Sayfalar

sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Nisan 22, 2026

SAĞLIKLI OLABİLMEK-SAĞLIKLI KALABİLMEK-2



Neden sağlığımız hep aynı rotada gitmez, sürekli iniş çıkışlıdır? Biz mi değişiyoruz. durum ve koşullar mı, mevsimler ve iklimlerin beklenmeyen sürprizleri, değişimleri mi? Sonuçlardan nedenlere ulaşmayı, kuralara uygun ve disiplinli bir şekilde yapmayan bir toplumuz. Hatayı kendimizde değil, hep başkalarında, yakın ya da uzak çevremizde arayan bireyleriz. Sobeleme gibi bir oyun oynansa asıl sobelenmesi gerekenleri değil de hep başkalarına pas vermeyi düşünenler grubundan mısınız?

Kendi adıma söylemek istersem; telefondaki mekanik seslere alışamayanlardanım. Yüz yüze, göz göze görüşme beni daha rahatlatır. Belki bilgisayar çağına yetişemeyişimizdendir bu sıkıntımız. Neyse ki MHRS(Merkezi Hasta Randevu Sistemi ) var. Çoğunlukla yumuşak tonda bir ses tonuyla konuşan elemanlar var. Ama çok acele etmek zorundasınız. 

Uzunca bir zaman müzik dinletisinden sonra (Bazen 7-8 dakikayı buluyor.) adınızı, TC kimlik numaranızı, tekrar hasta adını, hangi ilde, hangi branşta bir doktora muayene olmak istediğiniz soruluyor. Şansınıza, bazen çok nazik ve saygılı bir personel karşınıza çıkıyor. Bazen karşınızdaki kişinin konuşma tarzına göre; Baş üstüne ya da emret komutanım demek geçebilir içinizden. Oysa her zaman  sakin ve anlaşılır konuşmak nasıl da güzeldir. Hele karşınızdaki yaşlı bir insansa. MHRS'de en zor randevu alınabilen branşlar göz, kardiyoloji, psikiyatri. En erken yaklaşık 15 gün sonraya ya da hiç sıra gelmeyebiliyor.  Hastalıklar da toplum sağlığının göstergesi gibi. 

Sağlık Ocakları ve oralardaki deneyimli doktorlar gerçekten çok önemli. İyi bir hekime rastlarsanız çok fazla bir arayışa girmenize gerek kalmayabiliyor. Bazı sağlık ocaklarında doktor odalarının sanatsal objelerle, güzel sözlerle veya çiçeklerle düzenlenmiş olması hastalar için rahatlatıcı bir unsur. Kişilerin eczane tercihinde de personelin bilgili olduğu kadar ilgili, güler yüzlü ve nazik olması son derece önemli. Hastalığa çare ararken İNSAN faktörünü de göz ardı edemiyorsunuz.

Gittiğiniz her sağlık kurumunda "Hasta Hakları", kurallar ve işleyiş ile ilgili bilgiler var. Bazen farklı bir dünyada mıyım diye düşündüren uygulamalar olsa da yönetici veya başhekime göre değerlendirme ölçütleri de değişebiliyor. Çevremizdeki Devlet Hastanesi temizlik konusunda tam puan alabilir. Uygarlığın ölçüsü olarak düşünülecek bir konuda benzerlerinden çok daha iyi. Musluklarından su akan tuvaletlerinde, her zaman tuvalet kâğıdı , kâğıt havlu bulabiliyorsunuz. 

Hastanelerde küçücük çocukları, hatta pusette taşınan minicik  bebeleri gördüğünüzde içiniz burkuluyor. Bazıları orada olmayı oyun gibi algılıyor, ev ortamındaki oyunlarını sürdürüyor. Yetişkinler ve çocukların hemen hemen hiçbirinde maske yok. Sıra beklerken büyükler ellerindeki cep telefonlarıyla ilgileniyorlar. Koltukların altında kediler de hiç yabancılık çekmiyorlar.

Her ortamda "Günaydın, geçmiş olsun, teşekkür ederim" sihirli sözcükler Ah keşke anahtar sözcükleri gerektiğinde, zamanında, yerinde ve dozunda kullanabilsek. Bir personel hiçbir şey sormadan bir güzel söze; "15 yıldır çalışıyorum. kimse bana teşekkür etmedi." deyince şaşırmıştım. 

Genel anlamda her kurumdaki güzel işleyişler güzel örneklerle devam ediyor. İyiler diğer personele rol model olabiliyor. Vurdumduymazlık, adamsendecilik, umursamazlık uyarı alınmadığında kişiden kişiye geçebiliyor. Yerleşik bir ödül-ceza sistemine her kurumun ihtiyacı var. Bir çarşamba öğle arasında Devlet Hastanesi konferans salonunda bir "Şiir Günü" düzenlenmesine tanık oldum. Bir başka gün bir sekreterin işitme engelli bir hastayla görüşmesini izledim. Kendi isteğiyle "İşaret Dili" kurslarına katılmış, uyguluyor.

Her konuda, her işte, her kurumda "Fark Yaratmak, işini düzgün yapmak, onuruyla ayakta durabilmek, vicdanının sesini duymak" önemli. Duyarlılığımızı kullanarak, farkında olarak iyileri, iyilikleri bilebilsek, takdir edebilsek, değişikliklere yol açabilir miyiz acaba? 

Hiçbir sorun yüzeysel değildir. Nedenlere çare aramazsak, sorunlarda sadece sonuçlarla ilgilenirsek her tür hastalıkta bir kısır döngü içinde kalıp,  kördüğümü  çözemiyoruz. 

Makbule ABALI-Eğitimci

22Nisan 2026 Türkiye-Urla





Nisan 20, 2026

SAĞLIKLI OLABİLMEK- SAĞLIKLI KALABİLMEK-1

 Maddi anlamda her şeye sahip olsanız da sağlık durumunuzda aksamalar olunca dünyayı farklı algılıyorsunuz, her şey anlamını yitirebiliyor. Biz insanlar için akıl sağlığı, beden sağlığı, ruh sağlığı bir bütün. 

Toplumsal sağlık da dengemizi sağlıyor, koruyucu ya da yıkıcı olabiliyor. Bu bütünlük içinde sağlığımız iyi ya da kötü diyebiliyoruz. kendimizi iyi ya da kötü hissediyoruz.  "Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi." sözü ne kadar anlamlı.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sağlığı şöyle tanımlıyor: "Bedensel, ruhsal ve toplumsal anlamda tam bir iyilik hali. Bir sağlık kurumuna gittiğinizde her zaman her yerde iyi'yi aradığınız gibi iyi doktor arıyorsunuz. 

İşini iyi yapan doktor, görev bilinci ve sorumluluğu ile hastasını anlamaya, tanımaya çalışan, dinleyen, soran, sorgulayan hastaya güven veren doktor aranıyor, takdir görüyor. Bilge Hipokrat, her zaman yol gösterici olabiliyor. Yüzyıllar öncesinden Lokman Hekim'e kulak vermek gerek.

Zamanın elverdiğince önce tanıma sonra tanı koyma; her zaman daha isabetli sonuçlar doğuruyor. Yanlış tanı, zaman kaybı olduğu gibi tedavi sürecini de uzatabiliyor. Sınama-yanılma yöntemi ile hastanın denek gibi algılanması, hastanın kaygı ve endişelerini de arttırabiliyor.

Çocuklara; "Büyüdüğünde ne olmak istiyorsun?" sorusuna alınan yanıtlar incelendiğinde mutlaka o meslekle ilgili anılar birikimi gözleniyor. İsteklerin arkasında bazen bir yakınının acısı, bazen bir hayranlık ve özenti, olumlu ya da olumsuz bir hayaller zinciri ortaya çıkabiliyor. Genellikle çocukların farkındalıkları çok doğru, duyarlılıkları çok net. 

Her meslekte, her işte "İYİ" olmak elbette çok önemli. Ama bazı meslekler, hele İNSAN ile doğrudan bağlantılı olanlar daha fazla özveri, daha çok sabır ve vicdan gerektiriyor. Ne mutlu bunu başarabilenlere. 

Makbule ABALI-Eğitimci

20 Nisan 2026 Türkiye-Urla





Ekim 15, 2025

Sağlıklı Olmak-Sağlıklı Kalabilmek /Duyarlılığını Yitirmeden Farkında Olabilmek...

 


Yaşadığım sürece bilerek ya da kasıtlı olarak sevdiklerimi, dostlarımı, yakınlarımı üzmek istemedim hiç. Ama ben üzüldüm, kırıldım, incindim kimi zaman. Ya savaş ya kaç politikasını hiç uygulamadım sanırım .Derin denizlerde cankurtaranlar olmaksızın , sakin kıyılarda, boyumu aşmayan sularda gezinmeyi istedim hep. Ustalık değil, çıraklık derecesinde bile yüzmeyi bilmeyişimden kaynaklanmadı bu durum. Berrak suları ne kadar çok sevsem de, nereye varacağını bilmediğim derinliklerden  hep ürkmüş ve uzaklaşmışımdır. 

Renklerden, mavinin her tonunu severim. Beyazın saflığı, temizliği çeker beni. Yeşili hele su yeşilini, yosun yeşilini çok seviyor olmam,  o rengin gizemli  ve vakur havasındandır sanırım. Yeşil rengin türlü renkteki çiçeklerle bütünleşen hali, belki de doğayı çağrıştırdığı içindir asaleti. Çocuklar kırmızıyı ne çok severler.  Kırmızının iştah açtığı bile söylenir. Çoğu lokantanın iç dekorasyonunda kırmızıya ağırlık vermesi ondandır. Mor ve turuncu enerjiyi, güçlü olmayı, üretkenliği düşündürdüğü için kadınlar tarafından benimsenir. Sarı mimozaların, pembe karanfillerin, kardelenlerin,  gönlü kalmasın.  Doğada hepsine yer var. Doğa hepsine kucak açmış.

Uzun zamandır çeşitli rahatsızlıklar nedeniyle yazmaya, okumaya, üslûbunu bozmadan konuşmaya, anlamaya, anlatmaya, dinlemeye  hasret kalan bir insan neden halâ giriş, başlangıç gelişme bölümlerinde gezinir de, bir türlü ana konuya girmez...? 

İnanın bencillikten değil. Sadece kendimi düşünmekten, alışkanlıklarımı sürdürmekten, ilgilerime zaman ayırmaktan öylesine uzaklaşmışım ki ; Düpedüz yolda bile şaşırıyorum, en sığ denizlerde bile tatilin tadını alamıyorum, çok değer verdiğim arkadaşlarımın yorumlarına yanıt veremiyorum. Eski ben'i aramak değil, eski düzenimi bile sağlayamıyorum. Rutin içi, rutin dışı zihnimde biriken konular düğümden de öte kördüğüme dönüşüyor...

Her şeye rağmen, küçücük değil, minicik mutluluklarda huzur  bulabiliyorum. Renklerim hiçbir zaman kapkara olmadı. Pencereden sızan gün ışığında hayat buldum, bir çocuğun gülümseyişi, engelli bir insana duygulu bir gencin  yardım edişi, kocaman bir alışveriş merkezinde değil, düşük gelirli  bir esnaf  aş evinde karşılaştığım incelik, hastane asansöründe bir Merhaba veya Günaydın sözcüğünün yüzlerde  yarattığı tebessüm... her bir davranış, ihtiyaç anında bitmez tükenmez bir enerji kaynağı olabiliyor. 

Ne olur teknoloji harikası telefonlarda mekanik seslerden biraz daha fazla İNSAN sesi duyalım. Çok merak ediyorum, "Kalite kontrolü" açısından konuşmalarımız kayda alınıyor mu? Zamanın an'ın bu kadar değerli olduğu bir dünyada, her kurumda, kuruluşta iyiyi kötüyü ayırt edebilecek, kontrol ve denetimi sağlayabilecek bireyler de bulunsun. 

Doğruya, gerçeklere, beklenen, istenen hız ve zamanda ulaşamayışımız cahilliğimizden değil, yaşlılığımızdandır. BAĞIŞLAYINIZ...

Makbule Abalı-Eğitimci

15 Ekim 2025 Türkiye 



 



Ağustos 25, 2025

İYİLİK HALİ

 


Hasta olmak, ya da hasta yakını olmak;

Dünyayı bir başka türlü algılamak

Yarı bilinçli, yarı uyanık. 

Gün yeniden ağarırken;

Ağrılarla, yerleşik acılarla uyanmak, 

Dost sandıklarınızı ayırt edememek,

Bazen renkleri bile karıştırmak birbirine

Alacalı, bulacalı, karmakarışık...

Çevreyi bir puslu camın ardından gözlemek;

İnsanın insana yakınlığını test etmek,

Anlayışını, doğruluğunu, vefasını, güvenini sınamak,

Sağlık ile hastalık arasındaki o ince-duyarlı çizgide...


Makbule ABALI

19 Ocak 2024 Urla









Temmuz 07, 2025

DÜNYA DÜMDÜZ DEĞİL Kİ, YOLLAR HEP AYNI DOĞRULUKTA OLSUN...

 Blogda son yazımı yazdığımdan beri, her yeni güne zihnimde  yeni yazılar planlayarak başlıyorum. Tek bir konu değil, yazmayı-anlatmayı-paylaşmayı düşündüğüm öyle çok konu-insan-olay-hayal-tasarı-umut- hayal kırıklığı-beklenti... var ki. 

Bir Yap-Boz oyunu gibi;  bütünü parçalara ayırmak ya da parçalardan bütüne ulaşmak kadar kolay değil hayat. Her hafta, her gün değil, her an değişime hazır olmak zorundasınız. İnsanın kendisiyle savaşı, en zor savaş galiba. Kendinize saygıyı yitirmemek, aklın, mantığın ve sağduyunun yol göstericiliğinde bir yerlerden amaçlarınıza ulaşmak istiyorsunuz. 

Başkaları ne der, ne düşünür diye değil, kendi öz benliğiniz, inandığınız değerleriniz, vicdanınız, alışkanlıklarınız, körelmemiş duygularınız, henüz rafa kaldırmadığınız kazanımlarınız, paslanmamış düşünceleriniz, terk etmeyip işler kıldığınız duyu organlarınız... tüm bedeninizle. 

Ama itiraf edeyim; Günlük hayatın karmaşıklığı ve gürültü patırtısı, engebeli yollar, tehlikeli dönemeçler, sonu bilinmeyen dehlizler, tüneller arasında çocukların dediği gibi daha çooook güçlü olmak gerek. Masallardaki  gibi Kaf Dağının ardında mutluluk aramak, Sihirli lambadan çıkacak cini beklemek ya da Nuh'un gemisiyle engin denizlere açılmak... 

Bugün, her günden çok daha yoğun geçen bir gündü. Geçmiş yorumlara halâ yanıt verememiş olmanın utancı, mevsim normallerinin çok üstünde seyreden sıcaklar, sağlık sorunları, ekonomik ve sosyal hayata uyma çabaları, iyi günde-kötü günde birlikte olabilme kaygıları, kayıplardan duyulan iç acısı, tüm canlıları koruma-kollama dürtüsü... 

Günler uzasa, mevsimler-iklimler-insanlar-canlılar-dünya-evren-kâinat, uzay değişse de bir gün sadece 24 saat... Elimde bir peri değneği olsun isterdim; İyiler-iyilikler çoğalsın, Kötüler güçlerini olumlu amaçlar için kullansın, herkesi şaşırtsın... 

Beden-akıl ve ruh sağlığınız inişli çıkışlı olsa da engebesiz, kolay aşılabilen, iyi amaçlar doğrultusunda sürdürülen yıllar ve yollar dilerim. 

Makbule Abalı-Eğitimci

7. 07. 2025 Türkiye.







Mart 18, 2025

17 MART- İYİLER, İYİLİKLER VE GÜZELLİKLER GÜNÜ (2)

 


Dünya Sağlık Örgütü WHO (World Health Organisation) sağlığı şöyle tanımlıyor: Sağlık; bedensel, ruhsal ve toplumsal açıdan tam bir iyilik halidir.  İyilik hali gerçekten çok önemli. Sağlıklı olmak isterken yanımızda- yakınımızda güç veren, daha iyi olmamız için güç harcayan yakınlarımıza da sonsuz teşekkür borçluyuz. 

Dünkü yazımın devamı olarak düne dair yazdığım bu yazıyı bugün bitirmek istiyorum. Günümü yaşanabilir kılan diğer değerli arkadaşlarımıza haksızlık etmek istemem. Hastane sonrası gittiğimiz bankadaki üzüntüm, günümüzü karartsa da biz unuttuk okurumu. Reklamlardaki bankalara ne oldu, şubelerde olumsuzluklar mı örnek alınıyor? Neyse ki başka güzellikler bizi kendimize getiriyor. 

Saatli almam gereken ilaçlar var. Çok eskiden beri Ramazanda ya da başka bir zamanda dışarda yemek yiyemem. Bu duyguyu anlamak,  kimileri için çok zor. Yıllara meydan okumuş, ayakta kalabilmiş, yaptığı işi lâyıkıyla yapan, temiz ve güvenilir yerler her zaman tercihimizdir. Güler yüzlü, nazik  personel her yer için nasıl değişmez bir değer. 

Oturduğumuz mekânda arka masada oturan, yüzünde nice hikaye gizlenmiş bir hanımefendi (Bu deyişi hak ediyor duruşuyla, tavrıyla.) gülümseyerek bizi izliyor. Birbirini hiç tanımayan iki insan duygu kardeşliği ile küçük bir sohbete başlıyoruz. "İmrendim halinize. Oğlum yurt dışında. Nasıl özlüyorum böyle bir aile muhabbetini." Masada 4 kişiyiz. Eşim, ben, bir toplantı sonrası katılan kızım ve güvenilir bir dost-Her işimizde yardımcı, cankurtaran simidimiz Serkan Bey-

Kızım da sohbetimize katılıyor, telefonlar, adresler paylaşılıyor. Yalnızlaşan dünyada dostlar arası anlaşma hemen kayıtlarımıza geçiyor. Fatma Hanım'ı hepimiz çok sevdik, benimsedik. Siparişler gelmeden ben kısa bir izin isteyip iki dükkan ilerdeki kitapçıya koşturuyorum. Kitaplar arasında her zaman huzur bulurum. Çok hoşsohbet bir sahibi var. Bu sevimli yere kadın eli değdiği öyle belli ki diyorum. Fiyatları görünce yüz mimiklerimden hemen anlıyor, "İndirimli kitaplarımız da var." diyor. 

Üniversite yıllarımda Beyazıt'ta Sahaflardaki kitap kokusunu hatırlıyorum hemen. Aşinası bilir, çok farklı bir kokudur. Artık yeni kitapçılarda da sahaf bölümü var. Kitapseverler için- ihtiyaç üzerine oluşturulmuş. İçerdeki tek masada kitap karıştıran, gözleri ışıl ışıl, nazenin bir genç kızla tanışıyorum. İyi bir okulda öğrenci.  Gelecek yıllara mükemmel bir yetişkin yetişiyor. İçim aydınlanıyor.  

Malgaca Çarşısı Urla'da en sevdiğim yerlerden biri. Yıllar öncesinden;  babadan oğula, atadan toruna el değiştiren küçücük dükkânlarda becerileri, uygun davranışları, insanlıkları, vefaları, usta-çırak ilişkileri içinde saygı duyacağınız esnaf tipleri. (Acaba tesadüfen benim karşıma çıkanlar mı hep öyleydi?)



Mehmet ve Hakan Ustaların minicik  dükkânlarının hemen karşısındayız. Zayıflayan saat pilimi değiştiriyorum. Eşimin tıkır tıkır işleyen saatini nasıl severek kullandığını anlatıyorum. Sade bir duvar saatinin fiyatını sorduğumda Hakan Usta "Geçen seneden beri 250 lira" diyor. Dükkandan elimde yeni bir saatle çıkıyorum. Mutluyum, bu yakındığımız dünyada, sadece kendi vicdanının denetiminde, vicdan sahibi, etik  değerlerini kaybetmemiş dürüst satıcılar da var. 

Sağlık Ocağı doktorumuz, eczanemiz, fırınımız, hayatımızı kolaylaştıran komşularımız, işinin ehli ustalar, güvenilir yardımcılar;  Hayata uyum sağlamaya yardımcı olan iyi ve güzel insanlar, vefalı canlılar. Hepsi ayrı parçalar halinde bütünü oluşturup hayatımıza renk ve ahenk katıyorlar.


 
Eşimin sabırla, özenle, emek ve zaman harcayarak zedelemeden, zarar vermeden kestiği portakal kabuklarını bir sanat eseri gibi saklıyoruz. Mutlu Olma Sanatı koyduk adını. Görüntüsü de kokusu da çok rahatlatıcı. İşini tamamlamaya çalışırken anılarını da anlatıyor. 

Bugün 18 Mart Zaferini konuştuk uzun uzun. İki dedesinden biri o mücadelede can vermiş. Diğer dedesi bir gözünü kaybetmiş. Vatanını korumak için emek harcayan, can veren, savaşan, yaralanan tüm değerli insanlarımızı rahmet, saygı, minnet ve teşekkürlerimizle anıyoruz. 

Makbule ABALI-Eğitimci
18 Mart 2025





Mart 17, 2025

17 MART-İYİLER, İYİLİKLER VE GÜZELLİKLER GÜNÜ (1)

 

Çok yoğun, hayatın koşturmacası içinde, saatlere-dakikalara sıkışmış anların yaşandığı, zaman zaman küçük mutsuzluklar olsa da çok güzel bir gündü. Aslında yaşamı basite indirgemek, içtenlikten. sadeliklerden,  doğallıktan hoşnut olmak, karmakarışık ortamlarda bile iyilerin-iyiliklerin varlığını hissetmek; mutlu olabilmenin ön koşullarından sayılabilir.

Bugün başka bir konuda yazmak isterken vazgeçtim. (Konudan değil, bugün yazmaktan.) Düşündükçe, akan zamana yetişme çabasıyla hızlansanız da nefes alma molaları hızınızı engelliyor. Hastalıklar dinlenme durakları istese de rotanızı belirlemişseniz beden pes edinceye kadar berelenmiş kanatlarla uçmaya çalışan kuşlara özenerek denemeleri sürdürüyorsunuz.



17 Mart 1848 Öğretmen Okullarının kuruluş yıldönümü. Eğitimde önemli bir tarih. 17 Nisan Köy Enstitülerinin başlangıç yılı. Sabah  bahçe  kapımızın önünden tomurcuklarına zarar vermeden  papatyalar topladım. Doğal yağmur suyu, özenli bakım ve ilgi onları coşturmuş. Çok sevindim. 

Hava tahmin raporları yarından itibaren Mart soğuklarının geleceğini söyleyince, pazartesilerin tüm yoğunluğuna rağmen eşimle birlikte Urla Devlet Hastanesine gittik önce. Günlerdir evden çıkmak istemeyen eşim, hastaneden son derece mutlu ayrılıyor. Ben de aynı duygularla onun mutluluğuna katılıyorum. Birkaç küçük olay dışında bu kurum hakkında hep olumlu düşündüm. Bir şifahane gibi adeta. 

Sihirli eller yolunuzu-yönünüzü belirliyor. sistem düzenli bir saat gibi işliyor. Birkaç gün önce benim gittiğim Enfeksiyon hastalıkları uzmanı Dr. Münire Hanım, yanında bir yardımcı bile olmadan randevulu hastalara tanınan kısa sürede işini adeta dört kolla yapıyor. Bir Araştırma Hastanesindeki akademisyen kadar titiz ve özenli. Radyoloji Uzmanı Onur  Bey aynı görev anlayışı ve nezaketiyle işini yapmaya devam ediyor. 



Bugün eşime rapor yazan bir başka idealist genç doktor Özge Hanım. Saygılı, ölçülü, hassas. İyi ki doktor olmuş ve bu incelik isteyen branşı seçmiş. Küçücük odasında duvara astığı çocuk resmine ve masasındaki çiçeğe gözümün takıldığını fark edip açıklıyor: Resim kızımın çizimi, çiçek öğretmenimin armağanı. Böyle bir öğrenci yetiştiren Türkçe Öğretmenini de kutluyorum içimden. 

Hastanede öğretmen kökenli Bilgi-İşlem Uzmanı Meva Hanım; sakin davranışları, üstün görev anlayışı, sorumluluk bilinci, iletişimdeki ustalığı ile unutmayacağım insanlardan. Öğretmen olmayışı gençler için bir kayıp olsa da,  hastalar ve hastane için çok büyük kazanç.

Bir de çok sık aradığımız, danıştığımız,  fikirlerinden yararlandığımız, cankurtaran simidi gibi doktorlarımız var. İyi ki varlar. Fahrettin Hocamız, sevgili Zeren, Sinan Bey , Sibel...

Bir günün getirdiklerini bir yazıya sığdıramadım bu kez. "Yorgun gözümün halkalarında /Güller gibi fecr oldu nümayan... " dizeleriyle ünlü şairimizi andım. Bağışlayınız, yazıma yarın devam edeceğim.

 Günler uzarken iyi örnekler, güzellikler de keşke çoğalsa.

Makbule Abalı-Eğitimci.
17.03.2025 İzmir-Urla


                                               Mersin-Arslanköy'de Güller- 2025









Mart 14, 2025

BAHARLA GELEN SAĞLIK...


Bir yıl, dört mevsime bölündü 

Dört mevsim on iki ayı  barındırdı içinde

Haftaları, günleri, anları, anıları...

Baharları, yeniden doğuşu özledi dünya

Soğukların, fırtınanın, yağmurların ardından.

Kuşlar gökyüzünün maviliklerinde kanat çırparken

Ağaçlar, kuru dallar otlar yeşerirken

Bahar geldi sessiz sedasız...

Nereden-nasıl-ne zaman geldi  habersiz,

Karlı, fırtınalı, yağmurlu günlerin ardından

Kardelenler, nergisler, menekşeler,

Mimozalar, çuha çiçekleri, siklamenler, 

Arpa zambakları, şakayıklar, papatyalar

Ne zaman- nasıl açtılar?

Sessizce, usulca, yavaşça...

Bahara hazırlık yaptı kır çiçekleri,

Yağmur suyunu görünce canlandı hepsi

Çiçeklere toprak eklendi, güçlendiler,

Çiçekler tomurcuk, ağaçlar çiçek verdi yeniden.

Yeryüzünde iklimler değişirken 

Dünyada yeni hastalıklar, virüsler çoğaldı

Direnç azaldı, aşılar, iğneler başladı

Sağlığı da önemsedi insanlar... 

Koruyucu hekimlik yeterli değilse 

Bilinç kazanamamışsa toplum; 

Önce çocuklar yenik düştüler hayata,

İnsanları kaybettik birer ikişer,

Baharın ardından, yazı bekleyemeden...

İyileşmek, huzur bulmak, dirilmek istedi dünyalılar,

Bilgeler toplandı-karar aldılar;

Yüzyıllar ötesinden ustalar buldular

Hipokrat yeminine sadık hekimler

İnsanlar ve İnsanlık adına göreve koştular,

Dünya yeniden aydınlandı,

Güneş tüm evreni ısıttı...

 

Makbule Abalı-Eğitimci

İzmir-Urla 14.03. 2025

Tüm Dünyada sağlığa emek harcayan, Toplum Sağlığı için özveriyle gönülden çalışan Tıp doktorlarımıza, sağlık personeline sonsuz teşekkürlerimizle. 

Sadece 14 Mart'lar değil, tüm günleriniz bayram coşkusu gibi başarılarla, iyilik ve güzelliklerle geçsin.















Kasım 15, 2024

ADLARINI BİLE BİLMEDİĞİMİZ O GÜZEL İNSANLAR...

 


  İnsanlık hali ; Gün olur, her yer günlük güneşlik iken iç dünyamız bulutludur. Gün gelir karamsar bir dünyada içinizde bir kıpırtı, bir kuş çırpıntısı adeta, gülerek bakarsınız dünyaya. Herhangi bir zamanda çevremizi gözlediğimizde: Bazen bir toplu taşıma aracında, bazen bir otoparkta, bir hastanenin bekleme salonunda ya da küçücük bir pastane salonunda... Farklı durumlarla, farklı davranışta insanlarla karşılaşırsınız. Sonra anlarsınız ki, onlar özel insanlardır. Bakışıyla, duruşuyla, gülüşüyle farklı insanları hemen fark etmeseniz de onlar kendilerini tanıtırlar zamanı gelince. Çevreye gösteriş yapmak değildir düşünceleri ya da yapmacık  yoktur tavırlarında, her zamanki tavırlarıdır onları ayırt etmenizi sağlayan.

Belki dikkatli bir bakışla bir gün siz de fark edebilirsiniz onları. Her yörede, çeşitli kılıklarda, çeşitli iş ve meslek gruplarında karşımıza çıkabilirler. Çoğu zaman sivil de olsalar her zaman insani özellikleriyle tanırsınız onları; Yüzlerindeki sakin, yumuşak çizgilerden, gözlerindeki ışıltıdan ya da seslerindeki içtenlik ve duruluktan... Gününüze ışık hızıyla girer, hiç duraksamadan yavaşça süzülüp gidiverirler. Bir beklentileri yoktur yaklaşımlarında ya da anlık konuşma isteklerinde. Yarım kalmış bir yaşam öyküsünün son satırları gibidirler. Geriye kalan bir tatlı tebessüm, bir küçük anıdır. Yaşamı anlamlı kılan da bu küçük ayrıntılar değil midir? 

O güzel insanlar, toplumda yerleşik değer yargılarına inat, adeta güven tazelerler. Belki yeniden insan aramaktadırlar. "Nerelisin hemşerim ?" sorusuna gerek bile duymadan yaklaşırlar. Yaşınız, cinsiyetiniz de önemli değildir onlar için. Üstelik çay-kahve de eşlik etmeyebilir bu birlikteliğe. Ama "İnsan" tanırsınız; Kimisi bir anda karşınıza çıkar. Sabahın erken bir saatinde, bir hastane bahçesinde. Danışma biriminin yapacağı görevi o üslenmiştir adeta. Yol-yordam bilir, sizin de ilk gelişte kendisi gibi zorluk çekmemeniz için açıklamalar yapar. Karşılık beklemeyen bir yardımcıdır. Bilinmeyen bir ortamda çekilebilecek sıkıntıları sizin de çekmemeniz içindir bütün uğraşı. 

Kimisi arada kaç yaş fark olduğunu bilmemesine rağmen sizi ayakta görmekten huzursuz olur, hemen saygıyla kalkar, yerini verir. Çok eski bir dostu karşınızda görmüş gibi olursunuz. Oysa o ne kimliğinizi, ne kişiliğinizi bilir, yardıma hazır bir insandır sadece. Olumsuzlukların çoğaldığı bir ortamda iyiler, iyilikler de olacaktır elbette. Bir başka gün bir başkası , tam da zor bir anınızda içtenlikle sorar : "Kantine iniyorum, istediğiniz bir şey var mı?"  Hayır derken bile içiniz ısınır, sevgi ile bakarsınız bu iyi niyetli yol arkadaşına. 

Bazen bir hastane ortamında benzer rahatsızlıklar insanları yakınlaştırır birbirine. "Damdan düşenin halinden anlayanlar" arasında koyu bir sohbet başlayabilir. Bir sonraki gün kontrole gittiğinizde bekleme salonunda henüz oturmadan arkanızdan birisi seslenir: "Işıklı panoda şimdi adınız okundu." Siz aceleyle koştururken kapıda bir armağan paketlenmiş olarak elinize tutuşturulur. Eve dönünce paketler açılır, içinden özenle örülmüş  makrame iki güzel anahtarlık çıkar. Yorgunluğa inat, yüzünüzde gülücükler oluşur.  Ya da bulunduğunuz ortamda kat asansörlerinin  çalışmadığı bir zamanda başka bir asansör bulmaya çalışırken, tarif etmekle yetinmeyip, sizi alelacele asansöre kadar götüren temizlik görevlisini nasıl unutursunuz? 

Gözünüz elindeki nergis demetine takıldığında hemen iki nergis sapını demetten ayırıp size uzatan nazik insanı, merdiven çıkarken bir basamakta zorlandığınızda siz yardım teklif etmeden elini uzatan genç kızı ya da genç adamı anmamak mümkün mü? Sıranız gelince odasında gerekli işlemleri tamamlayan ama hemen sonra koridorda arkanızdan yetişen genç doktor. "Şu bölümden şu belgeyi de isteyebilirler, almayı unutmayın." der. Eşim de ben de çok mutlu oluruz. Hipokrat Yeminine sadık kalmış, görevini benimsemiş,  insanları ve işini seven genç bir doktorla karşılaşmak yüreğinizi nasıl da ferahlatır. Yeniden umutlar yeşerir içinizde. Hasta haklarını, insanca sağlıklı yaşama, yaş alma hakkınızı  unutmaya başladığınız bir başka zamanda karşılaştığınız bir sorumlu hemşire, peri değneği dokunmuşçasına içinizi aydınlatacak çözümler bulur. 

Bir yudum sevgi, bir tutam iyi niyet, biraz hoşgörü, biraz empati gönül kapılarınızı ardına kadar açıyor bir anda. Ve karşılığında hasta ya da hasta yakını olarak gözlerdeki parıltı,  yüzlerde tebessüm, gönüllerde bir minnet duygusu geriye kalan. Sadece teşekkür etmek yeterli sayılmaz bu güzel insanlara. Onlar ki; alıştığımız değerlerle bizleri tekrar buluşturanlar, bazen adını dahi soramadan doğru bildikleri yolda devam edenler. Kimi zaman bir güzel sözle seslenmek gelir içinizden; "İyi ki varsınız, Ne olur bu karmaşık ortamda siz sakinliğinizi koruyun, Güler yüzünüzü hiç kaybetmeyin... gibi sözlerimiz ne kadar yeterli olabilir? İçten söylenen her söz güzeldir, mutlu eder insanı. 

Farkındalık, duyarlılık, insanca yaklaşımlar, biraz nezaket, hoşgörü, güler yüz, alçakgönüllü, güvenilir ve dürüst olabilmek... Bu kocaman dünyada belki çok küçük şeyler ama insanı diğerlerinden farklı kılan da o küçük şeyler değil midir...? 

Makbule ABALI-Eğitimci 

Şubat 2024 Urla

Güncelleme: 15.11.2024 Urla







Eylül 27, 2024

FARKINDALIKLARIMIZ-HAYATA ANLAM KAZANDIRMAK...




Yaşamak bir nevi "farkındalık" değil midir? Çevremizin, insanların, canlıların, çiçeklerin, ağaçların, hayvanların farkında olmak. Onların da varlığına duyarlı olmak, tepkilerini yok saymamak. Acılarını, ağıtlarını duyabilmek, kulak vermek, gözlemek, gönül vermek... 

Bazen yanı başımızdaki güzelliklerin farkında olmayız: Bir tomurcuk açarken, bir fidan boy verirken, bir yağmur damlası düşerken değişimin farkında olmak. İyinin-kötünün, doğrunun-yanlışın, güzelin-çirkinin bilincine varmak. Estetik bir sanat eserinin ya da zevksiz bir görüntünün ayrımında olabilmek...

Bakmak-görmek-dikkat etmek-farkında olmak... Ruhsal yapımıza göre bir gün fark ettiğimizi bir başka gün fark etmeyebiliriz. Bir gün bir anda dikkatimizi çeken bir şey, bir başka zamanda hiç de ilgi alanımıza girmeyebilir. Algılarımızda seçici davranırız, bize "anlamlı" geleni algılarız; Çocuk bekleyen bir anne adayı çocuk arabalarını gözleriyle tarayabilir. Düğünü olacak bir genç kız, vitrinlerdeki gelinliklerden gözlerini alamaz. Bazen bizim fark ettiğimiz bir şey, bir başka arkadaşımızın hiç de gözüne çarpmaz.

"Yol boyundaki erikler. şeftaliler çiçek açtı mı?" diye sorarsanız; "Hiç dikkat etmedim ki farkında bile değilim." diyebilir karşınızdaki kişi. Her gün yanından geçmiş ama binaların arasından boy veren o güzellikleri önemsememiştir bile.


Bir hastalık sonrası birkaç kilo veren, görüntüsü değişen arkadaşımızın bu durumunu fark etmemek ona üzücü gelebilir. Ev dekorasyonunda güzel değişiklikler yapmış bir komşunuzun evinde bu değişimleri görmemeniz, ona kendisini önemsemediğiniz anlamına gelebilir. Farkı fark etmenizi bekliyordur.

Yıllarca öğretmenlik yaptıysanız "emekli" olduğunuzda bile, çalan zillere kulağınız hep aşinadır. Hastanede zor günler yaşadıysanız ya da bir hastanız varsa, her ambulans sireni içinizi titretir. Bir şarkı sizi duygulandırırken bir başkasına hiçbir anlam ifade etmeyebilir. Duygulu bir insansanız, içten yapılan her davranış yüzünüzde güller açtırır. Karanlık bir gecede kaç kişi başını gökyüzüne çevirip ışıldayan yıldızları fark eder ya da önemser? Yüksek sesle, bağırarak yapılan bir konuşma neden kimilerini hiç rahatsız etmez ama bazılarına da çok itici, huzursuz edici gelir.

Nezaketi, saygıyı özleyen bir insan, çevresindeki kavganın farkında olurken nasıl da rahatsız olur. Oysa bu durumu kanıksamış bir insan belki kavganın farkında bile olmaz. Televizyon ekranında bile olsa, yerde sürüklenerek götürülen bir genç, duyarlı bir insanın nasıl da içini acıtır. 

Farkındalıklarımız bizi biz yapan etkenler değil midir aslında? Farkında olmamız gerekirken farkında olamadığımız öyle çok şey var ki yaşantımızda. Bazen de bir ses ve görüntü bombardımanına uğruyoruz. Duymak istemediğimiz sesleri duyuyor, görmek istemediğimiz görüntüleri görüyor, algılıyoruz. Zihinlerimiz yorgun düşüyor.

Hayat akıp giderken, saatler, dakikalar, saniyeler hızla tükenirken farkında oluşumuz kişilere, kişiliklere, zamana, duruma göre değişiyor. Hayatın farkında olmak belki pür dikkat olmak değil. Ama her konuda duygularımızı, mantığımızı dengeleyerek ; çevremizi, dünyamızı gören gözlerle, sağlam bir yürekle, düşünebilen bir beyinle, gördüklerini algılayabilen bir zihinle izlemeyi bilebilmek... Yolda bastonuyla yürümeye çalışan yaşlı bir insana yardımcı olup karşıya geçirmek kaçımızın aklından geçer? Bir parkta 1 m. ileride çöp kutusu varken yere atılmış sigara izmaritleri kaç kişiyi rahatsız eder? 

Farkında oluşumuz ne kadar artarsa, çevremize uyumumuz ya da olumsuzluklara tepkimiz o denli isabetli oluyor. Çevremizde olup bitenlerin farkında değilsek, ülke ve dünya gündeminden haberdar değilsek yaşamın ne anlamı olur?

Makbule ABALI- Eğitimci 



                                                                












Ağustos 24, 2024

YORUMSUZ- GERÇEK BİR ÖYKÜ- KIRILGANLIK...


Her öykü 
hayattan izler taşır. Anlatıcısına ya da yazarına göre bazen kurgulanmıştır, bazen eklemeler veya kesintilerle aktarılır. Ama her öyküde bir gerçek payı vardır mutlaka...

Yaşam durağan değil elbette. Bir gün öncesi, bir gün sonrası, ya da  bir yıl sonrası aynı olabilir mi? Kurulmuş makine değil ki insanoğlu. Bir anı bir diğerine uymayabiliyor. Söz konusu insan olunca; Beklentiler, umutlar, sıkıntı ya da kaygılar, duygu ve heyecanlar da değişebilir doğal olarak.  

"İnsanın olduğu yerde hiçbir şey şaşılası değildir." sözü boşuna söylenmemiş. Yaşadıkça, yaş aldıkça bütün bunları az çok bilerek  tavır değiştirmeniz mümkün olsa da "Kaza geliyorum demez." demiş atalarımız. 

Gün her zamanki gibi erken başladı o gün. Gün ışığı pencereden süzülürken, yeni bir gün başlar. Telefon alarmı da bu uyanışa eşlik eder. Yılların ardından emekli olmuşsanız, bedeniniz dünün yorgunluğundan izler taşıyorsa birazcık daha uyuma lüksünüz olabilir. "Birazcık" daha dediğimiz zaman dilimi ancak 30 ile 45 dakika olursa, tekrar uyumadan kalkabilirsiniz de...

Eşim ve ben her sabah günün en basit ama en güzel öğünü kahvaltıyı hazırlamak için birlikte mutfak bölümüne geçeriz. Kahvaltı sonrası henüz çaylarımız bitmemişken (İkinci çayı genellikle bahçede, açık havada tamamlıyoruz.) ben "5 dakikada güllerin son durumlarının bir fotoğrafını çekip hemen geleyim." diyorum. Kuruyan her çiçek ya da ağaç hüzünlendiriyor beni.

Küçük çiçek bahçemiz evin hemen önünde, güller onun kenarında. Gün ışığından çok güzel yararlansalar da üç gülden bir tanesi,  arıların hiç terk etmediği mavi yaseminin hemen yanı başında adeta kıskaca alınmış gibi soldu, kurudu. Kurtarmak için çok uğraş verdim; Ele yapışan mavi çiçeği nazikçe, sıkmadan bağladık, sağ olsun çiçeklerin dilinden anlayan komşumuzun verdiği ilâçla besledik. Tam biraz canlanır gibi olmuşken sanki yeniden küstü. 

Son yıllarda bloğa yerleştirdiğim çoğu fotoğrafı eşimin cep telefonuyla çekiyorum. Benimkinden daha yeni, daha net çekiyor. "Çaya bekletmeyeyim eşimi" diyerek acele davranıyorum: Bir arı kendi sınırlarına girmemden hoşnut değil sanırım, başımın etrafında daireler çiziyor. Sonra yön değiştirdi, uçarak uzaklaştı. Yan tarafta küçüklü-büyüklü kaktüslerin yer aldığı küçük bir kaktüs köşemiz var... 





Her şey birdenbire oldu: Şimdi anlatmak kolay, o anı yaşayan bilir; Bir anda başım döner gibi oluyor, kendimi uçma denemelerine girişmişken kanadı kırılmış bir kuş gibi hissediyorum, ayağım kayıyor, dizim sanki yön değiştiriyor., tutunacak hiçbir şey yok, düşüyorum... !!!

 Yerde yapay çimlerin üzerinde upuzun yatıyorum. Güneş tam karşımda, ışınlarını yolluyor. Neyse başımı betona çarpmamışım, sol dizim, sol kol dirseğim  çok acıyor, sol ayak parmaklarım ters dönmüş gibi hissediyorum. Ellerimi açıp kapatıyorum. Sabah serinliğinde ter içinde, şaşkın ve çaresiz, tek başına yerdeyim... 



Sağ yanımda çiçeklerini sıcaklarda yitirmiş bir begonvil, az ileride bir zeytin ağacı, sol yanımda kaktüsler. Sokaktan geçen tek kişi veya araba yok. Eşim beni bu halde görürse panik yapar bilirim. Düşünüyorum, en sağlıklı çözüm ne olabilir? Yan dönmeye, taşlara tutunarak kalkmaya çalışıyorum, mümkün değil...

Çaresiz, eşime sesleniyorum, sesimi duyarak değil, beni merak edip zaten geliyormuş. O beni, ben onu  düşünüyorum- düşünüyoruz aynı anda. Sonradan anlattığına göre: "Seni o halde yerde yatar görünce beynimden vurulmuşa döndüm" diyor. Yüz renginden, bakışlarından anlamıştım. Benim de yüzüm kıpkırmızı, hissediyorum. İçim titriyor, üşüyorum.  Yaz sıcaklarında çiçeklerini dökmüş bir begonvil, bir zeytin ağacı bir de guguk kuşları tanıklık ediyorlar durumumuza... 

Eşim elini uzatıp beni bir an önce yerden kaldırmak istiyor. "Hayır hayır diyorum, eğilmemen, gözüne ağırlık yüklememen gerekir,"  Ve ekliyorum: "Ben  iyi sayılırım, ne olur paniğe kapılmayalım." Son bir gayretle, olduğum yerde oturmaya çalışıyorum. Acı ve ağrı çekmeme rağmen başarıyorum. da.  O "Bu esintide üşürsün." diyerek içerden kot ceketimi getiriyor, kendisi de üstüne bir şey giymiş. Oysa ben üşümüyor, sabah serinliğinde terliyorum...

Düşüşten ötürü kırığım yok sanırım. Belki burkulma ve ezikler var. Neyse ki bu aralar istemsiz çok kilo verdim. Kırılgan, hassas ve duyarlı yapımla pek de bağdaşmayan, ince ama sağlam bir kemik yapım ve  yaşıma göre kemik ölçümlerinde başarılı bir karnem var.  Ağrı ve acı eşiğim yüksektir, sakin yapımla kolay kolay bağıramam da. Ancak yanık türkülerde, ağıtlarda, toplu acılarda  ağlamam doğaldır sanırım.

Zaman ne kadar göreceli bir kavram. Bahçeye çıktığımda saat 08.20 idi. Henüz 9 olmamış. Kimselere haber vermedik. Yakınlarda oturan kızımın üç gündür midesinden rahatsız olduğunu biliyorum. Bir gün önce tansiyonu düşünce yakındaki temiz, güzel bir klinikte serum takılırken ben de yanındaydım. "Kimseyi sabah sabah tedirgin etmeyelim." diyorum. Ama eşim: "Ben Tolga'yı arayacağım" deyince itiraz edemiyorum artık. 

Can yoldaşımız, komşumuz sevgili Nur ve yardımsever eşi Tolga arabalarıyla sahile yürüyüş için gitmişler. İtirazlarımız kabul görmüyor.  "15 dakika uzaktayız, hemen dönüyoruz." diyorlar.  An,  bir zaman birimi. Hayat hızla akıp geçerken,  yaşam bazen  ağır çekimde devam ediyor. yaşadığımız anların, saniyelerin, dakikaların, günlerin, yılların ne kadar farkındayız?

Bir gün öncesi- bir gün sonrası... Hayat ne getirir, ne götürür bilinmez. "Düşenin dostu olmaz." denmiş. Bazı atasözlerimiz ne zaman, ne durumda, neden nasıl  söylenmiş, bilinmez... 

Sonsuz teşekkürler sevgili Nur ve Tolga. 

Ancak iki kişinin yardımıyla ayağa kalkabiliyorum. İncinen yerlerime buz koyuyor, onarıcı merhem sürüyoruz. Yarım kalmış çayların yerine ağız tadıyla hep birlikte yeni çaylarımızı içiyoruz. İnsanın acısını insan alıyor gerçekten. Düşük tansiyon ve kalp çarpıntısı nedeniyle dün biraz bulutlarda gezinir gibiydim. "Yer Demir Gök Bakır" ne güzel bir romandı diye düşünüyorum. Bugün  daha iyiyim. Uyudum-rahatladım. Sonra eski şiirlerde, şarkılarda gezindim. 

Sağlık ve hastalık, mutluluk ya da mutsuzluk, coşku veya hüzün; hepsi hayat boyu bizimle, yaşamın ta içinde...



Ahmet Haşim'in ünlü bir şiiri, sanki o zor günün şiirsel anısı gibiydi:

Bir Günün Sonunda Arzu 

Yorgun gözümün halkalarında 

Güller gibi fecr oldu nümayan, 

Güller gibi... sonsuz, iri güller

Güller ki kamıştan daha nalan, 

Gün doğdu yazık arkalarında!

Altın kulelerden yine kuşlar

Tekrarını ömrün eder ilan.

Kuşlar mıdır onlar ki her akşam

Alemlerimizden sefer eyler?

Ahmet HAŞİM 

*Fecr olmak- Tan yeri ağarmak.

Nümayan olmak- Ortaya çıkmak. 


Yaşamak, paylaşmak güzeldir; Bir sevinci, coşkuyu, mutluluğu ya da bir acıyı, sıkıntıyı, hüznü, bazen bir şiiri... Ünlü sanatçı Yıldız Kenter de çok uzaklardan sesleniyor : "Aynalar"

Makbule Abalı

Ağustos 2024 Urla 



Bir not: Biliyorum, çok candan dostlarım, arkadaşlarım var. Blogda yazmaya başladığımdan beri ilk kez (Kimseyi yormamak düşüncesiyle) bu paylaşımımdan yorum köşesini kaldırıyorum. 

( Zamanlamada gecikince hemen yorum yazan hassas, duyarlı  arkadaşlarıma çok teşekkür ederim. Silmeye de kıyamadım. Ancak tabii ki kurallar gereği yayınlayamadım da. Bağışlasınlar.
Teşekkürler. M.A )










Nisan 02, 2024

RUH SAĞLIĞIMIZI ONARMAK: BİR ŞİİR , BİR ŞARKI

 Sağlık;  uzmanlar tarafından şöyle tanımlanıyor: Ruhsal, bedensel ve toplumsal açıdan tam bir iyilik halidir. Şiir, müzik, güzel sanatlar, doğa, sakin -düzenli bir yaşam insan sağlığını olumlu yönde etkiliyor. Belirsizlik, karmaşa, gürültü, kaygı, stres, endişe ruhsal sağlığımıza olumsuz yükler yüklüyor. 

Psikosomatik hastalıklar, psikolojik kökenli bedende ortaya çıkan rahatsızlıklar. Beden adeta isyan ediyor, sesini duyurmaya çalışıyor. " Beni duy " diyor. Pek çok hastalık birdenbire ortaya çıkmıyor, zaman içinde birikimler rahatsızlıkları tetikliyor. Toplumsal kaygılar, endişeler, ekonomik sıkıntılar  daha  bencil, tahammülsüz, şiddet yanlısı insanların  çoğalmasına neden oluyor. Çocukların ve gençlerin önünde kötü örnekler de giderek çoğalıyor. Aile geçimsizlikleri, boşanmalar, aldatmalar, kavga ve tartışmalar olağan hale geliyor. 

Toplumsal patlamalar yaşanmadan denge  sağlamak ne güzeldir. Sağlıklı bir toplum sağlıklı, eğitimli, mutlu kuşakları da yetiştirecektir. "Mutsuz Ülkeler Sıralamasında" en alt sıralarda olmayı hak etmiyoruz. Biz ; coşkuda, başarıda, tasada, kederde, acıda ve kıvançta ortak olmayı, paylaşmayı bilen bir toplumun insanlarıyız.









Şiirin gizemli dünyasında rahatlatıcı bir mola : 

Sanatçı Yetkin DİKİNCİLER,  Nazım HİKMET'İN ünlü şiirini seslendiriyor:

BU  MEMLEKET BİZİM







Sanatın, müziğin evrenselliğini, rahatlatıcı gücünü nasıl inkâr edebiliriz? Bazı Kurumlar bunu çeşitli sanatsal etkinliklerle  kanıtlıyorlar. Koruyucu Sağlık Hizmetlerinin değerini iyi bilen hekimlerimizin İstanbul Tabip Odası bünyesinde Tıp doktorlarından oluşan  "Türk Sanat Müziği Korosu " var.  Şef Sn. Suat GÜNEY yönetiminde bu yıl da 14 Mart "Tıp Bayramı" çerçevesinde mükemmel bir konser sundular. 
Biyokimya  uzmanı   Dr. Sibel Abalı ALTIN " İnleyen Nağmeler Ruhumu Sardı" adlı şarkıyı seslendiriyor.(Keşke tüm koroyu sunabilseydim. Sadece kızımız Sibel Abalı Altın'ı ekleyebildim. Bağışlasınlar lütfen.)


Mersin'de Halk Müziği Ustası Sn. Hasan EKİNCİ  yıllardır gönüllü olarak çalıştığı Mersin  Alzheimer Derneği yararına  bu akşam Mersin'de "Unutulmayan Türkülerle" adlı bir konser sunuyor. Hasta ve hasta yakınları için büyük bir moral desteği.




Kim bilir , ülkemizde daha nerelerde ne güzel çalışmalar,  umutlarımızı yeşerten etkinlikler var. Her konuda ülkemizin aydınlanması yolunda Toplum ve Halk Sağlığı için özverili çalışmalar yapan, bize gerçek anlamda baharı yaşatan  tüm güzel insanlarımıza sonsuz teşekkürler. 

Makbule ABALI - Urla 
2 Nisan 2024




Eylül 15, 2023

SAĞLIKLI BİR GÜN- Urla'dan Notlar- Urla Devlet Hastanesi...

 


İnsanız; bazı günler kendimizi çok mutsuz hissederken, gün olur kendimizi adeta bulutların üzerinde hissederiz. "Nasılsın?" sorusu bile onlarca kapıya açılan çok yoğun bir sorudur. Bugün dünden daha iyiyim diyebileceğiniz gibi "İyiyim" dersiniz kısaca. İyi değilsinizdir oysa. Ya karşınızdaki insanı üzmemek istersiniz veya daha derin sorulara geçiş yapmak gelmez içinizden. Ama anlayan anlar; Sesiniz belli eder pek de iyi olmadığınızı...

Genellikle yazarken anılar dışında özel yaşamdan çok nadir söz ederim.  Özelden genele geçiş kolay değildir her zaman. Yaşamın içinde bazı şeyler kişiye özgüdür. Hayatın biteviye akışı içinde insan öyküleri türlü çeşitlidir. Ayrı dünyaların insanlarının benzer öyküleri olduğu kadar çok farklıları da vardır elbette. Yıllara yayılan zaman dilimlerinde karışık ruh halleriyle bezenmiş insanlık halleridir her biri. Bazen paylaşmak gerek yaşam deneyimlerimizi...

Bu yıl ilk kez yaş almaktan öte yaşlandığımı hissettim. Değişen ruh halinizle birlikte insana özgü çeşitli hastalıklar da sizinle birlikte yol alıyor. Belki Pandemi dönemi, toplumsal değişimler, umutsuz beklentiler, yükselip alçalan değerler karmaşası, hayal kırıklıkları da bedensel ve ruhsal yapımızı olumsuz etkileyen etkenler oldular. Oysa sağlık "Bedensel, ruhsal ve toplumsal açıdan tam bir iyilik hali " olarak tanımlanıyordu.  Aslında Sağlık alanında da iyileştirilmeyi bekleyen ne çok sorun var.

Yaşamın içinde iyi gün- kötü gün kavramları hep aynı biçimde geçmiyor tabii ki. Belki de hayat dayanma gücümüzü, sabrımızı test ediyor.  Küçücük şeylerle mutlu olurken bir karamsarlık sarıyor dört yanınızı. Ağzınızın tadı kaçmışsa pek çok şeyden de tat almamaya başlıyorsunuz. Ama direniyor insanoğlu, deniyor ve çoğu kez başarıyor da... 

Bugün İzmir-Urla Devlet Hastanesi Dahiliye Bölümüne günler öncesinden alınmış bir randevum var. Merkezi Hasta Randevu Sistemi- MHRS'den .  Emeklilik sonrası yıllarca ertelediğiniz belki de çok önemsemediğiniz  hastalıklarla karşı karşıya kalıyorsunuz. Günler ev- doktor-hastane üçgeninde geçiyor. Bu sabah Zeytinalanı'ndan Urla Devlet Hastanesi'ne dolmuşla gitmeye karar veriyoruz. Çok zaman kızımızla gittik, zaman zaman da taksilerle ulaştık gideceğimiz yerlere. Taksimetre açılış fiyatları emeklilerin bütçesini epeyce zorluyor.

Güne harika bir kaptan şoförle başladık. Basamaklar yüksek olunca dolmuşa binişte biraz zorlanıyorum.  Beklettim diyorum, hayır, olur mu diyerek yanıt veriyor. Henüz oturmadan tamam hareket edebiliriz dediğimde  önce oturun diyor.  Özlediğimiz davranışlarla mutluluk satın alıyoruz adeta. Dünyada kendinden başka insanları da düşünen insanların varlığını  bilmek ne güzel... 

Zor dönemlerin ardından hastalıklar  normal yolunuzu çıkmaz sokaklara sürüklüyor adeta. Sağlıklı günlerinizi özlemle arıyor, anıyorsunuz.  Çalışırken ihtiyaç duyduğunuz zamanlarda ihmal ettiğiniz sağlığınız sizden hesap soruyor adeta. Belki belli yaşlardan sonra daha hassas, daha kırılgan, alıngan oluyor insan. Devletten, devletin kurumlarından daha çok beklentileriniz oluyor. 

Ekonomik sıkıntılar, bazen bulunamayan ilâçlar, değişen değerler ortamında güven duygunuzun zedelenmesi kişileri rahatsız ve huzursuz edebiliyor. Hele yakınlarınızın, sevdiklerinizin rahatsızlıkları da artınca psikosomatik hastalıklara da davetiye çıkarıyorsunuz. Diyabet, alerjiler. kalp-damar hastalıkları, inme,  demans...  Acaba aşıların yan etkileri oldu mu diye düşünmeden de edemiyorsunuz. 

Urla Devlet Hastanesi Dahiliye Bölümündeki randevum saat 11.00 de. 20 dakika önceden oradayım. Danışmadaki güler yüzlü bayana "Ne olur güler yüzünüzü hiç kaybetmeyin" diyorum. Randevu alırken en yakın tarih bir hafta sonrasıydı.  Kabul etmekten başka  seçeneğiniz  yok ki. Doktor seçme şansım da yoktu. Hiç kimseyi tanımıyordum.  

Sıramı beklerken tedirginim. 2 no'lu kapının önünde  koltuklarda beklerken yanımdakilere soruyorum; İlk kez mi geliyorsunuz, nasıl bir doktordur, sakin midir, sorularınıza cevap verir mi...?  İşini iyi yapan her insanda, her meslekte aradığımız temel davranışlar.  Cevaplar çok sevindirici...

Saat tam 11.00 de  adım kapıdaki ışıklı panoda beliriyor. Bir hastane ortamında zaman ilk kez bu kadar dakik işliyor. İyilerle, iyiliklerle karşılaşma günüm müydü o gün, şanslı mıydım? 

Kan vermeye alt kata iniyorum, 4 tüp kan alınıyor, incitmeden, özenle, morartmadan. Ultrason aynı gün çekiliyor, rastlantı gene iki numaralı bir başka kapıda çok kısa süre bekliyoruz. Son derece nazik bir uzman doktor, lütfen diyerek uygulamanız gereken hareketleri belirtiyor, çekim yapıyor.  Rapor, anında istekte bulunan doktorumuza ulaşıyor. Teşekküre kurgulanmışım  o gün adeta.  Dahiliye uzmanımız MR tetkikine ihtiyaç duyuyor. İnanılmaz bir şey, ertesi güne randevu veriliyor. 

Hayatım boyunca iyi şeyleri değerlendirmek, vurgulamak, olumsuzlukları da uygun bir üslupla dile getirmek gerektiğine inandım. Hastaneye gittiğimde hiçbir ayrıcalığım, tanıdığım yoktu. Öyle güzel izlenimlerle ayrıldım ki. Deneyimli, güler yüzlü, sakin, alanında yetkin insanlarla harika bir ekip. Her kurum çalışanlarıyla yüceliyor ya da eleştirilere hedef oluyor. İyiler, güzellikler çoğalsın ne olur. Onlara öyle çok ihtiyacımız var ki... 

Bu düzenli işleyişte büyük katkısı olduğuna inandığım başta Sn.  Başhekim, diğer uzman doktorlar: Sn. Doktor Nihat Kurtuluş, Sn. Doktor Onur Bölükbaşı ve 7-24 saat özveriyle çalışan teknik  personel, Bilgi İşlem Dairesi, kayıtlardaki sekreterler bu düzenli işleyişte emeği ve katkısı olan,  özveriyle çalışan güler yüzlü sağlık elemanları... Hepsine teşekkür borçluyum. Bilgi İşlem Dairesi'nde Meva Hanım'ı unutabilir miyim. "Sonuçları alabilir miyim? " soruma yardımlarını esirgemiyor, çok nazik bir yanıt alıyorum. 

Sonsuz teşekkürler bu güzel insanlara; Zor anlarımızda varlığınızla güç kattığınız için, umutlarımızı tazelediğiniz için, yüzlerimizde, yüreklerimizde tebessümler yarattığınız için... 


Makbule ABALI - Emekli Rehber Öğretmen

Urla. 15 Eylül 2023

Güncelleme Notu: 

Geçmişte yazdığınız bir yazıyı güncellerken; gerçeklere sadık kalarak bir kurum hakkında daha sonraki izlenimlerini de aktarmak istiyor insan. Urla Devlet Hastanesine sonraki her gidişimde mutlu ayrıldım, anlatılması gereken daha ne çok şey olduğuna içtenlikle inandım. Kulak-Burun-Boğaz ve Üroloji Bölümlerinde de değerli doktorlar var.

Dahiliye Bölümünde uzman doktor Seda C. semiz, bilgisayarların zor çalıştığı bir günde; tek başına sabrıyla, yüzünde değişmeyen tebessümüyle, hastalara nazik ve ölçülü yaklaşımıyla genç yaşına rağmen derin bilgisiyle, aranan-özlenen bir doktor.  

Kardiyoloji Bölümünde uzman Dr. Pelin Aladağ,  sekreteri Yasin Bey  özverili çalışmaları,  özenle hastalara  yaklaşımları , nezaketleri ile silinmez izler bırakıyorlar. Ne yazık, Pelin Hanım'ı geç bulduk, çabuk kaybettik. Karadeniz Yöremizde de değeri bilinecektir. 

Bir sağlık kurumunda insana, kişiliklere saygı ile birlikte düzenli bir işleyiş, temizliğe özen, daha iyiye ulaşma arzusu, hasta haklarına adilce yaklaşım ne kadar önemli. Bu kurumda bir Çarşamba Günü, öğle tatili aralığında Konferans Salonunda etkileyici bir Şiir Etkinliği  düzenlenmesi de kayda değer.

Sadece bir gün, alan bilgisiyle çok  beğenilen, takdir gören bir uzman doktorun; bazı hastalarının çok yanlış davranışlarıyla haklı olarak oluşan tepkisi, ne yazık bana denk geldi. İyi ki o zaman dilimine kontrolsüz bir hasta denk gelmedi. "Doktorluk çok zor."

Tuvaletlerin temizliği, ihtiyaçlar oranında temizlik malzemeleri bulundurulması ile ilgili teşekkürüm üzerine içtenliğine inandığım bir personel şöyle diyor: "Başhekimimiz bu konunun uygarlıkla ilgili olduğunu savunur her zaman. Değerli Başhekimin odasında, bir duvar boyu yer alan kocaman kitaplık her şeyin kanıtı gibi.

Sonsuz teşekkürler; Sağlık hizmetlerinde olması gerekenleri bizlere  kanıtladığınız için. 

Makbule Abalı-Eğitimci 

Eylül 2024 Urla 

* * *

Yeni duyduğum bir haber içimi acıttı doğrusu. Urla Devlet Hastanesi Başhekimi Sayın Ömer Koçak emekliye ayrılmış. Bundan sonrası için kendisine sağlıklı-huzurlu mutlu bir yaşam dilerken; oluşturduğu düzenin aynı biçimde devamı,  hasta ve görevlilerin de mutluluğu olacaktır.  

Saygıyla. 

Makbule Abalı-15 Ocak 2025