Sayfalar

engelliler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
engelliler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Aralık 03, 2016

ENGELLENEN HAYATLARIMIZ...



Bazen düşünürüm; Hayatımızda aşmamız gereken, mücadeleyi zorunlu kılan ne çok engel var. Bazen yolumuzdaki bir inşaat çukuru ya da bir kasis. Yanlış yere park etmiş arabalar. Bazen maddi-manevi engeller vardır karşımızda; Yaşlılık, bedensel çöküntüler, ruhsal sıkıntılar hayatımızı istediğimiz gibi yönetmemizi  engeller. Bazen doğa koşulları engeller hayatı; Kar,yağmur, dolu, rüzgar, fırtına felç eder yaşamı. 

Ya bedensel engelleri nedeniyle hayatlarını sürdürmekte zorlanan insanlarımız... Görme engelliler, işitme engelliler, bedensel engelliler, zihinsel engelliler. Çeşitli yönlerden biz onlara rahat edebilecekleri fiziksel ve psikolojik ortamı henüz sağlayamamışken onlar var güçleriyle uyum sağlamaya çalışıyorlar.

Bazen eğitim- öğretim olanaklarından yararlanamıyorlar. Bazen engelli yollarda zorluklarla karşılaşıyorlar. Bazen anlayışsız davranışlarla, empati kuramayan kişilerle karşılaşıyorlar. Böylece engelliler için hayat, düzeltemediğimiz engellemelerle devam ediyor. Ancak iradesini, aklını kullanarak "pes etmeyen", olumsuz fiziki koşullarla, toplumdaki duyarsız insanlarla mücadele edebilen, engel tanımayan, kendisiyle barışık tüm engellileri yürekten kutluyoruz. 

Öte yandan hayatı engelleyen, ama pek farkında olmadığımız ne çok şey var yaşantımızda. Asıl büyük ve zorlayıcı engeller onlar. Doğal olarak engelli olup da engellere alışmış insanlarımıza belki çok da zor gelmiyordur bu ikinci grup engeller. Hayatımıza set çeken, zorlaştıran, canımızı sıkan asıl büyük engeller de var. Örneğin:

Kaba, hoyrat, haşin, acımasız insanların davranışları. Küfürlü, aşağılayıcı konuşmalar. Adil olmayan, haklıyı haksızdan ayıramayan kararlar. Haklı olduğumuz halde söyleyemediğimiz, içimizde kalan sözcükler. Eğitim-öğretimde yanlış uygulamalar, çocukları, gençleri zor durumda bırakan kararlar. İnsanın insana saygısızlığı, haksızlığı, merhametsizliği, aldırmazlığı... 
Ve daha nice davranış, nice durum sayılabilir. Asıl hayata ket vuran, engelleyen pek çok davranış...

Keşke öncelikle onları azaltabilsek, hatta zamanla kaldırabilsek tüm engelleri. O zaman engelli vatandaşlarımız da daha huzurlu , daha mutlu olmaz mı...?



3 Aralık Dünya Engelliler Günü'nde ve sonrasında yaşamları boyunca tüm engellilerin hak ettikleri gibi uygun bir ortamda, güzel bir dünyada yaşayabilmeleri yürekten  dileğimizdir.

Mayıs 16, 2015

ENGELLERİ AŞMAK VE EMPATİ...



Önce ritmik bir biçimde yere vuran bir cisimden gelen sesleri duydu; Tık-tık...tık-tık-tık....tık-tık... Birden irkildi. Sabah erkenden yürüyüşe çıkmıştı. Dönüş yolunda yorulunca küçük parktaki bir banka oturmuştu. Ses arkadan, parkın parke taşlı yolundan geliyordu. Arkasını dönüp baksa sesin kaynağını görebilecekti. Ama bekledi... Hemen dönmedi. Ses devam etti; Tık-tık... tık-tık-tık... Daha fazla sabredemedi. Biraz korkmuştu da. Birden döndü ve onları gördü;

40 yaşlarında bir erkek ve yanında 10 yaşlarında bir çocuk. Adamın elinde bir baston vardı, ses ondan geliyordu. Adamın giysilerinin yoksul bir görüntüsü vardı. Belki yamalı, yırtık değil ama yıllarca giyilmiş görüntüsü veriyordu. Ütüye gerek duyurmayan bir pantolon, kravatsız yaka ekose bir gömlek, başında spor bir kasket.
Çocuğun giysileri biraz daha farklıydı. En azından yoksul bir görüntüsü yoktu. İkisinin de giysileri temizdi. 

Park sakindi. Üçünden başka bir bankta oturan bir çift daha vardı. 
Genç kadın sesin kaynağını görünce endişesinin yersiz olduğunu anlamıştı. Gözü bastonda "Yardımcı olabilir miyim" dedi. "Yanımda çok az miktarda var ama..."Cümlesini tamamlayamadı. 
"Biz dilenci değiliz bayan" dedi bastonlu adam. "Hayır öyle demek istemedim" diyerek bir şeyler söylemeye çalıştı kadın.
"Biz zor geçinen ama onurlu ve namuslu insanlarız" dedi adam. 

Utandı, başını öne eğdi genç kadın. Spor ayakkabıları bildik bir markaydı. Çok sade, mavi bir eşofman giymişti. Bastonlu adamın görmediğini fark etti birden. Bakıyor ama görmüyordu. Yanındaki çocuk canlı baston gibiydi. Birbirlerini öyle güzel tamamlıyorlardı ki. İçi ısındı birden bu ikiliye. Sevgiyle gülümseyerek baktı. Her gün dönüş yolunda sabah çayını içtiği kafe 5 dakika uzaklıktaydı. 
İçinden geldi, çekinerek sordu; "Ben çay içeceğim. Size de bir sabah çayı ikram edebilir miyim?" Sanki cevabın "hayır" olacağından emindi. 

Çocuk babasının yüzüne baktı, kolunu sıktı. Belli ki O çok istekliydi. Adam çok net bir sesle "Neden olmasın" dedi. Konuşurken kafeye ulaştılar. İçeriye baktılar, çay demlenmiş, taze poğaçaların güzel kokusu sokağa yayılmıştı. Dışarıda bir masaya oturdular. Kırmızı pötikare örtüler vardı masaların üzerinde. Küçük toprak vazolarda çiçekler bile konmuştu masalara. Adam çiçekleri göremiyordu ama küçük vazoyu eline aldı, evirdi, çevirdi, kokladı.
"Yasemin koymuşlar" dedi." Ne güzel kokuyor, sabah ve gece daha keskin kokar. Bilir miydiniz?" Dalgındı ama soruyu duydu genç kadın. "Hayır"dedi.

Çaylarını yudumlarken konuşmaya başladılar. Uzun zamandır konuşmaya hasret kalmış gibi önce  adam konuşmaya başladı; "Bu benim oğlum Onur. O benim her şeyim. Öğleden sonraları okuluna gider. Ben evde kalırım. Birbirimizi idare ediyoruz. İki yıl önce bir trafik kazasında eşimi ve gözlerimi kaybettim. Onur okulda idi. O kurtuldu. Çok zorluklar yaşadık. Ama artık alıştım." Derin bir nefes aldı, arkasına yaslandı. Kısa bir sessizlik oldu. Sonra devam etti;

"Doğuştan değil, sonradan görme engelli olduğum için renkleri biliyorum. Sulu boya resim yapıyorum. Renklerde engel tanımıyorum. Yeni hayatımda çok şeye alıştım, pek çok engeli aştım. Oğlumla benim asıl engelim toplumdaki duyarsız insanlar. Çarparak yürürler, yol vermezler, yer vermezler. Bir Engelliler Evimiz var. Ev dışında orada çok mutlu olurum. Müzik dinleriz, gençler bize gazete, kitap okurlar. Yardımcı olurlar, tavla, satranç oynarız. İhtiyaç olduğunda bir araba gönderirler, doktora gideriz. Belediye Başkanımız engellilerle çok ilgilidir. 

Genç kadın ilgiyle dinliyordu. Babası duraksayınca Onur söze başladı; "Babam ve arkadaşları bazen okullarımıza gelirler. engellilere nasıl davranılması gerektiğini anlatırlar." 
Genç kadın "Benim için farklı bir sabah oldu bu sabah" dedi. "İyi ki kahvaltımı sizinle yaptım. Ne çok şey öğrendim." "Biz de"dedi Onur. "Nasıl mutlu olduk. Uzun bir zaman sonra kahvaltıda üç kişiydik." Gerçekten üçü de kendi çapında mutluydu o anda. Üçünün de gülümseyen yüzlerinden belliydi. 

Yeni, farklı insanlar tanıma, kendini yeterli görme, özgürlük, işe yarama, yardımcı olma, engelli olma, engellenme, öz güven kazanma, ön yargılı olma, peşin yargılardan arınma... Bu tanışmadan herkes kendine göre bir şeyler kazanmıştı. Uygun iletişim için önemli olan yol, önce empati kurmakla başlıyordu...