Sayfalar

hayallerimiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayallerimiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ekim 25, 2025

HİÇ...

 


HİÇ...

Koskocaman evrende

Minicik bir nokta gibiyiz 

Yapayalnız...

Suskunuz hayallerimizde

Sessizlikte konuşuruz iç sesimizle

Rüyalarda haykırırız çığlık çığlığa...

Gökyüzüne çıksak da

Yeryüzünde gezinsek de

Bir hiçiz sonsuzlukta,

Yapayalnızız bilinmezler aleminde...

Üç nokta anlatır suskunluğumuzu

Noktalı virgüller var olduğumuzu. 

Yaralarımızı kim sarabilir, 

Yürek acılarımızı kim duyabilir 

İncitmeden...

Düşlerimiz zengindir;

Çocuklar gibi kanat çırparız gökyüzünde,

Balıklar gibi dalarız maviliklere.

Kırılmışız, incinmişiz, parçalanmışız

Paramparça... 

Makbule Abalı-Eğitimci 

25 Ekim 2025 Türkiye



Temmuz 07, 2025

DÜNYA DÜMDÜZ DEĞİL Kİ, YOLLAR HEP AYNI DOĞRULUKTA OLSUN...

 Blogda son yazımı yazdığımdan beri, her yeni güne zihnimde  yeni yazılar planlayarak başlıyorum. Tek bir konu değil, yazmayı-anlatmayı-paylaşmayı düşündüğüm öyle çok konu-insan-olay-hayal-tasarı-umut- hayal kırıklığı-beklenti... var ki. 

Bir Yap-Boz oyunu gibi;  bütünü parçalara ayırmak ya da parçalardan bütüne ulaşmak kadar kolay değil hayat. Her hafta, her gün değil, her an değişime hazır olmak zorundasınız. İnsanın kendisiyle savaşı, en zor savaş galiba. Kendinize saygıyı yitirmemek, aklın, mantığın ve sağduyunun yol göstericiliğinde bir yerlerden amaçlarınıza ulaşmak istiyorsunuz. 

Başkaları ne der, ne düşünür diye değil, kendi öz benliğiniz, inandığınız değerleriniz, vicdanınız, alışkanlıklarınız, körelmemiş duygularınız, henüz rafa kaldırmadığınız kazanımlarınız, paslanmamış düşünceleriniz, terk etmeyip işler kıldığınız duyu organlarınız... tüm bedeninizle. 

Ama itiraf edeyim; Günlük hayatın karmaşıklığı ve gürültü patırtısı, engebeli yollar, tehlikeli dönemeçler, sonu bilinmeyen dehlizler, tüneller arasında çocukların dediği gibi daha çooook güçlü olmak gerek. Masallardaki  gibi Kaf Dağının ardında mutluluk aramak, Sihirli lambadan çıkacak cini beklemek ya da Nuh'un gemisiyle engin denizlere açılmak... 

Bugün, her günden çok daha yoğun geçen bir gündü. Geçmiş yorumlara halâ yanıt verememiş olmanın utancı, mevsim normallerinin çok üstünde seyreden sıcaklar, sağlık sorunları, ekonomik ve sosyal hayata uyma çabaları, iyi günde-kötü günde birlikte olabilme kaygıları, kayıplardan duyulan iç acısı, tüm canlıları koruma-kollama dürtüsü... 

Günler uzasa, mevsimler-iklimler-insanlar-canlılar-dünya-evren-kâinat, uzay değişse de bir gün sadece 24 saat... Elimde bir peri değneği olsun isterdim; İyiler-iyilikler çoğalsın, Kötüler güçlerini olumlu amaçlar için kullansın, herkesi şaşırtsın... 

Beden-akıl ve ruh sağlığınız inişli çıkışlı olsa da engebesiz, kolay aşılabilen, iyi amaçlar doğrultusunda sürdürülen yıllar ve yollar dilerim. 

Makbule Abalı-Eğitimci

7. 07. 2025 Türkiye.







Haziran 22, 2025

FARKLI BİR GÜN...

                                                     


 Mevsimin en sıcak günlerinden biriydi bugün. En uzun gecenin ardından güneş ışıkları da tüm enerjisiyle göz alıcı bir biçimde  pencereden  içeriye sızdılar. Bugün kahvaltıya konuklarımız vardı. Bir öğretim yılının son karnelerini değerlendirmek için bir anneanne ve dede sofrasında hep birlikte olmak.

En uzun gecenin ardından gelen gün, çok kısa sürdü. Oysa anlatacağım ne çok şey vardı. Zamanla beden eskidikçe, ruhun coşkusunu bastırmak istiyor galiba. İç seslerin dışa yansımasına çok izin vermediği gibi bedensel yakınmaları arttırarak "Ertele, günü gelince yazarsın." ısrarlı uyarmalarıyla, istediği sonuca ulaşıyor da. 

Yaz sıcağında yazımı çok uzatmadan sözü fotoğraflara bıraksam, onların "Sözsüz İletişim kurma" dilinden yararlansam. Çocuklar gibi; Hayal gücümüzü işler kılsak, eşimin çok özlediği, her gece rüyalarında yürüyüş yaptığı, çok değerli, kadim dostlarıyla buluştuğu doğum yerine-Mersin Arslanköy' deki yayla evine-  Anka kuşunun kanatlarında uçsak, ön bahçedeki sedir-katran ağaçlarına dokunsak...

İçinde yaşanmayan "ev", artık "yuva" olmaktan çıkmış olsa bile yayla güllerini koklasak, dağlardan kekik toplasak, bahçede yetişen ürünleri komşularla paylaşsak, içten bir "Merhaba" desek dost bildiklerimize...

Mutluluğun, vefanın, güvenin, öz sevginin-saygının, çıkarsız ilişkilerin merkez üssü; İnsanın doğduğu, doyduğu, nefes alabildiği, sağlıklı ürünlere erişebildiği, suskunluğun hüküm sürmediği, doğayla baş başa kalabildiği her yer.

Bazen dağ eteklerinde bir yerleşim birimi, bazen çiçeklerle donanmış, doğal kaynak suların bol olduğu bir köy, ya da yıllarını harcayarak- emek vererek büyüttüğü ağaçların gölgesinde huzur bulduğu bir mekân.
 
Eşim çok haklı. Kuş bakışı bir gözlem, içgüdülerin yönettiği türlü-çeşitli hayali yolculuklar, duyguları, duyu organlarını  işler kılan insani buluşmalar...  Hepimizin özlemi bu  değil midir? 

Makbule ABALI-Eğitimci
23. 06. 2025 İzmir-Urla 

Mersin-Arslanköy'deki yayla evimizin bahçesinde, fotoğrafları çekip gönderen değerli Dost Lâle Yanık'a yürekten teşekkürlerimizle. Makbule-Ahmet Abalı. 



                                                                                    

                                                                               

                                                                            



                                                                              





Haziran 14, 2025

Zamanı Durdurabilir Miyiz-Anlık Ya Da Bir Hayal Süresince...

 


Çocukların hayallerini hep sevmişimdir; Yanında-yakınında olmadan, uzaktan gözleyerek, bazen kendi kendine konuşmasını dinleyerek, kulak misafiri olarak... 

En doğal, oldukları gibi, başkaları öyle istiyor diye değil, içinden geldiği gibi. Yılların ardından yaş aldıkça çocuklar gibi oluyoruz sanırım.

Bütünüyle değişim imkânsız elbette. Kişiliğiniz-kimliğiniz, inandığınız değerler arada frene basıyor. Ama yaydan çıkmış ok hızını almışsa, durdurmak ne mümkün.  Zamansız coşan, akan sular-seller gibi.

Bir depremin küçük artçılarının anlık vuruşları gibi. Bir yanardağın ince ince sızan lâvları kadar ürkütücü. Kasırga öncesi biraz sert esen rüzgârın sesini yadırgamak, alışılmayan biçimde beklemek gibi. 

Dönem ve kuşak farkı olur kuşkusuz. Çocukların tepkisi anlıktır. Hatta bazen nedensiz bile olabilir. Şımarma hakkını kullanmak biçiminde de olur. Ergenlik öncesi-ergenlik sonrası dahi kabul görebilir. Geçicidir. 

Ancak yaşlılık patlamaları; yılların birikimini, içgüdüsel haykırışları, zamanında dile getirilmemiş duyguları-olayları, akıtılmamış gözyaşlarını, ruhun-bedenin, aklın-mantığın incinmelerini, kabuk bağlamış sanılan ama halâ usul usul kanayan yaralarını da dile getirir.  Yıllar öncesi değil de, yıllar sonra seslendirmek çözüm olabilir mi...? 

İnsanın giderek bencilleştiği, eskiyen araçların yedek parçasının bile kolay bulunamadığı, onarmanın, resetlemenin, rektefenin, en aza indiği, taklitlerinden sakınınız, gözlerinizi dört açınız,  kendinizi koruyunuz gibi deyişlerin çoğaldığı bir dünyada... Nasıl-ne zamana -nereye kadar...? 

Zamanı durdurabilir misiniz? Hiç değilse çocuklar gibi, anlık ya da  mutlu-umutlu-güzel hayaller süresince... 

Makbule ABALI-Eğitimci 

14. 06. 2025 Türkiye 


                                                                             


Eylül 17, 2024

BİR DÜŞ GİBİYDİ HAYAT...


Gün geliyor bir gün tüm yaşadıklarımıza farklı bir pencereden bakıyoruz. Yaşamı adeta bir tül perdenin ardından gözleyip, yeniden değerlendiriyoruz olayları. Zamanın hızlı akışı içinde daha objektif, daha gerçekçi, eskisinden daha farklı biçimde bir bakış belki de... Yaşanmış onca olay, tanıdığımız onca kişi. Bir ömre, yıllara sığdırılmış onlarca gerçek öykü... İnsan yaşamından anlar, anılar bütünü. Acı, tatlı, hüzünlü ya da neşeli...

Ancak "yaşanan zamanla" "anılan zaman" birbirinden farklı olacaktır elbette; Her şey artık zaman tünelinde netliğini kaybetmiş, etkisi azalmış, bir düşler yumağına dönüşmüş. Gün gelip belli yaş sınırlarını aştığımızda, bellek ne kadarına "geçiş izni" verirse o kadarı yüzeye çıkacak. Belki bir gün kendimize dahi "yabancılaşmak" ya da "yenilenen" güzel düşler kurmaya devam etmek... Dünya sadece bizim için dönmüyor ya da durmuyor.

Kendimizi iyi hissettiğimiz sürece yazmak, okumak, yeteneklerimiz doğrultusunda güzel şeyler yapmaya çalışmak... Yıllar sonra o tül perdeyi aralayıp yaşadıklarımızı daha net görmemizi sağlayacak belki de. İşte o zaman "Güzel bir düş gibiydi hayat." diyebileceğiz sanırım... Yaşamın içinde eski bir yıla veda edip yeni bir yılı karşılarken her defasında yeni umutlar yüklenir insan.

 Geçmiş, hatalarıyla- kusurlarıyla geride kalmıştır. Koca bir yılın ne getirip ne götüreceği bilinmez. Ama değişen her yeni yıl insan için de bir değişimdir. Ne çok şey ister, ne çok şey bekler insan. Belki çoğu kez ertelense de hayaller, umduğuyla değil, bulduğuyla yetinir insanoğlu. Sürprizlerle dolu bir düş gibidir hayat.

Bir kitabı yeniden okuduğunuzda ya da bir filmi yeniden izlediğinizde daha önce dikkatinizi çekmeyen yeni şeyler keşfedersiniz. Yeniden geçmişe bakmak, hayatı bir başka zamanda, bir başka gözle gözlemek nice şeyleri hatırlatır insana. Ne çok iz kalmıştır yaşadıklarımızdan geriye. Bazen canımız yanar, bazen mutluluk duyarız. Yaşarken de öyle değil midir, mutlulukla hüzün, gözyaşıyla kahkaha aynı anda yaşanabilir...

Gün olur, geçmişe bir göz attığımızda önceden yaşanmış bazı olaylar çok net canlanır belleğimizde, bazıları silik görüntülerle gelir aklımıza, bazılarını ise hatırlamak bile istemeyiz. Üzücüdür, rahatsız edicidir. Bazılarını bellek kayıttan silmiştir bile...İnsanın doğasında kötü şeyleri, acı veren anıları bilinç altına itip unutmak vardır. Çok kolay olmasa da bazı şeyleri unutmak. Düşler sürer yaşadıkça, günbegün. Yeni bir gün başlar günün ilk ışıklarıyla. Her şey yeniden aydınlanır; Geçmişin yol göstericiliğinde yeni yollar açılır insanın önünde. Gün doğarken sabahın duru aydınlığında her şey netlik kazanır. Anılar ayıklanır etkisine göre; İyi- kötü, acı-tatlı, olumlu-olumsuz...

"Karışık, uzun bir düş" gibidir hayat. Her hayat kişiye özgüdür, özeldir. Herkes aynı olayı  bir başka biçimde yaşar ve etkilenir. Geride yaşanmış koca bir ömür ve paramparça düşler kalır. Bir çocuk parkında masum çocukların coşkusunu gözlediğinde kendi çocukluğunu hatırlar insan. O yıllardaki  iyi-kötü anılar sonraki tüm hayatı etkiler. Mutlu bir çocukluk, mutlu bir yetişkin olabilmenin ön koşuludur. Çocuklukta karşılaşılmış bir şiddet, kişiyi asosyal yapabilir, çekingenliğe, güvensizliğe yol açabilir. Olumsuz bir öğretmen davranışı çocuğun tüm hayatını etkileyebilir. Anne-baba arasındaki şiddetli geçimsizlik de gelecekte nice şiddet öyküsünü yaratabilir. O zaman "kötü bir düş gibi" hatırlanır hayat... 

Özellikle yaş aldıkça insana saygılı, nazik, anlayışlı, duyarlı, sakin insanların çoğalmasını diler insanoğlu. Bu güzel insanlar çoğaldıkça hoyrat, asabi, saldırgan, kaba insanların da gücü azalacaktır. Ama "şaşırtıcı bir düş gibidir" hayat. Zamanlı- zamansız iyiler de kötüler de karşımıza çıkacaktır. Geride ancak izler kalacaktır. Bazen alışmak zor olsa da belki zamanla alışarak dayanma gücümüzü de test edeceğiz. İyi- kötü yanlarıyla iniş- çıkışlıdır hayat. Çok güvendiğiniz bir dostunuzun hiç ummadığınız bir davranışıyla karşılaşırsınız bir gün. Üstünüze kilolarca ağırlık yıkılır bir anda adeta. Tam tersi  güzel bir olay sizi havalara uçurur. Yeniden yaşama bağlanır, düşler ülkesinde yeniden bir gezintiye çıkarsınız...


Yaşam boyu türlü çeşitli hayatlar içinde varlığınızı sürdürürsünüz; Ev hayatı, iş hayatı, sosyal hayat, özel hayat. Her şey size bağlıdır. Duygu kontrolü, düşünce kontrolü, davranış kontrolü... İçinizde "görev aşkı" varsa, kimse denetlemese bile var gücünüzle çalışırsınız. Sorumluluk, vicdan, namus, utanç gibi kavramlar anlamını yitirmemişse kafanızda, her şey olması gerektiği gibi tanımlanır. Olumsuzlukları umursamaz, kötülükleri görmezden gelirseniz alışkanlıklarınız da bir başka biçimde gelişir. Kendi kişisel denetimini yapamayan insan dış denetimlerle de  kolay kolay değişemiyor. Kendini kurtaracak yolları, açık kapıları hep bulabiliyor.

Bazen bir hastalık, bir kaza, bazen zamansız bir ölüm, sevdiklerinizi alır elinizden; Genç, yaşlı fark etmez, içiniz yanar, üzülür, çırpınır, ama sonuçta kabullenirsiniz. Bu dünyada acı da, hastalık da ölüm de vardır. Ve doğum kadar doğaldır. Uzun bir süre anılar üşüşür beyninize; Keşke'ler, pişmanlıklar, nedenler, iyi kiler, acabal'ar... Ve nihayet kendisiyle baş başa kalır insan. Bazen kader, bazen alın yazısı, bazen doğa kanunu deriz. Adı ne olursa olsun, her kayıp yeni bir "düş kırıklığıdır", isyandır, inkardır. Ama sonuçta kabullenme vardır. Bazen "kötü bir düş gibidir hayat."

"Bir düş gibidir hayat"...Ama gerçeklerle yüz yüze olmak, onları kabullenmek, yaşlılıkta çok da rahatlatıcı değildir. Haksızlıklara tahammülünüz azalır. Yaş aldıkça eleştirmenliğe başladığınızı  fark edersiniz. Yanlışları düzelten, hataları vurgulayan bir yapıya bürünürsünüz zamanla. Hoşgörü, anlayış azalmaz, ancak insanları, dünyayı düzeltme çabası da hiç bitmez. Bakış açısı giderek genişler, yaşlılık dokunulmazlığına bürünüp, olumsuzlukları konuşmak, söylemek rahatlatır insanı. Yıllar ilerledikçe evinde de yurdunda da sevgiye, nezakete, huzura, sakinliğe daha çok ihtiyaç duyar insan. Gelecek garantisi istiyor. "Kötü bir düş gibiydi hayat" demek istemiyor. Çevresindeki insanlara, kurumlara inanmak, güvenmek, insanca yaşamak, insan gibi davranılmak istiyor.

Kafaca, bedence kendinizi hazır hissetmiyorsanız  "emeklilik", bir çocuğun kararsızlığı ya da bir ergenin şaşkınlığına sokar sizi. Yoğun bir iş hayatının ardından "hayat güzeldir" dersiniz, yeni planlar yaparsınız. Ancak o güzellik hastalıklarla gölgelenir bazen. Yorgun yılların ağırlığı bazen omuzlarınıza, bazen belinize, bazen dizlerinize biner. Oysa hobilere zaman ayırabilmek nasıl da güzeldir. Dostlarla birlikte bir sabah kahvesi , bir sabah kahvaltısının tadı yıllarca damaklarda kalır.
"Uzun, karmaşık bir düş gibidir hayat." Hayat devam ederken "beyin" hala dış dünyayla iletişimi sağlıyorsa, başka hastalıkların üstesinden gelebilir insan. Umut devam ediyorsa istediği gibi düş kurabilir insanoğlu.
Zorlu bir kışın içinde bile dört mevsim "bahar" olur o zaman...

Makbule ABALI-Eğitimci 
15 Ocak 2014

NOT: Hayat akıp giderken bazen durur, düşünür, anılarla baş başa kalırsınız; 
Dönem değişmiştir, yaşanan yıllar boyunca kayıplar ya da kazançlar olmuştur.
Bir başka pencereden yeniden bakarsınız; hayata, insanlara, olaylara, geçmişe. 
Kısa molalarla insanın yeniden kendine dönmesi,  bir film gibi hayatı yeniden başa sarmasıdır belki de bu... M.A 

17 Eylül 2024 Urla














Ocak 01, 2024

BİR YENİ YIL DÜŞÜ...





Sabaha karşı bir düş gördüm annem ;

Elimde kocaman bir sepet,

Gökyüzünde yıldız topluyordum

Bir çiçek bahçesi gibi

Mavi beyaz umut gibi, düş gibi...

Çocuklar vardı dört bir yanımda,

Aydınlık yüzlü, ışıl ışıl gözlü çocuklar

Yağmur yağıyordu ötelerde

Biz pamuk şeker gibiydik bulutların üstünde 

Ay gülümsedi ta uzaklardan 

Aydınlık bir dünyada, yer gök bir arada 

Her yer pırıl pırıl, ışıl ışıl 

Salıncaklar kurduk gökyüzünde 

Hayallerimizde sallandık yılların ötesine 

Anılar topladık kucak kucak, koyduk sepetimize

Paylaştık, elimizde avucumuzda ne varsa 

El verdik, omuz verdik birbirimize;

Bazen düştük ağladık, bazen güldük zıpladık.

Duygular karıştı birbirine...

Bin yıl yaşamış gibi, yorgun, hüzünlü eski bir yıl,

Bastonuna dayanmış , geçip gitti yanımızdan

Ardından gelen yeni bir yıl, yeni  doğmuş bir bebek gibi

Sessizce girdi kapıdan

Çiçekler, kuşlar, yıldızlar arasından...

Dünya uyandı yeniden

Yer gök karıştı birbirine ;

Yeni güzelliklere, değişimlere, umuda barışa, mutluluğa

Merhaba dedik,

İnsanlığa, hoşgörüye, güvene kucak açtık.

Omuz omuza, kol kola, el ele verdik,

Gönüllerden gönüllere akıttık sevgileri, özlemleri,

Dünya yüz yıllık masalsı bir uykudan uyandı sanki ...

Koca bir yeni yıl düzenlendi yeniden ;

Taşıdık onu ta uzaklardan umutla, istekle

Yarınlar bizi bekliyordu, 

Gökyüzünden yeryüzüne indik usulca,  umutla...


Makbule ABALI

31 Aralık. 2022 Urla 

*****************

Not: İki  yıl, bir gün önce yazmıştım bu şiiri. Bugün 1 Ocak 2024.

Aynı şiiri çok küçük değişikliklerle bu yıl yayınlamayı düşündüm.

 Hayat inişli çıkışlı, sürprizlerle dolu. Mücadele etmeyi bilmezsek, zorluklara karşı dirençli olmazsak, kolayca pes edersek; kendimize bile yenik  düşmez miyiz ? 

 Önce kendimize inanarak, güvenerek; değişime, gelişime hazır olmak, sınamak, daha çok çalışmak zorundayız.  

Düşlerimizi gerçekleştirmek belki zor, ama imkânsız değil. Neden olmasın...?  

 Makbule  Abalı-Eğitimci 

1 Ocak 2024 Urla






 

Aralık 31, 2015

UMUTLARIMIZI YENİDEN YEŞERTMEK...



Her yıl eski bir yılı uğurlayıp yeni bir yılı karşılamaya hazırlanırken hayallerimiz de yeniden kurgulanır. Hayal dünyasında biraz gezinmek, geleceğe dair düşler kurmak nasıl da güzeldir. Adeta kirlenmiş bir dünyayı yeniden yıkamak, kirlerden arınmak gibi...
Gökyüzünü huzurla maviye boyamak, çevreye yeni fidanlar dikmek gibi... Toprağa çim ve çiçekler ekmek, dünyaya farklı bir pencereden bakmak gibi...

İyilerle, iyiliklerle karşılaşmak için yeni hayaller kurmak... Kötülerin, kötülüklerin üstesinden gelmek için çabalamak... Gücünü aklından, duygularından alarak temiz bir dünya yaratmaya özen göstermek..
Bir masal gibi, bir rüya gibi hayallere dalmak... Aynen bir çocuk gibi...

Gökyüzünde yıldızlar heyecanla göz kırparken yeni bir yılı huzurla karşılamak... Yeni bir yolda, yeni bir kapıyı aralamak... Gerçekler ne kadar üzücü de olsa, her şey kötü de gitmiş olsa pes etmemek, bir 
süreliğine hayallerin rahatlatıcı gücüne sığınmak...
Kötü geçen bir yılın ardından yeni bir kapı aralayarak 2016'ya da bir fırsat vermek, yeniden umutlarımızı yeşertmek...
Herhalde "İçimizdeki çocuk" da böyle olsun isterdi...