Sonbaharın ikinci ayı Eylül de karıştı hayatımıza; Tüm görkemiyle, sarının, turuncunun, kahverenginin, yeşilin her tonuyla... Güneş artık eskisi kadar yakmıyor, hatta aranıyor bile. Eşyaların rengi solmasın diyerek kapattığımız perdeler de geriye çekildi. Gün ışığı alabildiğince yayılsın dünyamıza, içimizi aydınlatsın istiyoruz artık.
Gönlümüzden, zihnimizden geçen, dileğe dönüşen her duygu hemen gerçekleşmiyor tabii. Olumsuzluklarda hemen hayata küsen, kendini şanssız sayan insanlardansanız yaşam hiç çekilmez hale gelebilir. Dünyamızın pek çok yöresinde olduğu gibi, her şeyin altüst olduğu bir düzende, doğrularla yanlışlar çok kolay ayırt edilemese de kendimizi iyi korumamız gerekir. Akıl-beden ve ruh sağlığımızı yitirmemek için dirençle hayata tutunmak zorundayız.
Çocuklar çoğu kez hayatı oyun gibi algılıyorlar. Çocukluk ve ergenlik dönemleri bitip, topluma karıştıklarında; "birey" olduklarında hayatın türlü çeşitli yönlerinin de farkında oluyorlar. Yeni Eğitim-Öğretim yılında anaokulu ve ilkokullarda Milli Eğitim'in teması "OYUN" olarak belirlenmiş. Gerektiği gibi uygulanırsa harika bir haber bu. Oyunlar yardımıyla çocuklara ne çok şey kazandırılabilir, yetenekleri doğrultusunda ne güzel yönlendirmeler yapılabilir. Bunu en güzel biçimde gerçekleştirmeye çalışan idealist öğretmenlerimizi yürekten kutlamak gerek.
Ne yazık, son yıllarda tahammülsüz, öfkeli, çabuk parlayan, kaba kuvvete başvuran, dinlemeyen, empati kurmakta zorluk çeken kişilerin çoğaldığı bir toplum haline dönüştük. Oysa sanatta, sporda uluslararası alanlarda ülke olarak varlığımızı kanıtladıkça nasıl da mutlu oluyoruz. Ortak sevinçler yaşamaya ne çok ihtiyacımız var. Etkinlikler bitip de sonuçlar açıklandığında gözlerdeki ışıltı, yüzlere yansıyan mutluluk ve coşku görülmeye değer bir tablo.
İnanıyorum ki; sadece hastalıklar bulaşıcı değil, mutsuzluk gibi mutluluk da bulaşıcı. Farkındalığımız, duyarlılığımız arttıkça, çevremizi gören gözler, duyan kulaklar, hisseden yürekler, uygun davranışlarla gözlediğimizde bir başka dünya çıkabiliyor karşımıza. Engelli vatandaşlarımız arasında dahi, normal duyu organlarına sahip olanlardan çok daha farklı uyum sağlayanlar var. Övgüyü de yergiyi de daha az kullanır olduk. Belirli günleri tek bir gün cilâlayıp, sonraki günlerde aynı hassasiyeti göstermeden sorunlara ilgisiz ve umursamaz olabiliyoruz.
"Bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı olduğunu" söyleyen atalarımız; sevgi, dostluk, vicdan, adalet, insanlık, kardeşlik üzerine de ne değerli fikirler üretip, felsefi görüşler paylaşmışlar. Zaman zaman bilgelerden geriye kalan değerleri yeniden, duygu-mantık-akıl-muhakeme süzgecinden geçirme zamanı. Eskiden ders aldığımız masallar, deyişler, oyunlar, efsaneler yüzyıllardır anlamını kaybetmedi. Hatırlamak için beynimize işlerlik kazandırmayı, not tutmayı, akıl yürütmeyi neden denemiyoruz...?
Makbule ABALI-Eğitimci
6 Ekim 2026 Urla-İzmir-Türkiye
"NE MUTLU EĞRİ ZAMANDA DOĞRU YERDE DURABİLENE"
Pir Sultan Abdal


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder