Sayfalar

üniversiteler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
üniversiteler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Mart 21, 2025

Bir Eğitimcinin Not Defterinden (2)

 


"Bir Eğitimcinin Not Defterinden" başlıklı yazımı bir gün önce tamamlayıp yayınlayamayınca, 2. bölümle devam etmeye karar vermiştim. İyi ki öyle olmuş. Hayatta da mutlulukla mutsuzluk her an yer değiştirmez mi? Sabah, yeni başlayan günün erken saatlerinde takvim yaprağını kopardığımda güneş  ışığı adeta içime yansıdı. Günlerin akışında düşünememişiz. 

 Takvim yaprağının ön yüzünde, ( NEVRUZ: İlk baharın birinci günü kutlu olsun.) yazıyor, arka yüzünde de: Her yıl güneşin Koç burcuna girip, gecenin gündüze eşit olduğu an Nevruz'a girilir. Nevruz "Yeni Gün" demektir ve her şeyin yeni bir bahar gibi tazelendiği bir başlangıç  olduğuna inanılıp, Karadeniz havzası, Balkanlar, Kafkasya, Batı ve Orta Asya gibi birçok yerde üç bin yılı aşkın bir zamandır kutlanır." yazıyordu. 

İlkbahar herkese sağlık, huzur ve mutluluk getirsin. 
21 Mart aynı zamanda Hz. Ali'nin ve Âşık Veysel'in vefat ettikleri gün. 

Her kademedeki öğrencilere, çocuk ve gençlere Rehberlik yaparken; Kendilerini-özellik ve yeteneklerini iyi tanımayı, hayat amaçlarını doğru belirlemeyi, planlı ve düzenli çalışıp, başarı ve başarısızlıklarının nedenlerine inerek,  sormayı, sorgulamayı, gerektiğinde çözüm yolları aramayı ve ihtiyaç duyduklarında ilgililere danışmayı önermişizdir. 

Gençler ve çocuklar  öğütten-nasihatten değil, kendilerini anlayıp dinleyen kişilerle sakin ve huzurlu ortamlarda olmayı istiyorlar. Kuralsız bir hoşgörüden çok sınırları belirlenmiş bir otorite ya da disiplin anlayışı onlara daha ılımlı geliyor. Gelecek endişeleri varsa güven kaybına uğramışlarsa haksız yere aşağılanıp hakarete uğramışlarsa kayıplar da çoğalıyor. 

Yaralanmış veya hasara uğramış bireyde her duygu veya davranış (Sevgi, güven, adalet, kayırma, haksızlık, kin, öfke. korku, kaygı, endişe...) silinmez travmalara yol açıp zamanla patlamalara neden olabiliyor. Her tepkinin elbet bir uyaranı, ana kaynağı vardır.  

Bir toplumda ya da bir kurumda, iş yerinde, okulda, sınıfta çalışması, çabasıyla, uygun davranışlarıyla, nitelikli özellikleriyle fark yaratmak ne kadar önemlidir. O fark,  fark edilmezse, hiçbir takdir ya da övgü ile değerlendirilmemişse, kişi vicdanen ne kadar haklı olsa da içindeki ses isyan edebilir.

Rehber Öğretmen veya Eğitim Fakültesinde öğretim görevlisi olarak çalıştığım yıllarda; Geleceğe yatırım yapmak isteyen her bireye çeşitli seçenekleri sunabilmek, doğru ve tarafsız bilimse bilgi aktarmak, o yüzden yasa ve yönetmelikleri etraflıca takip etmek-izlemek gerekirdi. 

Yatay ve Dikey geçişler, kaliteli hayat garantisi isteyenler ve nitelikli eğitimden yana olanlar için çok uygun bir seçim olabilirdi. İki yıllık bir bölümden başka bir ildeki gene  iki yıllık bir bölüme geçiş ile dört yıllık bir bölümden başka bir ildeki dört yıllık bir bölüme geçiş  "Yatay Geçiş olarak adlandırılırdı.  "Dikey Geçiş " ise; iki yıllık bir bölümden dört yıllığa geçiş idi.

Kurallar belliydi: Not ortalamasını yüksek tutmak, disiplin cezası almamış olmak, seçilecek bölüm ve üniversitenin açıklayacağı şartlara sahip olmak. Her bölüm o yıl  seçilecek öğrenci sayısını açıklardı. Bazen üç kişi, bazen beş kişi. Çok kolay değildi, hakkeden kazanırdı. İsteklilerin not ortalaması en yüksekten düşüğe sıralanır, ilan edilen sayıda öğrenci alınırdı. Bilimselliğini kanıtlamış üniversitelerde yanlışlık veya usulsüzlük mümkün değildi. 

Eğitim-Öğretim konusunda işinize özen gösterdinizse farkında olarak ya da olmayarak yapılan her yanlış içinizi acıtıyor. Gerçek doğrulardan yana iseniz, çok yönlü ve tarafsız düşünüyorsanız hak-adalet yol göstericimiz olsun, güven tazelensin. (Ta yürekten, gönülden istiyor ve tüm içtenliğim ile uzun zamanlı güzel, yararlı,  iyi dileklerde bulunuyorum.)

Çocuklar ve gençler için; Planlı-verimli çalışmak, amaç belirlemek, gerçekleşmesi için uzun zamanlı  planlar yapmak, önemsenmezse, her alanda ( Bilimde, edebiyatta, sanatta, sporda)  dünya sıralamalarında) ülkemizi nasıl kanıtlarız. büyük hayal kırıklıklarını nasıl önleriz...? 

Makbule Abalı- Eğitimci
21 Mart 2025 İzmir-Urla 




  







Şubat 01, 2023

EĞİTİM NE DURUMDA ?- AĞAÇ EV SOHBETLERİ-2023

 


Bloglar  arasında "Ağaç Ev Sohbetleri" nin bu haftaki konusu : "Eğitim Ne Durumda? " Konu Deeptone arkadaşımız tarafından belirlendi. 

Bir zamanlar okullarımızda Eğitim ve Öğretim ayrılmaz ikiliydi. Öğretimi eğitimden ayrı düşünemezdik." Yeni Eğitim- Öğretim Yılı " kutlu olsun derdik. Eğitimden yoksun kalınca öğretimi  de sağlıklı bir şekilde sürdürmek mümkün değil. Ünlü Düşünür Pestalozzi ne kadar haklı. "Öğrencilerine öğrenme hevesi aşılayamayan bir öğretmen soğuk demiri dövüyor gibidir." Günümüzde öğretmenlerimize "Öğretme" hevesi için gerekli eğitim-öğretim ortamını hazırlayabildik mi acaba? Öğretmen yalnız, çaresiz, ekonomik açıdan doyumsuz. 

Devlet okullarında mesleğine bağlı, kendini yetiştirmiş iyi öğretmenler ya çeşitli nedenlerle küstürüldü ya da özel okullar tarafından paylaşıldı. Öğretmenlerin ödül ya da ceza alması objektif ölçülerle değil, görüş ve düşüncelerine göre belirleniyor. Yüz kızartıcı suçlardan  ceza alması gerekenler adeta ödüllendirilebiliyor. 

Öğretmen  yetiştiren kurumlarda çeşitli branşlarda ülke ihtiyaçları göz önüne alınmıyor. Bu yüzden KPSS (Kamu Personeli Seçme Sınavlarında) çok yüksek puan almasına rağmen kadro yetersizliği nedeniyle pek çok öğretmen  adayı  mülakatta  eleniyor.  Bir özel okulda ücretli öğretmen  haftada 30 saat derse girdiğinde saat ücreti olarak yaklaşık 40 TL alıyor.  Son uygulama " Uzman Öğretmen Seçimi"  sınavlarına kaç öğretmen girdi, sorular nasıl belirlendi, kimler kazandı, kimler  kaybetti bilinmiyor. 

Eğitim- Öğretimde öğrenciler açısından durum içler acısı. Ülkemizin bazı yörelerinde halâ "Birleştirilmiş Sınıf" eğitimi  veya  "Taşımalı Eğitim" uygulanıyor. İlkokullarda sınıfta kalma olmadığından okuma- yazma bilmeden 3. sınıfa geçen öğrenci var. Yönetmelikler rafa kaldırıldı. Okullara 200 m. mesafede oyun salonları, kahveler açılamazken şimdi en zararlı oyunlar çocukların cep telefonlarında, bilgisayarlarında yer aldı. Öğrenciler sınıflara cep telefonlarıyla giriyorlar.

Okul binaları amaca uygun değil, teneffüs alanları yok,  spor ve sanat etkinliklerine önem verilmiyor, kantinler ve okul servisleri amaca uygun değil. Hiçbir konuda denetim yok. Müfettişler okullara sadece soruşturma için gidiyorlar.  Okullarımızda "hayata hazırlama" değil, "Sınavlara Hazırlama" başarının ölçütü sayılıyor. Bol miktarda dağıtılan takdir, teşekkür belgeleri başarının ölçüsünü belirlemiyor.

Ne yazık,  yıllardır sınav sonuçları kuşkuyla karşılanıyor. Kim haklı, kim haksız, kim başarılı, kim başarısız bilinemiyor. Sınav sonuçlarında çok sayıda birinci, ikinci açıklanıyor.  Her sınavda binlerce sıfır puan alan  var. Fen dersleri ve matematik ortalamaları çok düşük, önlem alınmadığı için bu durum yıllardır değişmiyor. Geçmiş yıllarda illerde her kademeden eğitimcilerin  katılımıyla toplanan Milli Eğitim Şuraları artık toplanmıyor.

Eğitim- Öğretim kararları kalıcı değil, değişimler anlaşılmadan yeni kararlar alınıyor: Kredili Sistem, okula başlama yaşı, el yazısıyla yazma, okunacak kitaplar, öğretim yılları... Hepsi değişebiliyor, çünkü Milli Eğitim Bakanları da kalıcı değiller. Her yıl ya da iki yılda  bir bakan değişmiş .  En uzun süre (8 yıl ) Hasan Ali Yücel bakanlık yapmış. Hüseyin Çelik 6 yıl görevde kalmış. 

Üniversitelerimiz bilimsel araştırmalarda dünya sıralamasında artık çok gerilerdeler. Rektörlerin seçilmesi uygun standartlarda olamıyor. Öğrenci yurtları ihtiyaca cevap vermekten uzak. Gelecek kaygısı gençleri düşündürüyor. Yurt dışı eğitim imkanlarını arıyorlar.

İçimizi acıtan bu tabloda bile medyada rastladığımız küçücük bir güzel haber içimizi aydınlatabiliyor, umutlarımızı yeşertiyor. Halâ pes etmeden, yarının çocuk ve gençlerini çağdaş bir çizgide, Atatürk'ün ilke ve inkılâpları doğrultusunda  yetiştirmeye çalışan nitelikli Eğitimcilerimize , özverili öğretmenlerimize selam olsun.

Makbule Abalı ( Emekli Rehber Öğretmen)

1.02. 2023




Temmuz 29, 2013

HAYATIN ROTASINI BELİRLEMEK...

Yaşantınızda hiç büyük bir sınava girdiniz mi? Sınav heyecanını tüm benliğinizle hissettiniz mi? Sakin bir yapınız varken nasıl panikler yaşadınız? 

Hayatınızın düzeni altüst oldu belki de... Beslenme, uyku düzeniniz, sosyal etkinlikleriniz, arkadaşlık ilişkileriniz... 

Her şey sınava endekslendi o yıl. "Sınav" tüm ailenizin hayatını esir aldı adeta. Yaşayan bilir nelere nasıl göğüs gerdiğinizi. 

Her türlü olumsuzluğa rağmen amaç belirlidir; geminin limana varması gerek. Milattan önce 9. yüzyılda yazılmış bir yazı amaçla sonucu ne güzel dile getirir.: "Rüzgarın yönünü değiştiremiyorsan, yelkenleri rüzgara göre ayarla. Dünya karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir."

Gençler için hayatlarının rotasını çizmek kolay değil. Alan seçimi, okul seçimi, meslek seçimi... hepsi birbirine bağlı. 

Yanlış kararlar, yanlış seçimler insanın geleceğini karartabiliyor, yaşamı sekteye uğratıyor. Gelecekte "diplomalı işsiz" olmamak için, sadece kişisel yeteneklerin  değil, ülke koşullarının da iyi bilinmesi gerekiyor. 

"Bu yılın ÖSYM  Yerleştirme Sonuçları belli oldu" haberi uzun uzun düşündürüyor insanı. Kim bilir kimler nerelerde hayata hazırlanacak, kimler olması gereken yerlerin çok uzağında olacak? Kimler gerçek anlamda "kazandı" ya da "kaybetti" ? Birinci ve ikinci sınav sonuçları incelendiğinde, genellikle kız adaylar erkeklerden daha başarılı. 

Birinci sınavda 8 bin 500 aday sıfır puan alırken ikinci sınavda ÖSYM bu rakamı açıklamadı. Bu sayı her yıl artarak ortaya çıkıyordu. Keşke bu yıl da açıklansaydı. Eğitim sistemimizdeki yanlışlar, eksiklikler bilinse önlem almak daha kolay olmaz mı? 

Yıllardır ilköğretimden itibaren uygulanan sınavlarda en büyük başarısızlık  Fen Bilimleri Testinde görülüyor. İkinci olarak Matematik Testi en başarısız olunan alan. 

Bu yıl 40 soruluk Fen Bilimleri Testinin ortalaması 3,5 . Yıllardır 4 netin üstüne çok nadir çıkılmış. Genel ders notu veya sınıf geçme, okul bitirme notlarında çok başarılı görünen bazı öğrenciler bile fen testinde çok başarılı değiller. Her alanda başarısızlığın nedenlerini bilmek, başarı grafiğini de yükseltecektir. 

Sınavlar aileler ve öğrenciler için bir kâbus olmamalı. Testler, objektif bir ölçme-değerlendirme aracı olarak kullanılmalı. Yıllardır değişmez bir biçimde Hakkari ve Şırnak, sınav sonuçlarında "en başarısız iller" sıralamasında en üst sıraları paylaşıyorlar. Elbette bunun pek çok nedeni olabilir, ancak oralarda da değerlendirilmeyi bekleyen nice beyin var. 

MEB ve Tübitak işbirliğiyle yapılan "Bu Benim Eserim" Yarışmasında Şırnak'ın Boyuncuk Ortaokulu öğrencileri Ahmet Özdemir ve Asya Erkol Kimya alanında "kara lahana ve kömürden mürekkep yapımı" projesiyle "Türkiye birincisi" olmuşlar. Yüz yüze kutlamak isterdim bu başarılı gençleri. Bu haberi aramızdan kaç kişi duydu acaba?

Eğitim-öğretimde yönlendirme, teşvik, değerlendirme ne kadar önemli. Gençleri motive etmek, kendilerine güven duymalarını sağlamak, dersleri sevdirmek, konuları hayatla bağdaştırmak... Bu tür çalışmalar öğretmeyi ve öğretmenliği de daha zevkli hale getirecektir. 

Rehber Öğretmenlik yaptığım yıllarda gençlere sorardım; "10 yıl sonra kendinizi nerede, nasıl görmeyi hayal ederdiniz?" Çok ilginç, çok farklı cevaplar alırdım. Bazen gerçek üstü cevaplar da olurdu, ama hayaller de gerçeğe giden yolda bir adım değil midir? 

Neden-sonuç ilişkisi içinde değerlendirildiğinde her şey daha anlaşılabilir ve yorumlanabilir oluyor. 

"Geminin rotası" ne kadar uygun saptanabilirse varılacak limanlar da o denli yaşanabilir olacaktır.

Makbule Abalı-Eğitimci
29.07.2013 Mersin