Kasım 28, 2015
CAN DÜNDAR'DAN ESKİ BİR YAZI-" BAVULLARI HEP TOPLU DURMALI İNSANIN..."
BAVULLARI HEP TOPLU DURMALI İNSANIN...
Bavulları hep toplu durmalı insanın,
Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı...
Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten
vazgeçmeli...
İhanetlere, terk edilmelere, bir başına
bırakılmalara hazırlıklı olmalı...
Çünkü "omuz omuza" günlerin vakti geçti.
Dayanışma, günümüzün borsasının değer kaybeden
hisse senetlerinden biri artık.
Bireyin keşif çağı geride kırık dökük yalnızlıklar bıraktı.
Terörün bile bireyselleştiği çağdayız.
Zaman birlikten kuvvet doğurma zamanı değil;
Zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır...
İşte o yüzden alışmalı yalnızlığa...
Sokaklar dolusu ıssızlıkla baş başa yaşamayı göze
almalı insan...
Güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı...
Hüzünlü bir şarkıyla paylaşılan gecelerde başını
dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli...
Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı...
Romanlardan, yalnızlığı yücelten paragraflar asmalı
evin en görünür duvarlarına...
"Yalnızlık paylaşılmaz/ paylaşılsa yalnızlık olmaz"
Dizeleriyle başlamalı güne...
Telesekretere "Şu anda size cevap verebilecek
kimse yok" denmeli.
"Belki de hiç olmayacak..." cevapsızlığa, sessizliğe
ısınmalı...
Oysa sessizlik haksızlığa alkıştır.
Haklılığın onuru yaşatır insanı...
Susmanın utancı öldürür...
O yüzden en sessiz gecelerde "Doğruydu yaptım" la
teselli bulmalı insan.
Feryada komşuların yetişmemesine,
soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı...
Kendiyle hesaplaşmaya çalışmalı...
Gece yastıkta ağlaşmaya,sabah aynayla gülüşmeye,
Kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır
olmalı...
Hep başını alıp gidebilecek kadar cesur,
Ama hep kalıp savaşacak kadar gözü pek olabilmeli...
Sessizliği sese dönüştürebilmeli...
Ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan...
Yollarla barışmalı...
Yalnızlığa alışmalı...
Can DÜNDAR
Kasım 26, 2015
İÇİMİZDE KALAN...
Trafik ışıkları arabalara yeşil, yayalara kırmızı yanıyordu. Karşıya geçmeyi bekleyen yayaların yanında o da beklemeye başladı. Işıkta beklememek için arabalar hızla geçiyorlardı.
Sarı ve hemen ardından kırmızı yandı. Birden trafik durdu. Yayalar da hızla geçmeye başladılar.
45 yaşlarında iyi giyimli bir bey karşıya geçmek için tam yolun yarısına gelmişken birden durdu. Geri dönüp dönmemekte tereddüt etti. Hiç görmemiş gibi davranacaktı, olmadı. İstemeyerek de olsa karşıya geçti. 30 yıl önceki matematik öğretmeni ile onca yıl hiç karşılaşmamıştı. Ama şimdi birdenbire karşısına çıkmıştı? Görmekten hiç hoşlanmadığı belliydi.
Karşılaşmamak için dönmek üzereyken ansızın göz göze geldiler. Konuşmaya mecburdu artık...
Karşısındaki insan onca yıl çok değişime uğramamış görünüyordu. Saçlarındaki aklar bile çok fazla çoğalmamıştı. Belki de boyalıydı saçları." Rahat insanlar, çevresini çok fazla umursamayan insanlar kolay kolay yaşlanmıyorlar" diye düşündü.
Geçmişe göre biraz kilo almıştı. Eskiden de hiç gülmezdi. Gene gülümsemeden yüzünde iğreti bir tebessümle " Nereden çıktın sen?" dedi. "Demek tanıdı" diye düşündü öğrencisi. Keskin gözleri, delici bakışları gücünü kaybetmemişti demek ki. Eskiden de sınıfta kürsüden en arkadaki yaramazlıkları nasıl da görüp tebeşir fırlatırdı.
Birden elini kulağına attı genç adam. Kulağı cayır cayır yanıyordu. Karşısında bir ayna olsa kıpkırmızı olduğunu da görecekti. Yıllar öncesinden kalma bir rahatsızlığıydı bu. Ne zaman canı sıkılsa.veya küçük bir kabahati olsa, işleri ters gitse istemsiz bir biçimde kulakları yanardı. Matematik öğretmeninin haksız yere kulaklarını çekip cezalandırdığı günden kalan bir davranıştı bu. Şimdi onu görünce aynı ateş gene kulaklarını sarmıştı.Uzun tırnakları nasıl da acıtırdı.
Problemleri çözemedikleri zaman cetvelle parmak uçlarına vurulmasını da unutamamıştı. Şiddet içeren her davranış onda nefret ve korku uyandırırdı.Ya matematik korkusunu nasıl da güçlükle yenmişti.
Bir an hiç konuşmadan çekip gitmek geldi içinden. Sonra vazgeçti. Çok sevdiği öğretmenlerinin deyişi geldi aklına: "Korkularınızla yüzleşmelisiniz. Yoksa korkular sizi esir alır."
Ve korkusuyla yüz yüze geldi... "Merhaba öğretmenim, nasılsınız? " dedi. "Sen de nereden çıktın?" dedi tekrar karşısındaki. Sesinde merak, sevgi yansıtan bir yumuşaklık yoktu. O anda geçmişte onun sınıfındaki öğrencilerde yaratılan korkuyu, güvensizliği, endişeyi anlatmak istedi eski öğretmenine.
Çocukken bir haksızlıkla karşılaştığında haykırmak, bağırmak gelirdi içinden. Yumruklarını sıkar ve şiddete, haksızlığa, karşısındakinin katı tutumuna itiraz ederdi. Bu arada birden tokat gibi bir soru geldi.
"Bir iş sahibi olabildin mi bari?"
Henüz kulağının yanması geçmemişti. Ama birden cesaretlendi. "Artık eski çocuk değilim öğretmenim,iyi bir işim var." dedi. "Siz benim kolay kolay bir iş sahibi olamayacağımı söylemiştiniz ama oldum."
Derin bir nefes aldı. Rahatlamıştı sanki.Öğretmeni sadece monoton bir ses tonuyla "iyi iyi" dedi. Ve sonra devam etti: "İşim vardı, ben ayrılayım."
Eski öğrencisi bu deyişten hiç de hayal kırıklığına uğramamış görünüyordu. Matematik öğretmeni eskiden de ilgisiz, duyarsız bir insandı.
"Bu öğretmenim acaba başka kimlerde ne izler bırakmıştır" diye düşündü. Onun gittiği yolun ters istikametinde hızlı adımlarla yoluna devam etti.
İçi serinlemişti sanki. Ve kulağı artık yanmıyordu...
Kasım 19, 2015
"DÜNYAYI VERELİM ÇOCUKLARA..."
Ünlü şairlerin çocuklarla ilgili ne güzel şiirleri var. En karamsar gününüzde okuduğunuzda içiniz açılıyor, dünya daha güzel, daha aydınlık görünüyor. Örneğin:
DÜNYAYI VERELİM ÇOCUKLARA
Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne
Allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar
Oynasınlar türküler söyleyerek yıldızların arasında
Dünyayı çocuklara verelim
Kocaman bir elma gibi verelim
Sıcacık bir ekmek somunu gibi
Hiç değilse bir günlüğüne doysunlar
Bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı
Çocuklar dünyayı alacak elimizden
Ölümsüz ağaçlar dikecekler.
Nazım Hikmet
SEVGİNİN ÖNÜNDE EĞİL KIZIM
Bütün insanları dostun bil, kardeşin bil kızım
Sevincin ürünüdür insan
Nefretin değil kızım
Zulmün önünde dimdik tut onurunu
Sevginin önünde eğil kızım.
Ataol Behramoğlu
Kasım 17, 2015
ÇIĞLIK ÇIĞLIĞA...
Havada ölüm kokusu,
Gözlerde ölüm korkusu
İnsanlar çığlık çığlığa;
Eller yüzler kan içinde,
Koşturmalar, haykırmalar,
Patlamalar, sesler...sesler...
İnsanlar üst üste yerlerde...
Dünya kocaman, dünya büyük
Ama terör her yerde.
Bugün çok yakında,
Bir başka gün kilometrelerce ötede.
Terör milliyet, ırk, din, devlet ayırt etmiyor,
Sınır, cinsiyet, yaş, kadın, erkek tanımıyor.
Yıllardır bitmemiş,
Oysa onca can gitmiş.
Yıllardır süregelmiş, canlar yanmış,
Geriye kalan korku, panik,
Fotoğraf karelerinde dehşet, acı, hüzün.
İnsan insana acımasızca kıyıyor,
İnsanlık utanç içinde,
İnsanlık kan ağlıyor...
Makbule Abalı- Eğitimci
Kasım 12, 2015
KIYIDA KALAN...
"Son vapuru da kaçırsaydım nasıl dönecektim eve " diye düşündü. Adımlarını hızlandırdı. Uzaktan vapurun gelişini görmüştü. Az sonra da düdük sesi geldi. Vapura binmeyi, denizde seyahat etmeyi oldum olası severdi. Çocukluğunda kağıttan gemiler yapar, su dolu bir tasın içinde yüzdürürdü. Suyla oynamak öyle rahatlatıcı gelirdi ki ona.Dökülen sular etrafı ıslatsa da "En büyük kaptan benim, en güzel gemi benim gemim" diyerek nasıl da sevinir, mutlu olurdu.
Kağıttan da olsa, ıslansa da o gemilerle mutlu olma çağı yılların ötesinde kalmıştı. Öyle küçük şeylerle mutlu olamıyordu artık. Mutluluk yılların ardında, büyük kuşların kanadındaydı sanki. Eline konmadan uçuveren kuşların kanadında. Hiçbir şey çocukluktaki gibi kolay yakalanamıyordu.Çok istenen bir şeye ulaşmak da o yıllardaki gibi kolay değildi. "Yetişkinlerin hayatın zorluğunu zamanla anlayacaksınız deyişleri o yüzden herhalde" diye düşündü.
Son vapur da kıyıya yanaşmak üzereydi. Bekleyen çok fazla kişi yoktu. Birkaç tekne sonradan yolcu çıkabilir düşüncesiyle kıyıda bekliyorlardı. Birden onu fark etti.
12-13 yaşlarında olmalıydı.Simit tezgahını yanaşan vapur yolcularına simit satmak için hızla sürüyordu. Camekanlı el arabasında 8-10 simit kalmıştı. Akşamın son simitleri. Birden bir ses duyuldu. Araba kenardaki banka şiddetle çarpmıştı. Ön cam kırıldı, simitler yola saçıldı, arabanın ön tekeri yerinden çıktı. Simitçi çaresizlik içinde etrafına bakındı. Hemen bir seyirci grubu oluşmuştu.
Ne olup bittiğini seyretmeye meraklı ne çok insanımız vardır.
Simitçi pek çok şeyi düşündü aynı anda; Her şey aksi gitmişti bugün. Araba, dökülen simitler, kaybolan parası. Birden arkasında bir ses duydu: "Dökülen simitlerin hepsini ben alıyorum. Sokaktaki kedi köpeklerin hepsi aç. Nasıl da sevinirler bilsen."
"Hala iyi insanlar var" diye düşündü simitçi. "Her şey kötü gitse de kurtarıcı iyiler var mutlaka."
O arada vapurdan inişler başladı. Herkes bir koşturmaca içindeydi. Hayat hep biraz telaş, biraz heyecan değil midir? İnenlerden sonra binecekler kuyruğa girdi. Son vapura son binen elinde simit poşeti taşıyan genç bir adamdı. Az sonra vapurun kalkış düdüğü duyuldu. Kıyıda tekeri kırık boş arabasıyla bir simitçi kaldı. Onca sıkıntıya rağmen yalnız olmadığını düşündü. Ertesi gün kaç tane simit satabileceğini planladı. Yağmur atıştırmaya başlamıştı. Elinde kırık teker, yokuş aşağı arabasını sürerek uzaklaştı...
Kasım 09, 2015
ANMA VE ÖZLEM...
Aradan 77 yıl geçti. Sanki dün gibi... Anlattıklarımız ve
aktardıklarımızla en çok çocuklar özlüyor sizi;
Derya gibi bilginizi, engin hoşgörünüzü, eğitim anlayışınızı, barışa tutkunuzu, kadınlara ve çocuklara anlayışla yaklaşımınızı, sevginizi, insanlığınızı...
Rahmetle ve saygıyla anıyor, arıyoruz...
Kasım 05, 2015
GÜLTEN AKIN'I YİTİRDİK...
Gülten Akın'ı yazar, şair, hukukçu ve insan hakları savunucusu olarak tanıyoruz. 1933 Yozgat doğumlu.
2015 yılının Kasım ayında kaybettik.
Bir şiirinden dizelerle başlayıp, "Ağıt" adlı şiiriyle anmak isterim.
"...
Bir hikaye bilir söylerim
dost yıldızlara karşı ve sabaha doğru
bu hikayenin bir ucu sendedir
kurtarmak isterim, kurtarmak isterim
bütün uçurtmaların ipi elindedir
...."
Gülten AKIN
AĞIT
İlk bu sabah
İlk bu sabah göğü görmedim
İlk bu sabah kayısı çiçeklerini
Hüzün ilk kez konuk gibi gelmedi
Efendim, ev sahabım
Karacanı suya indiremedim
Şahanım uçurdum döndüremedim
Dağlar
Emikli kapılar kitlendi
Taş avlular sustu
İlk kez bekledim ölümü
Dostu bekler gibi bekledim
Dağlar
Benim acım acıların beyidir
Canıma bir doru kısrakla gelir
Öfkeyi sabırda eritir
Umut yer
Suyunu gözümden içer bir zaman
Dağlar of dağlar
Gülten AKIN
(Bu duyarlı insanımızı saygı ve rahmetle anıyoruz.)
Ekim 27, 2015
HAYAT ARKADAŞI...
Arkadaşlık ne güzeldir.Sevdiğiniz arkadaşları hatırlayınca içiniz ısınır, gülümsersiniz. "Arkadaş" kavramı ne çok şeyi içerir; sevgi, vefa, dostluk, anılar... Çeşitleri de ne çoktur; okul arkadaşlığı, sıra arkadaşlığı, iş arkadaşlığı, mahalle arkadaşlığı...
Hepsi güzeldir, hepsinin yeri ayrıdır ama biri çok farklıdır; Hayat Arkadaşlığı. Çok dikkatli ve titiz bir seçim gerektirir.Bir ömür boyu birlikte yol alınacaktır. Yol arkadaşınızı iyi tanıdıysanız , güven duyuyorsanız elbette daha rahat yol alırsınız.
Televizyonlarda evlilik programlarında 10 dakika içinde ömür boyu beraber olacağı hayat arkadaşını seçmek, karar vermek ne derece doğru sayılabilir.
Bir bakışta aşk, bir görüşte karar vermek ne denli kolaydır, tartışılır. Bir dakika içinde "elektrik almak" ya da almamak mümkün olabilir mi?
Bir ömür boyu birlikte yürümeyi göze alanlar elbette karşılıklı fedakarlıklar yapmayı da göze alacaklardır. Kişisel zevkler her zaman uyuşmayabilir. Beklentiler değişebilir. Yıllar güçlü beraberlikleri daha da güçlü kılar veya yanlış ilişkileri sonlandırabilir.
Benjamin Franklin: "Evlenmeden önce gözünüzü dört açın, evlendikten sonra yarısını kapayın" diyor.
Zamanla yaş almanın doğal sonucu olarak bedende yıpranmalar, yıkıntılar başladığında birbirini ilk zamanlardaki haliyle koruyup kollayan çiftler hayata da daha olumlu, daha güzel bakabiliyorlar.
Eşlerden birinin ayağı tökezlese diğeri destek olup yardımcı olabiliyor.
İnsan eski halinde kalmıyor tabii. Değişime uğruyor. Yüzdeki çizgiler yaşla birlikte olgunlaşmanın da belirtisi. Saçlardaki aklar kazanılan deneyimlerin belgesi. Onların çoğalmasıyla güven, vefa, sevgi de artıyor. Bir ömür uzun bir zaman dilimi, zor, dolambaçlı bir yol. Zamanla eşlerin davranışları birbirine benzeyebilir. Hatta bazen fiziksel benzerlik de gözlenebiliyor.
Hayat arkadaşınız, birlikte bir hayatı yüklenebilecek güçte olursa daha kolay yol alıyor, başarıya daha rahat ulaşıyorsunuz. Hayat ancak iyi bir yol arkadaşıyla "yaşanabilir" oluyor. Dünyanın bu gürültüsü patırtısı içinde hiç olmazsa yuvasında "huzur" bulmak istiyor insanoğlu...
Ünlü yazar ne güzel diyor;
"Gerçekten birbirine bağlı bir çift için, gençliğin elden gidişi bir felaket değildir. Birlikte yaş almanın güzelliği, ihtiyarlamanın acısını unutturur."
Andre Maurois
Ekim 19, 2015
ÇOCUKLARIN DÜNYASI...
Çocukların ne güzel, ne içten bir dünyaları vardır. Duyguları art niyetsiz, tertemizdir. El ele tutuşur, içlerine ancak sığabildikleri küçücük bir alanda bir oyun düzeni kurarlar; Hilesiz, yalansız, kavgasız, ön yargısız. Oyun oynarken düşse, canı yansa hemen birbirlerinin yardımına koşarlar. Ya da hep birlikte ağlarlar.
Yorulduklarında en rahat yatağa uzanır gibi çimlerin üstüne uzanıverirler. Acıksalar birinin elindeki simidi beş kişi paylaşır. Paylaşımı bilirler, açgözlü değildirler. Azla yetinir, mutlu olurlar.
BİR BAŞKA DÜNYA
Çocukların dünyası burası, bir başka dünya...
Bir çocuk günaydın dedi;
Dünya aydınlandı ansızın,
Güneş bir başka parladı
Kuşlar ağaçlardaki yuvalarından indi,
Gülümsedi insanlar...
Bir çocuk günaydın dedi;
Tüm safiyeti,masumiyetiyle
Bir başka çocuk ses verdi ona,
Bayram coşkusu sardı her yanı;
Çiçekler uçuştu rüzgarda,
Kelebekler havalandı birden.
Dünya huzur buldu,
Dünya rahatladı.
Kavgasız, dövüşsüz, ölümsüz
Bir zaman dilimi yaşandı
Çocukların güzel dünyasında...
Makbule Abalı
Makbule Abalı
Ekim 11, 2015
BARIŞ VE DEMOKRASİ PARAMPARÇA...
Barış ve Demokrasi Mitingi için oradaydı herkes;
Halaylar çekiliyor,
Türküler, şarkılar söyleniyor,
Giysiler rengarenk,
Çocuklar babalarının omuzlarında...
Çeşitli yörelerden yolcular da geldi tren sesiyle
Müzik sesi tren sesine karıştı.
Tüm sesler coşku ile birbirine karışmışken;
iki farklı ses... Kulakları sağır eden iki patlama sesi...
Dünyası karardı insanların,
Sesler karmakarışık,
Her şey paramparça,
Yerler kan gölü,
Bedenler parçalara bölünmüş,
Kol, ayak,el, parmak... hepsi bir yerde...
Beyinler dumura uğramış,
Duygular altüst, sinirler paramparça
Parça tesirli bomba parçaladı her şeyi ama her şeyi.
Göz dayanmaz, yürek dayanmaz, can dayanmaz...
10 Ekim Günü Ulus Garı'nda tren düdükleri sustu,
Sirenler çaldı acı acı...
Barış bu yangın yerinde savaşa dönüştü,
Demokrasinin kolu kanadı kırılmış, elleri ayakları kopmuş...
Yüzler öfke, korku, nefret içinde...
---------------------------
Oysa barışı, huzuru nasıl da özlemiştik...
Makbule Abalı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













