Bir zamanlar gençlik dönemimde ünlü tiyatro sanatçılarının rol aldığı ne güzel oyunlar izleme şansım oldu. Tiyatro sinemadan daha farklı gelir bana. Aynı sahneyi yeniden izleme şansınız olmasa da bir başka dünyada hissedersiniz kendinizi. Canlı performansta hayatın içinden insanları bazen maskeli, bazen maskesiz en doğal halleriyle izlersiniz. Ses tonları, duruşları, hayalleriyle capcanlı insanlar iki adım ötenizdedir. Sesinizi duyurabilir, göz teması kurabilirsiniz.
Aradan yıllar geçti... Devlet Tiyatroları eski kadrosunu kaybetti, sanata, sanatçıya verilen değer azaldı, özel tiyatrolar ekonomik nedenlerle birer ikişer perdelerini kapattılar. Okulların Tiyatro Kulüpleri vardı, onlar da artık çok etkin değiller. İyi ki bazı beldelerimizde ( Mersin -Arslanköy, İzmir- Bademler ) kadın tiyatro grupları var.
Cumartesi sabahı kızım: "Anne, bu akşam senin seveceğin bir tiyatro oyunu var, gitmek ister misin?" dediğinde "Tabii isterim" diye yanıtladım. Yıllar sonra bir tiyatro oyununu izlemek; Mutluyum elbette. Yüreğimde küçük kuşlar kanat çırpıyor. "Oyun nerede?" diyorum. Urla Dam' da diyerek yanıtlıyor sorumu. Urla Dam daha önce de kızımdan duyduğum restore edilerek sanatsal etkinliklere açık hale getirilmiş farklı bir mekan. İlk kez gidiyorum.
Biletimiz önceden alınmış, uzun bir kuyruğa giriyoruz, herkes birbirine saygılı. Sanata saygılı insanların davranışlarını gözlüyorum. Doğal bir ortamın içindeyiz, ağaçlar, bahçe... Ama hayır, haksızlık etmeyelim; Urla Dam başka bir yazının konusu olabilir. Bugün Nazan Kesal'ın günü, gecesi.
Oyun hakkında bilgi ediniyorum: "Yaralarım Aşktandır" tek kişilik bir oyun. Nazan Kesal İran'da Şah Rıza Pehlevi zamanında zor bir hayat yaşamış ünlü kadın şair Füruğ Ferruhzad'ı canlandıracak. Yönetmen Berfin Zenderlioğlu. Şebnem İşigüzel kaleme almış, müzik Burçak Çöllü, ışık ve dekor tasarımı Cem Yılmazer.
Açık havada bir anfitiyatrodayız , girerken oturma minderlerimizi alıyoruz. En ön sırada sandalyelerde oturan yaş almış insanlar var. Çok nazik bir bey bana da bir sandalye getiriyor. Oturma yerleri dopdolu. Ortada kocaman görkemli bir ağaç var. Karşımızda üstten büyük aydınlatıcılarla aydınlatılmış büyük bir sahne. Tepede gökyüzü ve yıldızlar... Böyle bir ortamda ilk kez bir oyun izleyeceğim.
Karanlık sahne bir anda loş ışıklarla aydınlanıyor; Çok sade, yalın bir dekor; Ortada dümdüz bir sedye, üstünde beyaz bir çarşaf, kenara atılmış bir çift topuklu kadın ayakkabısı, bir kova içinde su ve bez. Ve sedyenin üstünde bedeni saran kısa gecelik tipi yırtık bir giysiyle dikkat çekici bir kadın. Nazan Kesal bir oyuncu becerisiyle değil, tüm bedeniyle, sesiyle, duruşuyla, içinden kopup adeta boşalan duygularıyla, hüznüyle, acılarıyla, aşklarıyla karşımıza Füruğ Ferruhzad olarak çıkıyor.
Hiç abartmıyorum; sahnede tek bir kadın 70 dakika hiç ara vermeden seyircinin adeta beynine, yüreğine, tüm duygularına hükmediyor, benzer coğrafyalarda yaşayan kadınların temsilcisi olarak isyanlarını, ağıtlarını, şiirlerini, şarkılarını dile getiriyor. Ölmüş bir kadın ama mollalar tarafından yıkanması engelleniyor, bekletiliyor. Bu arada hayatına giren insanları düşünüyor: Çok genç yaşta evlendiği ilk eşini, çocuğunu, sevdiği insanı, cüzzamlı bir aileden evlat edindiği çocuğu...
Sahne hakimiyetini, sürekli değişen beden dilini, alçalan- yükselen ses tonunu, serçelerle, kargalarla birlikte çırpınışlarını, şiir tutkusunu, anneliğini adeta soluksuz izliyorsunuz. Sahnedeki su dolu kova ile kendini yıkıyor, kılıktan kılığa giriyor. Sadece bir kez giysi değiştiriyor. Kırmızı bir elbise, topuklu ayakkabılar, kahkahalar atan, dans eden, kıvrak oyunlar oynayan bir kadın rolünde trajediye kaçmadan pek çok kadının dramını sergiliyor.
Hiç ara vermeden gözlere, kulaklara, yüreklere sunulan bir şölen bu. Seyirciler ayakta , elleri kızarıncaya dek alkışlıyorlar, alkışlıyoruz. Oyundan sonra bir canlı söyleşi de var. FÜRUĞ'un ruhundan, kimliğinden sıyrılıp yeniden NAZAN olmak çok kolay olmasa gerek.
Teşekkürler Nazan KESAL. Emeğinize-yüreğinize-beyninize sağlık.
Urla. Temmuz 2024
Füruğ Ferruhzad'dan kısa bir şiir:
Kuş sadece Bir Kuştu
Kuş dedi: oooh! nasıl da mis koku, nasıl da güneş!
Bahar gelmiştir
Ve ben kendi çiftimi bulmaya çıkacağım
Kuş taraçanın kıyısından uçtu
bir ileti gibi uçtu
kuş küçücüktü
kuş düşünmüyordu
kuş gazete okumuyordu
kuşun borcu yoktu
insanları tanımıyordu kuş
kuş havada
ve kırmızı tehlike ışıkları üstünde
ve habersizlik yükseklerde uçuşuyordu
ve mavi anları
delice deniyordu
kuş, ah sadece bir kuştu
Füruğ FERRUHZAD

