Mevsimleri sayarken, yaz diyor ve ardından ayları ekliyorduk; Haziran Temmuz Ağustos. Neden bilmem, yaz bana hep yılın en uzun mevsimi gibi gelmiştir. Okulların tatile girmesi mi, kavurucu yaz sıcaklarıyla karşılaşmamız mı, sürekli bir koşturmaca ve telâş içinde oluşumuzdan mı, bilemiyorum. Belki en uzun yaz, bu yıl yaşandı.
Ağustos ayını da yarıladık. Yazın bitmesine 15 gün kaldı. Herhalde her yönden böylesine dopdolu bir yaz yaşanmamıştır. Dünya gündemi, ülke gündemi, toplumsal, ekonomik ve siyasi açıdan sürprizlerle dopdolu geçti. İnsan olarak, birey olarak bizler de bu hızlı gidişattan etkilendik.
Çocukken bazen bayram yerlerinde, bazen sirklerde ip üstünde elinde bir sopa ile dengesini sağlayarak yürüyen ip cambazları olurdu. Aşağıda bir ağ gerili olsa bile her an ölümle burun buruna idiler. Heyecanla, gözlerimizi kapatarak izlerdik. Bugün bir an düşündüm de hayatımızı yaşarken, ip cambazları gibi her an tehlikeyle burun burunayız. Mutluluk çok uzun süreli değil. Ansızın değişebiliyor. Mutluyken bir anda mutsuzluğun pençesinde kıvranıyorsunuz.
Bir hastaneye gittiğinizde, o kalabalığın içinde, ne çok insan bir hastalığın girdabında diye düşünüyorsunuz. Oysa dışarıda hayat gümbür gümbür devam ediyor. "Algıda seçicilik" ile sokağa çıktığınızda da solgun, sararmış yüzlere takılıyor gözleriniz. Öte yanda kimseyi umursamadan, sadece kendisi için yaşayan insanları fark ediyorsunuz. Hayat bir çelişkiler yumağı.
Bir gece önceyi uykusuz geçirdik. Elimizde telefon, tansiyon aracı, limon, sarımsak, başucumuzda su bardakları, ıslak mendiller, endişeli, kaygılı, kararsız. Meteor yağmurlarının olduğu gece. Dünyada pek çok kişi başka bir amaçla belki ayaktaydı o gece. Günler kısalıp geceler uzamaya başlamıştı. Ama bizim için upuzun bir geceydi.
Benim de, eşimin de tansiyonlarımız düşüktür. Yer değiştirmeye bağlı olarak burada daha da düştü. O gece eşimde hiçbir nedene bağlı olmayan bir tansiyon yükselmesi sorunu ile karşılaştık. Gece boyunca düşme olmadığı gibi daha da yükseldi. Acil Serviste daha önce bazı olumsuzluklar yaşamıştık. Gitmeyi hiç istemedi. Telefonla yardım aldığımız doktor dostların önerilerine uymaya çalıştık.
Kızım eşi ve çocuklarını evde bırakarak geceyi bizde geçirdi. Nöbetçi eczaneden aldığımız dil altı hapı da bir işe yaramadı. Eşim dil altı hapını ilk kez kullanıyordu. O yüzden vermekte çok tereddüt yaşadım. Ama aralıklı vermenin zararlı olmayacağı söylenince verdik. Gece boyu tansiyon düşmedi. Gaz sancısı baş ağrısına eşlik ediyordu.
Sabah saat 6 olmadan ilk işimiz Urla Devlet Hastanesi Acil Servisi'ne gitmek oldu. Urla Devlet Hastanesi; daha önceki izlenimlerimle yönetimi, doktor kadrosu ve her kademedeki personeliyle gördüğüm sağlık kurumlarının en iyilerinden biri. Çok güzel izlenimlerimiz oldu, çok iyi sonuçlar aldık. Ancak daha önceki gidişlerimizde acil bölümdeki işleyiş bizi çok üzmüştü. Adeta hastane bütününden kopuk bir bölüm gibiydi.
İyi şeyleri her zaman söylemek gerektiğine inanıyorum. O sabah Acil Servise iyi ki gitmişiz. Hastaya şefkatle yaklaşan, soran, dinleyen, sesini yükseltmeden gerekeni yapmaya çalışan bir genç doktorlar ekibiyle karşılaştık. Hemşire hanım hiç incitmeden kan aldı. İki farklı zamanda kan değerleri kontrol edildi. Kalp elektrosu çekildi. Sadece bize değil, her hastaya uygun davranışlarla yaklaşıldığını gözledik. Acil Servis değişmişti!
Hasta gittiğimiz hastaneden; eşim Ahmet Abalı'nın tansiyonu normale dönmüş, morali yerinde, mutlu bir durumda ayrıldık. Kızım babasını tekerlekli sandalyeyle dışarı çıkarırken ben ekibe izlenimlerimi aktararak teşekkür ettim. Hiç abartmadan söylemek isterim; Keşke her kurumda iyiler, iyilikler örnek alınarak takdir ve teşekkürler, yerinde övgüler belirtilebilse, sağlıklı düzenlemeler zaman geçirmeden yapılabilse...
Sonsuz teşekkürler Urla Devlet Hastanesi'nin idealist doktorları, sorumluluğunun bilincinde olan sağlık personeli. İyi insanlara olan umutlarımızı tazelediğiniz için, varlığınızla destek olduğunuz için...
Makbule Abalı- Eğitimci
16 Ağustos 2026- Urla- İzmir


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder