Sayfalar

doğa sevgisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğa sevgisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ağustos 12, 2017

DOĞAYLA DOST ÇOCUKLAR...


Çocuklar küçük yaştan itibaren doğayla dostluk kurarlarsa, doğada olup biteni anlamaya çalışırlarsa sonraki yıllarda da hayata daha rahat uyum sağlıyorlar. Doğayla dost olan çocuklar ağaçlara, insanlara, hayvanlara sevgi ile yaklaşıyorlar. Merak ve koruma duyguları gelişiyor.

Çok uzak bir yerde, daha çok toprak elde etme kaygısıyla ağaçlar kökten kesilirken çocuklardan biri annesine sordu; "Dalları kesilirken ağaçların canı yanıyor mudur anne? Ağaçlar sesli mi, sesiz mi ağlar?" Annesi "Onlar da birer canlıdır." demekle yetindi.

Gün geldi, ülkenin farklı yerlerinde ağaçlar birer ikişer kesildi. Yılların yetişmiş ağaçları... Belki kimisi yüz yıllık, kalın gövdeli ağaçlar. Ağaçlar kesime direnemediler. Ama ağlamak denirse gövdelerinden öz suları aktı ince ince. Yıllardır onlardan ürün alan, yararlanan insanlar dayanamadılar. Yaşlı-genç -çoluk-çocuk karşı çıktılar. "Neden?" dediler... Neden? Kiminin yerine santraller yapılacaktı, kiminin yerinde maden çıkarılacaktı.

4 yaşından itibaren çocuklar da "neden" sorusunu soruyor ,merakla cevap arıyorlar. Oysa onlara bazı gerçekleri anlatmak öyle zor ki...
Bu kıyımları çocuklar da gördüler; Keşke görmeselerdi. Yetişkinler onlara mantıklı bir açıklama yapamadılar. Çocuklar gördüklerini kolay kolay unutmuyorlar.
Yaylada İş bölümü 

Kent çocukları köye geldiklerinde onlar için uçsuz bucaksız bir öğrenme ortamı var. Doğa bir laboratuvar adeta. İnekler, keçiler, tavuklar, horozlar, kaplumbağalar, köstebekler, karıncalar...Şehirde soyut olarak öykülerde dinlediği, gördüğü, okuduğu her şeyi canlı olarak karşısında buluyor. Çizgi filmlerin canlı halini izliyor. Gece gökyüzünde yıldızlar daha bol, daha parlak.

Köyde süt sağmayı öğrenmek 

Yediği-içtiği ,emekle elde edilen ürünlerin kaynağını bilmek değer duygularını geliştiriyor. Sütün, yumurtanın bize nasıl ulaştığı, fidanların nasıl büyüdüğü, sebze ve meyvelerin yetişmesi... Onların düzeylerine inerek anlayacakları dilde, basit ve yalın olarak anlatıldığında çocuklar çok mutlu oluyorlar, yetişkinler geleceğe yatırım yapıyorlar.

Doğayla dost olan çocuklar yarınlarda da çevresini koruyan, geliştiren bir tutum geliştiriyorlar...

Makbule ABALI-Eğitimci
Ağustos 2017

                                   Kızım ve Kızı-torunum

Haziran 20, 2013

ÇİÇEKLER DİLE GELSE...

Dünyamızda bitkiler, hayvanlarla ortak bir yaşam alanını paylaşıyoruz. Bu dünya hepimizin. Ağaçlar, çiçekler, otlar, böcekler, kuşlar, balıklar hayatı zenginleştiriyor, farklı bir ses, farklı bir görüntü katıyorlar. Hangi çiçek sizi rahatlatır, sakinleştirir ya da mutlu eder? Kokusuyla, görüntüsüyle, rengiyle hangi çiçeği kendinize yakın hissederdiniz? Bazı çiçeklerin olumlu, bazılarınınsa olumsuz anıları vardır. Bir tek çiçek bile bazen öyle farklı şeyler çağrıştırabilir ki. Bazı çiçekler rahatlatır, lâvanta gibi. Bazı çiçekler kokusuyla rahatsızlık verir, baygınlık hissi yaratır. Bazı çiçek umudun simgesidir, insana güç verir. Manolya, kırmızı, pembe karanfil gibi. 


Parklarda "çiçekleri koparmayınız", "çimlere basmayınız" yazıları hep beni düşündürmüştür. Neden "çiçekleri, çimleri koruyunuz" değil de, olumsuz bir ifadeyle sesleniliyor? Çiçekleri, ağaçları, bitkileri seven, koruyan, insanları da sever, çevresine zarar vermemeye özen gösterir. Çiçek sevenlerde estetik duygusu gelişmiştir, daha ılımlı, daha sakin insanlardır. Daha şefkatli, daha sabırlı oldukları bile söylenebilir. 

Dikilen veya ekilen bir çiçeğin topraktan baş vermesini beklemek sabır ister, emek ister. İlk can suyunu verdikten sonra belli aralıklarla sulamak ve ilk tomurcuğu gözlemek... Nasıl da güzeldir, heyecan vericidir. Açan her çiçek bir uğraşının ödülüdür. Bir amaç varsa beklemek zor gelmez insana. Parkta, bahçede, balkonda veya pencere kenarlarında yerini bulmuş bir çiçek, bir küçük fidan, bir bitki çevresine enerji yayar adeta. Hava, güneş ve suya yeterince doyan bir bitki, tıpkı sevgi arayışındaki bir bebek, bir çocuk gibi daha rahat serpilir, büyür. 


Ağaçlar ve toprak bedenden negatif enerjiyi alır, vücuda pozitif enerji yükler. Çıplak ayakla toprağa basmak nasıl da rahatlatır insanı. Bilimsel anlamda doğruluk payı var mıdır bilinmez, ancak bazı çiçeklerle bazı insan kişilikleri arasında benzerlikler olduğu bile söylenebilir. Her insanın gönlünde kendine yakın gördüğü bir çiçek yatar. Her insanın kendisiyle bağdaştırdığı, kendisine yakın gördüğü bir çiçek mutlaka vardır. 

Örneğin kır papatyası daha sade insanların tercihidir. Saflığı, temizliği simgeler, ilkbaharın müjdecisidir. Gül sevgi çiçeğidir, sevdayı anlatır. Dikenleri, sevginin acı veren yanının da olabileceğini nasıl da güzel vurgular. Nergis, temizlik, sadelik ve iyi duyguları dile getirir. Ağır kokusuyla varlığını kanıtlar adeta. Dağ nergisleri nasıl da diridir. Toplanıp kente gelince daha çabuk solması yerini değiştirdiği için midir, bilinmez. Hatmi çiçeği de yaylalarda haziran-temmuzu bahar bilip nasıl da boy verir, uzayıp gider sere serpe. Sağlık için yararlı olduğunu da bilir mi acep?


Çiçeklerin sessiz sakin, oldukları yerde durmaları bile ne çok şey anlatır. Çiçeklere anlam yüklemek insanlara da ilginç gelir tabii. Sözcükler ve davranışlarla duygular yeterince anlatılamazsa çiçekler yardımcı olacaktır. Renklerin bile ne kadar farklı anlatımları vardır. Pembe sümbülün melankoliyi, menekşenin alçak gönüllülüğü vurguladığı söylenir. Beyaz gül masumiyet, lityum güven anlatır deniyor. Mimoza kadınların kırılganlığının simgesidir. Bitkiler, çiçekler de can taşıyor, durdukları yerde çevrelerine anlam kazandırmaya devam ediyorlar.

Bazı çiçekler de ders verir gibi düşündürücü örnekler sergiliyorlar: Dikenleri elimize batan, elimizi acıtan, hatta bazen kanatan kaktüsler bile yılda iki kez harika çiçekler açarak verdikleri acı için insanlardan özür diliyorlar adeta. Kaktüs çiçek açmaya birkaç günde hazırlanıyor. Sabah gün doğumuyla, güneşle beraber çok ince, nazik çiçeklerini açar. Bir gün sonra o çiçeklerin ömrü sona erer. 

Bir zamanlar kaktüslerin radyasyonu engellediği gerekçesiyle bilgisayarların yanına konması önerilmişti. Sonra bu haberin doğruluğu kanıtlanamadı. Dikenleriyle acıtıp öte yandan radyasyonu emmek... ilginç tabii. Doğa bir şeyleri dengeliyor mu acaba? Kimsenin kimselere hediye olarak vermediği kaktüs, kendini kanıtlamak mı ister, sürpriz mi yapmayı düşünür, bir özür mü dilemek ister bilinmez, onca keskin, sivri dikenin yanında öyle nazik, öyle ince çiçekler açar ki, şaşırtır görenleri.


Ondan hiç beklemezsiniz bu nezaketi. Kısa bir süre için sunar tüm güzelliklerini. Sadece 1-2 gün...o kadar. Hep çevresindekileri azarlamaya, incitmeye alışmış insanlar gibi gene sürdürür huyunu. Ta ki yeni çiçekler oluşuncaya kadar. Oysa insan ömrü gibi çiçekler de kısa ömürlüdür. Güzel şeyleri daha çok görmek ister insanoğlu. Daha iyi şeyler duymak ister. 
Kaktüsler de bunu bilebilselerdi, dikenlerini daha az batırırlar mıydı acaba? 
Çiçeklerin dili olsa neler neler anlatırlardı kim bilir...


Makbule Abalı- Eğitimci
Haziran-2013 Mersin