13 Eki 2019

OKUL YILLARINDAN İZLER...



Her yılın, her dönemin kendine özgü anıları var. Hatırladıkça kah gülümsüyorsunuz. Kah yüzünüz buruşuyor, içinize bir sıkıntı çöküyor. Okulların açılmasından bu yana bir aydan fazla bir zaman geçti.
Geçmiş yılları düşünüyorum, bu günlerle kıyaslamalar yapıyorum.

İlkokulda her zaman haftanın ilk günü öğretmenimiz tırnak temizliği kotrolü yapardı. Katlanmış bir mendilin üzerinde parmaklarımızı öğretmene uzatır, tırnak kontrolünden geçerdik. Kızlarda saçlar ya iki örgü olur yada kulak memesi hizasında kesilirdi. Erkeklerin ölçüsü üç numaraydı.

Çocukluk işte, okul törenlerinde ciddi bir ortamda sessiz ve dik dururken gülme krizine giren arkadaşlarımız olurdu. Resmi bayramlarda stadyumdaki torenlere bütün okul şortlarla katılırdı. Kılık kıyafet konusunda okul yönetimi sıkı bir disiplin uygulardı.Uymayanlara disiplin cezaları uygulanırdı. 

Törenlerde şort giyilirdi ama mini etek giymek yasaktı.  Bizler yerli malı kullanmaya özen göstermeyi okullarımızda öğrendik. Hangi arkadaşım nereliydi,hangi yöredendi, hiç hatırlamıyorum. Sormazdık ki, ihtiyaç duymazdık.
İnsan ayırdedilmezdi, insan aşağılanmazdı. Gururlu ve onurlu olmak, insan olmanın özellikleriydi
 Resmi Bayramlarda stadyumdaki törenlere bütün öğrenciler okul giysileriyle veya şortlarla katılırlardı.O Yıllardan hatırladığım en önemli konu19 Mayıs Bayramlarına yıl boyu süren hazırlıklardı.Çok güzel cimnastik hareketleri hazırlanırdı. Dövme yaptırmak, tırnak uzatmak, makyaj yapmak düşünülemezdi bile.

 Hangi arkadaşım nereliydi hiç hatırlamıyorum. Sormaya ihtiyaç duymazdık ki...
Ortaokul ve lise yılları, ergenlik dönemleri; Bir başka gözle dünyaya bakmak, insanları farklı algılamak. "Dünya benim, ben dünyayim " diyebilmek.

Cep telefonlarımız, bilgisayarlarimiz, tabletlerimiz yoktu. Sigara içen çok az öğrenci olurdu.Bazen sınıflarda, bazen tuvaletlerde sigara kontrolü yapılırdı.Sınıf kitaplıklarımız vardı. Kompozisyon derslerimiz, edebiyat derslerinden ayrı saatlerde işlenirdi.Münazaralar, kitap tanıtımları yapılırdı. Şiirler okur, özdeyişlerle  ilgili açıklamalar yapardık.

Bizim zamanımızda özel okullar yok denecek kadar azdı.Ben hep Devlet okullarında okudum. Ama çok kaliteli öğretmenlerden eğitim gördük. İlkokulda mandolin, ortaokulda flüt çalmayı öğrendik.

Şimdi o günleri özlemek mi... belki hayır. Ama neden o günlerin değerini bilemedik diye düşünürüm zaman zaman. İnsanlarını, anılarını, etkinliklerini, söyleşilerini, insani değerlerini...Buruk bir özlem bu...

Makbule ABALI


11 Eki 2019

HAYATI PAYLAŞMAK...


Paylaşmak , ne güzel bir duygudur. Hayatta uygun gördüğümüz her şeyi paylaşabiliriz insan olarak. Acımızı, sevincimizi, zamanımızı, düşüncelerimizi...

Hayat arkadaşınızla bir hayatın paylaşımı daha farklıdır elbette. Hayatı anlamlandırmak için paylaşmak zorunlu hale gelır. Ama aynı zamanda bu bir sorumluluktur. Sevgi ne kadar güçlü ise paylaşım da o denli güçlenir. İkili hayatlar teke dönüşür, her şey bütünlük içinde algılanır.

Acısıyla, tatlısıyla, umuduyla, umutsuzluğuyla paylaşılır hayatlar. O zaman empati en güçlü hale gelir, vazgeçilmez olur. Bazen mevsime göre verilecek doğal çiçekler bağlantıya güç katar ;narenciye çiçekleriyle bezenmiş bir küçük dal, baharın simgesi papatya, ince, narin çiçekleriyle yasemin... Bu inceliktir, sevdiğini vurgulamaktır. Çiçek bir semboldür, amaç pahalı çiçekler almak değil, gönül almaktır.

Eskiler "tek yastıkta eskiyin" derlerdi. Şimdi baş yastıkları da çiftleşti.Ei ele, omuz omuza yaşlanmayı dilemekten başka ne kalıyor geriye? Bir kadın eşinin sevdiği yöresel yemekleri pişirerek mide ile kalp arasındaki yolu kısaltıyorsa, yuvasında fark yaratıyordur.

Paylaşımı, beraberlik ihtiyacını  en çok da sağlıksız günlerde, hastalıklarda hissederiz. İnsan ,insanın acısını alır gerçekten. Gözden akan bir- iki damla yaş acıyı belirginleştirir. Seven insan bu durumu anında farkeder. Ateşten yanan alına serin bir öpücük o anda dünyalara bedeldir. Öksürüyorsa sizin de nefesiniz tıkanır adeta. Bazı geceler kaygıyla nefesini dinlersiniz.

Hasta insan , yanıbaşındaki insanın elini tutmak ister.
Adeta ondan güç alır. Dayanışmanın en güzel örneğidir bu. Aynı zamanda kalpten kalbe en kısa yoldur. İyi günde, kötü günde içten gelen duru, saf sevgiye nasıl da ihtiyaç duyar insan. Bu sevgiyle can bulur...


Not:İkinci resim İnternet'ten.


30 Eyl 2019

GÜNBEGÜN...


EYLÜL ayı "ALZHEİMER FARKINDALIK AYI"

Daha önceki yazı ve şiirlerime ek olarak, bu ayın son alzheimer şiiri...



GÜNBEGÜN
Gün gelir, unutkanlıktan yakınır insan. 
Sevdiklerine, dostlarına...
Sevgi yer değiştirmiştir başka duygularla,
Sevgi tükenmiştir belki de
Oysa hayır...
Beyin yıpranmıştır,
İnsan yaş almıştır,
Eskimese de başkalaşmıştır.
Unutmalar yanıbaşımızdadır
Bellek yenileri depolayamaz artık,
Hayat ağır çekimde sürer,
Ağır bir tempoda yürür her şey,
Konuklar azalır birer ikişer...
Aşırı ses, aşırı gürültü, aşırı hareket
bunaltır insanı.
Huzur aranır,
Sakinlik aranır,
Güven aranır...
İnsan aranır el verecek,
Omuz aranır baş koyacak,
Dost aranır, yürekle buluşacak...

Makbule ABALI




21 Eyl 2019

UNUTMAK İNSANA ÖZGÜ...





Günler, aylar,yıllar rüzgar gibi geçti,
Unuttuğunu anlamadan unuttu pek çok şeyi.
Bir gün aradığında bulamadı ama soramadı da;
Mahallesini, sokağını, evini ,
Yalnız kaldığında, ağladığında 
Unuttuğunu bile anlamadı evinin anahtarını.
Herşeyini yitirmişti, boşluğa düşmüş gibiydi.
Ama en kötüsü, sorduklarında hatırlayamadı 
en sevdiğinin adını bile ...
Oysa bir zamanlar "her şeyi unutursan beni sakın unutma" diyen de oydu.
Kayıplar zinciri uzadıkça uzuyordu,
Bellek adeta iflas etmişti.
İnsan tekrar çocukluğa dönmüştü.
Sonun başlangıcındaydı.
Unutmak da insana özgüydü.
Bir gün ;Unutabilirim, unutabilirsin, unutabiliriz
Çünkü insanız...

Makbule ABALI

21 EYLÜL DÜNYA ALZHEİMER GÜNÜ.

Blogda Alzheimer ile ilgili yayınlarım:
17 Şubat 2011 Yeniden çocuk olmak
8Mart 2013 Anarken
19 Eylül 2013 Alzheimer Birer birer unutmak her şeyi. 
21 Eylül 2013 Bir Alzheimer hastasıyla komşu olmak.
9 Ekim 2014 Anlar mı anılar mı Geriye Kalan
8 Aralık 2017 Bir Dünya Masalı
21 Eylül 2018  Unutmak unutmamak  Alzheimer
7 Mayıs 2010  Bir Dünya Masalı Alzheimer


9 Eyl 2019

YENİ BİR DÖNEM BAŞLARKEN...



Bir tatil daha bitti
Yeniden okullar açılıyor
Çocuklar okullu olacak bugün.
Size güveniyoruz öğretmenim,
Bizden çok sizinle zaman geçirecekler,
Sizden öğrenecekler pek çok şeyi
Toplamayı çıkarmayı,
Çarpmayı bölmeyi
ve düşünmeyi, 
Okumayı, yazmayı...

Ona asıl insan olmayı öğret öğretmenim;
Hakkını savunmayı,
Onurlu olmayı,
Adil olmayı, dürüst olmayı,
İnsan incitmemeyi,
Vefalı olmayı, sevmeyi, saymayı
Çevresini yaşanır kılmayı
Örneklerle öğret lütfen öğretmenim...
Bunlar sonradan öğrenilmiyor.

Harfler, sayılar öğrenilir, 
Çarpım tablosu bellenir,
Ama insan olmak zor öğretmenim,
Anlat çocuklara lütfen,
Bellet bir güzel;
Dinlemeyi, anlamayı kavramayı,
İyi insan olmayı,
İyi insan kalabilmeyi...

Makbule ABALI


6 Eyl 2019

OKUL YOLUNDA İLK ADIMLAR...



Anaokullarına gidecek çocuklar için okullar normal okullardan bir hafta önce başladı.Uyum haftası. Okul yolunda minik adımlar ağır ağır ilerleyecek önce, anne ya da babasının elinden tutacak ve sonra bağımsızlığa adım atacaklar.

Güvendikleri, alıştıkları elleri bırakmak önce zor gelecek, belki biraz ağlayacaklar. Gözyaşları yanaklarından süzülürken okullu olmayı da öğrenecekler. İlk hafta uyum haftası. Hayatın ilk programlı dönemine uyumu öğrenecekler. Karşılarına sakin, sevecen, güleryüzlü öğretmenler çıkması ne büyük şans olacak. 

Önceden hiç tanımadıkları bir kişiye bağlanmak, onu da sevdiklerinin arasında düşünmek, yakını bilmek. benimsemek... Arada seslenmek; "Öğretmenim! Bazen eklemek: "Seni seviyorum". Bazen anne babasına itiraz etmek;"Siz bilmezsiniz, öğretmenim bilir."

Öğrenim hayatı ince bir yolda minik adımlarla başlıyor, büyük hayallerle yolların, sınırların ötesine uzanıyor. İlk'ler hep zordur. Yıllar sonra bugünler de anılarda yer alacak ve sonra başka ilk'ler yaşanacak. Ama ilk "ilk" hiç unutulmayacak.

Makbule ABALI


30 Ağu 2019

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI



Ve yildızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki 
şayak kalpaklı adam 
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında.

birdenbire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saatı sordu.
Paşalar:"Üç" dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe'den Afyon Ovasına atlıyacaktı.

Nazım HİKMET




30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.Zaferin kazanılmasında emeği geçen tüm büyüklerimizi rahmet ve saygıyla anıyoruz.

12 Ağu 2019

BAYRAM GİBİ BAYRAMLAR...


Barış ve kardeşlik içinde , kinden, öfkeden uzak, sevgiden, vefadan, hoşgörüden güç alan nice güzel Bayramlara....M.A


DÜNYAYI VERELİM ÇOCUKLARA

Dünyayı verelim çocuklara
hiç değilse bir günlüğüne
alli pullu bir balon gibi verelim oynasınlar
oynasınlar türküler söyleyerek yıldızların arasında
dünyayı çocuklara verelim
kocaman bir elma gibi verelim
sıcacık bir ekmek somunu gibi
hiç değilse bir günlüğüne doysunlar
dünyayı çocuklara verelim
bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşiığı
çocuklar dünyayı alacak elimizden
ölümsüz ağaçlar dikecekler.

Nazım HİKMET



10 Tem 2019

YAŞAM KÖPRÜSÜ ...



Sağlıklı zamanımızdaki ruh halimizle hasta zamanımızdaki ruh halimiz ne kadar farklıdır. İyi günde, kötügünde aynı insan, iki farklı ruhsal yapı. İçimizi dışarıya yansıtıyoruz; yüz mimiklerimizle, beden dilimizle, ses tonumuzla, gözlerimizle, gülüşümüzle kendimizi dışa vuruyoruz. 

Hastalandığımızda doktor arayışına giriyoruz. Doktorlların iletişimi ne kadar önemli; Güler yüzlü olsun, alanında bilgili olsun, sorularımıza yanıt versin istiyoruz. Hastalıklar insanı biraz karamsarlığa sokuyor, bazı zamanlar ölümü düşündürüyor. Yaşamla ölüm ince bir köprünün iki ucunda buluşuyor. Ve yaşamla ölüm hassas bir terazi gibi dengede durmaya çalışıyor.

İyi günde, kötü günde birbirini sınıyor adeta eşler; Yıllarca birlikte zorlukların üstesinden gelmeye çalışmışsanız, gene omuz omuza, el ele,kol kola zorlu bir yolda ilerliyorsunuz. Hastalıklar dış dünyayla bağlarımız belli ölçülerde kapatıyor, bazen kalın duvarlar örmemize neden oluyor. Her hastalık insanın yeniden kendini sorgulamasına, yeniden iç dünyasıyla hesaplaşmasına yol açıyor.

Her mesleğin kendine özgü özellikleri. farklı yetenek ve becerileri var. Özellikle ddoktorluk, insani özelliklerin ağır bastığı bir meslek. Doktorlara güvenmediğimizde hayat da kayıyor ayaklarımızın altında. Normal yaşam kesintiye uğruyor. Hayatı adeta ağır çekime alıyorsunuz.

2019 bizim için sağlık sorunlarıyla başladı. Oldukça zor günler yaşadık. Yanınızda sizinle birlikte üzülen, canı yanan, adeta aynı acıyı paylaşan bir can yoldaşınız, eşiniz varsa hayat kolaylaşıyor elbette. Olağan zamanlardaki işlerinizi yapamadığınız dönemlerde işlerin paylaşımı, hayatı da kolaylaştırıyor. Bu durum kalabalıklar içindeki yalnızlığı daha farklı kılıyor. hayata anlam katıyor.

Sağlık hizmetlerinin bir ülke için nasıl önemli olduğunu bu yıl bir kez daha anladık. 2019 bayramlarını bile biz hep hastanelerde geçirdik. Sağlıkta öncelikle insana saygılı, sevgi yüklü, merhametli , iyi doktorların hasta için ne büyük güvence olduğuna bir kez daha yürekten inandık. 

Sesimize kulak veren, bizi zamanında duyan, insani özelliklerini kaybetmemiş tüm tıp insanlarını saygıyla, minnetle anıyoruz. Güler yüzlü, gözlerinin içi gülen, merhametli, işine saygılı tıp personeli iyi ki var'lar. 
Adını sayabileceğim değerli doktorlarımız iyi ki yanımızda olarak varlıklarını duyurdular. Ve siz sevgili Aynur Özge Hocam, her zaman gönül listemizde "Unutulmazlar" arasında yeriniz en üst sıralarda olacak.

İnanıyorum ki; sağlık sektöründe görkemli binalardan çok, işine gönül vermiş yürekli insanlara ihtiyaç var.

Makbule ABALI

16 Haz 2019

ANILARLA BAŞ BAŞA...



Hayatınızda bazı günler, anlar vardır; yaşanmış, anılar bırakmış, izleri yaşamınızı etkilemiş günler. Tüketim toplumlarına hizmet etmekten çok, özel yaşamınıza düşünce, tavır ve davranış olarak farklılık katan günler... Babalar Günü mesela; Bu gün sizin hayatınızda hangi anılarla yer alıyor? Babanızın hayatınızdaki rolü neydi? Düşünmek, çoğu kez insana iyi geliyor, olaylara geniş bir yelpazeden bakmasını sağlıyor.

Sevginin gücüne her zaman inanmışımdır. Theodere Hesburgh babalarla ilgili şöyle diyor; "Bir babanın çocuklarına yapabileceği en büyük yardım, annelerini sevmektir." Annemi de, babamı da çok severdim. Her ikisi de annelerini çok erken yaşta kaybetmişler. Babamın avukat olarak çalıştığı yazıhane evin alt katındaydı. Çocukluk, sık sık aşağı iner, sağ olup olmadığına bakardım. 

Bilirim, bazı insanlar çok severler ama abartılı bir sevgi gösteremezler. Bu konuda ben de babama çekmişim.Oysa küçük kardeşlerim nasıl da sevgi gösterisinde bulunurlardı. Sevginizi anlatmanın türlü çeşitli yolları var. Sevgi içten gelen, hissedilen bir şey zaten.

Babamın gelişleri unutulmazdı benim için. İş dönüşü eve gelince kapıları açar, Adana güneşi tüm görkemiyle evin içine dolardı. Sanki dünya daha sıcak, daha aydınlık olurdu. Yazın Bürücek Yaylasına çıktığımızda hafta sonu eve dönüşü ne güzel olurdu. Siparişimiz olan kitaplar, dergiler...Paketleri açmak harikaydı. Sürprizleri o yüzden çok severim.

Çocuklar için bağlılık, güven duygusu, sevgi ne kadar önemlidir. Baba yolu gözleyen çocukları çok iyi anlarım.Babasını kaybetmiş çocuklar... Beklemek, özlem duymak zordur, hele çocuklukta... Kız çocukları genellikle kişilik ve karakter olarak babalarına benzeyen erkekleri tercih ederler. İsabetli bir seçimdir bu. Bir güven tazelemedir adeta. 

Yaşayan ya da kaybettiğimiz tüm babaları saygıyla anıyorum. "Baba" gibi davranışlara sahip tüm duyarlı insanlara da selam olsun.


8 Haz 2019

GEÇMİŞE ÖZLEM...



"Eski-yeni" kavramları bana çok şey düşündürür. Eski'de bazen eskimişlik, yıpranmışlık yoktur ama değer kaybı vardır. hatır, gönül kırgınlığı vardır. Gün gelecek belki bugünün gençleri geçmişten, günümüzden özenle söz edecekler. Zaman akıp giderken pek çok değeri de sürükleyerek götürecek.

İnsani değerler de belki erozyona uğrayacak . İNSAN biraz daha tek başına, yalnız, çaresiz,güvensiz kalacak. İnsanın özünde geçmişe özlem, her dönem olmadı mı? Bazen eğitime, bazen yaşam tarzına ama özellikle giderek düşen insani değerlere...

Eski bayramları uzun uzun anlatmak değil amacım. 
Ama özellikle neleri özlüyorum, neleri anıyorum, arıyorum, kısaca onları vurgulamak istiyorum.
Her bayram içimiz titreyerek haberlerde trafikteki kaza ve ölüm istatistiklerini izliyoruz. Geçmişte böyle bir şey yoktu. 

Tebdil-i mekanda ferahlık vardır anlayışıyla herkes bir yerlere gitme çabasında. Bayram bir nevi tatıl gibi algılanıyor. Tek başına, toplumdan uzakta. İnsanlar artık kalabalıklar içinde yalnızlığı seçiyor. "İnsan sıcağı" soğudu. Geçmişte "yemek" aile bütünlüğünü sağlayan bir etkinlikti. 

Yıllar öncesinin beyaz örtülü, çok insanlı, imece usulü yapılan güzel yemekli, çiçekli sofralarını özlüyorum. 
İl dışından gelmiş akrabalarımız, yatılı konuklarımız olurdu. Arefe günü mezarlıklara ölmüş yakınları ziyarete gidilirdi. 

İnsan önemliydi. Asıl bayramı çocuklar yaşardı. Küçük hediyeler, cep harçlıkları, mendil ya da çorap...
Şimdilerde çocuk olmamakla birlikte o günlere özlem duyuyorum. Günümüz çocukları yıllar sonra neler anlatacaklar acaba...?
Bir bayram daha yaşandı, bitti. Sağlıkla, mutlulukla, huzurla güvenle, vefayla yaşanacak daha nice güzel bayramlara...

Makbule ABALI


3 Haz 2019

YAŞAMAYA DAİR...


Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani,
 yaşamanın dışında ve ötesinde 
hiçbir şey beklemeden
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin ,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel, en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yani ağır bastığından.

Diyelim kiağır ameliyatlık hastayız,
yani beyaz masadan 
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de
 biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da yine sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.

Diyelim ki dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bıleceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz 
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

Diyelim ki hapisteyiz,
Yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına
demir kapının.
Yine de dışarıyla beraber yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani duvarın arkasındaki dışarıyla.

Yani, nasıl ve nerde olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak ...

Nazım HİKMET


25 May 2019

KARANLIKTAN AYDINLIĞA...


Önce kapkaranlıktı gece,
Sonra mehtap aydınlattı gökyüzünü.
Gecenin titrek ışıkları 
Buluştu sabahın ilk ışıklarıyla;
Fısıldaştılar, konuştular bir süre,
Evlerde ışıklar kapandı birer ikişer
Gün başlamaya hazırlandı;
Gecenin keskin kokuları azaldı,
Yasemin, hanımeli, reyhan.
Kokular renklerle yer değiştirdi;
Altın sarısı, limon sarısı, pembe,turuncu,
Sarının bütün tonları güneşle buluştular.
Gecenin tiz sesleri,
Sabahın pes sesleriyle birleşti...
Gün alacakaranlık bir tonda başladı.
Renkler, kokular, sesler
Hayatın akışına karıştı.
Alacakaranlık gecenin gizemi
Gökyüzünün ışıklarıyla yer değiştirdi.
Mehtap terk ederken gökyüzünü,
Mavinin en güzel tonları aldı onun yerini.
Karanlık yerini aydınlığa bıraktı...

Makbule ABALI




14 May 2019

ARMAĞAN...


Hediye vermek de, almak da bir sanattır, inceliktir diye düşünenlerdenim. Yollarına gül döktüğünüz bir insan, o güllerin üstüne basarak bir tekini bile elini almadan gelip geçiyorsa güller bile kırılır bu duruma. (Abartılı bir örnek tabii.)

Bir papatyaya anlamlı bir not iliştirirsiniz, papatya karşısındaki insana adeta kan verir, can tazeler. Bir küçük çocuğun yaptığı bir resim, yaşamın aynası gibidir. O kağıda ne çizildiğinden çok ne anlatılmak istendiği önemlidir. En ucuz malzemeyle en paha biçilmez hediye ortaya çıkmıştır.

Bir gün ansızın kapı çalınır, kargo gelmiştir; Hiç ummadığınız bir anda, beklemediğiniz bir armağanla.
El emeği , göz nuru, emek harcanarak size özel yapılmış doğal bir armağan. Ya da sevdiğiniz bir şiir kitabı.Mutluluk... yanıbaşınızdadır. İçiniz coşkuyla dolar. Sonsuz teşekkürler sevgili Ayşen, sevgili Leman Öğretmenim.

Bazen yürekten yazılmış ya da söylenmiş birkaç cümle , bir resim yıllarca saklamaya değmez mi ? Bir kutuda, bir kitap arasında, bir çerçevenin içinde. Gerçek yeri gönlünüzde... Yaşama anlam katan, onu değerli kılan, güzelleştiren her şeyi seviyorum. Hayat, onlarla çok daha güzel...

Makbule ABALI

12 May 2019

ÖZEL BİR GÜN...


Bazen düşünürüm;Farklı yaşamlar, farklı coğrafyalar, farklı iklimler, farklı sorun ve beklentiler insanları da farklı kılıyor. Bu konuda sadece insan gözlemleri değil, fotoğraflar da ne çok şey anlatır kişiye. "Fotoğraf okur yazarlığı" insan kişilikleri açısından, insan tanıma bakımından cazip geliyor bana. 

Anne-çocuk fotoğraflarına baktığımızda ya koruyuculuk ya da yoğun bir sevgi-şefkat gözlüyoruz.Ve genellikle çocukların aldıkları uyku veya davranış pozisyonları (bazen cenin pozisyonu) sonradan da devam ediyor. Adeta alışkanlık gibi. Bazen dizlerini karnına çekerek uyuması ya da iki el birleştirilmiş, kendini korumaya almış gibi... 

ANNE; Bu sözcüğün hakkını veren, davranışlarında ve düşüncelerinde bilinçle kullanan, anne olmasa bile tüm çocuklara "anne gibi" davranan, yüreği sevgi, ilgi, özenle yüklenmiş tüm anneleri, anne adaylarını saygıyla, sevgiyle anıyorum. İyi ki varsınız. 

Annelerini kaybetmiş tüm dost ve arkadaşlarımın acısını paylaşıyor, sabır ve başsağlığı diliyorum. Anıları yaşatabilenlere ne mutlu. 
Yitirdiklerimize; Yokluğunuz bile varlığımıza değer katıyor, bizi "biz" kılıyor. Emeklerinize sonsuz teşekkürlerimizle...

Makbule ABALI .



10 May 2019

ESKİ RAMAZANLAR MİMİ







Blog dünyasında bu yıl sanki mim'ler çoğaldı. Belki bir gün ben de düşündürücü sorularla bir mim hazırlamayı düşünürüm. Bu kez sevgili İstiridye Avcısı arkadaşımız güzel bir mim hazırlamış. Mim'ler "beyin jimnastiği" gibi oluyor diye düşünüyorum. Sorular üzerinde düşünmek iyi geliyor insana...


1- Ramazanı bir hediye paketine benzetirsek , sizin için nasıl bir paket olurdu , içinde sizin için neler olurdu?

"Hediye" deyince çok farklı şeyler algılıyorum: Hayatım boyunca bir hediye verirken de, alırken de hep bir anlamı olsun istedim. Görkemli, pahalı hediyeler değil, Hayatı kolaylaştıran, bir işlevi olan, insanca düşüncelerle verilen , sunulan şeyler. 
Güzel hayaller kurmanın hepimize iyi geldiğine inanıyorum. 
Ramazan paketine vefa, sadakat, güleryüz, incelik, saygı, dostluk ve kucaklar dolusu sevgi katılabilseydi keşke. Birkaç paket makarna, birkaç kilo pirinç, mercimek, un, tuz, yağ kaç hafta karın doyurur bilemem ama o hediye kolilerinin yerine hiç olmazsa Ramazanda davranışlarımızı değiştirebilsek. Belki kimilerinde kalıcı hale dönüşür...

2- Ramazan ile ilgili en net anınız hangisidir ? Size kazandırdığı hislerle birlikte anlatır mısınız?

Mutfakla ilgili her şey benim için caziptir. Sofra düzeni, farklı yemekler hazırlamak, değişik tarifler denemek... Çocukken de gençlikte de, sonrasında da alışkanlıklar çok değişime uğramıyor. Sofraya önce kahvaltılıklar konurdu, ramazana özgü pideyi biz çocuklar çok severdik. Pek gezmeye götürülen çocuklar değildik ama annemle birlikte katıldığım, hiç unutamadığım dillere destan bir sofra hatırlıyorum; "Zekeriya Sofrası." Her çeşitten farklı tatlarla 41 çeşit yiyecek. Bilenler bilir, en basit yemekler bile olsa bir sofra şöleni gibidir. Göz görgüsü gibiydi.Hala aynı canlılığıyla gözümün önündedir.

3- Çocukluğunuzdaki Ramazan ve şimdi yaşadığınız Ramazan arasındaki en belirgin farklar nelerdir?

Yıllar bizlere, hayatımıza çok şey katıyor ya da çok şey kaybettiriyor. O zamanların en belirgin özelliği "paylaşım" idi. Ramazan bereketliydi, pişirdiğiniz yemekten bir tabak da mutlaka komşuya gönderilirdi. O tabak da boş gelmez, mutlaka dolu dönerdi. Çocuklar komşuda pişen farklı tatları nasıl da severler bilirsiniz. Yöresel yemekler bir başka olurdu. 
Sonraki yıllarda Tip2 diyabet çıkınca eskisi, gibi muntazam oruç tutamaz oldum. Toplumdaki değişimleri, insan ayrımlarını,  suçlamaları duydukça, gözledikçe "Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer." diyorum.  O yıllarda şimdiki gibi şatafatlı sofralar değil, insan ilişkileri önemliydi.Yoksulluk ayıp değildi, yalan, riya, gösteriş, insan küçümseme, alay yadırganırdı.

Ben bu yıllarda bile dışarıda açık alanda dondurma ya da yiyecek yiyemem. Belki alamaz, canı çeker diye düşünürüm.Oruçlunun yanında çay içemez, yemek yiyemezdik. Evde bulunmayan , o anda ihtiyaç olan bir limon, bir yumurta komşudan ödünç istenirdi. Geri almazlardı tabii.
Sanırım eski ile yeni Ramazanlar arasındaki en büyük fark ;
madde ve insan ayrımı. Zekat- Fitre ödenmesiyle her şey biter sanılıyor. Oysa bir yoksulun evinde birlikte içilen bir tas çorba, gönül almadır, hatır saymadır, insan olmanın tadına varmadır. Yardımlar neden bir medya ordusunun önünde ilan edercesine yapılır? Ekmekler neden kamyonlardan atılarak, karmaşa yaratılarak verilir? İnsan harcayarak paye kazanılmaz, çok şey kaybedilir , ah keşke bilebilsek...


Mim'i doldurarak paylaşmak isteyen arkadaşlarıma sonsuz teşekkürler. Esenlikler diliyorum.

Makbule ABALI.


7 May 2019

YAŞARKEN DÜŞÜNCELER...



Yaşamdan kısa bir kesit alınsa; Bir saat, bir dakika, ya da kısa bir an belki de. Kim bilir...? İçine ne çok şey sığdırır hayat. Yaşamın içinde bir anılar zincirine ekler belki. Yaşamdan silik bir alıntı belki de. Kim bilir...?

Sonunda hepsi anılar kutusunda saklanacaktır; günlerce, aylarca belki de yıllarca... Gün gelir kutu açılır, gökkuşağı renklerinde. Ya da daha silik, daha renksiz haliyle. Ak'la kara gibi; İnsan'a özgü, insan'a has... 

Anıları renklendirmek de insanca değil mi? Dünyaya renk katmak; gökyüzünü maviye, güneşi sarıya boyamak, yemyeşil çimenlerin arasında çiçekleri rengarenk yapmak gibi... Çocuklar, yetişkinler, herkes için daha güzel, daha yaşanabilir bir dünyaya ulaşmak gibi... 

Makbule ABALI


2 May 2019

ÇOCUK İŞÇİ



Kentin kenar mahallelerinden birinde;
Yıkık dökük bir apartmanın bodrum katı,
Zeminin beş basamak altı,
Havasız, loş, nemli,
Malzemeler ortada;
Kösele, makas, çekiç, yapıştırıcı.
10 yaşında bir çocuk,
Boyu kısa, bedeni çelimsiz,
Elleri henüz küçük, güçsüz,
Tırnaklar simsiyah, 
Eller soğuk yanığı...
Kösele sert, eller küçük, makas kesmez,
Ellermorarır.
Okul çok uzaklarda,
Ev daha da uzak,
Kim hatırlar ki onları...?
Yevmiye 10 çörek parası var-yok,
Belki de 3 Ramazan pidesi.
Bugün nedir, habersiz
Bildiği, sadece yeni ayın ilk günü.
Parası yeter miydi bu ay?
Vitrindeki beyaz spor ayakkabıya?
Yetmedi...
Bodrum katı hayalleri
Alt katta kalakaldı.
Hayat tüm hızıyla devam etti yukarılarda.
Sesler, çığlıklar birbirine karıştı,
Dünyanın karmaşasında...
O gün İşçi Bayramıydı.

Makbule ABALI

1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kutlu olsun.


28 Nis 2019

BİR BAHAR MİMİ...



Bir zamanlar mim doldurmaktan çok da hoşlanmıyordum doğrusu. Hatta önceleri mim'in bloglar içindeki anlamını da çok iyi bilmiyordum.Öğrendim, yaptıkça da sevdim mimleri. Gene de özel yaşamların çok fazla paylaşılmasından yana değilim. Bu mim soruları bana değerli arkadaşım sevgili Tigris tarafından ulaştırıldı. Biraz geç yanıtladığım için bağışlanmayı dileyerek...

1* Bahar bir insan olsaydı, onunla aranız nasıl olurdu?

Ben bir bahar ayında doğmuşum. Bahar benim için en yaşamaya değer aydır. Baharı bir insan olarak düşündüğümde;sakin, ılımlı, hoşgörülü, nazik, duyarlı  bir insan düşlüyorum. Böyle bir insan her zaman can dostum olurdu.

2* Şu ana kadar yaşadığınız hayatın bahar dönemi hangi döneminiz ? O  dönemde neler yaşadınız?

Hayatımın her döneminde karakış da olsa baharlar yaratmaya özen gösterdim. İnanıyorum ki asıl bahar içimizde. Ama "çocukluk" gerçek bahar dönemi.Keşke hayatı zaman zaman geriye sarabilsek...

3*Bahar bir arkadaşınız olsaydı, onun okumaya ihtiyacı olan kitabın ne olduğunu düşünürdünüz?

Bu soruyu çok sevdim. Ama ben "Hediye etmek istediğim kitap" olarak algıladım. 
Yürekten inanıyorum ki; insanların daha duyarlı, daha ılımlı, daha hoşgörülü olabilmeleri için şiirle dost olmaları gerektiğine inanıyorum. Ben dostlarıma şiir kitapları hediye ediyorum.Öncelikle Orhan Veli, Cahit Sıtkı Tarancı ve Behçet Necatigil, Nazım Hikmet, Cemal Süreya şiirleri...
Baharı bu kadar güzel dile getiren bir başka şiir var mı?
"Deli eder insanı bu dünya;
Bu gece, bu yıldızlar, bu koku,
Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç "

Orhan Veli Kanık

Şiirle düşünmek, şiir diliyle duyumsamak ne güzeldir.
Aşağıdaki kısa şiir de Cahit Sıtkı Tarancı'dan:

İLK CEMRE
Kar eriyivermiş, buz kırılmış;
Kuşlar gibi azat olmuş sular,
Toprağa düşer düşmez ilk cemre.
Arzın bağrında bin yol açılmış,
Aktıkça akmış, şadolmuş sular;
Dağ başlarından ta denizlere.

4* Size baharı anımsatan insanlar var mı çevrenizde, varsa kimler?

İnsanları oldukları gibi kabul etmekten yanayım. Hepimizin çevresinde 4 mevsim yaşatan insanlar vardır. Mevsim değişikliklerine hazırlıklı olduktan sonra sorun yaşamıyorsunuz. İnsanlara espri ile yaklaşmayı severim. Kırmayan espriler tabii. Gülümsemek, gülümsetmek bahar havası yaratır. Hiç tanımadığım çocuklar bile bana bahar havası yaşatır. Tatlı bir esinti gibidir tavırları...

5*"Bahar" temalı bir yağlıboya tablo yapmak isteseniz, resmin içinde olmazsa olmazınınız ne olurdu?

Baharı tek yönlü düşünemezdim, uyum içinde çok şey yerleştirirdim tabloya. Güneş, papatyalar, gökkuşağı, uçurtmalar, rengarenk bir çiçek tarlası,salıncaklar, bir piknik masası ve çocuklar.....

6* Bahar yorgunluğu ile mücadele eder misiniz? Yoksa kendinizi baharın kollarına yorgunca bırakmayı mı tercih edersiniz?

Yaşantımız boyunca sağlıklı beslenmeye eşim de , ben de çok özen gösterdik. Gıda maddelerini alırken, tüketirken dikkatliyizdir. Ama bu yıl ben bahara yenik düştüm. 3 zorlu grip, ardından zatürre, sonra bir düşme, iki burun kemiği kırılması...Hala kendime gelemedim. Oysa her bahar ne güzel hayallerim vardır. Her şeye rağmen hala baharı çok seviyorum. Belki uzaktan sevmek mi...?

7* Baharda gitmek istediğiniz coğrafya ?

Huzur bulacağım her yer. Hayatım boyunca huzuru çok önemsedim. Mavi ve yeşilin buluştuğu, suyun aktığı , kuş seslerinin var olduğu  her yer. Gürültüsüz. patırtısız bir dünya.Sessizliğin rahatsız etmediği bir yer. Yanımda okumak için birkaç kitap, yazmak için bir defter ve kalem. Böyle bir coğrafyada ağaçlar ve  çiçekler de olur elbette.

Sorular güzeldi, baharı hayal etmek bile hoş. 10 arkadaşımızın mimlenmesi isteniyor. Aklımdan geçen çok kişi var. Umarım kimseyi zorda bırakmam. Şimdiden teşekkür ederim.

Kıyılar mutedil açıklar kaba dalgalı,
Zihnin arka sokakları,
Yüreğimin iklimi,
Çınar,
Arif Öztürk,
Ayna hikayesi,
Bücürük ve ben,
Hayat izlerim,
Persephone,
Ruhsuz atmaca,
Ruh müzem.
Acemi Demirci

Arkadaşlarıma şimdiden çok teşekkür ediyorum. 
Makbule Abalı . UÇUN KUŞLAR