22 Eki 2020

İMKANSIZI İSTEMEK...

Mutlu anlarda zaman dursa,
Kesintisiz an'lar olsa
Saatler çalışmasa, saniyeler akmasa,
Gölgesiz sevinçler olsa.
Acılar, tasalar itilse bir kenara,
Kin, öfke, nefret saklansa,
İnsan insana kıymasa.
Yaş'sız dönemler olsa bazen,
Güzel yıllar tekrar yaşanabilse.
Karlı, puslu kışlar ertelense
Dört mevsim bahar yaşansa.
Düşler uzun, upuzun olsa
Tan yeri ağarırken uyanılsa,
Günü uzatsak gün batımına kadar,
Olmazları olur kılabilsek...

Makbule ABALI


 

18 Eki 2020

DÜNYA YOKSULLUKLA MÜCADELE GÜNÜ (17.1O. 2020 ) UNİCEF


İlk yağmur damlası onların çadırının üstüne düştü;

Önce tıp tıp 

Sonra sağanak...

İçindeki her şey ıslandı;

Giysiler, yataklar, 

Çocukların defterleri, kitapları

İçme suyu bile yağmur suyuna karıştı,

Gözlerden akan yaşlar saçlardaki damlalarla buluştu

O gün Yoksullukla Mücadele günüydü

Ve o gün yoksulluk , ta içlerine işledi...

Makbule ABALI

 

15 Eki 2020

KÖSE- UNUTAMADIKLARIM...

 Adını bilmezdik. Büyük küçük herkes onu KÖSE diye çağırırdı. Çevrede adını bilen de yoktu. Gözlerine bakamazdım, ürkerdim. Kısacık boyu, yaşlanmış, buruşmuş yüzüyle bir başkaydı. Adana'nın Bürücek Yaylasında yazları taşıyıcılık yapardı. Onunla cüssesi çok farklı bir atı vardı. Atın üzerinde çift taraflı bir heybe, Köse'nin elinde atı idare etmek için sembolik bir değnek. Ama o küçük adam ata vurmaya hiç kıyamazdı. Atla nasıl da uyum içindeydiler. 

Çarşıda bazen çocuklar Köse'yi kızdırırlar, atın kuyruğunu çekerlerdi. Bu duruma birkaç kez ağladığım doğrudur. Köse nerede yaşar, ne yer, ne içerdi, hiç bilmezdik. Bazen biz yemek verirdik. O'nun iştahla yemek yemesini görmek mutluluktu. Aslında gülümsediği de belli olmazdı. Yüzüne bakmadan tabağını alırdım. 
Kocaman atını bir ağaca bağlar, işi bitince atıyla yokuş aşağı inerdi.

Ben hiç Köse demedim, diyemedim. Bu çocuk ruhlu küçük adama saygısızlık yapmak istemedim. Babamı çok severdi. 

Babam her hafta sonu şehirden yaylaya gelirken elleri dolu gelirdi. Evimiz bir yokuş yukarısındaydı. Karpuz, kavun  Köse'nin heybesine konur, Köse tarih sayfalarından çıkmış bir kahraman gibi eşyaları getirirdi. Babamın bizlere aldığı kitapları kapalı kabında nasıl da bilir, onları gülümseyerek bize uzatırdı.  
Köse  unutamadıklarımdandır...

Makbule ABALI

7 Eki 2020

HAYAT DERSİ


Birkaç yıl önceydi. okullarda henüz yüz  yüze
  eğitim sürdürülüyordu, Okulların açıldığı ikinci haftaydı. Evler okula uzaktı. O yüzden taşımalı eğitim de uygulanıyordu. Öğretmen okula geldiği ilk gün ilk derste çocuklarla tanışmak istedi. 1 km. lik yoldan yaya gelen 10 çocuk birlikte sınıfa geldiler. 

Birinin elinde farklı, güzel bir çiçek vardı. O yörede yetişen hatmi çiçeği. Çocuk mahcup bir tavırla çiçeği öğretmene verdi. Öğretmen çok mutlu olarak "Nasıl düşündün? "Adını da öğrenebilir miyim" dedi. "Sevineceğinizi düşündüm" dedi çocuk. Adım Umut. "Başka kimler bu çiçeği gördü " dedi öğretmen. 3 kişi daha parmak kaldırdı. 6 sı yanından geçmiş ama görmemişlerdi bile...

Öğretmen "İlk Hayat Bilgisi dersimiz" dedi. Çevrenizi iyi gözlemelisiniz. Çevrenizdeki varlıkları fark etmelisiniz. Duyarlı olmak, insan olmanın en önemli özelliklerinden biridir. Ertesi gün sınıfa çiçek getiren çocuk sayısı 6 olmuştu. Kimi evdeki eski bir tencereyi saksı yapmış, bir başkası rengi gitmiş emaye bir çaydanlığı kullanmıştı. Öğretmen sıraların arasında gezinirken gülümsedi, kendi kendine mırıldandı: "Hayat Dersi, hayatın içinde öğrenilir. "

Makbule ABALI
5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü






































daha parmak kaldırdı. 

5 Eki 2020

PRENSES (MİNİ ÖYKÜ )

Araba düz yolda 90 km. hızla yol alıyordu. Anne baba ön koltuklarda, küçük kız arka koltuklarda oturmuşlardı. Küçük kız çalan müziğe eşlik ediyordu:" Bana bir masal anlat baba." Bu hafta 5 yaşını kutlamışlardı. Ne çok masal vardı dağarcığında; Geceleri onu uyutan, düşler ülkesine götüren masallar... Bazen kitaplardan okurdu babası ya da annesi.

Bir ara arka koltukta uyuyakaldı. Ama elindeki süslü köpek tasmasını hala sımsıkı tutuyordu. Annesi yavaşça elinden aldı , küçük kız uyandı. İlk sözü "Geldi mi?" oldu." Hayır dediler, az sonra belki..." Biraz sonra komşu teyze kucağında Golden Retriever cinsi bir köpekle onları karşılıyordu. Gerçekten çok güzeldi. Küçük kızla bakıştılar. İkisinin de gözleri parlıyordu.  İlk görüşte aşk gibi...
"Bir prenses gibi" dedi anne. "Adı Prenses olsun mu?

Prensesle yaz boyu mutlu anlar, günler geçirdiler. Sabah uyanınca yanına geliyor, yürüyüş sonrası oyunlar oynuyorlardı. İki ay bir rüya gibi geçti.  Bir gün babası "Şehre dönme zamanı geldi " dedi. Prenses anlamış gibi küçük kızın kucağına koştu, başını göğsüne dayadı, derin derin solumaya başladı. Babası devam etti; "Apartmanda köpek olmaz biliyorsun. Her gün dolaştırmasan bile." Köpek göğsündeyken ne kadar ağladığını bilmiyordu.  Babası "Prenses güzel bir köpek, biri sahiplenir merak etme" dese de arabanın arkasından koşarak yetişmeye çalışan Prensesi, yaşlı gözlerini hayatı boyunca hiç unutamayacaktı.

Yazlığa tekrar gidişlerinde de Prensesi hiç göremedi.  Bir daha başka köpeği de olmadı. O'nun yerini hiçbir köpek dolduramazdı ki... Çok sonra Prensesin tasması yolun kenarına atılmış bulundu. Kim, ne zaman, nasıl, neden attı hiç bilinemedi...

Makbule ABALI

4 Ekim Dünya Hayvanlar Günü kutlu olsun.
(Resimdeki çocuğun anlatılan öykü ile bir ilgisi yoktur.)

3 Eki 2020

EKİM ÇİÇEKLERİ...


Ekim çiçeklerini gördüm;

Alıngan, kırılgan, naif

Bahara inat

Ama sanki  daha dayanıklı,

Papatyalara, gelinciklere karşın

Sonbaharın düşen yapraklarıyla

Pastel renklerden zıt renklere;

Parlak, canlı, alımlı,

Kırmızılar. turuncular, sarılar,

Kışın soluk renklerinden uzak

Bir renkler geçidiyle geldiler...

Rengarenk Ekim çiçekleri ;

Kasımpatılar, sıklamenler, açelyalar...

Makbule ABALI


 

1 Eki 2020

YILDÖNÜMÜ...

Bulvar boyunca lokantalar  sıralanmıştı. Her kalitede, her görünümde olan vardı aralarında. Bazıları deniz ürünleri,  bazıları yöresel yemekler sunuyorlardı. Aralarında biri farklıydı sanki. Mavi- beyaz renklerin hakim olduğu bir düzen, loş bir ışık, kulağı tırmalamayan hafif bir müzik... 

Orta yaşlı bir çift bir an tereddütten sonra içeriye yöneldiler.  Bey adını söyledi, yer ayırtmıştık dedi. Çiçeklerle düzenlenmiş güzel bir masaya oturdular. Adam kadının ellerini tuttu. "Bir zamanlar bu tür yerlere ne sık gelirdik" dedi. Kadın gülümsedi, sadece başıyla onayladı. Şef garson siparişleri aldı Adam fısıldadı: Yemekten sonra bir de bol meyveli bir dondurma rica ediyoruz. Bugün bizim 40. evlenme yıldönümümüz. Şef garson ustalıkla anladığını belli etti.

Az sonra masa çok güzel sunumlu tabaklarla donanmıştı. Onların masasının dışında iki masa daha vardı. Çok neşeli iki çift , kahkahalarla yüksek sesle konuşuyorlardı. Yaşlı çiftin masası onlardan farklıydı. Sevginin, aşkın sessiz anlatımı, gözlerin, ellerin buluşması, konuşması... Bir geçmiş zaman masasıydı bu.

Bu arada müzik değişti: "Bir bahar akşamı rastladım size " "Bizim şarkımız" dedi kadın. "Ben rica ettim" dedi adam. Onlar şarkıyı dinlerken yan masadaki modern giyimli kadın kalktı, masaya geldi. "Bir şarkı da ben sizin için söyleyebilir miyim ? Opera sanatçısıyım." dedi. "Gözlerinin içine başka hayal girmesin. Bana ait çizgiler dikkat et, silinmesin. " Billur gibi bir sesti. Masada eller, gözler hiç ayrılmamacasına birleşti...

Makbule ABALI

1 EKİM DÜNYA YAŞLILAR GÜNÜ' NÜN BİLİNCİNDE VE FARKINDA OLARAK.





ruz. 

24 Eyl 2020

YALNIZ İNSAN

 Günler, aylar, yıllar, mevsimler geçiyor,

Dünya durmadan dönüyor, dönüyordu.

Önceki yıllar gibi, yüzyıllar gibi

İzler kaldı geride...

Hastalıklar azalmadı, çoğaldı;

Alzheimer, aids, kanser, korona...

Her şeyi unutmak istedi insanoğlu

Kaygılanmadı önceleri, önlem almadı,


Hastalıklar arttı aile boyu,

ve sonra ülkelere yayıldı...

Nice canlar gitti, nice canlar yandı,

Yaş çok ilerlemeden unutmalar çoğaldı.

Zaman, mekan, kişiler ayırt edilemedi,

Kimlik, kişilik, muhakeme karıştı,

Karmakarışık bir dünyada insan yapayalnız,

Belki tek sevdiğiydi yanında kalan...

Makbule ABALI


September 21 World Alzheimer Day

21 Eylül Dünya Alzheimer Günü.

Eylül Ayı, Alzheimer Farkındalık Ayı.



21 Eyl 2020

FIRTINALI HAYATLAR...


 Gün gelir bir fırtına eser yaşantınızda;
Birden altüst olur her şey
Dikili ağaçlar, dizilmiş taşlar yerle bir olur.
Gelip geçer sanırsınız,
Oysa sürer günler, yıllar boyu.
Ansızın bir kaza, bir hastalık, belki Alzheimer...
Adını bile anmak istemezsiniz,
Ama o unutturur size adınızı bile.
Vurgun yemiş gibi olur insan,
Yıldırım çarpmışa döner bedeniniz;
Bazen beyin darbe alır, bazen yürek, bazen tüm vücut.
Her şey yerle bir olur;
Hayaller, umutlar, tüm birikimler.
Çiçekler tarumar olur,
Kuşlar hepten susar
Kedere ortak olur...
Anne, baba, eş, çocuklar, yakınlar
Herkes perişan olur,
Her şey altüst, adeta bir yangın yeri,
Geride kızgın küller kalır,
Eviniz, yuvanız bir virane olur.
Hortum sonrası yıkıntı gibi, 
Fırtına sonrası büyük sessizlik...
Düşünce kalkmak gerek geride kalanlar için
Ve sonra yaşamı sürdürmek, mücadele etmek.
Gelir geçer her şey bazen delip de geçse de.
Bir rüzgar eser hayatınızda , göz gözü görmez olur, 
Unutulur pek çok şey,
Sonra güneş açar, izler kapanır, her yer pırıl pırıl 
Yeniden güçlenerek dört elle sarılır insan hayata...
Makbule ABALI

21 eylül Dünya ALZHEİMER Günü. Tüm hastalara ve hasta yakınlarına sağlıklı günler diliyoruz.



Yıldırım çarpmışa döner bedeniniz

19 Eyl 2020

YAŞAMAYA DAİR

Yaşamak şakaya gelmez,
Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
Bir sincap gibi mesela,
yani yaşamanın dışında ve ötesinde
hiçbir şey beklemeden
yani, bütün işin gücün yaşamak olacak

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken ,
hem de en güzel, en gerçek şeyin 
yaşamak olduğunu bildiğin halde.


Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile , mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak, yani ağır bastığından.
...........
Yani, nasıl ve nerde olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak.

Nazım Hikmet RAN

İNSAN için özveriyle çalışan tüm sağlık personelimize, doktorlarımıza, eczacılarımıza, eğitimcilerimize sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. Kaybettiklerimizi  rahmetle anıyoruz. M.A








yahut kocaman gözlüklerin

14 Eyl 2020

HAYAL İÇİNDE BİR ÖMÜR....(Mini Öykü )


Yıllardır içinde kalan bir ukde vardı; Okumak..."Annem okumamış, ben okuyacağım" derdi. olmadı... Yatılı Bölge Okulunda okurken yangın çıkınca bir kol yanığı ile kurtulup hayata tutundu. Okuma-yazma kurslarını birincilikle bitirdi ama sadece elindeki belge oldu kazancı. 

18'inde evlendi. 25'inde 3 çocuğu vardı. İçindeki okuma arzusu , çocuklarını okutmaya yönelmişti. Mutlaka onlar okuyacaktı, hayatı dolu dolu yaşayacaklardı. "Benimle aynı kaderi yaşamayacaklar" dedi kısık bir sesle. Yüz hatları sertleşmişti. Ona göre 3 çocuğu tek sınıflı köy okulunda birleştirilmiş sınıfta, 1. 2. 4. sınıflarda okuyacaklardı. Eski bir öğretmene geçen yıl sorup öğrenmişti. Korona henüz yoktu. Ama tüm planları virüsle altüst olmuştu. 

Uzaktan eğitim sistemi, yüz yüze olmadan eğitim, bilgisayar kullanımı, EBA... Öğreneceği ne çok şey vardı. Her şeyden önce bilgisayarları yoktu ki. Elindeki tek altın, bir bilgisayar almaya yeter miydi? Bir diploma bir altın eder miydi gerçekten?Son zamanlarda rüyalarında hep bilgisayar görüyordu; Büyüklü küçüklü, renkli renksiz, diz üstü, duvara monte... Bilgisayarlar arasında kayboluyor, sonra ter içinde uyanıyordu... Bir ömre kaç hayal sığardı...?

Makbule ABALI


 


11 Eyl 2020

ZOR KOŞULLARDA ÜRETİM...

Bazen daha önce hiç bilmediğimiz, uygulamadığımız şeyleri öğreniyoruz. Hayatta yeniden öğreneceğimiz ne çok şey var. Arslanköy, Mersin'de yaz aylarında çıktığımız 1500 m. yükseklikte bir yayla. Kadınları akıllı, üretken, çalışkan insanlar. Karşılıklı konuşunca kırsal kesimde Anadolu Kadınlarından öğreneceğimiz çok şey var.

Besinlerin kurutulması, saklanması, konserve yapılması, yöresel yemekler... Yaptıkları her şeyin en güzelini yapmaya çalışıyorlar, sınama- yanılma yoluyla çoğu kez doğruyu buluyorlar. Ürettiklerini mutlaka paylaşıyorlar. İmece usulünü uyguluyorlar. Çocuklarını da çalışmaya katıyorlar. Böylece kuşaktan kuşağa gelenek ve görenekler de aktarılıyor.

Artık yiyecekleri atmayıp kuşları, kedi ve köpekleri besliyorlar. Bu yıl kar çok yağınca birçok meyve ağacı ürün vermemiş. Ama eriklerin fotoğrafını çekebildim. Zor kış koşullarına rağmen bol meyve vermişler. Kurutulması, marmelat ve reçelinin yapılması mümkün. Sebzelerden fasulye, kabak, domates kurutuluyor. Mevsimlik ihtiyaçların dışında satılıyor.Anadolu insanı her koşulda yiyeceğini elde etmeye çalışıyor.

Makbule ABALI




8 Eyl 2020

BERABERLİK...

Akşam güneşi son ışıklarıyla saltanatını sürdürüyordu. Günün bu saatlerinde bir sessizlik hakimdi çevreye. Koronadan ötürü oyun parklarında çocuklar da olmayınca  orta yaş ve üstü yaşlılar yerlerini almışlardı. 

Önce bastonun sesini duydum. Yaşlı adam bastonunu çok ustalıklı kullanıyordu. Yanındaki eşiydi sanırım. Kah kol kola,  kah el ele yürüyorlardı. Aralarında belki 10 yaş vardı. Ama adam dinçti.  Eşinin koluna sımsıkı sarılmıştı. Çocukların bir eşyasını kaybetme endişesi gibi sımsıkı...

Yanımdaki banka oturdular. Yüzleri maskeli olmasına rağmen konuşmalarını duyuyordum. Oturunca da ellerini ayırmadılar.
Kadın: "Canım çok korkuyorum bu hastalıktan.  Bak kimse maske takmamış. Kaç doktorun yaşamı sona erdi. Çocukluğumda geçirdiğim boğmaca hastalığını hatırlıyorum. Boğulurcasına öksürürdüm. 

Adam cevap verdi: " Ama bende de kronik astım var. Bir zamanlar o kadar sigara içmeseydim." Kadın "Ah o bir zamanlar " dedi. "Ben senin benden önce ölmeni istemem." diye ekledi. Adam "Ben de sensiz yapamam" dedi. Korona tekli almasın.  Elleri yeniden birbirine kenetlendi. 

Güneşin batımını bekler gibi kalktılar, yavaş yavaş uzaklaştılar.
Anılar, duygular, düşünceler de onlarla birlikte yola çıktılar... 
Makbule ABALI



25 Ağu 2020

KAYBOLAN ÇİÇEKLER...

Ünlü şair yazar Gülten Akın "Kimsenin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya" diyordu. Yürekten katılmamak mümkün mü? Yayla yolunda güzel bir yolculuktan sonra karşılaştığım görüntü beni hayal kırıklığına uğrattı. Her yıl bahçede hatmi çiçekleri eve girerken adeta bir tünel oluştururlardı....

Rengarenk pembe, beyaz, bordo ince, narin çiçekler. Burada eskiler bu çiçeğe ayı gülü diyorlar. Eskiden mağaraların girişlerinde açarmış. Gene girişte rengarenk mevsimlik patates çiçekleri , Çin karanfilleri ve her renkten balık ağzı vardı. Ama şimdi hiçbiri yoktu.  Büyük bir hayal kırıklığına uğradım. Yerleri bomboştu. Sadece güller direnmişler, birkaç eksikle varlıklarını sürdürüyorlar.


Burada otları temizlemek için yapılan işleme çarpma deniyor. Bir araçla otlar temizleniyor. Otları temizlerken bütün çiçeklere kökünden kıymışlar. Sulama havuzu kenarındaki böğürtlenlerin bir kısmı bile gitmiş. Geride çiçeklerden sadece güller kıyıma direnebilmişler. Şair ne güzel söylemiş: "Güller ki kamıştan daha nalan// Gün doğdu yazık arkalarından"

Bir kez daha anladım; Çiçek sevmek, doğayı sevmek, sakin bir mizaç, şiir sevmek kişilik açısından ne kadar önemli.O zaman farkındalıklarımız artıyor, çevreye uyumumuz kolaylaşıyor.

Makbule ABALI



 

8 Tem 2020

MEMLEKET İSTERİM


Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun

Memleket isterim
Ne başta dert ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim
Yaşamak sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikayet ölümden olsun.

Cahit Sıtkı TARANCI


30 Haz 2020

YAŞAMI ERTELEMEK


Beni her ölüm etkiler
Tanımasam bile üzülürüm
Yitirilmiş ümitlere...
Hiç gerçekleşmeyecek ideallere,
Yaşanmamış sevgilere üzülürüm...
Bu yüzden korkarım yaşamı ertelemekten,
Ne yapılması ne söylenmesi gerekiyorsa
Söylenmeli, yapılmalı.
Seviyorsanız, sevdiğinizi bugün söyleyin.
Sevdanızı bugün yaşayın.
İşinizde yapılacak ne varsa
Bir an önce yapın.
Yarın çok geç olabilir...
Bir anda bitebilir her şey.
Yaşamak için acele edin bence
Kısa yaşanmışlıklar
Yaşanmamışlıklardan daha iyidir. 
Geriye dönüp baktığımızda "keşke" ler 
Çoğunlukta olmasın.
Uzun vadeli hedefler için bile 
Bugünden harekete geçmeli
Yarınlar çok uzakta olabilir.
Daha okulda başlamıyor muyuz
Ertelemeye yaşamı?
Hep yarına yatırım, bu günü sonra
Yaşamacasına...
"İşe gireyim, sonra..."
"Evleneyim, sonra..."
"Çocuklar büyüsün, sonra..."
"Emekli olayım, sonra..."
Sonra...
Sonra...
Sonra...
Bu sürecin başında, ortasında,
Yaşam her an sona erebilir.
Sonrası olmayabilir.
Fedakarlıklar güzel ama unutmayalım:
Herkes kendi hayatını yaşar...
Ertelenen
Sevdaların
bedelini 
Ödemiyor yaşam...

Tayfun TALİPOĞLU
(Şair, yazar, gazeteci, fotoğrafçı. 55 Yaşında yaşama veda etti.)



27 Haz 2020

GECENİN BİR BAŞKA YÜZÜ...Mini Öykü


Meydanın ışıkları yanalı bir saat kadar oluyordu. Evlerin ışıkları daha parlak, sokak lambalarının ışıkları daha titrekti. Ama ikisi de yapay, ikisi de donuktu. Görkemli ışıklar daha azdı. Ta uzaklardan gelen korna sesleri denizin dalga seslerine karışıyordu. Sanki her ışık, her ses ayrı bir öykü yazıyordu. Gecenin karanlığı, tüm kötülükleri örterken ışıklar yanmaya başlıyordu.

Gecenin karanlığında sanki korona etkili olmayacakmış gibi herkes maskesiz sokağa çıkıyordu.
Sanki herkes konuşmaya hasret kalmıştı. Uğultu halinde konuşma sesleri geliyordu. Çocukların oyun alanları boştu. Ama yetişkinler için yapılan salıncaklarda yer yoktu. Sallanmak, çocukluğa bir yolculuk mudur? Sallanırken kendini denizde bir teknede gibi hissetti. Gözlerini kapattı bir süre.

Karşıdaki evlere bakınca hayaller kurdu; Kim bilir kimler neler yapıyordu şimdi? Erken yatanlar, geç vakitlere kadar oturanlar, hastalar, suçlular, umutsuzlar, vicdanıyla baş başa kalanlar... İleride bir grup genç, bir köşede oturmuş müzik yapıyorlardı. Ansızın Münir Nurettin'in bir şarkısı çalındı kulağına.Yahya Kemal'in şiirini hatırladı, duygulandı:
"Kandilli yüzerken uykularda,
Mehtabı sürükledik sularda,
Bir yoldu parıldayan gümüşten,
Gittik... Bahs açmadık dönüşten."
Şarkı bitti... Gece bazen durgun, bazen hızlı bir biçimde akıyor,yanıp sönen ışıklar yeni bir güne hazırlanıyorlardı...

Makbule ABALI 





22 Haz 2020

NASIL BİR BABA ?



Geçmişe bir göz attığınızda babanızı nasıl hatırlıyorsunuz? Bölük pörçük anılarınızda ondan geriye kalan neler var? İdeal baba tarifini yapmak çok zor tabii. Onunla yaşadığınız günleri, anları, saatleri düşünün. Size o anı unutturmayan, belleğinizde bir tablo gibi kalan ne var?

Bisiklete binmeyi öğrenirken düştüğünüz o an mı? Elinizde sepetlerle meyve toplamaya gittiğiniz zaman mı? "Benim arslan oğlum deyişi mi? Bir gün çok istediğiniz o kitabı getirişi mi? "Biricik Prensesim" diyerek karşılayışı mı? Onunla birlikte mutfakta annenize sürpriz salata veya yemek yapmanız mı?

Acaba babanız kızlarıyla oğullarına hep farklı mı bakardı? Kız çocuk ancak belli bir yaşa kadar mı okula giderdi? Erkek çocuklar ev işine hiç karışmaz mıydı? Haksız yere yenen bir tokadın acısı gelecekte kimlerin yüzünde tekrarlanacaktı? Küçük yaşta babasını kaybeden bir çocuğun acısını kim, nasıl telafi edebilir?
Kardeşler arası yanlış kıyaslamalar, çocukların önünde anne-babanın tartışması, yalanlar sonradan nelere mal olacaktır?

Zordur baba olmak. Ama baba örnektir, rol-modeldir. "Bir gün babam ve ben..." diye başlayan bir öykü , anılar zincirinde hemen yerini bulur. Keşke çocuklar günlük tutabilseler. Kuşaktan kuşağa ne öyküler aktarılır böylece. Sevdiklerinizle anı biriktirin. Gelecekte onlara çok ihtiyacınız olacak. 

Yitirdiğimiz babaları saygıyla anıyor, tüm babalara sağlıklı, huzurlu, anlamlı bir ömür diliyoruz.

Makbule ABALI

18 Haz 2020

DÜNYA ÇÖLLEŞME VE KURAKLIK GÜNÜ (17 HAZİRAN)


Verimli topraklarımızı nasıl da kurutup çölleştiriyoruz.Bir zamanlar eşim Aksu Köy Enstitüsü'nün kapandıktan sonraki iki yılında orada yatılı okumuş. Sistem aynı sistem, sadece adı Aksu İlköğretim Okulu olmuş.Her çeşit meyve, sebze öğrencilerin katkısıyla tarım derslerinde yetiştirilmiş. Yemekler, bahçeden yetişen sebzelerle öğrencilere hazırlanmış. Bahçede yetişen buğday satılmış, döner sermayeye katkı sağlanmış. Bahçede kuyular açılmış, yeterince su elde edilmiş.

Yıllar sonra okulu ziyarete gittiğimizde çok büyük bir hayal kırıklığıyla karşılaştık. Her yer kupkuru bir çöl manzarasında idi. Bir vaha çöl haline gelmişti. Eşimin o kısacık andaki üzüntüsünü unutamam.Hayaller yeşermeden kurutulmuş, kapkara bir tablo oluşturulmuştu.

Düşündüm; yayla yolunda kesilmiş ama açıkta kalan kökleriyle toprağa adeta sımsıkı sarılmış ağaçları görürüm. İçim cız eder. Bir varoluş mücadelesidir bu. Toprağa tutunma çabasıdır.Erozyonu çocuklara daha güzel örneklerle anlatamazsınız.


 Su kaynaklarımızı da insanımız gibi hoyratça kullanıyor, yok ediyoruz.  Oysa bu yoklukta yeşile, maviye, doğaya, nefes almaya nasıl da ihtiyacımız var.

Makbule ABALI




15 Haz 2020

MUTLULUK NEREDE...?


Kaf Dağının ardında değil,
İçimizde, yüreğimizde
Yanımızda, yöremizde
Bazen birden belirir, Gülümser, yakınlaşır
Bazen bir el sallar, uzaklaşır
Fark ettirmeden 
Çocuk gibi koşar gelir.
Ansızın kaybolur, aratır
Bazen eski bir dostla,Bazen bir güzel kitapla gelir.
Bir fincan kahve ya da sıcak bir çay
Dumanı tüten bir çorbadadır bazen.
Kimi zaman taze pişmiş ekmekle kahvaltıda.
Farklı bir çiçeğin renginde, kokusunda,
Sevdiğiniz insanın bir güzel sözünde,
Yürekten bir sarılmada bazen.
Hayatın ta içindedir mutluluk,
Anlıktır, çok sürmez;
Hissettirir, duygulandırır,
Kısadır saltanatı.
Coşturur, hüzünlendirir,
Güldürür ya da ağlatır.
Resmi yapılamasa da mutluluğun,
Tarifi yapılır, anlatılır
Bazen bir çocuğun saf bakışında 
Ya da bir yaşlının sohbetinde,
Bazen ta uzaklardan çarpan bir yürekte,
Bazen yanı başımızda bir sıcak gülüşte...

Makbule ABALI
Mersin Arslanköy





12 Haz 2020

MEVSİMLİK ÇOCUK İŞÇİ OLMAK...


(Türkiye İstatistik Kurumu 2012 Çocuk İş gücü Anketine göre 6-17 yaş arası çocukların 900 bine yakını çocuk işçi olarak çalışıyor.)

ÖYKÜ

"Okullar henüz kapanmadı. Ama bugünden itibaren ben artık okullu değilim. Ben bir işçiyim. Çocuk işçi. Çocuk muyum, işçi miyim onu da bilmiyorum. Ama annem babam öyle diyorlar".Mevsimlik çocuk işçi" olmuşum. Ben hiç çocuk olmadım ki; Kardeşime baktım, ev işlerine yardım ettim, yemek bile yaptım. Bazen büyük, bazen çocuk sayıldım. Öyle çok kılık değiştiririm ki, sorarım kendi kendime; Çocuk muyum, büyük müyüm, öğrenci miyim, işçi miyim... Ben neyim? "

"Okulda öğretmen yoklama yapacak şimdi. Ayşe deyince -yok- diyecekler. Ben artık sınıfta yokum. "Nerede?" diyecek öğretmen ." -Okul açılana kadar gelmeyecek, yok." Onlar için ha var ha yok, ne fark eder?
Ama ben... Ben hala alışamadım mevsimler arası geçişe. Bahar, yaz gelirken herkes sevinir, ben üzülürüm. 
Her yıl bir başka diyara göç ederiz annem-babamla. Ekim'e kadar hatta bazen Kasım'a kadar küçük işçi olurum ben. Gittiğimiz yere göre tarlalarda pamuk toplarız, pancar toplarız, fındık toplarız, nohut toplarız. 

Bazen parmaklarım acır, başım ağrır, yüzüm ateş gibi yanar. Yorulurum, biraz dinlenesim gelir. Ama işi bırakamazsın. O zaman hayal ederim.; Balonlarla dolu bir tarla ya da deniz. Balonların arasında koşuyorum, zıplıyorum. balon topluyorum-kucak dolusu- Sonra öğretmenin sesi geliyor kulağıma:" Ayşe"  -"Buradayım" diyorum, "Artık hep buradayım öğretmenim." 

Bazen başka hayaller de kurarım; Keşke derim, gittiğimiz yerde kocaman bir ağaç olsa, dalları kalın, gövdesi sağlam. Çocuk işçiler için bir salıncak kursalar. Öğle molasında herkes yemek yerken biz yemesek, hiç durmadan sallansak... Gökyüzüne erişse bacaklarımız, kollarımız dallara yetişse, oradan toplasak meyveleri. 
Hayal bu ya, neden olmasın? 
Mevsimler hızla geçerken sonbahar gelse, ben okulumda, sıramda olsam, "Artık hep buradayım öğretmenim. Okul kapanıncaya dek buradayım" desem... Dünyalar benim olur....

9 Haz 2020

GÜNEŞ DELİSİ



Bir günü
Güzel bir günü
Güneşli bir günü
Hiçbir şeye değişmem
Onun için savaşı sevmem
Onun için zulümü sevmem
Onun için yalanı sevmem
Bilirim yaşamaz güneşte
Bilirim yaşamaz yan yana aşkla
Ne haksızlık
Ne korku
Ne açlık

Necati CUMALI

5 Haz 2020

DÜNYAYI ÇOCUKLAR KURTARACAK....(5 Haziran Dünya Çevre Günü)


Dünya hızla kirleniyordu,
Farkına varmadılar önce
Doğadan önce insanlar kirlendi;
Düşünceleri, duyguları, amaçları
Her şey birdenbire olmadı
Yağmurlar kah azaldı, kah arttı.
Sıcaklıklar mevsim normallerinin 
Üstüne çıktı, altına indi,
Meyvelerin çiçeklerini dolu vurdu
Göller kurudu zamanla,
Denizler kirlendi,
Balıklar yok oldu,
Kuşlar küstü belki de, gelmez oldular,
Yüzyıllık ağaçlara kıydılar,
Hep gece karanlıkta kestiler;
Kimseler duymadı, kimseler görmedi.
Onların yerine santraller yükseldi,
Nefes alamadı insanlar
Salgın hastalıklar çoğaldı.
Ve sonunda:
Çocuklar kurtardı dünyayı
Bereketli ağaçlar diktiler,
Tohumlar ektiler masum elleriyle, 
Katıksız yürekleriyle...

Makbule ABALI



4 Haz 2020

BİR ZAMANLAR...


Anıların sergilendiği,aktarıldığı günleri seviyorum. İnsan hem geçmişi tazeliyor, hem de yeniden düşünüyor, geçmişle şimdiyi kıyaslıyor. O yıllarda Burdur'da iki lise vardı. Burdur Lisesi, Cumhuriyet Lisesi. Burdur Cumhuriyet Lisesi 100 öğretmenli kadrosuyla büyük, güzel bir okuldu.

Burdur'da 9 yıl kaldık. Eğitim Yüksekokulu ve Eğitim Fakültesinde öğretim görevlisi olarak çalıştım.Güzel yıllardı. Akdeniz ikliminden soğuk bir yöreye gitmiştik. Balkona çamaşır astığımda kazak kolları korkuluk gibi olurdu.Pazaryeri, sebzeleri çok bol ve güzeldi. Tarım ve hayvancılık gelişmişti. Okuma oranı yüksekti.Burdur 'da bedelli askerlik gündemdeydi.İlk gittiğimizde ne çok fotoğrafçı var diye düşünmüştük. Asker fotoğrafları meşhurdu.

Tüm meslek yaşamımda çok severek çalıştım. Buün hala arkamdan"Makbule Öğretmenim" diyen bir ses duysam çok mutlu olurum.İçim titrer, yeniden çalışmam gerekse gene çalışırım.Bu sevgi hep karşılıklı sürdü, hiç azalmadı. Kişiliğe saygı duyduğunuzda, karşılığında cömertçe sevgi alıyorsunuz.

Makbule ABALI



2 Haz 2020

ŞİİRLERİNDEN DİZELERLE AHMED ARİF


ANADOLU

Beşikler vermişim Nuh'a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva ana'n dünkü çocuk sayılır, 
Anadoluyum ben
Tanıyor musun?

Utanırım,
Utanırım fukaralıktan,
Ele güne karşı çıplak...
Üşür fidelerim,
Harmanım kesat.

Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin,
Atom güllerinin katmer açtığı
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında 
Kalmışım bir başıma,
Bir başıma ve uzak
Biliyor musun?

Nasıl severim bir bilsen
Köroğlu'nu
Karayılanı 
Meçhul askeri...
Sonra Pir Sultan'ı ve Bedreddin'i

Dayan kitap ile
Dayan iş ile
Tırnak ile, dış ile
Umut ile, sevda ile düş ile
Dayan, rüsva etme beni.

Gör nasıl yeniden yaratılır mı?
Namuslu, genç ellerinle
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte
Her biri vazgeçilmez bir cihan parçası,
Kaç bin yıllık hasretimin goncası, 
Gözlerinden 
Gözlerinden öperim
Bir umudum sende 
Anlıyor musun?

HASRETİMDEN PRANGALAR ESKİTTİM
Seni anlatabilmek seni
İyi çocuklara, kahramanlara
Seni anlatabilmek seni
Namussuza, halden bilmeze


HABERİN VAR MI?
Haberin var mı taş duvar?
Demir kapı, kör pencere
Yatağım, ranzam, zincirim
Uğruna ölümlere gidip geldiğim,
Zulamdaki mahzun resim, haberin var mı?
Görüşmecim yeşil soğan göndermiş
Karanfil kokuyor cigaram
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin.

Terk etmedi sevdan beni,
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hayın karanlıktı gece
Can garip, can suskun, can paramparça.

Ahmed ARİF- 2 Haziran 1991 tarihinde yitirdiğimiz değerli şairimizi saygı ile anıyoruz.