3 Ara 2016

ENGELLENEN HAYATLARIMIZ...



Bazen düşünürüm; Hayatımızda aşmamız gereken, mücadeleyi zorunlu kılan ne çok engel var. Bazen yolumuzdaki bir inşaat çukuru ya da bir kasis. Yanlış yere park etmiş arabalar. Bazen maddi-manevi engeller vardır karşımızda; Yaşlılık, bedensel çöküntüler, ruhsal sıkıntılar hayatımızı istediğimiz gibi yönetmemizi  engeller. Bazen doğa koşulları engeller hayatı; Kar,yağmur, dolu, rüzgar, fırtına felç eder yaşamı. 

Ya bedensel engelleri nedeniyle hayatlarını sürdürmekte zorlanan insanlarımız... Görme engelliler, işitme engelliler, bedensel engelliler, zihinsel engelliler. Çeşitli yönlerden biz onlara rahat edebilecekleri fiziksel ve psikolojik ortamı henüz sağlayamamışken onlar var güçleriyle uyum sağlamaya çalışıyorlar.

Bazen eğitim- öğretim olanaklarından yararlanamıyorlar. Bazen engelli yollarda zorluklarla karşılaşıyorlar. Bazen anlayışsız davranışlarla, empati kuramayan kişilerle karşılaşıyorlar. Böylece engelliler için hayat, düzeltemediğimiz engellemelerle devam ediyor. Ancak iradesini, aklını kullanarak "pes etmeyen", olumsuz fiziki koşullarla, toplumdaki duyarsız insanlarla mücadele edebilen, engel tanımayan, kendisiyle barışık tüm engellileri yürekten kutluyoruz. 

Öte yandan hayatı engelleyen, ama pek farkında olmadığımız ne çok şey var yaşantımızda. Asıl büyük ve zorlayıcı engeller onlar. Doğal olarak engelli olup da engellere alışmış insanlarımıza belki çok da zor gelmiyordur bu ikinci grup engeller. Hayatımıza set çeken, zorlaştıran, canımızı sıkan asıl büyük engeller de var. Örneğin:

Kaba, hoyrat, haşin, acımasız insanların davranışları. Küfürlü, aşağılayıcı konuşmalar. Adil olmayan, haklıyı haksızdan ayıramayan kararlar. Haklı olduğumuz halde söyleyemediğimiz, içimizde kalan sözcükler. Eğitim-öğretimde yanlış uygulamalar, çocukları, gençleri zor durumda bırakan kararlar. İnsanın insana saygısızlığı, haksızlığı, merhametsizliği, aldırmazlığı... 
Ve daha nice davranış, nice durum sayılabilir. Asıl hayata ket vuran, engelleyen pek çok davranış...

Keşke öncelikle onları azaltabilsek, hatta zamanla kaldırabilsek tüm engelleri. O zaman engelli vatandaşlarımız da daha huzurlu , daha mutlu olmaz mı...?



3 Aralık Dünya Engelliler Günü'nde ve sonrasında yaşamları boyunca tüm engellilerin hak ettikleri gibi uygun bir ortamda, güzel bir dünyada yaşayabilmeleri yürekten  dileğimizdir.

30 Kas 2016

YANIYORUM ANNE...



Gece zifiri karanlıktı,
Önce duman kokusu duyuldu,
Ansızın alevler göğe yükseldi...
Kapılar kapalı, gece karanlık.
Çığlıklar, çığlıklar, çığlıklar...
Yanıyorum anne...
Bağırdım, duymadın,
Tutuştu her taraf
Sen yanımda değildin anne,
Ben yurtta, sen evde,
Kilometrelerce uzaktaydın anne.
Bense tek başıma,
Ben yandım ta içimden,
Ben tutuştum anne...
Oysa okumaya gelmiştim;
Doktor, öğretmen ya da hakim olmaya,
Hayallerim, umutlarım da yandı anne,
Ben tutuştum onlar da alev aldı.
Vedalaşamadım kimseyle,
Kavrulmuş elimi uzatamadım.
Ben gidiyorum, elveda anne,
Her şey kül oldu.
Kötü bir rüya gibi, kötü bir masal gibi,
Yandı bitti kül oldu...

Makbule Abalı 2016




27 Kas 2016

YAŞAMIN İÇİNDEN FARKLI GÜNLER...




Çevremizle ilgili gözlemlerimiz bizi belli yargılara götürüyor; Bazı konularda daha kesin düşüncelerimiz oluşuyor. İnanıyor ya da reddediyoruz.  Ben bir kez daha inandım ki ; Belli bir yaştan sonra özellikle birtakım hastalıklar bedeni ve organları yıpratmaya başlamışsa, kişi ne çok kalabalıktan ne de yalnızlıktan hoşlanıyor.

Güler yüz, içten bir tebessüm harika etkiler yaratıyor. Çok iyi duymuyorsa bile sakin, yumuşak bir ses tonuyla konuşmak rahatlatıyor. İnsanoğlu hayatının her döneminde ama özellikle yaşlılıkta hele rahatsızsa "insan sıcağı" arıyor; El ele tutuşma, kol kola girme, omuza-sırta dokunma gibi... 

Yaş ilerlemeden önce yaşlılığa hazır olmak lazım. Mersin Yaşlı Yaşam Merkezi'ndeki "Aktif Yaşam Merkezi" çok yararlı etkinliklerin yapıldığı bir yer. Etkinlikler sürerken kapıdan baktığınızda içerideki enerji kanallarını hissedebiliyorsunuz adeta.
Kamp süresince etkinlikler devam etti. 3 gün hasta yakınlarına, aile hekimlerine ve hastalara yönelik çalışmalar sürdü.

Hastalığa nasıl tanı konulur, nasıl  tedavi edilir, hastalıkta davranış sorunları, hukuksal sorunlar, rahatlama teknikleri, hasta bakım eğitimi, ebru çalışması gibi . Ankara, İzmir ve Denizli'den katılan uzman konuklarımız vardı. Kamp 3 günün sonunda katılım belgelerinin verilmesiyle son buldu.

Yaşlı Yaşam Merkezi'nde farklı yaşanan bir başka gün de 24 Kasım Öğretmenler Günüydü.Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği'nden öğretmenler, Teknik Öğretmenler, Sınıf Öğretmenleri ve diğer Emekli Öğretmenler...

Koronun saz ekibi güne renk ve ses kattı. İçli, duygulu sesleriyle emekli öğretmenlerimizden de anlamlı şarkılar dinledik. "Eski Dostlar, Bekledim de gelmedin..." gibi. Alzheimer meslek, cinsiyet tanımıyor. Bu  zor hastalık öğretmenleri de bulmuş. Aynı sözcükleri tekrar tekrar söylemek, muhakemenin zayıflaması, çabuk sıkılmak,
unutkanlıklar...


Yaşlı Yaşam Merkezinde, yaşamın içinde geçirilen farklı günler farklı duygulanımlar ve farkındalıklar yarattı.
Hayat boyu öğreneceğimiz ne çok şey var; Hepimiz bazen hem öğrenci, hem öğretmeniz. Öğrendiğimiz pek çok bilgiyi zamanla unutsak da sevgi dolu, özverili, insan iyisi öğretmenlerimizi herhalde kolay kolay unutmayacağız...  


24 Kas 2016

BENİ DUY ÖĞRETMENİM...




Okullu olduğumda
Nasıl da sevinmiştim öğretmenim
Boyum kısacıktı, tahta kocaman...
El yazısıyla yazacağız demiştiniz
Anlattınız, gösterdiniz, yazdınız
Ama ben yapamadım öğretmenim
Oysa elimle yazmıştım el yazısını
Olmadı, beğenmediniz,
Bir sayfa da evde yazdım, yoruldum.
Olmadı, gene beğenmediniz,
Yüzünüz asıldı...
Yazılıda 1 aldım, ağladım.
Sınıf başkanı 5 aldı sevindi, güldü.
Ben sizin gülümsemenize hasrettim...
İtmeyin öğretmenim, elim titriyor,
Ben de okumak-yazmak istiyorum. 
Vurmayın öğretmenim,
Gül bitmiyor vurduğunuz yerde.
Oysa babam öyle demişti,
Gül gibi kızardı sadece...
Beni duy öğretmenim
Ne olur bari bugün beni duy, beni anla öğretmenim...

Makbule Abalı
 24.11.2016


Çocukları incitmeyen, sevginin üstün gücüne inanan, özverili tüm öğretmenlerimizi kutluyor, sevgi ve saygılarımı iletiyorum. 

18 Kas 2016

YALNIZ VE MUTSUZ KADINLAR...




Henüz 17 yaşında; yorgun, çileli, bitkin...
Uzun kumral saçları dağınık, yün hırkası solgun,
Hep düşleriyle yaşadı, bodrum katının küçücük odasında.
Sokak lambasının gölge oyunlarında neler kurdu bilseniz.
Gece yarılarına dek ayak seslerini dinledi,
Kırık camın penceresinden.
Ne niyetler tuttu şarkılardan,
Kırık boy aynasında ne kılıklara büründü.
Fotoroman sayfalarında öyle büyük aşklar yaşadı ki
Şaşardınız...
Gazetelerden az kupon biriktirmedi;
Apartman katının, son model kırmızı arabanın sevdasına. 
Ay başlarında sinemaya gitti ağlamak için,
Türkan Soray'ın dramına.
Bekledi hep bekledi bir masal prensini
Ve bir gün kandırıldı, çok ağladı, çok çırpındı...
Sesini kimseler duymadı, kederini kimse görmedi.
Evlendi tacizci patronuyla...
Taşındı; bodrum katının titrek ışığından
Bir apartmanın avizeli salonuna...
Bodrum katının küçük odasında umutlar, tutkular, hayaller,
Üst katta çıplak gerçekle yüz yüze mutsuz, yalnız bir kadın kaldı...

Makbule Abalı




16 Kas 2016

"BİR SONBAHAR VURGUNU"






Sonbaharın hüznünü ben en çok insanların terk ettiği yerlerde hissederim. Yaylalar, sayfiyeler, yazın özenle bakılan, keyfi çıkarılan bahçeler... Yaz sonunda birden terk edilmiş, bakımsız, tarumar, ıssız kalmıştır. İnsan olmayınca mekanlar da ıssızlaşıyor. 
Terk edilmiş yerlerde sonbahar daha belirgin. Ahmet Özhan'ın sesinden "Bir sonbahar vurgunu" ne güzel bir şarkıdır. Bana hep sonbaharı düşündürür.

Geçen hafta yaylaya bir ziyaret yaptık. Bir sonbahar vurgunu yemiş gibiydi her yer. Dökülen yapraklar renk değiştirerek farklı bir zemin oluşturuyor adeta. Sarı ile kahverenginin uyumlu beraberliği kızıla dönüşerek yeni bir renk oluşturuyor, soluk renkler hayat buluyor. Yazın canlılığı sonbaharın hüznüyle noktalanmış adeta.


Yazın gölgesinde oturulan görkemli ceviz ağaçları şık elbiselerini çıkarıp eski püskü giysilerini giyinen insanlar gibi. Sarmaşıklar artık talvarın altında güneşi kesmiyor. "Benim görevim buraya kadardı" der gibi. Sabah akşam bir koro halinde ötüşen kuşlar yuvalarını terk edip gitmişler. Gelecek yaza kadar kim bilir hangi sıcak diyarlarda olacaklar? Kuş seslerine alışan kulaklar gene onları arıyor. Sulama havuzunun kenarından nasıl dikkatle su içerlerdi.


Kaynaklardan akan sular da azalmış. Kış-yaz burada yaşayanlar "Bu yıl kuraklık olur" diyorlar. Uzun zamandır yağmur yağmamış. Ağaçlar susuz. Oysa yazın toprak suya doymuştu. Her yer semizotu tarlası gibiydi. Bu yaz sebze-meyve bolluğu vardı. Yaz sonuna doğru yağan dolu elmalarda, ayvalarda, cevizde hep yaralar bırakmış. Kiraz, dolu zamanından önce olgunlaşınca yara almaktan kurtuldu. 

Çınaraltı Kahvesindeki asırlık çınarlar da yapraklarını dökmüşler. Oysa yazın gölgesinde ne güzel sohbetler, konuşmalar olurdu.  Yazın kurulan pazar artık kurulmuyor. Yeri boş. Okullardan   taşımalı eğitim var. Çocukların sesi de olmasa tam sessizlik hakim olacak beldeye. Onlar her mevsim cıvıl cıvıl...

Yazın kentin boğucu sıcaklarından insanlar yaylaya kaçıyorlardı. Şimdi soğuktan kente gidiyorlar. Geceleri evlerde odun sobası yanıyor. Yakında odun, kömürle buluşacak. Şimdilerde sabah kahvaltısındaki bazlamalar dışarıda sacda değil. içerideki sobanın üzerinde pişecek. Yanında keçi peyniri, saf tereyağ, ve bal da güzel bir üçlü oluşturacaklar. Sonbahar hüznü coşkuya dönecek o zaman. 

Beldede dolaşırken uzaklardan sahipsiz köpek sesleri geliyor. Kediden çok köpek var buralarda. Köpeklerin ev bekçiliğine ihtiyaç oluyor sanırım. Aylarca evini, sahibini koruyan köpekler şimdi boş sokaklarda yarı aç, yarı susuz dolaşıyorlar. Görüntüsüyle fark yaratanlar daha şanslı, onu birileri sahipleniyor belki.

Sonbaharın bitimine iki hafta kaldı. Ardından karlı bir kış gelecek belki de. Bazı yörelerimize kar merhaba dedi bile. Bu sonbahar elbet "son bahar" olmayacak. Yaşantımızda kimi bahar, kimi kış farklı mevsimler yaşanacak.
 Ünlü şair Yahya Kemal  Beyatlı bir şiirinde sonbaharı şöyle vurguluyor: 
Günler kısaldı... Kanlıca'nın ihtiyarları
Bir bir hatırlamakta geçen sonbaharları
Yalnız bu semti sevmek için ömrümüz kısa...
Yazlar yavaşça bitmese, günler kısalmasa...







9 Kas 2016

ÇOCUK GÖZÜYLE ATATÜRK



O küçücüktü, Ata çok büyük
O büyüdü Ata da giderek büyüdü gözünde
Bir masal gibi dinlemişti önce;
Sonra anaokulunda tanıttı öğretmenleri
Resimlerini gördü, çok sevdi;
Sarı saçlı mavi gözlü bir güzel adamdı o
İlkokulda büyük adam olduğunu öğrendi
Ezberledi pek çok şeyi;
Annesi Zübeyde Hanım, Babası Ali Rıza Bey
Doğum yeri Selanik.
Yıllar önce öldüğünü öğrenince nasıl da ağlamıştı
Önce sadece resimler vardı bakılan
Sonra şiirler okudu tam anlamadan
Hayatını ezberledi çok da bilmeden
Asıl sonra başladı her şey;
Okudu, anladı, hayran oldu,
Öğrendi... öğrendikçe daha çok sevdi.
Okudukça, dinledikçe, izledikçe inandı;
Eşsiz bir insan, bir kahraman, unutulmaz bir liderdi o.

Makbule Abalı 2016





ATAMIZ'I  ölümünün 78. yılında saygıyla, sevgiyle anıyoruz.

1 Kas 2016

YAŞAMIN İÇİNDEN...YAŞLI YAŞAM MERKEZİ



Çocukluk ve yaşlılık; hayatın birbirinden uzak iki durak yeri. Duraklarda yaşam aralıksız devam ediyor ama birinde hızlı çekimde, diğerinde ağır çekimde. Bu iki farklı yaşam noktası gün gelip bir araya geldiğinde ortaya seyrine doyum olmayan tablolar çıkıyor adeta. Sevgi, şefkat, vefa, merak, deneyim; hepsi renk ve şekil vermiş, anlam kazandırmış bu ölümsüz tablolara...

Çocuklar ve yaşlılar hayatın iki farklı yönünde duruyorlar. El ele tutuştukları zaman nasıl da güçlüler. Enerji akışı oluyor adeta. İki farklı kuşaktan neler neler öğreniyoruz. Ak saçlar, kırışmış yüzler, çökük omuzlar yorgun yılları simgelerken; muzip bakışlar, gülen mahcup yüzler, yorulmayan bedenler de enerjiyi, canlılığı, yaşama sevincini vurguluyor. Yaşlı Yaşam Merkezi'nde  bunların hepsini aynı anda görmek, yaşamak mümkün.


Yakın zamanda açılışı yapılan bu güzel bina Türkiye Alzheimer Derneği- Mersin Yaşlı Yaşam Merkezi. Binanın içine girdiğiniz anda yaşlı sözcüğünü unutuyorsunuz, dolu dolu "yaşam" etkinlikleriyle karşı karşıya kalıyorsunuz. Haftanın her günü "Aktif Yaşam" etkinlikleri de sürüyor. Belli bir program dahilinde nefes çalışmaları, boyama, rölyef, ebru çalışmaları, TSM Koro çalışmaları, oryantiring (yön bulma), spor, takı tasarım, hobi bahçeleri, sağlıklı pasta-yemek kursuna katılabiliyorlar.


Hasta yakınları hastalarını 08.00- 1700 arasında Merkeze bırakıyorlar. Günlere göre etkinlikler gündüzleri sürüyor, akşam evlerine dönüyorlar. Merkezde bir Nöroloji uzmanı, Sosyal Hizmet Uzmanı, Psikologlar, Hemşireler bulunuyor. Zaman zaman üniversitelerden, Sivil Toplum Kuruluşlarından gönüllü gençler katılıyor. 

Genellikle 60 yaş üstü "Gönlü genç" insanlar burada adeta. Etraflarındaki sevgi çemberi onları öylesine sarmış ki yapabildikleri ölçüde etkinliklere katılmaya çalışıyorlar. Yaşlı insanlar Yaşlı Yaşam Merkezi'nde yaşama anlam katma çabasındalar.

Yaşlı Yaşam Merkezinde yaşama bir tül perdenin ardından bakıyor, hayata dair kıyaslamalar yapıyorum. "İnadına yaşamak" sözcüğü şimdi daha bir anlam kazanıyor...



Yıllar öncesinden Montaigne sesleniyor: 
"İnsan durmadan bir şeyler yapmalı, yaşama çabalarını elinden geldiği kadar sürdürmeli.
Dilerim ki ölüm , beni lahanalarımı dikerken bulsun;
Ama ne ölüm umurumda olsun, 
ne de yarım kalmış bahçem."

30 Eki 2016

BAYRAM VE ÇOCUKLAR...



Bir zamanlar 29 Ekim Cumhuriyet Bayramları okullarda da kutlanırdı. Sınıflar hazırlanır, küçük bayraklar asılır, renkli krapon kağıtlarından süsler, fenerler yapılırdı. Coşkuyla rontlar oynanır, şiirler, şarkılar söylenirdi. Daha büyük sınıflar okul dışında resmi geçide katılırlardı. Biz büyümeyi beklerdik sabırsızlıkla. Bugün o günleri andım yeniden.

29 Ekim günü sabah saat 11.00 de Mersin Mezitli'de bir Gündüz Bakım Evinde bayram kutlamasına davetliydik. Çok yakınımızda yeni bir kurum burası.  Her sabah çocukların neşeyle gelişini, anne-babalarına el sallayıp binaya girişlerini gözlüyoruz. Öyle güzel bir tablo ki bu. Çocukların olduğu her yer güzelleşiyor. İçtenlik, doğallık içinde enerjikler, mutlulukları yüzlerine yansıyor. Şairin dizelerini mırıldanıyorum; "Çocuklar beni de alınız içinize ne olur..."

Mersin Mezitli Belediyesi ile işbirliği ile yapılmış bir kurum burası. Belediye yapının arsasını vermiş. Hayırsever bir emekli eğitimci     Bircan Tüfekçioğlu okulu yaptırmış. Okula öncelikle belediye personelinin çocukları alınıyor.Halen 130 çocuk var. 3-5 yaş arası çocuklar el ele tutuşmuşlar, öğretmenlerinin eşliğinde Cumhuriyet Bayramını kutluyorlar. Rengarenk harika bir görüntü bu. Mutluluk, heyecan, coşku var bu kutlamada. Ünlü şair-yazar Sunay Akın da aramızda.

Sınıfların içi ve bahçe çok güzel düzenlenmiş. Küçük bir dünya burası. Bu büyülü ortam insana çocuk olmayı çağrıştırıyor. Biz de heyecanlanıyor, umutlanıyoruz. Geleceğe dair güzel düşler kuruyoruz. Bu minicik eller büyüyecek. Ve Cumhuriyet emin ellerde olacak. Tören sonunda Belediye Başkanı Sn. Neşet Tarhan'a hediye olarak bir kutu veriliyor. Kutunun içinde çok anlamlı bir hediye var. Bir barış güvercini.  Başkan güvercini uçururken çocuklar, konuklar hep birlikte coşkuyla alkışlıyorlar.

Bu şiirsel ortam insana şiir dünyasını düşündürüyor. Ünlü şairlerden çocuk şiirlerini...

DÜNYAYI VERELİM ÇOCUKLARA

Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne
allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar
oynasınlar türküler söyleyerek yıldızların arasında
dünyayı çocuklara verelim
kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi
hiç değilse bir günlüğüne doysunlar
dünyayı çocuklara verelim
bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı
çocuklar dünyayı alacak elimizden
ölümsüz ağaçlar dikecekler.

Nazım HİKMET.

Tören biterken içimden tekrarlıyorum: "Ölümsüz ağaçlar dikecekler..."  Ve Barış Güvercinleri uçuşacak gökyüzünde...



28 Eki 2016

NASIL GEÇTİ ONCA YIL...?



CUMHURİYETİN İLANINDAN BU YANA 93 YIL GEÇMİŞ.

Onca yıla rağmen ATAM; henüz çocuklar, gençler ve kadınlar senin düşündüğün konumda değiller. Bir gün hak ettikleri yerde olacaklarına inanıyoruz.


24 Eki 2016

MİMLERLE DOST OLMAK...



Mimlere pek alışamamışken sanırım artık dost olmaya başladım. Her mimle birlikte kimliğimizden, kişiliğimizden küçük parçaları blog sayfalarına bırakıyoruz; Sevdiğimiz kitaplar, masallar, bloglarla ilgili düşüncelerimiz...vb.

Bu kez "Ayna Hikayesi" bloğunun sahibi sevgili Aytül Örcün'ün davetlisiyim. (aynahikayesi.blogspot.com. tr.) Aytül Örcün nazik, anlayışlı bir dost.İyi bir okuyucu.
 ( Satır Arası Mim  2:) Bu mimin ilkine katılmamıştım.

SORULAR:
1- Kendinizi nasıl bir blogger olarak görüyorsunuz?
Kendimi insandan yana, iyi ve güzel şeylerin olması için çaba harcayan, umutlu-iyimser bir blogger olarak tanımlayabilirim. Her konuda yazıyorum ama özellikle çocuklar, yaşlılar, doğa, güncel olaylar favori konularım. Duygu ve düşüncelerimi bazen bir şiir, bazen bir öykü, bazen de düz yazı ile ifade ediyorum. 

2- Bloggerda yapacaklarının ne kadarını yapabildin? Aklında neler var bahseder misin?
Önceleri hep günlüklere yazarken yazdıklarımın kalıcı olmasını istiyordum. İçimden geldiği gibi, kendimce koyduğum belli kurallar çerçevesinde yazıyorum. Yazmakla mutlu oluyorum.

Teknik konularda çok eksiğim olduğunu düşünüyorum. Bloğa video ekleme. fotoğrafları düzenleme... gibi.Keşke bu konularda bilgisi yeterli bir arkadaşımız bir kitapçık çıkarsa, bilmeyenler yararlansa.

3-Yazılarının arasında en başarılı gördüğün ve "bunu da okumalılar" dediğin iki yazın:
"En başarılı" deyince bunun değerlendirmesini okurlar yapmalı. Bütün yazılarımı içimden gelerek, severek yazıyorum ve hepsini seviyorum. Ama blogda sağda yazıların okunma oranına göre bir istatistik var. Orada daha öne çıkan yazılar var. Onlar benim de favorilerim.
"Yeniden Çocuk Olmak" çok sevdiğim bir yazımdır. Ve yazarken çok etkilendiğim, duygulandığım birkaç yazım:
"Bir Sevda Hikayesi"
"Bir Tren Yolculuğu"
"Geçmişi Anmak"

Sanırım nostaljik yazıları daha çok seviyorum.



Kimi mimleyeceğimi bilemiyorum. Sanki herkes yapmış gibi.
Tüm blog arkadaşlarıma sevgilerimi gönderiyorum.

21 Eki 2016

OKULLAR AÇILDIĞINDA...



Geçmişte bize bir konuda eğer haklıysak, hakkımızı uygun biçimde istemenin önemli olduğu vurgulanmıştı. Ailemiz, öğretmenlerimiz hep haklıyı, doğruyu savunurlardı. Kimseyi aşağılamadan, onurunu zedelemeden ama konuşarak, anlatarak, nedenleri açıklayarak anlatmalıydık haklılığımızı. Öyle yapmaya çalıştık.

Şimdilerde eğitim-öğretimde bazı uygulamalar, haksızlıklar, kişiliği hedef alan yanlış davranışlar biz eski eğitimcileri şaşırtıyor, üzüyor, can yakıyor. Düşünüyorum da; unutamadığımız öğretmenler asla bol not veren, taraf tutan öğretmenler değildi. Özellikle ayrım yapmayan, hak yemeyen, davranışlarıyla örnek olan öğretmenlerdi. Örnek davranışlarla ailede veya okullarda yetişen çocuk ve gençler yetişkin olduklarında da yasalara uygun davranan, başkalarına zarar vermeden haksızlıklara karşı çıkabilen birer birey oluyorlardı.

Ben "Ama neden" diye soran-sorgulayan çocukları daha çok seviyorum. Merakımızı uygun şekilde sormalı ve cevap aramalıyız.
Devlet büyüklerimizden biri de böyle demiyor mu? Neden takdir-teşekkür almış, eğitime gönül vermiş öğretmenlerimizin ansızın görev yeri değiştirilir? Neden öğrenciler öğrenim gördükleri köklü okullardan alınıp başka okullara gönderilir? Amaç öğrenciyi mi, öğretmeni mi, veliyi mi cezalandırmak? Proje Okullarının işleyişi hala tam anlamıyla anlaşılamadı, anlatılamadı.

Dün televizyon haberlerinde Milli Eğitim Bakanını izlerken nasıl da üzüldük. Önemli bir soru soruluyor, Bakan Bey hiç dinlemeden "Hayır...hayır...hayır...hayır..." diyerek hızla uzaklaşıyor. En yetkili ağızdan öğrenilemeyen bilgi kimden ve nasıl, ne zaman öğrenilecek? 

Eskilerden daha şanslı olması gereken bir kuşak yıllardır neden hep sorunlarla boğuşuyor? Neden sınavlarda hep güvensizlik oluşuyor?
Öğretmenlerin mülakat sınavları neden hep kuşkular yaratıyor, bilinmezlikler içinde uygulanıyor. Belki güzel şeyler de oluyor ama bunca olumsuzluk gözümüzü karartıyor, içimizde isyan duyguları uyandırıyor. 

Daha şimdiden; okuma çağında, henüz yolun başındaki çocukların kafasında haklı-haksız, doğru-yanlış karmaşasını yaratmamak lazım. 

19 Eki 2016

KİTAPLARLA DÜŞÜNMEK...MİM- EN SEVDİĞİM KİTAPLAR.




Mimlerle yeni yeni tanışıyorum denebilir. Sevgili Buzlu Kalem tarafından mimlenmişim. Onunla da tanışıklığım yeni sayılır. Ama eski bir dost gibi seviyorum; yazılarındaki içtenlik, sadelik, yalınlık, güzel ifade beni onun bloğuna bağladı. 

Mim yazısında adımı görünce şaşırdım doğrusu. Hayır demek mümkün değil. Beni yeniden geçmişe yönlendirdiği için sevgili Buzlu Kalem'e çok teşekkür ederim. 

Kitaplar hayatımın her döneminde vardı. Bir dönem "Hızlı Okuma Kurslarına" uygulamacı öğretmen olarak katıldım. Ancak yıllar geçtikçe insanın okuma hızı yavaşlıyor. İnanıyorum ki ilk okuma  çağlarında, kitaplarda yazılan her şeyin doğru olduğunu düşünüyorsunuz. 

Sonra eleştirel okuma başlıyor, kitaplar konusunda daha seçici davranıyorsunuz. Bir yazarı benimsiyor, onun kitaplarını arıyorsunuz. Bazen konularına göre kitap ayırt ediyorsunuz. Zamanla yazarın anlatım biçimi, edebi dili, kahramanların karakter özellikleri de önem kazanıyor. Giderek seçimleriniz netleşiyor.

Ben insanın psikolojik  ve sosyal yapısına ağırlık veren kitapları çok seviyorum. Yazım dilini önemsiyorum. Sade ve yalın bir dili tercih ediyorum. Öyküleri romanlardan daha çok seviyorum.

Hep düşünmüşümdür; çok eskiden sevdiğim, etkilendiğim kitaplar hakkında yargım değişmiş midir? Sanırım çok büyük değişim olmadı. Eski kitaplarım itibarlarını kaybetmediler. Belki beğeninin derecesi düştü ya da yükseldi, sıralamada yer değiştirenler oldu.

İçindeki cümlelerin altı çizilerek, notlar alınarak okunan başucu kitaplarını da çok severim, onları gözüm gibi korur, saklarım. Kitaplar iyi ki hayatımızda varlar. Dünya kitaplarla güzel...

Yaşam boyu çok değerli kitaplarla tanıştım. "En çok sevdiğim kitaplar" başlığı altında onları 15'le sınırlı tutmak bazılarına haksızlık sayılmaz mı? "Etkilendiğim kitaplar" desem kural bozucu olmam değil mi? (Sıralamayı derecelendirme esasına göre yapmadan:)

1- Küçük Kadınlar-Louisa m. Alcott
Çocukluktan ergenliğe, gençlik çağlarına geçerken çok severek defalarca okuduğum, kahramanlarıyla kendimi özdeşleştirdiğim harika bir kitap.


2-Küçük Prens- Antoine de Saint Exupery
Eminim pek çok kişinin başucu kitabı olmuştur.Altı çizilerek okunmuş kitaplar arasındadır.

3-Yenişehir'de bir öğle vakti-Sevgi Soysal
Öyle naif, ince düşünceli bir yazardı ki okumaya doyamazdınız Sevgi Soysal'ı. İyiler, duyarlı insanlar çok uzun yaşamıyor.

4- Yabancı- Albert Camus
İlk Varlık Yayınları arasında okumuştum. İncecik ama dopdolu bir eser. Okudukça bilgilenir, eğitiliriz adeta.

5-Fareler ve İnsanlar- John Steinbeck
İnsan karakterleri üzerine bir başyapıt. Çok duygulanarak okuduğumu hatırlıyorum.

6- Yaşama Uğraşı- Cesare Pavese
 Cevat Çapan'ın çevirisiyle yazarın günlüğü ve son kitabı. Bir başucu kitabı. Çoğu cümlenin altını çizmişim. Onlardan biri: "Yaşlanmak belki kötüdür ama çocuk kalmak en kötüsü."
 Bir başkası: "Oysa herkes öldürür sevdiği şeyi,
Bu herkesçe biline,
Kimi sert bir bakışla yapar bunu,
Kimi övücü sözlerle."


7- Suç ve Ceza- Dostoyevski
Suç ve Ceza'yı okuduktan sonra Dostoyevski'nin bütün eserlerini okumuştum. İnsanın iç dünyasını ne güzel anlatır, insan psikolojisini nasıl anlayışla ele alır.

8- Gazap Üzümleri-John Steinbeck 
Bir yazarın sevdiğiniz bir eseri diğer bir eserini  çağrıştırıyor. Okuyor, çoğu kez yanılmıyorsunuz. Güçlü bir aşk işleniyordu Gazap Üzümlerinde.

9- Dinle Küçük Adam- Wilhelm Reich
Yıllardır okumaktan vazgeçmediğim bir kitap. Kitap eskidi, yıprandı ama içindeki deyişler güncelliğini hiç yitirmedi.

10- Açlık- Knut Hamsun
Tiyatroda da izlemiştim. Çok çarpıcıydı. Psikolojik romanlardan sayılıyor.

11- Kıyılara Kaçan Kadınlar- Seda Arun tarafından derlenen, 25 kadının gerçek yaşam öyküleri.
Türkiye'de kadınların durumunu sergileyen, mücadelelerini anlatan etkileyici bir kitaptı
.

12- Bir dinozorun anıları- Mina Urgan
İçtenlikle yazılmış, ülkemiz sorunlarından söz eden bir kitap. Mina Urgan'ın yaşama bağlılığına ve beyin gücüne hayran kalmıştım.

13- Geniş zamanlar- Ayşe Kulin
Ayşe Kulin'in "Adı Aylin" ve "Kardelenler" adlı eserlerini de okumuştum. Ama Geniş Zamanlar bence farklıydı.Düşündüren, duygulandıran, inceden inceye insanı işleyen bir kitap.


14-Kadından Kentler- Murathan Mungan
Farklı kentlerde yaşayan kadınların hikayeleri ayrı ayrı işlenip bütünleştirilerek kitap tamamlanıyor. Şiirsel bir anlatımı vardı.


15- Aslında kitapları 15'le sınırlamak çok zor. Son maddeye birkaç kitap  daha sığdırsam mim kurallara uymamış mı olurum? Ama konu kitaplar olunca...
Bütün hikayeleri- Sait Faik
Bütün şiirleri- Orhan Veli
Paulo Coelho- Simyacı
Dünde saklı yarınlar- Doç. Dr. Güliz Elal

Kitaplarla düşünmek, birlikte olmak ne güzel...
Teşekkürler sevgili Buzlu Kalem, kitaplarımla yeniden buluşma fırsatı yarattığın için...