Sayfalar

sevgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sevgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ağustos 04, 2026

KATIKSIZ SEVGİDEN YANA OLMAK



Bir yılda 365 günümüz, 12 ayımız, 52 haftamız var. Düşününce ne kadar uzun bir zaman dilimi. Oysa nasıl hoyratça kullanıyoruz. Pek çok günü özel günlere ayırmışız. Tek bir gün! Söylemek istediğimiz her şeyi o tek günün sırtına yüklüyor hatta belki alacak- verecek hesaplarını da kapatıyoruz. O özel günü daha da anlamlı kılabilecek yılın diğer günleri sessiz, sakin, şaşkın bakakalıyorlar.

 Yeni bir gün daha eklendi özel günlerimize. "Emekliler Günü"  Kendilerine de bir gün ayrıldığından haberleri var mıdır acaba? Nasıl kutlarlar, sonraki günler nasıl geçer, henüz bilemiyoruz. Günlük kutlama günlerini ben yadırgıyorum. Kısa süreli kutlamalar gösteriş, abartı, yapaylık da içeriyor bana göre. Güdümlü kutlamalar, kısa zamanlı anmalar da uzun ömürlü olmuyor. 

"Sevgililer Günü" kutlamalarına da  bir türlü ısınamadım. Sevgi, sevmek, sevdalanmak sözcüklerine de haksızlık mı ediyoruz diye düşündüğüm de oluyor. Sorular takılıyor aklıma: "Katıksız, gerçek sevgi nasıl kanıtlanır? İçten bir duyuş, bir seziş neden ille de kanıtlanma ihtiyacı duyar? Sevmek, parçalardan bütüne ulaşmak mıdır yoksa bütünü gören gözler daha sonra mı küçük detayları algılar? 

Dış güzelliğe aldanmak iç güzellikleri görmeye bir engel midir? Bir günlük sevgi kaç günü ya da yılı kurtarır, ya da yıllar sevgileri pekiştirip yılların ötesine uzanır mı? Böylesine kısa bir hayatta sevgiyi dile getirmek için çok uzun cümleler, çok büyük hediyeler, çok görkemli kutlamalar  mı gerekir? 14 Şubat'ta tek bir günün 24 saati yeterli midir? "

Bazı sözcükler vardır;  Anlamı çok zengindir. Dünyanın her yerinde aşağı yukarı aynı şeyleri çağrıştırır. Duyguların en yücesidir, olumlu yönleriyle özlenen, beklenen davranışları içerir. Tek başına bir değerdir. Bir bakış, bir gülüş, bir duruş, bir şiir, bir müzik, bir şarkı, bir mektup bir kitap, bazen bir mekân, bir kent hatta bir ülke sevgiyi, sevgiliyi, sevileni çağrıştırabilir. Ne güzel, kalıcı bir izdir bu. Bir koku duyar, ardından neleri düşünürsünüz, bir renk , bir isim, bir çocuk masalı veya oyunu size çok şey hatırlatabilir. İçinizde beslenen sevgidir bu duyumsamaları yaratan... 

SEVGİ sözcüğü ne çok şey barındırır içinde; Güven, şefkat, koruma duygusu, saygı, sempati, içtenlik, saflık, duruluk, temizlik, inanmak, sadakat... Sevginin kapsama alanı öylesine geniş ki tüm dünyaya yeter; Doğayı sevmek, vatanını, yurdunu, insanları, çocukları sevmek, bitkileri, çiçekleri, ağaçları, hayvanları, otu, böceği sevmek, korumak... Sevmek bağlanmaktır, sevmek özlemektir, sevdiğine zarar gelmesin diye içi titremektir, görmek istemektir, sevdiği için kaygılanmaktır. Gösteriş amaçlı sevgi olmaz. 

Çocukların sevgisi her şeyi  ne kadar yalın, sade, saf ve güzel anlatır:

"Dağlar, denizler, dünyalar kadar seviyorum." derken o minik kollar neredeyse tüm dünyayı içine sığdırır.

"Siz öğretmenimden daha mı iyi bileceksiniz?" Güvenle sevginin buluşmasıdır bu.

"Ben o çok bağıran, kavga eden, öfkeli amcaları sevmiyorum." Dedikleri kesindir, kimse değiştiremez, dünyanın merkezinde sanki onlar  vardır." Özü-sözü bir olmaktır bu.



Usta şairlerin dilinde , şiirlerin gizemli dünyasında bir başka  değer kazanır SEVGİ:

"Siz geniş zamanlar umuyordunuz

Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek

Yılların telâşlarda bu kadar çabuk 

Geçeceği aklınıza gelmezdi."

Behçet NECATİGİL


"Seviyorum seni ekmeği tuza banıp yer gibi 

Geceleyin ateşler içinde uyanarak

Ağzımı musluğa dayayıp su içer gibi..."

Nazım HİKMET


 "... ve dostluğu ve sevgiyi,

yeni doğmuş tüm bebeklerin yüreğine yazmak isterdim

onlarla birlikte büyüsün bütün dünyayı sarsın diye "

Yılmaz GÜNEY


Ve şarkılarda, türkülerde dile gelir SEVGİ 

Sezen Aksu- Çocuklar gibi

Tarkan Ahde Vefa

Hümeyra- Sessiz Gemi

Musa Eroğlu- Mihriban 

Aşık Veysel- Tatlı Dillim Güler Yüzlüm 


 Çocuklar Gibi (Sabahattin Ali- Ali Kocatepe- Sezen Aksu )





SEVGİ Dünyamızdan Hiç Eksilmesin.

Makbule ABALI-Eğitimci

Urla 15 Şubat 2024



Haziran 02, 2026

DUYARLILIK İNSANLARA ÖZGÜ MÜDÜR?


Duyarlılık, farkındalık; tüm canlılarda aranan, olması gereken bir özellik. Çevreyi daha dikkatli algılamayı sağlıyor, iletişimi kolaylaştırıyor. İnsandan öte bazı hayvanlarda rastladığımız duyarlılık, insanı şaşırtabiliyor. 

Sevgi ve ilgi ile yaklaşıldığında, zarar verilmeyeceğini anladıklarında hayvanlar da gerçek dost gibi davranabiliyorlar. Onlar da mutluluklarını, sevinçlerini, hüzün ya da acılarını, bağımlılıklarını çok net belirtebiliyorlar. Bu duyarlılık bazı canlılarda çok daha üst düzeyde. "Bir de konuşabilseydi kim bilir neler anlatırdı" dedirtiyor insana. 

Bazı yörelerde sağlıklı hayvan çokluğu,  o yörede hayvan sevgisinin, iyi insanların varlığının   bir kanıtı gibi. Her yerde, sokaklarda, parklarda, caddede dükkanların önünde, hatta hastanelerde kedi veya köpek görebiliyorsunuz.  Hayvanların sevildiği yerlerde insanların da daha tahammüllü ve sevecen oldukları gözleniyor. 

Bugünlerde evin içinde kedi ya da köpek beslemiyoruz. Ancak sevgiye, ilgiye ihtiyacı olan kediler bizi buluyor. Bahçeyi sık sık ziyaret eden 2 kedi 1 köpek var. Bahçe kapısının önünde her zaman temiz  bir su kabı bulunduruyorum. Kediler, köpekler, kuşlar ve arılar o sudan yararlanıyorlar. Hatta belki geceleri bölgeye inen domuzlar da o sudan içerler mi bilmiyorum. Domuzların gelişini gören tüm köpekler koruyucu olarak hep birlikte havlamaya başlıyorlar.


Çocuklar vahşi hayvanlar dışında hemen hemen tüm hayvanlarla çok güzel bir iletişim kuruyorlar. Torunlar, atlarla çok iyi anlaşıyorlar. Sanki aralarında çok derin bir sevgi bağı var. Evde bir köpek, 4 kedi var. Köpek Golden kırma, kedilerin hiçbiri cins değil. Yakın zamana kadar evde 1 tavşan, 2 su kaplumbağası vardı. Yakında bahçeye bir kümes yapılacak. Tavuk ve bıldırcın yetiştirmeyi planlıyorlar. Tüm hayvanlarla yakın dostluk kurabiliyorlar.


Oturduğumuz site ormanlık bir alanın içinde Zeytin ağaçları çoğunlukta olmak üzere her çeşit ağaç ve bitki örtüsü var. Mevsimlere ve aylara göre değişik türde kuşlar, sabahın erken saatlerinde kuşlar korosunu başlatıyorlar. Serenat gibi. Bu ara kumrular ve saksağanlar var. Bahçe demirlerinin üstünde tünemiş bir kuş görürsem çok seviniyorum. Arada bir uğrayan müjdeci böcekleri, mutluluk kaynağı oluyor. Fırça çiçeği açarken sayılamayacak kadar çok arı vardı. Zarar gelmeyeceğini bilirlerse onlar da zarar vermiyorlar. 


Sitemizde akşam yürüyüşü yaparken gördüğümüz güzel bir görüntü var. Bir komşumuz ,evinin hemen önündeki parkta akşam üstü aşağı yukarı 20 kediyi kendi imkânlarıyla doyuruyor. Kediler de, o da çok mutlu görünüyorlardı. Tanık olduğum çok güzel olaylar var. Sebze ve meyve üretiminde çok maharetli bir komşumuz, yaşlanma sonucu öle kedisini bir ağaç altına gömüp, üstüne belirleyici bir mezar göstergesi yerleştirmiş.



Hayvanlara dair çok ilginç hikâyeler dinlemişimdir. Ünlü yazarlarımızın da ne güzel, şaşırtıcı, düşündürücü hayvan öyküleri vardır. Çok yakın zamanda Yaren leylek hepimizi şaşırtmadı mı? Deprem felaketinde insan arayan köpekler ne büyük başarılar kaydettiler. Bir arkadaşımın paylaştığı videoyu, çok duygulanarak,  şaşkınlıkla , hayranlıkla izledim.  Bir matador ile bir boğanın öyküsü

 https://www.facebook.com/share/v/18YKoAfFmu/?mibextid=wwXIfr

"Boğa ile matador sarmaş dolaş" adlı kısa bir video izledim, çok etkilendim.

 "Videodaki matador, kariyerinin zirvesindeyken boğa güreşini protesto eden ve bu andan sonra işi bırakıp büyük bir havyan hakları savunucusu olan Kolombiyalı Álvaro Múnera’dır.

Bir boğa tarafından ağır yaralanıp felç olan ve sonra iyileşen Múnera, iyileştikten sonra çıktığı arenada bu ikonik anla boğa önünde tamamen savunmasız şekilde diz çökmüş, boğayla sarmaş dolaş olup matadorluğu bıraktığını açıklamıştır. Ve saf ve temiz hayvanları zevk için öldürmeye karşı durarak bir hayvan hakları aktivistine dönüşmüştür.
“Pişmanlık ve özür dileme” temalı hikayeler anlatılan bu ünlü videoda; kılıcını bir kenara bırakıp yere çöktüğü ve hayatını bağışladığı boğanın (bazı iddialara göre matadorun acısını hissederek sarmaş dolaş olduğu) anı gösteriyor. " 

Videodan çok etkilendim Fotoğraf adeta belleğime kazındı. Ancak düşünmeden edemedim. Yapay zekâdan yardım alınarak yapılmış kurmaca bir paylaşım mıydı izlediğimiz...? Gerçekle gerçek üstü, hayal dünyamızı aşabilir mi? 

Makbule ABALI-Eğitimci 
2 Haziran 2026 Urla-İzmir

Ocak 30, 2026

DEĞİŞKEN DUYGULARIMIZ...



İnsanız, duygularımız var, karmakarışık; Mutluluk, aşk, coşku, acı, nefret, korku, şüphe, şaşkınlık, utanç, stres, duyarsızlık, merhamet, sabır, şefkat, kıskançlık... Bazen kişiliğimizin ta derinliklerinde, pek dışa vurulmayan, bazen bizi olağan dışı davranışlara iten, heyecanlandıran...

Duygularımız; bizim insan yanımız. Bizi biz yapan, bizi bütünleştiren, kendimizi ifade etmeye yardımcı olan dürtülerimiz... Olaylara, kişilere, yaşadıklarımıza göre farklı duygular yaşıyoruz, farklı tepkiler gösteriyoruz. Duygularımızın ifade ediliş tarzı da bizi başkalaştırıyor. Başkalarından farklı kılıyor.

Sevgisini platonik aşk düzeyinde yaşayan da var, sevdiğini çok kıskandığını söyleyip uğruna cinayet işleyen de... Son yıllarda kanlı aşk cinayetlerinin sayısında inanılmaz artış var. Ülke sevgisini yararlı işler yaparak,  şiirlerle dile getiren de var, bir sözle kıyasıya kavgaya tutuşup vatansever olduğunu iddia eden de. 

Bir insana güven duyarken neleri ölçü alırsınız? Ya güvensizliğinizi neler etkiler? İnsan düşününce şaşırıyor; Ne oldu, neler yaşadık da toplum olarak bu denli birbirimize güvenemez hale geldik? Yalan, aldatma, acımasızlık, şiddet giderek arttıkça insanların karşı çıkma duyguları da kabarıyor.

Duygularımızı gizleyebiliyor muyuz? Acaba beden dilimiz, ses tonumuz, bakışlarımız, duruşumuz da bizi ele veriyor mu? Bazı duygularımız yılların ardından erozyona uğradı. Eskiden böylesine öfkeli insanlar mıydık? 

Öfkelenen insanda beden de büyük değişime uğruyor: Yüz mimikleri gerilir, gözler yuvalarından fırlayacakmış gibi olur, yumruklar sıkılır, ses kısılır, yüz kızarır. Son yıllarda öfkenin de şiddeti değişti. Öfke, hırs tavan yaptı adeta. "Yan baktın, ters baktın, yerime oturdun, önüme geçtin, beni eleştirdin, fikrime katılmadın " gibi deyişlerle her davranış tepki sebebi olabiliyor.


Duygularımız değişken, iniş çıkışlı.  Yaşa göre, duruma göre, yaşadıklarımıza göre duygularımızın yoğunluğu da değişiyor. Örneğin küçük bir çocukta en yoğun duygular sevgi ve güven. Anne veya babasının elini sımsıkı tutar, kendini güvende hisseder. Kucaklanır, korunduğunu bilir, içinden geçeni olduğu gibi söyler, sevgiyle gülümser, rahattır, güvendedir. Sevgi, güven, hayat boyu her yaşta ihtiyaç duyulan temel duygular. Zedelenirse; Kişilik bozuklukları, davranış kusurları da başlıyor.

Ergenlikte kendini gösterme, gösteriş duygusu ağır basar. Orta yaşlarda dost arar insan, sevgi arar, vefa arar. Sevgi, vefa, güven daha sonraki yaşlarda iyice ihtiyaç haline dönüşür. Son yıllarda çeşitli nedenlerle kimi insan adeta duyarsızlaştı, olaylar karşısında tepkisiz kalıyor. Acı, nefret, şüphe, güvensizlik, acımasızlık  gibi duygular arasında çatışmalar yaşanıyor.  Kimisi de aşırı duyarlı hale geliyor, kuşku, korku, kaygı, stres içinde bocalıyor.

İnsanlar; birbirlerini dinleyip-anlayıp, duygularını okumayı başarabilselerdi; sağlıklı kişi, sağlıklı toplum özlemimiz belki de daha kolay gerçekleşirdi. 

Makbule ABALI-Eğitimci 
22. 01. 2017 Mersin

Yeniden yayınlama:
30 Ocak 2026 İzmir-Urla



Desen boyama: Muzaffer Emin Yalçın.

Haziran 30, 2025

BİR BLOG ARKADAŞIMA MEKTUP YAZMAK...

 


Çok değerli Dost,  Buraneros, 

Merhaba... Bazı sözcükler tekil görünürler ama, bir incelense içleri dopdoludur. "Nasılsın" "Ne var ne yok" soruları öyle değil  midir? Bazen derin bir "Ah" eşlik eder yanıta. Kimi zaman, iç seslerle birlikte gözlerden süzülen istem dışı yaşlar eklenir. Anlayan anlar, bilen bilir...

Meraklı bir toplumuz. Her konuda bilme-öğrenme isteğimiz olmasa da; bazen haberlerde öncelik sırası alan haberler, toplumun temel özelliklerini  az çok anlatmıyor mu? Öyle olmasa, magazin haberleri ile birlikte bazı kişiler bu denli çabuk ve kolay meşhur olabilirler miydi?

Köşesinde; insan ruhunun derinliklerine inen, çevresini  kendine özgü bir farkındalıkla gözlemleyen, hassas ve duyarlı ifadelerle o gözlemlere tıpatıp uyan giysiler dokuyan bir usta gibi düşünürüm hep sizi.

Lütfen abarttığımı sanmayın. İnanmadığım, güvenmediğim hiçbir tezi yazamam, savunamam ki... Günlerdir yazmayı tasarladığım, zihnimde taslaklarını kurguladığım , birikmiş öyle çok konu vardı ki. Hatta bir gün ansızın kısa bir "Mola" yazısı yazmıştım. Çok zaman geçti sanıyordum. Sadece 4 gün geçmiş. 

Okumayı hele yazmayı sevenler için "Yazamamak" bir tutsaklık gibidir, bilirim. Beyin üretmek ister. Beden, gücünün yettiğince, tüm işlerliğiyle-içtenliğiyle o komutlara uyar. Kişisel irade ve direnci testlere tabi tutar adeta. Zoru başarmak o yüzden güzeldir, değerlidir. 

Büyük geçmiş olsun. Rahatsızlığınızı bile öyle güzel, etkileyici ve bilgilendirici biçimde anlatmışsınız ki. Çocuklar gibi duru, saf, yalın bir deyişle "Çok güzel" demek ve kocaman bir demet kır çiçeği vermek geldi içimden. Yorum köşesi ne kadar geniş tutulsa da , orada "Mektup" yazmak  "Kural dışı" olurdu sanırım. 

Her şey değişime ayak uyduruyor artık. Yüksek teknoloji ile birlikte her alanda büyük gelişmeler kaydediliyor. İdealist Bilim İnsanlarıyla; Geleneksel -Klasik Tıp Bilimleri , koruyucu hekimlik ve sağlıklı deneylerle güçlenen alternatif tıp işbirliği ile güzel sonuçlar alınacağına  yürekten inanıyorum. 

Yıllar öncesi babama da "Trigeminus Nevraljisi" teşhisi konmuştu.  Hastalığın adının belirlenmesi ve tedaviye başlanması, çok geç ve güç bir zaman dilimi yaşatmıştı tüm ailemize. Acı çekenlerin acısını ta içimde hissetmek  o yıllardan kalmadır. O belirsizlik ve bilinmezlik, ortaokul, lise ve üniversite yıllarımı da çok etkilemiştir. 

Çevrenize hep sevgi, güven, dostluk, hoşgörü, barış gibi duygularla yaklaştınız.  Kişiliğinizden yansıyan olumlu enerjiler çok uzaklara dahi ulaştı. Sevginizi, bağlılığınızı oya gibi işleyerek- incelikle-ustalıkla sunmanız çok kişiye örnek olmuştur, eminim... 

Enn çok sevdiğiniz güzel insan, ihtiyaç duyduğunuz her zaman- " İyi günde-Kötü günde"- yanınızda, yakınınızda olacaktır eminim. Ona da lütfen gönül dolusu selam ve sevgilerimi iletiniz.

Sağlık haberlerinizi sabırsızlıkla bekleyeceğiz. Umutla-inançla. 

Makbule ABALI- Blog Arkadaşınız

30. 06.  2025 İzmir-Urla


                                                                                    


                                                                              





Mayıs 07, 2025

VEFA...


Vefa, günlük hayatımızda sıklıkla kullandığımız sözcüklerden biri. Bazen hüzünle anılır, bazen mutlulukla.  Bazen sitemkardır, bazen davetkar. Ama hep duygu yoğunluğu taşır. İnsana özgü yoğun, naif  duygular yüklüdür. Vefasızlıkta suçluluk vardır. Vefasızlıkta sitem vardır. Vefasızlıkta zamana karşı tepki vardır. 

Oysa vefa , sözcük olarak bile nasıl da sıcacık sarıverir insanı.. İnsanın içini iyimserlik, hoşgörü kapsar. Vefa yeniden hayata bağlar insanı. Adeta kan tazeleyici gibidir. Vefasızlık ise tam tersi hayata küstürür. Vefasızlık: kötü niyet, öfke, kırgınlıkla iyi anlaşır. Vefa ise her zaman sevginin, dostluğun, iyiliğin yanındadır. 

Hz. Mevlana  ne güzel demiş:

"Sen uzattığın eli 
Tutmayan ele mi dargınsın
Yoksa onu tutmayacak birine
Uzattığın için kendine mi kızgınsın?" 





Çocukların ve bazı canlı türlerinin katıksız, abartısız, gösterişten ve yapmacıktan uzak vefası keşke bazı yetişkinlere de örnek olabilse...

Makbule ABALI -Eğitimci 




Nisan 28, 2025

ADSIZ KAHRAMANLAR...

 


Ülkemizde adını sanını bilmediğimiz, belki uzak, belki yakın bir yerlerde güzel işler yapan öyle "güzel" insanlar var ki... "Adsız Kahramanlar" onlar...Haber olmaya hiç ihtiyaçları yok. Sessiz ve derinden, doğru bildikleri yolda ilerliyor, sadece görevlerini yapıyorlar.

Bazen bir öğretmen, bazen bir maden işçisi, bazen bir kurum çalışanı, bir anne, bir sanatçı, bir hemşire, bir asker,  doktor, mühendis, güvenlik görevlisi olarak karşımıza çıkıyorlar. Gazetelerde ancak ara sayfalarda küçük puntolu haberlerde görebilirsiniz onları...

 Bilmem siz rastladınız mı, geçenlerde onca kötü haber arasında bir haber bahar güneşi gibi içimi ısıttı, ruhumu dinlendirdi: Bir doktor öyküsü... "Öldü" diye rapor verilen beş yaşında bir çocuğu, bir sağlık ocağında görevli pratisyen  doktor yeniden hayata döndürmüş.

 Basit bir olay gibi algılamıyorum ben bu olayı ;  Can'ın değeri bilmek, görevini ciddiye almak, işini iyi yapmak, çaba harcamak, beni ilgilendirmez dememek... Onca sahte kahraman varken, böyle insanlar "adsız kahraman" değil midir...?

 Türkiye asıl onlarla gurur duyuyor, gazeteciler asıl onları  haber yapmalı. Hem de öyle üçüncü sayfadan değil, belki birinci sayfadan, hatta belki manşetten... O zaman belki iyi örneklere bakarak biraz değişir ve umut yükleniriz.

Doğa olaylarında, depremde, selde, toprak kaymalarında,  orman yangınlarında, iş kazalarında-karada, havada, denizde, yer altında canları pahasına çalışanlar; askerler, güvenlik görevlileri, gönüllüler, merhametli, vicdan sahibi , dürüst, güvenilir insanlar.

Ünlü şair Nazım Hikmet'in "Yaşamak Şakaya Gelmez" adlı şiiri, bana hep adsız kahramanları hatırlatır. 

"Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak, yani ağır bastığından."

İyi ki varsınız "Adsız Kahramanlar"...
Sizlere teşekkür borçluyuz...
Acaba onlardan kaçını biliyor ya da tanıyoruz...?
Kimler hak ettiği konumda, kimler ödüllendirildi...?
Zamanında ya da gecikmeli olarak değerlerini bilebildik mi...?

Makbule ABALI -Eğitimci
2010














  
 


Nisan 22, 2025

İÇİMİZDEKİ BAHAR


Baharın müjdecisi son cemre de 6 Mart'ta toprağa düştü. Cemreler; havaya, suya, toprağa birer hafta arayla düşerken bizim de içimiz ısınır adeta. Değişimin habercisidir bahar, yeniden doğuşun simgesidir adeta. Tatlı bir telaşla gelir her yıl; içimizde bir coşku, yüreğimiz kıpır kıpır, nasıl da sevinir, umutlanırız. 

Kışın yaprağını döken ağaçlar yeniden yapraklarla gönenirken, gözlerimiz bayram eder adeta. Kuşlar bile bahar şenliğine kilometrelerce yol aşarak katılırlar. Onca ülkeden geçmelerine rağmen, her yıl şaşmaz biçimde zamanı ve geliş yolunu nasıl bellemişlerdir, bilinmez. Göçmen kuşların havadaki kanat çırpışı yüreğimize su serper adeta. Düzenlerine şaşırmamak elde değildir.

Önce badem ağaçları çiçek açar, ardından diğer ağaçlar. Kır çiçekleriyle donanır ovalar. En yararlı otlar toprağın altından güneşi görmek için başını uzatır. Karın altından çıkan çeşitli otlar midelere bayram ettirir. Beslenme uzmanlarına göre o otların yararları saymakla bitmez. 

Baharda gün doğumunu, gün batımını izlemek bir başka güzeldir. Her yeni doğan güneş, bir yeniden aydınlanmadır. Hayvanlar kış uykusundan uyanırken, insanlar bedensel değişikliklerle daha çok uyku ihtiyacı duyabilirler. Bahar yorgunluğu bedenimizde, içimizde hissedilirken kendimizi nasıl yenileyebiliriz? Bir bahar temizliği gibi, alışkanlıklarımızda neleri değiştirebiliriz? 

Dışımızda bahar tüm güzellikleriyle sürerken, acaba içimizde de baharı yaşatabiliyor muyuz? Yoksa çevresindeki güzelliklere kara camlı gözlüklerle bakanlardan mıyız? Çevremize yeterince, dikkatlice bakamıyor, bakıp da göremiyorsak, içimizdeki baharı da hiç canlandıramıyoruz. Bir başka bahara kalıyor her şey. 


Umutlar, özlemler, planlar, sevgiler bir başka bahara kalmasın. İçimizdeki bahar, dışarıdakinden daha güzel, daha görkemli olsun. Kendimizle barışık, çevremizdekilerle kavgasız nice güzel baharlara...,

22 Nisan, dünyamızı güzelleştirip-herkes için yaşanabilir bir hale getirebilmek için- çaba ve emek harcayabileceğimiz bir gün olarak düşünülmüş, "DÜNYA GÜNÜ" olarak belirlenmiştir.
Bu günü,  365 gün olarak düşünsek keşke...

Makbule ABALI-Eğitimci
22.04.2025 İzmir-Urla 


Makam: Hicaz  Beste; Muzaffer İlkar  Güfte: Şemsi Belli


Mart 23, 2025

SEVDİKLERİMİZİ ANMAK-Yad etmek

 

Yüzyıllardır insanlar duygu ve düşüncelerini çeşitli şekillerde yansıtmışlar: Bazen çizgilerle, bazen yazıyla-şiirler, mektuplar, öykülerle- bazen resimler ya da heykeller, nameler, şarkılarla... 

Dünyanın her yerinde farklı diller, farklı anlatım biçimleri olsa da , beden diliyle, işaretlerle anlaşma sağlansa da insan içindeki birikimleri dışa aktarmak istiyor.  Bazen sessiz gözyaşları, bazen hüngür hüngür ağlamak, kimi zaman sıkılmış yumruklar ya da kaskatı kesilmiş sessiz bedenler. 

Ayların, günlerin, yılların veya adların, yerlerin, yörelerin, orada yaşayanların hayatımızda etkileri var elbette. Ama onlara asıl anlam yükleyen, farklı algılayan, yorumlayan biz insanlar değil miyiz? Ayların, günlerin ne suçu  var? İyi anları, anıları arttırmak, kötülükleri azaltmak, dünyamızın güzelleşmesine çok az bile olsa katkıda bulunabilmek, asli görevimiz değil midir?

Bugün, bir günlüğüne  (her zamanki alışkanlığımın dışında)  kısa bir yazıyla Mart Ayında, hayatın içinden iki olayı vurgulamak istedim:

3 Mart 1982 - Çok sevdiğim Babam  ( Ankara Hukuk Fakültesi mezunu) Avukat Dehri Gültekin'i kaybettiğimiz gün. "Şafak Söktü Yine Sunam Uyanmaz Türküsünü çok severdi. 
Saygıyla-sevgiyle-rahmetle anıyorum.

22 Mart 2025 - 47 yıllık hayat arkadaşım, Emekli Eğitim Müfettişi Ahmet Abalı'nın (Annesi güdük ayda doğdun dermiş.) 7 kardeş arasında kimliğine yazılan doğum tarihi. Karacaoğlan Türkülerine, Müzeyyen Senar, Zeki Müren şarkılarına hayrandır. Ona da çok sevdiği bir şarkıyı armağan etmek istedim. Sürprizleri sever. 

Makbule Abalı-Eğitimci
23.03.2025 İzmir-Urla 













Şubat 14, 2025

GERÇEK ÖYKÜLER...




14 Şubat dünyanın pek çok yerinde aynı zamanda "Dünya Öykü Günü" olarak kutlanıyor. Tanınmış-tanınmamış nice yazarın dile getirdiği duygular, düşünceler, anlar. anılar... Yaşanmış ya da kurgulanmış, gerçek veya düşsel anlatımlar... 

Okuyucu için öykü, romandan daha kolay diye düşünmüşümdür hep. Yıllar önce de Varlık Yayınları'nın küçük kitaplarıyla öyküler okumak nasıl da iyi gelirdi insana. Sait Faik, Oktay Akbal, Sabahattin Ali ve Çehov'un insanın içini ısıtan öyküleri...  Füruzan, Sevgi Soysal, Tomris Uyar, İnci Aral, Osman Şahin'den insan öyküleri... 

Özellikle gençlik yıllarında hayatı anlamlandırmak, insanı tanımak adına keşke gençler daha çok öykü kitapları okuyabilse, hatta öykü yazma denemelerine girişebilse. Öykü kahramanları, insanı hayatı sorgulamaya, ilişkileri yeniden düşünmeye, değerlendirmelere yönlendiriyor. Dünyanın her yerinde öyküler, hayatın içinden dramları, sevdaları, yöresel acıları, mutluluk ya da mutsuzlukları dile getiriyor...

İnsan yaşamından kesitler yıllardır öykü yazarlarına ilham veriyor. Ancak 21. yüzyılda dünyanın her yerinde gerçek şiddet ve düşmanlık öyküleri de halen sürüyor, insanın insana eziyeti hiç bitmiyor.
Her öykü elbet mutlu sonla bitmez, ama öylesine acılar ve utançlar yaşanıyor ki, insan adına, insanlık adına içiniz burkuluyor, tüyleriniz diken diken oluyor. 

Özellikle kadınlar ve çocuklar daha çok acı çekiyorlar, haksızlığa uğruyorlar. Sevgi öykülerinin de dramların da ana kahramanları onlar. Çok sevildikleri için, kıskanıldıkları için, utanıldıkları için, ya da çeşitli  kişisel nedenlerle beklenmedik zamanda, beklenmedik biçimde öyküleri yazılıyor yakınlarınca...

Öykülerin başlangıcını hiç bilmeden sonuçlarla ilgileniyoruz hep. İnsan yaşamında parantezler açıp, sorular oluşturmak zor geliyor belki de. Virgül, noktalı virgül bile koymuyoruz, nokta ile ilgileniyoruz hep. "Yaşadı... öldü..." diyoruz sadece. Noktalar uzayıp gidiyor hayatın içinde... 

Düşünmüyoruz çoğu kez. Sorgulamıyoruz kendimizi, çevremizi kötülükleri, eziyeti, şiddeti. O yüzden yeniden-yeniden yaşanıyor dünyamızda  acı öyküler. Kırsal kesimde belki hiç tanımadığımız, bilemeyeceğimiz öykü kahramanı ne çok kadın... Sığınma evine ne kadar uzak, ne kadar yakın. hiç bilmiyor...

Yöremizde, kentimizde, ülkemizde, sokakta, caddede, toplu taşıma araçlarında, vapurda, otobüste, dolmuşta kim bilir ne çok öykü kahramanı dolaşıyor aramızda. Konuşmasak, tanımasak da her yüze yansıyan ne çok şey var; acı, hüzün, kaygı, mutluluk, mutsuzluk, iyimserlik, güvensizlik, aldırmazlık... 

Onca farklı insan, onca farklı duygu... Belki bazılarını zamanında gördük, farkında bile olmadık, bazılarını sonradan tanıdık, gazete haberleriyle. Çoğu kez hüzünlü, acıklı, yürek burkucu öykülerle...

Belki şu anda bile dünyanın herhangi bir yerinde  pek çok insan, hiç tanımadığı insanlarla aynı kaderi paylaşıyordur. Ve öyküler yazılmaya devam edecektir yüzyıllar boyu. Dileriz, mutlu sonla bitenler çoğalsın.

Makbule ABALI-Eğitimci
Şubat 2011. Mersin


SEVGİ, UMUT, HUZUR, GÜVEN, DOSTLUK, BARIŞ; 
YUVAMIZDAN, YÖREMİZDEN, YURDUMUZDAN, DÜNYAMIZDAN HİÇ EKSİLMESİN...

Şubat 2025 Urla





Aralık 10, 2024

İNSAN OLMAK...



Pek acele etme küçüğüm;
Elbet büyüyeceksin
Anlayacaksın sen de 
Dünyanın kaç bucak olduğunu.
Göreceksin; 
Bizim gördüklerimizi
Yaşayacaksın yaşadıklarımızı
Öğrenmek isteyeceksin, soracaksın
Kaygılanma, cevaplandıracağız elbette.

Önce tanıyacaksın;
Çevreni, yöreni, doğayı
Anlayacaksın; 
Suyun neden aktığını,
Ateşin yaktığını, taşın sertliğini...
Sonra yavaş yavaş öğreneceksin
Topluma katılmayı, sosyalleşmeyi,
Birey olmayı.

Dürüst, güvenilir, yalansız,
Vefalı, sevgi dolu, insancıl olmayı,
Hakkını aramayı, sorumluluklarını bilmeyi
Öğreneceksin zamanla
Unutma;
Zordur insan olabilmek,
Zordur insan kalabilmek...

Makbule Abalı-Eğitimci 
10 Aralık 2016 Mersin


Güncelleme:10 Aralık 2024 
İzmir-Urla

"10 Aralık İnsan Hakları Günü" tüm dünyaya barış ve insanlık adına iyi ve güzel şeyler düşündürsün, duyarlılık ve farkındalığı arttırsın. 
                               




Kasım 15, 2024

ADLARINI BİLE BİLMEDİĞİMİZ O GÜZEL İNSANLAR...

 


  İnsanlık hali ; Gün olur, her yer günlük güneşlik iken iç dünyamız bulutludur. Gün gelir karamsar bir dünyada içinizde bir kıpırtı, bir kuş çırpıntısı adeta, gülerek bakarsınız dünyaya. Herhangi bir zamanda çevremizi gözlediğimizde: Bazen bir toplu taşıma aracında, bazen bir otoparkta, bir hastanenin bekleme salonunda ya da küçücük bir pastane salonunda... Farklı durumlarla, farklı davranışta insanlarla karşılaşırsınız. Sonra anlarsınız ki, onlar özel insanlardır. Bakışıyla, duruşuyla, gülüşüyle farklı insanları hemen fark etmeseniz de onlar kendilerini tanıtırlar zamanı gelince. Çevreye gösteriş yapmak değildir düşünceleri ya da yapmacık  yoktur tavırlarında, her zamanki tavırlarıdır onları ayırt etmenizi sağlayan.

Belki dikkatli bir bakışla bir gün siz de fark edebilirsiniz onları. Her yörede, çeşitli kılıklarda, çeşitli iş ve meslek gruplarında karşımıza çıkabilirler. Çoğu zaman sivil de olsalar her zaman insani özellikleriyle tanırsınız onları; Yüzlerindeki sakin, yumuşak çizgilerden, gözlerindeki ışıltıdan ya da seslerindeki içtenlik ve duruluktan... Gününüze ışık hızıyla girer, hiç duraksamadan yavaşça süzülüp gidiverirler. Bir beklentileri yoktur yaklaşımlarında ya da anlık konuşma isteklerinde. Yarım kalmış bir yaşam öyküsünün son satırları gibidirler. Geriye kalan bir tatlı tebessüm, bir küçük anıdır. Yaşamı anlamlı kılan da bu küçük ayrıntılar değil midir? 

O güzel insanlar, toplumda yerleşik değer yargılarına inat, adeta güven tazelerler. Belki yeniden insan aramaktadırlar. "Nerelisin hemşerim ?" sorusuna gerek bile duymadan yaklaşırlar. Yaşınız, cinsiyetiniz de önemli değildir onlar için. Üstelik çay-kahve de eşlik etmeyebilir bu birlikteliğe. Ama "İnsan" tanırsınız; Kimisi bir anda karşınıza çıkar. Sabahın erken bir saatinde, bir hastane bahçesinde. Danışma biriminin yapacağı görevi o üslenmiştir adeta. Yol-yordam bilir, sizin de ilk gelişte kendisi gibi zorluk çekmemeniz için açıklamalar yapar. Karşılık beklemeyen bir yardımcıdır. Bilinmeyen bir ortamda çekilebilecek sıkıntıları sizin de çekmemeniz içindir bütün uğraşı. 

Kimisi arada kaç yaş fark olduğunu bilmemesine rağmen sizi ayakta görmekten huzursuz olur, hemen saygıyla kalkar, yerini verir. Çok eski bir dostu karşınızda görmüş gibi olursunuz. Oysa o ne kimliğinizi, ne kişiliğinizi bilir, yardıma hazır bir insandır sadece. Olumsuzlukların çoğaldığı bir ortamda iyiler, iyilikler de olacaktır elbette. Bir başka gün bir başkası , tam da zor bir anınızda içtenlikle sorar : "Kantine iniyorum, istediğiniz bir şey var mı?"  Hayır derken bile içiniz ısınır, sevgi ile bakarsınız bu iyi niyetli yol arkadaşına. 

Bazen bir hastane ortamında benzer rahatsızlıklar insanları yakınlaştırır birbirine. "Damdan düşenin halinden anlayanlar" arasında koyu bir sohbet başlayabilir. Bir sonraki gün kontrole gittiğinizde bekleme salonunda henüz oturmadan arkanızdan birisi seslenir: "Işıklı panoda şimdi adınız okundu." Siz aceleyle koştururken kapıda bir armağan paketlenmiş olarak elinize tutuşturulur. Eve dönünce paketler açılır, içinden özenle örülmüş  makrame iki güzel anahtarlık çıkar. Yorgunluğa inat, yüzünüzde gülücükler oluşur.  Ya da bulunduğunuz ortamda kat asansörlerinin  çalışmadığı bir zamanda başka bir asansör bulmaya çalışırken, tarif etmekle yetinmeyip, sizi alelacele asansöre kadar götüren temizlik görevlisini nasıl unutursunuz? 

Gözünüz elindeki nergis demetine takıldığında hemen iki nergis sapını demetten ayırıp size uzatan nazik insanı, merdiven çıkarken bir basamakta zorlandığınızda siz yardım teklif etmeden elini uzatan genç kızı ya da genç adamı anmamak mümkün mü? Sıranız gelince odasında gerekli işlemleri tamamlayan ama hemen sonra koridorda arkanızdan yetişen genç doktor. "Şu bölümden şu belgeyi de isteyebilirler, almayı unutmayın." der. Eşim de ben de çok mutlu oluruz. Hipokrat Yeminine sadık kalmış, görevini benimsemiş,  insanları ve işini seven genç bir doktorla karşılaşmak yüreğinizi nasıl da ferahlatır. Yeniden umutlar yeşerir içinizde. Hasta haklarını, insanca sağlıklı yaşama, yaş alma hakkınızı  unutmaya başladığınız bir başka zamanda karşılaştığınız bir sorumlu hemşire, peri değneği dokunmuşçasına içinizi aydınlatacak çözümler bulur. 

Bir yudum sevgi, bir tutam iyi niyet, biraz hoşgörü, biraz empati gönül kapılarınızı ardına kadar açıyor bir anda. Ve karşılığında hasta ya da hasta yakını olarak gözlerdeki parıltı,  yüzlerde tebessüm, gönüllerde bir minnet duygusu geriye kalan. Sadece teşekkür etmek yeterli sayılmaz bu güzel insanlara. Onlar ki; alıştığımız değerlerle bizleri tekrar buluşturanlar, bazen adını dahi soramadan doğru bildikleri yolda devam edenler. Kimi zaman bir güzel sözle seslenmek gelir içinizden; "İyi ki varsınız, Ne olur bu karmaşık ortamda siz sakinliğinizi koruyun, Güler yüzünüzü hiç kaybetmeyin... gibi sözlerimiz ne kadar yeterli olabilir? İçten söylenen her söz güzeldir, mutlu eder insanı. 

Farkındalık, duyarlılık, insanca yaklaşımlar, biraz nezaket, hoşgörü, güler yüz, alçakgönüllü, güvenilir ve dürüst olabilmek... Bu kocaman dünyada belki çok küçük şeyler ama insanı diğerlerinden farklı kılan da o küçük şeyler değil midir...? 

Makbule ABALI-Eğitimci 

Şubat 2024 Urla

Güncelleme: 15.11.2024 Urla







Kasım 04, 2024

Sevgiyi, Huzuru, Mutluluğu, Hoşgörüyü, İnsanı, İnsanlığı; Unutmamak- Unutturmamak...

 


SEVİ

Ben senin en çok sesini sevdim 

Buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi 

Önce aşka çağıran, sonra dinlendiren 

Bana her zaman dost, her zaman sevgili 

Ben senin en çok ellerini sevdim

Bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak 

Nice güzellikler gördüm yeryüzünde 

En güzeli bir sabah ellerinle uyanmak 

Ben senin en çok gözlerini sevdim 

kâh çocukça mavi, kâh inadına yeşil 

Aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar 

Hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil 

Ben senin en çok gülüşünü sevdim 

Sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran 

Unutturur bana birden acıları, güçlükleri 

Dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman 

Ben senin en çok davranışlarını sevdim

Güçsüze merhametini, zalime direnişini

Haksızlıklar, zorbalıklar karşısında 

Vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini 

Ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim 

Tüm çocuklara kanat geren anneliğini 

Nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada 

Sensin, her şeyin üstünde tutan sevdiğini 

Ben senin en çok bana yansımanı sevdim 

Benimle yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni 

Mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim 

Ben seni sevdim,  ben seni sevdim,  ben seni... 


Ümit Yaşar OĞUZCAN 

D: 22 Ağustos 1926 Tarsus 

Ö: 4 Kasım 1984 İstanbul

************* 


MAHUR BESTE (İlk Dizeleri ) 

Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız 

O mahur beste çalar müjganla ben ağlaşırız

Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız 

Yalnız kederli yalnızlığımızda sıralı sırasız 

O mahur beste çalar müjganla ben ağlaşırız.

Attila İLHAN

************


SİSLER BULVARI (Son dizeleri )

Sisler Bulvarı'na akşam çökmüştü 

Omuzlarımıza çoktan çökmüştü 

Kesik birer kol gibi yalnızdık 

Dağlarda ateşler yanıyordu 

Deniz fenerleri sönmüştü 

Birbirimizin gözlerini arıyorduk 

Atilla İLHAN 

D:15 Haziran 1925 Menemen- İzmir 

Ö: 11 Ekim 2005 İstanbul 






Mayıs 15, 2024

ÜNLÜ ŞAİRLERİN DİZELERİNDE SEVGİ- KADINLAR...

 


Yüzyıllardır romanlarda, hikâyelerde, şiirlerde, şarkılarda, türkülerde, sanat eserlerinde, tablolarda, heykellerde dilden dile, yürekten yüreğe hep anlatılmış, aktarılmış sevgi. Bazen ad değiştirmiş, sevda denmiş, aşk denmiş, renk değiştirmiş, karasevda denmiş, beyaza, maviye, yeşile bürünmüş, kılık değiştirmiş... Ama SEVGİ denince insanın içini sıcacık duygular kaplamış, çoğu zaman gözler dünyayı toz pembe görmüş, mavinin her tonunda, beyazın saf duruluğunda, sarının hüznünde aramış. Sevgi üstüne, sevda ve aşk üzerine çok şey söylenmiş...

Ya Şairler... ? Sarıp sarmalamışlar, yeniden üretmişler, beslemişler bu güzel duyguyu ve dillendirmişler. Sevgi her yerde, her konuda , her canlıda varlığını kanıtlamış. Duygularını; coşkusunu, sevgisini, hüznünü, acısını  doya doya yaşamak isteyen bir toplumda şairlerimiz de çok değerli eserler bırakmışlar.  Eklenmesi gereken daha nice güzel şiir var. 

 *ÇOCUKLAR GİBİ

Bende hiç tükenmez bir hayat vardı

Kırlara yayılan ilkbahar gibi

Kalbim hiç durmadan hızla çarpardı

Göğsümün içinde ateş var gibi

Bazı nur içinde bazı sisteyim

Bazı beni seven bir göğüsteyim

Kâh el üstündeydim,  kâh hapisteydim

Her yere sokulan bir rüzgar gibi 

Aşkım iki günlük iptilalardı

Hayatım tükenmez maceralardı

İçimde binlerce istekler vardı

Bir şair yahut bir hükümdar gibi

Hissedince sana vurulduğumu 

Anladım ne kadar yorulduğumu

Sakinleştiğimi, durulduğumu

Denize dökülen bir pınar gibi

Şimdi şiir bence senin yüzündür

Şimdi benim tahtım senin dizindir 

Sevgilim, saadet ikimizindir

Göklerden gelen bir yadigar gibi

Sözün şiirlerin mükemmelidir

Senden başkasını seven delidir

Yüzün çiçeklerin en güzelidir

Gözlerin bilinmez bir diyar gibi

Başını göğsüme sakla sevgilim 

Güzel saçlarında dolaşsın elim

Bir gün ağlayalım, bir gün gülelim

Sabahattin EYÜBOĞLU



 *SENİ SEVDİM

Seni sevdim,

Seni birdenbire değil usul usul sevdim.

'Uyandım bir sabah' gibi değil,

Öyle değil nasıl yürür özsu dal uçlarına

Ve gün ışığı sislerden düşsel ovalara...

Seni sevdim...

Artık tek mümkünüm sensin...

Gülten AKIN



 *SON

İçimden hep iyilik geliyor

Yaşadığımız dünyayı seviyorum

Kin tutmak benim harcım değil

Çektiğim bütün sıkıntıları unuttum

Parasız pulsuzum ne çıkar

Gelecek güzel günlere inanıyorum

Gelecek güzel günlere

Sonunda galip geleceğine eminim

İyiliğin, zekanın ve cesaretin

İmanım var zaferine

Aşkın, adaletin ve hürriyetin 

Necati CUMALI 



 *ESKİDEN

Ne güzel insanlar vardı eskiden 

Çocukluğumuzu kaplamışlardı.

Bize masal anlatırlardı

Cinlerden, perilerden.

Büyük anneler, büyük babalar vardı.

O zaman hepsi uzaktı ölümden.

Hem sevdirir hem korkuturlardı.

Acı hikayeleri bile tatlı başlardı.

Demek bunun için gittiler hikayelerden.

Ne güzel insanlar vardı eskiden. 

Ne güzel şarkılar vardı eskiden.

Gençliğimizi donatırlardı.

Hep iyi şeyler hatırlatırlardı

Geçip gitmiş devirlerden.

Sevgi ve ümit yaratırlardı.

O zaman her şey uzaktı ölümden.

Yanık şarkılar bile neşeli başlardı.

İster istemez saadet taşardı

Gamsız günlerimizden.

Ne güzel zamanlar vardı eskiden.

Hayal içinde yaşatırlardı.

Güldürür ağlatırlardı

Özdemir ASAF



 *SEVGİLERDE

Sevgileri yarınlara bıraktınız

Çekingen, tutuk, saygılı. 

Bütün yakınlarınız

Sizi yanlış tanıdı.


Bitmeyen işler yüzünden

(Siz böyle olsun istemezdiniz.)


Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi 

Kalbinizi dolduran duygular 

Kalbinizde kaldı.


Siz geniş zamanlar umuyordunuz

Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek

Yılların telâşlarda bu kadar çabuk

Geçeceği aklınıza gelmezdi.


Gizli bahçenizde 

Açan çiçekler vardı.

Gecelerde ve yalnız

Vermeye az buldunuz

Yahut vakit olmadı 

Behçet NECATİGİL



 *TERK ETMEDİ SEVDAN BENİ

Terk etmedi sevdan beni,

Aç kaldım, susuz kaldım,

Hayın, karanlıktı gece,

Can garip, can suskun,

Ve ellerim kelepçede,

Tütünsüz, uykusuz kaldım,

Terk etmedi sevdan beni...

Ahmed ARİF




Derleyen: Makbule ABALI 

Urla. 15 Mayıs 2024