Ağaç Ev Sohbetleri, Bloglar arasında üç yıldır her Pazartesi işlenen güzel bir etkinlik. Bir anlamda bir Sanal Sohbet. Taha Akkurt ve Edischar Arkadaşlarımız başlatmış, DeepTone Arkadaşımız organize ediyor. Kaystros Tyrha Arkadaşımız da büyük emek verenlerden. Zaten bir işbölümü ve yardımlaşma olmadan hiçbir etkinlik uzun soluklu olmuyor. Emek veren tüm arkadaşlarımıza teşekkürler. Bu haftanın konusu benden. Bir önceki yazımın (Doğal Tepkilerimiz) devamı niteliğinde düşündüm. Zamanı uygun olan her arkadaşımın yazı veya yorumlarıyla katkılarını beklerim. Teşekkürler.
DOĞAL TEPKİLERİMİZ- SAVUNMA MEKANİZMALARI
" Savunma Mekanizmaları bireyler için bir ihtiyaç mıdır? Yoksa daha gerçekçi çözümler bulunabilir mi?
Siz de zaman zaman kullanıyor musunuz? "
Bilindiği gibi Savunma Mekanizmaları, Psikoanalitik Ekolün kurucusu Sigmund Freud'un Kişilik kuramına dayanıyor. Freud'a göre KİŞİLİK : İd, Ego ve Super Ego olarak üç unsurdan oluşuyor.
İD-İç ben ya da alt ben: Temel ihtiyaçları, Dürtüleri, arzuları temsil ediyor. Haz ilkesince yönlendiriliyor.
EGO: Benlik-Kişiliğin gerçekle başa çıkmasını sağlar. İd in isteklerini gerçekçi yollarla tatmin etmeye çalışır.
SUPER EGO: Üst Benlik, ahlaki standartlar. Hayat boyu toplumdan ve özellikle anne babadan öğrendiğimiz kuralları barındırır.
Freud'a göre iç ben ve üst ben arasında çıkan çatışmalar kişide kaygı yaratabiliyor. Ego (Benlik ) bu kaygıyı azaltmak için çeşitli yollar deneyebiliyor, savunma mekanizmalarını kullanıyor. Savunma mekanizmalarının organizmanın sağlığı için kullanılması doğal ve normal. Kişinin olumsuz davranışlarını azaltarak rahatlamasını sağlayabilir. Ancak çok sık kullanılması, kişiyi gerçeklerden uzaklaştırarak hayatı zorlaştırabiliyor, kesin çözümlere ulaşmayı sağlamıyor.
Çocukluktan yetişkinliğe uzanan uzun, ince yolda zaman zaman türlü, çeşitli durumlarla, farklı insanlarla karşılaşabiliyoruz. " Değişim" hayatın en önemli gerçeklerinden biri. Toplum değişirken bireyler de, düşünce ve değerler de değişime uğruyor. Kişiliğimizi, kimliğimizi savunmak amacıyla zaman zaman bilinçsizce savunma mekanizmaları kullanıyoruz. " Hayatın zorlukları karşısında savaşmak ya da kaçmak iki temel dürtü. Her şey ruhumuzu rahatlatmak için. Geçici çözümler hayatı biraz daha kolaylaştırıyor belki de...
Bireylerin kişiliklerine göre savunma mekanizmalarının bilinçsizce kullanımı ve seçimi de değişiyor tabii. Çocuklukta en sık görülen: Gerileme-Regresyon. Yeni bir kardeşin doğumunda parmak emmeden altını ıslatmaya kadar değişen davranışlar olabiliyor. Yetişkinlerde: Yansıtma. Kişi kendi kusurlarını başkasında görüyor, suçluyor. İnkâr: Hatalı davranışları, kusurları reddederek geçici rahatlama sağlıyor. Mantığa bürüme: Mantıksal nedenler, mazeretler bularak kusurları kapatmaya çalışma. Kaçma: Problemi yok sayma, önemsememe, umursamama. Bilinç altına bastırma: Üst ben tarafından onaylanmayan, izin verilmeyen, duyguların, isteklerin bastırılması, saklanması. Yadsıma: Benlik için tehlikeli sayılan bir gerçeği yok saymak. Telâfi: Zayıf ya da yetersiz gördüğü bir eksiği kişinin başka bir alanda başarı sağlayarak gidermek istemesi. Dönüştürme: Zorlayıcı duyguların yön değiştirip bedensel olarak yaşanması, bayılmalar, baş ağrısı, nefes alma güçlüğü. Hayal dünyasına kaçma: Acı veren gerçeklerden uzaklaşma.
Daha olumlu sayılabilecek savunma mekanizmaları da var ; Özdeşleşme: Anne- baba , öğretmen, yakın akraba, siyasal kimliklerin fikir ya da davranışlarını taklit. Yüceltme: Eğilim ve isteklerin toplumca kabul görecek şekle bürünmesi, var olan yeteneklerin daha da geliştirilmesi. Mizah: En üst düzeydeki savunma mekanizmalarından biri kabul ediliyor. Mizahi yollarla, karikatür, komedi, şakalarla olay ya da durumları hafifletme.
Toplumda, yakın ya da uzak çevremizde ne çok örneklerini görüyoruz değil mi? Bazen yılların birikmiş kini, öfkesi, intikam duyguları karşımıza çıkıyor, bazen gerçekler görmezden gelinip inkâr ediliyor, yalanlarla insanlar aldatılıyor. Dünya çapında kazanılmış başarılar bile çeşitli nedenlerle karalanmaya, yok sayılmaya çalışılıyor. Oysa sporda, sanatta, bilimde, eğitimde, sağlıkta başarılara nasıl da susamış bir toplumuz. Deprem öncesi, deprem sonrası etik değerlerin, meslek ahlakının, yardım ve merhamet duygularını çöküşüne tanık olduk. Dayanıksız binalar gibi pek çok şey parçalandı, yıkıldı, enkazlar bile kaldırılamadı. Toplumsal hafızamız içler acısı. Her olumsuzluğu unutmaya mı çalıştık, bilinçaltımız neyi ne kadar süre saklama, depolama kapasitesine sahip?
Savunma mekanizmalarının uzun süre kullanılması zarar verir diyor uzmanlar. Kişi gerçeklerle yüzleşmeyip hayal dünyasına çekiliyor, inkar ediyor, yansıtmalar yapıyor. Çocukların serbestçe oynayacakları parkları beton yığınlarına terk ettik, ahşap yapılar, el işleri, eski ustalar, sabırla yaratılan eserler kalmadı . İnsanlarımız yorgun, sinirli, öfkeli. Gençler geleceklerinden kaygılı. Çok mu içimize kapandık, çok mu aldattık, yanılttık benliklerimizi. Sanatçılarımız etkinliklerini sergileyecek alan bulamıyorlar, festivaller, konserler , sergiler iptal edildikçe hayaller nasıl can bulacak?
Eskiye özlem o yüzden mi arttı acaba? Giderek doğallıktan uzaklaşıyor, yapay yollara başvuruyoruz. Kime, neye, nasıl inanacağız. güveneceğiz? Hayal ediyoruz; Günümüz çocuklarının büyümesine daha çok zaman var. Kimleri örnek alacaklar, kimler önlerinde idol olacak? Kayıp yıllarını nasıl karşılayacağız? Doğal tepkilerimiz anormal hale dönüşmeden, aklın, bilimin, mantığın yol göstericiliğinde, güvenilir, adil, dürüst kişilerin önderliğinde gerçekçi yollardan çözümler üretmeye çalışalım. Zaman sonsuz bir hızla akıp gitmeden, umutlar tükenmeden...
Makbule Abalı.
Emekli Eğitimci
16 Ekim 2023 Urla
Kaynaklar: Atalay Yörükoğlu, Doğan Cüceloğlu, Özcan Köknel, Vikipedi

