Sayfalar

İnsan Hakları Günü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İnsan Hakları Günü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Aralık 10, 2021

10 ARALIK İNSAN HAKLARI GÜNÜ.....


Dünyanın her yerinde, duyularla-duygularla ilgili sözcükleri ne çok kullanır insanoğlu; duyarlılık, duyarlı olmak, duyarsız olmak, duygulanmak, duygusuz olmak... Neden ihtiyaç duyar, bilinmez... belki de insan yanını-varlığını kanıtlamak ister. 

Duyu organlarımızla farkına varıyoruz pek çok şeyin; görüyor,kokluyor, duyuyor, tadıyor, dokunuyor, böylece anlıyor, tanıyor, algılıyor, bilincine varıyoruz. Duyarlı olmak için ille de tüm duyu organlarımızın sağlam ve işler olması gerekmiyor elbette. Duyu organları  sapasağlam olduğu halde pek çok konuda duyarsız olabilen ne çok insan var toplumda. Uzman doktorlardan "sağlam" raporu alsa bile "duyarlılık" konusunda "özürlü-engelli" olabiliyor kişi... 

Gün gelecek, belki de son teknoloji harikası robotlar, aldıkları komutlar doğrultusunda her işi büyük ustalıkla gerçekleştirecekler, ancak hangi "üstün robot" insan duyarlılığında olabilir...? İnsan gibi yüz yüze-göz göze gelebilir, insan sıcaklığında dokunabilir, yüzü kızarıp utanabilir, acıyı test edip, sevinci-coşkuyu ölçebilir...? Pozitif bilime güvenmek gerek, belki bir gün insana duyarlı robotlar da olacak... kim bilir... 

Duyu organlarımız arasında ne güzel bir iş bölümü vardır: Birinin gerçekleştiremediğini diğeri başarmaya çalışır, uyum sağlanır böylece; Dil susarsa göz berraklaşır, göz kapanırsa kulak açılır, kulak duymazsa göz baş role geçer, beynin işlerliği artar. Dünyanın her yerinde "insanca dokunuşlar" sona erdiğinde, "kötü kokular" alabildiğine çoğalıyor... Duyarlı bir yürekle duyarlı duyu organları insana zarar vermiyor ancak, "duyarsızlık-duygusuzluk" büyük kayıplara neden olabiliyor. "Gözünü dört açmazsa" insan, kötülerin-kötülüklerin olumsuz etkisinden kurtulamıyor... 

Dilimiz öylesine zengin ki; Belki zamanında insan değerini bildiğimiz ya da insana önem verdiğimiz için, duyarlılık ve duyu organlarımız ile ilgili doğru-yanlış ne çok söz,  üretmişiz. Acaba çocuklar yetişkinlerden daha iyi görüp duydukları için mi "Çocuktan al haberi" demişiz. "Gözlerinin içi gülmek" mutluluğun mu, duyarlılığın mı bir göstergesidir? Her şey makineleştiği için mi, yoksa değer bilmezliğimizden mi, "El emeği-Göz nuru" deyişini daha az kullanır olduk? "Kulaklarına kadar kızarmak" deyimini bilen ya da kullanan kaç kişi kaldı aramızda? Gözleri görmediği halde nice güzel işler başaran onca güzel insanımız varken neden "Kör-topal işini sürdürmek" deriz... gözün görmeyişi veya ayağın aksaması beynin işleyişine engel değil ki... 

Görme engelli öğrencilerin-topun doğru yönünü algılayabilmek için-ziller takılmış bir topla oynadıkları kavgasız futbol maçlarına bakan-gören kaç göz imrenmez? Yeter ki aldatılmasınlar, zihinsel engelli pek çok çocuğun yüreği öylesine sevgi doludur ki, uygun yaklaşımlar hemen sevgi diliyle ödüllendirilir. Oysa bazı insanlarda bakışlara bile yansıyan kin-nefret-öfke nasıl da korkutur incitir-yaralar insanı.

Güzelliklerin, küçük mutlulukların tadını çıkarmak yerine pek çok şeyin tadını kaçırırız bazen, ille de "acı" ararız yaşantımızda. Gözümüzde büyüttüğümüz bazı insanlar, nesneler anlaşılmaz biçimde giderek değer kaybedip küçülürler... neden-nasıl soruşturmayız, araştırmak istemeyiz... Dilin söyleyemediğini "Beden dili" ne güzel anlatır oysa... "Timsah gözyaşları" tanınmadığı bilinmediği için mi "gerçek gözyaşları" anlaşılmaz-fark edilmez bazen.

"Duyarlılık-duyarsızlık" doğuştan var olan bir özelliğimiz değil. Sonradan pek çok etkenle dünyaya-yaşadığımız ortama uyumlu veya uyumsuz olabiliyoruz. Zamanında duyu organlarına yeterince işlerlik kazandırılmamışsa, sonradan beyin ve yürek de yeterince yardımcı olamıyor. Yürek "nasır bağlayınca" göz  görmek istemiyor, dil yaralayıcı olabiliyor... Ağız ne kadar çok açılırsa göz giderek küçüldüğü için "görüş alanı" daralıyor, sonuçta görmez oluyor. 

İnsanın içindeki "fırtına" büyüdükçe fırtına öncesi sessizlik bazen patlamalarla sonuçlanabiliyor. kasılmalar çoğaldıkça dokunma duyusu da azalıyor, umarsızlık-duyarsızlık-ilgisizlik artıyor. Tüketim toplumlarında "kalabalıklar içinde yalnız ve çaresiz insan" imajı nasıl da acımasız gelir duyarlı insana. "Kalp kör olduktan sonra gözün görmesinde yarar yoktur" deyişiyle ne güzel-ne doğru söylüyor Hz. Ali. 

Bir zamanlar teknoloji böylesine gelişmeden, sanal dünya oluşmadan, hatta cep telefonları yaygınlaşmadan da   biz "iletişim" kurabiliyorduk; bazen beden diliyle, bazen bir kartla, bazen mektupla... Anlaşmak-iletişim kurmak için istemek ve hazır olmak yeterdi. Ancak belki de en önemlisi beyin ve yüreklerin "paylaşıma" açık olması, "duyarlı" olmasıydı... Neden günümüzde de olmasın...? 

10 ARALIK  DÜNYADA BARIŞİN VE İNSANLIĞIN GÜNÜ OLSUN.
Bu yazıyı ilk 2010 yılında yayınlamıştım..














Aralık 10, 2020

BİR MASAL GİBİ...



10  Aralık İnsan Hakları Günü.
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, dünyada 1943 yılından beri yürürlükte.

BİR MASAL GİBİ...

Ceza evinde büyüyen bir çocuk vardı; 
Henüz 6 yaşında, küçücük bir çocuk,
Annesi tutuklu, o suçsuz tutuklu,
Bir gönüllü küçük tutuklu...
Tüm tutuklular çok severdi onu,
Getir-götür işleri yapardı,
Her gün hiç aksatmadan ;
Çiçeklere su verir, 
Kuşları besler,
Avluda uçurtmasını uçururdu...
Neden buradasın diye sorarlardı;
İyi insan olmak için derdi. 
En değişmez cümlesi buydu. 

Bir gün ceza evi yönetimi değişti;
Çiçekler yasaklandı,
Kuşlar yasaklandı,
Uçurtma uçurmak bile yasaklandı.
Onun en çok canını sıkan,
Uçurtmanın yırtılması idi.
O günden sonra hiç konuşmadı,
Sustu, hep sustu.
Suskunluğunu bile anlamadılar,
Oysa o artık iyi insan olmaktan vazgeçmişti.

Makbule ABALI.

Not:Türkiye'de halen 0-6 yaş arası 700 kadar çocuk, anneleriyle birlikte ceza evlerinde kalmaktadır.





Aralık 10, 2013

İNSAN OLMAK...(Mustafa Balbay)


(10 Aralık bütün dünyada "İnsan Hakları Günü" olarak anılıyor.)

Tutuklandıktan 4 yıl 277 gün sonra tahliye edilen Mustafa Balbay'la ilgili küçük notlar;

"Bu toplumda özgürlükler konuşulsa yeter diyorum. Benden özür dilenmesin."

"Ben içeride yaşadığım 5 yıllık tutukluluk süresi içinde en çok ne biriktirdim derseniz, gelecek biriktirdim."

Çocuklarını sabah okula bırakırken: "Çocuklarımı iyi okutamayacağım diye çok endişeleniyordum. Ama artık 'Her şey çok güzel olacak' diyorum ve biliyorum ki bu bir film adı değil.

"Cezaevinde gece uyanırsınız ve elinizi ranzanın soğuk demirine çarparsınız. Bu gece uyandım, elim sevdiğime çarptı."

Kızı Yağmur: "Babam bir gün ben kapıyı çalacağım ve sen açacaksın diyordu. Onun için ben evde kaldım. O'na kapıyı ben açacağım. "

Anne Melek Balbay:" Arayıp soranlara teşekkür ederim. Evladımın istediği haşhaşlı böreği hazırladım. Şimdi yanıma gelmesini bekliyorum. Çok şükür bugünleri de gördük."

 

Umut ve sabır, tüm zorlukların üstesinden geliyor galiba...

Makbule Abalı-Eğitimci 
10 Aralık 2013 Mersin