Sayfalar

Şubat 19, 2021

DOĞAN CÜCELOĞLU ANISINA...


16 Şubat Salı günü yitirdiğimiz ünlü psikolog  Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu  "İnsan İnsana " adlı kitabının sunuş yazısında 
 Boğaziçi ve Hacettepe Üniversitelerinden öğrencilerine teşekkür ederken öğrencisi Üstün  Dökmen'in bir şiirini de alır: 

Yola çıkınca her sabah,

Bulutlara selam ver,

Taşlara, kuşlara,

Atlara, otlara,

İnsanlara selam ver.

Ne görürsen selam ver,

Sonra çıkarıp cebinden aynanı

Bir selam da kendine ver. 

Hatırın kalmasın el gün yanında.

Bu dünyada sen de varsın!

Üleşti dostluğunu varlığa

Bir kısmı seni de sarsın.

Üstün Dökmen

 DOĞAN   CÜCELOĞLU' ndan DEYİŞLER:

Çocukluğunu doya doya yaşayamamış bir insanın mutlu olması çok zordur. 

Etrafında kimseyi bulamamak zor, içinde kimseyi bulamamak ise daha zor.

Mükemmel değil, merhametli çocuklar yetiştirin; Karıncaları ezmeyen, ağaç dallarını kırmayan, çiçekleri ezip geçmeyen, sevgiyi hissetmeyi ve hissettirmeyi bilen çocuklar .

 

Hayır demesini bilmeyen kişi güçsüz kişidir. Hayır demesini bilmeyen kişinin evet'inin de anlamı yoktur.

İnsanın gerçek gücü sevgisinde açığa çıkar.

Yalan, insanın ruhunu öldürür.

Dil ne kadar yetersiz kalıyor, insanın düşündüklerini anlatmada.

İnsanın kaçamayacağı en büyük otorite kendi vicdanıdır. 

Mutlu olmak istiyorsan , mutlu etmesini bilmelisin. 

Mükemmel değil, iyi insan yetiştirmeyi hedefleyin. 

Aklını gönlünün değerleriyle yöneten insan, yaşamın efendisidir.


Yaşamında pek çok kişiye yön veren, eğiten bu değerli insanı saygı ve şükranla anıyoruz.



 






Şubat 17, 2021

HAYAT DERSİ - Kelime Oyunu-12 - Mini Öykü

Her hafta bloglarda bir arkadaşımız 5 kelime belirliyor , o kelimelerle ilgili bir öykü veya şiir, makale yazılıyor. Bu hafta kelimeleri ben belirledim. (Saygın, sakin, güvence, çaresiz. sade )


HAYAT DERSİ

Anadolu'nun küçük bir kasabasından gelmişti. Sade giysileri , çekingen tavırları ,farklı bir çevreden olduğunu belli ediyordu. Çiftçilikle geçimini  sağlayan bir Orta Anadolu Kasabası. Kendinden büyük bir abla ve bir abisi vardı. Ailenin son umudu, bütün beklentisi oydu. Üniversite sınavlarına hazırlanırken bir dershaneye gitme şansı olmamıştı. O yüzden çok ama çok çalışmıştı. Okul başarısı sayesinde son sınıfta iyi bir lisede burslu okumuştu. 

Türkiye'nin saygın bir üniversitesinden iyi bir mühendis olarak mezun olabilmek artık tek amacıydı. Kılık kıyafeti pek önemsememişti. Ablasından kalan, rengi solmuş, biraz modası geçmiş giysilerdi giydikleri. O sonraya hedefini saklıyordu. Hırslıydı ama rekabeti kendisiyle idi.

Onun sağlam kişiliğini tanıdıkça çevresindeki arkadaşlar çoğaldı. Sakin, yumuşak tavırları, kırıcı olmayan davranışları  daha çok sevilmesini sağladı. Yurtta kalıyordu. Burs almak için başvurmuştu. İlk burs parasından bir çift bot almayı düşünüyordu. Mutluydu; Evden gelen harçlık çok yeterli değildi ama olsun, idare ediyordu. Üç yıl sonra amacına ulaşacak, mezun olacaktı.

O sabah gürültülerle uyandılar. İlk sözü:" Eyvah okula geç kaldım." oldu. Arkadaşını uyandırdı, hemen giyinip yurttan okula geçtiler. Her zaman sakin olan okul bahçesi , gürültülü, karmaşık bir yer haline gelmişti. Birden kendilerini kalabalığın ortasında buldular. Sevdikleri hocalar da oradaydı. Rahatladılar, onlarla birlikte olmak güvenliydi.

 Ama birden sürüklenerek kendilerini kalabalığın ortasında buldular. Çevresinde sıralanmış onlarca polisi görünce çok sevdiği amcasını hatırladı. Ne kadar sakin ve güler yüzlüdür, adildir diye düşündü.

Babasını hatırladı: "Haklıyken kendinizi haksız duruma düşürmeyin." derdi. Ansızın sırtında derin bir acı hissetti. Yere düşerken gözünün önünden  bir kısa film şeridi geçti. Umutla ondan sınav sonuçlarını bekleyen ailesi, yakınları. Neye göre suçlu ya da suçsuz, neye göre başarılı ya da başarısız? Gözünden sicim gibi yaşlar akarken kime ne soracaktı, bilmiyordu. Bilmiyordu ki bu onun ilk "Hayat Sınavıydı."

Her soruyu bilen o , şu anda ne sorulsa bilemeyecek haldeydi; Şaşkın, çaresiz, umutsuz, güvencesiz... Bir yol ayrımındaydı sanki...

Makbule Abalı- Eğitimci 

( ucunkuslar.blogspot.com )





Şubat 14, 2021

SEVMEK BİR ÖMÜR BOYU...


Doğal olmayan şeyleri hayatım boyunca bir türlü benimseyemedim; Yapay çiçekleri, yapay davranışları, yapay gülücükleri, yapay insanları, yapay günleri... Zorla yaptırılmaya çalışılan göstermelik davranışlar da nasıl da rahatsız edicidir. Belki o yüzdendir, yaklaşan 14 Şubat'ı da bir türlü benimseyemedim. Tutucu olduğumdan ya da sevgiye, aşka inanmadığımdan değil, abartılmasına, adeta değerinin düşürülmesine karşıyım.

Herkes için tabii ki öyle olmayabilir, ama bana günlük,
göstermelik, alelacele programlanmış, pahalı tüketim ürünlerinin sergilendiği bir gün gibi geliyor; Büyük kentlerde bütün alışveriş merkezleri ışıklarla donatılmış, lokantalar, kafeler, oteller günler öncesinden indirimlerini duyuruyorlar. Çiçeklerin en güzelleri  demet demet satışa sunuluyor. Yemeklerin, tatlıların adı bile aşk kokuyor. 

Belediyelerde evlendirme memurluklarında pek çok kişi gün almak için sıraya girmiş; Nikah ya da düğün 14 Şubat'ta yapılmalı düşüncesindeler. Birkaç yıl öncesine kadar önemsenmeyen bir tarih şimdi baş tacı yapılmış. Mutluluk mu dalga dalga yayılan, yoksa göstermelik olarak bir "topluma uyma süreci" mi ?

Ekonomiyi canlandırmak güzel elbette. Günler mutlaka anmak, söylemek istediklerimize vesile oluyor. Ama SEVGİ bu. İçeriği yoğun duygular barındırıyor. Yüzyıllardır kimlere tercüman olmuş...

Bir günde sevginizi gösterip içtenliğinizi kanıtlayabilir misiniz ? Mutlu olmak ama aynı zamanda mutlu etmek. Tek taraflı mutluluk bencillik sayılmaz mı? Karşınızdaki insanı yeterince tanıyor musunuz ?

Mutluluğun ölçüsü nedir? Çok pahalı bir hediye mi ? (Televizyon reklamlarındaki çok pahalı mücevher ya da araba reklamları kaç kişinin ilgisini çekiyor acaba?)
Sürpriz bir hediye mi, bir demet kır çiçeği mi, içten bir sarılma mı, bir günlüğüne farklı bir yemek hazırlamak veya ev işlerinde eşine yardımcı olmak...

Peki ya sonraki günler... Bir günlük şişirilmiş mutluluk koca bir balon gibi sönmeyecek mi ? Sevgi çok yıpratılmadan, abartmadan,  harcanmadan, sıradanlaştırılmadan dile getirilmeli. Değerbilir olmak nasıl da önemli. Sevgi hırçınlıktan hoşlanmaz, sakinlik ister, şefkate çok yakındır. Bazen düşünürüm; Sevgililer günü neden sevgi günü değil. Sevme alanımız öylesine geniş ki...
Pek çok şeyi sevmeye, kabullenmeye, benimsemeye hazırız. 


Benzerlikleri olmasına rağmen sevgi aşktan farklıdır. Aşk zamanla şiddetini kaybedip sevgiye dönüşebilir. Bir süre sonra coşku yerini dinginliğe bırakır. Oysa sevginin kalıcı olması ne kadar önemlidir. Sevgi daha sakindir, daha ılımlı, daha insancıldır sanki. Aşk; yoğun,  karmaşık duygularla yüklüdür, kırılgandır, çabuk öfkelenebilir, temelinde kıskançlık vardır. Henüz duygular tam oturmamıştır.

Sevgi içinde çok şey barındırır. Dayanıklıdır, tahammüllüdür. Merhametlidir, şefkatlidir, naiftir, sağlam duygularla örülmüştür. "Seni seviyorum" demenin hiçbir bedeli yok. Tabii söyleyeceğiniz kişi önemli, seçici olmanız gerekir; gerçekten sevdiğiniz, güvendiğiniz bir insan, eşiniz, çocuğunuz, yaşlı bir insan, bir dost, arkadaş, sevgiye ihtiyacı olan bir çocuk...

Sadece iki kelime... Bedeli yok. Belki yalnızca bir tebessüm eklenerek... Neden ille 14 Şubat'ı beklemek?  14 Şubat, 24 saat. Oysa sevgi bir ömür boyu...

Makbule Abalı 
14 Şubat 2021




ÜÇ YIL ÖNCE YAZDIĞIM BİR YAZI. AYNI FİKİRLERİ TAŞIYORUM. HAYATIMIZDAN SEVGİ HİÇ EKSİK OLMASIN. AMA GÜNLERE BÖLÜNMESİN... M.A



Şubat 10, 2021

IHLAMUR ÇİÇEKLERİ... ÖYKÜ- Kelime Oyunu 11



IHLAMUR ÇİÇEKLERİ 

Uzun bir yoldan gelmişlerdi. Bir ön gezi idi bu. Yazın evin onarımından sonra buraya temelli yerleşeceklerdi. içindeki heyecanı bastıramıyordu. Yıllar önce çocukluğunun geçtiği bu ev artık temelli onlarındı. Hayallerinde ne planlar vardı. Altı taş, üstü ahşap, küçük bahçeli bir ev... Trafik kazasında çocuklarını kaybettikten sonra tekrar kasabaya dönüş planları yapılmıştı. 

Gözlerinden inen iki damla yaş mutluluk- mutsuzluk karışımı gibiydi. Eşine "Yorgun musun?" diye sordu. "Uzun zamandır  araba  yolculuğu yapmadık. Ben bile yoruldum.  " Yağmurdan etkilendim, bir ara silecekler bile çalışmadı" dedi eşi. "Sel olur "diye endişelendim" dedi kadın. Ardından ekledi:" Yolda küçük oteller var, birinde kalabilirdik." "Yolcu yolunda gerek , yolda durmayı sevmem bilirsin." Bu keskin konuşma biraz canını sıktı kadının, ama yol yorgunluğuna bağladı.

Arabayı park edip eve girdiler.. Yılların birikimiyle toz kokuyordu üst kat. "Ah dedi annem zamanında temizlik kokardı burası. Yastıklarda lavanta kesecikleri, beyaz çarşaflar..." Birden pencereden görünen ıhlamur ağacını fark etti. Gözleri parladı. Kış nedeniyle yapraklarını dökmüştü. Haziran- Temmuzda çiçekleri açtığında nasıl da güzel kokardı. Sanki yasemin ve hanımeli ile yarışırlardı. Annesi, soğuklarda  koruyucu olarak kuru ıhlamur çiçeği, tarçın, elma kabuğu ve zencefili birlikte kaynatıp onlara içirirdi. Doğal ürünlere nasıl da meraklıydı. 

Derin bir nefes aldı. Adeta ıhlamur çiçeğinin kokusunu içine çekti.  Eşi onun yüzündeki mutluluğu fark etti. Üst katta komodinin üzerinde bir günlük görmüştü. Sararmış sayfalar arasında kurutulmuş ıhlamur çiçekleri...Yılların ardından gülümser gibiydiler. Kadın :" Burada yeni bir dünya kuracağız" dedi.  Eşinin gözlerinin ta içine baktı: "Yeni bir sayfa açacağız" dedi fısıldayarak... 

Makbule ABALI- Eğitimci

Şubat-2021

Kelime Oyunu 11- Kelimeleri (Ihlamur, sayfa, çocuk, yağmur, yolcu) Kelimeleri Ebemkuşağı  blog arkadaşımız verdi.

Kelime Oyunu-12- kelimeleri: ( Saygın, sakin, güvence, çaresiz, sade ) Kelimeleri ben belirledim.




Şubat 08, 2021

AĞAÇ EV SOHBETLERİ - 77 ÇOCUKLARA VE GENÇLERE KİTAP OKUMA ALIŞKANLIĞININ KAZANDIRILMASI



 Çok  kitap okudum. Ama gençliğimde çok severek okuduğum iki kitabın yeri bir başkadır bende; Reşat Nuri Güntekin'in Çalıkuşu ve Louisa M. Alcott'un Küçük Kadınlar romanları. Defalarca okumuş ve çok etkilenmişimdir. 

Bir zamanlar Köy Enstitülerinde öğrenciler Batı klasiklerinde belli sayıda kitap okuyarak mezun oluyorlardı. Okulların çok zengin bir kitaplıkları bulunurdu. Yüzyıllar öncesinden Seneca ne güzel söylemiş: "Her kitaplık bir cezaevi kapatır."

Sorularla düşünmek bana daha sağlıklı geliyor. Hem beyin jimnastiği sağlıyor, hem belleklerimizi tazeliyor: Okuma yazma öğrendikten sonra okuduğunuz ilk kitabı hatırlıyor musunuz?

Uykuya geçmeden önce masallar dinlediniz mi? Size de bir kitap okuyan oldu mu, şimdi siz çocuklarınıza okuyor musunuz?

Sizi en çok etkileyen çocuk kitabı ve gençlik kitabı hangileriydi?

Bir doğum gününüzde size kitap hediye edildi mi, ne hissettiniz? Siz sevdiklerinizin doğum gününde kitap armağan ettiniz mi?

İlkokul veya ortaokulda eğitsel kol çalışmalarınız oldu mu Örneğin sınıfınızda kitaplık kolu kuruldu mu?

Gençlik çağında hiç kütüphaneye gittiniz mi, ya da eski Halk Evleri gibi küçük kitaplıklardan yararlandınız mı? Bir Kitap Fuarını ziyaret ettiniz mi?

Şimdiye kadar toplu taşıma araçlarında kitap okuyan kaç kişiye rastladınız? Tatile çıkarken yanınıza kitap alma ihtiyacı duyar mısınız?

Yetişkinler çocukların önünde rol modeldirler. Anne- baba kitap okumuyorsa çocuk da okuma isteği duymayacaktır. Bu konuda ısrar, inatlaşma, öfkelenme ters tepkiler doğuracaktır.

Çocuk ve gençlerin günlük tutması, öykü yazma girişimlerinde bulunmaları birbirleriyle kitap değişimleri  yapmaları, onları kitaplara da yönlendirecektir.

Bu konularda öğretmenler çok etkili  olacaktır. Bir köy okuluna kitap bağışı yapılarak  paylaşma duygusu teşvik edilebilir. Sürprizlerle, çekilişlerle, kompozisyon yarışmaları, şiir günleri düzenlenerek ilgi, istek, özgüven yaratılabilir.

Dünyanın pek çok ülkesinde cehalet arttıkça, okullar zayıfladıkça nefret, öfke, kavga ve saldırganlık da artıyor . Cehalet arttıkça okuma oranı düşüyor, suç oranı artıyor. Okulların eğitim kalitesi düştükçe gelecek beklentisi de düşüyor. Okuma oranı okul başarısını, sınav sonuçlarını da etkiliyor. 

Üniversite sınavlarında üst düzeyde puanlar alan öğrenciler ; okuduğunu rahatça anlayabilen, muhakeme yapabilen, düşünen öğrenciler. Ve bu gençler de genellikle  zamanında kitap okuma alışkanlığını kazanmış olanlar.

Makbule Abalı-Eğitimci 

Şubat-2021


Görsel: İnternetten



Şubat 04, 2021

DOĞAYLA DOST OLMAK...


Kendisiyle barışık olmalı insan,

Doğayla dost, çocuklarla arkadaş 

Kuşlarla birlikte uçmalı düşler ülkesine,

Çiçekler açınca rengarenk,

Ağaçlar gönenince baharda

Nasıl da mutlu olur insan

Birimizin sevinci hepimize yansır...

Gün doğumu, gün batımı

Bir heyecandır karmaşık dünyamızda

Bir farklılıktır, bir başkalıktır yaşamda

Doğayla dost olmak güvendir,

Sevgidir, vefadır, farkındalıktır

Soluk almaktır, doyasıya yaşamaktır.

Makbule ABALI



4 ŞUBAT DÜNYA KANSER GÜNÜ.

Yaşama sevinciniz, dayanma gücünüz hiç eksilmesin.



Ocak 29, 2021

ANNABEL LEE


 Senelerce senelerce evveldi

Bir deniz ülkesinde

Yaşayan bir kız vardi, bileceksiniz

İsmi;  Annabel Lee

Hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten

Sevmekten başka beni

O çocuk, ben çocuk, memleketimiz

O deniz ülkesiydi

Sevdalı değil karasevdalıydık

Ben ve Annabel Lee

Göklerde uçan melekler 

Kıskanırlardı bizi

Bir gün işte bu yüzden göze geldi

Üşüdü bir rüzgarından bulutun

Güzelim Annabel Lee

Götürdüler el üstünde

Koyup gittiler beni

Mezarı oradadır şimdi

O deniz ülkesinde 

Biz daha bahtiyardık meleklerden

Onlar kıskanırdı bizi

Evet bu yüzden şahidimdir herkes

Ve o deniz ülkesi

Bir gece rüzgarından bulutun 

Üşüdü gitti Annabel Lee

Sevdadan yana kim olursa olsun

Yaşça başça ileri

Geçemezlerdi bizi

Ne yedi kat göklerdeki melekler

Ne deniz dibi cinleri

Hiç biri ayıramaz beni senden

Güzelim Annabel Lee

Ay gelir ışır, hayalin erişir

Güzelim Annabel Lee

Orda gecelerim uzanır beklerim

Sevgilim sevgilim hayatım gelinim

O azgın sahildeki

Yattığın yerde seni.

Edgar Allan POE

Çeviri: Melih Cevdet ANDAY



Ocak 21, 2021

BİR DOĞUM GÜNÜ...


 20 Ocağa rastlayan o gün de soğuk bir kış günüydü. Mersin soğuğu nemlidir, üşütür. Dağlarda kar görmeye gider insanlar. Ocak'ta doğanlar genellikle sıcak kanlı insanlar oluyorlar. Doğumdan hemen sonra seni gören yakınlarımızın hep söyledikleri bir şey vardı: "Mavi mavi dünyaya bakan bir çift göz gördük" Dedenin, babaannenin gözleri maviydi. Babanın, benim yeşil ela. "Mavi gözlü bir bebeğimiz dünyaya geldi" diyerek deden nasıl da mutlu olmuştu. 

Günler, aylar, yıllar öyle çabuk geçiyor ki. Bütün bebekler güzeldir ama sen bir başka güzeldin. Anneannen beni övünce biraz canın sıkılırdı. Kuzguna yavrusu anka görünür. Ama ailede güzellik hiç ön planda olmadı. İyi ahlak, insanlık, sevgi, saygı, güven hep ilklerdendi. Sen 3,5 yaşında iken babanın Mersin'den Burdur'a tayini ile ılıman Akdeniz ikliminden soğuk kara iklimine geçtik. O yıl tüm yurtta en soğuk kış ortalamaları yaşandı

Karlı yollarda kucağımda anaokuluna gidiş gelişler... Baban haftanın 3 günü il dışında teftişlerde olurdu. Anaokulunda kazandığın güzel arkadaşlıklar bugünlere damgasını vurdu. Vefalısındır, onlar da seni unutmadılar. Anneannenin diktiği beyaz uzun tuvaletle okul flamasını 23 Nisanlarda nasıl güzel, nasıl vakur taşımıştın. Ben Eğitim Fakültesi'ndeki  yoğun okul tempomda, gece derslerinin telaşında seni biraz ihmal ettiğimi itiraf etmeliyim. Buna rağmen Burdur Anadolu Lisesi Hazırlık bölümünde okul birincisi olmuştun.

Evde öğrencilerin yazılı kağıtlarını okurken "Anne ben öğretmen olmayacağım" deyişini nasıl unuturum. 9 yıl sonra Burdur'dan Mersin'e dönmüştük. Okul bitiminde üniversite dönemi, sonra çalışma hayatı , yıllarla gelen yeni uğraşılar...  Şimdi iki kızın ve sevgili eşinle bizden kilometrelerce uzaktasın. Özlüyoruz tabii. Ama mutlu olduğunuzu bilmek rahatlatıcı. Özlemek daima kavuşmayla eşdeğer. Adını içimden gelerek Sezgi  koymuştum. Sezgilerin öyle güçlü ki, iyi ki öyle koymuşum.

Büyük kızın aynı sen: Merhametli, nazik, hümanist. Küçük kızın rahat, özgür, kendinden emin. Bir rüya gibi, akıp giden coşkulu yıllar gibi. Yeni yaşın kutlu olsun canım. Mavilerle, yeşillerle karışan güzel bir dünya özlemimiz hep sürsün.



Ocak 20, 2021

BARIŞ GÜVERCİNLERİ

 


Güvercinler gökyüzüne havalandılar

Dünyanın herhangi bir yerinden

Barış güvercinleri

Her ülkeden, her yerden, her cinsten

Barışı taşıdılar özenle

Kanat gerdiler yeryüzüne

İçlerinden birinin kanadı kırıldı önce 

Tüyleri döküldü sonra 

Barışı göremedi güvercinler 

Kin, öfke, düşmanlığa tanık oldular

Çocuklar bile onları kurtaramadı

Makbule ABALI

(Ülkemizde ve dünyada ırk, din, dil, renk ve cinsiyet ayrımı yüzünden pisi pisine öldürülen insanları saygıyla anarak...)




Ocak 16, 2021

NAZIM HİKMET RAN



 DÜNYAYI  VERELİM ÇOCUKLARA

Dünyayı  verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne

Allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar

Oynasınlar türküler söyleyerek yıldızların arasında

Dünyayı çocuklara verelim

Kocaman bir elma gibi verelim

Sıcacık bir ekmek somunu gibi

Hiç değilse bir günlüğüne doysunlar

Bir günlüğüne de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı

Çocuklar dünyayı alacak elimizden

Ölümsüz ağaçlar dikecekler.

Nazım Hikmet RAN

Doğum yıldönümünde saygıyla anıyoruz.