Sayfalar

Mayıs 29, 2026

ŞİİRLERLE DÜŞÜNMEK...

 İnsanın en sıkıntılı anlarında şiir; bir çıkış,  bir rahatlama yolu olabiliyor. Hangi türde olursa olsun şiirin sakinleştirici bir gücü var. Adeta sizi sarıp sarmalıyor. bir hayal ülkesine taşıyor. Usta şairlerimizin şiir diliyle aktardıkları, düşünce dünyamızda can buluyor, insanı duygu yoğunluğuna sürüklüyor. 

HASRET

Yüzyıl oldu yüzünü görmiyeli

belini sarmıyalı

gözünün içinde durmıyalı

aklının aydınlığına sorular sormıyalı

dokunmıyalı sıcaklığına karnının.

Yüzyıldır bekler beni

                  bir şehirde bir kadın.

Aynı daldaydık aynı daldaydık

aynı daldan düşüp ayrıldık

aramızda yüz yıllık zaman 

                        yol yüz yıllık.

Yüz yıldır alaca karanlıkta

                       koşuyorum ardından.

Nazım HİKMET (1902-1963)


OKUL DIŞI 

Bakın şimdi şu sayacağım şeylerin

Okulu yok

Gökyüzünde rasgele bir bulut parçası için

körükörüne tutkunluğun 

Ağacın birine durup dururken abayı yakmanın 

Okulu yok 

Yaz geceleri çırçır böceklerini 

Dinlemeyi bilmenin de okulu yok 

Okulu yok ekmeği peyniri domatesi 

Küçümsememenin 

Sözün sazın oyanın yazmanın

Halisi seçmenin

Daha buna benzer nice 

Nice şeyin okulu yok

Aşkın inancın insanlığın okulu yok

Ama dilerseniz hepsini öğrenebilirsiniz.

Sabahattin Kudret AKSAL (1920-1993)


BAŞKA 

Bir usta arıyorum

Öğretsin bana

Zamanı biriktirecek bir kutu yapmasını

Gömütten başka


Geceleri toplamayı bir kutuda

Gündüzleri saklamayı başka kutuda 

Ve azar azar gerektikçe kullanmayı

Umuttan başka 


Kim isterse satarım ruhumu

Yeter ki öğretsin

Zamanı saklamayı bir sandıkta 

Tabuttan başka 

Aziz NESİN (1915-1955) 

GÜNEŞ DELİSİ

Akan suyu severim ben

Işıldayan karı severim

Bir yeşil yaprak

Bir telli böcek

Yeşeren tohum

Güneşte görsem

Sevinç doldurur içime

Güzel bir günü

Güneşli bir günü

Hiçbir şeye değişmem

Onun için savaşı sevmem

Onun için zulümü sevmem 

Onun için yalanı sevmem

Bilirim yaşamaz güneşle 

Bilirim yaşamaz yan yana aşkla

Ne haksızlık

Ne korku 

Ne açlık...

Necati CUMALI (1921-2001)


Ünlü şairlerimizi rahmetle, saygıyla, minnetle anıyoruz.

Derleyen: Makbule ABALI-Eğitimci

29 Mayıs 2026-Urla-İzmir-Türkiye


Mayıs 25, 2026

DÜŞÜNÜRKEN...

 

* Toplumsal çalkantılar, umulmadık değişimler, tartışma ve kavgalar süreklilik kazandığında o toplum kalkınabilir mi?

* Değerleri altüst olunca bir toplumun; bireylerinde güvensizlik, endişe ve kaygılar, inançsızlık başlaması da yadırganmamalı.

* İhanete uğrayan insanların, bir süre herkesten kuşkulanması, çok normal sayılmalıdır.

* Çeşitli kurumlara büyük maaşlarla atanan danışmanlara gerçekten danışılır mı? Danışmanlar, görevlerinin sorumluluğunu yerine getirirler mi?

* Sadece 23 Nisan'larda değil, arada sırada çocuklar da bazı önemli toplantılarda bulundurulsa daha iyi olmaz mı? Çocuklar hiç çekinmeden, gerçeği olduğu gibi insanın yüzüne söylerler. 

* Sürprizler güzeldir denir. Ama insanı şoka uğratan, zihinleri altüst eden durumlar sürpriz sayılabilir mi?

* Hukuk Fakültelerinde ders işleyen öğretim üyeleri ve görevliler derslerde, öğrencilerin sorularına gerçek cevapları verebiliyorlar mı, yoksa susmayı mı tercih ediyorlar?

* Yalanın, aldatmanın, dedikodu ve kötü söz söylemenin yanlış olduğunu bellettiğimiz çocuklarımız, toplumda bu tür uygulamalarla karşılaşırlarsa neye, nasıl, kime inanacaklar, doğru ile yanlışı nasıl ayırt edecekler? 

Makbule Abalı- Eğitimci

25 Mayıs 2026-Urla-Türkiye

Not: Sağlıklı, huzurlu, mutlu günler, esenlikler diliyorum. Bu paylaşımımda yorum köşesini kaldırdım.





Mayıs 24, 2026

Yeniden Öğrenmek...

 


Yaşamak, sadece nefes almak, günlük ihtiyaçlarımızı gidermek, var olduğumuzu bilmek değil elbette. Çevremize yeniden dikkatle baktığımızda; Kaç yaşında olursak olalım, duyarlılık ve farkındalığınız arttıkça yeniden öğreneceğimiz öyle çok şey var ki...

Kişileri tanımak çok kolay değil. Zaman istiyor, önyargılı olmadan, farklı zamanlarda-değişik konum ve durumlarda, başkalarının etkisi altında kalmadan, kendi yargılarınızla  tanımak-tanıyabilmek. Çok zor gerçekten. İyi niyetinizin sınırları olmalı. Neden -sonuç  ilişkilerini iyi değerlendirip, kişi ya da kişileri maskesiz, yalansız, sahte gülücüklere, abartılmış davranışlara kanmadan tanıyabilmek... 

Çocuklar bu konuda yetişkinlerden daha isabetli kararlar alabiliyorlar. İçleri neyse, davranışları da yalın gerçeği yansıtıyor. Büyükler farklı bir şey kurgulamadılarsa, "Çocuktan al haberi" sözü gerçeğin ta kendisi. Şaşırmak, sürprizlere hazır olmak, mimikleriyle gerçeği vurgulamak onlara özgü. Hayalleri bile öyle güzel ki. Henüz gerçek dünyadan haberdar değiller. 

Diğer canlılardan da öğrendiğim çok şey oldu. "Kedi-köpek gibi geçimsiz " denir. Oysa onlar yaşına, cinsine, cinsiyetine göre birbirlerine davranışta kusur etmiyorlar. Sokaktan geçen yabancı bir köpeğe havlayanlar yaşlı bir çoban köpeğine sessizce bakıyorlar. O da gücünün-yarattığı etkinin farında bir tavırla ilerliyor. Sadece su içmek için duruyor. Köpekler kedilerden daha vefalı. Terk edilmiş kedilerin hali içler acısı. Sevilmek için her yola  baş vuruyorlar.

Arıları ürkütmezseniz, yüksek sesle bağırmazsanız çiçeklerden besini alıp gidiyorlar. Şaşırdığım bir durum: Su içmek için bir tasa dalıp çıkamayan arı, suyu dökünce canlanıp uçuyor. Salyangozlar en yararlı bitkileri bulup kurutmakta ustalaşmışlar. Aloa veraların bazıları kurudu. Minicik karıncaların işbirliği inanılmaz. 

En güzeli, en dayanıklı ve yararlısı zeytin ağaçları. Hayran olmamak elde değil. Kavurucu sıcaklarda bile kuru dallarından sürgün veriyorlar. Onlara imrenen kaktüsler dahi çiçek açtı. Gün aşırı onları da suluyordum. Solup yeniden açan gülün yanında, çiçeklerin arasında coşan semizotlarından adeta ilham alarak dikenli kaktüslerimizin küçük de olsa çiçek açması beni çok mutlu etti. Küçük bahçemizin arka köşesindeki zakkum  dahi coştu. Doğanın dili olmasa da, kendini öyle güzel ifade ediyor ki... Anlamak için zaman içinde tanımak gerek.

Makbule ABALI-Eğitimci

25. 07. 2025 Türkiye-Urla

Güncelleme: 24 Mayıs 2026







Mayıs 21, 2026

BİR DOĞUM GÜNÜ



Her yıl bir şeyleri beraberinde getiriyor ya da götürüyor. Bazen zaman kavramı kayboluyor adeta. Aylar günler sanki iç içe yaşanıyor.  3 hafta önce derken bakıyorsunuz bir ay geçmiş. Bazen olayların oluş biçimiyle zaman kavramına ulaşıyoruz. Öncesi, sonrası diyor, tam varoluş  zamanını öylece buluyoruz.

Ülkemizde Anadolu'da kırsal kesimde, yaylalarda, köylerde yeni doğan bebeklerin doğum tarihlerinin kesin olarak hatırlanamayışları gibi. Çok çocuklu anneler şöyle hatırlamaya ve hatırlatmaya çalışırlar: "Kırlangıçlar göç ettiği zaman, koyunların yavruladığı zaman. güdük ayda, en uzun günler başladığı zaman, falan yılın iki bayram arasında..." Halkımız pratik zekâlıdır. Mutlaka anlatım gücünü kullanır. 

Ancak ülkemizde pek çok kişinin doğum tarihinin neden 1 Ocak yazıldığını açıklayan olmuş mudur? Nüfus memurlarının doğum tarihini sorup da yanıt alamayınca kısa yoldan çözüme ulaşma çabasıdır belki de. Hangi meslekte olursa olsun işini gerektiği gibi yapmayan insanlar pek çok hata yapabiliyorlar. Bazı hatalar sonradan kolay kolay düzeltilemiyor da.

Rahmetli annem babam her konuda düzenli, titiz ve planlı insanlardı. Annem doğum tarihimi saatine kadar kutsal kitabımızın arka sayfasına kaydetmiş. yıllar sonra evlenme cüzdanına nüfus kaydı geçerken bir nüfus memuru babamın adını, doğum yerimi, doğum tarihimi tamamen yanlış yazmış. Çok şaşırdığımı ve üzüldüğümü hatırlıyorum. İlk fırsatta Adana Nüfus Müdürlüğüne başvurduk, gerekli düzenlemeleri yaptırdık. 

Ama Mersine dönüşte fark ettik ki doğum yılım doğru, doğum günüm yanlış yazılmış. Oysa doğum günüm 19 Mayıs benim için gurur ve mutluluk kaynağı idi. Bilgisayar sistemine geçildikten sonra mahkeme kararıyla düzeltmeyi yoğun çalışmalarımız nedeniyle yapamadık. O nüfus memurunun öğretmeni kimdi acaba diye hep düşünmüşümdür. 

Bu yıl gerçek doğum günümde öyle güzel bir kutlama oldu ki yaşadığım sürece unutmam mümkün olmayacak. Doğum günü kutlama adetim yoktur. Ama anma ve anımsamalar mutluluk verir elbette. Kahvaltı öncesi eşim bahçeden topladığı çiçeklerle küçük bir buket verdi. Ardından gala çiçeğiyle tekrar güzel bir başka buket aldım. 

Kahvaltı sonrası küçük bahçemizde otururken, kapının az ilerisinde bir araba durdu. Önde elinde kocaman bir gül saksısıyla damadımız, hemen arkasında kızım, elinde yaş pastayla, arkasında, ellerinde kuşlu tablolarla çocuklar,  şarkılar söyleyerek, sallanarak, oyunlar oynayarak gelen muhteşem bir mini konvoy. Küçük şeylerle mutlu olan biri için inanılmaz büyük bir armağan.  Mutluluktan kuşlar gibi kanatlandım desem yeridir. 

Usta şair Nazım Hikmet, çok bilinmeyen Doğum Günü adlı şiirinde (hatırlayabildiğim kadar) diyordu ki; "Bitirdin dokuzunu Anuşka /Büyüyecek boyun bosun kolların / Değişecek bedenin / Değişmesin yüreğinin içindeki billur çekirdek / Doksanını bitirdiğinde".  Okuduğumda çok sevmiştim.

İçimizdeki cevher; vicdan, merhamet, sevgi, saygı, vefa, empati, adalet duygusu, barışa ve dostluğa özlem hiç değişmesin!  Saçımın gümüş rengine dönüşümünü, gözlerimin altındaki kırışıkları seviyorum. Yaşlanmanın getirdiği  değişiklikler bunlar. Gözlerim daha az görse de, hareketlerim ağır çekimde sürse de, ayakta olmak, beynimizin ve yüreğimizin çok yıpranmamış olması, en büyük dileğimiz, dileğim... Hoş geldin 80. yaşım.

Makbule Abalı- Eğitimci 

21 Mayıs 2026 Urla-İzmir-Türkiye 







Mayıs 18, 2026

ATATÜRK'TEN ÖZDEYİŞLER :



"Çocuklarımızı, ortak düşüncelerini hiç çekinmeden açıkça ifade etmeye , içten inandıklarını savunmaya, buna karşılık da başkalarının samimi düşüncelerine saygı beslemeye alıştırmalıyız. "

"Çocuklar geleceğimizin güvencesi, yaşama sevincimizdir. Bugünün çocuğunu yarının büyüğü olarak yetiştirmek, hepimizin insanlık görevidir."

"Biz her şeyi gençliğe bırakacağız. Geleceğin ümidi, ışıklı çiçekleri onlardır. Bütün umudum gençliktedir."

Mustafa Kemal ATATÜRK.

19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız Kutlu Olsun.


18 Mayıs, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği kurucusu Prof. Dr. Türkan Saylan'ı kaybettiğimiz gün.
Rahatsızlığı nedeniyle sağlığının çok ağırlaştığı günlerde bile kız çocuklarının eğitilmesi için yıllarca yürüttüğü mücadeleden vazgeçmeyen sayın Prof. Dr. Türkan Saylan'ı, başta Başöğretmen Atatürk olmak üzere kaybettiğimiz büyüklerimizi saygı, minnet ve rahmetle anıyoruz. 

Çocuk ve gençlerin geleceğe hazırlanmaları, çağdaş eğitim ve öğretimden yararlanabilmeleri için emek ve çaba harcayan güzel insanlara minnet ve teşekkür borcumuz, saygımız, özlemimiz hiç bitmeyecek.

Makbule Abalı-Eğitimci 
18 Mayıs 2026 İzmir-Türkiye



Mayıs 16, 2026

DİLEKLERİMİZ

 


Akşam üzeri gün batımına yakın bahçeye çıktığımda dikkatimi çekti. Hıdırellez Günü dileklerimizi yazıp gül dibinde yerlerini bulan minik kâğıtlar, halâ katlanmış bir halde yeni dikilen gül ağaçlarının dibindeydiler. Gülümsedim, 10 gündür oradaydılar, bir dizi işlemden geçmişlerdi. Onlar toprağa karışmadan, çürümeden acaba dilekler gerçekleşir miydi?

Dünyanın çeşitli ülkelerinde, ülkelerin değişik yörelerinde türlü çeşitli adetler, ritüeller, inanışlar var. Gelenekler, görenekler, adetler sürüp giderken kimimiz bazılarını yadırgıyor, garip buluyoruz. Bazıları daha akla yatkın geliyor, uygulamasak da kabulleniyoruz. 

Ağaca bez bağlama, adak adama, suya para atma, ateşin üstünden atlama, kurban kesme, bazı  objeleri kutsal sayma vb. Kişiye ve çevresine zarar vermeden, incitmeden, rahatsızlık ve huzursuzluk  yaratmadan gerçekleştirilen etkinlikler daha kabul edilebilir sayılıyor. Ama yararla zarar arasında ince bir çizgi olduğu söylenebilir.

Ancak bütün bu inanışların temelinde UMUT yatıyor. Umut etmeden, bir beklentisi olmadan yaşamak zor geliyor insanoğluna. Birçok ülkede umut tacirlerinin çoğalması o yüzden. Alıcı varsa satıcı da oluyor. Güven sarsılırsa, umutlar körelirse, yaşam da sekteye uğruyor. Tükenen umutları yeniden oluşturmak öylesine zor ki. 

Çocuklar dilek dilerken de öyle içten, öyle saf ve masumlar ki! Bir test uygulamasında "Masallardaki gibi, bir periden 3 dilek dilesen bunlar neler olurdu?" diye sorulduğunda bütün temizliğiyle kalplerini açarlar. Yetişkinler çoğu zaman "Sır tutar gibi" dilek dilerler. Hatta dilek tuttuklarını dahi söylemekten kaçınanlar vardır. Belki de haklılar. İki kişinin paylaştığı şey, sır olmaktan çıkar. 

Benim dileklerim, her gece yatarken ettiğim dileklerden çok farklı değildi; "Barış içinde bir dünyada sağlık, huzur ve mutluluk içinde bir yaşam, çocuklara çabaları oranında başarı, hak edenlere kazanç ve iyi insanlarla birlikte olabilmek... Kötülüklerin azalması (Keşke tamamen yok olabilse) kötü kişilerin iyileri gördükçe değişime uğraması... "

Gerçekleşmesi çok güç de olsa  imkânsız dilekler denebilir mi?

Makbule ABALI-Eğitimci

16 Mayıs 2026 Urla- Türkiye




Mayıs 13, 2026

YEME-İÇME KÜLTÜRÜ VE BİR ANNE YEMEĞİ

 


Çocukluktan hatta bebeklikten kalma damak tatlarımız vardır. Önüme ne konursa yerim diyen kişi sayısı çok değildir herhalde. Az tuzlu, çok tuzlu, baharatlı ya da baharatsız, salçalı, salçasız. Türlü çeşitli yemekler, onlarca çeşit damak tadı. 

Yemek kültürü ya da yemek alışkanlığının insan kişiliğiyle de yakın ilgisi var. Kimi insan bir an önce yemeğini bitirip sofradan kalkmak ister. Bazıları için yemek bir amaç değil, araçtır. Sofrada sohbet esastır. Bir saatte emek harcayarak yapılan yemek bir sofrada on dakikada tüketilirken bir başka masada bir saatte yenir.

Her aile bireyinin farklı işlerle meşgul olduğu evlerde yemek zamanı aynı zamanda ortak bir toplantı alanıdır. Çocuklar ne çok şey kazanır böylesi gruplarda. Herkesin aynı anda konuştuğu bir masa çekilmez olur elbette. Bu tür sofraların kalıntısı sadece baş ağrısı değildir. Mide ve barsak rahatsızlıklarının kökeninde çoğunlukla yanlış beslenme ve yeme alışkanlıkları yatar. 

"Erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer." demişse de eskiler, bu herkes için geçerli olmayabilir. Mutfak işlerinde küçük paylaşımlar kadınları nasıl mutlu eder. Çocuklar da anne babayı örnek alırlar. Kız çocuklarının mutfakta küçük denemeleri geleceğe en güzel yatırımlardan sayılabilir. 

Erkekler genellikle annelerinin yaptıkları yemekleri ararlar. Tıpatıp annesinin yaptığı gibi olmasa da eşinin sevdiği yemekleri yapmaya çalışan her kadın iyi bir eş olduğu kadar iyi bir anne adayıdır. Çocukluktan itibaren yemek ayırt eden, kolay kolay beğenmeyen tipler, pek çok konuda müşkülpesenttirler. 

İyi bir ev kadını, iyi bir eş, iyi bir anne çocuklarını zor koşullarda da beslemeyi, doyurmayı bilir. Ama "çok çocuk" porsiyonların küçülmesi demektir. 4 kişilik bir aileye yemek hazırlamak çok yormaz. Ancak 10 kişilik bir aileye her gün yemek ayarlamak, hüner ve beceri gerektirir.

Eskiden köylerimizde çoğu ailenin küçükken alıp beslediği bir kuzu olurdu. Kurban etinden yapılan kavurma, küçük bir ailenin bir yıllık et ihtiyacını karşılardı. Aileye katılan her yeni birey "Bir kaşık düşmanı" demekti. Yemek üstüne söylenen her söz anlamlıdır.

Kuş sütünün eksik olmadığı bir sofra ile küçük bir bütçeyle hazırlanmış yöresel tatların yer aldığı bir masa farklı izler bırakacaktır elbette. Hatır gönül, tatlı dil ve güler yüzün eksik olmadığı her sofra, göze, beyne ve mideye hitap ederek farklı bir doygunluk sağlayacak, bir hoş seda gibi iz bırakacaktır. 

Ekonomik anlamda yuvayı sarsmayacak, farklı eklemelerle hazırlanabilecek bir yemek tarifi yapmak istiyorum. Ölçüler göz kararı olabilir, malzemeler çoğalıp azalabilir. Adını siz koyun lütfen.

Malzemeler.

1 bardak ince bulgur, 2 orta boy haşlanmış patates, 1 yumurta, 2 kaşık un, 1 kaşık irmik, biber salçası, tuz, kimyon, karbonat (birkaç damla limon karbonata katılır.)

Mutfakta çare tükenmez. Kişi yaratıcılığını kullanarak küçük değişimler yapabilir. Örneğin miktarlar değişebilir, 250 gr. kuzu kıyma katılabilir. Yumurta konmayabilir. Bezeler yapmadan yağlanmış tepsiye yayılarak pişirilebilir. 

Yapılışı: İnce bulgur sıcağa yakın ılık suyla ıslatılır, biraz bekledikten sonra haşlanmış, ezilmiş patatesler, baharat ve diğer malzemeler katılarak yoğurulur. Yumuşak bir hamur elde edilir. Elde küçük bezeler yapılarak yağsız tavada ya da fırında180 derece sıcaklıkta pişirilir.

İşbirliği ile, severek yapılan her yemek bereketi arttırır, yuvaya mutluluk katar. Mutfakta geçirilen saatler insan için terapi gibidir. Sınamalarla başlayıp denemeler çoğaldıkça lezzet de artacaktır. Sabır ve hoşgörü mutfakta harikalar yaratılmasına fırsat tanır.

Makbule ABALI-Eğitimci

13 Mayıs 2026- Urla-İzmir





Mayıs 10, 2026

ANNE OLABİLMEK...


"Tarih tekerrürdür" demiş eskiler. Anneler bir zamanlar özenle, belki çok zor koşullarda çocuklarına baktılar. Şimdi yıllar geçtikçe, o çocuklar büyüdükçe roller değişiyor, bazen torunlar bazen çocuklar "anne olma" sorumluluğunu üstleniyorlar. Annelerinden öğrendikleri bilgilerle kuşaklar arası geçiş yapılıyor, bilgiler aktarılıyor. Yaşam deneyimleri öğreniliyor, bilgiler değiş-tokuş yapılıyor.

Hayatımızda kutlanması, anılması gereken öyle çok gün var ki. Anneler Günü'nün yeri, önemi elbette farklı ama keşke sevgimizi, saygımızı tek güne indirgemesek. Bir hediye vermeyle her şey bitti , borcumuz ödendi sanmasak. Kentlerde, beldelerde, köylerde, kırsal kesimde farklı yaşamların içinde, farklı karakterlerde ne çok kadın, ne çok anne var..

Kimisi yılların iyice yıprattığı kadınlarımız; Yüzlerde kırışıklıklar, öpülesi ellerde lekeler, buruşukluklar olsa da, gözler artık eskisi gibi göremese de, ayaklar bedenin yükünü kaldıramasa da, omuzlar çökük olsa da, elleri bazen titrese de hala çocukları için varını yoğunu verebilecek anneler...

Yaptığı fedakarlıkları çoğu kez anlatmayan, sıkıntısını aktarmayan, yüreği yaralı anneler; Engelli çocuğunu koruyan, kollayan, bazen sırtında taşıyan, onun incinmemesi için kol-kanat geren anneler. 
Törenlerde şehit oğlunun tabutu başından bir türlü ayrılamayan, göz yaşını içine akıtan yorgun bedeni, acılı yüreğiyle ayakta duramayan anneler...

Bir zamanlar çocuklarının bakımını yaparken, altını temizlerken, bez bağlarken, belki de şimdi onlar bu işleme ihtiyaç duyuyorlar -bir bebek gibi... Gene bir zamanlar merdivenleri ikişer ikişer basamaklarla atlayarak çıkarken şimdi tek tek basamaklara basarak zorlukla çıkıyorlar. Hareketleri ağır ve yavaş. Adeta ağır çekime alınmış bir yaşam onlarınki. Ama yürekleri hala çocukları için atıyor.

Bir de bugün belki pek akla gelmeyen altın yürekli kadınlar var; Bazen bir okulda, bazen bir kurumda, bazen yardıma ihtiyaç duyulan her yerde. Hiç evlenmeden kendini anne gibi hisseden, bir anne gibi duyarlı, çocukları çok seven, her an yardıma hazır, anne gibi sevgi dolu, şefkatli kadınlar...

Kaybettiğimiz annelerimizi rahmet ve saygıyla anıyor, varlıklarını her zaman hissettiren vefakar, sevgi dolu, fedakar tüm anneleri , anne gibi şefkatli, merhametli kadınları yürekten kutluyorum.

Makbule ABALI-Eğitimci
13 Mayıs 2018 Mersin 

Güncelleme:10 Mayıs 2026 İzmir





Mayıs 08, 2026

AĞAÇLARIN FISILTISI


Kentlerde yaşayan çocuklar, ancak parklarda gördükleri baharda çiçek açan ağaçları tanıyorlar. Onların henüz tanışmadıkları öyle çok ağaç ve bitki var ki... Meyveleri yerken erik, şeftali hangi ağaçta yetişir, acaba bilirler mi? Portakalın kabuğunu soyarken nerede, nasıl yetişiyor, düşünebilirler mi? Ya da bu ağaçlar nasıl, ne zaman çiçek açar, çiçek nasıl meyveye dönüşür? O ağaçlar kaç yılda yetişir, nelerden etkilenir? Ağaçlar da ölür mü? Doğayla dost olmadan insanı tanımak, anlamak mümkün mü?

Eskiden okullarda "uygulama bahçeleri", tarım dersleri vardı. Oysa şimdilerde yeşile yabancı kuşaklar yetişiyor. Ağaçlarla dost olmak, onların sesine kulak vermek, dilinden anlamaya çalışmak... Aslında çok da zor değil; sevmek ve benimsemekle başlıyor her şey. Çocuk gözüyle dünyayı tanımak, beraberinde benimsemek ve korumak... Hepsi birbirine bağlı. Doğayla iç içe yaşayan çocuklar paylaşımı da daha kolay öğreniyor. Üretimin değerini bildiği için korumaya da daha yatkın oluyorlar. 


Ağaçsız, çiçeksiz, upuzun uzanan beton bir yol nasıl da ruhsuz gelir insana. Şekillendirilmiş taşlar belki bir fark yaratmıştır yolda. Ama yeter mi? Yeşile hasret yollar yaşanmışlık, canlılık ister. Yurdun dört bir yanında "korumaya alınmış" asırlık ağaçlar, yakın çevredeki okulların öğrencilerine tanıtılabilse keşke. Yüzlerce yıldır o ağaçlar neler görüp, neler yaşadı kim bilir? Çocukların hayal dünyası için paha biçilmez bir kaynak olur. 


Her ağacın ayrı bir dünyası vardır elbette. Sedir ya da diğer adıyla katran dağlarda, yaylalarda yüksek yerlerde olur. Sağlam gövdesiyle göklere uzanır. Yol yapımı veya çeşitli nedenlerle kesim yapıldığında boylu boyunca uzanışına ağıt yakar sanki diğer ağaçlar da....


İnsanlar gibi, her ağacın yerleşmek istediği yer ayrıdır. Daha çok güney sahillerimizde ve Ege'de görülen palmiye nasıl da onurlu bir ağaçtır. Dimdik uzanır gökyüzüne. Kökleriyle ayrılmaz bir biçimde tutunmuştur toprağa. Toprağa derin bir çukur açılarak aynı yörede başka bir yere yeniden dikimi yapılabiliyor. Palmiyenin bir cinsi meyve veren bir ağaçtır. Mevsiminde salkım salkım hurmalar süsler gövdesini. Genç, küçük palmiyeler arasında nasıl da görkemli duruşları vardır. 


Vişne, kiraz, şeftali, elma... Meyve vermeye hazırlanırken açtıkları çiçekler nasıl da güzel, nasıl da narindir. Yağmurdan, doludan, kardan kurtulabilen çiçekler zamanı gelince meyveye dönüşecek, olgunlaşacaktır. Cevizin yararları anlatmakla bitmez. Kabuğu, yaprakları, meyvesi... her derde devadır. Görkemli görünümü, geniş gölgesi, sağlam dallarıyla adeta "ben farklıyım" der, başkalığını hissettirir. Bazen üzümle dost olur, bazen bir başka ağaçla Ama genellikle esas yer cevize aittir.


Saksıda dar yerde, ya da bahçede bol toprakta yetişen çiçek ya da ağaçlar farklı olur elbette. İnsanlar gibi çiçekler, ağaçlar da nefes almak, ferahlamak isterler. Evlerde saksıda özenle büyütülmeye çalışılan kauçuk, verimli toprağı görünce nasıl da coşar, güneşi yakalamaya çalışan bir ağaç olur adeta. 

Zeytin ağacı, yüzyıllardır meyvesiyle, yağıyla köklü gövdesiyle insanlara hizmet vermeye devam ediyor. Kutsal ağaç olarak da tanınan zeytinin dalı, "Barış" sembolü olarak kabul edilmiş. Kesildikçe yeniden dal veriyor. Sağlık sektöründe ve doğal boya elde etmede de kullanılıyor.


Ağaçlar kimi zaman gölgesini, kimi zaman meyvesini, kimi zaman yeşilliğini, tazeliğini sunar insanlara. Bir ağacın altında boş bir kanepe nasıl da çağırır insanı. Kısacık bir öğle arası uykusu, ya da dostça bir söyleşi, biraz düş kurma... Ağaçlar her zaman dostturlar insana. Kendileri sessizdir ama sesli düşünmeyi çabuklaştırırlar. Sessizliğin sesini dinlersiniz kimi ağacın altında...

Ne güzel demişler:
"İnsanlar ağaçlardan ders almalıdırlar.
Ne üzerinde barınan kuşların,
Ne gölgesinde yatan insanların,
Ne de verdikleri yemişlerin hesabını tutarlar.

Doğaya ve doğayı seven, koruyan, yaşatan insanlara saygıyla...

Makbule ABALI-Eğitimci
30. 09. 2013 Mersin 

Güncelleme:8 Mayıs 2026
İzmir-Urla-Türkiye




Mayıs 06, 2026

BİR HIDIRELLEZ ÖYKÜSÜ

 


Adalar Vapur İskelesinde gecikmeli vapuru beklerken, kalabalığın içinde gördüm onu. Kalabalığın arasında bile ayırt edilebiliyordu. Üzerinde beyaz sade bir ceket, altında lâcivert pantolon ve spor ayakkabılarla uyumlu bir görünümü vardı. Belliydi, üzerindeki hiçbir şey marka değildi. Bileğindeki bilezik bile doğal taşlardan yapılmıştı.  Kolundaki saat belki bir işportacıdan alınmıştı. 

Son yıllarda nasıl da moda oldu. Küçücük çocukların bile üzerinde İngilizce yazılı bluzlar var. O sözlerin anlamını bile bilmeden, çocuk, büyük demeden üretiliyor bu tip giysiler. Çakma tabir edilen taklit ürünlerin çok benzerini yapıp tüketiciye sunma konusunda çok becerikli bireyler var. Arz ve talep olayı. Alıcısı var ki, üreticisi de var. 

Çok yakınına gelmiştim. Yanındaki koltukta bir kişilik yer boşalınca oturdu. Belli ki çok yorgundu. Birden incelendiğini hissetti galiba, başını kaldırdı, göz göze geldik. Duraksadı. Aynı anda yanındaki koltuk da boşaldı. Yaşım gereği bana yer verildi, hemen  oturdum. Bir insanın özel hayatını merak değil, çok farklı görüntüsü olan bir kişi hakkında, zihnimde oluşan yaşanmış hayat öykülerine bir çıkış yolu bulmaktı amacım. Tuhaf bir duyguydu yaşadığım.

Omuzlarına dökülen kumral saçları vardı. 20'li yaşlarda görünüyordu. Bir an onun da bana baktığını hissettim. Yüzünde hiç kırışık yoktu ama acının izleri öyle belirgindi ki. Yeşil elâ gözlerinden sanki hüzün akıyordu. Bu kadar genç yaşta; kimler, neden, nasıl bu acıyı yaşatmış olabilir diye düşündüm. Kaçamak bakışlarımı hissetti sanırım. Yüzüme baktı, gülümsedim. O da hafifçe gülümsedi.

Aramızda sihirli bir bağ kurulmuştu. Konuşabilmek için can atıyordum. Vapurun gecikmesi şansım olmuştu. "Vapurun gecikmesi işleri aksatır değil mi?" diye söze girdim. Çok sakin ve yumuşak bir ses tonuyla yanıt verdi: "Ah evet, eve çok geç varacağım." 

Kadınlar çabuk anlaşır. Hele erkek egemen toplumlarda farklı kişiliklerdeki bireylerde bile sorunlar ortaktır. Kısa hayat hikâyesini öylece öğrendim. Sanki aramızda görünmez sihirli bir bağ oluşmuştu. O kalabalıkta konuşmaya hasret iki yabancıydık. Çevredekilerin sesini duymuyorduk bile. 

"Bugün Hıdırellez dedi. Herkes için bayram gibi, yeniden doğuşun simgesi olan bu gün, benim için anılarla yüklü hüzün günüdür. Babamı bir Hıdırellez günü kaybettim. Güvenlik görevlisiydi. Bir miting alanında yanlış seken bir kurşun onu benden aldı. Ben henüz okula bile gitmiyordum. O'nun eve dönüşünü her zaman sabırsızlıkla beklerdim. 

"Benden 5 yaş büyük ağabeyim, parasız yatılı burslu sınavını kazanarak çok iyi bir okula girme şansını elde etmişti. Annem, sıra sana da gelecek, sana da dua edeceğim derdi. Ailece pikniğe giderdik, oyunlar oynar, türküler söylerdik. Dileklerimizi küçük küçük kâğıtlara yazar, güllerin dibine bırakırdık. Ertesi gün o kâğıtları denize, dereye ya da su dolu bir kaba atardık. .Babamın omuzunda. bazen ben atardım,"

"Babamdan sonra her şey değişti. Ekonomik durum bozulunca annem evde dikiş dikerek çalışmaya başladı. Ben meslek lisesini bitirdim, bilgisayar yazılımcısıyım. 15 yıl oldu, ama sanki dün gibi. Her Hıdırellez'de ben böyle olurum."

Benim dikkatle dinlediğimi görünce sanki rahatlamıştı. Anlatırken gözlerinin buğulandığını fark ettim. Yanaklarından süzülen iki damla, gözlerinden mi süzülmüştü, bilemedim. O devam etti: "Şimdi bir kuruluşta stajyer olarak çalışıyorum. Başarılı olursam kadrolu olacağım. Bugünlerde en büyük dileğim, önce sağlık, sonra kalıcı bir iş. Annem çok yoruldu artık. Dün dileğimi kâğıda yazıp, parktaki gülün dibine gömdüm."

"Siz de inanır mısınız böyle adetlere, rituellere?" Soru beni kendime getirdi. "Dünyanın karmaşasında hepimiz için inanışlar, güzellikler iyi ve güzel şeyler de var elbette dedim, umut ve çaba, dayanma gücü, inanmak , her zaman iyi sonuçlar yaratır." 

Onun heyecanı bana da yansımıştı. Mucize diye adlandırdığımız şeyler, azimle, direnerek, inanarak sağladığımız kazanımlar değil miydi? Vapurun 2 kez uzun uzun çalan düdüğü bizi tekrar gerçek zamana ve konuma döndürdü. O'nun dileklerinin gerçekleşmesi için ben de ta içimden dilek diledim...

Makbule ABALI

6 Mayıs 2026