Çocukluktan hatta bebeklikten kalma damak tatlarımız vardır. Önüme ne konursa yerim diyen kişi sayısı çok değildir herhalde. Az tuzlu, çok tuzlu, baharatlı ya da baharatsız, salçalı, salçasız. Türlü çeşitli yemekler, onlarca çeşit damak tadı.
Yemek kültürü ya da yemek alışkanlığının insan kişiliğiyle de yakın ilgisi var. Kimi insan bir an önce yemeğini bitirip sofradan kalkmak ister. Bazıları için yemek bir amaç değil, araçtır. Sofrada sohbet esastır. Bir saatte emek harcayarak yapılan yemek bir sofrada on dakikada tüketilirken bir başka masada bir saatte yenir.
Her aile bireyinin farklı işlerle meşgul olduğu evlerde yemek zamanı aynı zamanda ortak bir toplantı alanıdır. Çocuklar ne çok şey kazanır böylesi gruplarda. Herkesin aynı anda konuştuğu bir masa çekilmez olur elbette. Bu tür sofraların kalıntısı sadece baş ağrısı değildir. Mide ve barsak rahatsızlıklarının kökeninde çoğunlukla yanlış beslenme ve yeme alışkanlıkları yatar.
"Erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer." demişse de eskiler, bu herkes için geçerli olmayabilir. Mutfak işlerinde küçük paylaşımlar kadınları nasıl mutlu eder. Çocuklar da anne babayı örnek alırlar. Kız çocuklarının mutfakta küçük denemeleri geleceğe en güzel yatırımlardan sayılabilir.
Erkekler genellikle annelerinin yaptıkları yemekleri ararlar. Tıpatıp annesinin yaptığı gibi olmasa da eşinin sevdiği yemekleri yapmaya çalışan her kadın iyi bir eş olduğu kadar iyi bir anne adayıdır. Çocukluktan itibaren yemek ayırt eden, kolay kolay beğenmeyen tipler, pek çok konuda müşkülpesenttirler.
İyi bir ev kadını, iyi bir eş, iyi bir anne çocuklarını zor koşullarda da beslemeyi, doyurmayı bilir. Ama "çok çocuk" porsiyonların küçülmesi demektir. 4 kişilik bir aileye yemek hazırlamak çok yormaz. Ancak 10 kişilik bir aileye her gün yemek ayarlamak, hüner ve beceri gerektirir.
Eskiden köylerimizde çoğu ailenin küçükken alıp beslediği bir kuzu olurdu. Kurban etinden yapılan kavurma, küçük bir ailenin bir yıllık et ihtiyacını karşılardı. Aileye katılan her yeni birey "Bir kaşık düşmanı" demekti. Yemek üstüne söylenen her söz anlamlıdır.
Kuş sütünün eksik olmadığı bir sofra ile küçük bir bütçeyle hazırlanmış yöresel tatların yer aldığı bir masa farklı izler bırakacaktır elbette. Hatır gönül, tatlı dil ve güler yüzün eksik olmadığı her sofra, göze, beyne ve mideye hitap ederek farklı bir doygunluk sağlayacak, bir hoş seda gibi iz bırakacaktır.
Ekonomik anlamda yuvayı sarsmayacak, farklı eklemelerle hazırlanabilecek bir yemek tarifi yapmak istiyorum. Ölçüler göz kararı olabilir, malzemeler çoğalıp azalabilir. Adını siz koyun lütfen.
Malzemeler.
1 bardak ince bulgur, 2 orta boy haşlanmış patates, 1 yumurta, 2 kaşık un, 1 kaşık irmik, biber salçası, tuz, kimyon, karbonat (birkaç damla limon karbonata katılır.)
Mutfakta çare tükenmez. Kişi yaratıcılığını kullanarak küçük değişimler yapabilir. Örneğin miktarlar değişebilir, 250 gr. kuzu kıyma katılabilir. Yumurta konmayabilir. Bezeler yapmadan yağlanmış tepsiye yayılarak pişirilebilir.
Yapılışı: İnce bulgur sıcağa yakın ılık suyla ıslatılır, biraz bekledikten sonra haşlanmış, ezilmiş patatesler, baharat ve diğer malzemeler katılarak yoğurulur. Yumuşak bir hamur elde edilir. Elde küçük bezeler yapılarak yağsız tavada ya da fırında180 derece sıcaklıkta pişirilir.
İşbirliği ile, severek yapılan her yemek bereketi arttırır, yuvaya mutluluk katar. Mutfakta geçirilen saatler insan için terapi gibidir. Sınamalarla başlayıp denemeler çoğaldıkça lezzet de artacaktır. Sabır ve hoşgörü mutfakta harikalar yaratılmasına fırsat tanır.
Makbule ABALI-Eğitimci
13 Mayıs 2026- Urla-İzmir












.jpg)









.jpg)






