Sayfalar

Narenciye ağaçları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Narenciye ağaçları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Nisan 05, 2015

BAHARLA GELEN...



Bahar gelip de narenciye çiçeklerinin kokusu ve görüntüsü dünyamızı sardığı zaman inanılmaz bir mutluluk duyuyorum. Çok uzun yıllar öncesi aşina olduğum bir görüntü ve koku bu. Bir şekilde insanda iz bırakan tatlar ve kokular belleğe kazınıyor adeta.
Bu izler, mutlu anılar  içeriyorsa mutluluk çağrıştırıyor, mutsuz anılar içeriyorsa mutsuzluk yaratıyor.

Narenciye ağaçları baharları seviyor. Ürünlerini, üretkenliğini baharlarda ortaya koyuyor. İlkbaharda tüm güzelliğiyle çiçeklerini sergiliyor, sonbaharda tüm bereketiyle meyvelerini sunuyor. Mevsimsiz soğuklarda kırılıyor, küsüyor, çiçekler meyveye dönüşmüyor... Son yıllarda bu çiçekler adına karnavallar, festivaller düzenlenmeye başladı: 4 Nisan'da Adana'da Portakal Çiçeği Karnavalı, 15 Kasım'da Mersin'de Narenciye Festivali yapılıyor.


Baharda havaların ısınmasıyla-genellikle Mart sonu, Nisan başı- narenciye ağaçları beyaz dantel giysileriyle düğüne giden genç kızlar gibi bir görüntüyle doğayı süslüyorlar. Çiçeklerin yaprakları o kadar narin ki dokunsanız dökülüyorlar. Ama öyle üretken bir ağaç ki, dökülen onca çiçeğe rağmen sonbaharda cömertçe meyvelerini sunuyor. Hatta bazen çiçekler arasında bitmemiş meyvelere de rastlanır. Turuncu- beyaz ne güzel bir renk uyumudur.

Özellikle geceleri narenciye çiçeklerinin iç bayıltıcı çok hoş bir kokusu vardır. Narenciye çiçeklerini toplayıp su dolu bir kaseye koyduğunuzda evin içi mis gibi kokar. Bir yakınım gezi amaçlı gittiği İtalya dönüşü "limon kokulu" defter getirince nasıl da mutlu olmuştum. Düşünen romantik insanlar güzel kokuları da pazarlıyorlar.

Doğa sunduklarıyla şaşırtır, heyecanlandırır beni... Kısa zamanda öyle bir gelişim ve değişim nasıl gerçekleşir?  Çiçeklerin meyveye dönüşmesini izlemek çocuklar için de nasıl da güzel bir gözlemdir. Doğa, bakmasını bilene eşsiz bir doğal laboratuvar. Hep düşünürüm; O bembeyaz narin çiçekler sağlam turunçlara, iri turuncu portakallara ve ekşi sarı limonlara nasıl dönüşür? 

Güzel görüntüsüyle gözlerimizi kamaştıran her ağaç meyve vermiyor. Örneğin sarı mimozalar; Adlarına onca şiirler yazılmış, şarkılar yapılmış narin ince çiçekleriyle mimozalar... Halk arasında "küstüm çiçeği" de deniyor. Kırılgan, alıngan insanları temsil ediyor. Çiçeklerin dilinden anlarsak belki insanları da daha kolay çözeceğiz...




Bahar gelince birbiriyle yarışırcasına çiçek açan ağaçlardan biri de akasya. Meyvesi yok ama kokusuyla, görüntüsüyle lise mezuniyet balosuna hazırlanan genç kızlar gibi...Erguvanı da unutmamak lazım. Kışın kupkuru ağaçların baharda böylesine donanması inanılmaz bir şey. Keşke tüm şehirlerimiz çiçek açan ağaçlarla donatılsalar. Çiçek sevgiyi, mutluluğu çağrıştırıyor, insanı şiddetten, kaba kuvvetten uzaklaştırıyor. Gözleri dinlendiriyor. Acaba o yüzden mi çiçek sever insanlar sevgiyi de daha kolay yansıtırlar? 

Kışın kupkuru dallarıyla yapraksız ve çiçeksiz kalan ama baharda çiçeklerle donanan ağaçlar hep bana zor insanları hatırlatır; İletişim kurulamayan, çevresine katı davranan, kendinden başkasına fırsat tanımayan insanlar... Çoğu kez konuşma derinleştiğinde "nasıl da yanlış tanımışım" diye düşündüğümüz insanlar. Sığ değil de derin insanlar. Böyle insanları tanıdıkça seversiniz, yeni özelliklerini keşfedersiniz. Sonradan çiçek açan ağaçlar gibidirler.




Doğanın bahar şöleninde koku ve çiçek beraberliği gözleri ve ruhları dinlendiriyor. Doğanın canlanması o kadar güçlü  ki bahar bizi de canlandırıyor, içimize neşe katıyor, enerjimizi tazeliyor...