Sayfalar

şiirin gücü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiirin gücü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Mayıs 26, 2016

BİR ŞİİR GİBİ...



Mayıs Ayının da sonuna geldik. Ömürden bir bahar daha geçti. En sevdiğim aylardır Nisan ve Mayıs. Bitince üzülürüm sanki.  Her mevsim kendine özgü yaşanmışlıkları barındırıyor içinde. Günler bazen güneşli, bazen fırtınalı ya da parçalı bulutlu. İnsanın iç dünyası gibi...

Ama biliyoruz ki her gün yeni bir güneş doğuyor, her gün yeniden farklı bir gün başlıyor. Ve her gün karanlığın ardından yeniden aydınlanıyor dünya... İyi ki şiir dünyası var, iyi ki şairler var, dünyanın değişimine yardımcı olan. Zaman zaman şiirin o sihirli dünyasına girmek lazım. Şiirsel bir havayı solumak insanı rahatlatıyor. Şiirle daha sakin, daha rahat düşünüyor insanoğlu...

BEBEKLERİN ULUSU YOK

İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu
Bebeklerin ulusu yok
Başlarını tutuşları aynı
Bakarken gözlerinde aynı merak
Ağlarken aynı seslerinin tonu

Bebekler çiçeği insanlığımızın
Güllerin en hası, en goncası
Sarışın bir ışık parçası kimi
Kimi kapkara üzüm tanesi

Babalar çıkarmayın onları akıldan
Analar koruyun bebeklerinizi
Susturun susturun söyletmeyin
Savaştan yıkımdan söz ederse biri

Bırakalım sevdayla büyüsünler
Serpilip gelişsinler fidan gibi
Senin benim hiç kimsenin değil
Bütün bir yeryüzünündür onlar
Bütün insanlığın gözbebeği

İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu
Bebeklerin ulusu yok
Bebekler, çiçeği insanlığımızın 
Ve geleceğimizin biricik umudu...

                                         Ataol BEHRAMOĞLU


YAŞAMAYA DAİR

Yaşamak şakaya gelmez.
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda 
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel, en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı
yetmişinde bile mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara filan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.

                                      Nazım Hikmet RAN