Yazımın başlığı konusunda çok düşündüm. Bu kez içimden geçenleri yazmadım, yazamadım. Bir hastalıkta panzehir vermek yerine zehir akıtmaya hangi merhametli yürek katlanabilir? Ancak durum içler acısı. Gerçekleri görmezden gelmek ya da sorunları örtbas etmek, kanayan yarayı daha kötü duruma düşürmekten başka ne işe yarayabilir? Eğitimde ulaştığımız nokta bu olmamalıydı.
Yıllardır eğitimin içinde olan, emeklilik sonrası da gündemi yakından izleyen biri olarak; her güzel haberde mutluluk duyarım, tersine her kötü haber içimi acıtır, yetişmekte olan kuşaklar adına büyük endişe ve üzüntü duyarım. Düşünme yetinizi kaybetmediyseniz, düşünüyor, çare arıyor, neden - sonuç ilişkileri içinde olayları değerlendirmeye çalışıyorsunuz.
Tüm kurumlarda olduğu gibi, Eğitim-Öğretimde ekip çalışması, uzun zamanlı kararlar alma, alınacak kararla ilgili olarak konuyu ilgilendiren kişilerle seminer ve toplantılar düzenlemek hayati önem taşıyor. Sonuçlardan nedenlere ulaşıp yeterli önlemler alınamazsa, kararlar uygulamaya geçirilmeyip kâğıt üzerinde kalırsa tüm çalışmalar boşa gidebiliyor.
Bir araştırma yapıldığında; Milli Eğitim Bakanlarımızın çalışma sürelerinin büyük çoğunlukla 2 yıl olduğu görülür. Oysa Eğitim, bir uzmanlık alanıdır. Okullarımızda eğitim sistemi ne yazık ki yamalı bohça gibidir. Sınıf geçme, sınıfta kalma, kredili sistem, el yazısı ya da küçük harfle yazmaya başlama, taşımalı eğitim, okul binalarının değişimi, din görevlilerinin Rehber Öğretmen olarak atanması gibi kararlar, kalıcı olmayan, değişken kararlardan sadece birkaçıdır. Yanlıştan dönme çok kolay olmamakta, bedelini, yeni yetişmekte olan çocuk ve gençler ödemektedir.
Her çocuk ayrı bir dünyadır. Özellikle ön ergenlik ve ergenlik dönemlerinin yaşandığı yıllar, bedensel, zihinsel, ruhsal ve sosyal değişimlerin yaşandığı yıllar olarak ayrı bir özen ve ilgi ister. Bu yıllarda genç, aileden çok arkadaş çevresinin etkisi altındadır. Şiddete baş vurmadan davranışlarının, sosyal çevresinin, ilgi ve beklentilerinin denetlenmesi, kontrol edilmesi çok önemlidir.
Çocuk-aile-okul üçgeni sağlıklı olarak oluşturulmamışsa başarısızlıklar ve kural dışı davranışlar kaçınılmazdır. Okulunu, çevresini sevmeyen ya da sevilmediğine inanan genç ya içine kapanacak ya da tepkileriyle güç gösterisine girişecektir. Gücünü farklı yollardan kanıtlama yoluna gidebilir: Çete kurabilir, zararlı alışkanlıklara yönelebilir, isyankâr, kurallara uymayan bir tip olabilir.
Kız çocuklarında; yaşına uymayan giysilerle dolaşma, aşırı makyaj yapma, yanlış arkadaşlar seçme, macera tutkusu, kural dışı davranışlar, evden kaçma gibi uç davranışlar gözlenebilir. Anlayışlı bir anne-baba, hoşgörülü bir öğretmen, güvenilir, sırdaş bir rehber öğretmen, iyi yönlendirici bir arkadaş bulabilen çocuk ya da genç şanslı sayılırken tersi durumlarda istenmeyen olaylar yaşanabilir.
Gençlik çağında; Günlükler, anı defterleri, çeşitli boş zaman ilgileri, sosyal medya alışkanlıkları görülebilir. Zaman zaman onunla sohbet ederek hangi konularda nasıl seçim yaptığı belirlenebilir. Bu yaşlarda özenti, taklit, aşırı hayranlıkla belli kişilere bağlanabilir. Her toplumun kendine özgü kalıpları olduğu unutulmamalıdır. Dizi filmler, dijital ortamda oyunlar, filmler dikkatli bir anlayışla belirlenemezse, kontrol edilmezse her tür olumsuzluk yaşanabilir.
Okullarımızda sosyal etkinlikler yok denecek kadar azaldı. Özel okullardaki çocukları için bile veliler okul dışında sosyal kulüplere çok yüksek fiyatlar ödüyorlar. Oysa çocuk ve gençler enerjilerini olumlu biçimde boşaltacakları, yeteneklerini değerlendirecekleri alanlarda daha ılımlı ve hoşgörülü yetişiyorlar. Kontrol edilemeyen sosyal etkinlikler fayda yerine zarar veriyor.
Sınıflarımız çok kalabalık. Öğretmen öğrencisini, ailesini tanımıyor. Aslında okul, aile ve toplumda çoğu kez aynı davranışlar sergileniyor. Çocukların evcilik oyunlarında, gençlerin tipik davranışlarında bunu görmek mümkün. Kaba, isyankâr, pervasız ya da sakin, nazik, saygılı.
Okullarımızda Rehberlik Servisleri çeşitli nedenlerle olması gerektiği gibi çalışmıyor, çalışamıyor. Rehber öğretmenler sayıca yeterli değiller, gerekli donanımları yok. İdealist çalışan öğretmenler fark edilmiyor, denetimler sağlıklı değil.
Gelişmiş ülkelerde sosyal bütçeden eğitime ayrılan pay, geleceğe yatırım yapıldığı dikkate alınarak, her zaman özenle, dikkatle belirleniyor. Uluslararası yarışmalarda başarı sıralamaları üst düzeyde. Değer kaybetmiyor, değer kazanıyorlar.
Sade bir vatandaş, eski bir Eğitimci olarak gönül arzu ediyor ki; Güzel ülkemizi, herkesin sorumluluğunun ve görev anlayışının bilincinde olarak hak ettiği seviyeye çıkaralım.
Makbule Abalı-Eğitimci
16 Nisan 2026 Türkiye




















.jpg)










.jpg)









