Sayfalar

Mayıs 31, 2023

YAŞAMA UĞRAŞI.-GÜNLÜK -CESARE PAVESE - İTALYAN EDEBİYATI -BCP- Mayıs

 

Blogları Canlandırma Projesi (BCP) 3 yıldır devam eden bir etkinlik. Her ay için bir tema belirlenmiş. İsteyen arkadaşlar ay sonunda  o konuda bir yazı hazırlayıp yayınlayabiliyorlar. Mayıs Ayı teması: "Eleştiri, Deneme ve İtalyan Edebiyatı " olarak belirlenmiş., bu yazı o tema doğrultusunda yazılmıştır.


Ünlü İtalyan yazar Cesare Pavese 1908 yılında İtalya'da doğdu. Bütün öğrenimini Torino'da tamamladı. İtalyanca, Lâtince ve Felsefe Öğretmenliği yaptıktan sonra 1936 yılında İngiliz Edebiyatı profesörü oldu. "Yaşama Uğraşı" yazarın günlüğü ve son kitabıdır. Pavese henüz 6 yaşındayken babasını kaybeder. Yalnızlıktan hoşlanan içedönük bir çocuktur. Lisedeyken tek yakın arkadaşının mutsuz bir aşk yüzünden intihar etmesi , ardından yaşıtı bir öğrencinin intiharı Pavese'yi  çok etkiler ve onda intihar düşüncesinin bir saplantı haline gelmesine yol açar.  Bir dönem kadınlardan nefret eder. 26 Ağustos 1956 günü Torino'da bir otel odasında uyku ilâcı alarak hayatına son verir. 
Kitap ilk  kez 1973 Şubat Ayında  e Yayınlarında basılmış. 345 sayfa, 15 TL.   Cevat Çapan'ın mükemmel çevirisi  kitaba ayrı bir değer katıyor. Okurken kitaptan öyle çok cümlenin altını çizmiş ve notlar almışım ki yeniden okumak kendimi değerlendirme açısından da iyi oldu.  

KİTAPTAN ALINTILAR:

"Derdini söylemekle ona çare bulmanın aynı şey olmadığını anlamakla insan çocukluktan kurtulur." Sayfa-53 

"Her mutsuzluk ya bir yanlışın sonucudur, talihsizlik değildir, ya da kendi suçlu beceriksizliğimizin sonucu. Herhangi bir yanlış da, bizim sorumluluğumuza girdiğine göre, karşılaşacağımız mutsuzluklar için kendimizden başkasını suçlamamalıyız." Sayfa-52

"Alınacak ders hep aynıdır: Kendini bırak, acıya dayanmayı öğren. Denemek yiğitliğini gösterip acı çekmek, korkup kaçmaktan yeğdir. Çocuklar bilirler bunu." Sayfa57

"Yaşlanmaktan daha acı bir şey var; çocuk kalmak" Sayfa-65

"Yaşama sanatı, yalanlara inanmayı bilme sanatıdır. " Sayfa 72


"İnsan durmadan biriktirir: Öfkeyi, acımasızlığı, sıkıntıyı, gözyaşlarını, çılgınlığı ve sonunda bakar ki, insanı hiçbir şey yapamaz duruma sokan kansere, nefrite, şekere ya da damar sertliğine yakalanmış. Bunun böyle olmaması şaşırtır insanı." Sayfa- 78

"Avutucu bir düşünce: Önemli olan yaptığımız şey değil, onu nasıl bir ruhsal durumda yaptığımızdır. Başkaları da acı çeker; o kadar ki, acıdan başka bir şey kalmaz dünyada; önemli olan temiz bir vicdana sahip olabilmektir." Sayfa- 80

"Cömertçe başkalarının acılarını paylaşarak yaşayamayan  insan, kendi acısını dayanılmaz bir yoğunlukta duymakla cezalandırılır. Acıyı yalnız ortak yazgımızın düzeyine çıkarmakla, başkalarının acılarına anlayış göstermekle dayanılır duruma sokabiliriz." Sayfa-247

"Gene de bir uğraştır beklemek. Bekleyecek bir şeyi olmamaktır korkunç olan." Sayfa270

"Sıkılgan katillerdir intihar edenler, sadizm yerine mazohizm." Sayfa 344

"Bir insan kendini kurtaramıyorsa, onu hiç kimse kurtaramaz." Sayfa-182 






Mayıs 29, 2023

BEYAZ GÜVERCİN

 


Süzülüp mavi göklerden yere doğru

Omuzuma bir beyaz güvercin kondu

Aldım elime usul usul okşadım

Sevdim, gençliğimi yeniden yaşadım

Bembeyazdı tüyleri, öyle parlaktı

Açsam ellerimi birden uçacaktı

Eğildim kulağına; dur, gitme dedim

Hâreli gözlerinden öpmek istedim

Duydum; avuçlarımda sıcaklığını

Duydum; benden yıllarca uzaklığını

Çırpınan kalbini dinledim bir süre

Ve uçmak istedim onunla göklere


Ümit Yaşar OĞUZCAN

( Resim. İnternet'ten )

Mayıs 27, 2023

UÇURTMA ŞENLİĞİ

 


Uçurtma Şenliğinde buluştu tüm çocuklar

Uçurtmalar rengârenk

Türlü çeşitli

Üçgen, dörtgen, beşgen, ya da bir kuş gibi.

Gökyüzü masmavi,

Uçurtmalar rengârenk 

İpler çocukların elinde

Kaçmasın diye sımsıkı tutulmuş.

Rüzgâr esiyor tüm saltanatıyla

Ağaçların arasında süzülüyor uçurtmalar

Bulutlar yol veriyor geçişlere

Bembeyaz bulutlar...

Gökyüzü kucak açmış tüm güzel dileklere

Çocuklar; kızlı erkekli, her yaştan çocuklar

Kardeş gibi, arkadaş gibi.

Uçurtmalar salınırken özgürce 

Gökyüzüne dilekler yollandı ta yürekten

İçtenlikle, coşkuyla, umutla...

Makbule ABALI

Mayıs 2023 Urla





 












Mayıs 19, 2023

19 MAYIS ATATÜRK'Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI

 



"Çocuklarımızı, ortak düşüncelerini hiç çekinmeden açıkça ifade etmeye , içten inandıklarını savunmaya, buna karşılık da başkalarının samimi düşüncelerine saygı beslemeye alıştırmalıyız. "

"Çocuklar geleceğimizin güvencesi, yaşama sevincimizdir. Bugünün çocuğunu yarının büyüğü olarak yetiştirmek , hepimizin insanlık görevidir."

"Biz her şeyi gençliğe bırakacağız. Geleceğin ümidi, ışıklı çiçekleri onlardır. Bütün umudum gençliktedir."

Mustafa Kemal ATATÜRK.





Mayıs 15, 2023

KARANLIKTA YOL BULMAK- YA DA YOK OLMAK

 


Kapkaranlıktı her yer;

Zifiri karanlık, göz gözü görmüyor

Işık yok, lâmba yok, mumlar bile erimiş, bitmiş.

Karanlıkta her şey serbest;

Hile, aldatmaca, saldırı, yalan

Kuklalar sarmış dört bir yanı

Kimliksiz, kişiliksiz, bilinçsiz.

Her şey sahte, her şey yalan

Sokaklar, caddeler boşalmış 

Birkaç kişi ortalıkta 

İki büklüm olmuşlar eğilmekten

Gözlerde kara gözlükler, yüzlerde maskeler

Uçurumun yamacında çocuklar, gençler

Ellerde yazılı mini pankartlar;

Onur, güven, dürüstlük, adalet,

Hak, hukuk, insanlık hepsi kayıp

Her şey yok olmuş, savrulmuş

Bir kasırganın etkisinde

Yer gök birbirine karışmış.

Gök bulanık, bastığın toprak çorak

Kuşlar göç etmiş uzak diyarlara 

Ağaçlar küskün, tomurcuklar dökülmüş

Çiçekler tarumar, sular çekilmiş.

Burası bir dünya cehennemi

Alevler içinde, ateş sarmış her yanı

İnsanlar kaybolmuş

Elde kandiller insanlık aranıyor,

Umut aranıyor, köksüz umutlar.

Göz gözü görmüyor, her yer karanlık ;

 Karanlık, kötü bir rüyadan uyanmak gibi...

Makbule ABALI

15  Mayıs 2023



Mayıs 13, 2023

İÇİMİZİ ISITAN SÖZCÜKLER , OBJELER...

 


Bazı sözcükler vardır; Konuşurken, düşünürken, yazarken birini görünce diğerini çağrıştırır. Kardeş sözcükler kardeş duyguları getirir beraberinde. İnsanı rahatlatır, sakinleştirir,  huzur verir hatta belki dünyaya daha ılımlı bir bakış sağlar. Söylerken bile adeta yüz mimikleriniz yumuşar. Anlayış, hoşgörü, sevgi, saygı, vefa, huzur, sadakat... Sanki el ele, kol kola, omuz omuza girmiş sözcüklerdir bunlar. Birinin geçtiği yerde diğerinin de kullanılmasını beklersiniz adeta. 

Bazı eşyalar da anlam yüklüdür sanki. Eski, yeni fark etmez. Bir anda zaman tünelinde bir yolculuğa çıkarır sizi. An'lar anılara karışır, bugünden düne geçerken yarınlara ulaşırsınız.  Yeter ki hayal gücünüz işlerlik kazanmış olsun. O anda bir başkasına bir şey ifade etmeyen bir sözcük veya obje sizin gözünüzde ne değerli anlamlar yüklenir. 

Örneğin; göstermelik, yapmacık, abartılı,  çabuk tüketilen ya da çıkar ilişkileri olduğu sürece devam eden sevgilere inanmıyorum ben. Yılda sadece bir kez dile getirilip sonra hiç hatırlanmayan özel günler gibi. Bu konuda çocuklar çok gerçekçi. Hoşlanmadığını rahatlıkla dile getirebiliyor. Sevip sevmediğini yüz mimiklerinden, ses tonundan, beden dilinden anlayabiliyorsunuz. Saklama, gizleme, aldatmaca yok onların sözlüklerinde. Her şey doğal, içten. 

Dün, bugün, yarınlar arasında akıyor hayat. Bazen günler üst  üste  geliyor. Yarın bir Genel Seçim Günü. Aynı zamanda Anneler Günü. Yaşayan veya ebediyete göçmüş tüm annelerimizi saygıyla anarken rahmetli annemin bir sözü çınlıyor kulaklarımda: "Allahım çocuklarımı, sevdiklerimizi hep iyilerle karşılaştır." Çocuklar bazı deyişlerin anlam ve önemini zamanla daha iyi kavrıyorlar. 

Dün sabah eşyalar arasında küçük bir zil dikkatimi çekti. Yılların etkisiyle biraz sararmış, üstünde bir kalp olan pirinçten imal edilmiş küçük bir zil. Ne zamandır arıyordum. Yeni yerimize taşınma sırasında sanki diğer eşyaların arasına gizlenmiş. Bazı objeler kimileri için hiçbir şey ifade etmez. Ama bazıları için nasıl da değerlidir. Bu küçücük zil, ailemiz için bir sevgi, saygı, sadakat,  vefa ve bağlılık sembolüydü. Onun gizemli öyküsünü biz eski çocuklar biraz buruk, biraz mutlu biçimde ama çok net hatırlarız...

Babam Ankara Hukuk Fakültesi'nden mezun, savcılık ve avukatlık yapmış çok iyi, dürüst bir hukukçu idi. O zamanlar çok geç teşhis konan yüz sinirleri felci (Trigenimus Nevraljisi) nedeniyle şiddetli ağrılar hareketlerini kısıtlamış, son yıllarda yatağa bağımlı hale getirmişti. Ankara Kız Teknik Olgunlaşma Enstitüsü mezunu Dikiş Öğretmeni olan annem, aile bütçesine katkı nedeniyle terziliğe de başlamıştı. O zaman evin yerleşik düzeninde de bir değişiklik yapılmış, babamın yatağı, annemin dikiş atölyesinin  yanındaki misafir odasına taşınmıştı. 

Annem bir bebek özeniyle yıllarca baktı babama. Bir ömür boyu iyi günde, kötü günde . Geçmiş zaman sevgileri günümüzden farklı idi. Saygı ve şefkatle yoğurulmuş, ince çizgilerle ayrılmış, çekingenlik ve utancı da içinde barındıran sevgiler. O yıllarda yatan hasta bakımı da yetersiz malzemelerle şimdikinden çok daha zor idi. Farklı yaşlardaki kardeşler öğrenim dönemlerindeydik.  Özellikle ağrılı, acılı hastalıklara karşı aşırı hassasiyetim belki ta o yıllardan kalmadır. Zor durumlarda çaresiz kalmak, insanoğlunun en büyük handikaplarından biri değil midir ?

O günlerde bu küçücük zil ne büyük işler başardı. Babam hiç yalnız bırakılmasa da bir ihtiyaç anında başucundaki zili çalıyor, annem koşarak yan odadan yetişiyordu. Hareketleri çok kısıtlıydı ama bilinci sapasağlamdı. Bir film şeridi gibi hatırlarım çoğu zaman. Zil çalar, annem koşar, "Ne istedin canım?" dediğinde  "Sadece seni görmek istedim. " diye yanıtlardı. Sevginin en sade, en yalın anlatımı. Ünlü fotoğraf ustaları, ünlü yönetmenler an'ları ölümsüzleştiriyorlar  ancak gerçeğe ne kadar yakındır o kareler... ? Yaşayan bilir.

Yarın yeni bir gün. Sağlıkla, huzurla, mutlulukla barış içinde bir dünyada dayanışma ile, insanca paylaşımlarla, sevdiklerimizle güzel günlere, yıllara... 

Makbule ABALI 

13 Mayıs 2023 Urla















Mayıs 07, 2023

BAKIŞ AÇISI



Her meslek kendine özgüdür.  Farklı beceriler, yetenekler gerektirir. Ancak her mesleğin olmazsa olmazı belli ölçütleri vardır. İşini benimsemek, işini ciddiye almak, işine uyum sağlamak, çalışacağı alanda güvenilir olmak gibi. Bazı işler babadan oğula veya kızlara devredilir. O alanda iyi bir ad bırakmak da nasıl önemlidir. Ustalık, güven, kişisel özellikler kuşaktan kuşağa aktarılır. En büyük mirastır bu. 

Bazı meslekler vardır: Adını duyunca saygınlık uyandırır. Ancak her meslek uygulayıcısıyla değer kazanır veya kaybeder. Farkı fark eder, seçimlerinizi ona göre yaparsınız. Hangi meslekte ya da işte olursa olsun ; öyle bir insan tanırsınız ki güvenirsiniz, inanırsınız, işinin ehli bir ustayla karşılaşmaktan mutlu  ve huzurlu olursunuz.  Ya da tam tersi olur, güvendiğiniz dağlara kar yağar adeta: Bir öğretmen bir çocuğu okuldan, sınıftan, hatta hayattan soğutabilir. Yanlış bir uygulama sonucu binalar enkaz haline dönüşebilir, çok büyük can ve mal kayıpları yaşanabilir. Bir doktor, bir hukukçu, bir yönetici farklı kararlarıyla insanları hüsrana boğabilir.

Bazen zor bir anda, kötü bir zamanda ,  sakinleştirici bir tavır, birkaç tatlı sözcük, bir tebessüm dünyaları bağışlar ya da dünyanızı başınıza yıkar. İşini seven,  görev ve sorumluluklarının bilincinde olan bir personel bir kurumun can damarı gibidir. İşini benimsemeden, insanlara kin ve öfke ile yaklaşan bir görevli ise her şeyi altüst edebilir. Her zaman, her yerde insan faktörü ne kadar önemli. İnsanca davranmak, karşısındakini insan yerine koymak, hayatı yaşamaya değer kılmak... Kişiliğiyle, iyi ahlâkıyla, dürüstlüğü ve çalışkanlığı ile kendini kanıtlayan her meslek sahibi topluma çok şey kazandırır. 

Makbule ABALI 
07 Mayıs. 2023