Her yıl bir şeyleri beraberinde getiriyor ya da götürüyor. Bazen zaman kavramı kayboluyor adeta. Aylar günler sanki iç içe yaşanıyor. 3 hafta önce derken bakıyorsunuz bir ay geçmiş. Bazen olayların oluş biçimiyle zaman kavramına ulaşıyoruz. Öncesi, sonrası diyor, tam varoluş zamanını öylece buluyoruz.
Ülkemizde Anadolu'da kırsal kesimde, yaylalarda, köylerde yeni doğan bebeklerin doğum tarihlerinin kesin olarak hatırlanamayışları gibi. Çok çocuklu anneler şöyle hatırlamaya ve hatırlatmaya çalışırlar: "Kırlangıçlar göç ettiği zaman, koyunların yavruladığı zaman. güdük ayda, en uzun günler başladığı zaman, falan yılın iki bayram arasında..." Halkımız pratik zekâlıdır. Mutlaka anlatım gücünü kullanır.
Ancak ülkemizde pek çok kişinin doğum tarihinin neden 1 Ocak yazıldığını açıklayan olmuş mudur? Nüfus memurlarının doğum tarihini sorup da yanıt alamayınca kısa yoldan çözüme ulaşma çabasıdır belki de. Hangi meslekte olursa olsun işini gerektiği gibi yapmayan insanlar pek çok hata yapabiliyorlar. Bazı hatalar sonradan kolay kolay düzeltilemiyor da.
Rahmetli annem babam her konuda düzenli, titiz ve planlı insanlardı. Annem doğum tarihimi saatine kadar kutsal kitabımızın arka sayfasına kaydetmiş. yıllar sonra evlenme cüzdanına nüfus kaydı geçerken bir nüfus memuru babamın adını, doğum yerimi, doğum tarihimi tamamen yanlış yazmış. Çok şaşırdığımı ve üzüldüğümü hatırlıyorum. İlk fırsatta Adana Nüfus Müdürlüğüne başvurduk, gerekli düzenlemeleri yaptırdık.
Ama Mersine dönüşte fark ettik ki doğum yılım doğru, doğum günüm yanlış yazılmış. Oysa doğum günüm 19 Mayıs benim için gurur ve mutluluk kaynağı idi. Bilgisayar sistemine geçildikten sonra mahkeme kararıyla düzeltmeyi yoğun çalışmalarımız nedeniyle yapamadık. O nüfus memurunun öğretmeni kimdi acaba diye hep düşünmüşümdür.
Bu yıl gerçek doğum günümde öyle güzel bir kutlama oldu ki yaşadığım sürece unutmam mümkün olmayacak. Doğum günü kutlama adetim yoktur. Ama anma ve anımsamalar mutluluk verir elbette. Kahvaltı öncesi eşim bahçeden topladığı çiçeklerle küçük bir buket verdi. Ardından gala çiçeğiyle tekrar güzel bir başka buket aldım.
Kahvaltı sonrası küçük bahçemizde otururken, kapının az ilerisinde bir araba durdu. Önde elinde kocaman bir gül saksısıyla damadımız, hemen arkasında kızım, elinde yaş pastayla, arkasında, ellerinde kuşlu tablolarla çocuklar, şarkılar söyleyerek, sallanarak, oyunlar oynayarak gelen muhteşem bir mini konvoy. Küçük şeylerle mutlu olan biri için inanılmaz büyük bir armağan. Mutluluktan kuşlar gibi kanatlandım desem yeridir.
Usta şair Nazım Hikmet, çok bilinmeyen Doğum Günü adlı şiirinde (hatırlayabildiğim kadar) diyordu ki; "Bitirdin dokuzunu Anuşka /Büyüyecek boyun bosun kolların / Değişecek bedenin / Değişmesin yüreğinin içindeki billur çekirdek / Doksanını bitirdiğinde". Okuduğumda çok sevmiştim.
İçimizdeki cevher; vicdan, merhamet, sevgi, saygı, vefa, empati, adalet duygusu, barışa ve dostluğa özlem hiç değişmesin! Saçımın gümüş rengine dönüşümünü, gözlerimin altındaki kırışıkları seviyorum. Yaşlanmanın getirdiği değişiklikler bunlar. Gözlerim daha az görse de, hareketlerim ağır çekimde sürse de, ayakta olmak, beynimizin ve yüreğimizin çok yıpranmamış olması, beklentimiz ve en büyük dileğimiz, dileğim... Hoş geldin 80. yaşım.
Makbule Abalı- Eğitimci
21 Mayıs 2026 Urla-İzmir-Türkiye



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder