Sayfalar

tepkilerimiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tepkilerimiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ekim 10, 2017

FARKINDA OLMAK...



Kocaman bir dünyada küçücük bir yer kaplıyoruz. Hepimiz bir başka yerde, bir başka konumda ayak uydurmaya çalışıyoruz dünyaya. Hiçbir şey durağan değil. Etrafımızda olup bitenin farkında olmaya çalışıyoruz. Belki bazen görmüyoruz, bazen duymuyoruz. Oysa her şey yanı başımızda. Çoğu şeyi biliyoruz belki, çoğu şey tanıdık geliyor. Ama fark etmediğimiz, bakıp da göremediğimiz, görüp de anlamadığımız bir sürü şey var. 

Dünyamıza, yaşadığımız çevreye yabancılaşıyoruz adeta. Yıllardır orada olup da yadırgadığımız, şaşırdığımız, sindiremediğimiz, belki de sonra alıştığımız, kanıksadığımız ne çok şey var; İyi- kötü, güzel-çirkin, acıklı- komik birçok şey. Ta çocukluktan beri gördüğümüz ama fark etmediğimiz insanlar, görüntüler, manzaralar, olaylar...

Daha dikkatli, daha duyarlı bakışlar gerekli belki de. Bazen sözlü bir uyarı, belki farkında olduğumuzu belirten bir bakış. Nasıl davranmalıyız...? Fark ettiğimiz halde tepkisiz kalmak mı? "Adam sende'cilik" ya da "Beni ne ilgilendirir" tepkisi mi? Görmezden gelmek mi, başımızı çevirmek mi? Hep çekinmek korkmak mı? Güçsüzün güçlüye yenik düşmesi mi? Haber saatlerinde yeni bir habere konuk olmak mı? Hastane raporlarında yeni bir olay kaydı mı?

Biz böyle değildik, nasıl bu hale geldik? Dünya mı daha hızlı dönüyor, biz mi ayak uyduramıyoruz? Her meslekte, her olayda iyiler de, kötüler de var; Çocuklara sevgi ile yaklaşması gereken bazı öğretmenler neden acımasızca dayağa başvurur? Neden çocuktaki değişim fark edilmez? Çocuk nasıl korkutulmuştur da olan biteni anlatmaz? 

Korunmaya alınan kadınlar yeniden saldırıya uğradığında komşuları ya da yakınları hiç mi ses duymaz? Feryatları sokakları inletirken neden kimsecikler görünmez ortalarda? Bazen düğünlerde en mutlu anlarda tehlikesi hiç düşünülmeden silah atılır, mutluluk mutsuzluğa dönüşür? Bazı adetler vazgeçilmez midir? Hayvanlara yapılan eziyetler, insanlık dışı davranışlar onlarda kalan yaralar kadar insanda da vicdan yarası oluşturmaz mı?

Trafikte karşıdan karşıya geçen yaşlılar veya çocuklar, bir grup insan varsa ayağını gazdan çekip beklemek insanca bir davranış değil midir? Araba veya motor kullanırken gecenin geç bir saatinde gaza ve frene aynı anda basarak keskin fren sesi çıkarmak neden bazı gençlere büyük haz verir? Okulların önünde çocuklarının çıkışını beklerken, onların etkileneceğini bile bile sigara içen veliler; Tiryakilik 5-10 dakika beklemeye izin vermiyor mu? 

Pazardan aldığınız bir sebze veya meyve poşetinin altına birkaç tane de çürüğünden atmak adetten midir? Hayvanlara yapılan eziyetleri, insanlık dışı davranışları kınıyor ve yapanları uyarıyor muyuz? Kötü davranışları uyarırken güzel davranışları da fark edip takdir ediyor muyuz? 

Dünya; fark edebilen, farkına varan duyarlı insanlarla güzel.Bazen nasıl da güzel şeyler gerçekleşir; Ayakları ya da kolları olmayan Milli Futbol Takımımızın Avrupa Şampiyonu olması ne harika bir sonuçtur, ne büyük başarıdır. İstanbul'da bir okulda çocukların empati yapmalarını sağlamak amacıyla  işaret dilinin zorunlu dil haline getirilmesi. Ah çocukları örnek alabilsek. Biz örnek olamayınca bazen onlar bize örnek oluyorlar.

Belki bazen farkında olsak da tepki göstermeye korkuyor, çekiniyoruz. Kimin ne zaman ne yapacağı belli olmayabiliyor. Yardım etmeye çalışanın da arada kaldığı bir olaylar zinciri ürkütüyor. Kim haklı- kim haksız, kim suçlu- kim suçsuz anlaşılamıyor.
"Farkındalık" daha güçlü bir kişilik geliştirdiği gibi daha iyi bir bilinç ve daha güzel bir dünyaya zemin hazırlıyor. 






Mayıs 30, 2016

İNSANCA YAŞAMAK...( Nostaljik Pazartesi )



Kafamızda bin bir türlü ön yargıyla yaşıyoruz. Yılların izini, birikimini taşıyoruz belleklerimizde. Tortular, tabakalar halinde kalıplaşmış adeta. Korkuyor, ürküyor, çekiniyoruz. Daha dikkatli olma ihtiyacını hissediyoruz. Adımlarımızı temkinli atıyoruz. Büyük ölçüde haklıyız da. Onca gazete manşeti, yüzlerce televizyon görüntüsü var belleğimizde. Netlik kazanmayan görüntüler gözlerimizin önünde bir ileri bir geri gidip geliyor.

Değer yargılarımız karmakarışık. Bazen iyi ile kötü birbirine karışıyor. Dünya büyük bir hızla dönerken iyilerle kötüleri ayrıştırmıyor. Hayalle gerçek sanki iç içe. Gerçek dışı görüntüler de devreye giriyor. Temiz-kirli, iyi-kötü, insanca-insanlık dışı, sakin-öfkeli, namuslu-namussuz, onurlu-onursuz, doğru-yalan... Her şey birbirine karışıyor bazen. Ayırt edemiyoruz.

Bir sınama testi, ölçüm aracı ya da sayaç yok elimizde. Tahminlerimiz, terazimizin ibresini doğrulamıyor. Teknik cihazlar da yetersiz kalıyor bazen. Hiçbir şey net değil. Yaşamdan kareleri durduramıyoruz, yaşanan saatleri geri alamıyoruz. En gelişmiş teknoloji de yanıltabiliyor kimi zaman. Ona da hükmeden insan çünkü. Aldanıyoruz, aldatılıyoruz. Kime nasıl inanacağız, nasıl inandıracağız?

Bir güvensizlik ortamında kim kime nasıl güvenecek? Pek çok yerde "girilmez" levhası vardır da "güvenilmez" levhası yoktur. Yasaklara nasıl da uyar insanımız. Hatta bazen neden yasak olduğunu bilmeden, sormadan, emre kesin itaat gibi... Çocukluktan itibaren evde, okulda, sokakta, toplumda soru sorması istenmez, itiraz edemez, karşı çıkamaz. Okul sıralarından itibaren alışmıştır kurallara itaate.

Ama iyi bir dinleyicidir, uysal bir bireydir. Belki de o yüzden küçük protestoları bile çok dikkat çeker. Sesini yükseltmesi istenmez. Ya sesini hiç yükseltmez ya da hep susar, son anda patlar. Avazı çıktığı kadar haykırır. Bazen cinnet geçirir. Ya kendine ya da en yakınlarına zarar verir. Oysa özünde nasıl da yumuşak, saygılı ve uysaldır. Sadece güzel ve uygar bir dünyada; insanca yaşamak, haksızlığa uğramamak, yalan dolandan uzak olmak, adil davranılmak, kabul görmek ister. Her insan gibi...

                                                                      Şubat-2014