7 Mar 2014

YAYLA KADINLARI...


Kadın, erkekten daha ayrıcalıklı olarak dünyaya gelmiş. Her şeyden önce anne olabilme özelliği var. Beden yapısıyla belki daha dayanıksız, daha nazik ama çok yoğun yaşayabildiği duyguları var. Daha kırılgan, daha naif. Ancak pek çok işte erkeklerle beraber çalışabiliyor. Onların yaptığı işlerin üstesinden gelebiliyor. Aynı zamanda evini çekip çeviriyor. Gerektiğinde belediye otobüslerinde şoförlük yapıyor, inşaat işinde çalışabiliyor, pilotluk yapabiliyor. Hayvan otlatıyor, dağa tırmanıyor, futbol oynuyor. Beden gücü, akıl gücü, deneyim gerektiren tüm işlerin üstesinden gelebiliyor. 

Kadınların günü tek bir güne indirgenemez elbette. Aslında onların elinin değmediği, emeğinin olmadığı gün yok. Ama o bir gün, "Kadınlar Günü" gereken değeri pek de vermediğimiz kadınlarımızı daha derinden düşünmemize vesile oluyor belki. Daha güçlü olarak onları anıyoruz, farkındalığımız artıyor belki de. 
Yayla kadınları hep bana ilginç gelmiştir. Zor doğa koşullarında yoktan var ederler, kadının varlığını, gücünü kanıtlarlar. Yaşamın acımasız koşullarında, gerçek alın teriyle emek harcayarak bir lokma, bir hırka misali yaşarlar ama mutludurlar. 


Anmak istediğim kadınlar Arslanköy'lü . Arslanköy, Mersin'e 56 km. uzaklıkta, 1500 m. yükseklikte bir belde.Şehir merkezine yaklaşık bir saat uzaklıkta. Toros Dağlarına yaslanmış. Okur-yazarlık oranı oldukça yüksek. Profesörler, bilim adamları, öğretmenler, müfettişler, yöneticiler, doktorlar, hukukçular, mühendisler yetiştirmiş. Edebiyatçı Osman Şahin, Behzat Ay Arslanköylü'ler. Dağ köylerinin başarısı belki de imkansızlıkların başka çıkış yolu bırakmamasından kaynaklanmaktadır. Okumak tek seçenektir önlerinde. Geride kalan anneler, babalar, ablalar, yakınlar ancak onlara manevi destek olacaklardır.



Arslanköy "Demokrasinin Kalesi" olarak da isim yapmış bir belde. Haksızlıklara karşı çıkıp, uygun biçimde hak aramayı iyi bilirler. Kadınlar kendi çabalarıyla bir "Kadınlar Tiyatrosu" kurmuşlar. Tiyatro grubu oyunlarını defalarca değişik yerlerde sergilemiş, röportajlar vermişler, değişik kanallarda televizyon programlarına katılmışlar. Ünlü yönetmen Yeşim Ustaoğlu'nun Arslanköylü kadınlarla çektiği "Oyun" adlı film uluslararası ödüller almış. Sonradan Mersin Sinema Derneği ve Arslanköylü Kadınlar Tiyatro Topluluğunun ortaklaşa çektiği "Yün Bebek" filmi, 49. Altın Koza Film Festivalinde gösterilmiş, birçok ulusal ve uluslararası festivalde yer almış. Arslanköylü kadınlardan ve filmin yönetmenlerinden Ümmiye Koçak 2. New York Avrasya Film Festivalinde "Sinemada en iyi Avrasyalı Kadın Sanatçı" ödülünü almış.

Eşim de bir Arslanköylü. Çocukluğunda kışın günlerce yağan karı, zor koşullarda yaşamın üstesinden gelişlerini, okuma tutkularını, başarılı olmalarını hep anlatır.  Artık pek çok insan kışları şehirde, yazları yayladadır. Hava ısınınca gider, soğuyunca dönerler. Yıllar insanları değiştiriyor. İnsan yaş aldıkça, bedenler eskidikçe yorgun bedenler artık yaylanın soğuk havasına, buz gibi suyuna kolay dayanamıyor. Yazları 2 ay yaylaya çıkınca çevreyi insanı ve doğasıyla gözleme imkanımız oluyor. Yurdumuzun değişik yörelerindeki kadınlarımız gerçekten tanımaya değer. Onları değişik özellikleriyle tanıdıkça, zor hayat koşullarındaki mücadelelerine saygı ve hayranlık duyarım.



Emine Ebe yörenin büyüklerinden. Bu yörede babaanne veya anneanneye "ebe ya da nine" deniyor. Emine Ebe 100 yaşın üzerinde. Üstü-başı, giysileri tertemizdir. 2 yıl öncesine kadar Onunla oturur, sohbet ederdik. Evlerinin avlusunda serilmiş bir savanın ve minderin üzerinde oturur, çocukları, torunları etrafına sıralanırdı. 100 yaşın üstünde olmasına rağmen belleği, muhakemesi pırıl pırıldır. Yıllar öncesinden kişilerin adlarını hatırlar. Tanık olduğu olayları anlatır. Bu işin sırrı yayla havasından mıdır, suyundan mıdır, sağlıklı, doğal beslenmede, hormonsuz gıdalarda mıdır...? Son 2 yıldır yatağa bağımlı olmasına rağmen beyin gücünden bir şey kaybetmedi. 

Teslime Abla (En üstteki resimde kızı, gelini ve torunlarıyla.) çalışkanlığıyla, enerjisiyle çevresine örnek olan bir kişi. Yaptığı işlerle düşünüldüğünde adeta küçük bir imalathane. Teslime Ablanın çevresinde kızları, gelini, oğlu, torunları vardır. Ama işin büyük yükü Onun omuzlarındadır. Yazın sütü Ondan alıyoruz. Yeni sağılmış, sıcak ve taze inek veya keçi sütü. Güneş doğduktan sonra gün başlar. Sabah erkenden süt sağılır, yoğurt yapmak için bir bölümü kaynatılır. Daha sonra o sütten peynir ve tereyağ da yapılacaktır. Yoğurt, oğlu tarafından beldedeki lokantalara götürülür. Bu arada Teslime Abla eşinin annesi Emine Ebenin bakımıyla ilgilenir. 



Teslime Abla öğleden sonra da "çulfalık" olarak adlandırılan tezgahta savan bezi dokur. Renkler özenle seçilmiştir." Çark" denilen düzenekte eğrilerek iplik haline dönüştürülen pamuklar daha sonra kök boya ile boyanır. Daha iş bitmemiştir. Hayvanlar toplanıp akşam sütü sağılacaktır. Bu arada kışlık ot biriktirilir. Bu koşturmaca arasında dinlenmeye zaman yoktur. Toplanan otlar bağlanıp, sırtta iki büklüm şikayetsiz taşınır. Akşam aile toplanır, taze demlenmiş çay ile sac üzerinde bazlama, çökelekli sıkma, taze ot böreği afiyetle yenir. Güneşin batışı ile doğuşu arasındaki o kısa zaman dilimine ancak uyku sığdırılır...


  Kezban Abla bir başka Arslanköylü. Yazın en sıcak günlerinde yayla zamanı yan komşumuzdur. Varlığı insanı mutlu eder. Öğrenimi olmamasına rağmen O bizim gözümüzde güler yüzlü, tatlı dilli bir Anadolu bilgesidir. Sohbetinden zevk alırsınız. Halk sağlığı ile ilgili pratik formülleri vardır. Eskiden evlerinden 10 km. uzaklıktaki bahçeye yürüyerek gider, ağaçlara bakım yapar, meyve toplardı. Evinin önündeki merdivenlerden düştükten sonra bahçeye gidemez oldu. Hatırşinastır, biz yaylaya gittikten 1-2 gün sonra mutlaka "hoş geldin" ziyaretine gelir, tadına doyulmaz bir meyve sepetini de "ikram" olarak getirir. En uygun şekilde, para vermeye kalkarsanız almaz. Bazen bir akşam çorbası götürürsünüz, defalarca teşekkür eder. 

Evlerinin yan tarafında küçük bir bahçede sebzesi, mısırı ekilmiştir. Dedikodusu yoktur. Güvenilir ve iyi niyetlidir. Gençle genç, yaşlıyla yaşlıdır. Kezban Ablayı ben hep "yoksulluk içinde bir gönül zengini" olarak anarım.Ve her zaman  Ondan öğreneceğimiz çok şey olduğunu düşünürüm...

Bu kadınlar bence Anadolu'yu, Anadolu kadınını temsil ediyor; Bereketi, çalışkanlığı, paylaşımı, üretkenliği, vefayı,cefayı, sevgiyi, dostluğu, insanlığı... Varlıkları güç veriyor, insanı hayata bağlıyor. Ve kim bilir, ülkemizin daha nice yerinde tanımadığımız, bilmediğimiz nice kadın var... Ocağının bacasını tüttüren, küçük imkanlarla mucizeler yaratan  "adsız kahramanlar".  Alın teri ile emek ve çaba harcayan tüm kadınları saygı ile anıyor, sağlıklı, mutlu bir ömür diliyorum. Enerjileri hiç eksilmesin...







5 yorum:

  1. Güzel toprakların güzel yüzlü insanları;varlığınıza teşekkürlerimi sunuyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekten güler yüzleri, güzel yürekleriyle, çıkarsız insan ilişkileriyle teşekkürü hak eden insanlar bunlar. İyi ki varlar. İnsanı "insanlık" adına daha umutlu kılıyorlar.
      Teşekkürler.

      Sil
  2. Makbule hanimcim yaziniz cok icten ve samimi geldi takibe aldim bende beklerim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler. Yazmaktan mutluluk duyuyorum. Ve gerçekten içimden geldiği gibi yazmaya çalışıyorum. Hayatı dikkatli gözlerle izlediğimizde yazacak o kadar çok şey var ki...
      Selamlar.

      Sil
  3. ne hoş yazı ne hoş fotolar bissürü şey öğrendim yaaa :)

    YanıtlaSil