Sayfalar

Mayıs 04, 2026

4 GÜNLÜK BİR TATİL


Bugün Urla ve çevresinde oldukça soğuk bir hava hüküm sürüyor. Mayıs baharında adeta kışı yaşıyoruz.  Geceden beri aralıklı olarak fırtınayla karışık yağmur yağıyor. Toprak suya doydu. Ağaçlar, çiçekler pırıl pırıl oldu. Kısa ama güzel geçen bir tatilden, birkaç gün önce evimize döndük. Yuvaya dönüş her zaman güzeldir.

Belli bir yaştan sonra ev ortamından çok uzaklaşmak istemiyor insan. Çok uzun bir yolu düşünmek bile yoruyor. Ama uzmanlar; zamanınız, durumunuz, sağlığınız elverdiği  sürece, kısa süreli de olsa yaşadığınız ortamın dışına çıkmayı öneriyorlar. Ekonomik durumun izni ölçüsünde elbette. Biz Nisan sonu indiriminden  yararlandık. Zaman zaman turistik tesislerde bu tür uygulamalar olsa, ihtiyaç duyan insanlarımız yararlanabilse.

Bazen kişi aldırmasa da beden isyan ediyor. Ağrılar, sızılar başlayınca ruhsal açıdan iç sesinize kulak verme ihtiyacı duyuyorsunuz. Uyarıları, iç sesleri dikkate almazsanız psikosomatik rahatsızlıklar (Psikolojik kökenli bedensel hastalıklar) başlayabiliyor. Kalp mide rahatsızlıkları, baş ağrıları, alerjiler, tutulmalar kaçınılmaz oluyor. Sağlığın önemi, sağlık yitirilince çok daha iyi anlaşılıyor.

Çevremizdeki dostların önerisiyle erken dönem indiriminden yararlanarak Çeşme'de termal suyu olan bir otelde 4 günlük bir tatil yaptık. Gerçekçi olarak düşünülürse; günümüzde en üst düzeyde emekli olmuş olsalar da iki emeklinin öyle bir otelde kısa süreli de olsa tatil yapması, insana hayal gibi geliyor. Mayıs öncesi gitmemiz, maddi açıdan çok iyi oldu.

Yıllar öncesinden inşa edilmiş, neredeyse yarım yüzyıldır hizmet veren bir otel. Ancak bina sürekli yenilenmiş, halen yepyeni, pırıl pırıl bir görünümde. İşletme müdür yardımcısı beyefendinin, sohbetimiz sırasında söylediği bir deyiş çok güzeldi. "Eski misafirlerimizin çocuklarına, hatta torunlarına da hizmet vermekteyiz."

Oteldeki işletme anlayışı toplumda pek çok kuruma örnek olacak nitelikte. Çalışanlarda devamlılık ve süreklilik, zamana ve beceriye göre görev değişimi, elemanların özenle seçilmesi, işbirliği ve ekip çalışmasının oluşturulması ile mükemmel bir çalışma düzeni sağlanmış. 25 yıldır aynı otelde çalışan kişiler var. Geçmişten geleceğe uzanan bir çizgide yenileşme sürdürülmüş.

Büyük tatil köylerini, çok büyük otelleri hiç sevemedim. Butik oteller, küçük aile pansiyonları her zaman daha sevimli gelmiştir bize. Ancak burada, büyük bir otelde kendinizi ev ortamında hissediyorsunuz. Güler yüzlü, nazik ve ölçülü davranışlarıyla her an gönüllü olarak yardıma hazır bir ekiple karşılaşıyoruz. Güvenlikten resepsiyona, oda servisinden restorana, spa  bölümüne kadar herkes işini gerektiği gibi yapıyor.

Kısa süreli bir rahatsızlık geçirdiğimizde ilgileri övgüye değerdi. Adları her zaman belleğimizde kalacak insanlar tanıdık. İnsani davranışlar da karşılıklı bir alışveriş gibi. Bir tatlı gülüş, bir güzel söz ne büyük mutluluk kaynağı olabiliyor. Bazı bireyler eleştirinin sadece olumsuz yanını kullanırlar. Oysa eleştirinin bir de güzel yanı var. Hak edene yapılmalı.


Her zaman her yerde olduğu gibi çocuklar neşe kaynağı. Personel çocuk ve yaşlılarla ayrıca ilgileniyor. Eğitimci olarak duyarlılığımız ve farkındalığımız yüksek olduğundan mı; gözlerinin içi gülen, halden anlayan, her an yardıma hazır personel gönlümüzü fethediyor. Yaka kartlarında adları yazılı. Geçmişte öğrencilerimle kurduğum bağ gibi adlarıyla hitap etmek beni de onları da mutlu ediyor. Mutfakta, diğer bölümlerde  tanımadığımız adsız kahramanlar da var.


Sabah kahvaltıları ve akşam yemekleri açık büfe, çok çeşitli ve lezzetli. Yemek salonu girişinde "israf" ile ilgili açıklamalar var. Detaylı açıklamalar eğitici ve bilgilendirici. Artan yemekler hayvan barınağına gidiyormuş. Çalışanlar öyle bilinçli ki, özellikle turizmde ara eleman yetiştiren meslek liselerinin ve meslek yüksekokullarının önemini bir kez daha düşünüyoruz. İyi örnekler; görerek, uygulayarak, deneyim kazanarak, zamanla oluşuyor.

Ne yazık ki otelde, açık ve kapalı termal havuzlardan hiç yararlanamadık. Şifalı su 36-38 derece civarında idi. Günlerin yorgunluğuyla eşimin de benim de tansiyonlarımız yükseldi. İlgililer sağlığımızı riske atmamamız konusunda uyardılar. Otelin hemen önünde ince kumlu bir sahil ve sığ bir deniz uzanıyordu. Bu olanaklardan yararlanamamakla birlikte ruhsal ve bedensel anlamda dinlendik. Dingin bir kafayla eve döndük.

Orada çok güzel, çok özel insanlar tanıdık, zeki çocuklar ve yaşının üstünde olgunluğa sahip gençlerle, gelecek adına umutlandık. Farklılıklar olmakla birlikte yeni kuşaklar, özellikle çocuklar gelecekte  gurur kaynağımız olacak. Öyle uyumlu ve akıllılar ki. Aileler genellikle tek ya da iki çocuklu olunca, değerini bilerek, hassasiyetle, özenle büyütüyorlar çocuklarını. Ancak bir grup anne baba var ki, çocuklarının elinde birer tablet veya cep telefonu, kontrolsüz, denetimsiz biçimde kullanılıyor. 

Bir tesiste tanıdığımız insanlar, gençler ve çocuklarla ilgili olarak zihnimde öyle çok birikim oluştu ki sayfalarca öykü yazılabilir. Küçük, büyük gruplar toplumun bir göstergesi Çok zaman harcamadan sadece gözleyerek, dinleyerek, empati kurarak, vicdani ve etik davranarak  ne güzel işler yapılabilir. İnsanın insana bakış açısı, önyargısız davranışları, içten konuşmaları aradaki buzları eritip sıcak iklimlere yönlendiriyor bireyi. İmkân ve fırsat olursa sonbaharda, ılıca mevsiminde bir kez daha kısa bir mola gönlümüzden geçiyor. 

Makbule ABALI-Eğitimci

3 Mayıs 2026-Urla-İzmir-Türkiye










Mayıs 01, 2026

BUGÜN 1 MAYIS - AYIN İLK GÜNÜ

 


Bugün 1 Mayıs. İlkbahar Mevsiminin son ayının ilk günü. 12 ayın hepsi farklıdır elbette ama ben Mayıs'ı bir başka severim.

30 gün çeken ayların arasında bir gün fazlasıyla 31 çeken aylardan biridir Mayıs.

Bayramların, özel günlerin toplandığı aydır Mayıs. Baharın gelişiyle birlikte Bahar Bayramını kutlarken  aynı zamanda Emeğin, Dayanışmanın, Sabrın,  Paylaşmanın Bayramını coşkuyla kutlarız.  

Hıdrellezi yeni dileklerle karşılamaya hazırlanır, Mayısın ikinci Pazar gününde anneleri anar, duygularımızı dile getiririz. 

19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik Ve Spor Bayramında Atatürk Gençliği ile umut tazeler yeniden bir Bayram sevinci yaşarız. 

Yeniden doğmanın, canlanmanın, hayata daha iyimser bakabilmenin ayıdır Mayıs.

Soğukların büyük ölçüde bittiği, çocukların parkları , bahçeleri, sokakları neşeli sesleriyle doldurdukları aydır Mayıs.

Kuşların, kelebeklerin çoğalarak doğaya karıştığı, karıncaların yeraltından yeryüzüne çıkmak için sabırsızlandıkları bir aydır Mayıs. 

Çok çeşitli otların tarlalarda boy gösterdiği, sağlıklı beslenmeye yönelik ürünlerin çoğaldığı, böylece aile bütçesine ekonomik katkıda bulunan bir aydır Mayıs.

Eriklerin, bademlerin, yenidünyanın, narenciyenin çiçekten tomurcuğa, meyveye dönüştüğü aydır Mayıs.

Pek çok yerde kokulu güllerin, sarmaşık güllerinin, lâvantaların, sümbüllerin, akasyaların, erguvanların, leylakların, manolyaların çiçek açtığı aydır Mayıs. 

Kar sularının çözüldüğü, bahar yağmurlarının sakinleştiği aydır Mayıs.

Öğrenciler için çoğu zaman sınavlara hazırlık ayıdır Mayıs.  Çeşitli kademelerde kendinizi ölçer, sınav deneyimi kazanırsınız. 

Dost gibi, yoldaş gibi, candan bir arkadaş gibidir Mayıs. Mayısta doğanların sevgi dolu, duygulu  insanlar olduğu söylenir hep.

Her yıl yeniden Mayıs'ı düşünür, mutluluk duyarım ben. Acaba bir sonraki yıl Mayıs nasıl gelecek, ne sürprizler hazırlayacak derim. 

Hoş geldin Mayıs...  1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü Kutlu Olsun. 

Makbule ABALI Eğitimci                       

01 Mayıs. 2023 İzmir-Urla

Barış içinde, adil bir dünya özlemiyle.

Güncelleme: 1 Mayıs 2026





Nisan 27, 2026

DOĞANIN UYUMU-DOĞA YASALARİ

 


Doğa kendi içinde harika bir uyum sağlamış. Kendine has yasaları var. Bazen bizi şaşırtsa da, hayal kırıklığına uğratsa da genel yasaları her zaman geçerli. Kışın kupkuru olan ağaç dalları baharla birlikte göneniyor. Yağmurlar yağıyor, kar suları eriyor, ağaçlara, bitkilere can suyu gidiyor. Belki biraz geç, ama mutlaka... Sanki verilmiş bir sözü gerçekleştirircesine. 


Doğayı dikkatle izlediğinizde, zamanında gözlemler yaptığınızda  öyle çok şey öğreniyorsunuz ki. Kupkuru ağaçlarda önce tomurcuklar açıyor, çiçekler çoğalıyor. Daha sonra yapraklar dalların üzerinden, çiçeklerin yanından baş veriyor.  Yapraklar ve çiçeklerle görevini tamamlamış ağaçlar meyve vermeye hazırlanıyor. Değişmez bir düzen bu. Soğuklar zarar verirse ağaçlar da kırılıyor, küsüyor adeta. Meyvelerinden mahrum ediyorlar.

İlkbaharın ikinci ayı Nisanın son günlerini yaşıyoruz. Ege ve Akdeniz yörelerimizde hava sıcaklıkları yükseliyor. Ağaçlar budanıyor, aşılar yapılıyor. Havada ne olduğu belirsiz çiçek kokuları var. Mutluluk ölçütlerinden biri de güzel kokular sayılmaz mı? İçinizi açar, ruhunuzu ferahlatır.

Nisan ve Mayıs aylarımızın güzelliği,  bayramların coşkusu, varlığı değil midir? Her şeyden habersiz çocukların görüntüsü, 23 Nisan günü rengârenk  çiçek tarlası gibiydi. Büyüklerin hüznü henüz onlara tam yansımamış gibiydi. Çocukların mutlu ya da mutsuz olduğunu gözlerinden hemen anlayabiliyorsunuz. Yalan makinesine gerek yok.Yaşamın uzun ince çizgisinde her şey değişken. Her konuda veya durumda yanılmak mümkün.


Canlılar söz konusu olunca bitkiler ve insanlarla diğer canlılar arasında ne çok benzerlik var. Her canlı var olduğunu kanıtlamak, yerini belirlemek, gerekirse güç gösterisi yapmak istiyor. Yapay çimin arasından baş gösteren papatyalar görenleri şaşırtıyor. Çiçekçilerde çok yüksek fiyatlarla satılan gala çiçekleri ormanlık bir bölgede hiç bakımsız, sadece yağmur suyuyla onlarca açabiliyor. 


Karıncaların insanlara örnek olabilecek nice davranışları var. Kış mevsiminde minicik karıncalar vardı. Hemen her yerde, mutfakta, odada, bahçede. Karıncaları uzaklaştırmak için bir yol önermişlerdi. Evin kapısına şekerli su konursa içeri girmeyebilirlermiş. Öldürmeden uzaklaştırmak için bir başka öneri küflü limon oldu. Bu aralarda büyük karıncalar görev başında. Harıl harıl çalışarak yuvalarına yem taşıyorlar. İnsanların geçtiği toprak yollarda bile karıncalar var. Paylaşımın, işbirliğinin en güzel örneklerini sergiliyorlar. Gözlemeye değer. 


Narenciye çiçeklerini arılar çok seviyorlar. Fırça çiçeklerini de. Boşuna söylenmemiş, "Arı bal alacak çiçeği bilir." diye. Dokunmazsanız, gürültü çıkarmazsanız insanlara hiç zarar vermiyorlar, sokmuyorlar da. Bahçe kapısının önüne koyduğum su kaplarından arılar da, kedi ve köpekler de  kavga etmeden yararlanıyorlar Kuşlar kendilerine zarar vermeyen her cinsle barışık. Farklı türler her telden çalıyor, ahenkli bir müzikle doğanın uyumunu kalıcı kılıyorlar. 


Doğa dengesini en uygun biçimde kurmuş. Dengesi bozulmadıkça her şey saat düzeniyle işliyor. Adilce paylaşımlar hiçbir şekilde bozulmuyor. Çalışan hakkını alıyor, düzene uyum sağlıyor. İnsan hem yapıcı, hem yıkıcı. Özgürlüğüne düşkün kuşlar bile dost bildikleri yerlere yuva yapıyorlar. Kilometrelerce yoldan uçarak gelip yuvalarını bulabiliyorlar. Ağaçları kesilirken kuş seslerini dinlediniz mi hiç? Doğal  afetlerde tehlikeyi sezen canlıların canhıraş çığlıklarını duydunuz mu? 

Makbule ABALI-Eğitimci

27 Nisan 2026 İzmir-Türkiye



Nisan 23, 2026

ÇOCUKLARA BAYRAM ARMAĞAN EDİLEN TEK ÜLKE-TÜRKİYE

 



SEVGİLİ ÇOCUKLAR

Bundan tam 106 yıl önce bütün milletin ve ülkenin tek temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Yeni Türkiye Devleti böylece kurulmuş oldu. 

ATATÜRK 23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramını çocuklara armağan ederken şöyle diyordu:

"Çocuklar geleceğimizin güvencesi, yaşama sevincimizdir. Bugünün çocuğunu yarının büyüğü olarak yetiştirmek hepimizin insanlık görevidir. "

"Çocuklarımızı artık düşüncelerini hiç çekinmeden açıkça ifade etmeye, içten inandıklarını savunmaya, buna karşılık da başkalarının samimi düşüncelerine saygı beslemeye alıştırmalıyız."

"Aynı zamanda onların temiz yüreklerinde; yurt, ulus, aile ve yurttaş sevgisiyle beraber doğruya, iyiye ve güzel şeylere karşı sevgi ve ilgi uyandırmaya çalışılmalıdır."

DÜNYADAN SÖZLER:

"Toplumumuzun en kırılgan bireyleri olan çocuklarımıza şiddet ve korkudan arındırılmış bir hayat borçluyuz." Nelson Mandela

"Çocukların eleştirmeden çok, doğru rol modellere ihtiyacı vardır." Josep Joubert 

"Yaşlılar savaş çıkarabilir. Ama tarihi çocuklar yazar." Ray Merritt

"Ruhunuzu iyileştirmek için çocuklarla vakit geçirin." Dostoyevski

"Bir çocuğun aldığı ilk izlenimler bütün ömrünce sürer." Heinrich Sclimann 

GÜNÜN GÖSTERİSİ 

Sabah saat 10.00 da İzmir Güzelbahçe'de, ülke çapında  üniversiteye kadar kurumsallaşmış bir Vakıf okulunun  gösterisini izledik.

Okulun spor salonunda düzenlenen kutlama törenine yüzlerce kişi katıldı. 

Okulun geçen yılki kutlamada verdiği mesaj doğa ve çevre kirliliği idi.  Çok başarılı idiler.

Bu yıl çok güzel bir koro, harika halk oyunları ve dans gösterileri vardı. 

Gösteri programını sunan iki sunucu çocuk, profesyonel sunucular gibiydi.

Ülkemizin değişik yörelerinden oyunlar sergileyen halk oyunları ekipleri; özel giysileri ve oyunlarıyla büyük alkış aldı.

Deniz kızları ve kız ve erkeklerden oluşan vals grubu çok çok başarılıydılar.

Okulun öğretmenler dayanışması ve görev anlayışı, ekip çalışması mükemmeldi. Teknik elemanlar da görevlerini kusursuz tamamladılar.

Birlik ve beraberlik ruhunu tazeleyerek bizleri çok duygulandıran, istenirse neler yapılabileceğini kanıtlayan, eğitime umut tohumları eken Vakıf İlköğretim Okulu yönetici ve öğretmenlerine sonsuz teşekkürler. Bulutlu bir günde içimizi  ısıttınız, ufkumuzu aydınlattınız. Geleceğe dair umutlarımızı yenilediniz. 

23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN. 

BİLİMSEL VE ÇAĞDAŞ EĞİTİM YOLUNDA ATILAN HER ADIM, ÇOCUKLARIMIZA DAHA İYİ BİR GELECEK, DAHA MUTLU, HUZURLU, AYDINLIK YARINLAR  HAZIRLASIN DİLİYORUZ.

Makbule ABALI- Eğitimci 

23 Nisan 2026- İzmir- Türkiye













Nisan 22, 2026

SAĞLIKLI OLABİLMEK-SAĞLIKLI KALABİLMEK-2



Neden sağlığımız hep aynı rotada gitmez, sürekli iniş çıkışlıdır? Biz mi değişiyoruz. durum ve koşullar mı, mevsimler ve iklimlerin beklenmeyen sürprizleri, değişimleri mi? Sonuçlardan nedenlere ulaşmayı, kuralara uygun ve disiplinli bir şekilde yapmayan bir toplumuz. Hatayı kendimizde değil, hep başkalarında, yakın ya da uzak çevremizde arayan bireyleriz. Sobeleme gibi bir oyun oynansa asıl sobelenmesi gerekenleri değil de hep başkalarına pas vermeyi düşünenler grubundan mısınız?

Kendi adıma söylemek istersem; telefondaki mekanik seslere alışamayanlardanım. Yüz yüze, göz göze görüşme beni daha rahatlatır. Belki bilgisayar çağına yetişemeyişimizdendir bu sıkıntımız. Neyse ki MHRS(Merkezi Hasta Randevu Sistemi ) var. Çoğunlukla yumuşak tonda bir ses tonuyla konuşan elemanlar var. Ama çok acele etmek zorundasınız. 

Uzunca bir zaman müzik dinletisinden sonra (Bazen 7-8 dakikayı buluyor.) adınızı, TC kimlik numaranızı, tekrar hasta adını, hangi ilde, hangi branşta bir doktora muayene olmak istediğiniz soruluyor. Şansınıza, bazen çok nazik ve saygılı bir personel karşınıza çıkıyor. Bazen karşınızdaki kişinin konuşma tarzına göre; Baş üstüne ya da emret komutanım demek geçebilir içinizden. Oysa her zaman  sakin ve anlaşılır konuşmak nasıl da güzeldir. Hele karşınızdaki yaşlı bir insansa. MHRS'de en zor randevu alınabilen branşlar göz, kardiyoloji, psikiyatri. En erken yaklaşık 15 gün sonraya ya da hiç sıra gelmeyebiliyor.  Hastalıklar da toplum sağlığının göstergesi gibi. 

Sağlık Ocakları ve oralardaki deneyimli doktorlar gerçekten çok önemli. İyi bir hekime rastlarsanız çok fazla bir arayışa girmenize gerek kalmayabiliyor. Bazı sağlık ocaklarında doktor odalarının sanatsal objelerle, güzel sözlerle veya çiçeklerle düzenlenmiş olması hastalar için rahatlatıcı bir unsur. Kişilerin eczane tercihinde de personelin bilgili olduğu kadar ilgili, güler yüzlü ve nazik olması son derece önemli. Hastalığa çare ararken İNSAN faktörünü de göz ardı edemiyorsunuz.

Gittiğiniz her sağlık kurumunda "Hasta Hakları", kurallar ve işleyiş ile ilgili bilgiler var. Bazen farklı bir dünyada mıyım diye düşündüren uygulamalar olsa da yönetici veya başhekime göre değerlendirme ölçütleri de değişebiliyor. Çevremizdeki Devlet Hastanesi temizlik konusunda tam puan alabilir. Uygarlığın ölçüsü olarak düşünülecek bir konuda benzerlerinden çok daha iyi. Musluklarından su akan tuvaletlerinde, her zaman tuvalet kâğıdı , kâğıt havlu bulabiliyorsunuz. 

Hastanelerde küçücük çocukları, hatta pusette taşınan minicik  bebeleri gördüğünüzde içiniz burkuluyor. Bazıları orada olmayı oyun gibi algılıyor, ev ortamındaki oyunlarını sürdürüyor. Yetişkinler ve çocukların hemen hemen hiçbirinde maske yok. Sıra beklerken büyükler ellerindeki cep telefonlarıyla ilgileniyorlar. Koltukların altında kediler de hiç yabancılık çekmiyorlar.

Her ortamda "Günaydın, geçmiş olsun, teşekkür ederim" sihirli sözcükler Ah keşke anahtar sözcükleri gerektiğinde, zamanında, yerinde ve dozunda kullanabilsek. Bir personel hiçbir şey sormadan bir güzel söze; "15 yıldır çalışıyorum. kimse bana teşekkür etmedi." deyince şaşırmıştım. 

Genel anlamda her kurumdaki güzel işleyişler güzel örneklerle devam ediyor. İyiler diğer personele rol model olabiliyor. Vurdumduymazlık, adamsendecilik, umursamazlık uyarı alınmadığında kişiden kişiye geçebiliyor. Yerleşik bir ödül-ceza sistemine her kurumun ihtiyacı var. Bir çarşamba öğle arasında Devlet Hastanesi konferans salonunda bir "Şiir Günü" düzenlenmesine tanık oldum. Bir başka gün bir sekreterin işitme engelli bir hastayla görüşmesini izledim. Kendi isteğiyle "İşaret Dili" kurslarına katılmış, uyguluyor.

Her konuda, her işte, her kurumda "Fark Yaratmak, işini düzgün yapmak, onuruyla ayakta durabilmek, vicdanının sesini duymak" önemli. Duyarlılığımızı kullanarak, farkında olarak iyileri, iyilikleri bilebilsek, takdir edebilsek, değişikliklere yol açabilir miyiz acaba? 

Hiçbir sorun yüzeysel değildir. Nedenlere çare aramazsak, sorunlarda sadece sonuçlarla ilgilenirsek her tür hastalıkta bir kısır döngü içinde kalıp,  kördüğümü  çözemiyoruz. 

Makbule ABALI-Eğitimci

22Nisan 2026 Türkiye-Urla





Nisan 20, 2026

SAĞLIKLI OLABİLMEK- SAĞLIKLI KALABİLMEK-1

 Maddi anlamda her şeye sahip olsanız da sağlık durumunuzda aksamalar olunca dünyayı farklı algılıyorsunuz, her şey anlamını yitirebiliyor. Biz insanlar için akıl sağlığı, beden sağlığı, ruh sağlığı bir bütün. 

Toplumsal sağlık da dengemizi sağlıyor, koruyucu ya da yıkıcı olabiliyor. Bu bütünlük içinde sağlığımız iyi ya da kötü diyebiliyoruz. kendimizi iyi ya da kötü hissediyoruz.  "Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi." sözü ne kadar anlamlı.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sağlığı şöyle tanımlıyor: "Bedensel, ruhsal ve toplumsal anlamda tam bir iyilik hali. Bir sağlık kurumuna gittiğinizde her zaman her yerde iyi'yi aradığınız gibi iyi doktor arıyorsunuz. 

İşini iyi yapan doktor, görev bilinci ve sorumluluğu ile hastasını anlamaya, tanımaya çalışan, dinleyen, soran, sorgulayan hastaya güven veren doktor aranıyor, takdir görüyor. Bilge Hipokrat, her zaman yol gösterici olabiliyor. Yüzyıllar öncesinden Lokman Hekim'e kulak vermek gerek.

Zamanın elverdiğince önce tanıma sonra tanı koyma; her zaman daha isabetli sonuçlar doğuruyor. Yanlış tanı, zaman kaybı olduğu gibi tedavi sürecini de uzatabiliyor. Sınama-yanılma yöntemi ile hastanın denek gibi algılanması, hastanın kaygı ve endişelerini de arttırabiliyor.

Çocuklara; "Büyüdüğünde ne olmak istiyorsun?" sorusuna alınan yanıtlar incelendiğinde mutlaka o meslekle ilgili anılar birikimi gözleniyor. İsteklerin arkasında bazen bir yakınının acısı, bazen bir hayranlık ve özenti, olumlu ya da olumsuz bir hayaller zinciri ortaya çıkabiliyor. Genellikle çocukların farkındalıkları çok doğru, duyarlılıkları çok net. 

Her meslekte, her işte "İYİ" olmak elbette çok önemli. Ama bazı meslekler, hele İNSAN ile doğrudan bağlantılı olanlar daha fazla özveri, daha çok sabır ve vicdan gerektiriyor. Ne mutlu bunu başarabilenlere. 

Makbule ABALI-Eğitimci

20 Nisan 2026 Türkiye-Urla





Nisan 17, 2026

BİR ANMA


BUGÜN KÖY ENSTİTÜLERİNİN 86, KURULUŞ YILDÖNÜMÜ. 

YILLAR ÖNCE ÇOK ZOR ŞARTLARDA; İNANARAK, EMEK HARCAYARAK EĞİTİMDE GÜZEL İŞLER BAŞARANLARI SAYGI VE RAHMETLE, MİNNETLE ANIYORUZ. 

Makbule Abalı-Eğitimci

17 Nisan 2026



Nisan 16, 2026

AKSAYAN EĞİTİM-SONA EREN HAYATLAR

 


Yazımın başlığı konusunda çok düşündüm. Bu kez içimden geçenleri yazmadım, yazamadım. Bir hastalıkta panzehir vermek yerine zehir akıtmaya hangi merhametli yürek katlanabilir? Ancak durum içler acısı. Gerçekleri görmezden gelmek ya da sorunları örtbas etmek, kanayan yarayı daha kötü duruma düşürmekten başka ne işe yarayabilir? Eğitimde ulaştığımız nokta bu olmamalıydı.

Yıllardır eğitimin içinde olan, emeklilik sonrası da gündemi yakından izleyen biri olarak; her güzel haberde mutluluk duyarım, tersine her kötü haber içimi acıtır, yetişmekte olan kuşaklar adına büyük endişe ve üzüntü duyarım. Düşünme yetinizi kaybetmediyseniz, düşünüyor, çare arıyor, neden - sonuç ilişkileri içinde olayları değerlendirmeye çalışıyorsunuz. 

Tüm kurumlarda olduğu gibi, Eğitim-Öğretimde ekip çalışması, uzun zamanlı kararlar alma, alınacak kararla ilgili olarak konuyu ilgilendiren kişilerle seminer ve toplantılar düzenlemek hayati önem taşıyor. Sonuçlardan nedenlere ulaşıp yeterli önlemler alınamazsa, kararlar uygulamaya geçirilmeyip kâğıt üzerinde kalırsa tüm çalışmalar boşa gidebiliyor. 

Bir araştırma yapıldığında; Milli Eğitim Bakanlarımızın çalışma sürelerinin büyük çoğunlukla 2 yıl olduğu görülür. Oysa Eğitim, bir uzmanlık alanıdır. Okullarımızda eğitim sistemi ne yazık ki yamalı bohça gibidir. Sınıf geçme, sınıfta kalma, kredili sistem, el yazısı ya da küçük harfle yazmaya başlama, taşımalı eğitim, okul binalarının değişimi, din görevlilerinin Rehber Öğretmen olarak atanması gibi kararlar, kalıcı olmayan, değişken kararlardan sadece birkaçıdır. Yanlıştan dönme çok kolay olmamakta, bedelini,  yeni yetişmekte olan çocuk ve gençler ödemektedir.

Her çocuk ayrı bir dünyadır. Özellikle ön ergenlik ve ergenlik dönemlerinin yaşandığı yıllar, bedensel, zihinsel, ruhsal ve sosyal  değişimlerin yaşandığı yıllar olarak ayrı bir özen ve ilgi ister. Bu yıllarda genç, aileden çok arkadaş çevresinin etkisi altındadır. Şiddete baş vurmadan davranışlarının, sosyal çevresinin, ilgi ve beklentilerinin denetlenmesi, kontrol edilmesi çok önemlidir. 

Çocuk-aile-okul üçgeni sağlıklı olarak oluşturulmamışsa başarısızlıklar ve kural dışı davranışlar kaçınılmazdır. Okulunu, çevresini sevmeyen ya da sevilmediğine inanan genç ya içine kapanacak ya da tepkileriyle güç gösterisine girişecektir. Gücünü farklı yollardan kanıtlama yoluna gidebilir: Çete kurabilir, zararlı alışkanlıklara yönelebilir, isyankâr, kurallara uymayan bir tip olabilir. 

Kız çocuklarında; yaşına uymayan giysilerle dolaşma, aşırı makyaj yapma, yanlış arkadaşlar seçme, macera tutkusu, kural dışı davranışlar, evden kaçma gibi uç davranışlar gözlenebilir. Anlayışlı bir anne-baba, hoşgörülü bir öğretmen, güvenilir, sırdaş bir rehber öğretmen, iyi yönlendirici bir arkadaş bulabilen çocuk ya da genç şanslı sayılırken tersi durumlarda istenmeyen olaylar yaşanabilir.

Gençlik çağında; Günlükler, anı defterleri, çeşitli boş zaman ilgileri, sosyal medya alışkanlıkları görülebilir. Zaman zaman onunla sohbet ederek hangi konularda nasıl seçim yaptığı belirlenebilir. Bu yaşlarda özenti, taklit, aşırı hayranlıkla belli kişilere bağlanabilir. Her toplumun kendine özgü kalıpları olduğu unutulmamalıdır. Dizi filmler, dijital ortamda oyunlar, filmler dikkatli bir anlayışla belirlenemezse, kontrol edilmezse her tür olumsuzluk yaşanabilir. 

Okullarımızda sosyal etkinlikler yok denecek kadar azaldı. Özel okullardaki çocukları için bile veliler okul dışında sosyal kulüplere çok yüksek fiyatlar ödüyorlar. Oysa çocuk ve gençler enerjilerini olumlu biçimde boşaltacakları, yeteneklerini değerlendirecekleri alanlarda daha ılımlı ve hoşgörülü yetişiyorlar. Kontrol edilemeyen sosyal etkinlikler fayda yerine zarar veriyor.

Sınıflarımız çok kalabalık. Öğretmen öğrencisini, ailesini tanımıyor. Aslında okul, aile ve toplumda çoğu kez aynı davranışlar sergileniyor. Çocukların evcilik oyunlarında, gençlerin tipik davranışlarında bunu görmek mümkün. Kaba, isyankâr, pervasız ya da sakin, nazik, saygılı. 

Okullarımızda Rehberlik Servisleri çeşitli nedenlerle olması gerektiği gibi çalışmıyor, çalışamıyor. Rehber öğretmenler sayıca yeterli değiller, gerekli donanımları yok. İdealist çalışan öğretmenler fark edilmiyor, denetimler sağlıklı değil. 

Gelişmiş ülkelerde sosyal bütçeden eğitime ayrılan pay, geleceğe yatırım yapıldığı dikkate alınarak, her zaman özenle, dikkatle belirleniyor. Uluslararası yarışmalarda başarı sıralamaları üst düzeyde. Değer kaybetmiyor, değer kazanıyorlar. 

Sade bir vatandaş, eski bir Eğitimci olarak gönül arzu ediyor ki; Güzel ülkemizi, herkesin sorumluluğunun ve görev anlayışının bilincinde olarak hak ettiği seviyeye çıkaralım.

Makbule Abalı-Eğitimci

16 Nisan 2026 Türkiye

 






Nisan 12, 2026

YAŞ ALMAK YA DA YAŞLANMAK...

 


Bir yıl daha azaldı ömrümüzden

Yaşlılık Haftası da geldi geçti

Yaşlılık bir dönem, herkes için beklenen

Detaylar ince ayrıntılarda gizli;

Saçlar ağarır, yüz buruşur

Kaslar, eklemler güçsüzleşir

Duyu organlarının işleyişi aksar

Boy kısalır, beden küçülür

Daha alıngan, daha kırılgan, 

Daha bencil olur insan.

Unutmalar, hafıza kayıpları başlar

Geçmişe çokça özlem duyulur 

Eski dostlar, dost bilinenler aranır 

Anılar sarar insanı, dört bir yandan.

Hastalıklarla savaş uzayıp gider...

Aylar yıllar geçerken, günler kısalır, uzar

Her gün güneş yeniden doğar 

İlk dördün, yarım ay, dolunay izlenir günbegün

Mevsimler dönüşür birbiri ardınca

Geride sadece izler,  anılar

Yaşanmış deneyimler kalır

Kökler kalır, tıpkı ağaçlar gibi 

Kökler nereye çekerse, ruh oraya akar 

Rüyalar, hayaller haberler taşınır, uçan kuş kanatlarında 

Bir diyardan, uzaklarda bir başka aleme... 

Makbule ABALI-Eğitimci

12 Nisan 2026 İzmir-Urla




Nisan 08, 2026

BİR EVLİLİK YILDÖNÜMÜ...

 


Başlangıçta bugünkü yazımın konusu "Sağlık" olacaktı. Aylardır yazmayı düşündüğüm rahatsızlıklarımızdan söz edecektim. Kimseyi tedirgin etmemek için ertelediğim sağlık sorunlarımızdan. Yazılarımda hayatın içinden genel konulara değiniyorum. Nadiren de olsa değindiğim özel konular da hayatın bir parçası. An'lar günlere, yıllara karışıyor. Zaman nasıl akıp geçiyor, anlamak çok zor. 

Hayat arkadaşlığı sadece iki insanın birlikteliği değil, bir ömrü paylaşmak, neşede-acıda ortak olmak, bir anlamda kader arkadaşlığı yapmak. Bu beraberlikte; içtenlik, saygı, sevgi, dostluk, paylaşım, fedakârlık çok önemli elbette. Zorlamadan, baskı yapmadan, onu bir başkası olmaya zorlamadan, duygu ve davranışlarıyla "Kendisi" olarak kabul ederek anlamaya çalışmak... 

Her evlilik; farklı köklerden oluşan iki kişinin yeniden can bulması, yeniden dal budak oluşturması değil midir? Doğadaki ağaçlar gibi yeterli su ve ışık ihtiyacı gibi sevgi, ilgi, anlayış da bu özel bitkinin can suyu olacaktır. Şairin dediği gibi: "Bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine" olabilmek. Özünü yitirmeden bütünü oluşturabilmek... 

8 Nisan 1978'den bu yana 48 yıl geçmiş. 50'ye 2 var. Beraberliklerin "Bakır yılı, gümüş yılı, altın yılı" olarak adlandırıldığını hatırlıyorum. Özenle korunan eşyalar gibi değerlere sahip çıkabilmek. Karşılıklı fedakârlıklarla, kırmadan, kırılmadan, incitmeden el birliği, gönül birliği ile uzun, ince  bir yolu arşınlamak... 

Belki büyük, abartılı, gösterişli kutlamalar değil, düşündüğünü belli eden bir jest, anmaya, hatırlamaya bir vesile, bir sürpriz nasıl da mutlu eder insanı. İnsanız; bir yanımız duygularla donatılmış. Olup bitenlere karşı duyarlıyız, hassasiyetimiz var, inceliklerden yanayız. Mutluluk anlık değil midir zaten?

Bugün eşimle evliliğimizin 48. yıldönümü idi. Güneşli, tam bir bahar havası sürerken öğleden sonra kapımız çalındı. Elinde bir vazo içinde beyaz güllerle bir kişi beni soruyor. Çiçekleri teslim edip gittiler. Mutluluktan yanaklarım kızarır, gözlerim dolar benim. Hafif kalp çarpıntısı da bu duruma eşlik edebilir.

Çok teşekkürler sevgili Sezgi. Baban da, ben de çok çok mutlu olduk. Ailemizin gelenek görenek  ve adetleri , eski kuşaklardan devralınıp yenilerle devam ediyor. "Yüreğim sıcacık oldu." deyimini bilir misin?

Makbule Abalı-Eğitimci

8 Nisan 2026 İzmir-Urla