Sayfalar

Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Nisan 23, 2025

BİR ÇOCUK BAYRAMINDA ÇOCUKLUĞA ÖZLEM...


 Sevgili Çocuklar: 23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramımız Kutlu Olsun. 

(Yeni bir Bayram Haftasında; Geçmişte yazdığım şiir denemelerimden birini sizlere armağan etmek istedim. İnanıyorum ki gelecekte sizler, bizim yazdıklarımızdan anlattıklarımızdan çok daha güzel masallar, şiirler yazıp, türküler-şarkılar söyleyeceksiniz.)


BİR ÇOCUK BAYRAMINDA ÇOCUKLUĞA ÖZLEM...

Bir Bayram günü,

Tüm çocuklar toplandı köy meydanında ;

Kızlı erkekli her yaştan çocuk

Esmer, yanık tenli, buğday, beyaz tenli çocuklar

Kara saçlı, kumral, sarışın

Uzun, kısa, şişman, zayıf

Çocuklar, bir çocuk şenliğinde...


Kocaman bir masa kuruldu

Evlerden gelen yiyecekler ortaya kondu. 

"Şimdi bölüşeceğiz, paylaşacağız" 

dedi en büyük abla.

İki yardımcı seçti yanına;

Bölüştüler bazlamaları, gözlemeleri,

Ata buğdayından yapılmış ekmekleri,

Börekleri, kurabiyeleri, mercimekli köfteyi

Paylaştırdılar tabaklara.


Taze toplanmış otlardan salatalar,

Saf zeytinyağı, nar ekşisiyle tatlanmış

Görkemli bir sofra çocuklara lâyık,

Bir Çocuk Bayramında ortaklaşa hazırlanmış...

Ortada rengârenk kır çiçekleri

Papatyalardan taçlar örülmüş,

Al al olmuş kızların yanakları.

 

Kardeş kardeşe, el ele, omuz omuza

Oyunlar oynandı, türküler söylendi

Halaylar çekildi o güzel günde

Bir Çocuk Bayramında

Bir gün ki, unutulmaz.

Bir gün ki, 

Çocuklar yaşar ancak...


Makbule ABALI-Eğitimci

İzmir-Urla







Kasım 13, 2024

ÖNCE ÇOCUKLAR ÖLÜYOR...

 


Çocuklar öldürülmesin diyordu ünlü şair, 

Oysa önce çocuklar öldü... 

Çocuklar henüz çok küçük,

Çocuklar masum, çocuklar korunaksız.

Çocuklar habersiz olup bitenden; 

Baba çok uzaklarda,

Anne geçim kaygısında. 

Küçücük çocuklar gıdasız, ilgisiz, sevgisiz... 

Yoksulluk diz boyu, 

Anne-baba aile planlamasından habersiz.

Çocuklar nasıl gelişecek, nasıl büyüyecek, 

Nasıl yaşayacaklar... ? 

Yoksulluk can aldı; 

Önce çocuklar öldü 

Can yakan soğuklarda. 

İnsan sıcağına kavuşamadan,

Anne kucağıyla buluşamadan,  

Birbirine sarılamadan

Önce çocuklar öldü... 


Makbule Abalı- Eğitimci

13.11. 2024 Urla


Kasım 04, 2024

Sevgiyi, Huzuru, Mutluluğu, Hoşgörüyü, İnsanı, İnsanlığı; Unutmamak- Unutturmamak...

 


SEVİ

Ben senin en çok sesini sevdim 

Buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi 

Önce aşka çağıran, sonra dinlendiren 

Bana her zaman dost, her zaman sevgili 

Ben senin en çok ellerini sevdim

Bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak 

Nice güzellikler gördüm yeryüzünde 

En güzeli bir sabah ellerinle uyanmak 

Ben senin en çok gözlerini sevdim 

kâh çocukça mavi, kâh inadına yeşil 

Aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar 

Hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil 

Ben senin en çok gülüşünü sevdim 

Sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran 

Unutturur bana birden acıları, güçlükleri 

Dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman 

Ben senin en çok davranışlarını sevdim

Güçsüze merhametini, zalime direnişini

Haksızlıklar, zorbalıklar karşısında 

Vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini 

Ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim 

Tüm çocuklara kanat geren anneliğini 

Nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada 

Sensin, her şeyin üstünde tutan sevdiğini 

Ben senin en çok bana yansımanı sevdim 

Benimle yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni 

Mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim 

Ben seni sevdim,  ben seni sevdim,  ben seni... 


Ümit Yaşar OĞUZCAN 

D: 22 Ağustos 1926 Tarsus 

Ö: 4 Kasım 1984 İstanbul

************* 


MAHUR BESTE (İlk Dizeleri ) 

Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız 

O mahur beste çalar müjganla ben ağlaşırız

Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız 

Yalnız kederli yalnızlığımızda sıralı sırasız 

O mahur beste çalar müjganla ben ağlaşırız.

Attila İLHAN

************


SİSLER BULVARI (Son dizeleri )

Sisler Bulvarı'na akşam çökmüştü 

Omuzlarımıza çoktan çökmüştü 

Kesik birer kol gibi yalnızdık 

Dağlarda ateşler yanıyordu 

Deniz fenerleri sönmüştü 

Birbirimizin gözlerini arıyorduk 

Atilla İLHAN 

D:15 Haziran 1925 Menemen- İzmir 

Ö: 11 Ekim 2005 İstanbul 






Ekim 15, 2024

HAYAT BİR OYUN MUDUR...? OYUN BİTTİ


Bir "Dünya Şiir Günü'nde"  tüm çocuklara sevgiyle...


HAYAT BİR OYUN MUDUR...? OYUN BİTTİ...


Her yer oyun alanıydı önce

Sonra yer kalmadı çocuklara;

Gökdelenler, AVM'ler kuruldu yerlerine,

Gene de vazgeçmedi çocuklar oynamaktan,

Hayal kurmaktan...

Bilyeler kurallara göre tek tek dizildi,

Gökyüzüne özgürce salındı uçurtmalar.

Ama "İpler ağaçlara takıldı" dedi büyükler,

Ve ağaçlar cezalandırıldı,

Ağaçları kökten kestiler..
.
Önce ağaçlar suçlu sayıldı, sonra çocuklar.

Tüfekler, bıçaklar, gaz kapsülleri serbestçe ortalıktayken

Bilyeler suçlu sayıldı, çocuklarla beraber

Uçurtmalar utandı, gökyüzüne havalandılar...

Suçlular nerede...?  

Suçlular kayboldu...

Bir "saklambaç oyunu" gibiydi sanki her şey, 

Herkes saklandı, "ebe" bir türlü bulunamadı....

Ta uzaklardan bir çocuk sordu hüzünle;

"Hayat bir oyun mudur anne? "

Kısık bir sesle cevapladı annesi;

"Oyun bitti!..." 

Çocuklar hayal bile kuramadılar... 

Makbule ABALI 
21 Mart  2014

Güncelleme:15.10.2024

                                         







Ağustos 27, 2024

YAŞAMA ANLAM KATMAK

 


Düşe kalka büyür çocuklar;

Düşer- ağlar- susar- öğrenir,

Yeniden kalkar .

Ve sonra yaşam devam eder... 

Uyum sağlayabilmek gerek her yaşa;

Tıpkı çocuklar, ergenler, yetişkinler gibi 

Yeniden öğrenerek, uğraşarak,

Yaparak- yaşayarak, 

Çaba harcayarak...

Sınama-yanılma ile bazen

Ya da kavrayarak zaman içinde,

Uyum sağlayarak 

Değişimlere, yeni değerlere...

Eskimeden, eskitilmeden,

Olduğu gibi

Olması gerektiği gibi. 

Ama hep içinden gelerek; 

Görerek, duyarak, sezerek , bilinçle. 

Anlayarak derinlemesine, 

Anlatarak ince deyişlerle 

Mantıklı çözümlere ulaşmak... 

Her zaman çok hızlı değil, 

Bazen ağır çekimlerle;

Sadelikle- abartısız, 

Emek harcayarak, çabalayarak 

Yol alabilmek,

Belki son düşüşe kadar... 

Köklü ağaçlar gibi ayakta kalabilmek;

Kökleri kurutmadan.

Maviliklere kanat çırpmak,

Kanatlar var oldukça.

Her yeni doğan günle;

Yeniden umut tazelemek,

Var olmanın tadına varmak, 

Yaşama anlam katmak, katabilmek...


Makbule ABALI 

27 Ağustos 2024



Not: El emeği-sanat eseri, adeta oya gibi işlenmiş, USTA işi bu kapının Fotoğrafını Göltürkbükü Selvi Otel'de çekmiştim. 
İnsana, sanata, inceliklere tutkun, duyarlı tüm güzel insanlara saygıyla...










Temmuz 10, 2024

ÇOCUK OLMAK- DÜNYAYI ÇOCUKLAR GİBİ ALGILAMAK... ( BCP-6 )**

 


Hepimizin bir çocukluk hikâyesi vardır; İyi ya da kötü hatırlanan, olumlu ya da olumsuz izler bırakan, sonraki yılları, dönemleri etkileyen bir çocukluk tablosu... Uzmanlar, çocuk psikologları, pedagoglar, çocuklukta özellikle 7 yaşına kadar kazanılan davranış modellerinin sonraki yılları ve kişiliği büyük ölçüde etkilediğini söylüyorlar.  

Çocuklara olan sevgim ve ilgim, alan ve  meslek seçimimi de etkiledi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Pedagoji (Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık)  Bölümünü bitirdikten sonra çocuklar ve gençlerle ilgili olarak çok çeşitli alanlarda çalıştım. Adana Rehberlik ve Araştırma Merkezi'nde uzman olarak zekâ ve kişilik testleri uygulamaları, zihinsel engelli çocuklar, üstün yetenekli çocuklar, anne-babalara, sınıf öğretmenlerine rehberlik alanlarında görev yaparken liselerde psikoloji ve felsefe derslerine girdim. Akdeniz Üniversitesine bağlı Burdur Eğitim Fakültesi'nde Öğretim Görevlisi olarak çalıştım. Emeklilik sonrası çağdaş bir Dershanede 10 yıl Rehber Öğretmen olarak çalıştım. 

Blogda yer alan yazı, şiir, öykü ve denemeler çok severek, sorumluluğumu bilerek görev yaptığım o yıllardan geriye kalan anı ve birikimlerden oluşuyor. Bir eğitimcinin hayata bakışı, düşünce ve fikirleri olarak da değerlendirilebilir. Kendine, çevresine, öğrencilerine  yetebilen iyi bir okur-yazar ve öğretmen olabilme kaygısı,  yaşamımın her dönemine damgasını vurmuştur. 

Her çocuğun ayrı bir dünya olduğuna içtenlikle inanıyorum. Öyle bir dünya ki; başlangıçta saf, duru, tertemiz. Yıllar geçerken yakın ve uzak çevresindeki her şey, her etkileşim onun kişiliğinin, karakterinin oluşmasına katkıda bulunuyor.  Ünlü bir düşünür şöyle diyor: "Çocuklar donmamış beton gibidir. Üzerlerine ne düşse iz bırakır." 

Çocuklarla görüşmelerimden unutulmaz cümleler kalmış belleğimde. Bazen gülümseyerek, bazen şaşırarak,  kimi zaman hayranlıkla ya da umutla kimi zaman da hüzünle hatırlıyorum  o tazecik beyinlerden, yüreklerden dökülen o sansürsüz, abartısız, içtenlikle dile getirilen sözcükleri:

"Ne çok yağmur yağdı anne.  Yoksa Allah baba ağlıyor mu? "

" Küçücük kuşlar dağları, denizleri aşıp gidecekleri yolu nasıl buluyorlar? "

"Babamın omuzlarında gezinmeyi seviyorum. Ama annemin dizlerine yatıp uyumayı da çok seviyorum. Yumuşacık bir yastık gibi..."

"Oturma odasındaki yemyeşil halıda oynamayı çok seviyorum.  Sanki parktaki çimenler gibi. "

"Güneş akşamları evine mi gidiyor abla? " 

"Bütün öğretmenlerin uzun upuzun sopası var mıdır? "

" Ay dedenin torunu nerede yaşar...? " 

Çocuklar keşke yetişkin olunca da merak etseler, sorsalar, cevap arasalar... 23 Nisanlarda çocuklar büyüklerin koltuklarına oturup sorular sormaya başlayınca herkes gülerek izliyor. Oysa benzer soruları yetişkinler sormaya başlayınca neden yüzler asılıyor...? Giderek suskun ve sormayan, sorgulamayan bir toplum oluşumuzun temel nedenlerinden biri bu olabilir mi acaba? 

"Çocukla çocuk olabilmek" ne güzel bir deyiştir. Onu ciddiye almak, adam yerine koymak, kendine özgü (eskilerin deyişiyle nevi şahsına münhasır ) bir varlık olduğunu unutmamak.  "Çocuklarla konuşurken onların hizasında olmaya özen göstermek."  İçtenlikle katıldığım bir düşüncedir. 

Bu toplum; insanı aşağılamayı, hor görmeyi, karşısındakiyle  alay etmeyi, yok saymayı, yüz yüze değil arkadan konuşmayı, vefasızlığı, yalan söylemeyi vb. davranışları ne zaman benimsedi? Masum çocuklara, geleceğin yetişkinlerine bu davranış kalıplarını nasıl aktardı?

 Toplumbilimciler, davranış bilimciler, eğitimciler, sanatçılar, İNSAN'ı anlamaya tanımaya yönelmiş her meslekten kişiler bu konuda fikir üretip inceliyorlardır herhalde! Yoksa bir zamanların ünlü deyişi gibi:" Bana sual sorma, cevap müşküldür, her sırrı ben sana açamam hocam..." diyenler mi çoğaldı...? 

Ünlü kişilerin hayat hikâyelerini okuyup, geçmişte nasıl  bir çocukluk dönemi yaşadıklarını öğrendikçe pek çok şeyi daha iyi anlıyor, aydınlanıyoruz elbette. Çocukların dünyasını lütfen karartmayalım, onları yaşam boyu karanlığa, güvensizliğe, maskeli kılıklara, farklı kimlik ve kişiliklere sürüklemeyelim. Yaşanmış ama yok sayılmış, unutulmaya çalışılmış her travma,  geleceğin sorunlu bireylerini ve karmaşık toplumlarını yaratıyor. 

Uluslararası alanda çocuklarla ilgili çalışmalar, araştırmalar yapan, yardım sağlayan ciddi kurum ve kuruluşlar da var. UNİCEF (Uluslararası Çocuklara Yardım Fonu)  yıllardır başarılı çalışmalar sergiliyor. Unicef2in Türkiye iyi niyet temsilcileri: Yazar Ayşe Kulin, sinema ve tiyatro oyuncusu Ali Poyrazoğlu, Bilkent Senfoni Orkestrası, Devlet Sanatçısı Piyanist Gülsin Onay, Piyanist Duo Ferhan ve Ferzan Önder, Müzisyen Ferhat Göçer,  Sinema-dizi oyuncusu Kıvanç Tatlıtuğ, Tiyatro sanatçısı Müjdat Gezen. Gazeteci, TV yapımcısı Tayfun Talipoğlu, flüt virtiözü Şefika Kutluer, Sinema oyuncusu Türkân Şoray,  Sinema ve dizi oyuncusu Tuba Büyüküstün, Tiyatro ve Devlet sanatçısı Yıldız Kenter.

 ** Bu yazıyı BCP(Blogları Canlandırma Projesi) kapsamında yazdım. Haziran Ayı temaları "Korku, polisiye, gezi ve çocuk" idi. Ben ÇOCUK  konusunu seçtim. Çocuklar söz konusu olunca yazılacak öyle çok şey var ki. Yıllardır onlarla ilgili görüş ve düşüncelerimi, gözlemlerimi içimden geldiği gibi aktarmaya çalıştım. Pek çoğu blog paylaşımlarım arasında yer aldı. Yazımı bitirirken yıllar önce yazdığım bir şiirimi eklemek isterim.



ÇOCUKLARIN DÜNYASI

Çocuklar anlar birbirini;

Çocuk diliyle, çocukça, safça

Çocuk kalbiyle, çocuk gözüyle

Bazen beden diliyle, sessizce, işaretle

Ama her zaman dostça, kardeşçe, insanca.

Kırmadan, incitmeden

Kırılmadan, gücenmeden.

Çocuklar anlar birbirini;

Dövüşmeden, savaşmadan,

Yaralamadan, berelemeden

Çarpışmadan, vuruşmadan

Kansız, bıçaksız, silâhsız.

Kızsa bile az sonra barışır, 

Art niyetsiz öpüşüp kucaklaşır.

Mal mülk davası olmaz,

Paraya gereksinim duymaz

Elindekini avucundakini paylaşır

Yanı başındakiyle, en sevdiğiyle...

Kuşlar, balıklar, böcekler, kelebeklerle konuşur,

Çiçekler, ağaçlar, hayvanlarla tanışır, selamlaşır.

Dünyanın bütün dilleriyle

Ya da kendi dilinde, kuş diliyle.

Yüreği kuşlar kadar hafif,

Dertsiz, tasasız, kuşlar gibi özgür.

Elinde uçurtması, sek sek taşları, bazen bez bebeği

Oynar, zıplar, dans eder,  selâm verir dünya çocuklarına

Tüm çocuklar bilir bunları

Çünkü ancak çocuklar anlar birbirini...


Makbule ABALI -  (2O13' den 2024'e )





Haziran 26, 2024

BİR YAZ ŞİİRİ- TELEZAMAN-Gülten AKIN



TELEZAMAN 

Deniz uzaklaşıyor gitgide

Ufuk çekiliyor

Kumsal genişliyor

Kısalıyor adımlarımızsa


Kumlar mı?

Makine ölüleri, füze artıkları, sakat uydularla

Barbar medya, gazeteler, zor söylemleri

Bilimsiz karmaşa

Yaz oysa

En güzel orda yazlardı


Kabuklaşabilir akrep kendi hızında

Yılanların dertleri demirden

Düşlerimiz kırılıp ufalanıp

Gelincikler soluyor dokunmadan

Deniz uzaklaşıyor


Deniz uzaklaşıyor gitgide

Uçurumlar akan ırmak o deli

Yok şimdi

Yalnızlığın damarını besliyor 

Kirli yoğun kandırılmış suyla


Biz mi? Biz değiliz, önceki dün bugün başka

Dokumuzu değiştiriyorlar hızlı vuruşlarla

Tutunamıyoruz ilgilerimize, sevgilerimize

Ve aşka

Deniz uzaklaşıyor


Gülten AKIN








Mayıs 19, 2024

ÇELİŞKİLER YUMAĞI...

 


Yeni bir gün doğumunu

Karşılamaya hazırlandı doğa ;

Sabahın ilk ışıklarıyla

Taptaze umutlar gibi...

Güller açmaya hazır taze tomurcuklarıyla,

Çiy tanecikleri yapraklar üzerinde henüz.

Dünya seslerle uyanıyor;

Kimler nerede, nasıl kim bilir?

Aynı anda kaç doğum, 

Kaç ölüm yaşanmakta ?

Uzak kentlerde, dağlarda, ovalarda

Kimler hazır yaşamın sürprizlerine,

Kimler her şeyden uzak, habersiz...

Kimler tanık, kimler sanık

Kim gerçekten suçlu, kim suçsuz

Bilinmezlikler, belirsizlikler

İnsanı kahreden... 

Hangi evde doğum şenliği,

Hangi evde cenaze ağıtı var, 

Bilinmiyor...

Bir çelişkiler yumağı ki ,

Hiç çözülemiyor...


Makbule ABALI

Urla 19 Mayıs 2024




Mayıs 15, 2024

ÜNLÜ ŞAİRLERİN DİZELERİNDE SEVGİ- KADINLAR...

 


Yüzyıllardır romanlarda, hikâyelerde, şiirlerde, şarkılarda, türkülerde, sanat eserlerinde, tablolarda, heykellerde dilden dile, yürekten yüreğe hep anlatılmış, aktarılmış sevgi. Bazen ad değiştirmiş, sevda denmiş, aşk denmiş, renk değiştirmiş, karasevda denmiş, beyaza, maviye, yeşile bürünmüş, kılık değiştirmiş... Ama SEVGİ denince insanın içini sıcacık duygular kaplamış, çoğu zaman gözler dünyayı toz pembe görmüş, mavinin her tonunda, beyazın saf duruluğunda, sarının hüznünde aramış. Sevgi üstüne, sevda ve aşk üzerine çok şey söylenmiş...

Ya Şairler... ? Sarıp sarmalamışlar, yeniden üretmişler, beslemişler bu güzel duyguyu ve dillendirmişler. Sevgi her yerde, her konuda , her canlıda varlığını kanıtlamış. Duygularını; coşkusunu, sevgisini, hüznünü, acısını  doya doya yaşamak isteyen bir toplumda şairlerimiz de çok değerli eserler bırakmışlar.  Eklenmesi gereken daha nice güzel şiir var. 

 *ÇOCUKLAR GİBİ

Bende hiç tükenmez bir hayat vardı

Kırlara yayılan ilkbahar gibi

Kalbim hiç durmadan hızla çarpardı

Göğsümün içinde ateş var gibi

Bazı nur içinde bazı sisteyim

Bazı beni seven bir göğüsteyim

Kâh el üstündeydim,  kâh hapisteydim

Her yere sokulan bir rüzgar gibi 

Aşkım iki günlük iptilalardı

Hayatım tükenmez maceralardı

İçimde binlerce istekler vardı

Bir şair yahut bir hükümdar gibi

Hissedince sana vurulduğumu 

Anladım ne kadar yorulduğumu

Sakinleştiğimi, durulduğumu

Denize dökülen bir pınar gibi

Şimdi şiir bence senin yüzündür

Şimdi benim tahtım senin dizindir 

Sevgilim, saadet ikimizindir

Göklerden gelen bir yadigar gibi

Sözün şiirlerin mükemmelidir

Senden başkasını seven delidir

Yüzün çiçeklerin en güzelidir

Gözlerin bilinmez bir diyar gibi

Başını göğsüme sakla sevgilim 

Güzel saçlarında dolaşsın elim

Bir gün ağlayalım, bir gün gülelim

Sabahattin EYÜBOĞLU



 *SENİ SEVDİM

Seni sevdim,

Seni birdenbire değil usul usul sevdim.

'Uyandım bir sabah' gibi değil,

Öyle değil nasıl yürür özsu dal uçlarına

Ve gün ışığı sislerden düşsel ovalara...

Seni sevdim...

Artık tek mümkünüm sensin...

Gülten AKIN



 *SON

İçimden hep iyilik geliyor

Yaşadığımız dünyayı seviyorum

Kin tutmak benim harcım değil

Çektiğim bütün sıkıntıları unuttum

Parasız pulsuzum ne çıkar

Gelecek güzel günlere inanıyorum

Gelecek güzel günlere

Sonunda galip geleceğine eminim

İyiliğin, zekanın ve cesaretin

İmanım var zaferine

Aşkın, adaletin ve hürriyetin 

Necati CUMALI 



 *ESKİDEN

Ne güzel insanlar vardı eskiden 

Çocukluğumuzu kaplamışlardı.

Bize masal anlatırlardı

Cinlerden, perilerden.

Büyük anneler, büyük babalar vardı.

O zaman hepsi uzaktı ölümden.

Hem sevdirir hem korkuturlardı.

Acı hikayeleri bile tatlı başlardı.

Demek bunun için gittiler hikayelerden.

Ne güzel insanlar vardı eskiden. 

Ne güzel şarkılar vardı eskiden.

Gençliğimizi donatırlardı.

Hep iyi şeyler hatırlatırlardı

Geçip gitmiş devirlerden.

Sevgi ve ümit yaratırlardı.

O zaman her şey uzaktı ölümden.

Yanık şarkılar bile neşeli başlardı.

İster istemez saadet taşardı

Gamsız günlerimizden.

Ne güzel zamanlar vardı eskiden.

Hayal içinde yaşatırlardı.

Güldürür ağlatırlardı

Özdemir ASAF



 *SEVGİLERDE

Sevgileri yarınlara bıraktınız

Çekingen, tutuk, saygılı. 

Bütün yakınlarınız

Sizi yanlış tanıdı.


Bitmeyen işler yüzünden

(Siz böyle olsun istemezdiniz.)


Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi 

Kalbinizi dolduran duygular 

Kalbinizde kaldı.


Siz geniş zamanlar umuyordunuz

Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek

Yılların telâşlarda bu kadar çabuk

Geçeceği aklınıza gelmezdi.


Gizli bahçenizde 

Açan çiçekler vardı.

Gecelerde ve yalnız

Vermeye az buldunuz

Yahut vakit olmadı 

Behçet NECATİGİL



 *TERK ETMEDİ SEVDAN BENİ

Terk etmedi sevdan beni,

Aç kaldım, susuz kaldım,

Hayın, karanlıktı gece,

Can garip, can suskun,

Ve ellerim kelepçede,

Tütünsüz, uykusuz kaldım,

Terk etmedi sevdan beni...

Ahmed ARİF




Derleyen: Makbule ABALI 

Urla. 15 Mayıs 2024




Nisan 23, 2024

BİR BÜYÜK BAYRAM- BİR ŞAİR- İKİ ŞİİR



 

 23 NİSAN   ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI KUTLU OLSUN.

DÜNYANIN BU İLK VE TEK ÇOCUK BAYRAMINI ÇOCUKLARA ARMAĞAN EDEN BAŞÖĞRETMEN ATATÜRK'Ü SONSUZ TEŞEKKÜRLERİMİZLE SAYGIYLA ANIYORUZ.

* Vatanı korumak çocukları korumakla başlar.

* Çocuklarını sağlıklı ve bilgili yetiştirmeyen uluslar, temeli çürük binalar gibi çabuk yıkılırlar. 

 * Çocuklar geleceğimizin güvencesi, yaşama sevincimizdir.

  *Bugünün çocuğunu , yarının büyüğü olarak yetiştirmek hepimizin insanlık görevidir. 

Mustafa Kemal ATATÜRK




                                 UÇURTMA 

Çocuklarımız neleri sevmiyorlar ki...

Uçurtmayı seviyorlar sözgelişi,

Bir havalandı mı uçurtmaları

Daha da güzelleşiyorlar.

Maviliklerde gözleri

Özgürlüğü yaşıyorlar

Uçurtmalarla birlikte.


Koparıp da iplerini hele

Bir kurtuldular mı ellerinden,

Öylesine seviniyorlar ki,

Gidiş o gidiş, bile bile... 


Kızalım mı umursamayışlarına?

Kendi yaşamlarını izliyorlar boşlukta,

Onlar da birer uçurtma değil mi?


Bizim de ne süslü uçurtmalarımız vardı,

Alıp başlarını gitmediler mi?

Gözümüzden bile esirgerdik 

Hangi birinin ipi kaldı elimizde? 


Rıfat ILGAZ 

8 Mayıs 1911 Kastamonu- Cide doğumlu. 7 Temmuz 1993'de İstanbul'da vefat etmiş.

Uzun yıllar öğretmenlik yapmış. Çok yönlü bir yazar. Romanları, anı kitapları, tiyatro oyunları, öykü ve şiir kitapları var. Yaşamının son dönemlerinde çocuk edebiyatı alanında eserler vermiş. . Öykücülüğü özellikle mizah alanında gelişmiştir.  "Hababam Sınıfı" en tanınmış eseridir. Aldığı ödüller: 1982- Orhan Kemal Roman Armağanı, 1982 Madaralı Roman Ödülü, 1993- Edebiyatçılar Derneği Onur Ödülü.

 *Son Şiiri:

Elim eline değsin

Isıtayım üşüdüyse

Boşa gitmesin son sıcaklığım 

Rıfat ILGAZ






Nisan 02, 2024

RUH SAĞLIĞIMIZI ONARMAK: BİR ŞİİR , BİR ŞARKI

 Sağlık;  uzmanlar tarafından şöyle tanımlanıyor: Ruhsal, bedensel ve toplumsal açıdan tam bir iyilik halidir. Şiir, müzik, güzel sanatlar, doğa, sakin -düzenli bir yaşam insan sağlığını olumlu yönde etkiliyor. Belirsizlik, karmaşa, gürültü, kaygı, stres, endişe ruhsal sağlığımıza olumsuz yükler yüklüyor. 

Psikosomatik hastalıklar, psikolojik kökenli bedende ortaya çıkan rahatsızlıklar. Beden adeta isyan ediyor, sesini duyurmaya çalışıyor. " Beni duy " diyor. Pek çok hastalık birdenbire ortaya çıkmıyor, zaman içinde birikimler rahatsızlıkları tetikliyor. Toplumsal kaygılar, endişeler, ekonomik sıkıntılar  daha  bencil, tahammülsüz, şiddet yanlısı insanların  çoğalmasına neden oluyor. Çocukların ve gençlerin önünde kötü örnekler de giderek çoğalıyor. Aile geçimsizlikleri, boşanmalar, aldatmalar, kavga ve tartışmalar olağan hale geliyor. 

Toplumsal patlamalar yaşanmadan denge  sağlamak ne güzeldir. Sağlıklı bir toplum sağlıklı, eğitimli, mutlu kuşakları da yetiştirecektir. "Mutsuz Ülkeler Sıralamasında" en alt sıralarda olmayı hak etmiyoruz. Biz ; coşkuda, başarıda, tasada, kederde, acıda ve kıvançta ortak olmayı, paylaşmayı bilen bir toplumun insanlarıyız.









Şiirin gizemli dünyasında rahatlatıcı bir mola : 

Sanatçı Yetkin DİKİNCİLER,  Nazım HİKMET'İN ünlü şiirini seslendiriyor:

BU  MEMLEKET BİZİM







Sanatın, müziğin evrenselliğini, rahatlatıcı gücünü nasıl inkâr edebiliriz? Bazı Kurumlar bunu çeşitli sanatsal etkinliklerle  kanıtlıyorlar. Koruyucu Sağlık Hizmetlerinin değerini iyi bilen hekimlerimizin İstanbul Tabip Odası bünyesinde Tıp doktorlarından oluşan  "Türk Sanat Müziği Korosu " var.  Şef Sn. Suat GÜNEY yönetiminde bu yıl da 14 Mart "Tıp Bayramı" çerçevesinde mükemmel bir konser sundular. 
Biyokimya  uzmanı   Dr. Sibel Abalı ALTIN " İnleyen Nağmeler Ruhumu Sardı" adlı şarkıyı seslendiriyor.(Keşke tüm koroyu sunabilseydim. Sadece kızımız Sibel Abalı Altın'ı ekleyebildim. Bağışlasınlar lütfen.)


Mersin'de Halk Müziği Ustası Sn. Hasan EKİNCİ  yıllardır gönüllü olarak çalıştığı Mersin  Alzheimer Derneği yararına  bu akşam Mersin'de "Unutulmayan Türkülerle" adlı bir konser sunuyor. Hasta ve hasta yakınları için büyük bir moral desteği.




Kim bilir , ülkemizde daha nerelerde ne güzel çalışmalar,  umutlarımızı yeşerten etkinlikler var. Her konuda ülkemizin aydınlanması yolunda Toplum ve Halk Sağlığı için özverili çalışmalar yapan, bize gerçek anlamda baharı yaşatan  tüm güzel insanlarımıza sonsuz teşekkürler. 

Makbule ABALI - Urla 
2 Nisan 2024




Mart 25, 2024

AŞIK VEYSEL!İN ARDINDAN



Zamanla pek çok şey unutuluyor, bellekten kayıtlar siliniyor. Ama bazı türkülerin, şarkıların, şiirlerin geride kalan izleri öyle güçlü ki kolay kolay kaybolmuyor. Belki küçük değişimlerle de olsa aynı duyguları yeniden yaşatıyor insana. Yunus Emre'nin, Aşık Veysel'in, Karacaoğlan'ın, Pir Sultan Abdal'ın , Aşık Mahzuni'nin ve daha nice değerli ozanımızın da izlerini yıllar yok edemiyor.

"Uzun ince bir yoldayım, Dostlar beni hatırlasın, Kara toprak, Güzelliğin on para etmez" sözleri, müziğiyle nasıl unutulur? Aşık Veysel 25 Şubat 1894 yılında Sivas- Şarkışla İlçesine bağlı Sivrialan Köyünde dünyaya geldi. Türkçeyi en yalın  ve güçlü bir şekilde kullanan bir halk ozanımızdır. 7 yaşında o yıllarda yaygın olan çiçek hastalığı nedeniyle gözlerini kaybetmiştir. Yaşama sevgisiyle hüzün, iyimserlikle umutsuzluk şiirlerinde iç içedir. 21 Mart 1973 yılında hayata gözlerini yummuştur. 

Aşık Veysel'den Deyişler:

* Beni hor görme kardeşim. Sen altındın ben tunç muyum? Aynı vardan var olmuşuz, sen gümüşsün ben sac mıyım?

*Anlatamam derdimi dertsiz insana. Dert çekmeyen dert kıymetin bilemez. 

*Derdin varsa git denize anlat. Kedilere, bulutlara anlat. Pencere pervazında çiçeklere anlat. İnsana dert anlatılır mı hiç?

 *Şu geniş dünyaya sığmayan gönül, şimdi bir odaya kapandı kaldı. 

*Taş olsam yandım idi. Toprak oldum da dayandım. 

*Ne var ise sende bende , aynı varlık her bedende. Yarın mezara girende sen toksun da ben aç mıyım?

 *Güzelliğin on para etmez bu bendeki aşk olmasa.

* Bu alemi gören sensin. Yok gözünde perde senin. Haksıza yol veren sensin. Yok mu suçun burada senin. 

ŞİİRLERİNDEN DİZELERLE AŞIK VEYSEL:

GÜZELLİĞİN

Güzelliğin on para etmez
Bu bendeki aşk olmasa
Eğlenecek yer bulamam
Gönlümdeki köşk olmasa 

Kim okurdu kim yazardı
Bu düğümü kim çözerdi
Koyun kurt ile gezerdi
Fikir başka başka olmasa.

ANLATAMAM DERDİMİ DERTSİZ İNSANA

Anlatamam derdimi dertsiz insana 
Dert çekmeyen dert kıymetini bilemez
Derdim bana derman imiş bilemedim
Hiçbir zaman gül dikensiz olamaz.

Gülü yetiştirir dikenli çalı
Arı her çiçekten yapıyor balı
Kişi sabır ile bulur kemali
Sabretmeyen maksudunu bulamaz. 

KARA TOPRAK

Dost dost diye nicesine sarıldım
Benim sadık yârim kara topraktır 
Beyhude dolandım, boşa yoruldum
Benim sadık yârim kara topraktır.

Nice güzellere bağlandım kaldım 
Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum 
Her türlü istediğim topraktan aldım
Benim sadık yârim kara topraktır. 

Aşık VEYSEL 

YÜREĞİNİN SESİNİ ; DİLİNE, SAZININ TELLERİNE AKTARAN TÜM HALK OZANLARIMIZI SAYGIYLA ANIYORUZ.

Makbule ABALI
25 Mart  2024 Urla