Sayfalar

Ekim 30, 2018

CUMHURİYETİMİZ 95 YAŞINDA...



Cumhuriyet; fikren, ilmen bedenen güçlü ve yüksek karakterli muhafızlar ister.
M. K. Atatürk

Büyük işler, önemli atılımlar ancak birlikte çalışma ile elde edilebilir. 
M. K. Atatürk

Özgürlüğün de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası ulusal egemenliktir.
M. K. Atatürk

Cumhuriyet, özgürlüğü sevenlere ve koruyanlara yaraşır. 
George Washington

Cumhuriyet erdemli insanların rejimidir.
Montesquieu




Ekim 24, 2018

ÇOCUKÇA BİR İMECE...



Çocuklar toplandı bir gün ;
Bir okul öncesi sınıfta .
Öğretmen sordu :
İmece ne demek ?
Kimi gülümsedi muzipçe ,
Kimi parmağını ağzına soktu, düşündü .
Biz ne bilelim dedi biri . 
Ellerinizi gösterin dedi öğretmen;
Hadi şimdi de el ele tutuşun.
Bakın kaç elle çalışacağız şimdi ...
Öğretmen hepsinin eline birer sepet verdi,
Hadi şimdi toplayabildiğiniz kadar yemiş toplayın.
Çocuklar böğürtlen topladılar sepet sepet,
Yıkadılar hep birlikte ,
Kaynattılar çok az şekerle.
Şurup yaptılar , reçel yaptılar öğretmenleriyle,
Emekle, ortak çabayla, neşeyle,
Ürettiler sevgiyle ,
İmeceyi gerçekleştirdiler...
Hem öğrendiler, hem yiyip içtiler.
Nasıl da sevindiler, mutluluktan uçtular... 

Makbule ABALI 



Not: İmece: TDK Sözlüğünde: Kırsal topluluklarda köyün zorunlu ve isteğe bağlı işlerinin köylülerce eşit şartlarda emek birliğiyle gerçekleştirilmesi.


Ekim 10, 2018

İNSAN OLMAK...


Pek acele etme küçüğüm;
Elbet büyüyeceksin,
Anlayacaksın sen de 
Dünyanın kaç bucak olduğunu.
Göreceksin;
Bizim gördüklerimizi,
Yaşayacaksın yaşadıklarımızı.
Öğrenmek isteyeceksin,
Soracaksın, kaygılanma
Cevaplandıracağız elbette.
Önce tanıyacaksın;
Çevreni, yöreni, doğayı.
Anlayacaksın;
Suyun neden aktığını,
Ateşin yaktığını,
Taşın sertliğini,
Sonra yavaş yavaş öğreneceksin;
Topluma katılmayı, 
Sosyalleşmeyi, 
Birey olmayı.
Dürüst, güvenilir, yalansız,
Vefalı, sevgi dolu, insancıl olmayı,
Hakkını aramayı,
Sorumluluklarını bilmeyi...
Öğreneceksin zamanla
Unutma;
Zordur insan olabilmek,
Daha da zoru
İnsan kalabilmek...

Makbule ABALI

Ekim 04, 2018

ÇOCUKLAR CUMHURİYETİ



Çocukların el ele verdiği bir dünyada 
Büyükler neden sırt sırta döner?
Çocuklar oyunlarında anlık küsüp barışırken,
Büyükler neden yıllarca dargın kalır?
Çocukların şarkı sesleri 
Ovalara yayılırken
Neden büyüklerin silah sesleri 
Dağlarda yankılanır?
Bir çocuklar cumhuriyeti kurulsa ,
Büyüklerin saltanatı 
Sona erer mi acaba...?

Makbule Abalı-Eğitimci 



Eylül 21, 2018

UNUTMAK...UNUTAMAMAK... ALZHEİMER


UNUTMAK... UNUTAMAMAK... ALZHEİMER

Hiç unutmam derdin ;
Unutamam çekingen davranışlarını,
Unutamam utangaç bakışlarını,
 Unutamam mahcup gülüşlerini... 
Ama unuttun...
Unutmak; bellekten silmek ise anıları,
Birikimleri, yaşanan her şeyi,
İzi kalmamacasına yok etmekse eğer...
Unutmak kendime isyandır diyordun .
Hiç unutabilir miyim derdin;
Yüreğinin güzelliğini, insanlığını, 
Katıksız sevgini ; 
İnsanlara, çocuklara, doğaya...
Unutmak...
Kırmadan, sesini yükseltmeden,
İncitmeden yaklaşımlarını
Sevecen tavırlarını, duyarlılığını,
İnceliklerini...
Unutuldu her şey zamanla...
Hastalandığımda o eşsiz yaklaşımını
Bakışlardan sezen hassasiyetini,
Sesteki kırgınlığa duyarlılığını
Hoşlandığımız haber, fıkra, şiir, öykü paylaşımlarımızı,
gün doğumunu, gün batımını izlemeyi,
çiçeklerin , ağaçların bakımını,
Şiddetli gök gürültülerinde sakinliğini,
Şiirler,  öyküler  yazmak için defterler seçmeni,
Defterler doldukça görülebilir mutluluğunu
Ve kitaplarımız , sürpriz alınan şiir kitapları
Yumuşak tonda söylenen şarkılar
Akşam üstü el ele, kol kola yürüyüşlerimiz,
Selam verdiklerimiz. gülümsediklerimiz,
bazen konuştuklarımız, fotoğraf çekmelerimiz
Hepsini, hepsini unutabilir mi  insan ?
An'ları, günleri, ayları, yılları
Bir kalemde silmek tüm zamanı ,
Unutmak her şeyi...
Mümkün mü...?
Yağmur sonrası toprak kokusu burnunda tüterdi,
Üşüdüğümde ceketini çıkarıp verişini,
Bir zamanlar unuttuğun evlilik yıldönümlerini 
Sonraları hiç unutmayışını...
Günler önemli değil ki derdin,
Birlikte yaşamak, yaşlanmak önemli.
Birlikte yaşlanıyoruz;
Ama hiçbir şeyin anlamını bilmeden,
Geçmişi hatırlamadan,
Bugünü yaşayamadan,
Yarından endişe ederek,
En büyük korkumuz
Alzheimer çaldı kapımızı...
Bilmeni isterim ;
Dayanamayacağım tek şey,
Her şeyi unutsan da 
Adımı unutma lütfen...




21 Eylül Dünya Alzheimer Günü ... İkinci çocukluğunu yaşayanlara saygıyla...




Haziran 19, 2018

DUYARLI OLMAK YA DA DUYARSIZ OLMAK...



Bize hediye edildiğinde henüz 2 aylıktı Cankuş. Aslında o yıllarda hasta olan anneme getirilmişti. Mavi ağırlıkta renkleri vardı. Karnında sarı tüyleriyle bir güzellik göstergesi gibiydi. Zaman geçtikçe evi de, bizleri de benimsedi. Evin içinde özgürdü. Uçuyor, uçuyor sonra birimizin başına ya da omuzuna konuyordu. Eğitimcilerin yaşadığı bir evde bir muhabbet kuşunun konuşmayı öğrenmemesi ayıp olurdu. 

Sabahları mutfağa girince günaydın diyen, akşamları iyi geceler diye seslenen bir kuşumuz vardı artık. Birimizi biraz sıkıntılı görsün, hemen nasılsın der, yanıt alamazsa canım nasılsın diye tekrarlardı. sabah kahvaltılarında annemin yumurtasına ortak oluyordu. Cankuş evin  maskotu, sevgilisiydi. Yazın yaylaya gidilirken kızımın kedisiyle aynı arabada, kafesi benim kucağımda yolculuk yapıyordu. 

Cankuş 13 yıl bizim yanımızda saltanatını sürdü .Annemin hastalığının son iki ayında onun odasına hiç uğramadı. Ölümünden iki saat kadar önce yıldırım hızıyla odaya girdi, başına kondu sonra canhıraş feryatlarla odadan çıktı. Unutamadığım bir sahnedir. 
Duygu, duyarlılık tüm canlılarda farklı ölçülerde var diye düşünüyorum. 

Bir İstanbul yolculuğumuz öncesi Cankuş'u bir akrabamıza emanet ettik. Ayrılışımızdan 3 gün sonra hastalanmış. Bir hafta sonra can vermiş. Telefonda önce bize ölümünü söylemediler, hasta dediler. Sesimi duyarsa iyi gelir dedim, onun sevdiği sözcüklerle seslendim. Dayanamayıp acı haberi verdiler. Eşimle hüngür hüngür ağladığımızı biliyorum. Nasılsa birçok kişi için "kuş beyinli" sözü hakaret içeriklidir. 

Tanımadan, anlamadan ne çok şeyi yanlış yargılarız. Bazen o hassasiyetin farkında bile olmayız. Köpeklerin sadakati üzerine ne çok öykü anlatılır. Sahibi öldükten sonra günlerce sahibinin mezarı başında bekleyen köpekler. Gözleri görmeyenlere iki göz ve baston olan köpekler... Kaybolduktan veya kaçırıldıktan sonra kilometrelerce yol alıp evini, sahibini bulan kediler... 

Son olaydaki vahşete değinmeyeceğim. Vahşeti düşünmek bile insanın ruh sağlığına zarar veriyor. 
Ancak merak ediyorum, o yavru köpeğin haykırışlarını hiç kimse duymadı mı? Suçlu tek kişi miydi, birçok  kişi mi? Sadistçe eğlence mi arıyorlardı? Bir öfke patlaması mıydı ya da neyin intikamıydı? Bu soruların cevapları bilinmeden olayın nedenlerine nasıl ulaşılacak? Bu karmaşık olay nasıl çözümlenecek?

Bu vahşete karışanların merhamet duyguları köreldi ise utanma, pişmanlık duyguları ne durumdaydı bilen var mıdır?  Kulakları tıkalı, gözleri kapalı mıydı acaba?
Ellerindeki kan nasıl temizlenebildi? Bu vahşet, bu kıyım rüyalarına girdi mi?
Kaybettiğimiz insanlık ne zaman bulunacak...? 

Makbule ABALI






Mayıs 20, 2018

GENÇLİK YILLARI...



Çocukluğumla ilgili fotoğraflarım çoktur da, gençlik dönemimde yok denecek kadar azdır. Kişiliğini bulunca insan, her şey kendi düşündüğü gibi olsun istiyor. O dönemlerde genç insan evetlerle değil de hayırlarla daha barışık, daha isyankar, kurallara biraz kırgın, farklı bir dünyada yaşıyor. Saygısızlık değil ama, "Ben de varım, beni de adam yerine koyun" düşüncesi, beklentisi... Daha kırılgan, daha alıngan, kişiliğinden ödün vermeyen ergenler tanıyoruz

Büyük bir Anadolu Kentinde, bir Kız Lisesinde, Edebiyat Bölümünde okudum. Çok güçlü, ama çok katı bir eğitim aldık. Tek tip siyah önlüklerimiz, kocaman beyaz yakalarımız vardı. Saçlar ya iki örgü ya da kulak memesi hizasında kesilmiş olmalıydı. İki örgülü uzun saçlarım liseye kadar direnebildiler. Saç kestirmek dışında kuaföre gitmekten hiç hoşlanmayışım belki de o yıllardan kalmadır.

İnsan gençlik dönemindeki eleştirilerinde bazen haksızlık yaptığını yıllar sonra anlıyor. Eğitim çok sıkıydı belki ama okulda öğretmenlerimizden çok şey kazandık. Devlet Okullarında akademik kariyer yapmış gibi üstün nitelikli gerçek eğitimciler- Öğretmenler vardı. Bugünlerden farklı olarak o yıllarda özel okullar çok azdı, Vakıf Üniversiteleri yoktu. Makyajlı olarak okula gidiş yasaktı,  zaten makyaj sevmezdik, sadelik, doğallık geçerliydi. Kendini kanıtlamak için ya da özenerek sigara içenler olurdu.  Uyuşturucunun adı bile yoktu. Üniversite yılları dahil, yaşamım boyunca sigara içmeyişim belki o yılların etkisiyledir.

"Ne vardı,  neler değerliydi" diye düşünüyorum; Kitaplar, şiirler,  sanata- sanatçıya saygı, doğaya, insana sevgi, saygı, vefa, dostluk, arkadaşlık... Her dönem olduğu gibi aşklar, sevdalar da vardı elbette.  Belki de aşk sanılan platonik sevdalar. Aileler günümüzden daha kontrolcü, daha koruyucu idi. Para değil, güven, sevgi, saygı, namus, gurur, onur gibi değerler  ön plandaydı. Mutluyduk, gururluyduk, utanınca kızarırdık. Davranışlarımızda  içtendik ama yüzgöz olmazdık.

Bilgisayarlar, dijital fotoğraf makineleri yoktu o yıllarda, eksikliğini de duymadık. Sosyal Medya yoktu. Kısa mesajlar yerine mektuplar vardı. Emojiler (sözsüz-resimli ifadeler denebilir mi acaba?) yerine kendimiz çizerdik. Ortaya çıkanlar belki sanat eseri sayılmazdı ama yaratıcılık ürünü şeylerdi. Makine değil, insan ön plandaydı. Edebiyat, psikoloji, felsefe, kompozisyon derslerini ne çok severdim. Çekingen, hassas, kırılgan insanlar okumayı, yazmayı, incelikleri daha çok seviyor, benimsiyorlar. Onlar için sanki kısa mesajlar anlatımı da , anlaşılmayı da yetersiz kılıyor. 

Çağdaş, gelişmiş toplumlarda değişim ve gelişimin olması gerektiğine elbette inanıyorum.
Günümüzde teknolojiye tabii ki önem veriyor,  bir gereksinim olduğunu düşünüyorum. Ancak nedense halâ "Bilgisayarda dünya ne kadar yakın, insan ne kadar uzak" diye düşünmekten kendimi alamıyorum. 

Makbule Abalı - Eğitimci
 2018-







Mayıs 08, 2018

BİR ÖMÜR...





Savaşlar içinde karmakarışık bir dünyada 
Barışı kendi içinde yaşatmalı insan;
Sakin, huzurlu, mutlu,
Sade, gürültüsüz, dingin...
Mavilikler toplamalı gökyüzünden,
Yeşille kucaklaşmalı yeryüzünde.
Çiçeklerle, kuşlarla dost olmalı.
Mutluluk küçük ayrıntılarda gizli;
Ağız tadıyla yenen iki lokmada,
Bazen bir su başında içilen bir bardak çayda,
Eski dostlarla geçmiş anılarda,
Ya da kurumuşken yeniden canlanan bir çiçekte...

Bazen hastalıklarla, kazalarla 
kesintiye uğrasa da hayat,
Yaşamak bir ömür boyu,
Sağlık elverdiğince...
Sonuçta sadece birkaç sözcük,
Koca bir ömrü özetler;
"Huzurlu, mutlu yaşadım" diyebilmek...

Makbule ABALI-Eğitimci 
2018 Mayıs. Mersin 









Mayıs 01, 2018

BAHARLA GELEN 1 MAYIS...



Mayıs Ayını ne çok severim. Mayıs her haliyle özel ve güzeldir. İçinde güzel günler barındırır;19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı, Anneler Günü, Hıdrellez, Emek ve Dayanışma Günü, Bahar Bayramı ve benim doğduğum gün...

Bahar bayramını okulca kutlardık bir zamanlar. Okul dışına çıkmak, doğaya açılmak ne güzeldi. Kırlarda olurduk, papatyalar toplanır, taç yapılır, evlerden getirilen yiyecekler yenirdi. Piknik tarzı gezileri sevmem o zamanlardan kalmadır. Evden getirdiğimiz börekleri, köfteleri ortaya koyar, paylaşırdık. Üniversite yıllarımda kız öğrenci yurdunda kalırken bir portakalı odadaki 8 kişiye paylaştırmamı nedense     anlayamamışlardı. Oysa paylaşım hayatın özünde  ne kadar önemlidir.

1 Mayıs'ta iki bayram birbirine karışırdı ve ne olay çıkardı ne de tatsızlık olurdu. Bugün düşünüyorum da acaba çok şey mi istiyorum? Patron ya da yöneticinin işçilerle güzel bir diyalog kurduğu, sorunlarını sorup anlamaya çalıştığı bir iş yeri, asgari ücretin planlanarak en uygun şekilde ihtiyaçlara göre belirlendiği belirlendiği, fazla mesai ücretlerinin adilce, düzenli ödendiği, kadın işçilerin erkek işçilerle aynı ücreti aldığı, çalışma yerlerinde her türlü güvenlik önleminin alındığı, iş kazalarının en aza indiği, kötü koşullarda, havasız bodrum katlarında işçilerin çalıştırılmadığı, işçilerin çekinmeden haklarını savunacak bir sendikaya üye olduğu, okuma çağında hiçbir çocuğun çalıştırılmadığı, emeğin sömürülmediği... bir ülke düşlüyorum.

Bütün  dünyanın bayram olarak kutladığı 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı neden bizde en katı güvenlik önlemlerinin alındığı bir gündür? Çoğu kez neden bayram değil, yas günü olmuştur? Neden hep endişe, sıkıntı, korku duygularıyla anılmıştır? Ülkemizin böylesi bir günü hak ettiğine inanmıyorum. Bir bahar ayında, bahar bayramıyla birlikte anılan, coşkuyla kutlanan, türkülerin söylendiği, halayların çekildiği  1 Mayıs'ları özlüyorum. Emeğin ve Dayanışmanın günü kutlu olsun.


Nisan 23, 2018

BİR ZAMANLAR ÇOCUKTUK...



BİR ZAMANLAR ÇOCUKTUK...

Gerçek çocuklardık biz;
Bakışıyla, duruşuyla, koşuşuyla.
İlle de oyuncak aramazdık,
Yapma bebeklerimiz vardı,
üstüne elbise biçtiğimiz ,
Bir tas suda yarıştırdığımız
Kağıttan kayıklarımız,
Uzun ipli uçurtmalarımız,
5 taş oynadığımız taşlarımız...

Kırlara çıkardık bahar gelince ;
Başımızda papatyalardan taçlar,
Elimizde rengarenk kır çiçekleri,
Piknik yapardık su kenarlarında,
Şarkılarımız vardı, söylerdik.
Oyunlarımız vardı çocukça 
Gerçek çocuklardık biz;
Çocukluğunu yaşayan çocuklar...

Bayramlarımız vardı,
Törenlere çıktığımız.
Şiirler okuduğumuz müsamerelerimiz.
Oyunlar oynadığımız hep beraber
Bayram gibi bayramlar...
Her şeyimiz gerçekti, her şeyimiz içten.
Hayatı doyasıya yaşayan
Mutlu çocuklardık biz...

Makbule ABALI Eğitimci
23.04.2018 Mersin

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı tüm çocuklara kutlu olsun. 

Not: Üstteki fotoğraf İnternetten.
İsmet İnönü'nün oğlu Ömer İnönü, 4 yaşında iken  Atatürk'le birlikte.


                      
                      Kırlarda baharı karşılayan çocuklar. 
                      Çekim: Sezgi Abalı