Sayfalar

Ekim 09, 2026

EKİM'İN İLK HAFTASININ ARDINDAN...

 

Sonbaharın ikinci ayı Ekim'in ilk haftası da geride kaldı. Ayın üçte birini bitirdik bile. Koca bir yılın bitimine sadece iki ay kaldı. Dünyanın hızlı dönüşüne uyarak biz de yavaşlayamıyoruz. Çevremizdeki her şey hızlı gidişattan payını alıyor. Hıza ayak uydurmaya çalıştıkça çabuk yoruluyor, çabuk tükeniyor, kolay öfkeleniyoruz. Tüm dünyada tüketim toplumlarının sloganı aynı; "Durma koş, hedefe yetiş, hızlı, daha hızlı, elde et, kullan, aldırma,  tüket, at gitsin...

Bugün dikkatimi çekti; Google simgesi bir farklılığa işaret ediyor. " 2026 Uzay Haftası" Yeryüzünü henüz tam çözemeden uzaya mı hazırlık yapacağız. Bir zamanlar slow cities (Yavaş Şehirler) girişimi vardı. Ne kadar mutlu olmuştuk. Daha sade, daha sakin bir yaşam, çılgın kalabalıklardan uzakta, gürültüsüz, trafiğin bile düzene girdiği, sağlıklı ürünlerin yetiştirildiği, inceliğin, nezaketin kabul gördüğü, insanların barış içinde güzel hayallerle, dingin bir ortamda yaşamını sürdürdüğü kentler olacaktı. Olmadı, başaramadık, başaramadılar. 

Hepimiz zaman zaman, tıpatıp aynı olmasa da, çok benzer duygular içinde, benzer durumları yaşıyoruz. Sonbaharın hüzünlü, monoton  havası içinde pek çok şey hakkında karamsar düşüncelere dalıyoruz. Ruhsal yapımız durgun havayla anlaşmış gibi kederimize tuz biber ekiyor, beden yorgun, güçsüz, enerjiden yoksun, çaresizlik içinde kıvranıyoruz. Çünkü insanız, kumanda başkasının elinde bir robot olmak istemiyoruz. Ah, bir sağanak yağmur yağsa belki biraz kendimize geleceğiz. Dünya kirlerinden arınacak.

Dünyamız hızla dönmeye devam ederken, sağlık ibremiz yan yatmışken, sosyal etkinliklerimiz sıfırlanmışken bazen son anda sanki bir el bataklığın içinden çekip çıkarıverir.  İşte o zaman akıl, mantık, muhakeme yeniden yönünü, yolunu saptayıp, adeta yoğun bakımdaki bir hastanın tekrar soluk almasını sağlayabilir.. Ama dayanma gücümüz iflâs ettiğinde yeni bir hamle yapamadığımızda mat olmak kaçınılmaz olur. Doğal afetler insanı perişan edebilir.

Oysa çevremizde bize yaşam enerjisi veren, en mutsuz zamanımızda bizi yeniden hayata bağlayan, belki telâş ve koşturmacadan farkına bile varamadığımız öyle değerli, öyle güzel küçük mutluluk kaynakları var ki. Onları göz ardı ettiğimizde tıpkı yap-boz parçalarıyla resmin bütününe bir türlü ulaşamayan çocuklar gibi hissediyoruz kendimizi; Mutsuz, yorgun, güçsüz, çaresiz... 

Zoraki bir iyimserlik değil, acemice bedene uydurulmuş bir giysi misali hiç değil, okyanusun ortasında cankurtaran simidi aramak da değil, içimizden gelerek, düşünerek, kendimize güvenerek, kararlı olarak sağlam ve emin adımlarla yol almayı denemek, "Ben de varım, varlığımı kanıtlayacağım." diyebilmek...

İşte o zaman içimizde, yüreğimizde tarifi zor bir coşku, mutluluk olmaz mı? Her şeye rağmen bir "huzur köşesi" bulmuş gibi kendimizi daha dingin, daha mutlu hissederiz.. Uzay çağında, uzay haftasında; her türlü beceriye sahip ama ruhsuz, merhametsiz, maskeli, yapay robotlar olarak değil, gerçek dostlarla, güven içinde, İNSAN gibi, İNSANCA, her türlü savaşın sona erdiği huzurlu bir dünyada, uzayda yapayalnız olmadığınızı bilerek yaşamayı sürdürebilmek...

Makbule ABALI-Eğitimci

9 Ekim 2026  Urla- Türkiye  


                Komşularımızdan gelen narlar kocaman bir sepeti doldurdu.


Bu güzel mekânı hiç unutmayacağız.


     Ahmet Abalı çevresinde: Sezgi kızımız, Makbule Abalı, Gülnur dostumuz. 

     En zor zamanlarda bile gülümseyebilmek, nasıl da iyi gelir insana...

8 yorum:

  1. Ve öyle de oldu. İnsan gibi, insanca yaşamayı seçtik tüm zamanlarda. 🙏💗☀️🌟🍀

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biliyorum sevgili Feray öğrenciliğinde ve sonrasında tüm enerjin ve iyi niyetinle her zaman doğruluktan, dürüstlükten, adaletten yana olduğunu, sevgide, saygıda, vefada, etik değerlerde örnek kişiliğini hep takdir etmiş, senden övgüyle söz etmişimdir.
      Manevi anlamda sahip olduklarınla, öyle zenginsin ki...

      Sil
  2. Kaleminize sağlık sonbahar depresyonu ve hayatın kendi içindeki inişlerve çıkışları, yok bu kadar da olmaz dediğimiz durumlar içinde her zaman bir çözüm vardır. Yeter ki görelim. Sevgiyle kalın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. " Çaresizseniz, çare sizsiniz." diyen ne güzel bir söz vardır.
      Hayatın zorlukları karşısında dayanma gücümüz azaldığında umut bizi diri tutuyor. Umudumuzu yitirirsek, asıl işte o zaman tükeniyoruz.
      Esenlikler diliyorum.

      Sil
  3. Ülkemiz de, dünyanın diğer ülkeleri de öyle kirlendi ki, (sadece çöp, atık kiri değil, insanların iblisliği, şeytanlığı, 5 yaşındaki velet, iki aylık kediyi ayağının altında eziyor, eline alıp duvara çarpıp çarpıp duruyor, daha da zavallıcık ölmüyor, şu anda vet. hekimde, Twitter'da takip ediyorum, hayatta ama bilmem yaşar mı, kırıkları var, iç kanaması var...)
    hiçbir sağanak yağmur temizleyemez.
    Bu yorumumla biliyorum pozitif enerji saçamadım kusura bakma ama şu anda bir de hastayım çok negatif bir anıma denk geldi....
    Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Önce geçmiş olsun diyerek, şifa dileklerimi iletiyorum. Bu değişken sonbahar havasında pek çok kişi hasta.
      Yüzyıllardır filozoflar, sanatçılar, hayatın türlü çeşitli hallerini tanımış bilgeler de tam anlamıyla mükemmel bir dünyadan söz etmemişler ki değerli arkadaşım. İyi ile kötü, doğru ile eğri, haklı ile haksız, merhametli ile gaddar hep var olmuşlar.
      Yüksek teknoloji çağında, ne yazık bazı değerler altüst oldu. Dünyanın pek çok ülkesinde insanlar kirlenmeden yakınıyorlar, temizlenme çabaları yetersiz kalıyor.
      "Pozitif enerji" ancak çok güçlü enerji kaynaklarıyla sağlanabilecek.
      İnsanlık onuru, hümanist girişimler, kişisel çıkarlardan uzak çalışmalar acaba "özlenen dünya" hayallerimizi gerçekleştirebilir mi...?

      Sil
  4. Meyve olarak Nar'ı pek sevmem ama görüntüsü, çağrıştırdıkları falan hep çok güzel gelir bana. Bir de Birhan Keskin'in şu dizeleri:
    "Çiçeklerin eksilen suyuna su,
    yazın yanına hatırayı ekledik,
    çekirge sesleri ve
    öğle güneşi altında narın
    olgunlaşmasını bekledik. "
    sevgiler öğretmenim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de çok benzer duygu ve düşüncelerle nar ağacını ve meyvesini çok severim sevgili Şule.
      Nar; bereketin, dostluk ve paylaşımın, yaradılışın, üremenin simgesi gibi gelir bana. Haberlerde semt pazarlarının en pahalı meyvesi olarak adı geçiyordu.
      İnternette; ekşi ya da tatlı, kırmızı veya beyaz narın sayısız yararları anlatılmış.
      Bulunduğumuz yörede, bu mevsimde biz henüz hiç nar satın almadık. Komşularımıza teşekkür borçluyuz, evdeki meyve sepeti hep hiç boş kalmadı.
      Birhan Keskin'in dizeleriyle sayfama ne güzel katkıda bulundun güzel yürekli arkadaşım.
      Nar, bereketi ve bolluğuyla olgunlaşsın, güzellikler, iyilikler taşısın...

      Sil