Sayfalar

Kadınlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kadınlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Mayıs 10, 2026

ANNE OLABİLMEK...


"Tarih tekerrürdür" demiş eskiler. Anneler bir zamanlar özenle, belki çok zor koşullarda çocuklarına baktılar. Şimdi yıllar geçtikçe, o çocuklar büyüdükçe roller değişiyor, bazen torunlar bazen çocuklar "anne olma" sorumluluğunu üstleniyorlar. Annelerinden öğrendikleri bilgilerle kuşaklar arası geçiş yapılıyor, bilgiler aktarılıyor. Yaşam deneyimleri öğreniliyor, bilgiler değiş-tokuş yapılıyor.

Hayatımızda kutlanması, anılması gereken öyle çok gün var ki. Anneler Günü'nün yeri, önemi elbette farklı ama keşke sevgimizi, saygımızı tek güne indirgemesek. Bir hediye vermeyle her şey bitti , borcumuz ödendi sanmasak. Kentlerde, beldelerde, köylerde, kırsal kesimde farklı yaşamların içinde, farklı karakterlerde ne çok kadın, ne çok anne var..

Kimisi yılların iyice yıprattığı kadınlarımız; Yüzlerde kırışıklıklar, öpülesi ellerde lekeler, buruşukluklar olsa da, gözler artık eskisi gibi göremese de, ayaklar bedenin yükünü kaldıramasa da, omuzlar çökük olsa da, elleri bazen titrese de hala çocukları için varını yoğunu verebilecek anneler...

Yaptığı fedakarlıkları çoğu kez anlatmayan, sıkıntısını aktarmayan, yüreği yaralı anneler; Engelli çocuğunu koruyan, kollayan, bazen sırtında taşıyan, onun incinmemesi için kol-kanat geren anneler. 
Törenlerde şehit oğlunun tabutu başından bir türlü ayrılamayan, göz yaşını içine akıtan yorgun bedeni, acılı yüreğiyle ayakta duramayan anneler...

Bir zamanlar çocuklarının bakımını yaparken, altını temizlerken, bez bağlarken, belki de şimdi onlar bu işleme ihtiyaç duyuyorlar -bir bebek gibi... Gene bir zamanlar merdivenleri ikişer ikişer basamaklarla atlayarak çıkarken şimdi tek tek basamaklara basarak zorlukla çıkıyorlar. Hareketleri ağır ve yavaş. Adeta ağır çekime alınmış bir yaşam onlarınki. Ama yürekleri hala çocukları için atıyor.

Bir de bugün belki pek akla gelmeyen altın yürekli kadınlar var; Bazen bir okulda, bazen bir kurumda, bazen yardıma ihtiyaç duyulan her yerde. Hiç evlenmeden kendini anne gibi hisseden, bir anne gibi duyarlı, çocukları çok seven, her an yardıma hazır, anne gibi sevgi dolu, şefkatli kadınlar...

Kaybettiğimiz annelerimizi rahmet ve saygıyla anıyor, varlıklarını her zaman hissettiren vefakar, sevgi dolu, fedakar tüm anneleri , anne gibi şefkatli, merhametli kadınları yürekten kutluyorum.

Makbule ABALI-Eğitimci
13 Mayıs 2018 Mersin 

Güncelleme:10 Mayıs 2026 İzmir





Mart 26, 2026

İZMİR BORNOVA'DA BİR SANAT KÖŞESİ

 


İzmir sanata, sanatçıya çok değer veren bir kent. Her mevsim ama özellikle bahara doğru, baharın içinde, festivaller, fuarlar, sergiler ve etkinlikler kenti oluyor. Her yere, her etkinliğe yetişebilmeniz çok zor Kaçırdıklarınıza üzülüyor, ulaşabildiklerinizle mutlu oluyorsunuz. 

24 Mart çarşamba günü İzmir Bornova'da, kapanışına bir hafta kala bir sergiye gittik. Kızım bana ve eşinin annesine bir jest yaparak, kendisinin de sanatçı olarak katıldığı sergiye  bizi götürdü. Uzun bir yoldan sonra Bornova'ya ulaştık. "Anneleri getirdim." diyen Sezgi'nin arkadaşlarından bazılarıyla da tanıştık. İyi ki gitmişiz. Gidemesek bizim için bir kayıp olurdu. 

Serginin adı: HATIRLAMA DEFTERİ (Notebook of Recall) Kadın sanatçıların oluşturduğu uzun zamanlı ve kapsamlı bir proje. Serginin ilk açılışı Bergama'da olmuş. Bornova'dan sonra Eskişehir ve İstanbul'da  da eserler sergilenecek. Bergama'daki serginin ev sahipliğini BAYETAV Vakfı üstlenmiş.

Serginin düzenlendiği bina; Asırlık ağaçların, değişik çiçeklerin yer aldığı çok büyük bir bahçede, görkemli bir eski zaman köşkü. Yüksek tavanlı, büyük pencereli, iki katlı köşke girerken  farklı duygular kaplıyor ruhunuzu. İçeride adeta mistik bir hava var. Köşkün beyaz badanalı duvarları ferahlık veriyor. Bir zamanlar kim bilir kimler yaşamış içinde diye düşünüyorum. Köşkün hemen yanı başında sanatçıların konuk edildiği  küçük  bir köşk daha var.

BAYETAV'ın değerleri; Diğergâmlık, farklılıklara ve emeğe saygı, dayanışma, tevazu, eşitlik, özgürlük, sorumluluk, dürüstlük, üretkenlik, iyimserlik ve umut olarak açıklanmış. Köşkün bahçesinde küçük bir kafe de oluşturulmuş. Kentin karmaşasından uzakta bir huzur köşesi gibi. 

Çalışmaların ve projenin tanıtımı amacıyla 253 sayfalık bir kitap hazırlanmış. Kitapta ekibin birlik ve beraberlik içinde emek ve çabaları çok belirgin olarak hissediliyor.  Kitabın önsözünde sanatçı Günseli Baki şöyle diyor: "Kadınlar hatırlar, kelimeleri yükselir, yükselir, yükselir... Birlikte hatırladıklarında sesleri çoğalır, yankı odalarından göğe doğru yayılır, şimşekler çakar ve yıldırımlar düşer üzerinize."

Sergiyi gezerken kendinizi başka dünyalarda hissediyorsunuz. Hayalle gerçek arasındaki ince çizgide, şimdi'den sonsuza uzanan dünyada bazen kendinizle baş başa, bazen kalabalık bir grup arasında, toplumun çeşitli katmanlarında... Düşsel yolculuklar gerçekleştiriyorsunuz. Video çekimler, yazılar, yerleştirme (enstelasyon) hepsi emek eseri.

Her eserin yanında bir açıklama yazılmış. "Keşke daha büyük puntolarla yazılsaydı." diye geçiriyorum içimden.  Ve keşke kitabı okuduktan sonra yeniden sergiye gitme fırsatım olsaymış. Her şey çok daha net algılanırdı. Bunlar küçük ayrıntılar. Tek kelimeyle dile getirirsem,  "Muhteşem" bir etkinlik izledim. Sanata ve sanatçılara dair görüş ve düşüncelerim yeni bir boyut kazandı.

Uzun bir çalışma döneminin ardından, büyük emek ve çaba harcayarak oluşturulan bu proje,  kadın kimliği ve kadının toplumdaki yeri ile ilgili olumsuz yargıların yok olmasına bir katkı sağlar umarım. Sadece Bornova'da sergiyi 3000'e yakın kişi izlemiş. Anı defterine yazmak istediğimde, ciltli bir defterde  tüm sayfaların dolduğunu gördüm. Ara sayfalarda bir boşluğa düşüncelerimi aktardım. 

Sanata ve sanatçıya saygının; Barış içinde, hoşgörülü, adil, özgür  ve güvenilir bir ortamda, yerinde övgü ve takdirlerle dile getirilmesini dileyerek, katkıda bulunan tüm sanatçıları yürekten kutluyorum. 

Daha aydınlık, daha güçlü bir gelecek için; sanattan anlayan, sanatçıyı benimseyen, koruyan, gelişmesine yardımcı olan, katkıda bulunan insanların çoğaldığı bir toplumda yaşama umuduyla...

Makbule ABALI-Eğitimci

26 Mart 2026- İzmir-Urla

                                                  Sergide yer alan Eserlerden Bazıları 








                                                   
 Sergide eserleriyle yer alan Sanatçılar 

                                             



                                                        Sezgi Abalı Attal ve Anneler.


Mart 07, 2026

SAVAŞLAR VE KADINLAR

 


Kadınlar gördüm bir kent meydanında 

Kadınlar;

Uzun saçlı, kısa saçlı, kara gözlü, ela gözlü, yeşil gözlü

Kadınlar;

İnce, toplu, kısa boylu, uzun boylu 

Uzun etekli, pantolonlu, kabanlı, rengarenk hırkalarla 

Her tipten kadınlar... 

Güçlü, dirençli, emeğe saygılı, çalışkan kadınlar

Ana gibi yürekli, sevgi dolu, içli, sevdalı kadınlar... 

Ellerinde kır  çiçekleri, dillerinde türkülerle 

Bazen yavaş, bazen hızlı, bazen koşar adım 

Yürüdüler... yürüdüler... yürüdüler...

Kim komut verdi bilinmez 

Birden karıştı dünya!

Gökten bombalar yağdı, 

barışı özleyen kadınlar üstüne. 

Türküler, şarkılar ağıtlara dönüştü

Gülüşler dondu, gözlerden yaşlar boşaldı 

Savaşa dahil edildi,  barışsever kadınlar...

Makbule ABALI-Eğitimci

7 Mart 2026 İzmir-Türkiye





BARIŞ İÇİNDE BİR DÜNYA ÖZLEMİYLE EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN.

Kasım 25, 2025

DÜNYAYI KADINLAR YÖNETSEYDİ...

 


Dünyayı kadınlar yönetseydi;

Dünya daha temiz olurdu, anne eli değmişçesine

Düzenli, huzurlu  bir yuva gibi...

Kim haklı, kim haksız kanıtlanır,

Şiddet ortadan kalkar,

Dünya daha adil olurdu,

Tüm çocuklar mutlu, karınları tok 

Yüzleri aydınlık olurdu.

Dünyayı kadınlar yönetseydi;

Yoksullar, suskunlar kaba güce yenilmez,

Ödenmeyen vefa borcu kalmazdı...

Duygular ağır basar, insanlar daha duyarlı

Daha güvenilir, daha merhametli olurdu.

Gürültü, karmaşa biter,

Güzel Sanatlar ve spor değer kazanırdı. 

Dünyayı kadınlar yönetseydi;

Kadınlar kimliklerini, kişiliklerini kanıtlar,

Kavgalar, savaşlar sona erer, 

Belki de barış sağlanırdı...


Makbule Abalı - Aralık 2022

Güncelleme: 25 Kasım 2025




Mayıs 12, 2025

BİR ANNELER GÜNÜ SONRASI..

 


Günler hızla akıp geçerken takvimden bir yaprak daha düştü. Dün Mayıs Ayının 11. gününü yaşadık. Bugün 12 Mayıs Pazartesi. 

Dün, 2025 yılının  ANNELER GÜNÜ idi. Gün boyu Ne güzel etkinlikler düzenlendi; Törenler yapıldı, şiirler okundu, yarışmalar, oyunlar, sanat ve spor çalışmaları sergilendi.

Bugün  yeni bir gün. Sıradan bir gün. İlkbaharın üçüncü ayı Mayısın,  ikinci Pazar günü de sona erdi.

Anneler, anne adayları, anne olmak isteyenler, yüreğinde tüm çocuklara çok yoğun bir  sevgi barındıran insanlar, kadınlar 

Onlar için yazılan şiirler, yazılar, hikâyeler, oyunlar asılan pankartlar, el emeği-göz nuru ile üretilen ürünler-sanat eserleri. Beğenilerine göre alınan hediyeler... 

Öte yanda günün anlam ve öneminin farkında bile olmayanlar, adı sanı, yeri yurdu belli olmayan kadınlar, erkekler, çocuklar. gençler...

Tek bir gün, ne zamana kadar etkili? Sadece bir gün yeterli olur mu anlamaya-anlatmaya-anlaşılmaya...?

Yıllardır ilk kez Anneler Günü'nde şiir ya da yazı, gerçek hayat hikâyeleri yazmadım.

Dünden sonra bugünler, yarınlar da vardı,  olmalıydı... Bir gün yeter mi...?

İçimizden geldiği gibi: Sevgi, güven, haklılık, paylaşma, fedakârlık, koruma, sabır, iyi niyet hep sürsün. 

Yakın ve uzak çevreye, kırlara, dağlara, köylere, kasabalara, kentlere, ülkelere, tüm dünyaya, bebeklerden başlayarak çocuklara, ergenlere, yaşlılara, kadınlara erkeklere, insanlara , yaşayanlara, iyilere, kötü düşüncelere, yitirdiklerimize ışık olup ulaşsın.

Kötülük tohumlarının üstüne, bahar yağmurlarıyla beraber  iyilik tohumları da yağsın. İyiler, iyilikler örnek olsun.

ANNELER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN. YÜREĞİNİZDEKİ SEVGİ, EKSİLMESİN. 

Makbule ABALI-Eğitimci

İzmir-Urla 12.05. 2025









Mart 08, 2025

KADINLAR- ŞİİR DİLİYLE ANMA...

 

5 Aralık 1934- Türkiye Cumhuriyeti'nde  günümüzden  89 yıl önce kadınlarımıza seçme ve seçilme hakkı tanındı. Verilmiş hakların, yaşanan yıllar içinde uygulanabilir olması konunun can damarı. Beklentilerin, umutların gerçekleşmesi dileğimizdir. 

Yüce Önder  M.K. ATATÜRK'Ü  minnet ve teşekkürlerimizle, saygıyla anıyoruz.





Geçmiş yıllarda; farklı zamanlarda KADINLAR ile ilgili olarak yazdığım şiirlerden bazıları:


SIYAH BEYAZ FOTOĞRAFLARDAKİ KADINLAR 

Sayıları azalacağına giderek kabarıyordu 

İstatistiklere her gün yeni bir kişi ekleniyordu

Bir kadın cinayeti daha, bir daha, bir daha...

Bazen bıçak, bazen silâh, bazen sopalarla.

Sığınma evine yetişemeden baba evine sığındığında,

Bazen kocası, bazen babası, bazen kardeşi, bir yakını.

Kadınlar hep aynı ; ezik, güçsüz, çekingen,

Kadınlar naif, hassas, kırılgan...

Karşı taraf güçlü, kaba, acımasız.

Her şey bir anda bitti, birkaç saniyede. 

Bir öfke patlaması, bir duygu boşalması...

Bir ömür daha tükendi,

Bir kadın daha konu oldu haberlere,

Cansız bedenlere bir tane daha eklendi.

Kadınlar teker teker yerlerini aldılar.

Siyah-beyaz soluk fotoğraflarda...

Makbule Abalı-2 Şubat 2015 



KADININ COĞRAFYASI

"Kendin için ne isterdin?" diye sordular bir kadına;

"Nerede dünyaya geleceğimi seçmek" dedi.

Bir başka coğrafyada doğmak, yaşamak.

Onun yöresinde böyle yaşamak kaderdi.

Annesiyle aynı kaderi paylaşmak,

Erkek kardeşi gibi vatandaş sayılmadan,

Haklarını bilmeden.

Yaşamında ilk çiçeği bir kadınlar günü almıştı

Bir markette herkese verirlerken.

Şaşırmıştı neden verdiklerine

Son çiçeği de bu oldu.

Onun yaşadığı coğrafyada kadınlar çiçek almazdı.

Emeğinin karşılığını bile alamazdı.

Dövülür, hırpalanır, iş yaparlardı,

Erkek güçlü, kadın zayıftı, güçsüzdü.

Bir kadınlar gününde anladı;

Kadının toplumdaki yerini, ailedeki rolünü,

Üretimdeki gücünü...

Biraz geç kalmıştı ama hayat devam ediyordu. 

Makbule Abalı- 8 Mart 2021



DÜNYAYI KADINLAR YÖNETSEYDİ...

Dünyayı  kadınlar yönetseydi; 

Dünya daha temiz olurdu, anne eli değmiş gibi,

Düzenli bir yuva gibi...

Kim haklı, kim haksız kanıtlanır

Dünya daha adil olurdu,

Tüm çocuklar mutlu, karınları tok olurdu.

Dünyayı kadınlar yönetseydi;

Yoksullar, suskunlar kaba güce yenilmez,

Ödenmeyen vefa borcu kalmazdı...

Duygular ağır basar, insanlar daha duyarlı olurdu.

Gürültü, karmaşa biter,

Sanat değer kazanırdı.

Dünyayı kadınlar yönetseydi;

Kadınlar kişiliklerini kanıtlar,

Kavgalar, savaşlar sona erer,

 Belki barış sağlanırdı...

Makbule Abalı- Aralık 2022 



KARANLIĞI AYDINLATAN KADINLAR

Kadınlar; Karanlıktan aydınlığa çıkmak isteyen kadınlar

Güneşi özleyen, dünyaya renk katan kadınlar,

Paylaşımcı, yaratıcı, yapıcı kadınlar...

Bazen ana, bazen hayat arkadaşı, can yoldaşı,

Yol arkadaşı, dost, bacı, kardeş gibi kadınlar.

Maviye tutkun, doğaya hasret, ağaca, çiçeğe aşık kadınlar.

Zeytin ağacı gibi köklü, sağlam,

Çam ağaçları gibi çilekeş,

Kuru dallarda açan çiçekler gibi hassas, narin,

Mimoza gibi kırılgan, alıngan, duygulu,

Ve tüm ağaçlar gibi üretken, emekçi kadınlar... 

Makbule Abalı- 8 Mart 2023



Güncelleme Notu: Kadınlarımızın haklarını ve sorumluluklarını, görevlerini bilerek; bilinçli, çağdaş, barış içinde, uygarca yaşamalarını dileyerek. 

Ülkemizde  90 yıl önce,  kadınlara ilk kez tanınan haklarla ; Başöğretmen ATATÜRK'ü saygıyla, rahmetle, minnetle anıyoruz. 

 Makbule Abalı-Eğitimci 

İzmir- Urla 8.03.2025 



                                        Yine Bir Gülnihal: Zeki Müren yorumuyla.   


Mart 01, 2025

ÖZLENEN BAHARLAR...

 


"Her gecenin bir sabahı var." dediği gibi ünlü şairin, rahatsızlıklarla, yoğun ve yorgun zamanlarla yaşanan günlerin ardından er veya geç güzel günler de yaşanıyor. Bahar; yeniden doğuş, doğanın yeniden can bulması, dirilmesi adeta. 

Baharı karşılarken; Sanatçılardan destek almak gerek. Şiirlerden, şarkılardan, türkülerden Ve elbette doğadaki değişimden-evrenden-gökyüzünden-ısınan havadan-sudan-topraktan, insanlardan..


BİR ŞİİR 

KADIN OLANIN TÜRKÜSÜ (Şiirinden dizelerle)

Her bahar, her yaz gurbette 

Sılaya dönmesi olur velakin 

Ne sılamız belli, ne gurbetimiz 

Çiğdemi Ardahan yaylalarında 

Nergisi Sinopta

Vanda koparmışsak sarı gülü 

Portakal kokusu Kumlucadan gelir 

Karıştırdık sıla nere, gurbet hangisi 

Bizim gibi gurbetçi görülmemiştir 

Selam olsun bizden önce geçene 

Selam olsun dosta, hasa, çile çekene 

Selam olsun dayanana, düşene 

Yüreğim yürektir, bakma gözüm yaşına

Gülten AKIN


BİR SÖZ

"Ah kimselerin vakti yok 

Durup ince şeyleri anlamaya "

Gülten AKIN 


BİR ŞARKI




BİR TÜRKÜ





Yeni bir mevsimde, yeni bir ayda: Tüm insanlık adına; İyiliklerin, güzelliklerin, bolluk ve bereketin çoğalmasını, kötülüklerin, olumsuzlukların azalmasını dileyerek... 

Makbule ABALI-Eğitimci 

1 Mart 2025 Urla 

Şubat 14, 2025

GERÇEK ÖYKÜLER...




14 Şubat dünyanın pek çok yerinde aynı zamanda "Dünya Öykü Günü" olarak kutlanıyor. Tanınmış-tanınmamış nice yazarın dile getirdiği duygular, düşünceler, anlar. anılar... Yaşanmış ya da kurgulanmış, gerçek veya düşsel anlatımlar... 

Okuyucu için öykü, romandan daha kolay diye düşünmüşümdür hep. Yıllar önce de Varlık Yayınları'nın küçük kitaplarıyla öyküler okumak nasıl da iyi gelirdi insana. Sait Faik, Oktay Akbal, Sabahattin Ali ve Çehov'un insanın içini ısıtan öyküleri...  Füruzan, Sevgi Soysal, Tomris Uyar, İnci Aral, Osman Şahin'den insan öyküleri... 

Özellikle gençlik yıllarında hayatı anlamlandırmak, insanı tanımak adına keşke gençler daha çok öykü kitapları okuyabilse, hatta öykü yazma denemelerine girişebilse. Öykü kahramanları, insanı hayatı sorgulamaya, ilişkileri yeniden düşünmeye, değerlendirmelere yönlendiriyor. Dünyanın her yerinde öyküler, hayatın içinden dramları, sevdaları, yöresel acıları, mutluluk ya da mutsuzlukları dile getiriyor...

İnsan yaşamından kesitler yıllardır öykü yazarlarına ilham veriyor. Ancak 21. yüzyılda dünyanın her yerinde gerçek şiddet ve düşmanlık öyküleri de halen sürüyor, insanın insana eziyeti hiç bitmiyor.
Her öykü elbet mutlu sonla bitmez, ama öylesine acılar ve utançlar yaşanıyor ki, insan adına, insanlık adına içiniz burkuluyor, tüyleriniz diken diken oluyor. 

Özellikle kadınlar ve çocuklar daha çok acı çekiyorlar, haksızlığa uğruyorlar. Sevgi öykülerinin de dramların da ana kahramanları onlar. Çok sevildikleri için, kıskanıldıkları için, utanıldıkları için, ya da çeşitli  kişisel nedenlerle beklenmedik zamanda, beklenmedik biçimde öyküleri yazılıyor yakınlarınca...

Öykülerin başlangıcını hiç bilmeden sonuçlarla ilgileniyoruz hep. İnsan yaşamında parantezler açıp, sorular oluşturmak zor geliyor belki de. Virgül, noktalı virgül bile koymuyoruz, nokta ile ilgileniyoruz hep. "Yaşadı... öldü..." diyoruz sadece. Noktalar uzayıp gidiyor hayatın içinde... 

Düşünmüyoruz çoğu kez. Sorgulamıyoruz kendimizi, çevremizi kötülükleri, eziyeti, şiddeti. O yüzden yeniden-yeniden yaşanıyor dünyamızda  acı öyküler. Kırsal kesimde belki hiç tanımadığımız, bilemeyeceğimiz öykü kahramanı ne çok kadın... Sığınma evine ne kadar uzak, ne kadar yakın. hiç bilmiyor...

Yöremizde, kentimizde, ülkemizde, sokakta, caddede, toplu taşıma araçlarında, vapurda, otobüste, dolmuşta kim bilir ne çok öykü kahramanı dolaşıyor aramızda. Konuşmasak, tanımasak da her yüze yansıyan ne çok şey var; acı, hüzün, kaygı, mutluluk, mutsuzluk, iyimserlik, güvensizlik, aldırmazlık... 

Onca farklı insan, onca farklı duygu... Belki bazılarını zamanında gördük, farkında bile olmadık, bazılarını sonradan tanıdık, gazete haberleriyle. Çoğu kez hüzünlü, acıklı, yürek burkucu öykülerle...

Belki şu anda bile dünyanın herhangi bir yerinde  pek çok insan, hiç tanımadığı insanlarla aynı kaderi paylaşıyordur. Ve öyküler yazılmaya devam edecektir yüzyıllar boyu. Dileriz, mutlu sonla bitenler çoğalsın.

Makbule ABALI-Eğitimci
Şubat 2011. Mersin


SEVGİ, UMUT, HUZUR, GÜVEN, DOSTLUK, BARIŞ; 
YUVAMIZDAN, YÖREMİZDEN, YURDUMUZDAN, DÜNYAMIZDAN HİÇ EKSİLMESİN...

Şubat 2025 Urla





Kasım 25, 2024

KADINLAR AĞIDI- ACILI KADINLAR...


Bir kadın haykırdı gecenin sessizliğinde;
Çığlık çığlığa, acılar içinde
Dünyanın çok uzak bir köşesinde
Denizler, dağlar ötesinde...
Var gücüyle bağırdı,
Sesi dağlarda yankılandı
Ama hiç kimse duymadı feryadını...
Sonra sesler birbirine karıştı;
Çok uzak yörelerden, kentlerden, köylerden kadınlar;
Kimi hasta, yoksul, tek başına,
Kimi bir çocuk gelin, henüz büyümemiş,
Kimi şiddete uğramış, sindirilmiş.
Kimi geçim derdinde. evinde aş yok,
Kimi sığınmacı, kimi göçmen 
Evinden, yurdundan uzakta.
Kimi yalnız, mutsuz, sevgisiz, ilgisiz
Kimi sevdalı, ama can derdinde...
Sesler hepten karıştı birbirine
Acılı kadınlar korosunda.  
Kimse duymadı ağıtlarını, feryatlarını
Kimse anlamadı acılarını
Sessiz çığlıklarına yanıt veren olmadı,
Oysa tüm dünyada o gün, onların günüydü...

Makbule ABALI-Eğitimci
8.03.2020

Güncelleme:25.11.2024 



Dünyanın ve çevrelerinin gelişmesine, güzelleşmesine katkıda bulunan, emek harcayan, üreten tüm kadınların değerleri bilinse, sağlıklı, huzurlu, mutlu günleri-yılları olsa... M.A

Eylül 01, 2024

ZEYTİN AĞACI- BARIŞIN SİMGESİ...

 


Urla'da yeni evimize ilk gidişimizde karşılaşmıştım onunla. Evimizin küçük bahçesinde bir zeytin ağacı. Yılların katkısıyla büyümüş görkemli zeytin ağaçlarından değildi. Hatta bahçedeki çam ağacının altında çelimsiz dalları, ince küçük yapraklarıyla korunmaya muhtaç bir çocuk gibiydi. Yeşil iri gözleriyle göz göze geldiğimde nasıl da mutlu olmuştum.
  

Belki de Nazım Hikmet'in  "Yaşamaya Dair" adlı o güzel şiirini anımsatmıştı bana; 

"Yani öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,

yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin,

hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,

ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,

yaşamak yani ağır bastığından."

Komşu zeytin ağacını sonra fark etmiştim. Bahçenin hemen dışında, sokakta kendiliğinden bitmiş bir başka zeytin ağacı. Zeytin ağacı hep şairlere ilham kaynağı olmuş. Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun "Sitem" şiirindeki içten dizeleri de adeta onun için yazılmış; "Önde zeytin ağaçları, arkasında yar... "  

Bu kış küçük bahçemizdeki zeytinlerimizin meyvelerini yeme şansımız oldu. Mersin'de salamura zeytin yaparken kesme değil, ezme yöntemini kullanırdık. Ezerken bile adeta içim acırdı. Bazı yörelerimizde, yılların yetişmiş zeytin ağaçlarını kesmeye nasıl kıyıyorlar, düşündürüyor, şaşırtıyor insanı...

Bahçedeki badem ağacı da yeni açmış çiçekleriyle süslü bir gelin gibi göz alıcıydı. Küçük bahçemizde bir de narenciye ağacı vardı. Güney illerimizde yaşayanların gözdesi. Çiçeklerinin içe sinen kokusunu kolay kolay unutamazsınız. Eskiden en çok çınar ağaçlarını severdim, halâ severim. Bilge insanları hatırlatır çınarlar bana.  Ağırbaşlı, saygın, onurlu, güçlü bilge insanları. 

Neden bilmem, ağaçlara öylesine tutkun ben, bu küçük bahçede en çok zeytin ağacının varlığına sevinmiş, mutlu olmuştum. Belleğimde ne çok şey birikmiş zeytinle ilgili.  Çevresine adeta enerji yayıyor, barışı-dostluğu çağrıştırıyor.

Kırgınlıklarda "zeytin dalı uzatmak " bir deyim olarak benimsenmiş. Zeytin ağacı; barışı, güveni, huzuru, dayanıklılığı, bağlılığı düşündürüyor.  Gün görmüş insanlar gibidir, kökleri sağlamdır, çevresine yayılmıştır. 2000 yıllık zeytin ağaçları olduğu söylenir. Yeni kuşaklara zeytin ağacını tanıtmak, yaşatmak amacıyla Urla'da bir saygı anıtı gibi işlik ve müzeler de  var.

Ah keşke fiyatları bu kadar yükselmeseydi, en yoksul insanlarımızın bile kahvaltılarının temel gıdasıydı zeytin. Yeşil ya da siyah hiç fark etmez. Küçük bir kâsede üzerine birer tutam kekik, nane, isteğe göre tatlı kırmızı toz biber dökerek ekmeği banarak yemenin lezzetine doyum olmaz.  Hele bir bardak çayla bir zeytin ağacının altında bir piknikte... En güzel sofrada bulamazsınız o tadı.

 Ne çok şeye adını vermiştir zeytin; Zeytinli ekmek, zeytinli poğaça, zeytin ezmesi, zeytinli salata., zeytinli peynir... Her biri ayrı bir lezzet. Fiyatı ne kadar artsa da Anadolu Kadını mutfakta becerilerini sergilemesini bilir. Her şeye rağmen aş hazırlamada ustadır. Yoktan var eder. Sadece midelerde değil,  gözlerde, gönüllerde de iz bırakır.

Son günlerde zeytinler insan eliyle yağmalanırken gene kadınlarımız sahip çıkıyor bu kadim ağaçlara. Zeytinden yağ çıkarırcasına ezilseler de, hırpalansalar da, aşağılansalar da dimdik ayakta koruyorlar ağaçlarını. Bin ağaç dalına yetişemese de kolları; bir ana, bir kadın, bir insan , bir vatansever olarak  tüm güçleriyle çırpınıyorlar. 

Her zaman her yerde; İnsana, doğaya, tüm canlılara, barışa ve dostluğa değer vermek, korumak, yaşatmak... Daha güzel bir dünyanın oluşumuna katkıda bulunmak değil midir ?

Makbule ABALI

05.08. 2023 Urla





Not: 1 Eylül Dünya Barış Günü'nde bir yıl önce yazdığım yazımı -İnsana, doğaya , barışa saygı adına-yeniden güncelledim. M.A.


Mayıs 15, 2024

ÜNLÜ ŞAİRLERİN DİZELERİNDE SEVGİ- KADINLAR...

 


Yüzyıllardır romanlarda, hikâyelerde, şiirlerde, şarkılarda, türkülerde, sanat eserlerinde, tablolarda, heykellerde dilden dile, yürekten yüreğe hep anlatılmış, aktarılmış sevgi. Bazen ad değiştirmiş, sevda denmiş, aşk denmiş, renk değiştirmiş, karasevda denmiş, beyaza, maviye, yeşile bürünmüş, kılık değiştirmiş... Ama SEVGİ denince insanın içini sıcacık duygular kaplamış, çoğu zaman gözler dünyayı toz pembe görmüş, mavinin her tonunda, beyazın saf duruluğunda, sarının hüznünde aramış. Sevgi üstüne, sevda ve aşk üzerine çok şey söylenmiş...

Ya Şairler... ? Sarıp sarmalamışlar, yeniden üretmişler, beslemişler bu güzel duyguyu ve dillendirmişler. Sevgi her yerde, her konuda , her canlıda varlığını kanıtlamış. Duygularını; coşkusunu, sevgisini, hüznünü, acısını  doya doya yaşamak isteyen bir toplumda şairlerimiz de çok değerli eserler bırakmışlar.  Eklenmesi gereken daha nice güzel şiir var. 

 *ÇOCUKLAR GİBİ

Bende hiç tükenmez bir hayat vardı

Kırlara yayılan ilkbahar gibi

Kalbim hiç durmadan hızla çarpardı

Göğsümün içinde ateş var gibi

Bazı nur içinde bazı sisteyim

Bazı beni seven bir göğüsteyim

Kâh el üstündeydim,  kâh hapisteydim

Her yere sokulan bir rüzgar gibi 

Aşkım iki günlük iptilalardı

Hayatım tükenmez maceralardı

İçimde binlerce istekler vardı

Bir şair yahut bir hükümdar gibi

Hissedince sana vurulduğumu 

Anladım ne kadar yorulduğumu

Sakinleştiğimi, durulduğumu

Denize dökülen bir pınar gibi

Şimdi şiir bence senin yüzündür

Şimdi benim tahtım senin dizindir 

Sevgilim, saadet ikimizindir

Göklerden gelen bir yadigar gibi

Sözün şiirlerin mükemmelidir

Senden başkasını seven delidir

Yüzün çiçeklerin en güzelidir

Gözlerin bilinmez bir diyar gibi

Başını göğsüme sakla sevgilim 

Güzel saçlarında dolaşsın elim

Bir gün ağlayalım, bir gün gülelim

Sabahattin EYÜBOĞLU



 *SENİ SEVDİM

Seni sevdim,

Seni birdenbire değil usul usul sevdim.

'Uyandım bir sabah' gibi değil,

Öyle değil nasıl yürür özsu dal uçlarına

Ve gün ışığı sislerden düşsel ovalara...

Seni sevdim...

Artık tek mümkünüm sensin...

Gülten AKIN



 *SON

İçimden hep iyilik geliyor

Yaşadığımız dünyayı seviyorum

Kin tutmak benim harcım değil

Çektiğim bütün sıkıntıları unuttum

Parasız pulsuzum ne çıkar

Gelecek güzel günlere inanıyorum

Gelecek güzel günlere

Sonunda galip geleceğine eminim

İyiliğin, zekanın ve cesaretin

İmanım var zaferine

Aşkın, adaletin ve hürriyetin 

Necati CUMALI 



 *ESKİDEN

Ne güzel insanlar vardı eskiden 

Çocukluğumuzu kaplamışlardı.

Bize masal anlatırlardı

Cinlerden, perilerden.

Büyük anneler, büyük babalar vardı.

O zaman hepsi uzaktı ölümden.

Hem sevdirir hem korkuturlardı.

Acı hikayeleri bile tatlı başlardı.

Demek bunun için gittiler hikayelerden.

Ne güzel insanlar vardı eskiden. 

Ne güzel şarkılar vardı eskiden.

Gençliğimizi donatırlardı.

Hep iyi şeyler hatırlatırlardı

Geçip gitmiş devirlerden.

Sevgi ve ümit yaratırlardı.

O zaman her şey uzaktı ölümden.

Yanık şarkılar bile neşeli başlardı.

İster istemez saadet taşardı

Gamsız günlerimizden.

Ne güzel zamanlar vardı eskiden.

Hayal içinde yaşatırlardı.

Güldürür ağlatırlardı

Özdemir ASAF



 *SEVGİLERDE

Sevgileri yarınlara bıraktınız

Çekingen, tutuk, saygılı. 

Bütün yakınlarınız

Sizi yanlış tanıdı.


Bitmeyen işler yüzünden

(Siz böyle olsun istemezdiniz.)


Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi 

Kalbinizi dolduran duygular 

Kalbinizde kaldı.


Siz geniş zamanlar umuyordunuz

Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek

Yılların telâşlarda bu kadar çabuk

Geçeceği aklınıza gelmezdi.


Gizli bahçenizde 

Açan çiçekler vardı.

Gecelerde ve yalnız

Vermeye az buldunuz

Yahut vakit olmadı 

Behçet NECATİGİL



 *TERK ETMEDİ SEVDAN BENİ

Terk etmedi sevdan beni,

Aç kaldım, susuz kaldım,

Hayın, karanlıktı gece,

Can garip, can suskun,

Ve ellerim kelepçede,

Tütünsüz, uykusuz kaldım,

Terk etmedi sevdan beni...

Ahmed ARİF




Derleyen: Makbule ABALI 

Urla. 15 Mayıs 2024




Mart 21, 2024

KADINLAR... 21 Mart Dünya Şiir Günü

 




Her ülkeden, her yöreden kadınlar

Bir çiçek tarlası gibi;

Kâh su kenarında bir nilüfer,

Kâh dağ yamaçlarında bir nergis 

Ya da bahçelerde bir mor menekşe

Tarlada papatyadır

Niyet çekilen

Belki salon çiçeğidir,

Tarlada, güneşte solan.

Kimi bol su ister,

Kimi susuz da yetişir.

Kaktüs gibidir bazısı 

Dikenlerini geçirmeye hazır

Bazen şaşırtır bir ağacın tepesinde 

Manolyadır, beyaz, naif, narin

Bazen bir gonca gül,

Çiy taneleriyle süslü

Bir sarı çiçek Anadolu'da

Kayaların arasından baş vermiş

Ya da ayak altında ezilmiş bir ot  gibi

Bazen hatmi çiçekleri şifa niyetine

Belki bir zakkum , tehlikeli bir zehir

Her biri farklı, her biri başka

Tıpkı kadınlar gibi, türlü çeşitli

Mutlu mutsuz, hüzünlü, coşkulu...


Makbule ABALI-Eğitimci

 (2021 yılında yazdığım bir şiir )