Sayfalar

sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Mart 26, 2026

İZMİR BORNOVA'DA BİR SANAT KÖŞESİ

 


İzmir sanata, sanatçıya çok değer veren bir kent. Her mevsim ama özellikle bahara doğru, baharın içinde, festivaller, fuarlar, sergiler ve etkinlikler kenti oluyor. Her yere, her etkinliğe yetişebilmeniz çok zor Kaçırdıklarınıza üzülüyor, ulaşabildiklerinizle mutlu oluyorsunuz. 

24 Mart çarşamba günü İzmir Bornova'da, kapanışına bir hafta kala bir sergiye gittik. Kızım bana ve eşinin annesine bir jest yaparak, kendisinin de sanatçı olarak katıldığı sergiye  bizi götürdü. Uzun bir yoldan sonra Bornova'ya ulaştık. "Anneleri getirdim." diyen Sezgi'nin arkadaşlarından bazılarıyla da tanıştık. İyi ki gitmişiz. Gidemesek bizim için bir kayıp olurdu. 

Serginin adı: HATIRLAMA DEFTERİ (Notebook of Recall) Kadın sanatçıların oluşturduğu uzun zamanlı ve kapsamlı bir proje. Serginin ilk açılışı Bergama'da olmuş. Bornova'dan sonra Eskişehir ve İstanbul'da  da eserler sergilenecek. Bergama'daki serginin ev sahipliğini BAYETAV Vakfı üstlenmiş.

Serginin düzenlendiği bina; Asırlık ağaçların, değişik çiçeklerin yer aldığı çok büyük bir bahçede, görkemli bir eski zaman köşkü. Yüksek tavanlı, büyük pencereli, iki katlı köşke girerken  farklı duygular kaplıyor ruhunuzu. İçeride adeta mistik bir hava var. Köşkün beyaz badanalı duvarları ferahlık veriyor. Bir zamanlar kim bilir kimler yaşamış içinde diye düşünüyorum. Köşkün hemen yanı başında sanatçıların konuk edildiği  küçük  bir köşk daha var.

BAYETAV'ın değerleri; Diğergâmlık, farklılıklara ve emeğe saygı, dayanışma, tevazu, eşitlik, özgürlük, sorumluluk, dürüstlük, üretkenlik, iyimserlik ve umut olarak açıklanmış. Köşkün bahçesinde küçük bir kafe de oluşturulmuş. Kentin karmaşasından uzakta bir huzur köşesi gibi. 

Çalışmaların ve projenin tanıtımı amacıyla 253 sayfalık bir kitap hazırlanmış. Kitapta ekibin birlik ve beraberlik içinde emek ve çabaları çok belirgin olarak hissediliyor.  Kitabın önsözünde sanatçı Günseli Baki şöyle diyor: "Kadınlar hatırlar, kelimeleri yükselir, yükselir, yükselir... Birlikte hatırladıklarında sesleri çoğalır, yankı odalarından göğe doğru yayılır, şimşekler çakar ve yıldırımlar düşer üzerinize."

Sergiyi gezerken kendinizi başka dünyalarda hissediyorsunuz. Hayalle gerçek arasındaki ince çizgide, şimdi'den sonsuza uzanan dünyada bazen kendinizle baş başa, bazen kalabalık bir grup arasında, toplumun çeşitli katmanlarında... Düşsel yolculuklar gerçekleştiriyorsunuz. Video çekimler, yazılar, yerleştirme (enstelasyon) hepsi emek eseri.

Her eserin yanında bir açıklama yazılmış. "Keşke daha büyük puntolarla yazılsaydı." diye geçiriyorum içimden.  Ve keşke kitabı okuduktan sonra yeniden sergiye gitme fırsatım olsaymış. Her şey çok daha net algılanırdı. Bunlar küçük ayrıntılar. Tek kelimeyle dile getirirsem,  "Muhteşem" bir etkinlik izledim. Sanata ve sanatçılara dair görüş ve düşüncelerim yeni bir boyut kazandı.

Uzun bir çalışma döneminin ardından, büyük emek ve çaba harcayarak oluşturulan bu proje,  kadın kimliği ve kadının toplumdaki yeri ile ilgili olumsuz yargıların yok olmasına bir katkı sağlar umarım. Sadece Bornova'da sergiyi 3000'e yakın kişi izlemiş. Anı defterine yazmak istediğimde, ciltli bir defterde  tüm sayfaların dolduğunu gördüm. Ara sayfalarda bir boşluğa düşüncelerimi aktardım. 

Sanata ve sanatçıya saygının; Barış içinde, hoşgörülü, adil, özgür  ve güvenilir bir ortamda, yerinde övgü ve takdirlerle dile getirilmesini dileyerek, katkıda bulunan tüm sanatçıları yürekten kutluyorum. 

Daha aydınlık, daha güçlü bir gelecek için; sanattan anlayan, sanatçıyı benimseyen, koruyan, gelişmesine yardımcı olan, katkıda bulunan insanların çoğaldığı bir toplumda yaşama umuduyla...

Makbule ABALI-Eğitimci

26 Mart 2026- İzmir-Urla

                                                  Sergide yer alan Eserlerden Bazıları 








                                                   
 Sergide eserleriyle yer alan Sanatçılar 

                                             



                                                        Sezgi Abalı Attal ve Anneler.


Mart 16, 2026

BİR ANMA PROGRAMI: SÜREYYA BERFE

 


Yazmayı, yapmayı düşündüğü şeyleri ertelememeli insan. Zaman öylesine çabuk geçiyor ki, günbegün anlatmak istediğiniz konular güncelliğini kaybediyor. Sondan başa giderek anlatacağım  bu kez.

İzmir Urla'da TOHUM Sanat Alanı ve İlkdördün Kültür ve Sanat Vakfı işbirliği ile şair Süreyya Berfe'yi anma ile ilgili bir dizi etkinlikler planlanmıştı. Küratörlüğünü Hakan Kırdar'ın üstlendiği, 18 sanatçının yer aldığı serginin açılışı 4 Mart günü gerçekleşti. 

Tüm çalışmalar; Hayatının 15 yılını İzmir yöresinde (Foça ve Urla'da) geçiren, 9 Ocak 2024'de Urla'da vefat eden şair Süreyya Berfe ile ilgiliydi. Yaşamında sayısız edebiyat ödülleri alan, şiirleri 18 dile çevrilen, insanlar, doğa, çocuklarla ilgili felsefi, edebi yüzlerce şiir yazan ama pek çok sanatçı gibi yaşarken yeterince tanınmayan, anlaşılmayan bir şairimiz.

4 Mart- 8Nisan tarihleri arasında belli bir program doğrultusunda düzenlenen etkinlikler, Şair Berfe'ye bir vefa borcunu ödemekle kalmadı. Çalışmalar aynı zamanda toplumun farkındalığını ve duyarlılığını arttırarak sanata, sanatçıya bakış açısını geliştirmek amacını da taşıyordu. Urla; güzel doğası, kadim tarihi ve kültürlü insanlarıyla pek çok şair, yazar ve sanatçının tercih ettiği bir belde olmuş.


 

Bu programın içinde en son düzenlenen etkinlik; Urla İskelede Tanju Okan Parkı'nda "Süreyya Berfe Şiir Günü" adıyla "Urla Açık Hava Şiir Antolojisi" oldu. Böyle bir düzenlemeyi yaşadığı günlerde hep hayal edermiş Süreyya Berfe. Gerçekleşmesi ne iyi oldu.

Sanırım her şey, O'nun istediği gibi oldu. Güneşli ama biraz serin bir günde 7' den 77'ye  hatta 90 yaşına kadar şiir severler bir araya geldiler. Yapı Kredi Yayınları arasında yayımlanmış Berfe şiir kitapları elden ele aktarıldı. Berfe'nin şiirlerinden dizelerle sesler açık havada yankılandı. Mikrofon elden ele dolaştı. Şiire tutkun insanlar açık hava şiir antolojisinde heyecanla yer aldılar.

Sevda şiirleri, doğa şiirleri, çocuk şiirleri, toplum şiirleri adeta bir şiir sepetinden tek tek ayıklanarak sunuldu. Aramızda; bastonuyla yaş almış insanlar, gençler, pusette bebekler, okumayı yeni kavramış çocuklar da vardı. Varsın heceleyerek okusun, şiir okumanın , dinlemenin, düşünmenin, hayal etmenin hazzına vardı insanlar. Heyecan dalga dalga yayıldı,  kuşlar, ağaçlar, gökyüzündeki bulutlar tanıklık ettiler bu güzel dinletiye...

Bu güzel günden bir gün önce (14 Mart Cumartesi Günü)  Tohum Sanat Alanı üst katında 7-10 yaş arası ilkokul öğrencileriyle bir etkinlik gerçekleştirdik. Günün duyurusu önceden yapılmıştı. Son zamanlarda bulunduğum en güzel etkinlikti diyebilirim. Süreyya Berfe çocuk kitapları (Çocukça, Eksik Alfabe) üzerinden hayatı anlama, algılama ve anlamlandırma çalışmaları yaptık.

Duyguların dışa vurumu, merak, sorma, sorgulama, kendini ifade etme, paylaşım konularında bulmacalar, masallar, el becerileri  yoluyla çalışmalar yaptık. Sevgi ve ilgi ile güven vererek, uygun yaklaşımlarla çocuklar harikalar yaratıyor, kalıcı izler bırakıyorlar. Hepsi o kadar içten, doğal, yapmacıksız, abartısız. Berfe de çocukları çok severmiş.


Bütün bu yapılanları görse Süreyya Berfe de çok mutlu olurdu eminim. Her çalışmada O'nun ruhsal ve zihinsel dünyasından esintiler, anılar ve yaşanmışlıklar yansıtılmaya çalışıldı. Açılışta düzenlenen sergi çok daha geniş kapsamlıydı. Grafik çalışmaları, yazı ve fotoğraflar, küçük heykelcikler, kullandığı eşyalardan özenle saklananlar... Çalışmaların bir bölümü İstanbul'da Yapı Kredi Sanat Galerisi'nde sergilenecek.

Sergi kapsamında ben, şiirlerinden, deyişlerinden yola çıkarak, Süreyya Berfe ile söyleşiyi seçtim. Nostaljik anlamda siyah-beyaz eski fotoğraflar eşlik etti bu hayali sohbete. Onunla tanışma-görüşme şansım olmadı. Zaman tünelinde yolculuk beni heyecanlandırdı, çok mutlu etti. Ekipte yer alan arkadaşların her biri çok değerliydi. Yardımlaşma ve paylaşım örnek olacak ölçüdeydi.


Kültür ve bilim insanlarımıza, sanata ve sanatçılara gösterilen ilginin, duyarlılık ve farkındalığın artması, toplumsal bilincin sağlanması içten dileğimizdir. Kaybettiğimiz tüm değerlerimizi rahmetle, saygı ve özlemle anıyoruz. Yaşayan tüm değerli insanlarımızın hak ettikleri biçimde yaşatılmaları, değerlerinin fark edilmesi umut ve beklentisiyle... 

Makbule ABALI-Eğitimci

16 Mart 2026 Urla-İzmir


SEVGİLİ ARKADAŞIM adlı şiirinin ilk dizeleri;

Gözlerinin rengi gibi

yüreğinin rengi gibi

saçların da kendi renginde

Ama ben ellerini gördüm önce

toplayan, düzelten, onaran ellerini...

Dokunduğuna soluk aldıran 

telaşlı, usta, sevecen ellerini... 

Geç anladım ve inandım.

Her gün daha çok inanıyorum.

Ellerin, güzel işlerin karıncası.

Ellerin, ellerden bıkmış ellerime sığınak.

Süreyya BERFE










Aralık 26, 2025

ARALIK Ayının Son Hafta Sonu

 


Karşılaşmalarda, yarışlarda geriye sayışları beklemek biraz tedirgin eder insanı. Hep ileriye gitmeye alışmışızdır. Geri adım atmak insanın dengesini de bozar. Yaşam ileriye kurgulanmıştır. Geç kalmak, geri kalmak yaşamı sekteye uğratmaktır aynı zamanda. Giden anları, anıları güzelliklerle birlikte anmak  yaşamı da yaşanabilir kılmak sayılabilir mi?

"Uzun yazılar artık okunmuyor" dedi erkek kardeşim. Çevresini de iyi gözlemleyen biridir. Acaba "Sen de kısa yazmalısın." demeye mi getirdi. İçinde biriktirdiklerini boşaltmak istiyor insan. İlle okunsun diye değil, ihtiyaç duyuyor. Yüksek sesle düşünemediklerini, haykırarak dile getiremediklerini kapkara harflerle bembeyaz fon kâğıtlara aktarıyor. Nasıl kısa yazsın günlerin , yılların doldurduğunu... 

 İşleyen bir beyin, her tasarımı ya da projeyi en uygun şekilde hayata geçiriyor. Konuşma, okuma, yazma, hatırlama, anlama, algılama fonksiyonlarının yeri ve görevi belirlenmiş. Beyin hastalanıp akıl sağlığı bozulursa alıcıları bozulmuş bir makine gibi hata veriyor. Yaş aldıkça insanların daha çok konuşma ihtiyacı duymasının, hoşgörülü, iyi niyetli, düzgün insan aramasının nedenini yapay zekâ çözebilmiş midir ki?

Bir hafta sonu tatilinde çok ciddi konulara değinmek istemeyebilir insanlar. Daha az yazı, daha az muhakeme, daha az mantık yürütme. daha çok görsel olmalı. Mesajlar bile kısacık. Anlamadan, sezmeden çok,  kısa anlatımlara dayalı duyarlılık gerektirmeyen bildirimler. Belki yakın zamanda sadece evet hayırlarla halledeceğiz iletişimi. Neden sonuç bağlantısı mı, ne gerek var?

Son bir haftada kazandığım deneyim kayda değer. Ben anlatmasam fotoğrafların anlatım gücü olamaz mı? Usta işi olmasa da güzel insanlardan geriye kalan anlık izlenimler bunlar. 

Yılın son hafta sonu yeni umutlar, güzel beklentilerle dolu dolu geçsin. "Umutsuz yaşanmıyor" diyor şair. Gene şiirlerde dizeler "Yaşamak güzel şey be kardeşim" diyerek sesleniyor. Çiçeklerin de anlamı var. Çiçek dilini öğrenmek çok da zor değil. Tüm engelliler bu dili kısa zamanda öğrenmiş. Her yeni dil bir kazanç. 

Makbule Abalı-Emekli Eğitimci

26 Aralık 2025 Urla-İzmir- Türkiye








Aralık 11, 2025

USTA ŞAİRLERLE DÜŞÜNMEK

 


* SON ŞİİRİM

Elim birine değsin, 

Isıtayım üşüdüyse

Boşa gitmesin son sıcaklığım.

Rıfat ILGAZ



* Söyle sevda içinde türkümüzü

Aç bembeyaz bir yelken

Neden herkes güzel olmaz

Yaşamak bu kadar güzelken? 

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA



*SONSUZ VE ÖBÜRÜ

En değerli vakitlerinizi bana ayırdınız

sağolunuz efendim

gökyüzünün sonsuz olduğunu öğrettiniz 

öğrendim 

yeryüzünün sonsuz olduğunu öğrettiniz 

öğrendim 

zamanın boyutlarını ve havanın

 kuşa döndüğünü

Ama sonsuz olmayan şeyleri öğretmediniz

efendim

baskının , zulmün, açlığın

bir yerlerde kıstırılıp kalmanın, susturulmanın 

aşk mutluluğunun ve eski hesapların

bunları bulmayı bana bıraktınız

size teşekkür ederim 

Turgut UYAR 



*AĞU 

Annem; 

İnsan insanın ağusunu alır

Derdi

Ve sonra eklerdi

Sıcak, yumuşak sesiyle

-Hayat dediğin nedir ki?

Kimi zaman görkemli bir şölen

Kimi zaman yırtık, rüzgârsız bir yelken

"her neyse işte"

Annem; kayalarda, dağlarda yaşardı

Ölümü tanırdı. 

Metin GÜVEN 






Ağustos 31, 2025

RUTİN DIŞI-1 ÇOCUKLAR VE HAYALLERİ...






ÇOCUKLAR VE HAYALLERİ

Çok uzaklarda bir okulda son ders zili çaldı;

Resim dersiydi o ders, resim çizilirdi tabii.

Önce düşündü öğretmen ve konuyu verdi  çocuklara;

Bugünkü konumuz "Babanız ve siz " dedi

"Hayalinizdeki babanızı çizin" 


Her renkte, her boyda kalem dağıttı çocuklara

Siyah, beyaz, sarı, turuncu, kırmızı, yeşil, kahverengi, mor.

Çocuklar önce düşündüler bir süre,

Sonra sarıldılar  kalemlere.

Türlü çeşitli baba canlandı resimlerde...


Bir küçük bakkal levhası market oldu önce,

Sonra  bir Alışveriş Merkezi, bir çocuğun resminde.

Bir başka resimde 

Bir çocuğun elindeki minicik top

Kocaman bir futbol topuyla yer değiştirdi,

Kaleyi baba koruyordu tabii.

 

Bir Eskici dükkanı vardı bir resimde

Eskimiş ayakkabılar, küçülmüş giysiler, solmuş paltolar

Yeni giysilere dönüştü birden,

Adı "Son model giysiler dükkanı " oldu. 


Çocuk bu ya! Bir çocuk babasını özenle çizdi,

Baba evdeki en büyük koltukta otururken

Anne de vardı aynı resimde, bir köşede;

Yorgun, saçları dağılmış, 

Yüzünde buruk bir tebessüm...


Bir başka resimde sadece baba vardı

Kapıda, elinde boş cüzdanı

"Ben iş bulmaya gidiyorum"  diyordu.


Sınıfın en çalışkanı, doktor babasını  çizmişti,

Yüzünde maskesi, elinde diploması, ilaçları

Odanın kapısında "Nöbetçi Hekim" yazısı.


Bir kız çocuğunun resminde;

Elinde kitabıyla sınıfta bir öğretmen,

Kitabın üstünde minicik bir yazı,

"Çalıkuşu  gibi bir öğretmen olmak"


Arabasıyla kâğıt toplayan bir baba vardı bir resimde;

Arabası son model, gıcır gıcır 

İçinde pırıl pırıl kitaplar, kaplı defterler

Göz alıcı renkli kalemler, dosyalar...


Evde çok hırpalanan, aşağılanan,

Sürekli dayak yiyen bir çocuğun resminde

Kendi küçücük, anne-baba kocamandı.

Elleri-ayakları, yüzü çizilmemişti çocuğun...


Bir madencinin oğlu vardı sınıfta 

Resmi kapkaraydı ; 

Gökyüzü karaydı, evler kara, yüzler kara

Sadece parlayan bir güneş vardı resimde, altın sarısı

Ama tepede değil, yerin yedi kat altında.


Bir anne-kız çizilmişti bir çocuğun resminde,

Sadece anne ve çocuk, ikisi de ayakta

Yalnız ama el ele, yürek yüreğe 

El emeğine-sanata gönül vermiş,

Etraf apaydınlık, uzun ince bir yol, çiçekler içinde...


Her yaştan, her renkten çocuklar vardı resimlerde ;

Güneşe ipler bağlayıp

 Onu gökyüzüne çekmeye çalışan...

Aydedeye, yıldızlara  salıncaklar kurup sallanan,

Rengârenk, gerçek ya da gerçeküstü hayaller kuran...


Zil çaldı, ders bitti okulda,

Hayat devam ediyordu tüm dünyada.

Çocuklar hayalleriyle baş başa,

Umutlar, beklentiler düşler, kağıtlarda,

Çıplak gerçekler dışarıda, yaşamda kaldı...


Makbule ABALI-Eğitimci 

18.10. 2022 İzmir-Urla 

Dünyada çocuklara ulusal bir bayram armağan edilen ilk ve tek ülkeyiz.

23-29 Nisan tarihleri arasında kalan hafta "Çocuk Haftası " olarak anılır.

İnşaat Mühendisi iken sınıf öğretmeni olmayı tercih eden bir akrabamızın gönderdiği alıntı video, beni mutlu etmişti.

O güzel videoyu, 2022'de yazdığım bir şiirle birleştirmek    istedim. 

Gönülden, isteyerek yapılan çalışmaların, her türlü imkân ve koşulda harika sonuçlar verebileceğinin kanıtı gibi... 

Eğitime emek harcayanlara sonsuz teşekkürler. 


2025-2026 Eğitim-Öğretim yılının ilk haftası yarın başlıyor. Bugün 31 Ağustos gecesi. Yaz mevsimiyle vedalaşıyoruz.

1 Eylül aynı zamanda "Dünya Barış Günü" 

Tüm öğrencilere-öğretmenlere-öğretmen adaylarına yeni ders yılında başarılar dileriz. 

Makbule Abalı-Eğitimci
31 Ağustos 2025 Türkiye






Haziran 01, 2025

Bir Başka Sabaha: Güneşle-Sağlıkla-Umutla-Uyumlu Uyanmak...

                                                               


 Güneş her gün yeniden doğarken, gözlerimizi kamaştıran parlak ışıklarıyla sadece çevremizi aydınlatmakla kalmıyor. Ruhumuzun  da  ta derinliklerine ulaşıyor, usul usul yüreğimize de küçük dokunuşlarla ulaşıyor, incitmeden, bağırmadan, hırpalamadan; "Uyan artık derin uykulardan," diyerek bizi, yeni bir güne "Merhaba!" demeye hazırlıyor. 

Tüm varlığımızın,  bedenimizin ,benliğimizin, zihnimizin en ıssız, en ücra, en gizli-saklı köşelerine dek ulaşıyor, ışık hızıyla yayılıyor. Mavi-beyaz-sarı-mor-turuncu-yeşil , rengârenk bir renk harmanıyla, güçlü enerjisiyle, sindire sindire geliyor ve  biraz daha yüksek tonda sesleniyor: "Uyuma, uyuşma, umutsuz kalma!" 

Çalar saat ya da çan sesi gibi değil, kulağınızda çınlamalar yaratmadan, kabalık veya zorbalıkla da değil, Bir anne sesi gibi ılımlı, bebek sesi kadar yumuşak, bir sanatçı duyarlılığı ile, anılardan süzülmüş bir ninni  kadar etkileyici. Doğanın ta içinden gelen kuş sesleri ile birlikte havanın ince-hafif esintisi de uyumlu bir beraberlik oluşturursa... 

İşte o zaman, her şeye rağmen; DÜNYA daha güzel, daha yaşanabilir, daha mutlu-huzurlu-umutlu geliyor İNSAN'A.  Tüm yollar çıkmaz sokaklara ulaşsa da, kuşku-endişe güvensizlik ve kararsızlıklar hayatımızı karartsa da, karmakarışık-anlaşılmayan sesler kulağımızı yıpratsa da...

Zihnin, ruhun, yüreğin yükü; tüm bedenimizi zorlayarak, boynumuzdan omuzlara, kollardan ellere, dizlerden bacaklara, ayaklara kadar inip, hızımızı keserek hayatı yavaşlatsa da...

Tüm zorluklara  direnerek, yaşama sevinciyle, önce CANLI ve ardından İNSAN kimliğimizle, duyarlılık, farkındalık, hoşgörü ve sağlıklı algılamalarla YAŞAMAK gerek... 

Bahara veda ederken; Bir başka mevsime-Yaza MERHABA diyerek... 

Makbule ABALI- Eğitimci 

1 Haziran 2025 İzmir-Urla

                                                                          


                                                                             








Mayıs 22, 2025

FOTOĞRAFLARA YANSIYAN YÜZLER: DUYGULAR, DAVRANIŞLAR, DÜŞLER...

 


Hayatın içinden türlü-çeşitli insan hallerini, duygu ve davranışlarını kalıcı kılan , profesyonelce çekimler gerçekleştirenlere farklı bir saygı ve hayranlık duymuşumdur hep. "İnsan" dediğimiz, her biri diğerinden farklı o karmaşık yapının özüne inmek, kolay değildir elbette. Kim bilir kaç kare harcanır; o an'ı, o durumu ya da iç dünyalara bir yolculuğu gerçekleştirmek için... ? 

Gerçek mutluluğun veya mutsuzluğun, sevincin, hüznün. insan üzerindeki etkisini. bazen ufacık bir araçla dışa yansıtmak. Yüksek teknoloji ile çok farklı çalışmalar da oluyor tabii. Ama "O an" sadece çekilende değil çekende de yoğun bir duygu birikimini, bakış açısını, empati kurmayı, anlamayı, önyargısız olmayı gerektirmez mi? 

Yazarken düşünüyor da insan. Kendimizle fikir alışverişi yapmak, biraz zaman kaybı gibi görülse de daha sağlıklı ve objektif yollara götürebiliyor çoğu zaman. Bilemem ne kadar doğru; Çocuk resimleri yetişkinlerden daha doğal,  maskesiz-yapmacıksız oluyor. "Aslının aynıdır." der gibi. 

Yetişkinlerde çekilen fotoğraflar: kişiye, kişiliğe, zamana, duruma,  çekiliş nedenlerine,  beklentilere, amaçlara göre değişebiliyor sanki. Detaylarla oynama, düzeltme, filtreleme, olduğundan başka türlü gösterme, hile  mümkün. Bu konuda uzman olmadığım için çizmenin sınırını aşmak istemiyorum. Ben sadece bir amatörüm. 

Ancak çok inandığım bir şey var: Mutluluk yüze, bedene, gülüşe, mimiklere yansıyor. Mutsuzluk ve hüzün ise daha çok ve daha yoğun biçimde gözlerde kendini gösteriyor. Usta işi fotoğraflarda göz kızarıklığı, karşısındakinin gözünün ta içine bakamama hali, akan birkaç damla gözyaşı dahi  fark edilebiliyor. Yaşlılarda "gözlerin feri kaçmış " dediğimiz durum bile algılanabiliyor... 

"Gözler ruhun aynasıdır" deyişi çok yerinde bir saptama gibi gelir bana. Çevrenizdeki kişilerle konuşurken, dinlerken, anlatırken, anlamaya çalışırken ;  "Göz göze iletişim kurabilmek" ne kadar önemli. Çevrenizdekilere duyarlı iseniz mutlaka anlarsınız... 

Spor karşılaşmalarında, yarışmalarda, yerel ya da uluslararası müsabakalarda  kazananların coşkusunu izlerken, toplu katılımlarda ortak paylaşımın güzelliği--yaşanan coşku, sevinç, mutluluk, haklı gurur  fark edilir. Olimpiyatlara hazırlanma günlerini-yıllarını, Paralimpik sporcuların hayat öykülerini izlemek-dinlemek  "Hayat Bilgisi"  dersini  bir belgesel kalitesinde işlemek gibi...

Geçen hafta sonu ailece çok beğenerek izlediğimiz bir programda bir görüntü dikkatimi çekti; Güzel ülkemizin yeterince tanımadığımız yörelerini çok yönlü tanıtan,  türkülerle-şarkılarla insanlara yaşama  sevinci aşılayan güzel bir programdı. Programın sonunda, katılan tüm çocuklar,  ellerinde   armağan edilen  kitaplar, bayraklarını  coşkuyla sallarken,  sağ alt köşede bir kız çocuğu dikkatimi çekti.  Yüzü, gözleri, bakışları, duruşu, ürkek-kederli hali. Halâ o görüntü, o çocuğun gözleri  aklımda...  

Anlamak, dinlemek, anlamaya çalışmak, sonuçlardan nedenlere  ulaşabilmek, çok zaman geçmeden gerekli önlemleri alabilmek hepimiz için daha güzel bir dünyanın  oluşmasına katkıda bulunabilmek... Sağlıkla- sevgiyle-hoşgörüyle-umutla...

Makbule Abalı- Eğitimci

İzmir-Urla 22 Mayıs 2025 



 


*Gelincikler. Hastane dönüşü bir tarlada ansızın gördüğüm, günü aydınlatan doğal çiçekler. 
Cep telefonumla çekimi yapan Adayla'ya teşekkür borçluyum. 

Mayıs 12, 2025

BİR ANNELER GÜNÜ SONRASI..

 


Günler hızla akıp geçerken takvimden bir yaprak daha düştü. Dün Mayıs Ayının 11. gününü yaşadık. Bugün 12 Mayıs Pazartesi. 

Dün, 2025 yılının  ANNELER GÜNÜ idi. Gün boyu Ne güzel etkinlikler düzenlendi; Törenler yapıldı, şiirler okundu, yarışmalar, oyunlar, sanat ve spor çalışmaları sergilendi.

Bugün  yeni bir gün. Sıradan bir gün. İlkbaharın üçüncü ayı Mayısın,  ikinci Pazar günü de sona erdi.

Anneler, anne adayları, anne olmak isteyenler, yüreğinde tüm çocuklara çok yoğun bir  sevgi barındıran insanlar, kadınlar 

Onlar için yazılan şiirler, yazılar, hikâyeler, oyunlar asılan pankartlar, el emeği-göz nuru ile üretilen ürünler-sanat eserleri. Beğenilerine göre alınan hediyeler... 

Öte yanda günün anlam ve öneminin farkında bile olmayanlar, adı sanı, yeri yurdu belli olmayan kadınlar, erkekler, çocuklar. gençler...

Tek bir gün, ne zamana kadar etkili? Sadece bir gün yeterli olur mu anlamaya-anlatmaya-anlaşılmaya...?

Yıllardır ilk kez Anneler Günü'nde şiir ya da yazı, gerçek hayat hikâyeleri yazmadım.

Dünden sonra bugünler, yarınlar da vardı,  olmalıydı... Bir gün yeter mi...?

İçimizden geldiği gibi: Sevgi, güven, haklılık, paylaşma, fedakârlık, koruma, sabır, iyi niyet hep sürsün. 

Yakın ve uzak çevreye, kırlara, dağlara, köylere, kasabalara, kentlere, ülkelere, tüm dünyaya, bebeklerden başlayarak çocuklara, ergenlere, yaşlılara, kadınlara erkeklere, insanlara , yaşayanlara, iyilere, kötü düşüncelere, yitirdiklerimize ışık olup ulaşsın.

Kötülük tohumlarının üstüne, bahar yağmurlarıyla beraber  iyilik tohumları da yağsın. İyiler, iyilikler örnek olsun.

ANNELER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN. YÜREĞİNİZDEKİ SEVGİ, EKSİLMESİN. 

Makbule ABALI-Eğitimci

İzmir-Urla 12.05. 2025









Mart 27, 2025

27 MART DÜNYA TİYATROLAR GÜNÜ

 


TÜM DÜNYADA HER YIL 27 MART, ULUSLARARASI TİYATRO ENSTİTÜSÜ'NÜN 

 ÖNCÜLÜĞÜNDE "DÜNYA TİYATROLAR GÜNÜ" OLARAK KUTLANIYOR. 






TÜM DÜNYADA SANATA VE  SANATÇILARA SAYGIYLA... 

Makbule Abalı-Eğitimci

27.03.2025 Urla-İzmir

Mart 07, 2025

MÜZİĞİN İYİLEŞTİRİCİ GÜCÜ

 

Çok eski zamanlardan beri çeşitli rahatsızlıklarda müziğin iyileştirici gücünden söz edildiğini biliyoruz. Yüzyıllar öncesinden filozoflar, psikologlar, hekimler ve sanatçılar tarafından  denenmiş, hastalıklarda terapi etkisi sağladığı kanıtlanmış bir yöntem bu. Halen dünyanın çeşitli üniversitelerinde bilimsel tez konusu olarak belirlenen çalışmalar devam ediyor.

Çok yüksek seslerin bebeklerde ve yaşlılarda endişe, korku ve kaygıya yol açtığı biliniyor. Sakin ve yumuşak seslerin,  konuşmaların her yaşta sakinleştirici ve rahatlatıcı etkisi var. Güven duygusu yaratıyor. Bebeklikten itibaren dinlenile ninniler,  masalların, sonraki yıllarda çok olumlu etkileri görülebiliyor. Günümüzde; henüz anne karnındaki  bebelerde dahi müziğin   olumlu etkileri gözlenebiliyor.

Çeşitli müzik aletlerinin ruhsal dünyamızdaki çatışmalarda iyileştirici etkisini pek çok insan fark etmiştir: Ney sesi, keman sesi, kanun, bağlama, piyano, gitar sesi,  tulum, sipsi, kaval sesleri... Doğal kuş sesleri, kedi mırıldanması, köpeklerin deprem öncesi hassasiyetleri, tehlike anında ulumaları sadece insanlarda değil, tüm canlılarda seslerin ne kadar etkili olduğunu kanıtlıyor.

Ambülans sesi , siren sesleri nasıl da içimizi titretir. Her ülkenin milli  marşı, kahramanlık türküleri coşkuyla söylenir. Hele olimpiyatlarda kazanan sporcuların kürsüye çıktıklarında kendi marşları dinlenirken yüz ifadeleri nasıl da anlamlıdır. Askerlik yapanlar tempolu yürüyüş sırasında söyledikleri marşları hiç unutmazlar.

Dünyamızı, güzel ülkemizi, yakın ve uzak çevremizi anlamlı, anlaşılır, dinlenebilir rahatlatıcı, endişeden-kaygıdan-korkudan uzak  sakinleştirici, rahatlatıcı- uyumlu sesler sarsın. Bir orkestradaki onca farklı sesin bütünlük içinde uyumu gibi. Çaba harcarsak neden olmasın...?

Makbule ABALI-Eğitimci

7 Mart 2025 İzmir-Urla 

 





Ocak 26, 2025

NASIL BİR TATİL...?



Tatil deyince ne düşünürsünüz dediğimizde; yaşa, cinsiyete, ekonomik ve yöresel konuma göre cevap değişir elbette. Tatiller sevilir genellikle. Bir günlük "kar tatili" verildiğinde bile çocukların gözleri nasıl parlar. Okulu sevmemekten değil, 1 veya 2 günlük dinlenme molalarının beyinlerde yarattığı olumlu izlenimdendir. Türkiye gibi uzun tatiller ülkesinde dahi,  tatiller sabırsızlıkla beklenir.

Tatillerde bile para kazanmak amacıyla çalışan çocukları nasıl unuturuz. Hayatında hiç tatil yapamayan bu çocuklar, aldıkları eğitim yeterli değilse;  gelecekte de rahatlatıcı- dinlendirici bir tatil imkanı bulamayabilirler.

Her tatil döneminin başlangıcında uzmanlar tatilin nasıl değerlendirileceği hakkında açıklamalar yaparlar. Çocuklar veya anne- babalar uyar-uymaz, bilinmez. Her çocuğun yaşına, düzeyine, ekonomik durumuna göre yapılacak etkinlikler farklı olabilir.

İlk defa bu yıl Milli Eğitim Bakanlığı'nca yarıyıl tatilinde ilköğretim çağındaki çocuklara hiç ödev verilmemesi istendi. Doğru-yanlış tartışılır elbette. Hiç vermemek mi, bilgileri pekiştirmek için uygun zamanlarda küçük tekrarlar yapmak, yormadan eksiklerini tamamlamak mı?  Bazı öğretmenler eskiden nasıl da yorucu ödevler verirlerdi. Örneğin 100 problemi yazarak çözmek gibi. 98 tane yapıp yorgunluktan bitap düşen, ağlayan  çocuklar hatırlarım.

Tatiller; ders kitapları dışında kitapları da okumak için ne güzel ve uygun zamanlar içerir. Bilgisayarlar, tabletler kitapların yerini almaya çalışsa da henüz tam dolduramadı. Televizyon tiryakiliğinin bile  uygun program seçilemezse olumsuzlukları var. Haber programlarında olumsuz  haberlerin yanında bazen güzel haberler nasıl da insanın içini açıyor, yüzünü güldürüyor. 

Ergani İlçe Halk Kütüphanesi  açıklamasına göre, iki kardeşten  Kaya Keleş bir yılda 450 kitap okumuş, kız kardeşi de bir yılda 350 kitap okuyarak, Kütüphane yönetiminden ödül kazanmışlar. 

Tatillerde; zeka oyunları, kelime oyunları, dama, satranç   öğrenilebilir. Spor etkinlikleri düzenlenebilir. Bir zamanlar tek harf belirleyerek iki kişi veya iki grup halinde "Dağ-nehir- şehir-bitki-hayvan adları bulma oyunu" oynardık. Tatillerde olanaklar elverdiğince; tiyatroya, müzelere gidilebilir, eğitsel drama çalışmaları düzenlenebilir. Çocuklar ve gençler yaş dönemlerine göre günlük tutabilir, anı-şiir-öykü yazma  denemelerine girişebilirler.

Yazın il dışında rastladığım, anne-babalarının kontrolünden uzak, bilgisayar odasında 4-5 arkadaş birlikte oyun oynayan çocukları nasıl unuturum. Bir süre izledikten sonra sormuştum: "şimdi bu oyunu kim kazanacak acaba iyiler mi, kötüler mi?" İçlerinden en büyük olanı yanıtlamıştı: "Kötüler tabii ki, çünkü onlar daha güçlü." Bu tür bilgisayar oyunlarında ne yazık, çocuklar da daha güçlü, daha hırslı, daha vahşi olandan yana. Yani kötüden yana olmayı istiyor. Çünkü iyiler, nazik, yumuşak, zarar vermeyen tipler.

Bu yıl ilk defa bir dönem boyunca eğitim-öğretim olanaklarından yararlanamadığı için tatilde "telafi dersi" yapacak olan çocuklar da var. Güneydoğu'da olaylar nedeniyle zorunlu olarak okula gidemeyen 100.000 çocuk belirlenmiş. "Telafi dersi" görmek isteyen 1559 öğrenci Silopi'den, Şırnak'tan Batman'a götürülecek. 15 gün orada barınarak "hızlandırılmış eğitim" görecekler.

Dünyada ve tabii ki ülkemizde tüm çocuklar; Çağdaş, bilimsel, demokratik, barışçıl, yeteneklerinin dikkate alındığı,  sağlıklı bir eğitim-öğretim ortamını, gelecekte daha güzel bir dünyayı hak ediyorlar. Onlara haksızlık etmemek gerek... 

Makbule Abalı-Eğitimci 
27 Ocak 2016
 
Güncelleştirme: 26 Ocak 2025


Fotoğraf- Mersin- Mezitli Sahili-
Yıllar önce; amatörce cep telefonuyla çektiğim bu değerli eseri yapan sanatçının adını yazamadım. Bağışlasın, iletişim sağlanabilirse, sevinerek not eklerim. Yüreğinize- emeğinize sağlık. 


                            Edip Akbayram- Çocuklar- Dün ve Bugün
                            Değerli Sanatçımıza acil şifalar  dileyerek...

Aralık 28, 2024

YEME iÇME KÜLTÜRÜNDEN- RETROSPEKTİF'E- UZUN İNCE BİR YOL (2 )

 


Bazı yazılara başlamak güçtür; Aslında zihninizde anlatmak istediğiniz o kadar çok şey vardır ki, yeterince aktaramayacağınızı düşünürsünüz. Değerine inandığınız bir şeyin, yeterince hakkını veremeyeceğiniz endişesi gibi. Oysa ne çok şey vardır dağarcığınızda. Düzenlemek, toparlamak gerekir. Düşünürsünüz, tasarlarsınız-kuluçka dönemi uzun sürer- ve gün gelir iç sesiniz dürter sizi-daha ne bekliyorsun-der adeta.

Bilenler bilir; eskiden okullarımızda Türkçe ve Edebiyat dersleri ile birlikte Kompozisyon dersleri vardı. Yazım kurallarına uyarak, yazılı anlatımlarımızı "Giriş--Gelişme-Sonuç" bölümlerini dikkate alarak yazmamız istenirdi. En zoru başlamaktır. Bir başladınız mı sözcükler kendiliğinden akar gider. Çalışma temponuza göre; bazen parmaklarınızın ya da beyninizin işlerliğine kaleminiz veya klavyeniz isyan edebilir. Ama bilgisayar kullanımında usta olmayıp iki parmağa yüklenenlerde gecikmeleri bağışlayın lütfen. 

Yazımın başında yer alan katalog; "ÜMRAN AYHAN-Retrospektif" adıyla Ankara-Aşıkça Yayınevi tarafından 2023 Temmuz Ayı'nda kuşe kâğıda basılmış 400 sayfalık bir eser. Sanatçı-Öğretmen-Ressam Ümran Ayhan'ın yıllar boyu devam eden çalışmalarını içine alan bu değerli eser;14 Şubat 2023'te (amansız bir hastalık sonucu kaybettiğimiz) değerli sanatçının eşi Hikmet Ayhan tarafından yazılmış. Sanatçının çocukları; kızı Rengin ve oğlu Gencay da hazırlık aşamasında babalarına yardımcı olarak bu kalıcı çalışmaya katkıda bulunmuşlar. Çevrelerindeki dostların da yardımlarıyla bu güzel eser hazırlanmış.


ÜMRAN AYHAN

                                     D:1 Haziran 1954  Ö: 14 Şubat 2021 

Günlerdir hayranlıkla, imrenerek, takdirle okuduğum, izlediğim Retrospektifi tanıtım konusunda Hikmet Ayhan'dan izin aldım. Ancak alıntılarımı seçerken pırıl pırıl sayfaları çizmeye kıyamadım, sadece minicik noktalar koydum. İnce parmaklarım, yeterince güçlü olmayan kollarımla eseri kaldırmakta zorlandığım zamanlar oldu. "İyi ki kitaplığımızda artık böyle bir katalog var." diyorum. Hikmet Ayhan'dan tanıtım amacı ile birkaç görsel rica ettiğimde; bu dev eseri kargo ile evimize kadar gönderen sevgili Rengin Ayhan'a sonsuz teşekkürler. (Kargoyu taşıyan personel mutluluğuma ve mahcubiyetime tanık oluyor.)

Ümran Ayhan; İzmir Buca Eğitim Enstitüsü Grafik ve Resim Bölümü'nden mezun.  Kız kardeşim  Emel (Gültekin) Yanar'ın sınıf arkadaşı. "Rahmetli" demeye dilim varmıyor; Ümran, okula birincilikle girmiş, çok yetenekli, çalışkan, yaratıcı, üretici, dünyaya sevgiyle bakan bir genç kız. Okulda yatılı öğrenciler olarak öğrenim görüyorlar o yıllarda. (1972-75) 

Ümran ve Emel, yatılı okul arkadaşlığının olumlu yanlarını paylaşıyorlar. Bir dönem tatilinde; Ümran  Emel'le birlikte Adana'ya geliyor, ailemizle tanışıyor, nazik, naif kişiliği, sıcak, içten davranışlarıyla gönlümüzü fethediyor.  Bir başka zamanda, Emel ve ben Ümranların Kuşadası'nda yaşadıkları eve konuk oluyoruz. O yıllarda otobüsle yaklaşık 15 saatlik bir yolculuktan sonra, Ümran'ın annesi Melâhat Teyze'nin sıcak sıcak ikram ettiği zeytinyağlı yaparak sarmasını unutamam. 


İzmir-Buca Eğitim Enstitüsü Yılları (1972-1975) 
Üstteki Fotoğraf: Emel Gültekin- Ümran Akten 
Alttaki Fotoğraf: Akşen  Sancak-Ümran Akten 

400 sayfalık Katalog RETROSPEKTİF,  "İÇİNDEKİLER" bölümüyle sayfalarını açıyor: Katalog başlığı altında; Sanatçı Ümran Ayhan'ın yaşamı boyunca severek yaptığı uğraşıları, çalışmalarından örnekler sergileniyor. Böylesine çok yönlü çalışma bir ömre nasıl sığdırılır diye düşünmeden edemiyorsunuz.

SUNUŞ 

"Nasıl geçtiğini anlamadığım kırk yıl sonunda, çok sevdiği mesleğinde öğrenci yetiştirmek için zaman kavramı tanımayan bir öğretmen, vefalı bir evlat, çocuklarına delicesine düşkün bir anne, fedakâr bir eş, duyarlı bir sanatçı, yetenekli bir ressam olan eşim Ümran'ı kaybetmek, bende yeri doldurulamayacak derin bir boşluk yarattı." diye başlıyor... (Hikmet Ayhan)

Vefalı , sadık, alçakgönüllü, düşünceli bir eş Hikmet Ayhan;  eşinin kaybıyla doğan boşluğu, o'nun adına ölümsüz bir eser yaratarak, çok güç ama kalıcı bir uğraşla doldurmaya çalışmış.  "Sunuş" yazısında kabarık bir teşekkür listesi var. Kataloğun hazırlık aşamasında, katkıda bulunan herkese hassas ve ince bir düşünceyle teşekkür edilmiş.

Sunuştan sonraki dört sayfalık "ÖNSÖZ" ;Ümran Ayhan'ın öğrencisi Prof. Dr. Mehmet Eryılmaz tarafından yazılmış. İlk satırlar şiir gibi. 


 Ümran Ayhan'ın kişiliği, olaylara-dünyaya bakış açısı, insan ilişkileri, sanat anlayışı, eğitimci kimliği, üstün nitelikli insan özelliklerini;" İZLENİMLER, DÜŞÜNCELER" Bölümündeki ad ve kimlik belirterek yazılan notlardan öğreniyoruz. 

Dost ve yakınlarının beni bağışlamasını dileyerek; Katalogdaki bu bölümü en sona almak istiyorum. Çok değerli bir Sanatçı-Öğretmenin eserlerinden hiç olmazsa birkaç tanesini görmek ister; sanata gönül veren, değerbilir insanlar... (Yazar Hikmet Ayhan'dan izin alınmıştır.)
Ümran Ayhan her bir eseri tasarlarken ona uygun biçimde adlandırmış. Şiir gibi, şiir diliyle...


Ölü Ağaç, Lavi Tekniği, 1975


Dokuz Doğuranların Zeytin Ellemede Dinlence Anı, Yağlı Boya


Ölmez Ağaç, Yağlı Pastel, 2008


Papatyanın Zeytine Saygısı, Toz Pastel-2013

İçtenlikle söylemeliyim; Çok uzun bir zaman diliminde, karmakarışık duygularla yazdığım, düşündüğüm sürekli notlar tuttuğum, anılarda gezindiğim ancak aldığım izni istismar etmemek adına, hayranlıkla izlediğim pek çok çalışmaya yer veremediğim bir paylaşım bu. 
 
Kararsızlığı biraz da zamanlamada yaşadım: Bir Öğretmenler Gününde, bir Sanat Haftasında, bir 14 Şubat günü ya da  Eğitimle ilgili bir  yazıda paylaşabilirdim bu alçakgönüllü, egosuna yenik düşmemiş, yüreğinin ve yeteneklerinin doğrultusunda yol almış duyarlı ve hassas bir ruhu; Ümran (Akten) Ayhan'ı... Özgün bir yazıyla anmak-yürekten kutlamak istedim. 

Zamanında tanıyamadığımız, değerini bilemediğimiz, pek çok insanımız gibi; insanlık adına üreten, emek harcayan bir sanatçıyı,  bir güzel ve özel insanı; yakınları- tanıyabildikleri kadar- anlatmaya çalışmışlar: 


Katalog Arka Kapak 

                                 İZLENİMLER-DÜŞÜNCELER 





Katalogda Hikmet Ayhan, vefalı eşinin mutfak kültürüyle ilgili çalışmalarını da şöyle özetliyor: 
Evinde ve zeytinlikteki damda ziyaretçileri, öğrencileri, mutfağında birkaç çeşit yemeği, çöreği-böreği, kanepesi, kırma-çizme zeytini, siyah sele zeytini, ot yemek ve salataları (hindiba, bambul, roka, eşek helvası, tarla soğanı, turp otu, radika, arapsaçı, şevketi bostan, kuşkonmaz, sarmaşık, deniz börülcesi, cibez, hardal otu vb.) eksik olmaz. Çocuklar ve ziyaretine gelenler için her zaman evde birkaç çeşit yemeği hazırdır. Bunlar yetmiyormuş gibi, evde yapılanlar, çoğunlukla eşinin işyerine de ulaştırılır.


Katalogda -Eşinden-  kısacık ama çok anlamlı bir SON SÖZ var.

ÜMRAN AYHAN
Kendini hep resim-iş öğretmeniyim diye tanıtan, bir günden bir güne sanatçıyım, ressamım demeyen mütevazı kadın; tüm bu sıfatlar sana feda olsun!... Bıraktıklarınla yaşayacak ve yaşatılacaksın1...
Hikmet Ayhan 



Bu yazının iki bölümde biteceğini düşünürken yanılmışım. Kataloğu bitirdiğimi sanırken her bakışta yeni güzelliklerle karşılaşıyorum. Daha günlerce bakmam gereken ne güzel ayrıntılar var. Dün gece Ümran Öğretmen'in "Eskiz ve İş Planlama Defterleri" ne çok şey düşündürdü bana.

Çocuklarla ilgili çalışmalarına bakarken anıların içinde yolculuklar yaptım. Şimdilerde bile resim, müzik derslerinin yeterince işlenmeden, tüm yoğunluğun sınavlara ayrılışına bir kez daha içim yandı. Yetenekler dışa vurulamadığında ülkemizde giderek mutsuz yetişkinler, suskun insanlar çoğalıyor. Oysa sanat, terapi gibidir.

Sevgili Ümran Öğretmenim; Keşke sizi daha çok- çocuk-genç-yetişkin- İNSAN tanısaydı. Dünyamızda kalıcı izler bırakarak uzaklara gittiniz.  İyi ki varlığınızla, enerjinizle, içtenliğinizle rol-model oldunuz, nice yüreğe dokundunuz. 

Bir zamanlar liselerimizde Sanat Tarihi derslerimiz vardı. Sergilerinizde bulunabilseydim; Hiç abartısız, içimden gelerek, kulağınıza fısıldamak isterdim: "Zaman tünelinde geriye gidiş olabilseydi ve siz keşke Öğretmenimiz olsaydınız... "

Makbule ABALI- Emekli Eğitimci
28 Aralık 2024 İzmir-Urla


Kaynak : Ümran Ayhan Retrospektif- Hikmet Ayhan

Kelime Anlamı:
İng-Retrospective Latince- Retrospectare
Retrospektif Anlamı: Geriye bakmak, meydana gelmiş olayların gerisine, geçmişine bakmak.
Görsel Sanatlarda Retrospektif: Bir sanatçının kariyeri boyunca yaratmış olduğu eserlerden derlenmiş sergilere denir.
Kaynak-Vikipedi

TDK Sözlüğü: Dünden Bugüne. Kökeni Fransızca. Retrospective