23 May 2017

İNİŞ ÇIKIŞLI HAYATLAR...



Hayatın içinde yaşam devam ederken bazen inişe geçtiğimiz zamanlar oluyor; Hayat kesintiye uğruyor, ansızın, hiç hazırlanamadan... Yaşam durmuyor ama aksıyor, yavaşlıyor, hızınız kesiliyor. İnsanız; bazen bir hastalık, bazen bir kaza, bazen daha farklı bir nedenle hayatın normal işleyişi değişiyor. 

İnsanız; Hiçbir şey şaşırtıcı gelmiyor. Her şeye, ansızın çıkıveren sürprizlere  hazırlıklı olmalı insan. Bazen sevdiklerimiz, bazen bir yakınımız, sevdiklerimiz, eşimiz ya da kendimiz zor durumda kalabiliriz. Hastalıklar veya zor durumlar karşısında "pes etmek" ya da "mücadele etmek" gibi iki farklı yol var. Tehlikeler karşısında hep böyle yapmıyor mu insanoğlu?

Dengeler bozulduğunda, bedenimiz ya da ruh sağlığımız etkilendiğinde zor anlar yaşanır. Yaşam inişe geçmiştir. Ancak biliriz, mücadele ederek bu zor günlerin de üstesinden gelinecektir. İşte o zaman nasıl bir mutluluk yaşanır; Fırtınalı bir denizde mahsur kalmışken uzaklarda kıyının fark edilmesi gibi. Sağanak bir yağmurun ardından pırıl pırıl bir güneşin çıkması gibi. Karanlık bir tünelin ucunda ışığı görmek gibi...

Hayatın kesintiye uğradığı yerde bir başka çözüm elbette vardır. Bugünün tekrarı yoktur ama yarın yeni bir gün başlayacaktır. Her yeni gün yeni bir ışık, yeni bir umut değil midir? Yenilenen her takvim yaprağı hayata yenik düşmediğimizin bir göstergesi sayılmaz mı? 

Yıllar geçtikçe daha iyi anlıyor insan; Mutsuzluğun panzehiri, yaşama sevinci, umut ve hayata tutunma çabası. Tıpkı kupkuru- çorak yerlerde, kayaların arasında yetişen, susuz da açan çiçekler gibi...
Yaşamla mücadele ederek "İnadına yaşamak" gibi...


14 May 2017

BİR ANNELER GÜNÜ'NÜN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ...



Her anneler Gününde biraz burukluk yaşarım. Sadece annemi kaybetmiş olmaktan ötürü değil; yakın-uzak çevremizde, ülkemizde hatta dünyada annesini kaybetmiş milyonlarca çocuk adına kaygılanırım, üzülürüm, çaresizlik hissederim. Sevdiklerimizi tek gün anmak tabii ki yeterli değil. Ömürlük bir duygu tek güne, birkaç saate sığar mı?

Ergenlik döneminden sonra her şey farklı düşünülüyor. O yaşlara kadar hayatın içinde her şeyi oyun gibi algılıyor insan. O yıllarda anneler gününde şiirler yazar, kır çiçekleri toplar, yaratıcılığımızı kullanarak oluşturduğumuz minik hediyeleri zarfa koyar, annemize verirdik. Bazen zorlanırdık ama annemin yüzündeki aydınlanmayı görmek için emeklerimize, çabalarımıza değerdi.

Bir anneannem, bir babaannem hiç olmadı. Şimdi torunlarının elinden tutmuş yürüyen tonton insanlara imrenmem belki de o yüzdendir. Bazen bir puset, bazen bir bisiklet eşlik eder bu yürüyüşe. Büyükler de çocukların temposuyla ağır ağır yürürler. Sesleri en yumuşak tonda, yüzlerinde bir gülümseme ile minik ellerle yılların buruşturduğu eller el ele bir maraton sürer gider...

Bazen hiç tanışmadığımız halde, bir bankta dinlenirken konuşuruz bu güzel insanlarla. Bazen yolda bir "Günaydın" bir "Merhaba" ile başlar konuşma, sürer gider. Onlar da mutludurlar birilerine iç dökmekten ya da karşılıklı konuşmaktan. İnsan insanı arar daima. Toplumda güven azalmışsa bile küçük bir tanışma aralığından sonra içinizden gelen güvenle cesaretleniyorsunuz. 

Annem de, babam da annelerini hiç tanımamışlar. Annem henüz bebekken, doğduktan çok kısa bir zaman sonra annesini kaybetmiş. Babam da "Çok çok küçükken" derdi. İkisinde de annelerinin fotoğrafı yok. Annemi babası ve büyük ablası büyütmüş. Çocukluk işte; belki o yüzden küçükken annemin teyzeme olan sevgisini, ilgisini çok kıskanırdık. Ve sonra Onun ölüm haberiyle duyduğu büyük üzüntü, yıkım adeta. Gençliğimize rastlamıştı. Gece çalan her telefon o yüzden ürkütür beni...

Aralık Ayı sanki ölümlerin yaşandığı ay gibi gelir bana. Oysa ayların ne suçu var? Annemi bir 8 Aralık günü kaybettik.Ama O kendinden 10 yıl önce bir 12 Aralık günü kızının ölümüne tanıklık etti. Bir güzel insanı, benim için unutulmaz bir kardeşi erken yaşta kaybettik o gün. Çok iyi yetişmiş kızı ve oğlu hayatı en iyi şekilde devam ettiriyorlar.


Asıl olan anıları yaşatmak değil midir? Anılara sahip çıkmak, yaşamı yaşanabilir kılmak. Yitirdiklerimizi saygıyla, sevgiyle anmak. Mezarlığa her gidişimde çocuk mezarları da dikkatimi çeker.Çok erken yaşta hayata veda etmişlerdir.Bazen 5 günlük, bazen birkaç aylık, ya da birkaç yaşında.

Annemin mezar taşında çok sevdiği, bir zamanlar ezbere söylediği "Uçun Kuşlar" şiirinin ilk dizesi yazar.
"Uçun kuşlar uçun doğduğum yere"
Devamını mırıldanırım:
"Şimdi dağlarında mor sümbül vardır,
Ormanlar koynunda bir serin dere,
Dikenler içinde sarı gül vardır."


Anneliği özveriyle sürdürmüş ve sürdürmekte olan tüm değerli annelerin, biyolojik anne olmasa da çocukları bir anne gibi seven tüm kadınlarımızın, sevgiyi, şefkati, merhameti gerçek değerler olarak kabul eden tüm insanlarımızın ANNELER GÜNÜ kutlu olsun.


12 May 2017

ENGELLİ BİR ÇOCUĞUN ANNESİNE SÖZLERİ...



10-16 Mayıs Dünya Engelliler Haftası olarak anılıyor.
Yaşantımızda o kadar çok engel var ki; Toplumsal engeller, bedensel engeller, duygusal engeller, yüreğimizin engelleri... Engellilerle ilgili bir yazı düşünürken tesadüfen çok etkileyici bir şiir okudum.
Tesadüf, eski bir blogger Ayda Cerrah'tan izin alarak o şiiri paylaşmak istiyorum.

ENGELLİ BİR ÇOCUĞUN ANNESİNE SÖZLERİ...

Merhaba anne...
Nasılsın?
Ben iyiyim.
Doğmama çok az bir süre kaldı
Ama sana söylemem gereken bir şey var..
Kimilerine göre bazı eksikliklerle geleceğim...
"Özürlü" diyecekler bana...
Ama ben kimseden "özür" dilemeyeceğim anne...
Senin dışında...
Senden şimdiden özür dilerim...
Beklentilerin hepsine cevap veremeyeceğim için.
Komşumuz çocuklarını benimle oynatmak istemediği zaman boynunu eğeceğin için..
"Bana doğru düzgün bir evlat bile veremedin" sesini
duyarsan bir gün... Kulağındaki her yankısı için...
Mağaza mağaza dolaşıp bisiklet seçmenin tatlı heyecanı yerine,
Tekerlekli sandalye almanın burukluğunu 
sana yaşatacağım için.
Çağrılmayacağımız her aile toplantısı, bayram kutlaması, piknik için...
Ya da çağrılmayacağın ama benim yüzümden
gidemeyeceğin her toplaşma, her düzenlenen kadınlar günü için...
ÖZÜR DİLERİM ANNE...

Ama senden bir isteğim var;
Benden sakın vazgeçme anne!
Bacaklarım güçsüz olabilir...
Kolayca tırmanamayabilirim merdivenleri...
Sakın beni taşımaya kalkma anne!
Tamam engelleri birlikte aşalım yine...
Ama sen elimden tutma!
Bana yardım etmek istiyorsan yukarı çık ve bana
"gel" de!
Çıkamadığım için ağlayabilirim belki de...
Ama sen ağlat beni anne!
Ağlasam da daha çok merdiven çıkarmalısın bana...
Yoksa asla güçlenemem.

Kulaklarım iyi işitmeyebilir... Konuşmaya başlamam
biraz zaman alabilir belki...
Ama sen sakın suskunluğa bürünme anne!
Daha çok konuşmalısın benle!
Daha çok şarkı söylemeli, daha çok kitap okumalısın bana! Yoksa asla konuşamam...

Belki bazı takıntılarım, ısrarlarım olabilir geldiğinde...
N'olur bana 'hayır' de anne!
Bana acıdığın ve beni mutlu etmek için,
istediğim her şeyi yapma hatasına sakın düşme!
Lütfen ağlat beni anne!
Şimdi beni ağlat ki, ilerde birlikte ağlamayalım.
Yoksa asla ayakta duramam.

Belki etrafındaki insanlardan biraz farklı bir yüzüm olabilir doğduğumda...
Çok iyi görünmeyebilirim belki...
Ama sen yine güzel güzel bak bana anne!
Öyle bak ki ben de aynaya baktığımda karşımda güzel bir yüz görebileyim.
Yoksa asla kendime gülümseyerek bakamam...

Bir şeyleri hemen kavramayabilir, çabucak anlamayabilirim belki...
Ama sen yine anlat bana anne! Defalarca anlat! 
Benden sakın VAZGEÇME !
Yoksa asla öğrenemem...

Son bir şey daha;
Lütfen bu satırları okurken ağlama!
Çünkü ben yazarken inan hiç ağlamadım ANNE!

Ayda CERRAH

Ayda Cerrah'a çok teşekkürler. Dileriz bütün "engeller" aşılabilecek türde olsun.


9 May 2017

İNSANLARIMIZ; BİR USTA...




Gerçek insan öykülerini, insan gözlemlerini çok seviyorum. Farklılık yaratanlara, işini aşkla yapanlara saygı duyuyorum. Adeta iğneyle kuyu kazarak kendisine ve çevresine küçük de olsa güzel katkılarda bulunmaya çalışan farklı insanlar bunlar... Keşke çoğalsalar, keşke değerleri bilinse.Keşke hak ettikleri parayı kazansalar.

Bir hafta önce bir usta tanıdık. Bir kundura tamircisi; artık kaybolmaya yüz tutan bir işi inatla, çabayla, büyük bir titizlikle  sürdürüyor. İhtiyaç üzerine sorarak bulduğumuz, "iyi ki tanımışız" dediğimiz, tanımakla mutlu olduğumuz, nitelikli bir insan...
                       

Ana caddeden içeriye doğru ilerleyip ara sokağa girdiğimizde küçücük bir dükkan. Sorarak bulduk. Ama usta o civarda tanınıyor. O küçücük dükkanda her şey öylesine düzenliydi ki; Ayakkabı bağcıkları,  taban astarları, kundura boyaları, cilalar... Ve hep gülümseyerek işini yapan, işini benimsemiş gerçek bir usta.
                                 
Dükkandan içeri girdiğimizde bir ziyaretçisi vardı Sohbet ederken aynı zamanda işini de yapıyordu. Hemen bizimle ilgilendi. Çok rahat ama biraz yıpranmış eski bir ayakkabımı götürmüştüm. İç astarı değişecekti. İki seçenek sundu, iki fiyat söyledi. İşlemden sonra ayakkabım eskisinden çok daha rahat, daha kullanılabilir oldu.
                             

Asıl ilgimizi çeken, o küçücük dükkanda oluşturduğu i Atatürk Köşeleri oldu. Köşelere baktığımızı görünce yüzünde kocaman bir mutluluk ifadesiyle gülümsedi.
Bir hafta sonra bugün düşünüyorum da; Varsın birileri haksız yere bütün değerlerimize karşı çıksın, inkar etsin, reddetsin... Bu değerbilir güzel insanlar olduğu sürece her şey daha güzel, daha farklı olacak.
Mersin'de koca yürekli bir usta, küçücük dükkanında umut dağıtıyor...


4 May 2017

ANILTI- BİR KİTAP TANITIMI...




Şiir sevenlerden misiniz? Dünyaya farklı bir pencereden bakan, dünyayı güzelleştirmeye çalışan, bunun için çaba harcayan, insanları seven kişilerden misiniz? Yıllardır dikkatimi çeker; Şiir yazan ya da şiir seven insan sevecendir. İyi insandan, güzel insandan, güzel bir dünyadan yanadır. 

Blog arkadaşım sevgili Sezer Özşen'le karşılıklı bir kitap dostluğumuz oldu. Ben ona "Geriye Kalan" adlı kitabımı, o da bana "Anıltı" adlı şiir kitabını hediye etti. Kitaplarımız İzmir-Mersin arasında uzun ve maceralı bir yolculuktan sonra yeni sahiplerine ulaştı. 

Blog arkadaşlığı farklı bir şey; Hiç görmediğiniz, bilmediğiniz bir insanı yavaş yavaş tanıyor, seviyorsunuz. Ele aldığı konular, yazım tarzı, yorumları, seçimleri, yaşam biçimi... Pek çok detayda onun kişiliği gizli. 

"Anıltı" Momentos Blog sahibi Sezer Özşen'in ilk şiir kitabı. 1982-1994 yılları arasında yazdığı şiirlerden oluşuyor. Kitap 60 sayfa civarında. Bu tanıtım yazısında "Anıltı"dan yapacağım alıntılarda şiirlerden dize buketleri sunmaya çalışacağım. Parçalar da bütün hakkında yargılara götürmez mi? 

Bu alıntılarda Sezer Özşen'in çocuksu yüreğini, hümanist yapısını, hayal gücünü siz de fark edeceksiniz. Söz onda:

MUM UĞULTUSU

Türbe ve kiliselerdeki
MUM'ları çalıyorum teker teker, 
(Cebimde param olduğu halde)

Bütün insanların dilek MUM'larını,
kocaman bir adak MUM'u yapıyorum.
Götürüp yedi tepelerden birine, 
                  sonsuza dek yakıyorum.

İSİMSİZ
Sevgi,
bir çöptü gözümde.
Büyüdü,
büyüdü
Kocaman
          arpacık oldu.

KUYTU UYKU
Hey, boş musun 
                   beyaz bulut?
açar mısın bana yatağını,
                    kimseler yoksa orada?!...

GEMİ

Küçük kamaralı bir gemiydi
İçinde her çeşit hayat
           kırıntıları vardı
ve aç, sefil fareler
            onları yedi.



-----------------------------------------------
Teşekkürler sevgili Sezer Özşen.
Şiir hayatımızda hep var olsun.



1 May 2017

MEMLEKET ÖZLEMİ...

1 MAYIS EMEK ve DAYANIŞMA GÜNÜ KUTLU OLSUN.



      MEMLEKET İSTERİM

Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim
Ne başta dert ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun
Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim 
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikayet ölümden olsun.

Cahit Sıtkı TARANCI.



         YALNIZLIĞA DAİR

Can yoldaşın olmazsa olmasın,
Yalnızım diye hayıflanmayasın.
Eğilmiş üstüne gökyüzü masmavi,
Bir anne şefkatine müsavi;
Üç adım ötede deniz;
Dosttur ne öfkesi ne durgunluğu sebepsiz
Bir derdin varsa açabilirsin ağaçlara;
Ağaç yaprak verir sır vermez rüzgara.
Ve kış yaz
Dalda kuş eksik olmaz.
Dağ başında duman.
Yalnızlık nedir göreceksin öldüğün zaman.

Cahit  Sıtkı TARANCI.










25 Nis 2017

BİR KİTAP TANITIMI- SON GÜZ FIRTINASI



Hepimizin yaşamında belli fırtınalar vardır; Bazen günler, bazen yıllar sürer. Bazen bireysel, bazen toplumsal ağırlıktadır. Toplumsal fırtınalar hepimizi çarpar, ezer, geçer. Yaşarken bir mücadele gücü dayanma gücümüzü zorlar. Ama fırtına sonrası sessizlik acıları,kayıpları, yaraları gözler önüne serer.

Blog arkadaşımız Mehmet Osman Çağlar'ın "Son Güz Fırtınası" kitabını okurken, deneyimler kazandırarak yaşanmış büyük bir fırtınaya tanık oluyoruz.İnsanın kimliği, kişiliği yaşananlardan etkileniyor tabii. Roman aynı zamanda kısa öyküleri de barındırıyor içinde. Kitap bir öz eleştiri aynı zamanda. Gençlikteki yanılgılar, sevdalar, kavgalar, siyasi girişimler, iş bulma çabaları... Kitap ülkemizin yakın geçmişinden de izler taşıyor. Hayatın içinden, hayatın ta kendisi...

Okuduğum kitapların önce adı dikkatimi çeker benim. "Son Güz Fırtınası" insana çok şey düşündüren bir ad. Kitabın içeriği de öyle; Okurken geçmişe kısa yolculuklar yapıyorsunuz. Yazar kitabına neden bu adı verdiğini kısaca şöyle açıklıyor: "Genç yaşlarda yaşayıp, soruların cevabını tam alamadığımız ama aramaktan da hiç vazgeçmediğimiz o karanlık ve karmaşık günlerin devrim ve aşklarının öykü romanıdır "Son Güz Fırtınası".

Mehmet Bey güçlü kalemiyle ustaca cümleler kuruyor,yazdıklarıyla okuyucuyu sürüklüyor, düşündürüyor. Zaman zaman geriye dönüşlerle ülkenin geçmiş dönemlerini yaşatıyor. İnsanı, özelliklerini iyi tanıyor ve tanıtıyor. Betimlemeler çok güçlü. Okurken altını çizdiğim çok cümle oldu:

"Genç yaşımıza rağmen hayat yorgunu, kırgını, rastgele ölü kent küskünleriydik."

"Birazdan başlayacak mitingde, ayrı flamalar altında kimliğini arayan, ileride başlarına neler geleceğini bilmeyen, kalabalıklarda kaybolan çocuklardık."

"Yaşamın kıyısındaki bu insanlar neden bu kadar birbirine benzer? Hüznün, sevincin, yalnızlığın bir tür masalını yaşarlar farkında olmadan."

"İlk karşılaştığımız an duyduğumuz coşkulu heyecan,şimdi yerini sakinliğe bırakmıştı. Sılasız kaçaklar gibi sessiz konuşuyor, sessiz tepkiler veriyor, sesiz gülüyor, sessiz susuyorduk. Hiçbirimiz eski biz değildik, eskiden eser yoktu sanki."

"Ah çocuklar ah, silah size, bize hiç yakışmadı.Ama suç sadece sizde, bizde miydi? "

"O muktedirler bir gün olsun, oturup sizle bizle konuşmaya, sizi bizi anlamaya çalıştılar mı?"

"Biz bu toprakları , bu ülkeyi, herkesten çok sevdik, hala seviyoruz."

"Biliyordum, ondan sonra bir şeyler çok eksik, hayatımda boşluklar olacak, sığınacağım bir liman olmayacaktı artık."

Kitabı merakla okudum. Ama doğrusu bittiğinde biraz daha uzun olabilirdi diye düşündüm. Sanırım Mehmet Bey de daha uzun yazmış, sonra kısaltmış. Kitapta benim favorim "İlk Sevgilim" adlı öykü oldu. Çok duyarlı, naif, hassas bir yürekten çıkmış bir öykü bu. "İva" da farklı bir öykü.

Teşekkürler Mehmet Bey. Emeğinize, yüreğinize sağlık. Biz bu romanınızı okurken belki siz 3. kitabın hazırlıklarına başladınız bile.

...





23 Nis 2017

ÇOCUKLARIN BAYRAMI...








En büyük bayram çocukların bayramı;
Bayram gibi, şenlik gibi,neşe dolu,
Çocuklar saf, çocuklar masum,
Çocuklar habersiz yalan-dolandan,
Kötü sözlere kulakları tıkalı.
Yapmacık değildirler,
Sevmezlerse bakmazlar bile,
Dinlemezler, aldırmazlar,
Kimseyi bilerek kırmazlar,
 Kimseyi zedeleyip incitmezler.
Doğduklarında "bir melek dünyaya geldi" deriz.
Güldüklerinde yüzümüz aydınlanır,
 İçimiz titrer ağladıklarında...
Nasıl da güzel gülerler, içten-candan
Gece aydedeyle dost rüyalarında,
Gündüz güneşle sarmaş dolaş oyunlarında,
Yıldızlara göz kırpar, el sallar uzaklardan.
Oyunlarında uçurtmalar, balonlar, atlı karıncalarla...
Temiz yürekli, güzel yüzlü, güzel gözlü çocuklar,
İçi temiz, dışı temiz, alnı ak çocuklar.
Dünyada tek çocuk bayramı;
Atatürk çocuklarının Bayramı.
En güzel bayram, çocukların bayramı,
En güzel günler çocukların günleri...

Makbule ABALI.




17 Nis 2017

KÖY ENSTİTÜLERİ...

Köy Enstitüleri'nin kuruluşunun 77. yıldönümü.( 17 Nisan 2017 )


Onlar,
Köy çocuklarıydı.
Kurumuş çalılar gibiydiler bozkırda
Kavrulmuş ekinler gibiydiler
Geldiler,
Yalın ayakları
Ve 
Yırtık mintanlarıyla geldiler,
Gönen'e, Aksu'ya, Kepirtepe'ye.
Ezilmiş, sömürülmüş, horlanmış
Ve 
Unutulmuştular bin yıldır.
Ferhat oldular, 
Yardılar İdris Dağını.
Gürül gürül akıttılar suyunu, 
Hasanoğlan'a.
Köroğlu oldular,
Kafa tuttular Bolu Beylerine.
Yıktılar saltanatını ağaların.
Tolstoy'u, Bazac'ı okudular koyun güderken
Mozart'ı, Beethoven'i çaldılar dağ başlarında.
Moliere'i, Sophokles'i oynadılar. 
Horon teptiler Beşikdüzü'nde kol kola.
Halay çektiler Yıldızeli'nde türkülerle.
Diz vurdular Ortaklar'da efece...

Siz,
Her gece,
Mehtaba çıkarken Heybeli'de,
Onlar,
Duvar ördüler,
Çatı çattılar.
Yıldızlara bakarak yaz geceleri,
Harman yerlerinde yattılar.
Kazma salladılar yorulmadan.
Kerpiç döktüler
Kerpiç.
Sızlanmadılar hiç.
Yakıştı nasırlı ellerine,
Kitap ve çekiç.
Başladı yurt harmanında imece...
Bir gece,
Karanlık inlerinden sinsice,
Brütüsler çıktı ansızın.
Çektiler zehirli hançerlerini,
Vurdular sırtlarından haince...
Çıktı mağaralarından yarasalar,
Çıktı halk düşmanları,
Üşüştü sülükler gibi üstümüze.
Emdiler kanımızı,
Doymadılar.
Yıktılar umudunu Türkiye'nin.
Aydınlık bir Türkiye gelir aklıma,
Kalkınmış bir Türkiye gelir,
Köy Enstitüleri denince.

Özbek İNCEBAYRAKTAR




Mersin Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Korosu anıları canlandırıyor.

1. Fotoğraf  Internetten.

12 Nis 2017

MARKALAR VE BİZ...MİM.



Yıllar öncesinden bir anı var belleğimde. İlkokul 1 ya da 2. sınıfta bir Yerli Malı Haftası'nı kutluyoruz. O yıllarda yerli malı kullanmaya özendirmek için bu haftalar çok özenle kutlanırdı. Hepimiz bütçemizin elverdiğince yemiş, çerez, meyve, kek, kurabiye vb. getirmiştik. Tabii herkes durumuna göre az ya da çok ürün getirmişti. Öğretmenimiz "Bir dakika, paylaşmamız lazım." dedi. Herkese eşit olarak paylaştırdı. Ne az, ne çok... Herkes hepsinden yedi. 


10 muzu 50 çocuğa ustaca paylaştırdı. O gün paylaşmayı, bölüşmeyi öğrendik. Belki küçücük parçaydı ama, o gün yediğim Anamur muzunun tadı hala damağımdadır.Amasya elması, Silifke çileği de eski tadında olmasa da hala tadı ve kokusuyla özeldir. Evde yaptığımız yoğurdun tadı hiçbir markaya uymaz diye düşünürüm. Sakızlar bile markalaştı. Hepsinin adını eksiksiz sayabilen var mı acaba?

Giysilerde Sümerbank ürünleri bir numaraydı. Genç arkadaşlarım bilirler mi acaba; Kaç kuşak oradan giyindi. Sağlamlığı ve dayanıklılığıyla yıllara meydan okuyan ürünler üretti. Kilim desenli güzelim örtülerini hala kullanırım. Çarşaftan nevresime, ayakkabıya kadar sattıklarını almak için insanlar kuyruklar oluştururdu." Arz ve talep" denir hep. Oysa ikisi de vardı. Neden satıldı Sümerbank...?

Bizim ışıklı yanıp sönen ayakkabılarımız yoktu. Şimdi düşünüyorum da ayağımı cendereye sokmayan, yumuşak her ayakkabı iyi markadır benim için. İstanbul'da öğrenci iken kaldığımız Devlet Öğrenci Yurdu Kapalıçarşı'ya , Mahmutpaşa'ya yakındı. İki çarşıda da rahatlıkla alışveriş edebileceğimiz yerler vardı. O yıllarda büyük AVM'ler yoktu. Ama sabit pazarlarda ürünü aldığımız esnafa güvenirdik. Pazarlık yapabilirdik. Değişim hakkımız vardı. 

Teknoloji değişirken ürün kalitesi de değişiyor. Neden...? Şimdi dayanıklı tüketim mallarına en fazla 10 yıl dayanma süresi veriliyor. Annemin yıllar öncesinin buzdolabı ve çamaşır makinesini yaylada biz hala kullanıyoruz. Günümüzde insanlar gibi makineler de daha dayanıksız oldu.

İyi ürünler var elbette. Bazen sınama-yanılma yoluyla buluyorsunuz. Saçlarıma zeytinyağlı- doğal bir bebe şampuanı kullanıyorum. Yılların zeytinyağı markası.  Bir markanın güven yaratması ne kadar önemli. Vazgeçemiyorsunuz. Ailedeki tutum ve davranışlar büyük ölçüde çocuklara geçiyor. Ancak ergenlik çağında arkadaşların beğenileri daima ön planda. Eskinin değerlendirilmesi, yeniden kazanma ne kadar önemli. Kundura tamircileri mahalle aralarında hangi köşedeler acaba? Ya tadilat terzileri... Hala müşterileri var mıdır?

Annemin, bir zamanlar anaokulundayken kızıma diktiği ve bir 23 Nisan günü giydiği gelinlik tarzı beyaz tuvaleti bu yıl kızımın 3,5 yaşındaki kızı giyecek. Kargoyla elbiseyi gönderdiğim zaman çok çok mutlu oldu. Böylece çocuklar da değer biliyorlar. 
Kuşaklar arası bir anlayış oluşuyor. 

İsterdim ki marka kullanan gençler rahat ettikleri, güvendikleri, sağlam buldukları için bir markayı tercih etseler keşke. Arkadaşı kullandığı için, sadece gruba uymak için kullanılıyorsa başkalarına tabi ve taklitçi gençler ortaya çıkıyor. Marka; tarzınızı, stilinizi, kimliğinizi, kişiliğinizi ortaya koyuyor. Ama tek bir ürünle değil, sizin yaşam tarzınız, hayat standartlarınızla ilgili bir değerler bütünü.
Markalar geçici, oysa siz kalıcısınız...


Bu mim önce Sade ve Derin adlı blog yazarı arkadaşımız tarafından başlatıldı. 
sadevederin.blogspot.com.tr

Daha sonra bana asıl mimi ileten Sonbahar Kedisi bloğunun yazarı  Yasemin Işık arkadaşımız oldu. 
sonbahar-kedisi.blogspot.com

Her iki arkadaşımıza da çok teşekkür ederim. Geçmişe döndüm, düşündüm, bir anlamda beyin fırtınası oldu benim için.

İlk fotoğraf, Mersin  Güneş Festivalinde standlarda geçen yıl çektiğim bir fotoğraf.
İkinci fotoğraf, ilkokuldan bir sınıf fotoğrafım.

8 Nis 2017

KAKTÜSLER DE SEVGİYLE BÜYÜR...



Kaktüsler hep farklı gelmiştir bana. Hele baharda diğer çiçekler rengarenk açarken kuru dallar üzerinde, kaktüs de önce dikenlerini gösterir, sonra güzelim çiçeklerini açar,  adeta "Ben de varım" der.
Dikenleri vardır, dokunanın eli yanar. Yanına yaklaşırken dikkatli olmalısınız. Dikenleri savunma aracı gibidir.


Dayanıklıdır, tahammüllüdür kaktüs. Az su ister. Güneşi sever ama bir süre güneşsiz kalmaya bile dayanır. Kendi cinsleriyle birlikte olmaktan mutlu olur ama tek başına bir köşede de yetişebilir. Sabırlı, dayanıklı insanlar gibidir kaktüs. Şaşırtır yanındakileri. Çiçek açtığı zaman çok çekicidir. Kendi her ne kadar kaba, hırçın, hoyrat görünümlü ise de çiçekleri o kadar narin ve incedir. Kısa süreli çiçek açar ama görünümüne doyum olmaz.


Sadece insanlar değil, kaktüsler de sevgiye, ilgiye ihtiyaç duyar. İlgiyle daha çabuk gelişir, daha güzel çiçekler açar. Ancak kaktüslerin küsme huyu yoktur. Günlerce yüzüne bakmasanız da kırılmaz, darılmaz. Zamanı gelince gene çiçeklerini açar. Kaktüslerden çok güzel aranjmanlar yapılabilir. Farklı kaktüsleri bir kaba koyar, birlikte yetiştirirsiniz. Birbirlerine zarar vermeden uyumlu bir şekilde yaşarlar. 


Kaktüsler ille pahalı saksılar istemez. Çatlamış bir demlik, küçük bir çaydanlık, eski çanak veya kaseler... Hepsinin içinde bir kaktüs barınabilir. Kaktüs alçak gönüllüdür, her yere sığabilir. Kaktüsler rengarenk bahar çiçekleri arasında başlangıçta dikkat çekmez. Ama özelliklerini tanıdıkça daha çok seversiniz onları. Belki korumaya bile alırsınız.

Bilimsel olarak kanıtlanmamış olmasına rağmen kaktüslerin ortamdaki radyasyonu emdiği söylenir. Sevdiği yeri değiştirirseniz bir süre çiçek açmayabilir. Dikenli kaktüsler ince narin çiçeklerle donandığında seyirlerine doyum olmaz. Bazılarının çiçekleri kısa ömürlüdür. Ancak açtıktan 1-2 gün sonra solar. O zaman düşünürüm; Dünyada herkese yetecek kadar yer var. Öyleyse neyi paylaşamıyor insanoğlu...?





4 Nis 2017

KİMYASAL SAVAŞ...



21. yüzyılın ilk yarısı, yıl 2017
Bir bahar günü, çatışmalar içinde mevsim kara kış
Teknoloji savaşlarla yarışıyor;
İnsanlık, kardeşlik, akıl, mantık, bilinç
Hepsi yok olmuş rekabet savaşlarında,
Sen-ben kavgasında.
Çoluk-çocuk, kadın-erkek, hasta-yorgun
Kimin umurunda, her şey savaşa endeksli.
21. yüzyılın ilk yarısında, bir Nisan günü
Kimyasal silahlar kullanıldı bir kez daha;
Çağın utancı, yüz karası, insanlık ayıbı...
Çocuklar nefes alamadı, yandı-kavruldu boğazları
Savaşmayan masum siviller, onlar da yandı tutuştu
Hortumlarla yıkandılar, arınamadılar kimyasaldan.
Dünya gene zor bir sınav verdi;
Küçücük masum çocuklar bile kimyasala bulandı.
Dünyanın kirini kim temizleyecek?
Büyümeden can veren çocuklardan kim af dileyecek?

Makbule ABALI.


1 Nis 2017

BAHAR KEKİ (Şekersiz)




Bir zamanlar ilkokulda çocukların çizdikleri ev resimleri birbirine çok benzerdi. Evlerin mutlaka duman çıkan bir bacası olurdu. Sanırım hepimizde bacası tütmeyen ev olmaz algısı vardı. Şimdiki çocuk resimlerinde bacaları da dumanları da pek göremiyoruz. Ama gene de her evde iyi-kötü bir tencere kaynıyor, bir ocak yanıyor. Bir kapıdan dışarıya güzel kokular gelmiyorsa orası yuva değildir, yalnızca 4 duvarlı bir yerdir.


Ağız tadı, damak tadı hepimiz için nasıl da önemlidir. Alıştığımız tatları daha çok özleriz, daha çok ararız. Bazen komşu evden gelen güzel bir yemek kokusu sanki açlığımızı daha çok hissettirir. Çocuklar kurabiye ve kek kokusuna bayılırlar. Bazı anneler çocuklarıyla birlikte mutfağa girip denemeler yaparlar. Erkek ya da kız, fark etmez, gelecek yılların mutfak sevenleri böyle yetişiyor.

Baharı tüm coşkusuyla yaşarken; güzel, sağlıklı bir kekin kokularının evimize dağılmasını istemez miyiz?
Bahara özgü bir sağlık keki bu. İçinde bahara has kokular ve tatlar barındırıyor. Yapımı kolay, tadı güzel. Bereketli ve dayanıklı bir kek. İsterseniz büyük kek kalıbında, isterseniz küçük kağıt kalıplarda pişirebiliyorsunuz. Ben servis kolaylığı açısından küçük kalıpları tercih ediyorum.



MALZEME:
2 Yumurta- 1 Çay bardağı yoğurt ya da süt- sütle daha yumuşak oluyor.- 1 paket kabartma tozu- 1 paket vanilya-1 limon kabuğu rendesi-1 portakal kabuğu rendesi-1/2 çay bardağı zeytinyağı- 1 tatlı kaşığı tarçın-1 çay bardağı yaban mersini- 1 çay bardağı kuru üzüm-1 çay bardağı iri kıyılmış ceviz-2-3 çay bardağı un- Küçük kek kalıpları.

Kuru yemişler şeker yerine geçtiği için bu keke şeker konmuyor. Ama isteyen 1 çorba kaşığı şeker koyabilir. Bilindiği gibi şekeri en aza indirmek veya hiç kullanmamak en sağlıklısı. Şeker obeziteye, diyabete, kansere zemin hazırlıyor. Bahar kekine konan portakal ve limon kabuğu rendesi, tarçın bahardan tatlar taşıyor. Sağlıklı bir kek, baharı sağlıklı karşılamayı sağlıyor. Hazırlaması kolay, riski yok.


YAPILIŞI:
2 yumurta çırpılır. İçine süt veya yoğurt katılır, zeytinyağı eklenir. Çukur bir kasede yaban mersini, kuru üzüm, ceviz, tarçın unla karıştırılır. Böylece kuru yemişler pişerken dibe çökmez.Tüm malzeme karıştırılır.Çok katı gelirse süt eklenebilir. Kek kıvamından sıvı olursa un eklenir. Küçük kek kalıplarına yarıdan biraz fazla boşaltılır. 180 derece fırında pişirilir. Fırın önceden biraz ısıtılmalı. Yaklaşık 25-30 dakikada pişiyor. Bir bıçak batırarak pişip pişmediği kontrol edilebilir.


Yağmurdan sonraki toprak kokusu, narenciye ağaçlarının çiçeklerinin kokuları, rengarenk bahar çiçeklerinin kokuları çevremizi, dünyamızı sarmışken sağlıklı bir bahar kekinin kokuları da yuvalarımızı  sarsın sarmalasın...



27 Mar 2017

KUŞAKLAR ARASI İLETİŞİM.




25 Mart Cumartesi Günü, Yaşlılar Haftasının bitiminde 3 kuşak bir araya gelip hayatı değerlendirdiler. Uzun bir zaman diliminde en güzel şekilde an'ı yaşadılar. Zamanı dolu dolu değerlendirdiler. Yaşananların ancak bir bölümü fotoğraf karelerine girdi. Herkes payına düşeni aldı; 3-5 yaş arası anaokulu çağındaki çocuklar yavaş yavaş kurallı yaşama ayak bastılar , büyüklere güzel davranmayı, saygılı olmayı bellediler. Mersin Üniversitesi'nden gelen gençler çocukluklarını hatırlayıp geleceğe uzandılar, an'lar ve anılarla yaşlılığa hayali bir köprü kurdular. Yaş alan büyükler, koca çınarlar,bilgeler vardı bir de. Günün asıl yıldızları onlardı.

Etkinlik Mersin Mezitli Down Kafe'de yapıldı. Bahçeye girdiğimizde yıllanmış kauçuk ağaçları dikkatimizi çekiyor. Kök salmış çınarlar gibiler. Yanlarında taze fidanlar ve rengarenk çiçekler var. Aynen buradaki tablo gibi bir görünüm. Down sendromlu çocuklar öyle sevimli ve insancıl ki; Yüzleri hep gülümsüyor. Sevgi dolular adeta. "Gönüllü Palyaçolar Grubu" gönüllü üniversite öğrencilerinden oluşuyor. Gerçek gönüllüler bunlar. Nasıl da heyecanlı ve istekliler...



Değişik yaş ve kişiliklerden 3 farklı grubun birbirlerine söyleyecekleri ne çok şey olmalı diye düşünmeden edemiyor insan. Gerçekten öyle. Herkesin anlatacak bir hikayesi var. Ve "dinlemek, dinlenmek" nasıl da önemli insan hayatında. Hatta zaman zaman "beden dili" de devreye giriyor. Bazen sıcak bir tebessüm, bazen utangaç bakışlar, bazen sevgiyle boyuna dolanan kollar ya da ansızın bir öpücük...Her şey doğal ve içten. Hiçbir davranış yapmacık değil.




Mezitli'de Bircan Tüfekçioğlu Çocuk Bakım yuvası'ndaki çocuklar tarafından büyüklere verilen o küçücük hediyeler nasıl da anlamlı. Ama ben en çok çocukların öğretmenleriyle birlikte hazırladıkları keçeden kalpleri sevdim. Çocuklar onları da hediyelerle birlikte tek tek konuklara verdiler. Hepsinin üstünde "Seni çoook seviyorum." yazısı vardı. Kalp elimde, hediyem kucağımda otururken 4 yaşlarında tatlı bir kız çocuğu geldi, kulağıma fısıldadı:"Onu ben yaptım biliyor musun?" "Ben de kimin yaptığını merak ediyordum." dedim. İçtenlikle boynuma sarıldı, "ben sana öğretirim." dedi. Çocukların olduğu ortamda enerji yükleniyor, mutlu oluyor insan.




Mezitli Belediyesi'nin "Evde Bakım Hizmeti" adı altında güzel bir hizmeti var. Yalnız yaşayan, ihtiyacı olan yaşlılara bakım hizmeti vermek, elektrik, su faturalarını yatırmak, yalnız olmadıklarını hissettirmek. O gün o yaşlılar da aramızdaydılar.
İnsanoğlu aranmak istiyor, vefasızlığı hazmedemiyor.
Bir hanımefendiyle konuşurken Başkanın çömelmesi, ilgiyle, gülümseyerek sorunu dinlemesi tablo gibiydi.




Gülbahar Özmen Aktif Yaşam Evi yönetici ve gönüllüleri de o gün etkinlikteydiler. Mersin Alzheimer Derneği ve Mezitli Belediyesi'nin işbirliği ile çalışan kurumda belli gün ve saatlerde programlı biçimde  Yönetici Sn. Emine Koca, gönüllüler ve usta öğreticiler eşliğinde spor çalışmaları, sanatsal etkinlikler yapılıyor. Marangoz atölyesi ve hobi bahçesinde çalışılıyor. Bir okuma köşesi var. Burada yaşlıların kendilerini daha iyi hissetmeleri için her şey düşünülmüş.



Bu güzel kutlamada Aktif Yaşam Evi gönüllüleri de vardı. Alzheimer Derneği korosu ve saz ekibi güzel bir müzikle güne eşlik etti. Koronun ilk iki parçası çocuklar içindi ve çok anlamlıydı: Daha dün annemizin kollarında yaşarken... İkinci şarkı Ali Babanın çiftliği... Şarkılar çocuklar, gençler, yaşlılar hep birlikte söylendi. Sonra nostaljik parçalara geçildi. Gençler yaş alanları dansa davet ederek tango ile geçmişe bir yolculuk sağladılar. Müzik, insanları kaynaştıran en güzel etkenlerden biri.


O gün öğle yemeği de Mezitli Belediyesi'nin ikramı olarak o güzel bahçede yendi.
Çocuk-yaşlı-genç gruplarını gözlerken sanki gelecekteki toplumun "iyi insan" temelleri de atılıyor diye düşünüyor insan. Yeter ki duygu ve düşüncelerine kin, nefret, öfke tohumları saçılmasın...




Belediyeler her türlü hizmeti yapabilirler. Ama özellikle çocuk-genç-yaşlı kalpleri kazanmak, insan'a değer vererek kuşaktan kuşağa köprü kurabilmek en güzeli. Çok teşekkür ederiz Sn. Neşet Tarhan. O gün orada herkes gibi bizler de çok mutlu olduk, umutlandık.