Her şeyin altüst olduğu, mevsimlerin, yılların, ayların, günlerin birbirine karıştığı, iklimlerin bile değişik algılandığı karmakarışık bir dünyada yaşadığımızı bilerek var olabilmek. "Olmak ya da olmamak" gibi.
Doğa böyleyken, iç dünyalarımızda düzeni sağlamak da zor olacaktır elbette Mevsim değişiklileri her canlıda birbirinden çok farklı etki ve tepkilere yaratacaktır doğal olarak.
Sabahki havaya aldanarak biraz kalın bir giysiyle dışarı çıkarsanız, güneş tüm ışıltılarıyla göründüğünde pişmanlık duymanız doğaldır. Belki günlük hava tahminlerini hiç umursamadan yola çıkanlar , mevsimsiz çiçek açan badem ağacı çiçekleri gibi hüsrana uğrayabilirler.
Koskocaman evrende bazen her birimiz çok farklı yerlerde ve konumlardayız. Neredesin. nasılsın, ne durumdasın, kimsin, nesin, memleketin, dilin, rengin, ırkın, cinsiyetin sorularına verilecek yanıtlar herkes için ne kadar farklı.
Dün ülkemizdeki bir üniversite hastanesinin tek yataklı odasında, 10 gündür yatmakta olduğum yatakta yatarken bu gece evimizde -kendi yatağımda- yatacağım. Hayatın her anında farklı değişim ve gelişimler bizi bekliyor. Bir tahterevallide olduğumuzu varsayarsak hayatın iniş çıkışlarına da çok daha kolay alışıyoruz.
Yanımda, yakınımda ya da uzaklardaki sevdiklerim, dostlarım sürekli diyorlar ki; Ne olur hastalıkları kafana takma. Ben takmıyorum ki. Yazılarımda rahatsızlıklardan söz etmemeye karar vermiştim. Ancak bedenim, küçük patlamalarla bu karara karşı koyuyor. Ben de sakin-uysal ama kolay kolay eğilmeyen-bükülmeyen bir kişi olarak onların makul, mantıklı ve haklı isteklerine karşı çıkmıyorum.
İnsanın çok istediği halde yazamaması pek çok nedenden kaynaklanıyor elbette. Günlük hayatın 24+ saatlerle son hızla akışını çok iyi bilen kadınlar, rutin dışı harika yazılarla bu ritmi aktaran değerli arkadaşlarım anlar elbet beni.
Yazmaya başlayınca çok kısa yazamıyorum. Gariptir, çocukların oyuna doymaması gibi yetişkinler de sevdikleri uğraşlara, işlere, alışkanlıklarına, spora, sanata, zanaata çok zaman ayırmak istiyorlar. İnsanın yaptığı işe gönül vermesi, yararlı olabilmesi ve tabii ki emeğinin karşılığını alabilmesi ne güzeldir.
Dünya Öğretmenler Günü'nde (5 Ekim) parçalardan bütüne ulaşarak derinlikli bir yazı yazmayı düşünmüştüm. İyilikle hastalık arasındaki ince çizgide her şey istediğiniz gibi olmuyor. Ancak çevrenizdeki herkes içtenlikle yardımcı olunca, saatleri adeta geriye alırcasına engelli bir koşuda, yakınlarınızdan güç alarak başlangıç çizgisinde buluyorsunuz kendinizi.
Bir günlük kutlamaları hayatım boyunca benimseyemedim. Her kutlamada biraz coşku, her anmada biraz hüzün vardır. Neden kutluyoruz, neden anıyoruz? Kapsamını ve içeriğini bilmeden tavır aldığımız kutladığımız, andığımız. kabullendiğimiz, reddettiğimiz her şey gerçek dışı, sahte geliyor bana.
Yeryüzündeki tüm canlıların uygun koşullarda, uygun yerlerde ve zamanlarda hak ettikleri gibi yaşamaları, hırs, öfke ve kinden olabildiğince uzak olmalarını hayal etmek bile iyi geliyor insana.
İyi örnekleri görüp kötüler ve kötülükler azaldıkça, iyiler ve iyilikler çoğaldıkça, dünyamız da daha rahat soluk alınabilecek bir dünya olacaktır. Her gece yatarken, hiç değişmeyen duam, iyilerle-iyiliklerle karşılaşmaktır.
İşte o zaman tüm kutlamalar, anmalar tüm gün ve haftalar, aylar, yıllar da daha büyük bir anlam kazanmaz mı, yorgun olsak bile huzurlu olmaz mıyız...?
Yaşadığımız her günün bir anlamı, bir başkalığı var hayatımızda. Hayatın hızlı akışı içinde günler bazen değer kaybına uğruyor ya da değişim sürecinde başkalaşıyor. 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü idi. 24Kasım ülkemize özgü bir gün. Bir zamanlar daha coşkulu kutlanırdı. Yılların ardından coşkunun içine biraz hüzün de karıştı. Belki Eğitim- Öğretimde istediğimiz yerde olamayışın yarattığı bir hüzün bu. Ama öğrenmek ve öğretmek günlerle sınırlı değil ki. Her an, her yeni gün farklı bir şey öğrenmek ve öğretmek için yeni bir fırsat değil mi ?
Gençlik yıllarımda ilk okuduğum kitaplardan biri Reşat Nuri Güntekin'in Çalıkuşu romanı idi. Kitap hiç bitmesin istemiştim. Bir Anadolu kasabasında idealist bir öğretmen olmak , o yıllarda pek çok genç kızın hayali olmuştur. Sonradan çekilen dizinin senaryosunda romandaki hazzı alamadık. Belki seyircilerin beklentileri de zamanla değişiyor. O yıllarda pek çok kız çocuğun hayalini öğretmen olmak süslerken erkek çocuklar asker olmak isterlerdi. Sonraki yıllarda nasılsa iki meslek de değer kaybına uğradı. Neyse zaman, iade-i itibar gücünü kullandı.
Bir dönem doktorluk ve mühendislik çok istenen meslekler olarak benimsendi. Ancak meslek seçiminde gençlerin yetenek ve yönelimlerine göre ve tabii uzun zamanda ülke ihtiyaçlarına göre planlı çalışmalar, araştırmalar yapılamadığından meslek kazandırmada ve uygulamada yetersiz kaldık. Bir dönem işletmeci, ekonomist olmak isteyenlerin sayısı çok arttı. Gençler kısa zamanda çok kazanmak, üst düzey yönetici olmak istiyorlardı. Bu dönem psikolog ve hukukçu olmak isteyenler çoğalıyor. Gençler değişen ihtiyaçlara göre uygun kararlar almayı biliyorlar. Gelecek kaygısıyla yurt dışına gitme isteklerinde de artış var. Ara eleman yetiştiren Meslek Yüksekokullarımızı istenen düzeyde daha yeterli hale getiremedik. Ustalık, kalfalık, çıraklık birbirine karıştı. Belki de o yüzden doğal afetlerde binalar, köprüler yıkıldı, yollar hasar gördü, doğa isyan etti.
Eski diplomalar giderek küçüldü, fotoğraflar kaldırıldı, Hızlandırılmış Eğitim yılları da yaşandı. Okullarımızda Rehberlik esasına dayanan denetim sistemi kaldırıldı. Günümüz öğretmenleri vicdanıyla baş başa kendini denetlemek, geliştirmek durumunda. Keşke gerçekçi ve dürüst olarak sağlıklı işleyen bir ödül ve değerlendirme sistemimiz yeniden işlerlik kazansa. Eğitim ve Öğretim Sistemimize uygun olarak Talim Terbiye Kurulları, Eğitim Şuraları, Parasız Yatılı Okullar, Hizmet içi Eğitim daha iyi planlamalarla sürdürülsün, içten dileklerimiz oldu. Yıllarca canla başla Eğitim- Öğretim alanında hizmet vermiş Emekli Öğretmenlerimiz onurlu duruşlarıyla şimdiki hayat koşullarına ayak uydurmaya çalışıyorlar.
Öğretmenlerimiz eğitim- öğretimde neyi, nasıl planlayacaklar, öğrencilerinde bilgi, duygu, ve davranış tohumlarını nasıl geliştirecekler, onları "İyi insan- iyi vatandaş" olarak nasıl eğitecekler, kimlerden yardım alacaklar,? Okul kitapları, programlar, günlük, yıllık planlar, sınav sistemi, disiplin kurulları, eğitsel çalışmalar, kütüphaneler, kaynak kişiler, kaynak kitaplar , okul kantinleri, öğrenci servisleri, her kademede barınma ve beslenme sorunları, artan özel okul fiyatları, KPSS 'de yeterli puanı alamayan veya kadrosuzluktan atanamayan bu yüzden içinde öğretmenlik aşkıyla çok düşük ücretlerle çalışan öğretmenlerimiz için de umarız uygun çözümler üretilir. Günümüzde gelişmiş ülkelerin örnek aldığı Köy Enstitüleri yeni bir bakış açısıyla tekrar değerlendirilemez mi ?
Her meslekte işine gönül vermiş, çalışkan, dürüst, güvenilir insanlara , uygulayıcılara ihtiyaç var elbette. Bazı meslek alanlarında kayıplar, yıkımlar, zarar ziyan gün geliyor bir şekilde telafi edilebiliyor. Ancak hayalleri yok edilmiş çocukların, geleceği çalınmış gençlerin, yitirilmiş onur, ve güven duygularının, kişinin içinde yıllarca kümelenmiş kin, öfke, intikam çatışmalarının, geri gelmeyecek yılların telafisi çok çok zor. İşleyen beyinleri nasıl fark edemiyor, "Kalan sağlar bizimdir" mantığına sığınıyoruz kimi zaman. Karanlık dehlizlerde kaybolmuş, ruhu zedelenmiş ya da şiddet görerek okumaktan soğutulmuş çocukların istatistiklerini hiç bilmiyoruz. Onlar için "Sağaltım kliniklerimiz " de yok.
Mesleğini hakkıyla sürdürmek isteyen her kademedeki idealist öğretmenlerin işleri gerçekten çok zor. Bazen bu çabalara yanlış anlaşılma, yanlış değerlendirilme kaygıları da eşlik ediyor. Kendilerini yalnız ve çaresiz hissedebiliyorlar. İnsan olarak, birey olarak, sade vatandaş olarak kendimizi sorgulamamız gereken ne çok konu var. Okullarda veliler, anne babalar, deneyimli öğretmenler, yöneticiler olarak kaç öğretmene yardımcı olabildik, çalışmalarına katkıda bulunarak, destek olarak yüreklendirdik, takdir ve teşekkür duygularımızı ilettik? Acaba kaç çocuk böylece kıl payı kurtuldu, kaç çocuk hayat boyu iyiliklere yöneldi, , değişmek, kendini yenilemek istedi?
Adını bilmediğimiz, çalışmalarından haberdar olamadığımız, yararlı işlerle uğraşan, emek harcayan, övgüye lâyık öyle güzel insanlar da var ki. Varlıklarından haberdar olabilsek, maddi ödül değil , (Zaten kabul de etmezler. ) takdir ve teşekkürlerimizi sunabilsek. Sevgiyle, saygıyla andığımız o kişilere İzmir Urla'da bir ad daha eklendi bu yıl: Tolga Oranüs Çocuğu Doğa'nın okulunda sadece bir sınıfa değil, diğer sınıflara da eğitsel çalışmalarda el becerisiyle maketler yapıyor, anlatıyor, eğitiyor, öğretiyor. Sadece kendisi de değil, gerektiğinde eşi Nur Oranüs ve yetenekli dostlarıyla birlikte birlikte sınıf öğretmenlerine gönüllü yardımcılar olarak katkıda bulunuyorlar. Bu yılın Öğretmenler Günü'nde onlar gibi insanların da varlığından haberdar olalım istedim. Tanımadığımız, görmediğimiz, haberlerde, sosyal medyada belki hiç yer almamış, kendi dünyalarında kalıcı çalışmalar yapan güzel insanlar...
Onlar gibi belki daha niceleri: Bazen bir dağ köyünde, kırsal kesimde küçük bir kasabada, bir uzak kentte, adı sanı duyulmamış bir okulda geleceğin gençlerine yatırım yapanlar; Bazen bir sınıf inşa ederek bazen okulun badanasını yaparak, çatısını onararak, imkânları ölçüsünde okul kitaplığı oluşturarak, bazen tiyatro yoluyla bir sanatsal etkinliğe yardımcı olarak bir basket potası ya da futbol topu hediye ederek bir mandolin veya bir enstrüman armağan ederek...
Biz gerektiğinde harika çözümler üreten , paylaşan, yardımlaşan bir toplumun insanlarıyız. Yeter ki dürüstçe iyi işler , yararlı çalışmalar yapıldığına inanalım, güvenelim. İyi ki olumsuzluklar karşısında pes etmiyoruz, iyi ki halâ umut tohumları ekmeye devam eden vefalı insanlarımız var. Bir aferin bile beklemeden, takdir, teşekkür belgesi almadan, gösterişsiz, abartısız kimlikleri ile geleceğe belli belirsiz izler bırakan alçak gönüllü insanlarımız...
Bazen her kademede çeşitli Eğitim Kurumlarında farklı branşlarda gerçek bir ÖĞRETMEN olarak, bazen farklı mesleklerde bile olsa yaşamı boyunca bir ÖĞRETEN olarak emek harcayan, zaman ayıran, tüm enerjisini ve gücünü ışığını yayan, yansıtan, örnek olan, sevgi, saygı, dürüstlük, güven , insanlık aşılayan tüm güzel insanlar : Bir gün sizler için de şiirler, öyküler yazılacak, şarkılar, türküler söylenip belki dilden dile anlatılar oluşturulacak. Yolunuz aydınlık, emekleriniz kalıcı olsun.
İyi ki varsınız. Değeriniz her zaman bilinmese de gün gelecek , yeşerttiğiniz umutlar, ektiğiniz tohumlar başak verecek. İşte asıl o zaman bu güzel ülke, bayramları Bayram gibi kutlayacak, kardeş kardeşe insanca kucaklaşacak.
Makbule ABALI -Eğitimci
24 Kasım 2023 İzmir- Urla
24 11. 2023 Yılında yazdığım bu yazıyı hiç değiştirmeden (Sadece fotoğraf ve video ekleyerek) 08.10.2024 yılında yeniden paylaşıyorum.
İdealist bir sınıf öğretmeninin (Ayşe Ünal ) güzel bir jesti: Çocukların imzasıyla bir teşekkür belgesi.
Bildiğimiz bir şarkının yeni görsellerle harika bir düzenlemesi. Ünlü sanatçılar da bana çocukları, gençleri düşündürdü. Emeği geçenlerin sesine, eline, yüreğine sağlık.
Tiyatro Sanatçımız Yıldız KENTER'İ saygıyla anarak...