Sayfalar

yaş alma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaş alma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kasım 21, 2024

YAŞ ALMAK-YAŞLANMAK...



Bazen sessizliğin sesini dinler insan. O zaman diliminde, aklına ne çok soru gelir. Kimi zaman tatlı bir tebessümle kendi kendine yanıtlar. Bazen acı acı gülümser, farklı bir duyguyla sessiz kalır. Sessizliğe, sakinliğe ne çok ihtiyacımız vardır kimi zaman; Daha sakin düşünmek için, duygularımızı tartmak için, kendimizi sorgulamak için...Hele yaş alırken; aylara ay, yıllara yıl eklerken. Yaşam sonsuz hızla devam ederken, değişirken, belki bizler de farklılaşırken... 

18-24 Mart arası "Dünya Yaşlılık Haftası" olarak anılıyor. Günleri-haftaları sadece o zaman diliminde değil, içimize sindirerek, hakkını vererek anmak ya da kutlamak daha anlamlı olmaz mı? 

Dünya Sağlık Örgütü (WHO)-World Health Organisation, yeni yaş dilimi skalasını değiştirdi. Buna göre:
0-17 yaş: Ergen
18-65 yaş : Genç
66- 79 yaş: Orta yaş
80-99 yaş: Yaşlı  olarak sayılıyor artık.

Bu değerlendirmeyi kimler nasıl algılar, bilinmez. Yıllar yaşlanmayı ölçer mi, yoksa yaş almak, bir büyük deneyim midir hayatta? Yaş aldıkça gözlerinizin pırıltısı azaldı mı, daha mı kırılgan, alıngan oldunuz? Gençlikteki enerjiniz, neşeniz, coşkunuz şimdi nasıl? Dünyaya bakışınız sitemkar mı, hüzünlü mü, mutlu musunuz? Gerçek dostları, çocukluk arkadaşlarınızı daha sık arama ihtiyacında mısınız? Güven, vefa, içtenlik, dürüstlük, sadakat, giderek yükselen değerleriniz mi? 

Mevlana ne güzel demiş: "Aynalar türlü türlüdür. Yüzünü görmek isteyen cama bakar, önünü görmek isteyen cana bakar"  Yaşlanmak ya da yaş almak , dünyaya bakışımızı da sergiliyor. "Yaşlanmak" yıpranmışlığı, çöküntüyü çağrıştırıyor. Oysa "Yaş almak" daha olumlu, daha iyimser bir deyiş. Deneyim kazanmayı, olgunlaşmayı, değişimi vurguluyor. Aslında tüm sözcükler; gönlümüzde, belleğimizde, kişiliğimizde zamanla oluşan izleriyle anlam kazanıyor.

Düşünür John Barrymore şöyle düşünüyor: "Umutlarını ve hayallerini bırakarak bezginliğe kapılan insan artık yaşlanmıştır." Katılmamak mümkün mü?

Makbule ABALI-Eğitimci
2019 Mersin 

Güncelleme: Yazının özüne dokunmadan kısa eklemelerle. 
21.11. 2024 İzmir-Urla








Temmuz 14, 2021

DÜŞÜNÜRKEN...


Çoğu zaman geçmişi özlüyor insan; Geçmişin değerlerini, insanlarını, sakinliğini, siyah beyaz fotoğraflar gibi duruluğunu, sadeliğini... Bugün'ü yaşarken ister istemez dün'ü hatırlıyoruz. Nezaketi, vefayı, saygıyı. 

Geçmişe özlem insanın doğasında mı var acaba? Belki yıllar geçtikçe daha sakin, daha sade, yalın bir çizgiden izliyoruz hayatı. Adeta bir tül perdenin ardından flu görüntülerle. Perdeyi aralamak netliği sağlamıyor. Asıl görüntüler beynimizde. Geriye kalan belki biraz solgun, biraz zayıf görüntüler bunlar.

Zaman zaman geçmişi anmak gerek. Bazen tanıdık dostlarla, bazen eski arkadaşlarla buluşmak gerek; Hayata daha sağlıklı, daha net gülümsemek için, kimliğimizi kaybetmemek için ve belki yaşama biraz renk katmak için...

Makbule Abalı.



 

Haziran 14, 2016

YAŞ ALMAK YA DA YAŞLANMAK...(Pazartesi ya da Salı Nostaljisi )



Yunus Emre ömürden giden yılları ne güzel dile getirir:

"Geldi geçti ömrüm benim
Şol yel esip geçmiş gibi
Hele bana şöyle gelir, 
Sol göz yumup açmış gibi." 

1 Ekim "Dünya Yaşlılar Günü" olarak anılıyor. Eylül ve Ekim ayları her yıl adeta yaprak dökümü gibi... Bu yıl da her yıl olduğu gibi ünlü- ünsüz pek çok insanı kaybettik. Yahya Kemal "Eylül sonu" şiirinde şöyle seslenir:
"Günler kısaldı, Kanlıca'nın ihtiyarları
Bir bir hatırlamakta geçen sonbaharları.
Yalnız bu semti sevmek için ömrümüz kısa...
Yazlar yavaşça bitmese, günler kısalmasa..."

Yaşlanmak ya da yaş almak insan olmanın gereği. Nasıl olduğunu çok da bilemeden, yıllar birbiri ardınca akıp geçiyor. Gün geliyor şaşırıp kalıyoruz geçen zamana. Geri getirilemeyecek o yıllarda güzel anlar, anılar çoğunluktaysa mutluluk, değilse mutsuzluk duyuyor insanoğlu. Her gün onu yaşayan kişiye özgü, her gün kişiye özel...Önemli günler" insanı yeniden düşündürdüğü, pek çok şeyi yeniden hatırlattığı için güzel. Günler öylesine çok ki, günleri anlamlandırmak, yeni dersler çıkarmak kişinin elinde.

Kırk yaş, gençliğin yaşlılığı, elli yaş, yaşlılığın gençliğidir." 
Victor Hugo böyle düşünüyor. Cahit Sıtkı Tarancı ise 46 yaşında yazdığı bir şiirinde şöyle sesleniyor:

"Neylersin ölüm herkesin başında, 
Uyudun uyanamadın olacak, 
Kim bilir nerede, nasıl, kaç yaşında
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında."

Yaşlanmak ya da yaş almak, dünyaya bakışımızı da sergiliyor. "Yaşlanmak" yıpranmışlığı, çöküntüyü çağrıştırıyor. Oysa "yaş almak" daha olumlu, daha iyimser bir deyiş. Deneyim kazanmayı, olgunlaşmayı, değişimi vurguluyor. Ama sonuçta; yaş almak ya da yaşlanmak ikisi de hayatın belli bir döneminin artık geride kaldığını anlatıyor.  Yaş almanın belirtilerinden biri belki de, eski alışkanlıklarından kolay kurtulamıyor insan...

Yıllardır süregelen bir alışkanlık; Benimsediğim şiirlerden, özdeyişlerden küçük defterlere notlar almışım. Onları zaman zaman karıştırma ihtiyacı duyarım, yeniden yararlanırım. Bir bakıma yıllar öncesine küçük anlamlı yolculuklar gibi... Oysa biliyorum ki şimdilerde internet derya gibi. Belki yeniden, yeniden düşünmek de istiyoruz. Montaigne yıllar öncesinde şöyle diyordu; "Yaşlanmanın, yüzümüzden çok aklımızda buruşukluklar yaratacağından korkarım."

Defterlerimin, kitaplarımın arasında benimsediğim fikirleriyle eski dostlarla yeniden karşılaşmak cana can katmak gibi. İnternet geçmişi; gençliğimizde okuduğumuz, notlar aldığımız, altı çizilmiş cümlelerle dolu o kitaplara ulaşamıyor ki... Oysa deftere, kitaba dokunabiliyor insan. Ve belki de o geriye dönüşler yeniden insanı eski kimliğiyle buluşturuyor, belleğini tazeliyor.

"Umutlarını ve hayallerini bırakarak bezginliğe kapılan insan artık yaşlanmıştır."
John Barrymore.

                                                                         Ekim 2013