Bu Blogda Ara

01 Nisan 2025

Çocuklara Bir Bayram Armağanı: HAYATIN İÇİNDEN ÜÇ MASAL

 




Çocukların dünyası adeta bir başka dünya. Yetişkinlerde olduğu gibi onlarda da her yüz bir hikâye yazıyor. 7 yaşına kadar çocukların temel kişilik özelliklerini kazandığı kabul ediliyor. O yüzden dünyanın her yerinde çocukların okul öncesi anaokulu eğitimi alması çok önemseniyor. Ailelerin sosyo- ekonomik ve kültürel durumuna göre ailede kazanılamayan davranışlar okulda  alanında yeterli bilgileri kazanmış bir öğretmence tamamlanıyor. 

Çocuklar saf, masum ve doğallar. Çevrelerinde rol-model olabilecek insanlar varsa , yeterince sevgi ve ilgiyle yaklaşılırsa, gelişimleri için gerekli olan besinlerden yararlanırlarsa geleceğe daha güvenli ve sağlıklı hazırlanabiliyorlar. Çocuk içtenliğini, doğallığını, olduğu gibi, içinden geldiği gibi davranmasını yetişkinlerde görebilmek çok kolay değildir. Çocuklukta yanlış eğitilen çocuklar gün geçtikçe sorunlu davranışlar geliştirebilirler. 

Zekâ testleri, kişilik testleri, performans testleri, çocukları tanıma teknikleri profesyonelce  uygulanması gereken tekniklerdir. Ancak  çocukların iç dünyalarını  tanımak, ruhsal değişimlerini gözlemek amacıyla, onları tedirgin etmeden, korkutmadan,  sakin bir ses tonuyla sorular yöneltilebilir, resimler çizdirilebilir, yarım kalmış cümleleri tamamlama,  masal tamamlama, oyunlar, uygun davranışlarla, önyargılı  davranmadan sonuçlara ulaşılabilir. Tabii ki sonuçta bir uzmana danışmak en sağlıklı yol olur. 

Dinlediklerimden, okuduklarımdan; İz bırakan, çok sevdiğim 3 hikâye var:

* 1- Eski çağlarda varlıklı bir ev sahibi,  evine gelen konuklarına çok lezzetli yemeklerle birlikte, uzun saplı, normalden farklı kaşıklar verir.  İlk gelen 10 kişilik gruptakilerden biri  şaşkınlıkla sorar: "Bu uzun kaşıklarla mı yiyeceğiz?"  "Evet" der ev sahibi. Konuklar kaşıkları ağızlarına götüremeden, yemekleri  döke saça sofradan kalkarlar.

Bir başka gün,  ikinci grupta köyün yaşlı bilgeleri vardır. Gene aynı güzel yemekleri tatmak için masaya otururlar. 

Uzun saplı  kaşıklarla karşılıklı birbirlerini doyururlar Kimse sofradan aç kalkmadan, hiçbir yemek israf edilmeden, dökülmeden tüketilmiş. 
Paylaşmak güzeldir, insan sadece kendini değil, karşısındakileri de düşünmelidir. 

* 2- Bir zamanlar bir kasabada ev yapımında, inşaat işlerinde çalışan çok ünlü bir usta varmış. Herkes onu tanır, iş yaptırmak için adeta yalvarırlarmış. Ama o, her yere gitmez, en çok parayı veren kasabanın en zenginine taş ya da ahşap evler yapar, çok para kazanırmış. 
Bir gün ustanın aklına farklı bir fikir gelmiş; Kendi kendine şöyle düşünmüş: "Bu güne kadar hep ben çalıştım, didindim, yoruldum.  Bundan sonra emekli olmak istiyorum, evimde dinleneceğim artık. Son yapacağım eve diğerleri kadar emek harcamadan, fazla yorulmadan özen gösterip titiz davranmayacağım. Bu kadar yeter."

Ev bitmiş, usta anahtarı evin sahibine  teslim ederken, ev sahibi: " Emeklilik öncesi yaptığın bu son evi ben senin için düşünmüştüm. Benim armağanım" deyince usta çok şaşırmış. Utanç içinde, başı öne eğik, yavaşça mırıldanmış. "Teşekkür ederim. Böyle bir şeyi hiç düşünmemiştim." 

* 3- Büyük bir hastanenin zeminden sonra üçüncü katında, penceresi dışarıya   bakan, iki yataklı küçük bir oda düşünün. Çok sade döşenmiş bu odada iki yatakta iki hasta yatmaktadır. İki farklı kişilik yapısı, iki farklı karakter, çok değişik beklentileri-hayal ve umutları olan iki hasta. 
 
Pencere kenarındaki yatakta yatan hasta, her şeye rağmen çok dirençli ve konuşkandır.  Durmadan bahçeyi gözlemekte ve konuşmaktadır: "Baharın ilk çiçekleri açmış bile. Köşede mor menekşeler, hemen yanında bir sarı çiçek. Bir de begonvil var. Dikenli haliyle bile güzel. Papatyalar biraz susuz kalmış, yazık olmuş. Köşedeki mimozanın kokusunu duyuyorum. Yaşamak güzel...

İkinci yataktaki hasta "Yeter artık anlatma. Anladık !" dedikçe diğeri sadece gülümseyip susuyormuş. Birkaç gün sonra pencere kenarında yatan hasta taburcu olmuş. Kalan hasta hemen görevlilere seslenmiş: "Yatağımı pencere kenarına taşıyın!" Taşımışlar. 

Karşıda sadece boyası gitmiş bir taş duvar ve birikmiş çöp yığınları varmış.
 
İyi şeyler düşünmek, çok yönlü hayaller kurmak, beyne olumlu mesajlar göndermek, umudunu yitirmemek hayata anlam katar, insana ilâç gibi gelir. 

Makbule ABALI-Eğitimci 
1 .04. 2025

                          Ney Sesi Otistik çocuklarda bir terapi yoludur.
 


Sanata ve Sanatçılara saygıyla 


29 Mart 2025

YAŞANMIŞ BAYRAMLAR... (2018 Yılında Yazdığım Bir Bayram Şiiri)



Giden yılların ardından 
Eski bayramları özlemek...
Özlemek belki de eski insanları;
Nazik, tutarlı, saygılı,
Vefalı, hatırlı, içli insanları,
Çıkarsız dostlukları...
Ya çocuklar...?
Bayram sabahları bir tatlı heyecan,
Bir güzel tebessüm yüzlerde;
Belki yeni bir giysi,
Belki yeni bir ayakkabı.
Ev ziyaretleri unutulmaz;
Biraz utangaç, biraz mahcupça..
Verilen hediyeler değişir;
Bir küçük mendil, bir güzel çorap,
Biraz lokum ya da şeker...
Para da verilir ama zordur alması ,
Büyüklerin tembihi vardır;
Başkasından para alınmaz.
Bir çocuğun başının okşanması,
Bir yaşlının elinin öpülmesi,
Ya da içten bir hatır sorma
Bayram yaşatır kişiye. 
Gerçek bayram, insanca kabul görmek,
İnsan olduğunu hissetmek değil midir...?

Makbule Abalı-Eğitimci



Yıllar önce bir Bayram sabahı, kız kardeşim Rasime ve ben, annemin diktiği bayram elbiselerimizle. 

Yeni bir Bayram... Her yeni gün ,  her yeni bayram, yeni bir umuttur.
Sağlıklı, huzurlu, mutlu , barış içinde nice bayramlara... M.A






27 Mart 2025

27 MART DÜNYA TİYATROLAR GÜNÜ

 


TÜM DÜNYADA HER YIL 27 MART, ULUSLARARASI TİYATRO ENSTİTÜSÜ'NÜN 

 ÖNCÜLÜĞÜNDE "DÜNYA TİYATROLAR GÜNÜ" OLARAK KUTLANIYOR. 






TÜM DÜNYADA SANATA VE  SANATÇILARA SAYGIYLA... 

Makbule Abalı-Eğitimci

27.03.2025 Urla-İzmir

23 Mart 2025

MEVLANA'DAN DEYİŞLER





MEVLANA: 1207 yılında Horasan'da doğmuş ünlü Din Alimi, felsefeci, hoşgörünün simgesi. Savunduğu görüşler ve düşünceler yüzyıllar öncesinden günümüze aktarılırken hiç anlam kaybına uğramıyor. İnsanlar, duygu ve davranışlarla ilgili Deyişleri güncelliğini hiç yitirmiyor. Derya gibi bir Bilgenin deyişlerinden bir demet : 

 " Bize gözün değil, gönlün gördüğü yürek gerek. "

" Gönül han değil dergâhtır, paldır küldür girip çıkılmaz, günahtır."

" Bir kelebeğin ömrü kadardır hayat; Ne kırmaya gelir ne de kırılmaya."

" Gönül almayı bilmeyene ömür emanet edilmez."

" Ey gönül kopan her ip bağlanır ama bağlanan yerde düğüm kalır."

"Nice insanlar gördüm, üzerinde elbise yok, nice elbiseler gördüm  içinde  insan yok."

" Kalbi ve sözü bir olmayan kimsenin yüz dili bile olsa o yine dilsiz sayılır."

" Dilini terbiye etmeden önce yüreğini terbiye et; 
   Çünkü söz yürekten gelir, dilden çıkar."

" Beden çok yükü kaldırır ama,  gönül her sözü kaldıramaz."

" Ne kadar az yüksekten uçarsan, düştüğün zaman o kadar az incinirsin. 
   Kibri bırak, alçakgönüllü ol."

 " Öfke rüzgâr gibidir; bir süre sonra diner, ama birçok dal kırılmıştır bile."

" Gerek yok her sözü lâf ile beyana. Bir bakış bin söz eder bakıştan anlayana."

" Bazen bitmek bilmeyen dertler yağmur olur üstüne yağar. 
   Ama unutma ki , rengârenk gökkuşağı yağmurdan sonra çıkar. "

" Bulutlar ağlamazsa yeşillikler nasıl güler ?"

" Her şeye canını sıkma ey gönül. Ne bu dertler kalıcı ne de bu ömür."

" Küsmek ve darılmak için bahaneler aramak yerine sevmek ve sevilmek için çareler     arayın."  

" Bizi bilen bilir, bilmeyen de kendi gibi bilir."

" Bencillik gözüne takılan ayna gibidir. O gözler nereye bakarsa baksın kendinden     başka birini görmez. "

  "Dün zekiydim, dünyayı değiştirmek isterdim.  Ama bugün akıllıyım, kendimi değiştiriyorum. "

MEVLANA  CELÂLEDDİN-İ  RÛMÎ

Derleyen: Makbule Abalı-Eğitimci
1.01.2024 



 





SEVDİKLERİMİZİ ANMAK-Yad etmek

 

Yüzyıllardır insanlar duygu ve düşüncelerini çeşitli şekillerde yansıtmışlar: Bazen çizgilerle, bazen yazıyla-şiirler, mektuplar, öykülerle- bazen resimler ya da heykeller, nameler, şarkılarla... 

Dünyanın her yerinde farklı diller, farklı anlatım biçimleri olsa da , beden diliyle, işaretlerle anlaşma sağlansa da insan içindeki birikimleri dışa aktarmak istiyor.  Bazen sessiz gözyaşları, bazen hüngür hüngür ağlamak, kimi zaman sıkılmış yumruklar ya da kaskatı kesilmiş sessiz bedenler. 

Ayların, günlerin, yılların veya adların, yerlerin, yörelerin, orada yaşayanların hayatımızda etkileri var elbette. Ama onlara asıl anlam yükleyen, farklı algılayan, yorumlayan biz insanlar değil miyiz? Ayların, günlerin ne suçu  var? İyi anları, anıları arttırmak, kötülükleri azaltmak, dünyamızın güzelleşmesine çok az bile olsa katkıda bulunabilmek, asli görevimiz değil midir?

Bugün, bir günlüğüne  (her zamanki alışkanlığımın dışında)  kısa bir yazıyla Mart Ayında, hayatın içinden iki olayı vurgulamak istedim:

3 Mart 1982 - Çok sevdiğim Babam  ( Ankara Hukuk Fakültesi mezunu) Avukat Dehri Gültekin'i kaybettiğimiz gün. "Şafak Söktü Yine Sunam Uyanmaz Türküsünü çok severdi. 
Saygıyla-sevgiyle-rahmetle anıyorum.

22 Mart 2025 - 47 yıllık hayat arkadaşım, Emekli Eğitim Müfettişi Ahmet Abalı'nın (Annesi güdük ayda doğdun dermiş.) 7 kardeş arasında kimliğine yazılan doğum tarihi. Karacaoğlan Türkülerine, Müzeyyen Senar, Zeki Müren şarkılarına hayrandır. Ona da çok sevdiği bir şarkıyı armağan etmek istedim. Sürprizleri sever. 

Makbule Abalı-Eğitimci
23.03.2025 İzmir-Urla 













21 Mart 2025

Bir Eğitimcinin Not Defterinden (2)

 


"Bir Eğitimcinin Not Defterinden" başlıklı yazımı bir gün önce tamamlayıp yayınlayamayınca, 2. bölümle devam etmeye karar vermiştim. İyi ki öyle olmuş. Hayatta da mutlulukla mutsuzluk her an yer değiştirmez mi? Sabah, yeni başlayan günün erken saatlerinde takvim yaprağını kopardığımda güneş  ışığı adeta içime yansıdı. Günlerin akışında düşünememişiz. 

 Takvim yaprağının ön yüzünde, ( NEVRUZ: İlk baharın birinci günü kutlu olsun.) yazıyor, arka yüzünde de: Her yıl güneşin Koç burcuna girip, gecenin gündüze eşit olduğu an Nevruz'a girilir. Nevruz "Yeni Gün" demektir ve her şeyin yeni bir bahar gibi tazelendiği bir başlangıç  olduğuna inanılıp, Karadeniz havzası, Balkanlar, Kafkasya, Batı ve Orta Asya gibi birçok yerde üç bin yılı aşkın bir zamandır kutlanır." yazıyordu. 

İlkbahar herkese sağlık, huzur ve mutluluk getirsin. 
21 Mart aynı zamanda Hz. Ali'nin ve Âşık Veysel'in vefat ettikleri gün. 

Her kademedeki öğrencilere, çocuk ve gençlere Rehberlik yaparken; Kendilerini-özellik ve yeteneklerini iyi tanımayı, hayat amaçlarını doğru belirlemeyi, planlı ve düzenli çalışıp, başarı ve başarısızlıklarının nedenlerine inerek,  sormayı, sorgulamayı, gerektiğinde çözüm yolları aramayı ve ihtiyaç duyduklarında ilgililere danışmayı önermişizdir. 

Gençler ve çocuklar  öğütten-nasihatten değil, kendilerini anlayıp dinleyen kişilerle sakin ve huzurlu ortamlarda olmayı istiyorlar. Kuralsız bir hoşgörüden çok sınırları belirlenmiş bir otorite ya da disiplin anlayışı onlara daha ılımlı geliyor. Gelecek endişeleri varsa güven kaybına uğramışlarsa haksız yere aşağılanıp hakarete uğramışlarsa kayıplar da çoğalıyor. 

Yaralanmış veya hasara uğramış bireyde her duygu veya davranış (Sevgi, güven, adalet, kayırma, haksızlık, kin, öfke. korku, kaygı, endişe...) silinmez travmalara yol açıp zamanla patlamalara neden olabiliyor. Her tepkinin elbet bir uyaranı, ana kaynağı vardır.  

Bir toplumda ya da bir kurumda, iş yerinde, okulda, sınıfta çalışması, çabasıyla, uygun davranışlarıyla, nitelikli özellikleriyle fark yaratmak ne kadar önemlidir. O fark,  fark edilmezse, hiçbir takdir ya da övgü ile değerlendirilmemişse, kişi vicdanen ne kadar haklı olsa da içindeki ses isyan edebilir.

Rehber Öğretmen veya Eğitim Fakültesinde öğretim görevlisi olarak çalıştığım yıllarda; Geleceğe yatırım yapmak isteyen her bireye çeşitli seçenekleri sunabilmek, doğru ve tarafsız bilimse bilgi aktarmak, o yüzden yasa ve yönetmelikleri etraflıca takip etmek-izlemek gerekirdi. 

Yatay ve Dikey geçişler, kaliteli hayat garantisi isteyenler ve nitelikli eğitimden yana olanlar için çok uygun bir seçim olabilirdi. İki yıllık bir bölümden başka bir ildeki gene  iki yıllık bir bölüme geçiş ile dört yıllık bir bölümden başka bir ildeki dört yıllık bir bölüme geçiş  "Yatay Geçiş olarak adlandırılırdı.  "Dikey Geçiş " ise; iki yıllık bir bölümden dört yıllığa geçiş idi.

Kurallar belliydi: Not ortalamasını yüksek tutmak, disiplin cezası almamış olmak, seçilecek bölüm ve üniversitenin açıklayacağı şartlara sahip olmak. Her bölüm o yıl  seçilecek öğrenci sayısını açıklardı. Bazen üç kişi, bazen beş kişi. Çok kolay değildi, hakkeden kazanırdı. İsteklilerin not ortalaması en yüksekten düşüğe sıralanır, ilan edilen sayıda öğrenci alınırdı. Bilimselliğini kanıtlamış üniversitelerde yanlışlık veya usulsüzlük mümkün değildi. 

Eğitim-Öğretim konusunda işinize özen gösterdinizse farkında olarak ya da olmayarak yapılan her yanlış içinizi acıtıyor. Gerçek doğrulardan yana iseniz, çok yönlü ve tarafsız düşünüyorsanız hak-adalet yol göstericimiz olsun, güven tazelensin. (Ta yürekten, gönülden istiyor ve tüm içtenliğim ile uzun zamanlı güzel, yararlı,  iyi dileklerde bulunuyorum.)

Çocuklar ve gençler için; Planlı-verimli çalışmak, amaç belirlemek, gerçekleşmesi için uzun zamanlı  planlar yapmak, önemsenmezse, her alanda ( Bilimde, edebiyatta, sanatta, sporda)  dünya sıralamalarında) ülkemizi nasıl kanıtlarız. büyük hayal kırıklıklarını nasıl önleriz...? 

Makbule Abalı- Eğitimci
21 Mart 2025 İzmir-Urla 




  







Bir Eğitimcinin Not Defterinden (1)

 


Mesleğinizi severek seçtiyseniz yıllar boyu istekle, inandığınız değerler doğrultusunda benimseyerek  sürdürüyorsunuz. Çalıştığınız alan Eğitim-Öğretim ise sorumluluğunuz bir kat daha artmıştır. 

Bir ülkenin geleceğinde görev alacak çocuk ve gençler geleceğin yetişkinleri olarak ilerleyecekleri  uzun yola hazırlıklı ve donanımlı çıkmak zorundadırlar. Her çocuk ayrı bir dünya olduğu gibi, kişilik özellikleri, davranışları ve beklentileri çok farklı öğretmenler de şans ya da şanssızlık sayılabilir.

Yıllar öncesini düşündüğümüzde; gelecekle ilgili hatalar, yanlış alınmış kararlar, uygulamalar, örnekler bugünkü yolumuzu belirlemede çok yardımcı olabiliyor. Akıl- mantık ve duygu çerçevesinde alınan kararlar, konuşarak-görüşerek-uzlaşarak planlandığında çalışmalar da çok daha yaralı ve sağlıklı ilerleyebiliyor. 

Öğrencilerine her zaman bir konuyu yeterince anlayıp değerlendirebilmeleri için soru sormayı, danışmayı, fikir alışverişi yapmayı öneren bir öğretmenin kendisi de iyi örnek olmak zorundadır. O bir rol-modeldir. 

İstanbul-Çemberlitaş Yüksek Öğretim Kız Öğrenci Yurdu'nun 8 kişilik odalarında, yurdun dört köşesinden hatta yurt dışından gelen arkadaşlarla yıllar geçirdim. Teyzemler ve bir amcam  İstanbul'da idi, hafta sonları onlara giderdim. 

Uygulama tezim; Stanford Binet Zekâ Testinin Türkiye'de Uyarlanması amacı ile 13 yaş çocuklarına uygulanması idi. Pertevniyal ve İstanbul Erkek Lisesi'nde 100 gencimize uyguladım. Çok zeki öğrenciler vardı. Ne oldular, nerelerdeler hep merak ederim. Umarım hak ettikleri yerlere ulaşmışlardır. Hayat amaçlarını belirlemiş, ne istediğini bilen öğrenciler, diğerleri arasında fark yaratmış öğrenciler , çok parlak başarılara da imza atıyorlar. 

Mezuniyet sonrası isteğimle Adana Rehberlik ve Araştırma Merkezi'ne Uzman Rehber olarak atandım. O yıllarda 2/3 kararname ile liselere psikoloji, felsefe, mantık ve sosyoloji  derslerine haftada 8 saat öğretmen olarak gidiyorduk. Adana Karşıyaka Lisesi, Paksoy Kız Lisesi, Adana Erkek Lisesi çok severek derse gittiğim okullar oldu.

Yazımı dün yayınlamak isterken, sağlık sorunları, dopdolu bir günün yorgunluğu,  doktora, eczaneye, ev işlerine, alışverişe yetişme çabaları beni engelledi. 7+15+35+21 yılın hikâyesini anlatmak kolay değil, bağışlayın. 

Mesleğinize- işinize gönül vermişseniz sağlığınız elverdiğince "Hayat Boyu Eğitim Gönüllüsü" olarak yaşamınızı sürdürüyorsunuz. Bu yazıyı  tamamlayamamak sonra çok içime batar. Kendimi tanıyorum. Videoları bile seçerek yerleştirmiştim. Aynı başlıkla hemen ikinci bir yazı yazabilmek için güç toparlamaya çalışacağım.

Sağlıklı-huzurlu-insancıl-aydınlık-barışçıl bir dünyada yaşama özlemiyle. 

Makbule Abalı-Eğitimci

20. 03. 2025 İzmir-Urla


 








18 Mart 2025

17 MART- İYİLER, İYİLİKLER VE GÜZELLİKLER GÜNÜ (2)

 


Dünya Sağlık Örgütü WHO (World Health Organisation) sağlığı şöyle tanımlıyor: Sağlık; bedensel, ruhsal ve toplumsal açıdan tam bir iyilik halidir.  İyilik hali gerçekten çok önemli. Sağlıklı olmak isterken yanımızda- yakınımızda güç veren, daha iyi olmamız için güç harcayan yakınlarımıza da sonsuz teşekkür borçluyuz. 

Dünkü yazımın devamı olarak düne dair yazdığım bu yazıyı bugün bitirmek istiyorum. Günümü yaşanabilir kılan diğer değerli arkadaşlarımıza haksızlık etmek istemem. Hastane sonrası gittiğimiz bankadaki üzüntüm, günümüzü karartsa da biz unuttuk okurumu. Reklamlardaki bankalara ne oldu, şubelerde olumsuzluklar mı örnek alınıyor? Neyse ki başka güzellikler bizi kendimize getiriyor. 

Saatli almam gereken ilaçlar var. Çok eskiden beri Ramazanda ya da başka bir zamanda dışarda yemek yiyemem. Bu duyguyu anlamak,  kimileri için çok zor. Yıllara meydan okumuş, ayakta kalabilmiş, yaptığı işi lâyıkıyla yapan, temiz ve güvenilir yerler her zaman tercihimizdir. Güler yüzlü, nazik  personel her yer için nasıl değişmez bir değer. 

Oturduğumuz mekânda arka masada oturan, yüzünde nice hikaye gizlenmiş bir hanımefendi (Bu deyişi hak ediyor duruşuyla, tavrıyla.) gülümseyerek bizi izliyor. Birbirini hiç tanımayan iki insan duygu kardeşliği ile küçük bir sohbete başlıyoruz. "İmrendim halinize. Oğlum yurt dışında. Nasıl özlüyorum böyle bir aile muhabbetini." Masada 4 kişiyiz. Eşim, ben, bir toplantı sonrası katılan kızım ve güvenilir bir dost-Her işimizde yardımcı, cankurtaran simidimiz Serkan Bey-

Kızım da sohbetimize katılıyor, telefonlar, adresler paylaşılıyor. Yalnızlaşan dünyada dostlar arası anlaşma hemen kayıtlarımıza geçiyor. Fatma Hanım'ı hepimiz çok sevdik, benimsedik. Siparişler gelmeden ben kısa bir izin isteyip iki dükkan ilerdeki kitapçıya koşturuyorum. Kitaplar arasında her zaman huzur bulurum. Çok hoşsohbet bir sahibi var. Bu sevimli yere kadın eli değdiği öyle belli ki diyorum. Fiyatları görünce yüz mimiklerimden hemen anlıyor, "İndirimli kitaplarımız da var." diyor. 

Üniversite yıllarımda Beyazıt'ta Sahaflardaki kitap kokusunu hatırlıyorum hemen. Aşinası bilir, çok farklı bir kokudur. Artık yeni kitapçılarda da sahaf bölümü var. Kitapseverler için- ihtiyaç üzerine oluşturulmuş. İçerdeki tek masada kitap karıştıran, gözleri ışıl ışıl, nazenin bir genç kızla tanışıyorum. İyi bir okulda öğrenci.  Gelecek yıllara mükemmel bir yetişkin yetişiyor. İçim aydınlanıyor.  

Malgaca Çarşısı Urla'da en sevdiğim yerlerden biri. Yıllar öncesinden;  babadan oğula, atadan toruna el değiştiren küçücük dükkânlarda becerileri, uygun davranışları, insanlıkları, vefaları, usta-çırak ilişkileri içinde saygı duyacağınız esnaf tipleri. (Acaba tesadüfen benim karşıma çıkanlar mı hep öyleydi?)



Mehmet ve Hakan Ustaların minicik  dükkânlarının hemen karşısındayız. Zayıflayan saat pilimi değiştiriyorum. Eşimin tıkır tıkır işleyen saatini nasıl severek kullandığını anlatıyorum. Sade bir duvar saatinin fiyatını sorduğumda Hakan Usta "Geçen seneden beri 250 lira" diyor. Dükkandan elimde yeni bir saatle çıkıyorum. Mutluyum, bu yakındığımız dünyada, sadece kendi vicdanının denetiminde, vicdan sahibi, etik  değerlerini kaybetmemiş dürüst satıcılar da var. 

Sağlık Ocağı doktorumuz, eczanemiz, fırınımız, hayatımızı kolaylaştıran komşularımız, işinin ehli ustalar, güvenilir yardımcılar;  Hayata uyum sağlamaya yardımcı olan iyi ve güzel insanlar, vefalı canlılar. Hepsi ayrı parçalar halinde bütünü oluşturup hayatımıza renk ve ahenk katıyorlar.


 
Eşimin sabırla, özenle, emek ve zaman harcayarak zedelemeden, zarar vermeden kestiği portakal kabuklarını bir sanat eseri gibi saklıyoruz. Mutlu Olma Sanatı koyduk adını. Görüntüsü de kokusu da çok rahatlatıcı. İşini tamamlamaya çalışırken anılarını da anlatıyor. 

Bugün 18 Mart Zaferini konuştuk uzun uzun. İki dedesinden biri o mücadelede can vermiş. Diğer dedesi bir gözünü kaybetmiş. Vatanını korumak için emek harcayan, can veren, savaşan, yaralanan tüm değerli insanlarımızı rahmet, saygı, minnet ve teşekkürlerimizle anıyoruz. 

Makbule ABALI-Eğitimci
18 Mart 2025





17 Mart 2025

17 MART-İYİLER, İYİLİKLER VE GÜZELLİKLER GÜNÜ (1)

 

Çok yoğun, hayatın koşturmacası içinde, saatlere-dakikalara sıkışmış anların yaşandığı, zaman zaman küçük mutsuzluklar olsa da çok güzel bir gündü. Aslında yaşamı basite indirgemek, içtenlikten. sadeliklerden,  doğallıktan hoşnut olmak, karmakarışık ortamlarda bile iyilerin-iyiliklerin varlığını hissetmek; mutlu olabilmenin ön koşullarından sayılabilir.

Bugün başka bir konuda yazmak isterken vazgeçtim. (Konudan değil, bugün yazmaktan.) Düşündükçe, akan zamana yetişme çabasıyla hızlansanız da nefes alma molaları hızınızı engelliyor. Hastalıklar dinlenme durakları istese de rotanızı belirlemişseniz beden pes edinceye kadar berelenmiş kanatlarla uçmaya çalışan kuşlara özenerek denemeleri sürdürüyorsunuz.



17 Mart 1848 Öğretmen Okullarının kuruluş yıldönümü. Eğitimde önemli bir tarih. 17 Nisan Köy Enstitülerinin başlangıç yılı. Sabah  bahçe  kapımızın önünden tomurcuklarına zarar vermeden  papatyalar topladım. Doğal yağmur suyu, özenli bakım ve ilgi onları coşturmuş. Çok sevindim. 

Hava tahmin raporları yarından itibaren Mart soğuklarının geleceğini söyleyince, pazartesilerin tüm yoğunluğuna rağmen eşimle birlikte Urla Devlet Hastanesine gittik önce. Günlerdir evden çıkmak istemeyen eşim, hastaneden son derece mutlu ayrılıyor. Ben de aynı duygularla onun mutluluğuna katılıyorum. Birkaç küçük olay dışında bu kurum hakkında hep olumlu düşündüm. Bir şifahane gibi adeta. 

Sihirli eller yolunuzu-yönünüzü belirliyor. sistem düzenli bir saat gibi işliyor. Birkaç gün önce benim gittiğim Enfeksiyon hastalıkları uzmanı Dr. Münire Hanım, yanında bir yardımcı bile olmadan randevulu hastalara tanınan kısa sürede işini adeta dört kolla yapıyor. Bir Araştırma Hastanesindeki akademisyen kadar titiz ve özenli. Radyoloji Uzmanı Onur  Bey aynı görev anlayışı ve nezaketiyle işini yapmaya devam ediyor. 



Bugün eşime rapor yazan bir başka idealist genç doktor Özge Hanım. Saygılı, ölçülü, hassas. İyi ki doktor olmuş ve bu incelik isteyen branşı seçmiş. Küçücük odasında duvara astığı çocuk resmine ve masasındaki çiçeğe gözümün takıldığını fark edip açıklıyor: Resim kızımın çizimi, çiçek öğretmenimin armağanı. Böyle bir öğrenci yetiştiren Türkçe Öğretmenini de kutluyorum içimden. 

Hastanede öğretmen kökenli Bilgi-İşlem Uzmanı Meva Hanım; sakin davranışları, üstün görev anlayışı, sorumluluk bilinci, iletişimdeki ustalığı ile unutmayacağım insanlardan. Öğretmen olmayışı gençler için bir kayıp olsa da,  hastalar ve hastane için çok büyük kazanç.

Bir de çok sık aradığımız, danıştığımız,  fikirlerinden yararlandığımız, cankurtaran simidi gibi doktorlarımız var. İyi ki varlar. Fahrettin Hocamız, sevgili Zeren, Sinan Bey , Sibel...

Bir günün getirdiklerini bir yazıya sığdıramadım bu kez. "Yorgun gözümün halkalarında /Güller gibi fecr oldu nümayan... " dizeleriyle ünlü şairimizi andım. Bağışlayınız, yazıma yarın devam edeceğim.

 Günler uzarken iyi örnekler, güzellikler de keşke çoğalsa.

Makbule Abalı-Eğitimci.
17.03.2025 İzmir-Urla


                                               Mersin-Arslanköy'de Güller- 2025









14 Mart 2025

BAHARLA GELEN SAĞLIK...


Bir yıl, dört mevsime bölündü 

Dört mevsim on iki ayı  barındırdı içinde

Haftaları, günleri, anları, anıları...

Baharları, yeniden doğuşu özledi dünya

Soğukların, fırtınanın, yağmurların ardından.

Kuşlar gökyüzünün maviliklerinde kanat çırparken

Ağaçlar, kuru dallar otlar yeşerirken

Bahar geldi sessiz sedasız...

Nereden-nasıl-ne zaman geldi  habersiz,

Karlı, fırtınalı, yağmurlu günlerin ardından

Kardelenler, nergisler, menekşeler,

Mimozalar, çuha çiçekleri, siklamenler, 

Arpa zambakları, şakayıklar, papatyalar

Ne zaman- nasıl açtılar?

Sessizce, usulca, yavaşça...

Bahara hazırlık yaptı kır çiçekleri,

Yağmur suyunu görünce canlandı hepsi

Çiçeklere toprak eklendi, güçlendiler,

Çiçekler tomurcuk, ağaçlar çiçek verdi yeniden.

Yeryüzünde iklimler değişirken 

Dünyada yeni hastalıklar, virüsler çoğaldı

Direnç azaldı, aşılar, iğneler başladı

Sağlığı da önemsedi insanlar... 

Koruyucu hekimlik yeterli değilse 

Bilinç kazanamamışsa toplum; 

Önce çocuklar yenik düştüler hayata,

İnsanları kaybettik birer ikişer,

Baharın ardından, yazı bekleyemeden...

İyileşmek, huzur bulmak, dirilmek istedi dünyalılar,

Bilgeler toplandı-karar aldılar;

Yüzyıllar ötesinden ustalar buldular

Hipokrat yeminine sadık hekimler

İnsanlar ve İnsanlık adına göreve koştular,

Dünya yeniden aydınlandı,

Güneş tüm evreni ısıttı...

 

Makbule Abalı-Eğitimci

İzmir-Urla 14.03. 2025

Tüm Dünyada sağlığa emek harcayan, Toplum Sağlığı için özveriyle gönülden çalışan Tıp doktorlarımıza, sağlık personeline sonsuz teşekkürlerimizle. 

Sadece 14 Mart'lar değil, tüm günleriniz bayram coşkusu gibi başarılarla, iyilik ve güzelliklerle geçsin.