Sayfalar

baharın gelişi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
baharın gelişi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Mart 06, 2019

BAHAR ŞİİRİ



Bu sabah mutluluğa aç pencereni
Bir güzel arın dünkü kederinden
Bahar geldi bahar geldi güneşin doğduğu yerden
Çocuğum uzat ellerini

Şu güzelim bulut gözlü buzağıyı
Duy böyle koşturan sevinci
Dinle nasıl telaş telaş çarpıyor
Toprak ananın kalbi

Şöyle yanı başıma çimenlere uzan
Kulak ver gümbürtüsüne dünyanın
Baharın gençliğin ve aşkın 
Türküsünü söyleyelim bir ağızdan.

Ataol BEHRAMOĞLU 


Mart 14, 2017

BAHARIN FARKINDA OLMAK...



Eskiler üç cemre de düştükten sonra hava ısınır, bahar gelir derlerdi. Gerçi havalar hala tam ısınmadı ama bahar yanı başımızda. Tüm belirtileriyle kendini hissettiriyor. Çevremize dikkatli bir gözle baktığımızda bahar her yerde. Beş duyumuza göz kırpıyor adeta.

Önce ortamdaki kokuyu algılıyor insan. İçimizi ferahlatan, rahatlatan bir koku bu. Sümbül, nergis gibi çiçeklerin kokuları, yağmurla karışık toprak kokusu. Çocuklar evden dışarıya çıkmış, bahçe-park yoksa bile sokağın, mahalle arkadaşlarının dayanılmaz çekiciliği. Onların neşeli çığlıkları çalınıyor kulağımıza. Bazen eski güzel bahar şarkıları duyuluyor uzaklardan; "Bir bahar akşamı rastladım size/ Sevinçli bir telaş içindeydiniz./ Derinden bakınca gözlerinize/ Neden başınızı öne eğdiniz? "


Gözümüz de bahardan payını alıyor; Portakal çiçekleri henüz açmamış ama kayısı, badem, erik ağaçları bembeyaz çiçeklerle donanmış. Bahar esintisini yüzünüzde, elinizde hissediyorsunuz. Hafif bir dokunuşla yüzünüzü, saçlarınızı okşayıp geçiyor adeta. "Ben geldim" diye müjdeliyor sanki. 
Mevsim meyveleri damağınıza hitap etmeye hazır. Henüz fiyatları el yakıyor ama yakın zamanda tat alacak hale gelirler. Bahar beş duyumuza sesleniyor; Görerek, koklayarak, duyarak, dokunarak, tadarak baharı anlamak, algılamak mümkün.


Bahar "farkındalık" ister; Deniz kenarında el ele yürüyen yaşlı bir çift görürsünüz. Hayatlarının sonbaharında bir başka baharı yakalamanın mutluluğu içindedirler. Kentlerin parklarında, yollarında  çiçekler tazelenmiş, yenilenmiştir. Bahara özgü çiçeklerdir bunlar. Kuşlar soğuklardan ılık yerlere kaçmış, denizde ya da dere kenarlarında yiyecek bulma çabasıyla sürüler halinde dolaşmaktadırlar. Bahara has güzel bir görüntüdür bu.
Kışın kupkuru dallarıyla adeta soyunan ağaçlar, baharda bembeyaz çiçekleriyle bir gelin gibi süslenir, donanırlar adeta. 


Bahar aynı zamanda bir iç arınmadır. Beden sanki yeniden uyanır, yeniden can bulur adeta. Organların bir iç temizliğidir bahar. Bazı hayvanlar da kış uykusundan uyanır,  yeniden doğaya kavuşurlar baharda. Dağlarda kar suları eriyince sular kayaların arasından çağıldayarak coşkuyla akar, küçük çağlayanlar oluşur. Su temizliktir, hayattır. Bahar yeniden doğuştur. Ruhumuz aydınlık olmazsa bedenimiz de her türlü hastalığa açık oluyor.

Bu bahar ünlü şairimiz Ataol Behramoğlu BAHAR adlı şiiriyle bir farkındalık yaratsa hepimizde...





                                        BAHAR

Bu sabah mutluluğa aç pencereni
Bir güzel arın dünkü kederinden
Bahar geldi, bahar geldi güneşin doğduğu yerden
Çocuğum uzat ellerini
Şu güzelim bulut gözlü buzağıyı,
Duy böyle koşturan sevinci,
Dinle nasıl telaş telaş çarpıyor,
Toprak ananın kalbi.
Böyle yanı başıma çimenlere uzan,
Kulak ver gümbürtüsüne dünyanın,
Baharın, gençliğin ve aşkın
Türküsünü söyleyelim bir ağızdan.

Ataol Behramoğlu







Nisan 05, 2015

BAHARLA GELEN...



Bahar gelip de narenciye çiçeklerinin kokusu ve görüntüsü dünyamızı sardığı zaman inanılmaz bir mutluluk duyuyorum. Çok uzun yıllar öncesi aşina olduğum bir görüntü ve koku bu. Bir şekilde insanda iz bırakan tatlar ve kokular belleğe kazınıyor adeta.
Bu izler, mutlu anılar  içeriyorsa mutluluk çağrıştırıyor, mutsuz anılar içeriyorsa mutsuzluk yaratıyor.

Narenciye ağaçları baharları seviyor. Ürünlerini, üretkenliğini baharlarda ortaya koyuyor. İlkbaharda tüm güzelliğiyle çiçeklerini sergiliyor, sonbaharda tüm bereketiyle meyvelerini sunuyor. Mevsimsiz soğuklarda kırılıyor, küsüyor, çiçekler meyveye dönüşmüyor... Son yıllarda bu çiçekler adına karnavallar, festivaller düzenlenmeye başladı: 4 Nisan'da Adana'da Portakal Çiçeği Karnavalı, 15 Kasım'da Mersin'de Narenciye Festivali yapılıyor.


Baharda havaların ısınmasıyla-genellikle Mart sonu, Nisan başı- narenciye ağaçları beyaz dantel giysileriyle düğüne giden genç kızlar gibi bir görüntüyle doğayı süslüyorlar. Çiçeklerin yaprakları o kadar narin ki dokunsanız dökülüyorlar. Ama öyle üretken bir ağaç ki, dökülen onca çiçeğe rağmen sonbaharda cömertçe meyvelerini sunuyor. Hatta bazen çiçekler arasında bitmemiş meyvelere de rastlanır. Turuncu- beyaz ne güzel bir renk uyumudur.

Özellikle geceleri narenciye çiçeklerinin iç bayıltıcı çok hoş bir kokusu vardır. Narenciye çiçeklerini toplayıp su dolu bir kaseye koyduğunuzda evin içi mis gibi kokar. Bir yakınım gezi amaçlı gittiği İtalya dönüşü "limon kokulu" defter getirince nasıl da mutlu olmuştum. Düşünen romantik insanlar güzel kokuları da pazarlıyorlar.

Doğa sunduklarıyla şaşırtır, heyecanlandırır beni... Kısa zamanda öyle bir gelişim ve değişim nasıl gerçekleşir?  Çiçeklerin meyveye dönüşmesini izlemek çocuklar için de nasıl da güzel bir gözlemdir. Doğa, bakmasını bilene eşsiz bir doğal laboratuvar. Hep düşünürüm; O bembeyaz narin çiçekler sağlam turunçlara, iri turuncu portakallara ve ekşi sarı limonlara nasıl dönüşür? 

Güzel görüntüsüyle gözlerimizi kamaştıran her ağaç meyve vermiyor. Örneğin sarı mimozalar; Adlarına onca şiirler yazılmış, şarkılar yapılmış narin ince çiçekleriyle mimozalar... Halk arasında "küstüm çiçeği" de deniyor. Kırılgan, alıngan insanları temsil ediyor. Çiçeklerin dilinden anlarsak belki insanları da daha kolay çözeceğiz...




Bahar gelince birbiriyle yarışırcasına çiçek açan ağaçlardan biri de akasya. Meyvesi yok ama kokusuyla, görüntüsüyle lise mezuniyet balosuna hazırlanan genç kızlar gibi...Erguvanı da unutmamak lazım. Kışın kupkuru ağaçların baharda böylesine donanması inanılmaz bir şey. Keşke tüm şehirlerimiz çiçek açan ağaçlarla donatılsalar. Çiçek sevgiyi, mutluluğu çağrıştırıyor, insanı şiddetten, kaba kuvvetten uzaklaştırıyor. Gözleri dinlendiriyor. Acaba o yüzden mi çiçek sever insanlar sevgiyi de daha kolay yansıtırlar? 

Kışın kupkuru dallarıyla yapraksız ve çiçeksiz kalan ama baharda çiçeklerle donanan ağaçlar hep bana zor insanları hatırlatır; İletişim kurulamayan, çevresine katı davranan, kendinden başkasına fırsat tanımayan insanlar... Çoğu kez konuşma derinleştiğinde "nasıl da yanlış tanımışım" diye düşündüğümüz insanlar. Sığ değil de derin insanlar. Böyle insanları tanıdıkça seversiniz, yeni özelliklerini keşfedersiniz. Sonradan çiçek açan ağaçlar gibidirler.




Doğanın bahar şöleninde koku ve çiçek beraberliği gözleri ve ruhları dinlendiriyor. Doğanın canlanması o kadar güçlü  ki bahar bizi de canlandırıyor, içimize neşe katıyor, enerjimizi tazeliyor...