Sayfalar

yemekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yemekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Temmuz 15, 2026

GEÇMİŞE MEKTUPLAR - 6

 

TORTU BIRAKAN ANILAR 

"Geçmişe Mektuplar" etkinliği Bloglar arası bir etkinlik olarak29 Haziran'da başlayıp 24 Temmuz'sa sona ermek üzere başlamıştı. Yazın bu sıcak günlerinde yine yayla anılarımızdan söz etmek istiyorum. 

Yaylaların temiz havası ve doğal ortamında gün erken başlar, erken biter. Günün yorgunluğuyla akşamları erken yatılır. Kaç saat uyursanız uyuyun. uykunuzu almış olarak dinç bir şekilde uyanırsınız. Tertemiz kokuları solursunuz, sanayileşmenin getirdiği kötü kokular yoktur çevrenizde. Yaylalarda burnunuza gelebilecek en güzel koku, odun ateşinde sacda pişirilen ekmek kokusudur.

Bürücekteki yayla evimizin yan tarafına babam, annem için  bir taş fırın yaptırmıştı. Zaman zaman o fırından mis gibi kokular yükselirdi. Cevizli ekmekler, vanilyalı, tarçınlı kurabiyeler, kıymalı, peynirli börekler. Çocuklar o tür atıştırmalıklara bayılırlar. Bence taş bir binaya "Yuva" denmesi için o evde yaşayan birilerinin varlığının kanıtlanması, kokuların duyulması gerekiyor. Taş fırında pişen o ürünlerin lezzetini hiçbir şeye değişmem. 

Çocuklar her zaman komşulardan gelen yemekleri iştahla yerler. Eskiden "Komşu hakkı" denen bir şey vardı. Az ya da çok komşulara da birer tabak çocuklarla gönderilirdi. Giden tabak boş dönmez, içine mutlaka bir şeyler eklenirdi. Komşulardan gelen bir zeytin salatasını hatırlarım, taze kekik, nane, yeşil soğan, domates, sarımsak, zeytinyağı eklenmesiyle yapılmış , tadı damağınızda kalacak bir zeytin salatası. En basit yemeği bile sevginizi katarak  daha lezzetli hale getirmek mümkün.

Yayla kadınları, kısıtlı imkânlar içinde akıllarını ve becerilerini kullanarak harika sofralar düzenlerlerdi. Kalori değerlerini hesaplamadan, otlarla, tahılları buluşturarak ne lezzetli yemekler çıkarırlar. O sofraları dayanılmaz kılan; tertemiz yayla havasında topluca, iştahla kaşık sallamak mıydı, sohbetlerin güzelliği miydi, bilinmez. Eşimin doğum yeri Arslanköy'de de, Toros Yaylalarında da,konuk olduğumuz Karadeniz Yaylalarında da hep aynı tadı bulmuşumdur. 

Makbule ABALI 

15 Temmuz 2026 Urla- İzmir







Ekim 16, 2024

SOFRALAR DİLE GELSE...


Sofralar sahibinin göstergesidir. Her sofra onu hazırlayan insandan izler taşır. Küçük bir ayrıntı, bazen bir örtü, bazen bir çiçek, farklı renk seçimleri, konuğa göre hazırlanmış yiyecekler... Bir sofra bazen sizi yıllar öncesine alır götürür, geçmişin anılarından, mutfaklarından kokular ve tatlar taşır. 

Hazırlanmış her sofra konukseverliğin kanıtıdır. Özenle hazırlanmış bir sofra, damak zevkine bir yolculuktur. Her sofra, hazırlayanın kişilik özelliklerini de vurgular; Paylaşımcı bir kişilik, ince zevk sahibi bir insan, tasarruftan yana bir kişi... Hepsinden önemlisi sofra yaşamdan bir kesittir. Hayatın tadı, tuzu, biberidir. Alışkanlıktır, bekleyiştir, karar yeridir, sohbet zeminidir. Sofra hayatın yapı taşlarından biridir. Bayramlar,  özel günler paylaşımları arttırdığı gibi, sofraları da farklı kılar.


Özenerek hazırlanmış bir doğum günü sofrası, sevginin, özlemin, duyguların yansımasıdır. Bir kır sofrası, portatif haliyle, üstünde kır çiçekleriyle, doğal ortamıyla çok farklı duygular yaşatır. Yere serilmiş renkli dokuma örtünün üstüne hazırlanmış köy sofrası bir başka tat sunar. Yeni pişmiş sıcacık bazlama yanında tulum peyniri. Bu belki de misafire sunduğu son peynirdir. Belki yanında küçük bahçesinde yetiştirdiği mis kokulu domates, taze biber, salatalık da bulunabilir. Gönül zenginliği de sınanır böylece. Ortamlar değiştiğinde tatlar değişebilir elbette. Ancak gerçek dostluk her yerde ayırt edilebilir.


Her sofra bir başka dünyadır ve başka dünyalara yeni yolculuklar başlatır. Hep çocukluktaki damak tadını arar, özleriz. Aradığımız çocukluktaki o güzel, kaygısız günlerdir belki de... Çocukluğumda zaman zaman kahvaltıda bol soğanlı, domatesli ekmek çorbası hazırlandığını hatırlarım. Kuru ekmekler israfı önlemek amacıyla çorba olarak değerlendirilirdi. O zamanlar tasarruf önemliydi. 

Bir zamanlar sofralar, evin çocukları için bir okul gibiydi. Ama o yıllarda pek çok şey derinlemesine algılanamıyor. Babaannelerinin, anneannelerinin, annelerinin sofralarında ne çok şey öğrenir çocuklar; İnsanlığı, çeşitli konularda sohbet etmeyi, dinlemeyi, sofra kurallarını, saygıyı, sevgiyi, güven duymayı... Ve en önemlisi bütün bunlardan yola çıkarak sözsüz iletişim kurmayı, kokulardan, renklerden, düzenlemelerden yola çıkarak bir dünya görüşü kazanmayı, değerlendirme yapmayı...




Sofra hazırlamak, onu donatmak ayrı bir özen ister. Bazen bir saatte hazırlanan bir yemek 10 dakikada tüketilebilir. Sabahın ilk ışıklarıyla toplanmış kabak çiçeklerinden hazırlanmış bir kabak çiçeği dolması emektir,  göz zevkidir, lezzet birikimidir.
Çocukluğumdaki sofraları hatırlıyorum; Sofrayı renklendirmek amacıyla kırmızı bir domatese batırılmış beyaz ful çiçekleri nasıl da güzel dururdu. Mevsimlere göre değişen çiçekler; Görüntüleriyle papatyalar, yaseminler, sümbüller, güller... Kokularıyla portakal ve limon çiçekleri, fesleğen, nane...
Geçmişin izlerini yansıtan her sofra, bir başka yolculuk başlatır lezzetler diyarına.

Amaç sadece doymak değildir elbette. Yemeklerden önce sevgi, güler yüz, dostluk sunulan her sofra güzeldir. Sevdiklerimizin olduğu her sofra bize ziyafet sofrası gibi gelir. Tüm görkemiyle, güzelliğiyle yeniden yaşatılmalı yöresel tatlar, eski sofralar. Geçmişten kalan güzel anları unutmamak, anıları yaşatmak için sofra kültürünü, adabını aktarmak lazım yeni kuşaklara. Değerler kuşaktan kuşağa sürdürülmeli...

Makbule ABALI -Eğitimci
22 08. 2014

Güncelleme: 16.10.2024