Hediye vermek bir sanattır, incelik ister. Hediye, veren için de alan için de mutluluktur.Verilen hediyenin pahalı olması gerekmez, verilen için değerini de yükseltmez. Zevke uygun olması, bir ihtiyacı karşılaması önemlidir. Ve yılların ötesinde vereni hatırlatması, bir yönüyle çağrıştırması beklenir. Hediye, alan için bir ödül gibidir. Sevginin dile getirilmesidir. Değer bilen biri için anlamlı bir hediye giderek daha da anlamlı hale gelir. Hediyenin hacmi, ağırlığı, büyüklüğü, küçüklüğü çok önemli değildir. (Ya da ben öyle düşünüyorum.)
Eski mektupları, kartları hep saklarım. Hayatımızın önemli yapı taşları, geçmişin izleridir onlar diye düşünürüm. Verilen hediyeden çok ona iliştirilen pusula önemlidir benim için. Tarih belirtir, duygu aktarır, sevgiyi dile getirir. Hediyeyi kalıcı ve anlamlı kılan o küçücük pusuladır belki de. Beyinlerden kalplere uzanan bir köprü gibidir o pusulalar. Hediye verenden hediye alana değerli mesajlar taşır. O mesajların bazısı kısacıktır ama bir roman içeriğine sahiptir.
Yıllardır hiçbirini atamadım. Bazen üzüntülü bir anımda onları sakladığım "sevgi kutucuğunu" açar, yeniden-yeniden okurum. Can bulurum adeta.
Her birinin ayrı bir değeri var benim için. Her birinin anlamı ayrı. O anlamlar değil midir ki bir hayatı anlamlı kılan, yaşanabilir yapan... O küçücük kağıtlarla birlikte bazen bir kitap, güzel bir defter, işe yarar bir mutfak eşyası, seramik bir kuş, bir demet kır çiçeği... güzel dileklere eşlik eder. Önemli günlerde yakınlarımdan cep telefonuma gelen güzel mesajları da silemiyorum. Telefon numaram değiştiğinde hiç üşenmeden eski mesajları bir deftere geçirmiş, kalıcılığını sağlamıştım.
Eski mektupları, kartları atamam, hep saklarım. Hayatımın önemli yapı taşları, geçmişin izleridir onlar diye düşünürüm. Antikayı korumak, insana değer vermek, anılara sahip çıkmak... İşin özü bu sanırım. 80' li yılların ortasında PTT bir çalışma başlatmıştı: "10 yıl sonrasına mektup yazın." Bir adres yazıp mektubu PTT'ye veriyordunuz. Çok ilginç bir çalışmaydı, gönderilen mektuplar 10 yıl sonra elimize geçmişti. Ne güzeldi. Düşünüldüğünde 10 yıl önemli bir zaman dilimi... zaman ne getirip ne götürecek... kimler yanınızda olacak, kimlerden uzaklaşacaksınız...
Anılar yolculuğunda daha kısa zamanlı umut ve beklentilerimiz de var; Geçen yıl kızımdan aldığım çok ilginç bir hediye benim için çok değerliydi; Bir kart ama anlam yüklü bir kart. Kızım, kızının diliyle bana bir "anneler günü" kartı hediye ediyordu. Kızı o dönem henüz 1 yaşında bile değildi. Üzerinde bir çam ağacı resmi ve ona yapışık tohumlar olan bir kart. O kartı bir saksıya yerleştirdiğinizde bir süre sonra tohumlar yeşerip bitkiye dönüşüyordu.
Özenle her gün suladım o tohumları. Yeşerdi de. Ama çiçeğe dönüşmedi. Umutlarımız da öyle değil midir? Her zaman beklentimize uygun olmayabilir. O yeşillik bile benim için çok değerliydi. Uzun zaman yeşil kaldı. Bir karttan tohumlar boy verip bitkiye dönüşmüştü. "Sevgi tohumları" Hayatımızda sevgiyi dile getiren, sembolleştiren bu tür küçük şeyler değil midir?
İnsanlar gidiyor, geriye anılar, izler kalıyor. O anılar besliyor insan ruhunu. Ve yaş aldıkça eskilere daha mı çok gönül veriyor insanoğlu. O küçük güzel kağıtları, kartları kıyıp da atamıyorum çünkü o an ben mutlu olmuşsam, bu mutluluk geleceğe de taşınsın, kalıcı olsun istiyorum. Hüzünlü bir günde yaşanan küçük mutluluklar hayatı dengeliyor. Mutluluk dalgaları çevrenize, sevdiklerinize de yayılıyor.
Tüm annelere ve "anne yüreği" gibi yüreği kocaman insanlara saygıyla...Ve "sevgi" yeryüzündeki küçük- büyük tüm çocukları sarıp sarmalasın...Bir anne gibi...
Yıllardır hiçbirini atamadım. Bazen üzüntülü bir anımda onları sakladığım "sevgi kutucuğunu" açar, yeniden-yeniden okurum. Can bulurum adeta.
Her birinin ayrı bir değeri var benim için. Her birinin anlamı ayrı. O anlamlar değil midir ki bir hayatı anlamlı kılan, yaşanabilir yapan... O küçücük kağıtlarla birlikte bazen bir kitap, güzel bir defter, işe yarar bir mutfak eşyası, seramik bir kuş, bir demet kır çiçeği... güzel dileklere eşlik eder. Önemli günlerde yakınlarımdan cep telefonuma gelen güzel mesajları da silemiyorum. Telefon numaram değiştiğinde hiç üşenmeden eski mesajları bir deftere geçirmiş, kalıcılığını sağlamıştım.
Eski mektupları, kartları atamam, hep saklarım. Hayatımın önemli yapı taşları, geçmişin izleridir onlar diye düşünürüm. Antikayı korumak, insana değer vermek, anılara sahip çıkmak... İşin özü bu sanırım. 80' li yılların ortasında PTT bir çalışma başlatmıştı: "10 yıl sonrasına mektup yazın." Bir adres yazıp mektubu PTT'ye veriyordunuz. Çok ilginç bir çalışmaydı, gönderilen mektuplar 10 yıl sonra elimize geçmişti. Ne güzeldi. Düşünüldüğünde 10 yıl önemli bir zaman dilimi... zaman ne getirip ne götürecek... kimler yanınızda olacak, kimlerden uzaklaşacaksınız...
Anılar yolculuğunda daha kısa zamanlı umut ve beklentilerimiz de var; Geçen yıl kızımdan aldığım çok ilginç bir hediye benim için çok değerliydi; Bir kart ama anlam yüklü bir kart. Kızım, kızının diliyle bana bir "anneler günü" kartı hediye ediyordu. Kızı o dönem henüz 1 yaşında bile değildi. Üzerinde bir çam ağacı resmi ve ona yapışık tohumlar olan bir kart. O kartı bir saksıya yerleştirdiğinizde bir süre sonra tohumlar yeşerip bitkiye dönüşüyordu.
Özenle her gün suladım o tohumları. Yeşerdi de. Ama çiçeğe dönüşmedi. Umutlarımız da öyle değil midir? Her zaman beklentimize uygun olmayabilir. O yeşillik bile benim için çok değerliydi. Uzun zaman yeşil kaldı. Bir karttan tohumlar boy verip bitkiye dönüşmüştü. "Sevgi tohumları" Hayatımızda sevgiyi dile getiren, sembolleştiren bu tür küçük şeyler değil midir?
İnsanlar gidiyor, geriye anılar, izler kalıyor. O anılar besliyor insan ruhunu. Ve yaş aldıkça eskilere daha mı çok gönül veriyor insanoğlu. O küçük güzel kağıtları, kartları kıyıp da atamıyorum çünkü o an ben mutlu olmuşsam, bu mutluluk geleceğe de taşınsın, kalıcı olsun istiyorum. Hüzünlü bir günde yaşanan küçük mutluluklar hayatı dengeliyor. Mutluluk dalgaları çevrenize, sevdiklerinize de yayılıyor.
Tüm annelere ve "anne yüreği" gibi yüreği kocaman insanlara saygıyla...Ve "sevgi" yeryüzündeki küçük- büyük tüm çocukları sarıp sarmalasın...Bir anne gibi...

