Sayfalar

çocuklara cinsel taciz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuklara cinsel taciz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Şubat 18, 2018

TOPLUMSAL BİR OLAYIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ... TECAVÜZ



Zaman zaman toplumca dibe vuruyoruz. Çekirge misali tekrar sıçrıyoruz. Çaresiz, ümitsiz... Ve o arada üzülüyoruz, endişe ediyoruz, korkuyoruz. Ama sonra unutuyoruz. Hafızamız zayıfladı. Acılı bir toplum mu olduk, acıya mı alıştık, bilinmez. Acılara tahammülümüz artarken öfkemiz, stresimiz de yükseliyor . Bu arada çok şeyi unutuyoruz; Suç ve ceza kavramını yeniden değerlendirmeyi, toplumca hatalı davranışlarımızı sorgulamayı, neden-sonuç ilişkilerine göre önlem almayı hep unutuyoruz...

Devlet istatistikleri; kadın cinayetleri, tecavüzler konusunda hayallerimizi zorlayan rakamlar ortaya koyuyor. Son yıllarda pek çok değerimizi yitirdik ya da zayıflattık; Onur, utanç, saygı ayıp kavramı, vicdan, merhamet... Nereden nereye...? Bir zamanlar kırsal kesimde kapılar kilitlenmezdi. Kentlerde bile evlerin anahtarları çiçeklerin sulanması için komşulara verilirdi. emanet kavramı vardı. "emanete hıyanet " edilmezdi.

Başka dillerde olmayan bir sözcüğümüz vardı bizim;
"Bacım" Ne içten bir deyişti. Olumsuz bir davranış karşısında "Senin bacın yok mu? " denirdi. Bu soru bile bir empati (kendini karşısındakinin yerine koyma)
sayılabilirdi.İlkokulda kız, erkek aynı sıralarda otururduk. Karşı cins kavramı çok net çizgilerle ayrılmamıştı. Belki o yüzden birbirleri için sakıncalı sayılmazlardı. Oysa şimdi... Önce sıralar, sonra sınıflar ve daha sonra okullar ayrıldı.

Tokalaşmak, uygun sınırlar içinde konuşmak, yardımlaşmak neden yanlış olsun? 
Ne güzel sözdür; "Elinizdeki tek araç çekiçse etrafınızdaki her şeye çivi olarak bakarsınız."
"Tehlikeli" diye nitelendirdiğimiz her şey gün gelir "tehlikeli" kılığına bürünebilir. İçindeki dürtüler su yüzüne çıkmıştır. Kişi karşı cinsi,sadece cinsel bir obje olarak görmeye başladığında toplumdaki yasaklar, tabular nedeniyle davranışları da değişir.

"Önce İnsan" diyebilsek, insani özellikleriyle birini tanısak, onaylasak ya da reddetsek. Güzellik, yakışıklılık zenginlik, güçlü olmak hepsi geçici değil mi? Başka değerleri gözardı ettiğimiz için mi onları değer kaybına uğrattık? Namus, gurur, onur, vicdan, ahlak, masumiyet, utanç nerelerdeler...? Kişinin öz denetimi
değil de "mahalle baskısı" önem kazanınca, temiz duygular sahteleriyle karıştırıldı, değer kaybına uğradı.

Suç ve ceza kavramlarının uygulanışı beyinlerde, yüreklerde soru işareti yaratmamalı. Haksızlıklar kılık değiştirerek, abartılarak haklıyı yenik düşürmemeli.
"Hukuk"  insanların yaşama güvencesi olmalı. Orman hukuku'nun uygulandığı yerlerde kim haklı- kim haksız bilinmez ki. "Kim güçlü- o haklı"  mantığı galip gelir.
İnsanca yaşamak istiyorsak; saygı, sevgi, hak, hukuk, adalet, insanlık uzağımızda değil,yakınımızda olmalı...

Bir toplumda yaşanan her olumsuz olay o toplumda yaşayan bireylerin duygularını da altüst ediyor, kaygı düzeyini yükseltiyor. Ben duygularımı bir şiirle ifade etmeye çalıştım. Dileriz bu tür olaylar son bulur...



                      TECAVÜZ 
Bulduklarında çok kötü durumdaydı;
Düşme değil, kaza değil,
Söylemeye utanıyor insan,
Üç yaşa bile tecavüz.
Henüz üç yaşında bir çocuk;
Bin gün bile görmemiş hayatında,
Yaşanmamış günler, yaşanmamış yıllar...
Koca beden küçücük bedenin üstüne çullandı,
Uykudaydı, haykırdı acıyla çocuk...
Avazı çıktığı kadar bağırdı,
Ağzı kapatılmıştı,
Kulak zarı patladı kendi sesinden.
Duyan olmadı dışarıdan,
Ağzı kapalıydı, bantlanmış,
Gözleri fal taşı gibi açık...
Vahşeti gördü, acıyı duydu,
Sesini duyuramadı, 
dünyanın kuru gürültüsünde.
Eliyle ittirdi kocaman canavarı,
Gücü yetmedi... 
Çağrısına kimseler yetişemedi.
Sesi yankılandı, acılar katlandı, ruhu yaralandı...
Bağırdı... bağırdı... bağırdı...
Sesi kısılıp, kesilinceye kadar...
Sonunda baygın düştü;
Yaralı, zedelenmiş, yorgun,
İncinmiş, bitkin, perişan...
Bir başka uyku sardı bedenini;
Gözleri görmüyordu artık,
Sesi çıkmıyordu, kulakları duymuyordu,
Titremeler vardı minik bedeninde...
Canavarlar ayaktaydı, öfke, kin ayakta.
İnsanlık uykuda...
Merhamet, vicdan, utanç yerlerde...

Makbule ABALI 
Şubat- 2018


                

                                                                                                                                                                       

Mart 24, 2016

AİLEDEN SORUMLU BAKANIMIZ- İSTİSMAR EDİLEN 45 ÇOCUK...



Ülkemizde Aileden Sorumlu bir Bakanlık var. Yüzlerce kadının dövüldüğü, yaralandığı, öldürüldüğü, çocukların kaçırıldığı, cinsel tacize uğradığı bir ülkede böyle bir Bakanlığın adı, varlığı bile insanı mutlu etmeli. Ama hayır. ne yazık ki öyle değil. 

İnsan olarak "gündemde hiç mi iyi bir haber, bir umut ışığı yok" diye aranırsınız bazen. Ama kimi zaman da onca kötü haber arasında çok önemli bir başka haber gündemde yer almaz, kaybolur, gider. Neyse ki o korkunç haber yeniden gündeme geldi;
Konya Karaman'da bir vakıfta orada kalan 45 erkek çocuk cinsel istismara uğruyor. 55 yaşındaki erkek öğretmen bu çocuklardan 10 tanesi için Konya Ereğlisi'nde bir ev açıyor.

4 Mart'ta olay duyuluyor, 12 Mart'ta bir yerel gazetede yer alıyor.
Ulusal kanallarda olayın haber olarak verildiği gün terör olayları da tüm şiddetiyle gündemdeydi. Haber tam yerini bulamadı. Oysa bu olay da tam anlamıyla "cinsel terör" sayılmaz mı? Suç, Adli Tıp raporlarıyla da sabit. 

Haber duyulduktan sonra Aileden sorumlu Bakanımızın bir açıklaması var; "Bir kere rastlanmış olması, karalamalar için gerekçe olamaz." Anne olarak, kadın olarak, eğitimci olarak bu açıklamanın yanlışlıkla söylenmiş olabileceğini düşünüyorum.
Bu durumun günlerce, aylarca sürdüğü söyleniyor. Ardında acı, gözyaşı, pişmanlık, suçluluk duygusu bırakan her olay kişide travma yaratmaz mı? 

"Çocuk istismarı" ülkemizde ne yazık, sık sık gündeme gelen bir konu; Kaçırılan, tecavüze uğrayan, küçük yaşlarda çalıştırılan, koruyamadığımız çocuklar... Koruma altındayken  bile zarar gören çocuklar. Bu konuda bir Bakanlığımızın olduğuna bile sevinemiyor insan. Bu tür sapkınlıklarla karşılaştıklarında ne yapabilecekleri konusunda çocuklara şu açıklamalar yapılmıştı; Sesinizi duyurun, avazınız çıktığı kadar bağırın. Düşünüyorum: Bağırabildiler mi, sesleri çıktı mı, onları duyan, yardıma koşan oldu mu? Anne-babaları yanlarında değildi, cazip vaatlerle aldatıldılar mı?

Bu çocukların hayatında kocaman bir yara açan ve yıllar sonrasını da etkileyebilecek bu olayda kimler sorumlu, kimler görevi ihmalden suçlu? Denetim ihmali var mıdır, kimler göz yumdu, kimler duyup da aldırmadı ya da konuşmadı... Olayı incelemek amacıyla kurulan Meclis Komisyonunda görev alan bir kadın milletvekili, "Dosyada yazılanları okuyunca hüngür hüngür ağladım." diyor.  Suçlu öğretmen için 600 yıllık ceza isteniyor.

Olay öylesine geniş kapsamlı ve etkileyici ki önce toplumsal vicdanların rahatlatılması lazım. İnsanın aklına hemen "istifa" sözcüğü geliyor. Ancak bizim ülkemizde hayal etmek bile zor.