Sayfalar

Mayıs 08, 2022

ANNE OLABİLMEK...


Anılar vardır, yıllar boyu değerini yitirmez, sizinle birlikte yılları taşır sırtında. Acısıyla tatlısıyla sanki hep sizinle beraber, hep belleğinizdedirler. Önce siyah beyaz fotoğraflar gibidirler. Sonra zamana göre değişen renkleri olur. Çocuklar kundakta, kucakta, el ele, yan yana ve nikah-düğün fotoğrafları,,,


Bugün annemle ilgili ne çok anı var belleğimde. Ondan kalan tüm görsel  anılar, duygular, izler,,
O zamanların  çok fazla geçim sıkıntısı çekmeyen  bir orta direk ailesiydik. Bayramlarda tüm giysilerimiz annem tarafından özenle dikilirdi. Büyüklerin daralan giysilerini küçüklerin üzerine uydurarak kesip biçerek  yeni giysiler yaratmak onun en sevdiği  işlerden biriydi. Eskiler atılmaz, değerlendirilirdi.

Qnlar  ülkedeki  yoksulluk yıllarının fedakar, cefakar, sadık, çilekeş kadınlarıydılar. Bencil değildiler, paylaşımcıydılar. Anılarım çiçeklerle dopdolu. Özellikle bayram  günleri .sofralarımız çiçeksiz olmazdı. Nergis kokusu bütün evi sarardı. Birer küçük demet  yakınlarımıza da verirdik.

Annelere özgü belli davranış kalıpları, duygular vardır; Koruyuculuk, çocuklarına düşkünlük,, sevgi, endişe, vefa. Her anneler gününde duygulanırım, içim titrer. Annesini kaybetmiş çocuklar gelir aklıma. Ah abartılı kutlamalar olmasa derim. Ama bilirim ki o çocuklar da hayatta daha mücadeleci olmayı öğrenmişlerdir.

Özel günler anıları tazeler, yeniden düşünmeyi sağlar. Özel günler sevdiklerimizi yeniden anmak için bir vesiledir. Geçmiş günleri anarak ömrümüzden bir gün daha geçiyor. Gelen  günlerimiz giden günlerimizi aratmasın. Sevgi ve vefayla örülmüş güzel yıllara.
Tüm annelerimize ve anne gibi özel ve güzel kadınlara sağlıklı, mutlu güzel günler dileyerek...

Makbule Abalı-Eğitimci 
8 Mayıs 2022 Mersin

Güncelleme:

Mayıs 02, 2022

BAYRAMLARIMIZ...

Geleneklerimiz, göreneklerimiz, bayramlarımız  yaşamın temelini oluşturuyor. Gelenekleri yaşatabilmek ne güzel. Ama yıllar ve zaman pek çok şeyi alıp götürüyor, değiştiriyor.


Çocukluğumuzda 1  Mayıs anlamlı iki Bayram olarak kullanılırdı. Bahar Bayramı ve Emeğin ve işçinin Dayanışma Bayramı. İkisi de bahara yakışır biçimde kutlanırdı. .Coşkulu, şenlikli, neşe içinde...


Halaylar çekilir, türküler söylenir, barış, dostluk ve dayanışma pekişirdi, El ele, omuz omuza kimse kimseyi incitmezdi. Kırl
arda sınıf arkadaşlarımızla piknik yapardık. Emek ve dayanışmanın öldi. nemi anlatılırdı. Emeğe saygı duymayı asıl  o yıllarda öğrendik. 


Sonraki yıllarda ölümlerle karalandı 1 Mayıs'lar. Kan, kuşku, güvensizlik yakışmadı 1 Mayıslara. Bahar Bayramları karardı, gölgelendi. Kırlardaki çiçekler mezarlıklar için toplandı. Özlemle beklenen baharlarda dayanışma bölündü. Emeğin değeri düştü, enflasyon yükseldi, alım gücü düştü, yoksulluk artti. 


Emek ve dayanışma paramparça olurken daha sonra gelecek günler, yıllar bu karamsar tabloyu değiştirebilecek mi acaba?

Makbule Abalı.


Nisan 28, 2022

EVLERDE YAŞAM...

Evler de insanlar gibi yaşam içinde can bulmak isterler..Bazı evlerde duvarlar bomboştur. Ruhsuz insanlar gibi.En lüks mobilyalar bile can kazanamaz böyle evlerde.. Ruhsuz, kişiliksizdirler. Taşındığımızdan beri  hep hayal ettim, Ne nereye yerleştirilebilir? Hangi eşya hangi köşede uygundur? 
Sıra bugünmüş.. Kızımın can dostları bir çift, Özge ve Selçuk iç sesimizi duydular sanki. Ellerinde matkap ve alet çantaları, gerekli düzenlemeleri yaparak bizi nasıl da mutlu ettiler.
Bu gece daha huzurlu uyuyacağız. Eşyalar dile gelseydi, eminim onlar da huzurlarını vurgularlardı.

Makbule Abalı.

 

Nisan 22, 2022

DUYARLILIK...23 NSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI KUTLU OLSUN.

Siz hiç çiçek yetiştirdiniz mi?
Ağaçları, kuşları, balıkları sevdiniz mi?
Hiç üzüldünüz mü ağaçlar kesilirken?
İçiniz yandı mı toplu kuş ölümlerine?
Bir başkasına haksızlık yapıldığında 
Sadece içinizden mi isyan ettiniz?
Çocuklarla el ele kırlarda yürüdünüz mü?
Yoksul bölgelerde soğuklarda
Küçücük çıplak ayaklar, morarmış yüzler, eller
Sizi de üşüttü mü?
Soğukları, haksızlıkları
Ta yüreğinizde hissettiniz mi?
Sizin de içiniz buz kesti mi karda, ayazda?

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun.

Makbule ABALI

 

Nisan 21, 2022

KÖY ENSTİTÜLERİ...


Bir zamanlar
 bir efsane gibiydi;

Köy Enstitüleri köylü çocukların kurtarıcısı,

Ayaklarda çarıklar, üst baş perişan.

Ve sonra yeni bir dünya açılıyor önlerinde;

Mükemmel eğitimcilerin önderliğinde 

Okullarını kendileri inşa ettiler,

Bahçelerini  kendileri düzenlediler, ektiler, biçtiler,

Her konuda yetiştiler,

Yılda 200 kitap okuyan, bir enstrüman çalan,

Barışı, kardeşliği, dostluğu savunan,

Haksızlığa karşı çıkan, özgüvenli,

Kendi kendine yeten bireyler olarak yetiştiler.

................................

Ve sonra....

21 Köy Enstitüsünden geriye kalan

Harabeye dönmüş, insanın içini acıtan sonuçlar, bahçeler, binalar.

aydınlanma hareketi karanlığa gömülmüş.

Geriye kalan o yıllarda eğitim şansını yakalayabilmiş 

bir avuç güzel insan...

Makbule ABALI.

Ocak 01, 2022

YENİ BİR YILA GİRERKEN...


 Her yeni dönem insanda mutluluk uyandırır. Ama her yeni dönem beraberinde yeni zorlukları da getirir. İnsan insana muhtaçtır Her bitiş yeni bir başlangıcı getirir, Ve her başlangıç eski bir bitişi noktalar. İkisinin de içi dopdoludur. Biri sırlar alemi gibi bilinmeyen bir diğeri kanıksanmış, yaşanmış anılar topluluğu Şimdi yeni gelen yılı , aylarını ve günlerini bilmek mümkün değil.

2021 yılına korona damgasını vurdu. İnsan insana yabancı kaldı. İnsanı insandan , dosttan, akrabadan uzaklaştırdı. İnsan insana muhtaç, insanın sohbetine, insanlığına... Oysa hastalıklar insanları birbirinden uzaklaştırdı

Yeni bir yılı karşılamaya hazırlanırken   önce bir köşeye umut koyalım. "Umutlarını ve hayallerini bırakarak bezginliğe kapılan insan artık yaşlanmıştır " diyor bir düşünür.

Hayatın içinden ne güzel özetlenmiş,

"Çocukken bacaklarımız en önde, beynimiz ve kalbimiz ardından koşardı.

Gençken kalbimiz en önde, beynimiz ve bacaklarımız ardından koşardı.

Yaşlandık... Her biri ayrı yöne koşuyor. ...

Barış içinde sağlıklı, huzurlu, mutlu bir yeni yılı özlüyoruz.

Makbule ABALI



Aralık 28, 2021

SEVMEK...


Sevmek;

Bazen bir kenti, 

Bazen bir yeri, doğayı...

Sevmek;

Ağaçları, çiçekleri

Kuşları, çocukları...

Sevmek;

Bir insanı sevmek

İnce duygularla 

Katıksız, çıkarsız

Meziyetleriyle, kusurlarıyla

Aklıyla, yüreğiyle

Coşkusuyla, hüznüyle

İyi günde, kötü günde

Tüm insanlığıyla

Sevmek;

Bir ömür boyu...

Makbule ABALI



Aralık 20, 2021

ALIŞVERİŞ...Mini Öykü


 Akşam saatleriydi. Öğleden sonra hafif yağmur çiselemeye başlamıştı. Günlerdir yağmur bekleyen kent halkı için  bu bir müjde gibiydi. Genç kadın bir mağazada tezgahtar olarak çalışıyordu. Asgari ücretli maaşı bir ayın sonunu zor getiriyordu. Evde küçük dikişler yaparak evin bütçesine katkı sağlıyordu.

İki  çocuğundan  büyüğü öğleden sonra  okuldaydı. Zamlar gözünü korkutmasına rağmen  birkaç gıda maddesi almak için küçük kızıyla alışverişe çıkmıştı. Cebindeki paranın hesabını yapıyordu. "Param yetmezse ürünleri kasada bırakırım" diye düşündü. Bütün marketlerde olduğu gibi burada da giriş reyonu çocuklar için bir tuzak  gibi düzenlenmişti: Yaldızlı kağıtlarda çikolatalar, şekerlemeler, sakızlar,  renkli kutularda saklı kurabiyeler, anne elinden çıkmış gibi tatlılar... 

Küçük kız anında bu tuzaklara takıldı. Önce eliyle işaret etti. Ama annesi kararlı bir ses tonuyla "Sonra" dedi. Bu sonra'nın zamanı belli değildi. Ama çocuk dilinde sonra ," biraz sonra" anlamında da yorumlanabilirdi. Tam çıkmaya hazırlandıklarında aniden ziller çalmaya başladı. Çocuk korkuyla annesinin eteğine sarıldı. Bir güvenlik görevlisi onun montunun ceplerini kontrol etmeye başladı. Herkes durmuş, onları izliyordu. Genç annenin yüzü lacivert ceketinin aksine bembeyaz olmuştu. İkisi de ağlıyorlardı.

Mağaza müdürü küçük suçlu için bir tutanak tuttu. Ağlayan bir anne ve çocuğunun gözyaşları yağmur damlalarına karıştı. Yağmur ince ince yağıyordu.

Makbule ABALI



Aralık 15, 2021

HAYATIN AKIŞI...


 Bazen hayat akıp giderken birden sekteye uğrar. Akış yavaşlar ya da duraklar.  Sanki her şey birdenbire olmuştur.  Bu ani yavaşlamaya akıl sır erdiremezsiniz. Zaman alışık olduğunuz zaman dilimi değildir. Ağır çekimdesinizdir adeta. Fırtına öncesi sessizlik yaşanırken her zaman, bazen de gürültü birdenbire olur. Nasıl, nereden olduğunu bilemez insan. 

Yapraklar savrulur sanki, beden huzursuz olur. Bir hastalık yer bitirir , adeta kemirir vücudu. Gücü azalır, takati tükenir. Zordur hastalıklarla uğraşmak, ilaçlarla ortak olmak. Önce güvenilir bir doktor bulmak gerekir; Dinleyen, anlayan, alanında bilgili. Ve sonra önlem almak, kendine zaman tanımak, beklemek... 

İnsanın hayat boyu mücadelesi hiç bitmez. Ama her acı, her sıkıntı insanı biraz daha güçlü ve dirençli kılar.

Makbule ABALI

Aralık 10, 2021

10 ARALIK İNSAN HAKLARI GÜNÜ.....


Dünyanın her yerinde, duyularla-duygularla ilgili sözcükleri ne çok kullanır insanoğlu; duyarlılık, duyarlı olmak, duyarsız olmak, duygulanmak, duygusuz olmak... Neden ihtiyaç duyar, bilinmez... belki de insan yanını-varlığını kanıtlamak ister. 

Duyu organlarımızla farkına varıyoruz pek çok şeyin; görüyor,kokluyor, duyuyor, tadıyor, dokunuyor, böylece anlıyor, tanıyor, algılıyor, bilincine varıyoruz. Duyarlı olmak için ille de tüm duyu organlarımızın sağlam ve işler olması gerekmiyor elbette. Duyu organları  sapasağlam olduğu halde pek çok konuda duyarsız olabilen ne çok insan var toplumda. Uzman doktorlardan "sağlam" raporu alsa bile "duyarlılık" konusunda "özürlü-engelli" olabiliyor kişi... 

Gün gelecek, belki de son teknoloji harikası robotlar, aldıkları komutlar doğrultusunda her işi büyük ustalıkla gerçekleştirecekler, ancak hangi "üstün robot" insan duyarlılığında olabilir...? İnsan gibi yüz yüze-göz göze gelebilir, insan sıcaklığında dokunabilir, yüzü kızarıp utanabilir, acıyı test edip, sevinci-coşkuyu ölçebilir...? Pozitif bilime güvenmek gerek, belki bir gün insana duyarlı robotlar da olacak... kim bilir... 

Duyu organlarımız arasında ne güzel bir iş bölümü vardır: Birinin gerçekleştiremediğini diğeri başarmaya çalışır, uyum sağlanır böylece; Dil susarsa göz berraklaşır, göz kapanırsa kulak açılır, kulak duymazsa göz baş role geçer, beynin işlerliği artar. Dünyanın her yerinde "insanca dokunuşlar" sona erdiğinde, "kötü kokular" alabildiğine çoğalıyor... Duyarlı bir yürekle duyarlı duyu organları insana zarar vermiyor ancak, "duyarsızlık-duygusuzluk" büyük kayıplara neden olabiliyor. "Gözünü dört açmazsa" insan, kötülerin-kötülüklerin olumsuz etkisinden kurtulamıyor... 

Dilimiz öylesine zengin ki; Belki zamanında insan değerini bildiğimiz ya da insana önem verdiğimiz için, duyarlılık ve duyu organlarımız ile ilgili doğru-yanlış ne çok söz,  üretmişiz. Acaba çocuklar yetişkinlerden daha iyi görüp duydukları için mi "Çocuktan al haberi" demişiz. "Gözlerinin içi gülmek" mutluluğun mu, duyarlılığın mı bir göstergesidir? Her şey makineleştiği için mi, yoksa değer bilmezliğimizden mi, "El emeği-Göz nuru" deyişini daha az kullanır olduk? "Kulaklarına kadar kızarmak" deyimini bilen ya da kullanan kaç kişi kaldı aramızda? Gözleri görmediği halde nice güzel işler başaran onca güzel insanımız varken neden "Kör-topal işini sürdürmek" deriz... gözün görmeyişi veya ayağın aksaması beynin işleyişine engel değil ki... 

Görme engelli öğrencilerin-topun doğru yönünü algılayabilmek için-ziller takılmış bir topla oynadıkları kavgasız futbol maçlarına bakan-gören kaç göz imrenmez? Yeter ki aldatılmasınlar, zihinsel engelli pek çok çocuğun yüreği öylesine sevgi doludur ki, uygun yaklaşımlar hemen sevgi diliyle ödüllendirilir. Oysa bazı insanlarda bakışlara bile yansıyan kin-nefret-öfke nasıl da korkutur incitir-yaralar insanı.

Güzelliklerin, küçük mutlulukların tadını çıkarmak yerine pek çok şeyin tadını kaçırırız bazen, ille de "acı" ararız yaşantımızda. Gözümüzde büyüttüğümüz bazı insanlar, nesneler anlaşılmaz biçimde giderek değer kaybedip küçülürler... neden-nasıl soruşturmayız, araştırmak istemeyiz... Dilin söyleyemediğini "Beden dili" ne güzel anlatır oysa... "Timsah gözyaşları" tanınmadığı bilinmediği için mi "gerçek gözyaşları" anlaşılmaz-fark edilmez bazen.

"Duyarlılık-duyarsızlık" doğuştan var olan bir özelliğimiz değil. Sonradan pek çok etkenle dünyaya-yaşadığımız ortama uyumlu veya uyumsuz olabiliyoruz. Zamanında duyu organlarına yeterince işlerlik kazandırılmamışsa, sonradan beyin ve yürek de yeterince yardımcı olamıyor. Yürek "nasır bağlayınca" göz  görmek istemiyor, dil yaralayıcı olabiliyor... Ağız ne kadar çok açılırsa göz giderek küçüldüğü için "görüş alanı" daralıyor, sonuçta görmez oluyor. 

İnsanın içindeki "fırtına" büyüdükçe fırtına öncesi sessizlik bazen patlamalarla sonuçlanabiliyor. kasılmalar çoğaldıkça dokunma duyusu da azalıyor, umarsızlık-duyarsızlık-ilgisizlik artıyor. Tüketim toplumlarında "kalabalıklar içinde yalnız ve çaresiz insan" imajı nasıl da acımasız gelir duyarlı insana. "Kalp kör olduktan sonra gözün görmesinde yarar yoktur" deyişiyle ne güzel-ne doğru söylüyor Hz. Ali. 

Bir zamanlar teknoloji böylesine gelişmeden, sanal dünya oluşmadan, hatta cep telefonları yaygınlaşmadan da   biz "iletişim" kurabiliyorduk; bazen beden diliyle, bazen bir kartla, bazen mektupla... Anlaşmak-iletişim kurmak için istemek ve hazır olmak yeterdi. Ancak belki de en önemlisi beyin ve yüreklerin "paylaşıma" açık olması, "duyarlı" olmasıydı... Neden günümüzde de olmasın...? 

10 ARALIK  DÜNYADA BARIŞİN VE İNSANLIĞIN GÜNÜ OLSUN.
Bu yazıyı ilk 2010 yılında yayınlamıştım..