Bloglarda her hafta Pazartesi Günleri düzenli olarak farklı konularda "Ağaç Ev Sohbetleri " yayınlanıyor. İsteyen arkadaşlar yazı veya yorumlarıyla katkı sağlayabiliyorlar. 6 Şubat 2023 Günü ülkemizin yaşadığı büyük facia gündemi de belirliyor elbette.
Soruların cevap bulamadığı zamanlar, sözcüklerin yetemediği cümleler, anlar vardır. Beyin dumura uğruyor bazen. Susmayı tercih ediyor insan. Suskunluk da bir anlatım dili değil midir? Oysa "İnsan, düşünen ve konuşan canlıdır." diyor düşünürler. Susmak; acizlik, çaresizlik, zayıflık, haklıyken haksız duruma düşebilmek değil midir? Tabii ki üslup önemli. Sözler yerini bulmalı ama hakaret etmeden, incitmeden, isyan etseniz bile sözler zamanında, yerinde, dozunda söylenmeli. Deprembilimcilerin söylediklerine göre, faylar yıllarca enerji biriktirdiklerinde kırılmaları, patlamaları da çok şiddetli oluyor. İnsanlar da öyle değil midir? Yılların birikimi ya büyük bir suskunluk ya da ruhsal patlamalarla bedende hasarlar yaratıyor...
Bu haftanın konusu şöyle: "Büyük deprem sonrası çocuk ve gençlerimizin Eğitim ve Öğretimleri konusunda ne gibi önlemler alınmalı, sorunlar nasıl giderilmeli? "
10 İlimizi içine alan , çevre illerde de hissedilen çok büyük bir deprem yaşadık. Son 96 yılda 128 kez deprem yaşamışız. Nüfusumuzun %98 'i deprem kuşağında. Ancak son depremlerin vurguladığı çıplak gerçekler var: Kişisel bellek zayıflığının neden olduğu pek çok hastalık var çağımızda. Oysa asıl "toplumsal belleğimiz" çok zayıf. Geçmişi kayda almıyoruz, unutuyoruz, danışmıyoruz, uzmanların söylediklerini dikkate almıyoruz. Aldanıyoruz, aldatılıyoruz, yıkılıyoruz ama deneyimlerden, olaylardan, felaketlerden yararlanmıyoruz. Seslere, sözlere kulaklarımızı tıkayıp , gördüklerimize başımızı çevirerek görmezden geldiğimiz sürece ve cezayı, ödülü, alkışı, uyarıyı uygun zamanda, uygun biçimde kullanamadığımızda acımız katlanarak büyüyor, telafisi imkansız olaylarla karşılaşıyoruz.
Günlerdir deprem acılarının üstesinden gelmeye çalışıyoruz. Mucizeler bekliyoruz. Oysa uzmanlar depremde ilk 48 saatin can kurtarmak için çok önemli olduğunu vurgulamışlardı yıllardır. Mimarlar, mühendisler depreme dayanıklı yapıların nasıl olması gerektiğini anlatmışlar, tek katlı ya da az katlı binaların, kullanılacak malzemenin kalitesinden, ahşabın betondan daha kullanılabilir olduğundan söz etmişlerdi. Yanlışların üzerine doğruları inşa edemedik. Günlük kararlar alıp, danışarak uzun zamanlı kararlar uygulayamadık, koordine olamadık. Kaynaklarımız kururken insanları da kırdık, küstürdük, susturduk...
Okullarımızda, Eğitim kurumlarımızda yıllarca dürüstlükten, doğruluktan, adaletten, hak ve hukuktan söz ettik. Devletini " Baba" bildi insanlar. O kavramın içinde sorumluluk alma, güven, sahiplenme, tarafsızlık gibi pek çok değere yer verdi. Çaresizlik içinde gene tutunacak bir el arıyor insanoğlu. Çığlıklar bu kez dışarıdan değil, içerden geliyor. " Orada kimse var mı? Uzun yıllar kafamızda "Depremden insan manzaraları, öyküleri, fotoğrafları" silinmeyecek belki de. Hele bebekler, çocuklar, gençler, kadınlar ve anneler bu büyük facianın izlerini daha da zor silecekler. "Hafif acılar konuşabilir ama büyük acılar dilsizdir." diyor ünlü düşünür Seneca.
Bugün 13 Şubat Pazartesi saat 13.48 'de son haberler can kaybımızın 31.643 olduğunu iletiyor. Yaralı sayısı 80.000' leri aşmış. 10 ilde 1 Mart'a kadar, 71 ilde 20 Şubat'a kadar Eğitim- Öğretime ara verileceği söyleniyor. Kredi Yurtlar Kurumuna bağlı yurtlar boşaltılıyor. Bu gençler evlerine nasıl ulaşacaklar, yol parasını nasıl sağlayacaklar? Üniversite Sınavına girecek gençler sadece ilk dönem bilgilerinden sorumlu olacaklar deniyor. Özellikle Eğitimle ilgili kararlar geleceği belirleyecek. Her şey zamanla onarılabilir ama yanlış ve acele alınmış kararlar büyük sıkıntılar yaratabilir. En küçük birimlerde bile çok yönlü düşünülmeden verilmiş kararlar, plansız uygulamalar aksaklıklara neden olabiliyor. Pandemi dönemindeki bilgi açıkları, yetersiz uygulamalar henüz giderilemedi.
Elbette çok zor bir dönem yaşıyoruz. Hiçbir şey çok kolay olmayacak. Ama okullar kapatılırsa her kademedeki çocuk ve gençlerdeki bilgi, davranış ve uygulama boşluklarını ne zaman, nasıl ve ne ölçüde giderebileceğiz? Bu boşlukta, yapayalnız ve çaresiz kimden, kimlerden yardım alacaklar? Amaç sadece bir diploma kazandırmak mıdır? Hayat sınavından geçerli not alamayan çocuk ve gençlerimize "yaşanabilir bir hayat garantisi" verebilecek miyiz? Bu genç , körpe beyinlere yeniden özgüven kazandırabilecek, aklın ve bilimin önderliğinde yol gösterebilecek, dürüst, güvenilir, insan sevgisiyle dolu idealist eğitimcilere, öğretmenlere öyle çok ihtiyacımız var ki...
"Dünyada biri üşüyorsa sen ısınamazsın" diyor Mevlana, yüzyıllar ötesinden.
Bu dondurucu soğukta sadece bedenler değil, yürekler de üşüyor. Daha çok dayanışma, daha güçlü paylaşımlar ve sevgi, güven, merhamet, insani duygular can verecek, ısıtacak hepimizi...
Makbule ABALI-
13. Şubat 2023
