Mayıs 18, 2026
ATATÜRK'TEN ÖZDEYİŞLER :
Mayıs 16, 2026
DİLEKLERİMİZ
Akşam üzeri gün batımına yakın bahçeye çıktığımda dikkatimi çekti. Hıdırellez Günü dileklerimizi yazıp gül dibinde yerlerini bulan minik kâğıtlar, halâ katlanmış bir halde yeni dikilen gül ağaçlarının dibindeydiler. Gülümsedim, 10 gündür oradaydılar, bir dizi işlemden geçmişlerdi. Onlar toprağa karışmadan, çürümeden acaba dilekler gerçekleşir miydi?
Dünyanın çeşitli ülkelerinde, ülkelerin değişik yörelerinde türlü çeşitli adetler, ritüeller, inanışlar var. Gelenekler, görenekler, adetler sürüp giderken kimimiz bazılarını yadırgıyor, garip buluyoruz. Bazıları daha akla yatkın geliyor, uygulamasak da kabulleniyoruz.
Ağaca bez bağlama, adak adama, suya para atma, ateşin üstünden atlama, kurban kesme, bazı objeleri kutsal sayma vb. Kişiye ve çevresine zarar vermeden, incitmeden, rahatsızlık ve huzursuzluk yaratmadan gerçekleştirilen etkinlikler daha kabul edilebilir sayılıyor. Ama yararla zarar arasında ince bir çizgi olduğu söylenebilir.
Ancak bütün bu inanışların temelinde UMUT yatıyor. Umut etmeden, bir beklentisi olmadan yaşamak zor geliyor insanoğluna. Birçok ülkede umut tacirlerinin çoğalması o yüzden. Alıcı varsa satıcı da oluyor. Güven sarsılırsa, umutlar körelirse, yaşam da sekteye uğruyor. Tükenen umutları yeniden oluşturmak öylesine zor ki.
Çocuklar dilek dilerken de öyle içten, öyle saf ve masumlar ki! Bir test uygulamasında "Masallardaki gibi, bir periden 3 dilek dilesen bunlar neler olurdu?" diye sorulduğunda bütün temizliğiyle kalplerini açarlar. Yetişkinler çoğu zaman "Sır tutar gibi" dilek dilerler. Hatta dilek tuttuklarını dahi söylemekten kaçınanlar vardır. Belki de haklılar. İki kişinin paylaştığı şey, sır olmaktan çıkar.
Benim dileklerim, her gece yatarken ettiğim dileklerden çok farklı değildi; "Barış içinde bir dünyada sağlık, huzur ve mutluluk içinde bir yaşam, çocuklara çabaları oranında başarı, hak edenlere kazanç ve iyi insanlarla birlikte olabilmek... Kötülüklerin azalması (Keşke tamamen yok olabilse) kötü kişilerin iyileri gördükçe değişime uğraması... "
Gerçekleşmesi çok güç de olsa imkânsız dilekler denebilir mi?
Makbule ABALI-Eğitimci
16 Mayıs 2026 Urla- Türkiye
Mayıs 13, 2026
YEME-İÇME KÜLTÜRÜ VE BİR ANNE YEMEĞİ
Çocukluktan hatta bebeklikten kalma damak tatlarımız vardır. Önüme ne konursa yerim diyen kişi sayısı çok değildir herhalde. Az tuzlu, çok tuzlu, baharatlı ya da baharatsız, salçalı, salçasız. Türlü çeşitli yemekler, onlarca çeşit damak tadı.
Yemek kültürü ya da yemek alışkanlığının insan kişiliğiyle de yakın ilgisi var. Kimi insan bir an önce yemeğini bitirip sofradan kalkmak ister. Bazıları için yemek bir amaç değil, araçtır. Sofrada sohbet esastır. Bir saatte emek harcayarak yapılan yemek bir sofrada on dakikada tüketilirken bir başka masada bir saatte yenir.
Her aile bireyinin farklı işlerle meşgul olduğu evlerde yemek zamanı aynı zamanda ortak bir toplantı alanıdır. Çocuklar ne çok şey kazanır böylesi gruplarda. Herkesin aynı anda konuştuğu bir masa çekilmez olur elbette. Bu tür sofraların kalıntısı sadece baş ağrısı değildir. Mide ve barsak rahatsızlıklarının kökeninde çoğunlukla yanlış beslenme ve yeme alışkanlıkları yatar.
"Erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer." demişse de eskiler, bu herkes için geçerli olmayabilir. Mutfak işlerinde küçük paylaşımlar kadınları nasıl mutlu eder. Çocuklar da anne babayı örnek alırlar. Kız çocuklarının mutfakta küçük denemeleri geleceğe en güzel yatırımlardan sayılabilir.
Erkekler genellikle annelerinin yaptıkları yemekleri ararlar. Tıpatıp annesinin yaptığı gibi olmasa da eşinin sevdiği yemekleri yapmaya çalışan her kadın iyi bir eş olduğu kadar iyi bir anne adayıdır. Çocukluktan itibaren yemek ayırt eden, kolay kolay beğenmeyen tipler, pek çok konuda müşkülpesenttirler.
İyi bir ev kadını, iyi bir eş, iyi bir anne çocuklarını zor koşullarda da beslemeyi, doyurmayı bilir. Ama "çok çocuk" porsiyonların küçülmesi demektir. 4 kişilik bir aileye yemek hazırlamak çok yormaz. Ancak 10 kişilik bir aileye her gün yemek ayarlamak, hüner ve beceri gerektirir.
Eskiden köylerimizde çoğu ailenin küçükken alıp beslediği bir kuzu olurdu. Kurban etinden yapılan kavurma, küçük bir ailenin bir yıllık et ihtiyacını karşılardı. Aileye katılan her yeni birey "Bir kaşık düşmanı" demekti. Yemek üstüne söylenen her söz anlamlıdır.
Kuş sütünün eksik olmadığı bir sofra ile küçük bir bütçeyle hazırlanmış yöresel tatların yer aldığı bir masa farklı izler bırakacaktır elbette. Hatır gönül, tatlı dil ve güler yüzün eksik olmadığı her sofra, göze, beyne ve mideye hitap ederek farklı bir doygunluk sağlayacak, bir hoş seda gibi iz bırakacaktır.
Ekonomik anlamda yuvayı sarsmayacak, farklı eklemelerle hazırlanabilecek bir yemek tarifi yapmak istiyorum. Ölçüler göz kararı olabilir, malzemeler çoğalıp azalabilir. Adını siz koyun lütfen.
Malzemeler.
1 bardak ince bulgur, 2 orta boy haşlanmış patates, 1 yumurta, 2 kaşık un, 1 kaşık irmik, biber salçası, tuz, kimyon, karbonat (birkaç damla limon karbonata katılır.)
Mutfakta çare tükenmez. Kişi yaratıcılığını kullanarak küçük değişimler yapabilir. Örneğin miktarlar değişebilir, 250 gr. kuzu kıyma katılabilir. Yumurta konmayabilir. Bezeler yapmadan yağlanmış tepsiye yayılarak pişirilebilir.
Yapılışı: İnce bulgur sıcağa yakın ılık suyla ıslatılır, biraz bekledikten sonra haşlanmış, ezilmiş patatesler, baharat ve diğer malzemeler katılarak yoğurulur. Yumuşak bir hamur elde edilir. Elde küçük bezeler yapılarak yağsız tavada ya da fırında180 derece sıcaklıkta pişirilir.
İşbirliği ile, severek yapılan her yemek bereketi arttırır, yuvaya mutluluk katar. Mutfakta geçirilen saatler insan için terapi gibidir. Sınamalarla başlayıp denemeler çoğaldıkça lezzet de artacaktır. Sabır ve hoşgörü mutfakta harikalar yaratılmasına fırsat tanır.
Makbule ABALI-Eğitimci
13 Mayıs 2026- Urla-İzmir
Mayıs 10, 2026
ANNE OLABİLMEK...
Yaptığı fedakarlıkları çoğu kez anlatmayan, sıkıntısını aktarmayan, yüreği yaralı anneler; Engelli çocuğunu koruyan, kollayan, bazen sırtında taşıyan, onun incinmemesi için kol-kanat geren anneler.
Törenlerde şehit oğlunun tabutu başından bir türlü ayrılamayan, göz yaşını içine akıtan yorgun bedeni, acılı yüreğiyle ayakta duramayan anneler...
Bir zamanlar çocuklarının bakımını yaparken, altını temizlerken, bez bağlarken, belki de şimdi onlar bu işleme ihtiyaç duyuyorlar -bir bebek gibi... Gene bir zamanlar merdivenleri ikişer ikişer basamaklarla atlayarak çıkarken şimdi tek tek basamaklara basarak zorlukla çıkıyorlar. Hareketleri ağır ve yavaş. Adeta ağır çekime alınmış bir yaşam onlarınki. Ama yürekleri hala çocukları için atıyor.
Bir de bugün belki pek akla gelmeyen altın yürekli kadınlar var; Bazen bir okulda, bazen bir kurumda, bazen yardıma ihtiyaç duyulan her yerde. Hiç evlenmeden kendini anne gibi hisseden, bir anne gibi duyarlı, çocukları çok seven, her an yardıma hazır, anne gibi sevgi dolu, şefkatli kadınlar...
Kaybettiğimiz annelerimizi rahmet ve saygıyla anıyor, varlıklarını her zaman hissettiren vefakar, sevgi dolu, fedakar tüm anneleri , anne gibi şefkatli, merhametli kadınları yürekten kutluyorum.
Mayıs 08, 2026
AĞAÇLARIN FISILTISI
Vişne, kiraz, şeftali, elma... Meyve vermeye hazırlanırken açtıkları çiçekler nasıl da güzel, nasıl da narindir. Yağmurdan, doludan, kardan kurtulabilen çiçekler zamanı gelince meyveye dönüşecek, olgunlaşacaktır. Cevizin yararları anlatmakla bitmez. Kabuğu, yaprakları, meyvesi... her derde devadır. Görkemli görünümü, geniş gölgesi, sağlam dallarıyla adeta "ben farklıyım" der, başkalığını hissettirir. Bazen üzümle dost olur, bazen bir başka ağaçla Ama genellikle esas yer cevize aittir.
Ağaçlar kimi zaman gölgesini, kimi zaman meyvesini, kimi zaman yeşilliğini, tazeliğini sunar insanlara. Bir ağacın altında boş bir kanepe nasıl da çağırır insanı. Kısacık bir öğle arası uykusu, ya da dostça bir söyleşi, biraz düş kurma... Ağaçlar her zaman dostturlar insana. Kendileri sessizdir ama sesli düşünmeyi çabuklaştırırlar. Sessizliğin sesini dinlersiniz kimi ağacın altında...
Ne güzel demişler:
"İnsanlar ağaçlardan ders almalıdırlar.
Ne üzerinde barınan kuşların,
Ne gölgesinde yatan insanların,
Ne de verdikleri yemişlerin hesabını tutarlar."
Mayıs 06, 2026
BİR HIDIRELLEZ ÖYKÜSÜ
Adalar Vapur İskelesinde gecikmeli vapuru beklerken, kalabalığın içinde gördüm onu. Kalabalığın arasında bile ayırt edilebiliyordu. Üzerinde beyaz sade bir ceket, altında lâcivert pantolon ve spor ayakkabılarla uyumlu bir görünümü vardı. Belliydi, üzerindeki hiçbir şey marka değildi. Bileğindeki bilezik bile doğal taşlardan yapılmıştı. Kolundaki saat belki bir işportacıdan alınmıştı.
Son yıllarda nasıl da moda oldu. Küçücük çocukların bile üzerinde İngilizce yazılı bluzlar var. O sözlerin anlamını bile bilmeden, çocuk, büyük demeden üretiliyor bu tip giysiler. Çakma tabir edilen taklit ürünlerin çok benzerini yapıp tüketiciye sunma konusunda çok becerikli bireyler var. Arz ve talep olayı. Alıcısı var ki, üreticisi de var.
Çok yakınına gelmiştim. Yanındaki koltukta bir kişilik yer boşalınca oturdu. Belli ki çok yorgundu. Birden incelendiğini hissetti galiba, başını kaldırdı, göz göze geldik. Duraksadı. Aynı anda yanındaki koltuk da boşaldı. Yaşım gereği bana yer verildi, hemen oturdum. Bir insanın özel hayatını merak değil, çok farklı görüntüsü olan bir kişi hakkında, zihnimde oluşan yaşanmış hayat öykülerine bir çıkış yolu bulmaktı amacım. Tuhaf bir duyguydu yaşadığım.
Omuzlarına dökülen kumral saçları vardı. 20'li yaşlarda görünüyordu. Bir an onun da bana baktığını hissettim. Yüzünde hiç kırışık yoktu ama acının izleri öyle belirgindi ki. Yeşil elâ gözlerinden sanki hüzün akıyordu. Bu kadar genç yaşta; kimler, neden, nasıl bu acıyı yaşatmış olabilir diye düşündüm. Kaçamak bakışlarımı hissetti sanırım. Yüzüme baktı, gülümsedim. O da hafifçe gülümsedi.
Aramızda sihirli bir bağ kurulmuştu. Konuşabilmek için can atıyordum. Vapurun gecikmesi şansım olmuştu. "Vapurun gecikmesi işleri aksatır değil mi?" diye söze girdim. Çok sakin ve yumuşak bir ses tonuyla yanıt verdi: "Ah evet, eve çok geç varacağım."
Kadınlar çabuk anlaşır. Hele erkek egemen toplumlarda farklı kişiliklerdeki bireylerde bile sorunlar ortaktır. Kısa hayat hikâyesini öylece öğrendim. Sanki aramızda görünmez sihirli bir bağ oluşmuştu. O kalabalıkta konuşmaya hasret iki yabancıydık. Çevredekilerin sesini duymuyorduk bile.
"Bugün Hıdırellez dedi. Herkes için bayram gibi, yeniden doğuşun simgesi olan bu gün, benim için anılarla yüklü hüzün günüdür. Babamı bir Hıdırellez günü kaybettim. Güvenlik görevlisiydi. Bir miting alanında yanlış seken bir kurşun onu benden aldı. Ben henüz okula bile gitmiyordum. O'nun eve dönüşünü her zaman sabırsızlıkla beklerdim.
"Benden 5 yaş büyük ağabeyim, parasız yatılı burslu sınavını kazanarak çok iyi bir okula girme şansını elde etmişti. Annem, sıra sana da gelecek, sana da dua edeceğim derdi. Ailece pikniğe giderdik, oyunlar oynar, türküler söylerdik. Dileklerimizi küçük küçük kâğıtlara yazar, güllerin dibine bırakırdık. Ertesi gün o kâğıtları denize, dereye ya da su dolu bir kaba atardık. .Babamın omuzunda. bazen ben atardım,"
"Babamdan sonra her şey değişti. Ekonomik durum bozulunca annem evde dikiş dikerek çalışmaya başladı. Ben meslek lisesini bitirdim, bilgisayar yazılımcısıyım. 15 yıl oldu, ama sanki dün gibi. Her Hıdırellez'de ben böyle olurum."
Benim dikkatle dinlediğimi görünce sanki rahatlamıştı. Anlatırken gözlerinin buğulandığını fark ettim. Yanaklarından süzülen iki damla, gözlerinden mi süzülmüştü, bilemedim. O devam etti: "Şimdi bir kuruluşta stajyer olarak çalışıyorum. Başarılı olursam kadrolu olacağım. Bugünlerde en büyük dileğim, önce sağlık, sonra kalıcı bir iş. Annem çok yoruldu artık. Dün dileğimi kâğıda yazıp, parktaki gülün dibine gömdüm."
"Siz de inanır mısınız böyle adetlere, rituellere?" Soru beni kendime getirdi. "Dünyanın karmaşasında hepimiz için inanışlar, güzellikler iyi ve güzel şeyler de var elbette dedim, umut ve çaba, dayanma gücü, inanmak , her zaman iyi sonuçlar yaratır."
Onun heyecanı bana da yansımıştı. Mucize diye adlandırdığımız şeyler, azimle, direnerek, inanarak sağladığımız kazanımlar değil miydi? Vapurun 2 kez uzun uzun çalan düdüğü bizi tekrar gerçek zamana ve konuma döndürdü. O'nun dileklerinin gerçekleşmesi için ben de ta içimden dilek diledim...
Makbule ABALI
6 Mayıs 2026
Mayıs 04, 2026
4 GÜNLÜK BİR TATİL
Bugün Urla ve çevresinde oldukça soğuk bir hava hüküm sürüyor. Mayıs baharında adeta kışı yaşıyoruz. Geceden beri aralıklı olarak fırtınayla karışık yağmur yağıyor. Toprak suya doydu. Ağaçlar, çiçekler pırıl pırıl oldu. Kısa ama güzel geçen bir tatilden, birkaç gün önce evimize döndük. Yuvaya dönüş her zaman güzeldir.
Belli bir yaştan sonra ev ortamından çok uzaklaşmak istemiyor insan. Çok uzun bir yolu düşünmek bile yoruyor. Ama uzmanlar; zamanınız, durumunuz, sağlığınız elverdiği sürece, kısa süreli de olsa yaşadığınız ortamın dışına çıkmayı öneriyorlar. Ekonomik durumun izni ölçüsünde elbette. Biz Nisan sonu indiriminden yararlandık. Zaman zaman turistik tesislerde bu tür uygulamalar olsa, ihtiyaç duyan insanlarımız yararlanabilse.
Bazen kişi aldırmasa da beden isyan ediyor. Ağrılar, sızılar başlayınca ruhsal açıdan iç sesinize kulak verme ihtiyacı duyuyorsunuz. Uyarıları, iç sesleri dikkate almazsanız psikosomatik rahatsızlıklar (Psikolojik kökenli bedensel hastalıklar) başlayabiliyor. Kalp mide rahatsızlıkları, baş ağrıları, alerjiler, tutulmalar kaçınılmaz oluyor. Sağlığın önemi, sağlık yitirilince çok daha iyi anlaşılıyor.
Çevremizdeki dostların önerisiyle erken dönem indiriminden yararlanarak Çeşme'de termal suyu olan bir otelde 4 günlük bir tatil yaptık. Gerçekçi olarak düşünülürse; günümüzde en üst düzeyde emekli olmuş olsalar da iki emeklinin öyle bir otelde kısa süreli de olsa tatil yapması, insana hayal gibi geliyor. Mayıs öncesi gitmemiz, maddi açıdan çok iyi oldu.
Yıllar öncesinden inşa edilmiş, neredeyse yarım yüzyıldır hizmet veren bir otel. Ancak bina sürekli yenilenmiş, halen yepyeni, pırıl pırıl bir görünümde. İşletme müdür yardımcısı beyefendinin, sohbetimiz sırasında söylediği bir deyiş çok güzeldi. "Eski misafirlerimizin çocuklarına, hatta torunlarına da hizmet vermekteyiz."
Oteldeki işletme anlayışı toplumda pek çok kuruma örnek olacak nitelikte. Çalışanlarda devamlılık ve süreklilik, zamana ve beceriye göre görev değişimi, elemanların özenle seçilmesi, işbirliği ve ekip çalışmasının oluşturulması ile mükemmel bir çalışma düzeni sağlanmış. 25 yıldır aynı otelde çalışan kişiler var. Geçmişten geleceğe uzanan bir çizgide yenileşme sürdürülmüş.
Büyük tatil köylerini, çok büyük otelleri hiç sevemedim. Butik oteller, küçük aile pansiyonları her zaman daha sevimli gelmiştir bize. Ancak burada, büyük bir otelde kendinizi ev ortamında hissediyorsunuz. Güler yüzlü, nazik ve ölçülü davranışlarıyla her an gönüllü olarak yardıma hazır bir ekiple karşılaşıyoruz. Güvenlikten resepsiyona, oda servisinden restorana, spa bölümüne kadar herkes işini gerektiği gibi yapıyor.
Kısa süreli bir rahatsızlık geçirdiğimizde ilgileri övgüye değerdi. Adları her zaman belleğimizde kalacak insanlar tanıdık. İnsani davranışlar da karşılıklı bir alışveriş gibi. Bir tatlı gülüş, bir güzel söz ne büyük mutluluk kaynağı olabiliyor. Bazı bireyler eleştirinin sadece olumsuz yanını kullanırlar. Oysa eleştirinin bir de güzel yanı var. Hak edene yapılmalı.
Sabah kahvaltıları ve akşam yemekleri açık büfe, çok çeşitli ve lezzetli. Yemek salonu girişinde "israf" ile ilgili açıklamalar var. Detaylı açıklamalar eğitici ve bilgilendirici. Artan yemekler hayvan barınağına gidiyormuş. Çalışanlar öyle bilinçli ki, özellikle turizmde ara eleman yetiştiren meslek liselerinin ve meslek yüksekokullarının önemini bir kez daha düşünüyoruz. İyi örnekler; görerek, uygulayarak, deneyim kazanarak, zamanla oluşuyor.
Ne yazık ki otelde, açık ve kapalı termal havuzlardan hiç yararlanamadık. Şifalı su 36-38 derece civarında idi. Günlerin yorgunluğuyla eşimin de benim de tansiyonlarımız yükseldi. İlgililer sağlığımızı riske atmamamız konusunda uyardılar. Otelin hemen önünde ince kumlu bir sahil ve sığ bir deniz uzanıyordu. Bu olanaklardan yararlanamamakla birlikte ruhsal ve bedensel anlamda dinlendik. Dingin bir kafayla eve döndük.
Orada çok güzel, çok özel insanlar tanıdık, zeki çocuklar ve yaşının üstünde olgunluğa sahip gençlerle, gelecek adına umutlandık. Farklılıklar olmakla birlikte yeni kuşaklar, özellikle çocuklar gelecekte gurur kaynağımız olacak. Öyle uyumlu ve akıllılar ki. Aileler genellikle tek ya da iki çocuklu olunca, değerini bilerek, hassasiyetle, özenle büyütüyorlar çocuklarını. Ancak bir grup anne baba var ki, çocuklarının elinde birer tablet veya cep telefonu, kontrolsüz, denetimsiz biçimde kullanılıyor.
Bir tesiste tanıdığımız insanlar, gençler ve çocuklarla ilgili olarak zihnimde öyle çok birikim oluştu ki sayfalarca öykü yazılabilir. Küçük, büyük gruplar toplumun bir göstergesi Çok zaman harcamadan sadece gözleyerek, dinleyerek, empati kurarak, vicdani ve etik davranarak ne güzel işler yapılabilir. İnsanın insana bakış açısı, önyargısız davranışları, içten konuşmaları aradaki buzları eritip sıcak iklimlere yönlendiriyor bireyi. İmkân ve fırsat olursa sonbaharda, ılıca mevsiminde bir kez daha kısa bir mola gönlümüzden geçiyor.
Makbule ABALI-Eğitimci
3 Mayıs 2026-Urla-İzmir-Türkiye
Mayıs 01, 2026
BUGÜN 1 MAYIS - AYIN İLK GÜNÜ
Bugün 1 Mayıs. İlkbahar Mevsiminin son ayının ilk günü. 12 ayın hepsi farklıdır elbette ama ben Mayıs'ı bir başka severim.
30 gün çeken ayların arasında bir gün fazlasıyla 31 çeken aylardan biridir Mayıs.
Bayramların, özel günlerin toplandığı aydır Mayıs. Baharın gelişiyle birlikte Bahar Bayramını kutlarken aynı zamanda Emeğin, Dayanışmanın, Sabrın, Paylaşmanın Bayramını coşkuyla kutlarız.
Hıdrellezi yeni dileklerle karşılamaya hazırlanır, Mayısın ikinci Pazar gününde anneleri anar, duygularımızı dile getiririz.
19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik Ve Spor Bayramında Atatürk Gençliği ile umut tazeler yeniden bir Bayram sevinci yaşarız.
Yeniden doğmanın, canlanmanın, hayata daha iyimser bakabilmenin ayıdır Mayıs.
Soğukların büyük ölçüde bittiği, çocukların parkları , bahçeleri, sokakları neşeli sesleriyle doldurdukları aydır Mayıs.
Kuşların, kelebeklerin çoğalarak doğaya karıştığı, karıncaların yeraltından yeryüzüne çıkmak için sabırsızlandıkları bir aydır Mayıs.
Çok çeşitli otların tarlalarda boy gösterdiği, sağlıklı beslenmeye yönelik ürünlerin çoğaldığı, böylece aile bütçesine ekonomik katkıda bulunan bir aydır Mayıs.
Eriklerin, bademlerin, yenidünyanın, narenciyenin çiçekten tomurcuğa, meyveye dönüştüğü aydır Mayıs.
Pek çok yerde kokulu güllerin, sarmaşık güllerinin, lâvantaların, sümbüllerin, akasyaların, erguvanların, leylakların, manolyaların çiçek açtığı aydır Mayıs.
Kar sularının çözüldüğü, bahar yağmurlarının sakinleştiği aydır Mayıs.
Öğrenciler için çoğu zaman sınavlara hazırlık ayıdır Mayıs. Çeşitli kademelerde kendinizi ölçer, sınav deneyimi kazanırsınız.
Dost gibi, yoldaş gibi, candan bir arkadaş gibidir Mayıs. Mayısta doğanların sevgi dolu, duygulu insanlar olduğu söylenir hep.
Her yıl yeniden Mayıs'ı düşünür, mutluluk duyarım ben. Acaba bir sonraki yıl Mayıs nasıl gelecek, ne sürprizler hazırlayacak derim.
Hoş geldin Mayıs... 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü Kutlu Olsun.
Makbule ABALI Eğitimci
01 Mayıs. 2023 İzmir-Urla
Barış içinde, adil bir dünya özlemiyle.
Güncelleme: 1 Mayıs 2026
Nisan 27, 2026
DOĞANIN UYUMU-DOĞA YASALARİ
Doğa kendi içinde harika bir uyum sağlamış. Kendine has yasaları var. Bazen bizi şaşırtsa da, hayal kırıklığına uğratsa da genel yasaları her zaman geçerli. Kışın kupkuru olan ağaç dalları baharla birlikte göneniyor. Yağmurlar yağıyor, kar suları eriyor, ağaçlara, bitkilere can suyu gidiyor. Belki biraz geç, ama mutlaka... Sanki verilmiş bir sözü gerçekleştirircesine.
Doğayı dikkatle izlediğinizde, zamanında gözlemler yaptığınızda öyle çok şey öğreniyorsunuz ki. Kupkuru ağaçlarda önce tomurcuklar açıyor, çiçekler çoğalıyor. Daha sonra yapraklar dalların üzerinden, çiçeklerin yanından baş veriyor. Yapraklar ve çiçeklerle görevini tamamlamış ağaçlar meyve vermeye hazırlanıyor. Değişmez bir düzen bu. Soğuklar zarar verirse ağaçlar da kırılıyor, küsüyor adeta. Meyvelerinden mahrum ediyorlar.
İlkbaharın ikinci ayı Nisanın son günlerini yaşıyoruz. Ege ve Akdeniz yörelerimizde hava sıcaklıkları yükseliyor. Ağaçlar budanıyor, aşılar yapılıyor. Havada ne olduğu belirsiz çiçek kokuları var. Mutluluk ölçütlerinden biri de güzel kokular sayılmaz mı? İçinizi açar, ruhunuzu ferahlatır.
Nisan ve Mayıs aylarımızın güzelliği, bayramların coşkusu, varlığı değil midir? Her şeyden habersiz çocukların görüntüsü, 23 Nisan günü rengârenk çiçek tarlası gibiydi. Büyüklerin hüznü henüz onlara tam yansımamış gibiydi. Çocukların mutlu ya da mutsuz olduğunu gözlerinden hemen anlayabiliyorsunuz. Yalan makinesine gerek yok.Yaşamın uzun ince çizgisinde her şey değişken. Her konuda veya durumda yanılmak mümkün.
Canlılar söz konusu olunca bitkiler ve insanlarla diğer canlılar arasında ne çok benzerlik var. Her canlı var olduğunu kanıtlamak, yerini belirlemek, gerekirse güç gösterisi yapmak istiyor. Yapay çimin arasından baş gösteren papatyalar görenleri şaşırtıyor. Çiçekçilerde çok yüksek fiyatlarla satılan gala çiçekleri ormanlık bir bölgede hiç bakımsız, sadece yağmur suyuyla onlarca açabiliyor.
Karıncaların insanlara örnek olabilecek nice davranışları var. Kış mevsiminde minicik karıncalar vardı. Hemen her yerde, mutfakta, odada, bahçede. Karıncaları uzaklaştırmak için bir yol önermişlerdi. Evin kapısına şekerli su konursa içeri girmeyebilirlermiş. Öldürmeden uzaklaştırmak için bir başka öneri küflü limon oldu. Bu aralarda büyük karıncalar görev başında. Harıl harıl çalışarak yuvalarına yem taşıyorlar. İnsanların geçtiği toprak yollarda bile karıncalar var. Paylaşımın, işbirliğinin en güzel örneklerini sergiliyorlar. Gözlemeye değer.
Narenciye çiçeklerini arılar çok seviyorlar. Fırça çiçeklerini de. Boşuna söylenmemiş, "Arı bal alacak çiçeği bilir." diye. Dokunmazsanız, gürültü çıkarmazsanız insanlara hiç zarar vermiyorlar, sokmuyorlar da. Bahçe kapısının önüne koyduğum su kaplarından arılar da, kedi ve köpekler de kavga etmeden yararlanıyorlar Kuşlar kendilerine zarar vermeyen her cinsle barışık. Farklı türler her telden çalıyor, ahenkli bir müzikle doğanın uyumunu kalıcı kılıyorlar.
Doğa dengesini en uygun biçimde kurmuş. Dengesi bozulmadıkça her şey saat düzeniyle işliyor. Adilce paylaşımlar hiçbir şekilde bozulmuyor. Çalışan hakkını alıyor, düzene uyum sağlıyor. İnsan hem yapıcı, hem yıkıcı. Özgürlüğüne düşkün kuşlar bile dost bildikleri yerlere yuva yapıyorlar. Kilometrelerce yoldan uçarak gelip yuvalarını bulabiliyorlar. Ağaçları kesilirken kuş seslerini dinlediniz mi hiç? Doğal afetlerde tehlikeyi sezen canlıların canhıraş çığlıklarını duydunuz mu?
Makbule ABALI-Eğitimci
27 Nisan 2026 İzmir-Türkiye
Nisan 23, 2026
ÇOCUKLARA BAYRAM ARMAĞAN EDİLEN TEK ÜLKE-TÜRKİYE
SEVGİLİ ÇOCUKLAR
Bundan tam 106 yıl önce bütün milletin ve ülkenin tek temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Yeni Türkiye Devleti böylece kurulmuş oldu.
ATATÜRK 23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramını çocuklara armağan ederken şöyle diyordu:
"Çocuklar geleceğimizin güvencesi, yaşama sevincimizdir. Bugünün çocuğunu yarının büyüğü olarak yetiştirmek hepimizin insanlık görevidir. "
"Çocuklarımızı artık düşüncelerini hiç çekinmeden açıkça ifade etmeye, içten inandıklarını savunmaya, buna karşılık da başkalarının samimi düşüncelerine saygı beslemeye alıştırmalıyız."
"Aynı zamanda onların temiz yüreklerinde; yurt, ulus, aile ve yurttaş sevgisiyle beraber doğruya, iyiye ve güzel şeylere karşı sevgi ve ilgi uyandırmaya çalışılmalıdır."
DÜNYADAN SÖZLER:
"Toplumumuzun en kırılgan bireyleri olan çocuklarımıza şiddet ve korkudan arındırılmış bir hayat borçluyuz." Nelson Mandela
"Çocukların eleştirmeden çok, doğru rol modellere ihtiyacı vardır." Josep Joubert
"Yaşlılar savaş çıkarabilir. Ama tarihi çocuklar yazar." Ray Merritt
"Ruhunuzu iyileştirmek için çocuklarla vakit geçirin." Dostoyevski
"Bir çocuğun aldığı ilk izlenimler bütün ömrünce sürer." Heinrich Sclimann
GÜNÜN GÖSTERİSİ
Sabah saat 10.00 da İzmir Güzelbahçe'de, ülke çapında üniversiteye kadar kurumsallaşmış bir Vakıf okulunun gösterisini izledik.
Okulun spor salonunda düzenlenen kutlama törenine yüzlerce kişi katıldı.
Okulun geçen yılki kutlamada verdiği mesaj doğa ve çevre kirliliği idi. Çok başarılı idiler.
Bu yıl çok güzel bir koro, harika halk oyunları ve dans gösterileri vardı.
Gösteri programını sunan iki sunucu çocuk, profesyonel sunucular gibiydi.
Ülkemizin değişik yörelerinden oyunlar sergileyen halk oyunları ekipleri; özel giysileri ve oyunlarıyla büyük alkış aldı.
Deniz kızları ve kız ve erkeklerden oluşan vals grubu çok çok başarılıydılar.
Okulun öğretmenler dayanışması ve görev anlayışı, ekip çalışması mükemmeldi. Teknik elemanlar da görevlerini kusursuz tamamladılar.
Birlik ve beraberlik ruhunu tazeleyerek bizleri çok duygulandıran, istenirse neler yapılabileceğini kanıtlayan, eğitime umut tohumları eken Vakıf İlköğretim Okulu yönetici ve öğretmenlerine sonsuz teşekkürler. Bulutlu bir günde içimizi ısıttınız, ufkumuzu aydınlattınız. Geleceğe dair umutlarımızı yenilediniz.
23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN.
BİLİMSEL VE ÇAĞDAŞ EĞİTİM YOLUNDA ATILAN HER ADIM, ÇOCUKLARIMIZA DAHA İYİ BİR GELECEK, DAHA MUTLU, HUZURLU, AYDINLIK YARINLAR HAZIRLASIN DİLİYORUZ.
Makbule ABALI- Eğitimci
23 Nisan 2026- İzmir- Türkiye
















.jpg)









.jpg)


