Sayfalar

Ocak 30, 2023

BİR KİTAP TANITIMI: Anılarımla Patronum VEHBİ KOÇ




Biyografileri seviyorum. Kişileri  daha detaylı tanımayı, daha objektif değerlendirmeyi sağlıyor. Hele yıllar önce okuduğunuz bir biyografiyi yeniden okuduğunuzda değişen fikirlerinizi, yargılarınızı da yeni bir bakışla gözlemliyorsunuz. 

"Anılarımla Patronum Vehbi Koç " adlı kitabı Koç Grubundan Can Kıraç kaleme almış. Kitabı ilk kez Milliyet Yayınları  arasında 1995 yılında basıldığında okumuş, çok yararlanarak yakınlarıma da önermiştim.  

Koç Topluluğu'nda 41 yıl üst düzeylerde çalışmış olan  Can Kıraç  kitabında sadece Vehbi Koç'un hayat hikayesini anlatmıyor, farklı kişilerle değişik yıllarda yapılmış söyleşilerden alıntılar yaparak ; ülkemiz hakkındaki görüşlerini, önerilerini,  geleceğe yönelik düşüncelerini de dile getiriyordu.

 Kitapta adeta Türkiye'nin çeşitli dönemlerdeki bir panoraması da çiziliyor. Türkiye'nin en zengin iş adamının sade, yalın, mütevazı yaşamı, aile hayatı, ekonomi, eğitim, sağlık ve politika hakkındaki  görüşleri...

Kitap hakkındaki ilk yazımı , 2016 yılında Vehbi Koç'un torunu Mustafa Koç'un  ölümü nedeniyle  "Uçun  Kuşlar"  adlı bloğumda "Bir Kitap... İki İnsan." başlığı ile  yazmıştım.  Bu yazım için şuraya bakabilirsiniz. Yıllar nasıl da geçiyor; Kitabı ilk okuyuşumdan bu yana 28 yıl, İlk yazımdan sonra da 7 yıl geçmiş.

Kitabı üçüncü kez okuyuşumdan sonra uzun uzun düşündüm; Kitap güncelliğini hiç kaybetmemiş. Genç -yaşlı, zengin - yoksul, farklı konumlarda, farklı alanlarda herkesin kitaptan alacağı öyle güzel dersler var ki...

Keşke bu kitap bir kaynak olarak üniversitelerimizde, okul kütüphanelerinde incelenseydi, kurumlarda, çeşitli görevlerdeki insanlara hediye edilebilseydi. 390 sayfalık kitapta altını çizerek okuduğum, notlar aldığım pek çok bölüm oldu. 

Doktorların deyişine göre: Vehbi Koç'un zihinsel yaşı bedensel yaşından 30 yıl daha gençti. İlkokulu birincilikle bitirmiş, ortaokulda da çok başarılıymış. Ancak ticaret yapmaya karar vermiş. Bir bakkal dükkanıyla işe başlamış. 

24 yaşında teyzesinin kızı Sadberk Hanım ile evleniyor. Bir erkek, 3 kız çocuğu var. (Rahmi Koç, Semahat Arsel, Sevgi Gönül, Suna Kıraç.) 

Kitaptan Alıntılar....

"Vehbi Koç'un karar alma metodu Harvard'da öğretilenle aynıdır. Bir konuda karar verilecekse önce ilgililere bir çalışma yaptırır, rapor hazırlatır. Sonra konuyu bilenlerle bir toplantı yapar, hazırlanan rapor beraberce tartışılır, herkesin görüşü ortaya çıkar. 

Vehbi Bey , tüm görüşler söylendikten sonra kendi görüşünü açıklar ve "Benim görüşüm budur. Siz ekseriyet olarak nasıl düşünüyorsanız öyle karar verin." der. Ben Vehbi Bey'in kendi kararını empoze ettiğine hiç şahit olmadım." 

(Koç Holding Planlama Başkanı Necati Arıkan.) 

"Koç'un iş hayatı hiç duraksamadan, iniş yapmadan, önemli bir başarısızlığa uğramadan, tehlikeye düşmeden daima yükselmiştir. Bir fiyaskosu olmadığı gibi skandalı da yoktur. Yirminci yüzyıl Türkiye'sinde, başka hiç kimse onun kadar uzun süre 1 numaralı işadamı olmayı sürdürememiş, onun kadar değişik alanlarda büyük şirketler kurmamış, onun kadar vergi ödememiş, onu kadar yaygın hayır faaliyetinde bulunmamıştır. " 

Talat Sait Halman

"Vehbi Bey'in özellikleri çok ilginçtir. Onun değişmeyen kişiliğinde lider bir işadamında bulunması gereken bütün nitelikler vardır... Düşünce yapısı çok sağlamdır. Gözlem, analiz ve sentez yeteneği insanı hayrete düşürecek kadar muntazam çalışır. Dikkati ve algılaması olağanüstüdür. Öğrenme azmi ve araştırmacılık merakı sınırsızdır. Vehbi Bey, her zaman hepimizden daha çok yeniliğe açık olmuştur..."

Can Kıraç

Vehbi Koç "insan" konusu açıldığı zaman , bütün hayatı boyunca insana değer verdiğini vurgular ve " En büyük müesseseyi birkaç yılda kurabilirsiniz, fakat on beş yirmi yıl geçmeden mükemmel bir insan yetiştiremezsiniz." inancını her vesileyle  belirtmeye çalışırdı. 

" Bu güzel memleketin, bu asil milletin bugünkü zorluklar ile karşılaşmasının en büyük sorumlusu, parti ve rey politikalarını her şeyin üstünde tutan siyasetçilerimizin ekonomiyle ilgili olarak aldıkları yanlış kararlardır." 

Vehbi Koç- 1978

"Ben, ömrünü iş hayatında geçirmiş, memleketin geleceğinden başka kaygısı bulunmayan bir işadamı olarak hem şahsım hem de sizler adına, milletimizin temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerini, milletin bütünlüğünü koruyacak ve hür demokratik parlamenter rejimin devamını sağlayacak güçlü bir hükümetin kurulmasını sağlamaları için birleşmeye çağırıyorum." 

Vehbi Koç 

İsmet Paşa evliliğinin ellinci yılında : "Eşim Mevhibe Hanımefendi ile evliliğimizin elli yılı boyunca çok mutlu yaşadım. Bu seneler zarfında ben sinirlendiğim zaman Mevhibe Hanımefendi, o sinirlendiği zaman da ben susmayı bildik. Mutluluğumuzun sırrı buradadır." demişti. "Ben de evlilik hayatımda bu prensibe uymuş ve mutlu olmuştum." 

Vehbi Koç.

Vehbi Koç insan ilişkilerinde " dinlemenin konuşmaktan daha önemli olduğunu bilen ve bunu ısrarla arkadaşlarına da telkin eden nadir işadamlarındandır. Ona göre insanlar önce "anlamaya" çalışmalı, sonra kendilerinin "anlaşılmasını" beklemelidirler."

"Sanayinin ülkeme yerleşmesine ve gelişmesine öncülük yaptım. Kurumlaşma yolunu açtım, Anonim şirket ve holding dönemini başlattım. Halka açık şirketler kurdum. Vergilerin açıklanmasını teşvik ettim. Türk Eğitim Vakfı, Vehbi Koç Vakfı, Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı, ilk Talebe Yurdu gibi sosyal yardım ve faaliyetleri kurumsallaştırdım."

Vehbi Koç 1984 yılında Anadolu Üniversitesi Senatosu'nun "Fahri İşletme Doktoru" unvanını,1991 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi, 1993 yılında da Erzurum Atatürk Üniversitesi "Onursal Doktorluk" unvanını almış. 1988 yılında Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri tarafından "Yılın En Başarılı İşadamı" seçilmiş.

Emin Çölaşan bir söyleşisinde soruyor: "Bu kadar büyük bir işadamısınız. Bu düzeye hep dürüst yollardan mı geldiniz? Yoksa arada sırada vergi kaçırdığınız falan oldu mu? " -"Sizi şerefimle temin ederim ki hiç vergi kaçırmadım. Bu memleketin huzur içinde ilerleyebilmesi için işadamlarının vergilerini tam vermesi taraftarıyım. "

1980'li yıllarda "Koç Özel Lisesi", 1990'lı yıllarda "Koç Üniversitesi" açılıyor. "Bir dünya insanının nüvesini oluşturmak, tohumlarını atmak istiyoruz" diyor Rahmi Koç. 

Koç Üniversitesi açılırken Rektör Prof. Seha Tiniç "Amacımız, yüksek eğitimi en geniş anlamıyla gerçekleştiren, öğrencilerin bilgisel ve kişisel gelişmelerini sağlayabilen bir eğitim ortamı yaratmaktır. 

Bunu yaparken, Büyük Atatürk'ün devrimlerine ve ilkelerine sadık, kendi sahalarında en yeni bilgilerle donatılmış, genel kültür sahibi, özgür ve stratejik düşünebilen, yaratıcı, Türkçe ve İngilizce dillerine iyice hakim, liderlik vasıfları yetişmiş gençler yetiştirmeyi amaçlıyoruz" 

Prof. Seha Tiniç

Vehbi Koç'un, oğlu Rahmi Koç'un üç çocuğu, yani torunları Mustafa, Ömer ve Ali için belirlediği program şöyledir: "Çocuklar tahsillerini tamamladılar. Hangi şirketlerde vazife alırlarsa alsınlar, Rahmi Koç'un çocukları gibi değil, diğer çalışanlar gibi disipline büyük bir dikkatle uymalıdırlar. "

"Rahmi Koç'un çocukları oldukları için, amirlerin onlara ayrı muamele yapmaları önlenmelidir. Çalışmaları hakkında vicdanlarına uyarak not vermeleri sağlanmalıdır. Aksi takdirde bu çocukların iyi yetişmelerine imkan yoktur. Kabiliyetli olanlar çalışırlar ve o nispette yükselirler."

Vehbi Koç

Gazeteci yazar Emin Çölaşan şöyle söylüyor: "Vehbi Koç'a duyduğum büyük bir saygı var! Nedeni de ülkemizin hemen hemen ilk sanayicisi olması. Binlerce insana ekmek kapısı açan Koç'a bu nedenle saygı duyuyorum. Ancak kendisine en büyük saygıyı başka bir konuda duyuyorum... Büyük paralar kazanmış olmasına rağmen şımarmamış bir insan. Hep mazbut bir aile yaşamı olmuş. Evine ve çoluk çocuğuna bağlı yaşamayı yeğlemiş. Adı dedikodulara, skandallara karışmamış." 

Dışişleri eski bakanı merhum İhsan Sabri Çağlayangil kıdemli dostu Vehbi Koç'u şöyle tanımlıyor: "Vehbi Koç bir kişi değildir, müessesedir... Kitap değildir, okuldur... Vehbi Bey'i anlamak için dinlemek elvermez, onu yaşamak lazımdır..."

Tüm aile bireylerinin "Vehbi Bey" diye hitap ettikleri babası hakkında oğlu Rahmi Koç şöyle diyor: "Vehbi Bey eskilerin deyimi ile 'nev'i şahsına münhasır'  bir kişiliğe sahiptir."

Not: Her okuyuşta yeni şeyler öğrendiğim bir kitap, "Anılarımla Patronum Vehbi Koç"  "Blogları Canlandırma Projesi- Ocak Ayı" kapsamında, iyi ki yeniden okumak ve tanıtmak için bu kitabı seçmişim. Teşekkürler Can Kıraç.

Sn. Vehbi Koç Beyefendi, ülkemize hizmetleriyle, mütevazı kişiliği, tutum ve davranışlarıyla, olayları-kişileri değerlendirme ölçütleriyle hiç unutulmayacak. 

Saygıyla, rahmetle, özlemle anıyoruz. 

Makbule Abalı-Eğitimci 

30 Ocak 2023, Urla







 

Ocak 26, 2023

KUŞLAR VE ÇOCUKLAR...

 


Kuşlar ve çocuklar;

Nasıl da severler birbirlerini

Ve ne çok benzerler birbirlerine...

Aydınlık bir güne uyanır kuşlar;

Kuş sesleri yayılır ovalara

Oyunlarda, şarkılarda çocuklar...

Kuş beyinli, çocuk akıllı dense de

İnanmayın siz onlara.

Akşam olunca;

Kuşlar yuvalarına gider,

Çocuklar evlerine 

Sevgi, güven, ilgi ararlar

Dünyanın en saf, en masum 

canlılarıdır onlar.

Kuşlar da insanca konuşur bazen,

Sevgi dili bir başkadır;

Sessiz, sedasız, etkili 

Konuşmayan hayvanlar bile anlar

Sevgi dilinden...


Makbule Abalı

26 Ocak 2023 Urla





Ocak 21, 2023

GÜZEL GÜNLERE YILLARA- BİR DOĞUM GÜNÜ

 


Yıllar birbiri ardınca akıp giderken bazı günler kişiye özeldir. İçeriği ne kadar yüklüdür o günlerin. Bir doğum günü bazen ne çok şey anlatır insana. Anılar birikmiştir; günleri,  ayları, yılları içine alan...

Kimi günler yüreğimizde izler bırakır, kimi günler belleklerde kayıt yeniler, hiç silinmez. Bazı günler anlatılsa sözler yetersiz kalır, bazen kağıtlar, defterler dolar. 

Kimi insan hep biriktirir bir şeyleri; yüreğinde, beyninde, kutularda, dolaplarda, çekmecelerde. Anı toplayıcı gidince bir gün, kim sahip çıkar geride kalanlara...? Yılların yaşanmışlığı, emeği, birikimi vardır o toplayıcılarda.  Çiçekler kurumuştur, yazılar siliktir, hatta belki fotoğraflar, kağıtlar bile sararmıştır ama "insan"  çıkar o kapalı kutulardan...

Gerçek insan yüzü, vefası, emeği, sevgisi çıkar. İnsan kokusu bile sinmiştir bazen. Bulunca mutlu olur, yeniden yaşarsınız anıları.  Çocuklar anne babanın kişiliğinden izler taşıyorlar. Adetler, gelenekler belki biraz değişime uğrayarak onlarda da sürüyor. Çok para harcamadan alınmış bir küçük defter, bir kalem, el becerisiyle yapılmış  bir obje neler taşıyor yıllar sonrasına...

Bugün bir doğum günü kutlamasına hazırlanırken yıllar öncesinden yazılmış notlar buldum; "Yakutları, pırlantaları ve Acem taşları olmayan bir kadın tanıyorum. Işıltılı onlarca taşı olmayan o kadının mücevher kutusu da yok. Harfleri, renkleri ve tatları var ama. Ve onları koyduğu  çekmeceleri,  dantelden ruhunda...

Harflerden sözcükler, renklerden resimler, tatlardan kekler yapıp yorulmadan, usanmadan dağıtır ormanında yaşayanlara... Herkes okur, görür, tadar da yapılanları, hepsi sindiremez künyeye hızla nüfuz eden onca alamet-i farikayı. Sindirip içselleştirenlerin  yüzüne usulca yayılan şölen kırmızısı onun yüzünde evvelden beri vardır zaten.  

Bu kutu o kadının içindeki çekmecelere sığmayıp taşan ama bu defa da kendi için hazırlayacağı harfler, renkler ve tatlar adına hazırlanmıştır. Kendi kendini beslemek adına bir "zihin kileri" -eskileri boşalttıkça dolacak bir oda. Kendine ait bir oda...

Onu seven bir orman sakini... Sezgi Abalı

Mersin."

Çok teşekkür ederim sevgili Sezgi. Bugün 20 Ocak 2023. Artık  İzmir- Urla'dayız. Yıllar nasıl da akıp geçmiş.  Doğum Günün kutlu olsun canım. Sevgili eşin ve güzel çocuklarınla nice sağlıklı, mutlu, güzel yıllara...


Annen Makbule Abalı

20 Ocak 2023 Urla



Ocak 15, 2023

NAZIM HİKMET'İ ANMAK...

 


YAŞAMAYA DAİR

Yaşamak şakaya gelmez,

büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın

bir sincap gibi mesela,

yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,

yani,  bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,

yani, o derecede, öylesine ki,

mesela,  kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,

yahut, kocaman gözlüklerin,

beyaz gömleğinle bir laboratuvarda 

insanlar için ölebileceksin,

hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,

hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,

hem de en güzel, en gerçek şeyin

yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,

yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,

hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,

ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,

yaşamak,  yani ağır bastığından.

Nazım HİKMET

D: 17 Ocak 1902 






,

Ocak 13, 2023

BİR KIŞ GÜNÜ...





Soğuk bir kış günüydü;

İnsanın içini titreten bir soğuk,

Hava bulutlu

Geceden çiy düşmüş çiçeklere, 

Yüzler asık, gözler donuk

Güneş hiç çıkmamış yuvasından...

Yeni bir gün başlıyor;

Sabah mahmurluğu yüzlerde,

Ağır bir yük omuzlarda 

Bir gün daha yaşanacak.

Çocuklar okul yolunda,

İnsanlar yaşam derdinde

Bulutlar kümelenmiş gökyüzünde,

Her şey bir sis perdesinin ardında...

Çöpleri topluyor bir çocuk,

Dünya kirlerinden arınıyor sanki.

Yeni yılın ilk ayında 

Bir gün daha bitip 

Yeni bir gün başlıyor;

Ama umutlar eski,

Beklentiler silik.

Çocuk sesleri geliyor

Ta uzaklardan...


Makbule Abalı

13 Ocak 2023






Ocak 09, 2023

CEMAL SÜREYA' YI ANMAK...


 Öyle uzaktan seviyorum seni

Kırmadan

Dökmeden

Parçalamadan

Üzmeden

Ağlatmadan

Uzaktan seviyorum seni 

Öyle uzaktan seviyorum seni;

Sana söylemek istediğim her kelimeyi

Dilimde parçalayarak seviyorum

Damla damla dökülürken kelimelerim

Masum beyaz bir kağıtta seviyorum.

Cemal SÜREYA


SÖZLERİ:

* Bir çiçek duruyordu, orda bir yerde, bir yanlışı düzeltircesine açmış.


*Sen; aklım ve kalbim arasında kalan, en güzel çaresizliğimsin.


*Kim demiş aşk uğruna ölmek zor?

Uğruna ölünecek aşk bulmak zor.


*Boğazıma takıldı sevdan . 3 kere sırtıma vur helal de.

Alışık değilim harama ondan olacak herhalde.


* Her gece onu düşünmekten saatim ilerlemez oldu. 

Kim sorsa saat kaç diye, cevabım hep aynı; Ona doğru.


* Özlemek, ölmekten sadece iki harf fazla be çocuk.


Cemal SÜREYA

D: 1931  Ö: 9 Ocak 1990

                            






Ocak 03, 2023

KENDİMİZİ SEVMEK GEREKLİ Mİ ? ( AĞAÇ EV SOHBETLERİ-176 )


Her hafta Pazartesi Günleri yayınlanan Ağaç Ev Sohbetleri'nin  bu haftaki konusunu sevgili Deeptone Arkadaşımız  belirlemiş:

"Kendimizi sevmek gerekli mi?"

Öylesine kapsamlı bir soru ki, çok farklı görüş ve düşüncelerin ortaya çıkması son derece doğal. Sevmek en önemli duygularımızdan biri. İçinde ne çok şey barındırıyor; Hayranlık, beğeni, yoğun duygulanma, hoşgörü, merhamet, vefa, benimseme, empati, kıskançlık, imrenme...

Pek çok şeye sevgi duyabiliyoruz; İnsana, doğaya, hayvanlara, çiçeklere, bitkilere, güzel sanatlara, spora, güzel ahlaka, iyi huylu insanlara, çocuklara, yaşlılara ve tabii kendimize.

 "Kendimizi sevmek" deyince bencillik, narsist olmak  ya da egonun üst düzeyde olması gelmiyor aklıma. Kendine öz saygı duymak, kişilik ve karakter sahibi olmak, değerlerinin, yeteneklerinin bilincinde olmak, seçimlerini iyi yapmak, bulunduğu ortama uyum sağlamak , beden-ruh ve akıl sağlığını korumak , yaşama anlam katmaya çalışmak geliyor aklıma. 

Özgür iradesiyle düşünebilen, ekonomik özgürlüğüne kavuşmuş, ayaklarının üstünde durabilen, olabildiğince kin, nefret, öfke, saldırganlık gibi olumsuzluklardan kendini koruyabilmiş insan elbette kendini seven, kendini yenileyebilen, değişime açık özgür ve çağdaş insandır. 

Kendini sevmek; insan olabilmek, her şeye rağmen umudunu, değerlerini kaybetmemeye özen göstermektir. Kendini sevmezse başka sevgilere yer bulamaz ki insan, güç bulamaz, zaman ayıramaz.

Yunus Emre yüzyıllar ötesinden ne güzel seslenir; "Beni bende demen, bir ben vardır bende, benden içeri."




Aralık 30, 2022

ESKİYEN YILLAR...



Bir koca yılın daha sonuna geldik. Bir yıl daha bitmek üzere. "365 gün nasıl olsa bizim" diyerek başladığımız ve giderek tükettiğimiz, eskittiğimiz koca bir yıl...
İnsan ömrü de öyle değil mi ? Günler, aylar, yıllar inanılmaz bir hızla birbirini takip ediyor. Saatin akrebiyle yelkovanını yavaşlatma gücümüz yok.

Umutla beklenen her yeni yıl, içinde olumlu-olumsuz pek çok şeyi barındırıyor; hayat gibi, hayatın her aşamasındaki diğer günler, yıllar gibi... Küçük şeylerle de mutlu olabilmeye kendini alıştırmışsa insan, onca olumsuzluğun, karmaşanın arasında da yaşamı dengeleyebiliyor çoğu kez. 

Bazen yakınlarınızın mutluluğuna tanık olmak, bazen umut veren bir gazete haberi, yolda-sokakta rastladığınız insanca bir davranış, güzel bir sanat eseri, güzel bir yazı-şiir-oyun...Yaşadığımızın, insan olduğumuzun bilincine varmamızı sağlayan her şey...
Bazen kısa süreli, bazen uzun süreli mutluluklar; Beklediğimiz, çok emek harcadığımız bir işin gerçekleşmesi, bir başarı haberi, dünyayı iyileştirmeye, yönelik çabalar... Hepsi mutluluk gerekçesi olabiliyor.

Bedensel, ruhsal, toplumsal her türlü olumsuzluk yaşam kalitesini düşürüyor, kişinin tahammül gücüne göre sağlığını da tehdit ediyor. Dünyanın neresinde olursa olsun; çocuklara, gençlere, kadınlara, insana yönelik acımasızca davranışlar , adaletsizlik, haksızlık, şiddet insanı rahatsız ediyor, içini acıtıyor. Bildiğimiz-bilmediğimiz, duyduğumuz, duymadığımız, bazen duyup kanıksadığımız ne çok şey oluyor yeryüzünde..

Yaşanan her saniyede dünyanın farklı yörelerinde ne çok doğum, ne çok ölüm gerçekleşiyor. Aynı kentte düğün evine birkaç yüz metre ilerde bir evde ölüm acısı yaşanabiliyor. Ama bazen, özellikle büyük kentlerde aynı mahallede, aynı sokakta, aynı apartmanda yaşayan insanlar bile sevincini, tasasını paylaşmaktan çekinebiliyor. Güven duygumuz yara almış. Kimse kimseye karışmamayı tercih ediyor.

Günler, yıllar hayatımızdan akıp giderken; nedenlerle sonuçlar üzerinde nasıl bağlar kurup, kendimizi nasıl değerlendirebiliyoruz? Sadece bu yıl değil, ömür boyu çevremizde olup bitenlere ne kadar duyarlı olabildik, kendi çapımızda neleri gerçekleştirebildik?  Gördüğümüz, duyduğumuz, yaşadığımız her türlü olumsuzluk bizi ne ölçüde, ne kadar etkiledi, insana , insanlara ne kadar yakın, ne kadar uzaktık...? Kimlerden neleri, ne kadar öğrenebildik, öğrenirken içtenlikle kendimizi eğitebildik mi, ders alabildik mi?
Başkalarına zarar vermeksizin kendi alanımızı ne kadar daraltıp ne kadar genişletebildik ?

Kaygılarımız, korkularımız sadece kendimiz ve yakınlarımız için miydi; içimizin yanması, gözümüzün yaşarması kimlerle sınırlı kaldı, kimlerin acısını- sıkıntısını paylaşmasak bile hayal edebildik? Kimler veya neler için özveride bulunabildik, sağlıklı ya da sağlıksız iken neleri hayal ettik, nelerden vazgeçtik ?

Çeşitli kurumlar, kuruluşlar her yılın bitiminde genel bir değerlendirme yapıp kar-zarar hesabı çıkarıyorlar. Oysa insanın değerini yıllar belirliyor, yıllar neler kazandırmış ya da kaybettirmiş, yaşam köprüsü hangi değerler etrafında nasıl şekillenmiş, nasıl bir yol alınmış...? Hayatın içinden, ilginç, uzun, ömürlük öyküler belki...

Hayatı anlamlandırmak, yol ve yön belirlemek, yaşanılan coğrafyaya, topluma, kültüre, kişiliğe göre değişiyor elbette. Ve her kuşak bir öncekinden ne kadar farklı, ne kadar eğitimli, kendini ne kadar geliştirip yenileyebilmiş hep düşündürücü oluyor.

Birey ya da toplum olarak kendimize sormamız gereken öyle çok soru var ki... Eğitim kurumlarımızda bilgi kazandırmaya çalışırken ne ölçüde eğitebiliyoruz,
Çocuklarda hırçınlığın, gençlerde isyankarlığın, yetişkinlerde öfkenin nedenlerine ne ölçüde inebildik?
Cezalarımız ya da ödüllerimiz tutarlı mıydı, öfke kontrolünde ne ölçüde başarılıydık...?İçimizdeki patlamaları ne ölçüde engelleyebildik?

Her yıl eski yıl bitip yeni yıl başlarken,değişmez bir biçimde, giden ve gelen yıllar sembolik bir şekilde anlatılır; küçük, sağlıklı bir çocuk yeni yılı simgelerken, bastonundan güç alan yaşlı, yorgun bir insan giden yılı anlatır. Her yeni yıla umutla, beklentilerle girilir, daha güzel bir dünya hayal edilir.
Oysa ne yazık, dünyanın pek çok yerinde çocuk ve gençler yeterince olgunlaşamadan yıpranıyor, tam anlaşılamadan haksız davranışlarla karşılaşıyorlar.

Yıllar öncesinden ünlü Eğitimci John Dewey ne güzel dile getirmiş: "Çocuk, itaat etmek kadar , lider olmak için de eğitilmelidir." Kaybedilmiş kuşaklar kayıp yıllara neden oluyor. Keşke çok küçük yıllardan başlayarak; tahammül göstererek, her ortamda çocuk ve gençlerin sesine-eleştirilerine kulak vererek önce kendi iç disiplinlerini oluşturmalarını sağlasak...

Bir yıl daha süresini doldurdu. Ancak eskiyen yalnızca bitmiş bir yıl değil; giderek nesli tükenen kuşlarıyla, balıklarıyla, azalan yeşili ve mavisiyle, bir türlü bitmeyen şiddet olaylarıyla, doğal afetlerle dünyamız da öylesine yıprandı ve yaşlandı ki... Ama hoyratça tüketilmiş onca yıla rağmen umut hiç tükenmiyor, dünyamız yıllara meydan okuyor...
Dileriz her yeni yıl, bir öncekinden daha güzel şeyleri gerçekleştirmeye vesile olsun... 

Makbule ABALI

(Yıllar önce yazdığım bu yazıyı çok küçük birkaç cümle değişikliğiyle, bir nostalji özlemiyle yeniden yayınlıyorum. İyi-kötü değişik duyguları aynı anda yaşıyorum. Güncelliğini hiç kaybetmemiş.)





Aralık 26, 2022

BİR KUŞ ÖYKÜSÜ...


 Zamanla öğreniyor  insan.  Hayat deneyimlerle anlam kazanıyor, bütünleşiyor. "Kıssadan hisse" derlerdi  eskiler ; Çok eskiden kanaryası ötmeyen bir çocuk varmış. Çaresiz kalınca  "Kuşum ötmüyor, ne yapsam" diyerek çevresine sormaya başlamış. 

Sorduğu ilk insan bir hukukçu ; "Biraz zorlarsan öter." demiş. İkinci insan bir savaşçı: "Kopar başını olsun bitsin." demiş.  Çocuk irkilmiş, koşarak uzaklaşmış oradan. Üçüncü kişi bir eğitimci: " Yarına kadar bekle bakalım. " olmuş cevabı. Birkaç gün sonra kuş gerçekten ötmüş.  Sevgi, sabır, ilgi, vefa onu dile getirmiş.

Bizim de evde beslediğimiz ilk kuş bir muhabbet kuşuydu. Çok sevdiğimiz  bir dostumuz anneme hediye getirmişti; Cankuş koyduk adını. Bir süre sonra bizlere öylesine alıştı ki evin içinde serbestçe dolaşır oldu. Tüm odalara girip çıkardı. Özellikle kitaplıkta kitapların üstüne konmayı nasıl da severdi. 

Altmış kadar kelime öğrenmişti, taklit yeteneği çok güçlüydü.  Eve gelen konukları "günaydın" diyerek şaşırttığı çok olmuştur. Hepimizi çok severdi, bizler de ona sevdalıydık.  Hep birlikte Mersin'den yaylaya bile gittik. Yayla kuşlarıyla birlikte ötüştüler. 

Bir gün onu bir haftalığına bir akrabamıza bırakıp İstanbul'a gittik. Önce hastalık, sonra ölüm haberini aldık Cankuş'un. Eşimle birlikte ağladığımızı hatırlıyorum.  Acının etkisi aynı... Kadın ya da erkek fark gözetmiyor. Kuşlar çok narın, sevgi dolu, naif canlılar. Dünyaya bir veda mesajı bile bırakamadan hastalanıp ölüyorlar.

Bu yıl Mayıs ayında bir gün yeni evimize torunlarımız Lina ve Rüya anne babalarıyla, ellerinde bir kafesle birlikte geldiler. O gün doğum günümdü, yeni muhabbet kuşumuz onların sürpriz hediyesiydi.  Çok mutlu oldum... Çok küçücüktü, adını "Minik" koyduk. Yeni yerine, bizlere alışma sürecinde çok tedirgindi. Dünyadaki akranlarının aksine , muhabbet kuşlarında dişi kuşlar konuşmuyor, mor gagalı erkek kuşlar konuşuyor. 

Kafesine bir  salıncak da koyunca nasıl sevindi. "Artık dedik zamanı geldi  konuşacak." Ama olmadı, konuşmadı. Kuşlar  gökyüzünde özgürce uçmaya alışkınlar deyip Cankuş gibi evde uçurma denemelerine giriştik. Önce çok bocaladı, yere kondu uçamadı, yükselemedi. 

Sınama- yanılma denemeleri sonucunda uçmayı başardı.  Uçarken özellikle evin içindeki çiçeklerden yapraklı dalları, kuş biblolarının olduğu köşeleri seçiyor. Omuzlara  konmayı da öğrendi. Artık sabırla ilk sözcüğünü bekliyoruz.  Yarınlar umarız çok uzak değildir...

Makbule Abalı

25 . 12. 2022






Aralık 25, 2022

KUŞLAR...(Ünlü Şairlerin Dizeleriyle )


 * Uçun kuşlar uçun doğduğum yere;

Şimdi dağlarında mor sümbül vardır.

Ormanlar koynunda bir serin dere,

Dikenler içinde sarı gül vardır.

Rıza Tevfik Bölükbaşı


* Gider kim sular fesleğenleri

 Kuşlar nereye sığınır akşam olunca?

Ahmet Telli


*Kuşlar ölür, sen uçuşu hatırla.

Füruğ Ferruhzad


*Bir durgun sudayız. 

.Konuşsak da kuş uçmuyor içimizdeki ormandan

Şükrü Erbaş 


*Kuş olsun insan olsun,

Yalnızlık sevmeyi bilmeyenlerin icadı.

Edip  Cansever


*Yüreğinden beyaz kuşlar uçardı yüreğime.

Haydar Ergülen.


*Kuşlarını alıp gidiyor gök.

 İlhan Berk


*Ben küçükken çok kuş vurdum, iyi adam değilim.

Geliştirdiğim duyarlılıkların alayını toplasan kanadını kanattığım 

tek bir serçe yavrusunu iyi etmiyor.

Ali Lidar


*Kuşlar mıdır onlar ki her akşam alemlerimizden  sefer eyler ?

Akşam yine akşam yine akşam

Göllerde bu dem bir kamış olsam.

Ahmet Haşim


*Kuşçu amca!

Bizim kuşumuz da var,

Ağacımız da.

Sen bize bulut ver sade

Yüz paralık.

Oktay Rifat-Orhan Veli


Derleyen: Makbule Abalı

Aralık 2022

Fotoğraf: İnternetten