Sayfalar

Bayramlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bayramlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Mart 22, 2026

BİR BAYRAMIN ARDINDAN...

 Bir bayram daha geldi geçti hayatımızdan. Bilmem neden, bayramlarda hep hüzün yüklenirim ben. Çocukluk yıllarımdan kalma bir duygudur bu. Bayram günlerimiz hep bir telâş içinde geçerdi. Şairin "Bu telâş beni öldürecek." dediği cinsten. 

Annem, Adana İsmet Paşa Kız Enstitüsünde Biçki Dikiş Öğretmeni ve atölye şefi olarak 5 yıl çalışmış. Evlilik sonrası babamın da isteği ile evinde biçki dikiş atölyesi açarak hem öğrenci yetiştirmeye hem de terzilik  yapmaya başlar. Ev ortamında hem bir anne, hem de üretken bir kadın vardır artık. 

Her bayramda annemin dikiş çalışmaları geç saatlere kadar sürer, sonra da evi bayrama hazırlardı. Bazen o zaman dilimine bizim bayram giysilerimizi de sığdırırdı. Atölye çalışmaları son derece düzenliydi. İlkokulu bitirmiş öğrencileri, hiçbir ücret almadan yetiştirirdi. 10'dan aşağı öğrencisi olmazdı.  

Bu bayram annemi, babamı, aile büyüklerimizi anı fotoğraflarına dalarak, bazen gözümden yaşlar süzülerek andım.  Ayaklı Singer dikiş makinesinin tıkır tıkır  işleyen sesi kulaklarımda yankılandı. Babamın her zamanki sakin hali gözümde canlandı. "Müzeyyen çok geç oldu, çok yoruldun, artık yat." diyen sesini duydum sanki... 

Bayram sabahları, her yer pırıl pırıl, uzun bir sofrada, kalabalık aile kahvaltısı olurdu.  Annemin sınırsız hoşgörüsüyle her bayram o sofranın müdavimi olan komşularımız da olurdu.. Yuvamızın Sıdıka Ablası, annemin çok sevdiği baş yardımcısıydı. Bilirsiniz, çocuklar misafirden çok hoşlanmazlar, ilgi, sevgi azalmış gibi gelir onlara. Ama gülen yüzümüz,  nezaketimiz hiç azalmazdı. Saygılı, söz dinleyen çocuklardık biz.

Bayramın ilk günü, bizi Urla'ya taşıyan kızım ve damadımızın evinde "Bayram Kahvaltısı"na konuk olduk. Aile büyükleri, çocuklar, ev sahipleri upuzun bir masada toplandık. Dünden bugüne, tıpkı eski günlerdeki gibi... Geniş aile, krem rengi dantel örtüyle özenle hazırlanmış büyük sofra, masada yöresel tatlar... Küçük bir vazoda lâvanta, kır çiçekleri bile unutulmamış. Yıllar öncesini aratmayan  sohbetler de dopdoluydu.

Gelenekler, görenekler, sofra kültürü ve adabı kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Aile içinde belki farkında olmadan eğitilen, yetişen çocuk ve gençler o kültürü kendi yaşamlarında da sürdürüyorlar. Çekirdek aile, geniş aile ile hayatını devam ettiriyor, can suyuyla besleniyor. Bu konuda farkındalık ve duyarlılık çok işe yarıyor. Torunlar henüz incelikleri öğrenme aşamasındalar. Ama öyle dikkatliler ki, onlar çok daha üstün niteliklerle donatılacaklar, bir önceki kuşağı aşacaklar.

Sofrada bir de aile dışından,  ama yılların akrabası gibi bir konuğumuz da vardı. Kayseri'den 14 saatlik bir otobüs yolculuğuyla bizi ziyarete gelen çok sevdiğimiz öğrencim Çağrı. Güzel sohbetleriyle eşime ve bana can kattı. Evimizde bir gençlik rüzgârı esintisi gibiydi. Teşekkürler Çağrı. Uzakları yakın kıldığın için. 

İnsan hayatının her an'ı kayda değer. Çoğu zaman yaşadığımız güzelliklerin farkında olmuyoruz. Kendimizle baş başa kaldığımızda, kendimizi ve çevremizi daha objektif bir gözle değerlendirirken yaşam su gibi berraklaşıyor, her şey netlik kazanıyor. Bugünü dünden daha güzel yapmaya çalışmak, çaba harcamakla başlıyor her şey. Yarının garantisi olmasa da, güzel an'ları ve anıları çoğaltmak elimizde... 

Makbule ABALI-Eğitimci 

22Mart 2026 İzmir-Urla







Haziran 07, 2025

KUMBARALI BAYRAMLAR



 Bayram gibi günler yaşasın çocuklar;
 Coşkulu, duygulu, şarkılı, türkülü,
 Eskisi gibi heyecanlı,
 Bahar gibi, bayram gibi... 
 Sudan ucuz olsun gene şeker,
 Kandırılmasınlar bir elma şekerine.
 Almaya alışmadan fazlasını;
 Bir küçük mendil, bir avuç yemiş, 
 Utanarak alınırsa da bayram harçlığı, 
 Doğru kumbaraya.
 Tıka basa dolmasa da kumbara,
 Minik yüreklere yeter o kadar para... 

Makbule Abalı-Eğitimci
Mersin-2010







Haziran 05, 2025

BAŞKALAŞAN HAYATLAR- Öykü



Şehre yaklaşık bir saat uzaklıkta küçük bir belde burası. Uzaktan dağlar görülüyor. Çevrede çam, katran, elma, şeftali, erik, ceviz ağaçları yeşilin her tonunu sergiliyor. Sabah kuşluk vakti. Sonbahar bütün haşmetiyle hüküm sürüyor. Bu mevsimde henüz soğuk yok, ama serin serin esen tatlı bir rüzgar var. Ağaçlarda yapraklar hafif hafif hışırdıyor. 

Tarihi çınarın altındaki kahvede birkaç masa dolu. Oturanlar oyun oynuyor, son meyve satışlarındaki karı, zararı konuşuyorlar. Köşedeki bir masada konuşulanlar farklı. 4-5 kişi heyecanla tartışıyorlar. 
"Ayşe Teyzeyi sabaha karşı gene tepenin başında bulmuşlar. Oturmuş, ağlıyormuş. Ölen babasını, eşini aradığını söylüyormuş. Oysa onlar öleli yıllar oldu."

"Bu kadıncağıza ne oldu da böyle değişti. Geçen gün evine gidenlere çay diyerek soğuk su ikram etmiş. Çayı soğuk suyla demlemiş. Bir gün de ocağı açık unutup bakkala gitmiş, az kalsın evde yangın çıkıyormuş". 

"Muhtar oğluyla konuşmuş, annesinin durumundan kaygılandıklarını dile getirmiş. O ise "yok annemde hiçbir şey, bazen ben de unutuyorum" demiş. Oysa durumu kabullense her şey daha kolaylaşacak." 
"Geçen gün topalak çorbasının içine bulgur yerine pirinç koymuş. Sonra da "bunun içine pirinçleri kim koydu diye komşularına çatmış. O Ayşe Teyze ki, düğün yemeklerinin baş danışmanıydı."

"Evinin önündeki çiçeklere gözü gibi bakardı. Oysa şimdilerde sulanmış, sulanmamış, umurunda bile değil. İçinde ot biten bir çiçeği soğan sanarak yemeğe kattığı bile söyleniyor. Bu aralar Ayşe Teyze efsane gibi oldu. Yaptıkları dilden dile dolaşıyor."

"İki gün önce de buzdolabının içindeki tüm yiyecekleri boşaltıp yerine giysilerini yerleştirmiş. Bu hastalık mı, bunamak mı, aklını kaçırmak mı, şaka mı, biz çözemedik."
"Sağlık Ocağındaki doktorumuz oğluna açıklamalı broşürler vermiş. Ayrıca mutlaka bir nörolog veya psikiyatriste gitmesini salık vermiş. Son zamanlarda onun da gözü korktu ki , yakında gideceklermiş."

"İlkokulu beraber okuduk. Sınıfın en akıllısı bu kadındı. Ne oldu böyle?"
"Geçenlerde televizyonda bir açıklama vardı; Yaşa bağlı bir hastalık bu, herkesin başına gelebilir. Zihnin yitirilmesi anlamına geliyormuş. Erken davranıp önlem almak lazım."

Rüzgar şiddetini arttırmıştı. Sonbahar ağırlığını hissettiriyordu artık. Belli ki "yaprak dökümü" insanlar arasında da sürüyordu. Dili, milleti, ülkesi ne olursa olsun, dünyanın her yerinde aynı hastalıklar farklı insanların kapısını çalıyor, hayatını bir başka yöne çekiyor, değiştiriyordu.
 
Kahvedeki insanlar çaylarını tazelediler Sıcak çay onları rahatlattı sanki. İçlerinde en yaşlı olan tekrar sözü aldı;
"Neyse ki komşuluk ilişkileri henüz bitmedi. Bir tas sıcak çorba, bir kap yöresel yemek dünyalara değer bazen. Bundan sonra kadınlarımız sık sık kapısını çalsınlar bari. O da zamanında hepimizin hastasına az mı koşturmuştu." 


"Yarın Bayram. Ayşe Teyze her bayramda komşularına tatlı yapar, dağıtırdı. "Şeker tadında geçsin günler, bayramlar. Hep ağız tadıyla, gönül huzuruyla yaşayın" derdi. 
"Şimdi hatırladım, çocuklara da içine lokum konmuş mendil verirdi. "Uzaklıkları yakın kılın. Beyinden beyine, yürekten yüreğe yol açın" derdi.

"O zaman yarını beklemek neden? Bu akşam biz de onun ziyaretine gidelim. Yalnız olmadığını anlasın. Geçmişteki güzel alışkanlıkları biz devam ettirelim. Çocuklarımıza da güzel bir ders olur, örnek oluruz."
"Bugün bana, yarın sana... 

Adı ne olursa olsun, ortak kaderi paylaşan insanların iş birliği, güç birliği hastalıkla mücadeleyi de kolaylaştıracaktır." 
"Eskiden insanlar savaşlara karşı mücadele ederlermiş. Oysa şimdi hastalıklar paylaşım bekliyor. Böylece insanın dayanma gücü de artacaktır elbette." 

Çaylar bir kez daha tazelendi. Hava daha da güzelleşmişti sanki. Rüzgar ılık ılık esiyor, öğle güneşinin ışıltısı masalara güzel bir aydınlık yayıyordu...

Makbule Abalı 
Mersin-2013



                                                                                   




SAĞLIKLA, HUZURLA, UMUT VE GÜVENLE, ÖZLEMLE, HEP BİRLİKTE, BARIŞ İÇİNDE BAYRAM GİBİ BAYRAMLARA... 
BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN. 

Makbule Abalı-Eğitimci 6 Haziran 2025

Mart 29, 2025

YAŞANMIŞ BAYRAMLAR...



Giden yılların ardından 
Eski bayramları özlemek...
Özlemek belki de eski insanları;
Nazik, tutarlı, saygılı,
Vefalı, hatırlı, içli insanları,
Çıkarsız dostlukları...
Ya çocuklar...?
Bayram sabahları bir tatlı heyecan,
Bir güzel tebessüm yüzlerde;
Belki yeni bir giysi,
Belki yeni bir ayakkabı.
Ev ziyaretleri unutulmaz;
Biraz utangaç, biraz mahcupça..
Verilen hediyeler değişir;
Bir küçük mendil, bir güzel çorap,
Biraz lokum ya da şeker...
Para da verilir ama zordur alması ,
Büyüklerin tembihi vardır;
Başkasından para alınmaz.
Bir çocuğun başının okşanması,
Bir yaşlının elinin öpülmesi,
Ya da içten bir hatır sorma
Bayram yaşatır kişiye. 
Gerçek bayram, insanca kabul görmek,
İnsan olduğunu hissetmek değil midir...?

Makbule Abalı-Eğitimci
(2018 yılında yazdığım bir bayram şiiri)



Yıllar önce bir Bayram sabahı, kız kardeşim Rasime ve ben, annemin diktiği bayram elbiselerimizle. 

Yeni bir Bayram... Her yeni gün ,  her yeni bayram, yeni bir umuttur.
Sağlıklı, huzurlu, mutlu , barış içinde nice bayramlara... M.A






Haziran 19, 2024

AĞAÇ EV SOHBETLERİ-252 "NERDEEE O ESKİ BAYRAMLAR DİYENLERDEN MİSİNİZ?"

 


Bugün 2024 Haziran Ayında bir Kurban Bayramı'nın daha son gününü yaşıyoruz. Yıllar sonra kim bilir nasıl hatırlanacak, nasıl anlatılacak...? Her özel gün, diğer sıradan günlerden  belki biraz daha farklı biçimde yaşanıyor, hepimizin hafızasında farklı izler bırakıyor; Tıpkı farklı yaşamlar, farklı tatlar gibi. Mutluluk- mutsuzluk, coşku- hüzün,  kırgınlık- hoşgörü gibi değişik duygu ve davranışlar yaşamın o hızla dönen çarkında fırsat bulunca yeniden belleklerimizi tazeliyorlar. Şimdi söz onlarda...

Bloglarda uzun süredir her hafta bir konu seçilerek devam eden "Ağaç Ev Sohbetlerinin " 252. haftadaki  konusu : "Nerde o Eski Bayramlar Diyenlerden misiniz ?"  Haftanın konusunu çok kez olduğu gibi "Sade ve Derin Blog " arkadaşımız sevgili Derin belirledi.

"Her insan ayrı bir dünya" olduğuna göre ben kendi iç sesime kulak verirken siz de zihninizde yıllar öncesinin anılarını hatırlamaya çalışın lütfen. Zamanında iç seslerimizi duymazsak gün gelir; suskun, sessiz bir toplumun  bireyleri gibi beklenmedik zamanda, beklenmedik biçimde söz hakkı isteyebiliyorlar.

Hayatım boyunca geçmişteki güzel değerlere. insani davranışlara, güzel insanlara bağlı kalmaya özen gösterdim. Bu elbette yaşanılan zamanı, gelecek günleri toplumsal değerleri tutucu ve bağnaz bir biçimde reddederek tamamen geçmişe tutunmak biçiminde olmadı. Bir olayı ya da kişiyi değerlendirirken ön yargılı  ve art niyetli olmamayı, çağdaş ve bilimsel değerlerin ışığında kararlar vermeyi ön planda tutmaya çalıştım. İnsana saygı ve adilane çözümlerle sağlıklı sonuçlara ulaşabilmek,  şiddete başvurmadan olayları ve kişileri anlamaya çalışmak, hayatı yaşanabilir kılmak... İlke ve prensiplerinizi  koruyarak kendinizi geliştirmeye çalıştığınızda  daha çabuk yol alıyorsunuz.

Eski Bayramları düşündüğümde; hemen "Evet çok güzeldi" ya da "Hayır hiç özlemiyorum, aramıyorum " diyerek tek yönlü bir değerlendirme yanlış olur, kişileri yanıltmak olur diye düşünüyorum: İnsanın kişiliği çok değişmese de, koşullar ve çevresel değişikliklere bağlı olarak çocukluk, ergenlik, gençlik dönemlerinde dünyayı farklı gözlemliyorsunuz. Yetişkinlerde de yaş aldıkça dünyanızın daha hoşgörülü, olgun , değerbilir olmasını istiyor ama bir ergen gibi eleştirmekten sakınmayarak  gerçekleri kararlılıkla dile getiriyorsunuz.

Eski bayramları farklı evlerde, farklı çevrelerde, farklı insanlarla büyük kentlerde, veya kırsal kesimde, dağ köylerinde gözleme şansım oldu. Yıldan yıla değerler değişti, adetler, gelenek ve görenekler başkalaştı, İnsan farklılaştı,  Hepimiz bu değişimlerden iyi-kötü payımızı aldık. Mevsimler, iklimler bile değişirken, teknolojik hamlelerle zekâmız bile sınanırken tüm dünyada İNSAN giderek daha yalnız ve çaresiz kaldı ..



* Geçmiş bayramlar; içinde sevgi, mutluluk, hoşgörü, iyi niyet, vefa, merhamet, güven, inanç barındırırdı.

* İnsanlar yoksul ama mutluydu. Yardımlar gösterişsiz, abartısız yapılırdı. Tok açın halinden anlardı. 

* İnsanlar aza kanaat etmeyi bilirler, lüksten, gösterişten, ihtişamdan değil, sadelik ve  temizlikten, hatır-gönül almaktan mutlu olurlardı. Bayramlar kırgınlık ve küslüklerin sonlanmasına vesile olurdu. 

*Selamlaşma, hatır gönül sorma, paylaşma sıradan günlük ya da özel günlere has değil. kalıcı davranışlar olarak büyüklerce çocuklara aşılanırdı. 

 * Bayram telâşı, bayram temizliği, bayram alışverişi, bayram yemekleri, bayram tatlıları bayram ziyaretleri günler öncesinden düşünülür, planlanırdı. Arife  günü mezarlıklara gidilir,  vefat etmiş yakınlar , sevdiklerimiz unutulmazdı. 

 * Borcu olmayan kurban kesmekle yükümlü sayılırdı. Kesile kurban üç grup düşünülerek dağıtılırdı: Üçte biri eve, aileye ayrılır, üçte biri yoksullara, et alamayanlara, üçte biri de komşu ve akrabalara pay edilirdi. 

* Sebze, meyve bol ve ucuzdu.  Köy kökenli olanlar için hayat daha kolaydı. Yerli malı üretmeye- tüketmeye teşvik vardı. Sümerbank kunduraları, renkli-çiçekli basmaları çok tüketilen kaliteli bayram malzemeleriydi.

*  Bayramların yazılı olmayan kurallarını hatırlıyorum: İki bayram arası nikâh yapılmaz deyişi  vardı. Kurbanlık mutlaka erkek hayvanlar arasından seçilirdi. dişi hayvan kurbanlık olmazdı.

 * Ben her bayram biraz hüzünlenirim: Ulaşılamayan onurlu yoksullar gelir aklıma. Tatlı çalan çocukları düşünürüm; hayatlarında kaç kez evlerine tatlı veya şeker girmiştir acaba. Küçük yerlerde insanlar kurbanlarını kendileri keser bazen.  Köy kökenli olan eşimin ilk kurban kesişini gördüğümde hissettiğim duyguları yazıya dökmem çok zor geliyor. şimdi. "Sen nasıl bir cana kıyabiliyorsun? dediğimi çok net hatırlıyorum. Genellikle köyde durumu çok uygun olmayanlar da önceden alıp besleyerek kurban keserler. Öylece kavurma yapılarak ailenin bir yıllık et ihtiyacı giderilir.

 * Çocuklar için bayram mutluluk  veya mutsuzluk  nedeni olabilir. Farklı bir gün yaşarlar ancak öyle çok şeye tanık olurlar ki; Adana'daki bahçeli evimiz mutluluk yuvası gibiydi. Huzurlu, konuksever, sevgiyle harmanlanmış, güven ve saygıyla sağlamlaşmış bir ev. Orta direk bir aileydik ama gönül zenginliği paha biçilmezdi. Büyük bayram sofralarımızdan  herkes gözü, gönlü, midesi doymuş olarak kalkardı. 

 * Evin düzeninde, temizliğinde, yemeklerin hazırlanmasında hepimizin katkısı olurdu. Tüm kardeşlerin yemek kültürü gelişmiştir.  Ama Sıdıka Ablamızın emeği ödenmez. Hayatın akışı içinde mutsuzluklar da hastalık ve ölümler de yaşandı elbette. Ancak acılara hazırlıklı olması gerektiğini de öğreniyor zamanla insan. 

* Eski bayramlarda emek, yorgunluk, telâş vardı belki ama  İNSAN merkezliydi etkinlikler.. Sanırım o yüzden gülmeyi unutmamıştı insanlar. Birbirine güven vardı, mizah duygusu, şakalaşma dozunu aşmamışsa kabul görürdü.  

* Sohbetlerin konusu sadece ekonomi, yitirdiğimiz değerler, sahtekarlıklar, haksız ve adaletsiz uygulamalar, hayat pahalılığı, bozulan sağlık durumları, eğitim- öğretim kaygıları, iş bulma  güçlükleri değildi. 

* Bayramlar tatil amaçlı değil, anılar biriktirmek için kullanılırdı. Görüntülü telefonlar, kısa mesajlar, yüksek teknolojinin son harikası dijital fotoğraflar belki uzakları yakın kılıyor ama insan insana sohbetin  güzelliğini, insan sıcaklığını  yaşatamıyor.

 *Sadece bayramlarda değil, hayatın her aşamasında, yaşamın her boyutunda insanın acısını gene İNSAN  alıyor. 

* Sağlıkla,  umutla, mutlulukla, huzurla güzel günlere, yıllara...

Makbule ABALI  

19 Haziran 2024  Urla





 

Temmuz 20, 2021

GEÇMİŞE ÖZLEM...YENİ BİR BAYRAM...



"Eski-yeni" kavramları bana çok şey düşündürür. Eskide bazen eskimişlik, yıpranmışlık yoktur ama değer kaybı vardır. hatır, gönül kırgınlığı vardır. Gün gelecek belki bugünün gençleri geçmişten, günümüzden özenle söz edecekler. Zaman akıp giderken pek çok değeri de sürükleyerek götürecek.

İnsani değerler de belki erozyona uğrayacak . İNSAN biraz daha tek başına, yalnız, çaresiz, güvensiz kalacak. İnsanın özünde geçmişe özlem, her dönem olmadı mı? Bazen eğitime, bazen yaşam tarzına ama özellikle giderek düşen insani değerlere...

Eski bayramları uzun uzun anlatmak değil amacım. 
Ama özellikle neleri özlüyorum, neleri anıyorum, arıyorum, kısaca onları vurgulamak istiyorum.
Her bayram içimiz titreyerek haberlerde trafikteki kaza ve ölüm istatistiklerini izliyoruz. Geçmişte böyle bir şey yoktu. 

Tebdil-i mekanda ferahlık vardır anlayışıyla herkes bir yerlere gitme çabasında. Bayram bir nevi tatıl gibi algılanıyor. Tek başına, toplumdan uzakta. İnsanlar artık kalabalıklar içinde yalnızlığı seçiyor. "İnsan sıcağı" soğudu. Geçmişte "yemek" aile bütünlüğünü sağlayan bir etkinlikti. 

Yıllar öncesinin beyaz örtülü, çok insanlı, imece usulü yapılan güzel yemekli, çiçekli sofralarını özlüyorum. 
İl dışından gelmiş akrabalarımız, yatılı konuklarımız olurdu. Arefe günü mezarlıklara ölmüş yakınları ziyarete gidilirdi. 


İnsan önemliydi. Asıl bayramı çocuklar yaşardı. Küçük hediyeler, cep harçlıkları, mendil ya da çorap...
Şimdilerde çocuk olmamakla birlikte o günlere özlem duyuyorum. Günümüz çocukları yıllar sonra neler anlatacaklar acaba...?
Bir bayram daha yaşanacak ve bitecek.. Sağlıkla, mutlulukla, huzurla güvenle, vefayla yaşanacak daha nice güzel bayramlara...

Makbule ABALI- Eğitimci
20 Temmuz 2021 Mersin

Eski bir yazım. 5 yıl önce yazmışım. Bugün yeniden yayınlamadan önce sadece iki sözcüğünü değiştirdim.


Mayıs 25, 2020

DÜNYAYI VERELİM ÇOCUKLARA


Dünyayı verelim çocuklara
Hiç değilse bir günlüğüne
Allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar
Oynasınlar türküler söyleyerek 
yıldızların arasında
Dünyayı çocuklara verelim
Kocaman bir elma gibi verelim
Sıcacık bir ekmek somunu gibi
Hiç değilse bir günlüğüne doysunlar
Dünyayı çocuklara verelim
Bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı
Çocuklar dünyayı alacak elimizden
Ölümsüz ağaçlar dikecekler.

Nazım Hikmet RAN



Daha nice Bayramlara sağlıkla. huzur ve mutlulukla girmeyi diliyoruz. M.A.

Nisan 23, 2018

BİR ZAMANLAR ÇOCUKTUK...



BİR ZAMANLAR ÇOCUKTUK...

Gerçek çocuklardık biz;
Bakışıyla, duruşuyla, koşuşuyla.
İlle de oyuncak aramazdık,
Yapma bebeklerimiz vardı,
üstüne elbise biçtiğimiz ,
Bir tas suda yarıştırdığımız
Kağıttan kayıklarımız,
Uzun ipli uçurtmalarımız,
5 taş oynadığımız taşlarımız...

Kırlara çıkardık bahar gelince ;
Başımızda papatyalardan taçlar,
Elimizde rengarenk kır çiçekleri,
Piknik yapardık su kenarlarında,
Şarkılarımız vardı, söylerdik.
Oyunlarımız vardı çocukça 
Gerçek çocuklardık biz;
Çocukluğunu yaşayan çocuklar...

Bayramlarımız vardı,
Törenlere çıktığımız.
Şiirler okuduğumuz müsamerelerimiz.
Oyunlar oynadığımız hep beraber
Bayram gibi bayramlar...
Her şeyimiz gerçekti, her şeyimiz içten.
Hayatı doyasıya yaşayan
Mutlu çocuklardık biz...

Makbule ABALI Eğitimci
23.04.2018 Mersin

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı tüm çocuklara kutlu olsun. 

Not: Üstteki fotoğraf İnternetten.
İsmet İnönü'nün oğlu Ömer İnönü, 4 yaşında iken  Atatürk'le birlikte.


                      
                      Kırlarda baharı karşılayan çocuklar. 
                      Çekim: Sezgi Abalı 

Ekim 30, 2017

ÇOCUKLUKTAN GELECEĞE...



"Bir çocuğun aldığı ilk izlenimler bütün ömrünce sürer."
                                            Heinrich Sclimann

Ekim Ayının son günlerine geldik.Sonbahar tüm yurtta hükmünü sürüyor. Cumhuriyetimizin 94. yılını da yaşadık. Yaş aldıkça Bayramların içimizde yarattığı coşku ve heyecan katlanarak büyüyor. Altı yıl sonra 100. yıl kutlamaları. Düşünmesi bile insanı duygulandırıyor. 

Tüm Milli Bayramlarda özellikle çocuk ve gençlerle birlikte olmak, onların davranışlarını gözlemek beni çok mutlu ediyor. Geleceğe yönelik umutlarım tazeleniyor, yeni hayaller kuruyorum. Yaşlıların yeri elbette ayrı ama onlarla birlikte olacağımız o kadar çok özel gün var ki. Çocuk ve yaşlıların birlikte oldukları günler de bir başka güzel.


29 Ekim günü Mersin- Mezitli'de Bircan Tüfekçioğlu Çocuk Bakım Evi kutlamalarındaydık. Anaokulu, okul öncesi çocuklarda özlediğimiz bir eğitimi sürdürüyor. Mezitli Belediye Başkanı Sn. Neşet Tarhan ve Okul Müdürü öğretmenimizin konuşmalarının ardından Tören başladı. O heyecanı, sorumluluk duygusunu, coşkuyu anlatmak çok zor. Eski bir eğitimci olarak dilerdim ki bu güzel çocukları bu farklı duygularıyla yılların ötesine çok değişmeden ışınlayabilsek.Yıllar onları törpülemese, aldıkları değerleri yitirmeden yeni değerler kazandırsa...


Fotoğraflar elbette çok şey anlatır ama duyguların tamamını aktarabilmek ne mümkün. O gün yağmur havası vardı ama öğleden sonra yağmur olacağı duyumu alınmıştı.Tören saat 10.00 da idi. Ansızın başlayan yağmur şaşırttı tabii. Bir gece önceden sipariş edilen yağmurluklar imdada yetişti. Görüntü öylesine ilginçti ki.Yağan yağmura rağmen elde şemsiyeler, sırtta yağmurluklarla  çocuk-büyük, hep birlikte coşkuyla izlenen bir tören.

 Her yüz farklı bir öykü yazıyordu adeta. Babaların kucaklarında gelen henüz 1 aylık bebekler vardı. İnsan davranışları nazik ve ölçülüydü. 

Biz törenin sonuna kadar kalamadık ama o gün, belleklerimizde çok farklı anılarla yer edecek. Kutlamada emeği geçen tüm adsız kahramanları yürekten kutluyoruz. Kuşaklar boyu bu tür güzel etkinliklerin aynı coşku ve heyecanla devam etmesi dileğiyle...




Ekim 30, 2016

BAYRAM VE ÇOCUKLAR...



Bir zamanlar 29 Ekim Cumhuriyet Bayramları okullarda da kutlanırdı. Sınıflar hazırlanır, küçük bayraklar asılır, renkli krapon kağıtlarından süsler, fenerler yapılırdı. Coşkuyla rontlar oynanır, şiirler, şarkılar söylenirdi. Daha büyük sınıflar okul dışında resmi geçide katılırlardı. Biz büyümeyi beklerdik sabırsızlıkla. Bugün o günleri andım yeniden.


29 Ekim günü sabah saat 11.00 de Mersin Mezitli'de bir Gündüz Bakım Evinde bayram kutlamasına davetliydik. Çok yakınımızda yeni bir kurum burası.  Her sabah çocukların neşeyle gelişini, anne-babalarına el sallayıp binaya girişlerini gözlüyoruz. Öyle güzel bir tablo ki bu. Çocukların olduğu her yer güzelleşiyor. İçtenlik, doğallık içinde enerjikler, mutlulukları yüzlerine yansıyor. Şairin dizelerini mırıldanıyorum; "Çocuklar beni de alınız içinize ne olur..."


Mersin Mezitli Belediyesi ile işbirliği ile yapılmış bir kurum burası. Belediye yapının arsasını vermiş. Hayırsever bir emekli eğitimci     Bircan Tüfekçioğlu okulu yaptırmış. Okula öncelikle belediye personelinin çocukları alınıyor. Halen 130 çocuk var. 3-5 yaş arası çocuklar el ele tutuşmuşlar, öğretmenlerinin eşliğinde Cumhuriyet Bayramını kutluyorlar. Rengarenk harika bir görüntü bu. Mutluluk, heyecan, coşku var bu kutlamada. Ünlü şair-yazar Sunay Akın da aramızda.

Sınıfların içi ve bahçe çok güzel düzenlenmiş. Küçük bir dünya burası. Bu büyülü ortam insana çocuk olmayı çağrıştırıyor. Biz de heyecanlanıyor, umutlanıyoruz. Geleceğe dair güzel düşler kuruyoruz. Bu minicik eller büyüyecek. Ve Cumhuriyet emin ellerde olacak. Tören sonunda Belediye Başkanı Sn. Neşet Tarhan'a hediye olarak bir kutu veriliyor. Kutunun içinde çok anlamlı bir hediye var. Bir barış güvercini.  Başkan güvercini uçururken çocuklar, konuklar hep birlikte coşkuyla alkışlıyorlar.

Bu şiirsel ortam insana şiir dünyasını düşündürüyor. Ünlü şairlerden çocuk şiirlerini...

DÜNYAYI VERELİM ÇOCUKLARA

Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne
allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar
oynasınlar türküler söyleyerek yıldızların arasında
dünyayı çocuklara verelim
kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi
hiç değilse bir günlüğüne doysunlar
dünyayı çocuklara verelim
bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı
çocuklar dünyayı alacak elimizden
ölümsüz ağaçlar dikecekler.

Nazım Hikmet Ran 

YÜREĞİM

Yüreğim ıslaktır benim
Kuytularda ağlamaktan
Ve hafif uçuktur rengi 
Kurusun diye kaç kez 
Güneşe asılmaktan

Sunay Akın 
2001

Tören bitiminde "Yüreğim ıslak" güneşe çıkarken, içimden tekrarlıyorum: "Ölümsüz ağaçlar dikecekler..."  Ve Barış Güvercinleri uçuşacak gökyüzünde...

Makbule Abalı-Eğitimci
2016-Mersin