Dünya nüfusu +1 oldu.
Dünyaya bir ses daha katıldı,
Ağlamaklı...
İlk bağımsızlığını tanıdı önce,
Göbek bağı kesildi,
Sarılıp sarmalandı sonra
Günler, aylar, yıllar nasıl geçti,
Bilinmez...
Hayat mevsimler gibi akıp gider;
Yaz sıcağı gibi sımsıcak duygularla,
İlkbahar ritminde hafif esintili,
Ya da kışın ürperten soğuğu gibi,
Yürekler soğur, eller ayaklar üşür bazen.
Bahar yağmurlarının ardından, 
Bazen bir sonbahar hüznü sarar,
Hazan mevsimidir hissedilen.
Bir renk cümbüşüdür zaten,
Hayatın kendisi de.
Fırtına sonrası bir güzelliktir kimi zaman,
Tıpkı gökkuşağı gibi...
Beden değişir zamanla,
Gözler büyür, eller, ayaklar büyür.
Bebek önce çocuk,
Sonra ergen ve yetişkin olur.
İNSAN olur karmaşık bir dünyada...
Sorular, belki sorunlar içinde,
Sesler içinde, renkler içinde,
Önce emekler, sonra yürür, koşar
Ömrü boyunca çabalar,
Bilinmez bir dünyaya 
Ayak uydurmaya çalışır;
İnsanlara, hayvanlara, doğaya...

Makbule ABALI



27 Mar 2019

OYUN- 3 PERDE ...



Bir dağ köyünde doğdu;
Küçükken hiç tiyatroya gitmedi,
Sahneyi, sahne perdesini, kulisi hiç görmedi
Tanıştığı sanatçı da olmadı.
Ama çocukluk oyunlarında hep hayali 
tiyatro sahnesindeydi...
Oyunları, ağıtları, gülüşleri hep roldü.
Sonra okulda sürdürdü tiyatroyu
Oyunlar oynadılar müsamerelerde;
Bazen suflör oldu, kıskandı rol kapanları,
Bazen çok alkış aldı, kutlandı ...
Tıyatroya ilk girişi gişeden oldu ,
Bilet satıyordu gişede,
Sonra büfede çalıştı bir süre,
Suflör oldu bir dönem;
Tozunu, kokusunu aldı sahnelerin,
Uzun diyalogları ezberledi perde arkasında
Ve bir gün rol düştü ona da;
Gelmeyen bir oyucunun yerine.
Sonra hiç inmedi sahnelerden
Maskelerle, alkışlarla, ışıklarla
Geçti bir ömür,
Işıklar sönünceye dek.
Ve ansızın bir gün,
Oyun bitti...

Makbule ABALI





23 Mar 2019

YAŞ ALMAK...



Bazen sessizliğin sesini dinler insan.Ozaman diliminde aklına ne çok soru gelir. Bazen tatlı bir tebessümle kendi kendine yanıtlar. Bazen acı acı gülümser, farklı bir duyguyla sessiz kalır.Sessizliğe, sakinliğe ne çok ihtiyacımız var kimi zaman; Daha sakin düşünmek için, duygularımızı tartmak için, kendimizi sorgulamak için...

Hele yaş alırken, aylara ay, yıllara yıl eklerken. Yaşam sonsuz hızla devam ederken, değişirken, belki başkalaşırken... 18-24 Mart arası Dünya Yaşlılık Haftası olarak anılıyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO)
World Health Organisation yeni yaş dilimi skalasını değiştirdi. Buna göre:
0-17 yaş: Ergen
18-65 yaş : Genç
66- 79 yaş:Orta yaş
80-99 yaş: Yaşlı  olarak sayılıyor artık.

Bu değerlendirmeyi kimler nasıl algılar, bilinmez. Yıllar yaşlanmayı ölçer mi, yoksa yaş almak bir büyük deneyim midir hayatta? Yaş aldıkça gözlerinizin pırıltısı azaldı mı, gençlikteki neşeniz, coşkunuz şimdi nasıl? Dünyaya bakışınız sitemkar mı, hüzünlü mü, mutlu musunuz?

Mevlana ne güzel demiş: "Aynalar türlü türlüdür. Yüzünü görmek isteyen cam'a bakar, önünü görmek isteyen can'a bakar"  Yaşlanmak ya da yaş almak , dünyaya bakışımızı da sergiliyor. "Yaşlanmak" yıpranmışlığı, çöküntüyü çağrıştırıyor. Oysa "Yaş almak" daha olumlu, daha iyimser bir deyiş. Deneyim kazanmayı, olgunlaşmayı, değişimi vurguluyor.

Düşünür John Barrymore şöyle düşünüyor: "Umutlarını ve hayallerini bırakarak bezginliğe kapılan insan artık yaşlanmıştır." Katılmamak mümkün mü?

Makbule ABALI



11 Mar 2019

YETER'İN ÖYKÜSÜ...



İnsan olmak, insan kalabilmek, insanca davranabilmek, insanın hak ettiği biçimde yaşamını sürdürebilmek... Kadın ya da erkek olmak, kendi cinsinin duyarlılıklarına sahip olmak elbette önemli. Ama kadın veya erkek "insan" olamadıktan sonra var olmak neye yarar? Hiçlik, belki de yokluk değil midir bu? 

 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günüydü. Görkemli kutlamalar, anmalar, yürüyüşler yapıldı. Bu öyküye İnstagram sayfamda da yer verdim. Bugün blogda yazmayı düşündüm. Özel günlerde bir gün değil, her gün duyarlı olmanın gerekliliğini düşünerek.
Bugün 11 Mart. Kadınlar adına birkaç günde mucizeler yaratılmadı elbette, ama her özel gün yeniden düşündürüyor, sorunları hatırlatıyor.

Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nde bir emekçi kadının gerçek yaşam öyküsünü anlatacağım. Adını yazmayacağım. Adlar gerçek yaşama ne kadar yakın, ne kadar uzak? Kişilikler, kimlikler adlardan ne kadar etkilenmişlerdir, bilinmez. 

Yeter, bir annenin 5 çocuğundan dördüncüsü. Bir yakınlarının düğün günü, onların felaket günü oluyor. 
Coşku, trajediye dönüşüyor. Anne babası düğüne giderken bindikleri arabaya bir tır'ın çarpması sonucu uçuruma yuvarlanıyorlar. Hurdahaş olan arabanın içinde ikisi de can veriyor. Yol uzun olduğu için gitmeden çocuklar dedeye bırakılmıştır.

Yakın akrabalarının ekonomik durumları, çocukların bakımını üstlenmeye elverişli değildir. Ailenin yıkımı sonucu üç büyük kardeş dedelerine veriliyor. 5 yaşındaki Yeter ve 3 yaşındaki erkek kardeşi, uzak bir kentteki kız ve erkek yetiştirme yurtlarına verilirler. İki kardeş birbirlerinden de ayrılmşlardır. 

Yurtlarla ilgili öyle olumsuz izlenimler edinmişiz ki; önce içim titriyor, sanırım belli de ediyorum. Ama o beni rahatlatıyor. İyi bir yönetici, vicdanlı eğiticiler çocuklara yaşanabilir, güzel bir dünya yaratmışlardır. Oradaki günlerini anlatırken gözleri parlıyor; "Hafta sonları öğretmenlerimizle pikniğe, sinemaya giderdik"
diyerek anlatıyor.Çocukları mutlu etmek nasıl da kolaydır. Günlük yaşamı farklı kılan her şey onlar için mutluluk kaynağı olabilir. 

Yurtta geçen beş yılın ardından dayısı onu yurttan alıyor. Kardeşi diğer yurtta kalıyor, öğrenimini tamamlıyor. Yeter sonra ortaokulu bitiriyor. bir süre dayısıyla birlikte okul kantinlerinde çalışıyor. Bu arada yeni bir acı yaşıyor, dayısını kaybediyor. Acıya alışan pek çok insan gibi hayatta mücadelenin zorunlu olduğunu,ayaklarının sağlam yere basması gerektiğini öğreniyor. Pes etmiyor.

Yeter dayısının ölümünden sonra evlenir. Sonu boşanmayla biten mutsuz bir evliiık biraz kırıcı, biraz üzücü yılları içerir. Yalnızlık bir süresonra onu yeni bir evliliğe yönlendirir. İkinci eşiyle tanışır. Yeter'in değerini bilen, ona önce insan sonra kadın olduğunu hissettiren bir eş. Yeter'in "hayatta her şeyim" dediği bir oğulları olur. O'na çoğunlukla adıyla seslenmekten çok "Paşam" diyerek hitap ediyor. "Oğlum varlıktan çok yokluğa alışsın istiyorum" sözü onun.

Geçmişte yaşadığı günlerden onda kalan en kalıcı iz, böbrek hastalığı. Böbrek sancısı tutunca hayatı çekilmez oluyor, zaman duruyor adeta. Hakkını her zaman, her yerde savunabilecek mücadeleci bir karakteri var. Bir dönem öfke kontrolüne de gitmiş. 
"Karmaşık, sorunlu toplumlarda öfkesini kontrol edebilenleri kahraman ilan ediyoruz." diyorum. Birlikte gülüyoruz. Zaten gülmediği zaman yok gibi. 

Hayatın zorluklarına gülümseyerek, dik durarak, hakkını savunarak karşı duruyor. "Oğlumun varlıktan çok yoksulluğa alışmasını istiyorum." sözü o'na ait. 
Binlerce kadının, kadınlığının bilincinde olmadan yaşadığı, dövüldüğü, hor görüldüğü, öldürüldüğü ülkemizde özellikle kırsal kesimde bilmediğimiz, tanımadığımız kim bilir daha kaç tane Yeter var?
Kimisi kendini kurtarabiliyor, hayata direnerek, kendine güvenerek, hakkını savunarak... 

Bugün onlardan birinin kişiliğinde; üreten, emek harcayan, kendini ezdirmeden insan kalabilen tüm kadınların Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü kutluyorum. Onlara sembolik olarak kadınları simgeleyen, çiçekleri ince, naif,  kırlgan, dalları ise sanki tehlikelerde savunabilmek için dikenli, mimoza çiçeklerinden armağan ediyorum.  Kadınlarımızı ben
toprak altında zorlu kış şartlarında kalıp sonra baharla birlikte baş veren, yeşeren , adeta "ben de varım" diyen kardelenlere, arpa zambaklarına benzetiyorum.


Sadece bir gün değil, yıl boyu yolları hep açık olsun, karşılarına onları incitmeyecek, hırpalamayacak iyi insanlar çıksın...






6 Mar 2019

BAHAR ŞİİRİ



Bu sabah mutluluğa aç pencereni
Bir güzel arın dünkü kederinden
Bahar geldi bahar geldi güneşin doğduğu yerden
Çocuğum uzat ellerini

Şu güzelim bulut gözlü buzağıyı
Duy böyle koşturan sevinci
Dinle nasıl telaş telaş çarpıyor
Toprak ananın kalbi

Şöyle yanı başıma çimenlere uzan
Kulak ver gümbürtüsüne dünyanın
Baharın gençliğin ve aşkın 
Türküsünü söyleyelim bir ağızdan.

Ataol BEHRAMOĞLU 


27 Şub 2019

MERSİN ALZHEİMER DERNEĞİNDE İMECE MUTFAK ÇALIŞMALARI...




İmece sözcüğü öteden beri sıcak gelir bana. İnsanla ilgili en güzel sözcüklerden biri. Türk Dil Kurumu Sözlüğünde İmece'nin anlamı şöyle açıklanmış: "Kırsal topluluklarda köyün zorunlu ve isteğe bağlı işlerinin köylülerce eşit şartlarda emek birliğiyle gerçekleştirilmesi."

Yazın yaylada bir komsumuzun vefatından sonra konuklara ikram edilecek semizotu böreği için 3 masa etrafında el birliğiyle semizotu ayıklayışımız geliyor aklıma. Yardımlaşma, paylaşım insan olmanın gereği. Yayladaki belde düğünlerinde de emek birliğiyle yapılan topalak çorbası, mantı, sarma ve dolmalar daha kısa sürede ve lezzetle hazırlanır.


            Sağlıklı kekler el birliğiyle hazırlanmış.

Sadece köylerde mi ? Bugün halen Anadolu'nun birçok kentinde bu güzel adet sürdürülüyor. İhtiyaç halinde el birliği, emek birliği ile güzel işler yapılıyor, üretime katkıda bulunuluyor. Bu güzel düşünceden hareketle Mersin Alzheimer Derneği'nde gönüllü üyelerden oluşan bir İmece Mutfak Ekibi kuruldu. 
İlk toplantımızı 26 Haziran 2018  tarihinde yaptık.

                Mantı hazırlanıyor.

Her Çarşamba Dernekte toplanıp planlanan yemeklerin yapılması kararlaştırıldı. Ve her ayın bir günü "Anı Mutfağı" olarak belirlendi. Kaybettiğimiz yakınlarımız adına bir kişi sponsor olacak,  malzeme masraflarını üstlenecek, yemekler hep birlikte yapılacaktı.Bugüne kadar 3 kez anı mutfağı uygulaması yaptık.


                Lokmalar hazırlanmış, sunuma hazır.

 Başlangıçta bir avuç insandık. Giderek genişledik. Aynur Özge Hocamızın önderliğinde , Nilüfer Gatenyo Hanımın yönlendirmesiyle sevgili şefimiz Yaşar Karataş rehberliğinde hevesle, aşkla yola koyulduk. Geçmişin gelenek ve göreneklerinden ilham alarak sevgiyle, özenle lezzetli yemekler hazırladık.Bazen hastalara, bazen hasta yakınlarına ikram edildi bu yemekler.

Emek birliği, işbirliği,  el birliği tadına doyulmaz yiyecekler yaratıyor. İnsan yalnız olmadığını anlıyor, acısı hafifliyor. Böylece gelenek- görenekler de korunup devam ettiriliyor. İlk uygulamada Anı Mutfağında aşure pişirdik. İçine bol miktarda sevgi, vefa, dostluk, iyilik de kattık. Sonuç mükemmeldi. Daha sonra hingel (değişik bir mantı), tavuklu nohutlu pilav ve tatlı pişirilip ikram edildi.

Kırsal kesimde insana yalnızlık fazla dokunmuyor. Küçük gruplar birbirlerini daha iyi tanıyor. Oysa kent insanı bir güvensizlik ortamında giderek yalnızlığa gömülüyor. Hasta olduğunda çalacak bir kapı zili bekliyor. Aslında o anda gelecek bir kase çorba belki dünyaya değer. İyi günde-kötü günde beraber olabilmek, paylaşabilmek, zorlukların üstesinden gelebilmek için el ele vermek çok zor değil.  İnsan bu kocaman dünyada yalnız olmadığını bilmek istiyor.



İmece Mutfak Ekibi işlerini zevkle, neşeyle, keyifle yapan, çok iyi anlaşan  bir ekip. İlk kuruluştan beri birlikte olmama rağmen son 3 haftadır rahatsızlığım nedeniyle çalışmalara katılamadım. Arkadaşlarımı, çalışmaları gerçekten çok özledim. 
Bugüne kadar yapılan çalışmaları fotoğraflarla özetlemeye çalışacağım. Emek veren, çaba harcayan tüm arkadaşlarımızı sevgiyle anıyorum.


                          Hazırlanan tarhalar kurumaya bırakılıyor.


            Portakallı kek hazırlanıyor.





14 Şub 2019

SEVMEK ÖMÜR BOYU...



Kutlanması, anılması gereken ne çok özel gün var yaşantımızda. Bugün aynı zamanda Dünya Öykü Günü. Hayat da uzun, karmaşık bir öykü değil midır?
Bazı özel günleri benimseyemedim ben. Sevgililer Günü bunlardan biri.

Anmak, anılar yolculuğunda geçmişe kısa yolculuklar yapmak, elbette mutluluk verici. Ama bir tüketim toplumu yaratarak göz kamaştıran, el yakan harcamalarla günü farklı kılmak uğruna sonradan sıkıntı çekmek; Kime, neyi ispatlamak için. Manevi değerler parayla, gösterişle satın alınabilir mi ?Görkemli kutlamalar, seçilmiş pahalı hediyeler, büyük aşkları sağlam kılmak için mi?

Sevgi neden sadece bir güne indirgensin ? Bir gün sevgi gösterisinden sonra duraksama, şölen bitti havası. Sevgisizlik bir hayatı ne kadar sürdürebilir?
Hayatın her aşamasında sevgi ile can buluyor yaşamlar. Ama bir günlük yoğun bakımla değil, çok günlük can vermekle...

SEVMEK ÖMÜR BOYU...

Sevmek...
Bazen bir yeri, doğayı.
Sevmek;
Ağaçları, çiçekleri,
Kuşları, çocukları...
Sevmek;
Bir insanı
İnce duygularla,
Katıksız, çıkarsız
Aklıyla, yüreğiyle,
Meziyetleriyle, kusurlarıyla
İyi günde-kötü günde
Coşkusuyla, hüznüyle
Sevmek;
Bir ömür boyu 
Tüm insanlığıyla...

Makbule ABALI


11 Şub 2019

HENÜZ 19 YAŞINDA...

( ÖZGECAN ASLAN'IN ANISINA)

Canım yanıyor anne...
Rüyalar bu kadar kötü müdür?
Gündüz bile rüya görüyorum artık.
Gözlerimi kapatıyorum zifiri karanlık.
Önce canavarlar görüyorum 10 kollu,
Sonra timsahlar, yılanlar, aslanlar,
Ağzından ateşler saçan, salyalar akan.
Her yanım ağrıyor anne,
Her yanım yara-bere-duyorsun ezik
Ağzımın içi zehir dolu sanki...
Kocaman eller görüyorum düşümde,
Benim elimin belki 10 katı.
Bağırıyorum... bağırıyorum...
Kimseler duymuyor sesimi,
Sen bile duymuyorsun
Sesim çıkmıyor anne...
Gül diyorlar gülemiyorum,
Onlarsa hep gülüyor anne,
Midem bulanıyor, başım dönüyor.
"Koruyacağız seni" dediler
Kim, nasıl, nerede koruyacak ...?
Anlatmadılar...
Hakim amca halimden anlar mı anne ?
İçimde kuşlar vardı, umut gibi, ışık gibi
Hepsi uçtular uzak diyarlara.
Ben tek başıma, onlar sürüyle,
Ben yapayalnız, onlar hep birlikte.
Elimi uzatıyorum. boyum yetmiyor,
Ben nasıl büyürüm anne...?

Makbule ABALI
Özgecan Aslan : Doğumu- 22 Ekim 1995
                        Öldürülüşü- 11 Şubat 2015