Sayfalar

Bahar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bahar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Mayıs 01, 2026

BUGÜN 1 MAYIS - AYIN İLK GÜNÜ

 


Bugün 1 Mayıs. İlkbahar Mevsiminin son ayının ilk günü. 12 ayın hepsi farklıdır elbette ama ben Mayıs'ı bir başka severim.

30 gün çeken ayların arasında bir gün fazlasıyla 31 çeken aylardan biridir Mayıs.

Bayramların, özel günlerin toplandığı aydır Mayıs. Baharın gelişiyle birlikte Bahar Bayramını kutlarken  aynı zamanda Emeğin, Dayanışmanın, Sabrın,  Paylaşmanın Bayramını coşkuyla kutlarız.  

Hıdrellezi yeni dileklerle karşılamaya hazırlanır, Mayısın ikinci Pazar gününde anneleri anar, duygularımızı dile getiririz. 

19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik Ve Spor Bayramında Atatürk Gençliği ile umut tazeler yeniden bir Bayram sevinci yaşarız. 

Yeniden doğmanın, canlanmanın, hayata daha iyimser bakabilmenin ayıdır Mayıs.

Soğukların büyük ölçüde bittiği, çocukların parkları , bahçeleri, sokakları neşeli sesleriyle doldurdukları aydır Mayıs.

Kuşların, kelebeklerin çoğalarak doğaya karıştığı, karıncaların yeraltından yeryüzüne çıkmak için sabırsızlandıkları bir aydır Mayıs. 

Çok çeşitli otların tarlalarda boy gösterdiği, sağlıklı beslenmeye yönelik ürünlerin çoğaldığı, böylece aile bütçesine ekonomik katkıda bulunan bir aydır Mayıs.

Eriklerin, bademlerin, yenidünyanın, narenciyenin çiçekten tomurcuğa, meyveye dönüştüğü aydır Mayıs.

Pek çok yerde kokulu güllerin, sarmaşık güllerinin, lâvantaların, sümbüllerin, akasyaların, erguvanların, leylakların, manolyaların çiçek açtığı aydır Mayıs. 

Kar sularının çözüldüğü, bahar yağmurlarının sakinleştiği aydır Mayıs.

Öğrenciler için çoğu zaman sınavlara hazırlık ayıdır Mayıs.  Çeşitli kademelerde kendinizi ölçer, sınav deneyimi kazanırsınız. 

Dost gibi, yoldaş gibi, candan bir arkadaş gibidir Mayıs. Mayısta doğanların sevgi dolu, duygulu  insanlar olduğu söylenir hep.

Her yıl yeniden Mayıs'ı düşünür, mutluluk duyarım ben. Acaba bir sonraki yıl Mayıs nasıl gelecek, ne sürprizler hazırlayacak derim. 

Hoş geldin Mayıs...  1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü Kutlu Olsun. 

Makbule ABALI Eğitimci                       

01 Mayıs. 2023 İzmir-Urla

Barış içinde, adil bir dünya özlemiyle.

Güncelleme: 1 Mayıs 2026





Mart 29, 2026

SÜRPRİZLERLE DOLUDUR HAYAT...

 


Hayat her zaman dümdüz bir çizgide devam etmiyor. Alışılagelmiş günlerin, haftaların arasına küçük sürprizler serpiştiriyor, mutlu oluyor, rahat bir nefes alıyorsunuz. Hayatın rutin akışında birdenbire bir değişim oluyor, yüzünüzde bir mutluluk rüzgârı esiyor. Kalbiniz pır pır ederken, gözleriniz parlıyor.

Bu yıl mevsimler de sürprizlerle dopdolu geçti. Hava tahmin raporları bile yanıldı. Bir haftadır bütün hünerlerini gösterircesine yağan yağmur bugün duraksadı ve  gri bulutlar yerlerini, güneşe bıraktılar. Toprak suya doydu. Ağaçların yaprakları pırıl pırıl. Kuru dalların arasından kendilerini sergileyen tomurcukları kardeş yapraklar da yalnız bırakmadı. Doğadaki paylaşım ve işbirliği kesintisiz sürüyor. 

Pazar günü sürpriz konuklarımız vardı. Henüz bir haftalık yeni evli genç bir çift. Eşim tarafından akraba. Birbirlerine öyle yakışmışlar ki. Evimize adeta enerji, ışık ve renk taşıdılar. Mersin'den yola çıkıp Akdeniz ve Ege sahillerinden dolaşarak bize de uğradılar. Çok mutlu olduk tabii. Biz düğünlerine gidememiştik, onlar bize geldiler.

Sürprizin böylesi dostlar başına. İki gündür hasta olan bilgisayarım bile onların sihirli elleriyle iyileşti. 48 yıldır evli bir çiftten evlilikle ilgili öyküler dinlediler. Sohbet güzeldi. Gönüllerince mutlu bir yaşam diliyoruz sevgili Kıroğlu Ailesine.

Makbule ABALI-Eğitimci

30 Mart 2026 İzmir-Urla 





Mart 13, 2026

ÖZLENEN BAHARLAR

 


Kıştan sonra baharın geldiğini bugün tam anlamıyla hissettik. Gökyüzü açık, güneş pırıl pırıl. Kuşların ötüşü bile değişti. Aralıksız yağan yağmurlar sonrası ağaçlar ve çiçekler de bahar temizliği yapılmış evler gibi tertemiz. Hele öğle güneşinde etraf bir ışık bombardımanına uğramış gibi. (Savaşların hüküm sürdüğü dünyamızda dilimiz de "savaşça" kullanıyor sanki.

Aldırmazlık postuna bürünürseniz hiçbir şeyi umursamıyorsunuz. Bu, işin kolayına kaçmak elbette. İçinizde coşku olmadan,  yapay kahkaha efektleri takılmışçasına çevrenize gülücükler yağdırmak, olan bitenin farkına varmadan alkışlamak, görünmeyen birinden komut almışçasına beden konumunu ayarlamak... Çok kolay olmasa gerek.

Yüzünüzü, gözlerinizi, bedeninizi doğaya çevirirseniz hiçbir şey sizi rahatsız etmiyor. Her şey sade, yalın, abartısız. Olduğu gibi, içten, duru, gürültüsüz. Kentlerden, araçların kirli dumanından uzaklaştıkça ciğerleriniz de bayram ediyor. Kuru gürültüye alışkın kulaklar kuş sesleriyle huzur buluyor. Gözler farklı renkler gördükçe rahatlıyor.

Kupkuru dallarda tomurcuklar açarken, taşların arasından bile renkli çiçekler baş gösterirken, budanmış ağaçlar tablo gibi görüntüler sunarken, her tür börtü böcek kış uykusundan uyanırken, insanlar da iç seslerine kulak vererek dünyayı daha anlamlı kılma çabasına katılıyorlar; Bencilce değil, el ele, omuz omuza yürek yüreğe, insanca...

Makbule ABALI- Eğitimci
13 Mart 2026 İzmir-Urla














Mart 05, 2026

BAHAR MEVSİMİNİ YAŞARKEN

 


Günlük hava tahminleri yanıltmadı. Urla'da öğleden sonra fırtına ile karışık sağanak yağış bekleniyordu. Günlük işlerimizi hava durumuna göre belirledik. Öğleden sonra hava birden karardı, Yazıma başladığımda dışarıda insanın içini titreten bir yağış vardı. Yağmur, kar hep beklenir, bereket sayılır. Ancak düşünmekten kendimi alamam; Kimler ıslandı, kimler zarar gördü, kimler yağışların keyfini sürüyor. Karda-yağmurda yollarda kalanlar, ailece perişan olanlar adına içim yanar.

Yıllar öncesi canlandı  anılarımda. 1978 Yılı 23 Nisan'da eşimin yeni ehliyetiyle kullandığı, Anadol marka arabayla Mersin'de Arslanköy Beldesine büyükleri ziyarete gitmiştik. O yıllarda deniz seviyesinden 1500 m. yükseklikte , virajlı daracık yolları (henüz asfaltlanmamış) yol üstünde içilebilir doğal kaynak suları yol boyunca el değmemiş çam ,ardıç, katran (sedir) ağaçları  ile ünlü bir yayla.

Çocukluk anılarımın toplandığı Adana-Bürücek Yaylasından sonra  gördüğüm ikinci yayla, eşimin doğduğu, 14 yaşına kadar yaşadığı, dağlarında hayvan otlattığı, 4. erkek çocuk olarak annesine -ailesine hamur yoğurduğu, beş şişle yün çorap ördüğü, babasına tarlada yardım ettiği , okuma oranı yüksek bir büyük köy, belde. 

O yıllarda yol boyunca tek bir kahvede (kafe değil) nefis kekik çayı içilirdi. Gerçek kekik tadı ve kokusu unutulmaz. Bugünlerde kaç durak yeri vardır bilmiyorum. Geçmişten söz ederken, mevsimler gibi zaman da iç içe yaşanıyor. Dün başladığım yazımı -rahatsızlık ve yorgunluk  nedeni ile- bugüne  ertelediğime üzülmüştüm. Yanlış düşünmüşüm. İnsan isterse;  emek ve çaba verdiği, sevdiği işi-ertelese bile- kolay kolay bırakamıyor. 

Yıllar öncesinde de sürprizlerle dolu bir Nisan ayı yaşamıştık. 1978 yılında eşimle birlikte Arslanköy'de Baba Evinde rahmetli anneyi ziyaret  etikten sonra yola çıkmadan, eşimin halası Emine  Hala ve eşi Mustafa Amca'yı köy merkezinde,  kirada oturdukları evde ziyaret ettik. Beklenen ama ansızın başlayan ve giderek artan kar yağışı, o gece orada kalmayı zorunlu kıldı. 

Gerçek bir Anadolu kadını olan rahmetli Emine Halanın yer sofrasında hazırladığı muhteşem kahvaltının lezzetini, nice konforlu sofrada bulamadım. Karın bereketi miydi o sofraya yansıyan, onların derya gibi sohbetleri miydi tadı damağımızda kalan... Halâ düşünürüm...

Makbule ABALI- Eğitimci 

13 Nisan 2025 İzmir-Urla 

Güncelleme: 5 Mart 2026










Mart 01, 2026

BİR YANDA KIŞ, ÖTE YANDA BAHAR

 


Kışı henüz bitirmemişken cemreler teker teker düşüp ilkbahar mevsimini başlatıyorlar. Doğa baharı karşılamaya hazırlansa da dünya henüz hazır değil. Asıl bahar içimizde yaşanmalı. Meyve veren ağaçlarda kupkuru dallar birden çiçeklerle donanıyor. Yaprakları beklemeye tahammülleri yok, aceleciler.

Her ülkede bahar farklı yaşansa da uzun yağmurlardan sonra bir şiirle Mart Ayına hoş geldin desek... 

                                               BİR UMUT

Yorgunsun, uzaklardan gelmişsin;

Yitirmişsin nen varsa birer birer.

Bir sağlık, bir sevinç, bir umut

Onlar da nerdeyse gitti gider.

Dost bildiğin insanların yüzleri

Aynalar gibi kapkara.

Suyu mu çekilmiş bulutların

Dönmüşsün kuruyan ırmaklara.

Taşlara düşen saat gibi 

Ne artı, ne eksi,

Bir sağlık, bir sevinç, bir umut

Hikâye hepsi...

Cahit KÜLEBİ


NİCE BAHARLARA SAĞLIKLA, SEVİNÇLE, UMUTLA... 

Makbule Abalı-Eğitimci

1 Mart 2026 İzmir-Urla

Şubat 18, 2026

SIRA DIŞI GÜNLER...

 


Günlerdir yağan yağmur bugün biraz ara verdi. Sabah gene yağıyordu ama şu anda güneş yüzünü gösterdi. Hava serin ancak fırtına dinmişe benziyor. Çevreye fırtına sonrası sessizlik hakim. Son 3 gündür doğanın beklenmedik sürprizleriyle yeniden buluştuk, çaresizlik içinde zor anlar yaşadık.

Çocukluktan beri benimsediğim bazı davranışlar var .Merhamet duygum çok güçlüdür. Vicdanımın sesine uyarak kararlar almak, bazen kişisel kayıplara neden olsa da her zaman uyarım. Empati duygum çok güçlüdür. Ancak olayların birebir içinde yaşamak, hissetmekten,  zihninizde canlandırmaktan çok farklı. 

Mevsimsel değişikliklere, sürprizlere artık alıştık, yadırgamıyoruz. Önlem alarak hazırlıklı oluyoruz. İnce ince, usul usul yağan yağmuru çok severim. Şefkatli bir elin yanağınızı incitmeden okşaması gibidir. Islatır ama zarar vermez. Ama gök gürültüsüyle bardaktan değil, kovadan boşalırcasına yağan yağmur her zaman ürkütmüş, tedirgin etmiştir beni. 

Hep düşünürüm; Evini su basmış insanlar gelir aklıma. Ayakkabıları su alan ya da çıplak ayaklı çocuklar,  su içinde kalmış, kullanılamayan eşyalar... Barınacak yeri olmayan evsiz, yurtsuz insanlar. Su hayattır, her zaman aranır ama her şeyin fazlası, aşırısı zarar veriyor. Yağmur sonrası deniz bile çamur rengine bürünür. 

Bilinçaltı, insanın yaşadığı olayların, geçmiş yaşamının bir tanığı gibi. Çocukken Kibritçi Kız öyküsünden ne çok etkilenirdim. Benim de parmaklarım donardı sanki. Bir zamanlar doğal afetler sonrası, evsizler birkaç gece kapalı spor salonlarında kalırlar, berberler saç ve sakal bakımı  yaparlardı. Sonra gene kendi hallerinde sokağa dönerlerdi. Haberlerde üzülerek izlerdik. Parkta bankta donmuş olarak bulunan... 

Yaşamadan anlaşılmıyor. Gözleri net görmeyen bir insanın durumunu anlamak için birkaç saat karanlıkta el yordamıyla yön aramak gibi. Engelli insanları anlamak için bazı organları işlevsiz kılmak gibi. 

Ege Bölgesinde birkaç gündür devam eden fırtına büyük hasarlara yol açtı. Evleri su bastı, köprüler yıkıldı, ağaçlar devrildi. dereler taştı, çok şiddetli esen poyraz adeta hayatı felç etti. 

Pazar günü akşamı büyük masada neşe ile geçen geniş aile yemeğinden sonra eve dönüşte zifiri karanlıkta kaldık. Gün boyu süren fırtına sırasında elektrik arızası yaşanmıştı. Daha sonra genel arıza giderildiği halde bizim ev halâ karanlıktaydı.

Güvendiğimiz ustamıza ulaşamayınca 48 saat elektriksiz kaldık. Hiçbir araç çalışmadı. Yardımsever komşumuzun evden eve çektiği kablo gece ışığımız için çözüm olduysa da tüm işler aksadı. Buzdolabındaki yemek ve malzemeleri içim acıyarak atmak zorunda kaldım. Yemek dökmeyi büyük israf sayanlardanım.

Şiddetli yağmur tavandan ve tabandan akmalara sebep oldu. Her türlü su kabı görev aldı. Arızayla ilgili olarak reklamların tersine çok büyük hayal kırıklıkları yaşadık. İnsan sesi duymadan mekanik seslerle çözüme ulaşmanın ne kadar güç olduğunu bir kez daha anladık. 

Teknoloji sadece elimizi kolumuzu değil, çoğu zaman dilimizi de bağlıyor. "Arıza kaydınız alınmıştır "  Defalarca söylense de kayıt dışı olduğumuzu saatler sonra öğrenebildik. 

İşleyişteki aksaklıkları anlamak, anlatmak, çözüme ulaşmak; Zorlu bir sınavdan geçtik. Ülkemizde çok yaşlı bireyler zorlukların üstesinden nasıl geliyorlar? Cankurtaran simitlerine ne kadar zamanda ulaşabiliyorlar? Sıradan günler nasıl sıra dışı günler haline dönüşüyor? "Burada kimse var mı, sağ mı, ne ister, ne bekler? " Birbirimize ne çok ihtiyacımız var. 

Neyse ki kışın ortasında baharı yaşatan çiçekler var. Her taşın altından baş veriyor, umut tazeliyorlar.

Makbule Abalı-Eğitimci

17 Şubat 2026 İzmir-Urla









Mayıs 12, 2025

BİR ANNELER GÜNÜ SONRASI..

 


Günler hızla akıp geçerken takvimden bir yaprak daha düştü. Dün Mayıs Ayının 11. gününü yaşadık. Bugün 12 Mayıs Pazartesi. 

Dün, 2025 yılının  ANNELER GÜNÜ idi. Gün boyu Ne güzel etkinlikler düzenlendi; Törenler yapıldı, şiirler okundu, yarışmalar, oyunlar, sanat ve spor çalışmaları sergilendi.

Bugün  yeni bir gün. Sıradan bir gün. İlkbaharın üçüncü ayı Mayısın,  ikinci Pazar günü de sona erdi.

Anneler, anne adayları, anne olmak isteyenler, yüreğinde tüm çocuklara çok yoğun bir  sevgi barındıran insanlar, kadınlar 

Onlar için yazılan şiirler, yazılar, hikâyeler, oyunlar asılan pankartlar, el emeği-göz nuru ile üretilen ürünler-sanat eserleri. Beğenilerine göre alınan hediyeler... 

Öte yanda günün anlam ve öneminin farkında bile olmayanlar, adı sanı, yeri yurdu belli olmayan kadınlar, erkekler, çocuklar. gençler...

Tek bir gün, ne zamana kadar etkili? Sadece bir gün yeterli olur mu anlamaya-anlatmaya-anlaşılmaya...?

Yıllardır ilk kez Anneler Günü'nde şiir ya da yazı, gerçek hayat hikâyeleri yazmadım.

Dünden sonra bugünler, yarınlar da vardı,  olmalıydı... Bir gün yeter mi...?

İçimizden geldiği gibi: Sevgi, güven, haklılık, paylaşma, fedakârlık, koruma, sabır, iyi niyet hep sürsün. 

Yakın ve uzak çevreye, kırlara, dağlara, köylere, kasabalara, kentlere, ülkelere, tüm dünyaya, bebeklerden başlayarak çocuklara, ergenlere, yaşlılara, kadınlara erkeklere, insanlara , yaşayanlara, iyilere, kötü düşüncelere, yitirdiklerimize ışık olup ulaşsın.

Kötülük tohumlarının üstüne, bahar yağmurlarıyla beraber  iyilik tohumları da yağsın. İyiler, iyilikler örnek olsun.

ANNELER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN. YÜREĞİNİZDEKİ SEVGİ, EKSİLMESİN. 

Makbule ABALI-Eğitimci

İzmir-Urla 12.05. 2025









Nisan 22, 2025

İÇİMİZDEKİ BAHAR


Baharın müjdecisi son cemre de 6 Mart'ta toprağa düştü. Cemreler; havaya, suya, toprağa birer hafta arayla düşerken bizim de içimiz ısınır adeta. Değişimin habercisidir bahar, yeniden doğuşun simgesidir adeta. Tatlı bir telaşla gelir her yıl; içimizde bir coşku, yüreğimiz kıpır kıpır, nasıl da sevinir, umutlanırız. 

Kışın yaprağını döken ağaçlar yeniden yapraklarla gönenirken, gözlerimiz bayram eder adeta. Kuşlar bile bahar şenliğine kilometrelerce yol aşarak katılırlar. Onca ülkeden geçmelerine rağmen, her yıl şaşmaz biçimde zamanı ve geliş yolunu nasıl bellemişlerdir, bilinmez. Göçmen kuşların havadaki kanat çırpışı yüreğimize su serper adeta. Düzenlerine şaşırmamak elde değildir.

Önce badem ağaçları çiçek açar, ardından diğer ağaçlar. Kır çiçekleriyle donanır ovalar. En yararlı otlar toprağın altından güneşi görmek için başını uzatır. Karın altından çıkan çeşitli otlar midelere bayram ettirir. Beslenme uzmanlarına göre o otların yararları saymakla bitmez. 

Baharda gün doğumunu, gün batımını izlemek bir başka güzeldir. Her yeni doğan güneş, bir yeniden aydınlanmadır. Hayvanlar kış uykusundan uyanırken, insanlar bedensel değişikliklerle daha çok uyku ihtiyacı duyabilirler. Bahar yorgunluğu bedenimizde, içimizde hissedilirken kendimizi nasıl yenileyebiliriz? Bir bahar temizliği gibi, alışkanlıklarımızda neleri değiştirebiliriz? 

Dışımızda bahar tüm güzellikleriyle sürerken, acaba içimizde de baharı yaşatabiliyor muyuz? Yoksa çevresindeki güzelliklere kara camlı gözlüklerle bakanlardan mıyız? Çevremize yeterince, dikkatlice bakamıyor, bakıp da göremiyorsak, içimizdeki baharı da hiç canlandıramıyoruz. Bir başka bahara kalıyor her şey. 


Umutlar, özlemler, planlar, sevgiler bir başka bahara kalmasın. İçimizdeki bahar, dışarıdakinden daha güzel, daha görkemli olsun. Kendimizle barışık, çevremizdekilerle kavgasız nice güzel baharlara...,

22 Nisan, dünyamızı güzelleştirip-herkes için yaşanabilir bir hale getirebilmek için- çaba ve emek harcayabileceğimiz bir gün olarak düşünülmüş, "DÜNYA GÜNÜ" olarak belirlenmiştir.
Bu günü,  365 gün olarak düşünsek keşke...

Makbule ABALI-Eğitimci
22.04.2025 İzmir-Urla 


Makam: Hicaz  Beste; Muzaffer İlkar  Güfte: Şemsi Belli


Nisan 13, 2025

YENİDEN BAHARI YAŞAMAK

 


İnsan yaşadığı sürece hiçbir şey durağan değil. Hayat her an yeni sürprizlerle varlığımızı  kanıtladığı gibi, evrendeki tüm canlılar da yaşamak için uyum sağlamak zorunda. Zamanında uzmanlar zekâyı "Uyum sağlama yeteneği" olarak tanımlamışlar. Sadece insanlar için değil, belki de doğadaki tüm canlılar için geçerli bir kural bu. 

Göçmen kuşlar zamanı gelince , ılıman iklim yaşayan ülkelere çok uzun yollar, dağlar, denizler aşarak gidiyorlar.  Çok düzenli bir uçuş biçimleri var. Yorulan arkaya geçiyor. Uçuş düzenleri hiç bozulmadan yerlerine ulaşıyorlar. 

Su kaplumbağaları (caretta carettalar) yumurtalarını bırakmak için en temiz sahilleri seçiyorlar. Acaba mavi bayraklı plajlar o şekilde mi oluşuyor? Akdeniz sahillerimizde ne çoktular. Ama deniz turizmi açısından   Ege ve Marmara Bölgelerimiz daha şanslıdırlar. 

Güneyde Silifke'ye yakın Susanoğlu Plajı, Boğsak Yöresi hastalıklarda şifa kaynağı gibi bilinirdi. Galiba Seka kâğıt Fabrikasına yenik düştüler. Kumkuyu'da (Yazları eğitimcilere kalma imkânı sunan bir okulun sınıfında) yakınlarımızla birlikte 12 kişi kalmıştık. Su sıkıntısı ve tuvalet kuyrukları can sıkıcıydı ama mutlu olmasını da bilirdik. Mutlulukla mutsuzluk ne zaman buluşur, ne zaman birbirlerine sırtlarını dönerler? En kısa zaman birimi an değil midir?

Bir başka yıl gene Akdeniz Sahilinde iki kız kardeş, çekirdek  ailelerimizle birlikte 15 günlüğüne ev kiralamıştık. Sıcak ve sivrisineklerin beraber olup rahatsızlık verdikleri bir zaman dilimiydi. İnsan mutluluğa odaklanmışsa her şeye rağmen dünyayı daha güzel algılayabilme yeteneğine sahip.

Dünkü havanın aksine bugün güneşli bir Nisan sabahına uyandık. Güneşli günlerin hayali bile insanın içini ısıtıyor. Küçük şeylerle mutlu olmayı öğrenmek belki biraz zaman alıyor. Polyanna olmaya hiç  gerek kalmadan duyarlı olmak, önyargılı davranmadan, bilinçli bir farkındalıkla sağlıklı gözlemler yapmaya çalışmak... Nedenleri bilirsek  sonuçlara daha çabuk ulaşıyoruz., 

Dün ; sanki günlerin, ayların hatta belki yılların yorgunluğuyla yazımı bile tamamlayamadan günü bitirmiştim. Ben o yazıyı bugünkü tarihle yayınlamayı düşünürken fark ettim ki halâ 12 Nisan yazıyor. Öyle de yayına  girdi.  Bu inceliğe çok mutlu oldum. 

Bugün tüm canlılar sokaktaydı sanki. Biz evden çıkmasak da çocuklar, yürüyüşe çıkanlar, kuşlar, kediler hatta karıncalar. Yaşam da canlanmıştı. Zor anlarda yardımsever komşularınızın olması, dürüst ve işini bilen ustalara rastlamak, yanılmanızı önleyen uyarılar-öneriler, hatır sormaya gelen , doktor adı ve telefonunu veren vefalı bir eski dost , bazen hazine bulmuş gibi rahatlatır insanı.

Bütün bunlara ilaveten bir sabah telefonunuzu açtığınızda çok sevdiğiniz iki şarkıyla, kendi sesiyle -enstrümansız -seslenen can dostlarınız, sevdikleriniz olduğunda: En karmaşık ruhlar bile çözülür, dünya apaydınlık olur. "Nasılsın? " sorusunun içeriği de anlam kazanır, kısık sesiniz bile can bulur. 

Dünyamızın güzelleşmesine,  iyiler ve iyiliklerin çoğalmasına  iç ve dış huzurumuzun artmasına, barışın ve güvenin sağlanmasına katkıda bulunan herkese selam olsun.

Makbule ABALI- Eğitimci 

13.04. 2025 Urla 









  


Nisan 04, 2025

BAHARIN GETİRDİKLERİ -BİR SARI ÇİÇEK...


Bütün mevsimleri sevsem de baharları bir başka severim. Doğanın yeniden canlanması, kış uykusuna yatan canlıların uyanması, kupkuru ağaçların filiz verip yeni yapraklarla donanması, yağan yağmurların bereket getirmesi (sel felâketine dönüşmeden) ta çocukluktan beri çok mutlu etmiştir beni. Mucizelere tanık olmak gibidir baharlar.

Biz insanlar için baharlar ; yeniden doğuş, kendine çekidüzen verme, gelecek için yeni planlar yapma, yeni uğraşılara girişme gibi algılanabilir. Bu yıl bahar, bana özlediğim ılımlı havaları getirmedi ne yazık.  Önce soğuk rüzgârlar esti, şiddetli yağmurlarla devam etti. Mevsimsel geçişler, inip yükselen ısı çoğumuz için aldatıcı oldu. Bağışıklık sistemim adeta çöküntüye uğradı.  Halâ tam iyileşemedim.

Her şeye rağmen dünya dönmeye devam ediyor. Takvim yaprakları, saatler, güneş, ay, zamanın akışını kanıtlıyor. Bir tiyatro oyunundaki gibi "Durdurun Dünyayı İnecek Var." demenin yararı da, anlamı da yok. Bizler hastalansak da çocuklar enerjilerini tüketmeden oyunlarını sürdürüyorlar. Eski oyunları bile unutmamışlar; "Aç kapıyı bezirgân başı..." diye başlayan oyunu bir zamanlar  biz de ilkokulda oynardık.

Bugün kısacık bir yazı yazmaktı amacım. Başlayınca bitirmekte zorluk çekiyorum. Hassas, duyarlı, kırılgan insanların beni çok iyi anladıklarına eminim. Dışa atılamayan duygular, sözler, davranışlar iç dünyamızda öyle bir birikim oluşturuyor ki , yazmak, anlatmak, anlaşılmak iyi geliyor insana.

Bugün sadece küçük bahçemizin kapı önünde , taşların arasında yeniden açan sarı çiçekten söz edecektim. Solmasın diye çabalamam onu diriltti. Yanındaki papatyalar solarken o yeniden can buldu. Sanki yanındaki çiçeklere de can verdi adeta.
 
Doğadan almamız gereken öyle çok ders var ki...

Makbule Abalı-Eğitimci
4.04. 2025 İzmir Urla










Mart 03, 2025

"HAVA NASIL ORALARDA?"- Mevsimsel Değişiklikler

 Bahar geldi diye sevinirken, hatta cemreler de daha ılımlı günleri müjdelerken yeniden yalancı bahar günleri yaşamaya başladık. Bademlerin çiçek açması bana hep baharı düşündürür. Ah soğuklar taze çiçekleri küstürmese derim. "Arkadaşım Badem Ağacı" şiirini mırıldanırım, rahatlarım.  

Urla'da evimize taşındığımızda, küçük bahçemizdeki görkemli badem ağacını görünce nasıl mutlu olduğumu düşündüm bugün de. Son bademlerini verdikten sonra birden canlılığı kaybolmaya başlamıştı. Neden- nasıl derken mayıs böcekleri sarmış, hastalanmış dediler bilenler. Can buluncaya kadar kesilecek dediler.  Bilemediler. O görkemli ağacın yerinde şimdi kuru bir kütük var. Üzülmüyorum desem yanlış olur. 

Hayat da böyle değil midir? Mutlulukla mutsuzluk bazen pamuk ipliğine bağlıdır. Küçücük şeylerle mutlu olurken birden her şey tersyüz olur adeta. "İnsanın olduğu yerde hiçbir şey şaşılası değildir." diyen düşünür ne kadar doğru bir saptama yapmış. 

Ancak gene de insan sabırla, dirençli davranarak, kendini her iklimde korumaya alarak yaşamı sürdürüyor. Bencilce değil ama, sağlam ve sağlıklı olabilmek için kendimizi de güvenceye aldığımızda daha çabuk iyileşiyoruz. 

Sabahın dondurucu soğuğunda önce kuşları sonra diğer canları aç bırakmamak isterken, ciğerlerimi üşütmüşüm. Yaklaşık üç haftadır öksürük nöbetlerim devam ediyor. İyi ki sadece özel kurumlarda değil, her zaman derde deva olabilecek, sorularımıza içtenlikle cevap veren,  aynı zamanda koruyucu hekimlik hizmetlerini, ilaç etkileşimlerini dikkate alarak yardımcı olmaya çalışan harika doktorlarımız da var.  İyi ki varlar. Sonsuz teşekkürlerimizle...

Zor günlerde; kazalar, kayıplar, psikosomatik hastalıklar da (Psikolojik kökenli bedensel hastalıklar) çoğalıyor elbette. Kişisel-toplumsal kaygılar, endişeler keşke paylaşılabilse; dostlarla. yakınlarla, alanında uzman veya yetkili kişilerle. Birikimleri boşaltmak kaygı-endişe ve belirsizlikleri de en aza indirecektir. 

Mart Ayının ilk haftasında, müziği ve kişiliği ile çok sevilen, hümanist. alçakgönüllü, dürüst, yardımsever bir sanatçımızı da kaybettik. Yıllardır egosuna yenik düşmeyen, barışsever, dost canlısı, çok kaliteli müzik yapan bir İNSAN'dı Edip Akbayram. 

Unutulmayacak, adı ve eserleri ile yaşayacak. Rahmetle, saygıyla, sevgiyle anıyor, sevenlerine baş sağlığı ve sabır diliyoruz. Işıklar içinde-huzurla uyusun.

Makbule Abalı-Eğitimci

3 Mart 2025 Urla 












Nisan 13, 2024

ÜNLÜ ŞAİRLERİN DİZELERİNDE BAHAR (Bir Bayramın Ardından )

 


SEVDA ÜSTÜNE

Küçük pencerem bahçeye bakar

Bademler erikler geceye bakar

Bir ışık dökülür yapraklardan şıkır şıkır

Filizler susmuş, tohumlar uyumuş

Bir an durmuş, genişlemiş büyümüş 

Bir eski şarkı, bir eski bahar, bir bildik deniz 

Vakit nisan ortasındaki bir akşam...


Bu şiirde sevda sevda üstüne

Senelerdir veda veda üstüne

Yaralı yüreğimde dağ dağ üstüne

Vakit Nisan ortasında bir akşam

Mehtap ettiğinden bihaber

Kuşlarla, çiçeklerle, balıklarla beraber

İki tel kumral saç olsa avucumda şimdi 

Ağlayıp ağlayıp avunsam.

Turgut UYAR 1927-1985 



BİR İLKBAHAR ŞİİRİNE BAŞLANGIÇ

Hava ne kadar güzel öğretmenim 

Yollar ağaçlar kuşlar ne kadar güzel

Yeryüzü pırıl pırıl öğretmenim 

Gizlisi saklısı kalmamış dünyanın

Nesi var nesi yoksa dökmüş ortaya 

Bütün bitkiler, bütün hayvanlar, bütün taşlar

Sürüngenler, konglomeralar, serhaslar

Hepsi hepsi ortada öğretmenim 

Ne olur biz de gidelim

Burda kalsın iğneli karafatmalar

Burda kalsın kitaplar 

Kollarından bacaklarından gerilmiş kurbağalar

Burda kalsın hepsi 

Bomboş kalsın evler okullar

Hapishaneler, hastaneler... 

Öğretmenim sevgili öğretmenim 

Sırtımıza alırız hastaları

Kim bilir ne özlemişlerdir kırları

Ya mahpuslar.

Ne sevinirler kim bilir

Sarılıp sarılıp öperler adamı

Melih Cevdet ANDAY 



BAHAR GELİYOR

Damlardaki kar, saçaklardaki buz,

Kanı kaynayan suya dar geliyor.

Haberin var mı? Oluklardan 

Akan su sesinde bahar geliyor.


Duy güneyden estiğini rüzgarın;

Göreceksin neler olacak yarın.

Yuvada çırpınan yavru kuşların

Uçmak hevesinde bahar geliyor.

Cahit Sıtkı TARANCI



HABERİN VAR MI ?

Haberin var mı taş duvar?

Demir kapı, kör pencere,

Yastığım, ranzam, zincirim,

Uğruna ölümlere gidip geldiğim,

Zulamdaki mahzun resim,

Haberin var mı?

Görüşmecim, yeşil soğan göndermiş,

Karanfil kokuyor cigaram

Dağlarına bahar gelmiş memleketimin... 

Ahmed ARİF 



BAHARIN İLK SABAHLARI

Tüyden hafif olurum böyle sabahlar

Karşı damda bir güneş parçası,

İçimde kuş cıvıltıları şarkılar;

Bağıra çağıra düşerim yollara,

Döner döner durum başım havalarda


Sanırım ki günler hep güzel gidecek

Her sabah böyle bahar

Ne iş güç gelir aklıma ne yoksulluğum 

Derim ki: "Sıkıntılar durdursun!"

Şairliğimle yetinir,

Avunurum.

Orhan Veli KANIK













 



Nisan 08, 2024

ÇİÇEKLERİN DİLİNDEN- ÖZÜNDEN...

 


Sevgi ile ilgi ve özenle yaklaşırsanız tüm canlılar ses veriyor. Çiçekler, ağaçlar, otlar bile daha uyumlu oluyor, daha coşkuyla açıyorlar. Urla'da yüz yıllık zeytin ağaçlarını köklü veya köksüz gördüm. Ağaç kesilse bile kökleri canlı kalıyor, kolay kolay pes etmiyor. Özgürce salınıyorlar;  Dağda, bayırda, ovada, çorak taşların arasından bile adeta ses veriyorlar; Yüzyıllar öncesinden,  bilge filozoflar gibi. İlkbaharın bu yanını çok seviyorum: Kupkuru ağaçlar bile yeniden yapraklarla, çiçeklerle donanırken insanları da bir ruhsal arınmaya çağırıyorlar sanki. Her yer papatya tarlası. En doğal, gösterişsiz, sade çiçekler papatyalar. 





Kardelenler gibi taşları delerek (Taşdelen diyorum ben onlara.) taşların arasından dünyaya gülümseyen çiçeklere sizler de rastlıyorsunuzdur. Mücadeleci insanlar gibi her duruma ya da ortama uyum sağlayıp yaşama  devam ediyorlar. Kocaman ağaçların altında, Arnavut Kaldırımlarının hemen dibinde hiç kimseye aldırış etmeden varlıklarını sürdürüyorlar. Bu çevrede kuşlar da değişti. Kışlık kuşlar gitti, yerlerine yenileri geldi. Sabahları erken saatlerde kumruların serenadı başlıyor.



Dün sabah Urla'da hava bulutluydu. Öğleden sonra güneş yüzünü gösterdi. Sadece biz değil, doğadaki tüm canlılar sevindi sanki. İçe kapanmış lazanyalar bile açıldılar, yüzlerini güneşe çevirdiler. Küçük bahçemizdeki fırça çiçeği  (Mersin'de hiç rastlamamıştım.) kış boyu yeşil yapraklı ama çiçeksizdi. Baharın ilk günlerinde  dallarında tomurcuklar oluştu. Soğuklar tekrar başlayınca sanki kendini korumaya aldı, çiçek vermedi. (Akıllı bir çiçek.) Havalar tekrar ılınınca kıpkırmızı güzel çiçeklerini sergiledi. Yakında güllerimiz de açacak.





Düşünüyorum; Badem, erik, şeftali, zerdali  portakal, limon, turunç gibi meyve veren ağaçlar çoğunlukla beyaz, narin çiçekler açıyorlar. Duruluk, saflık, temizlik simgesi beyaz, ruhumuzu da aydınlatıyor, rahatlatıyor. Arka bahçedeki portakal ağacı da çiçeklerle donandı. Kokusu tüm çevreyi sardı. Tek başına bir özveri sembolü gibi. Buram buram kokusu ta içimize sindi adeta. Yakın bir gelecekte kokular da duygulara tercüman olabilmek amacıyla kargoyla gönderilebilir mi acaba? Ne yaratıcı bir buluş  olurdu. (!) Yapay değil, doğal bir kokudan söz ediyorum elbette.





Portakal ağacının hemen yanı başında geçen yıl İnternette beğenerek kargo ile alıp özenle diktiğimiz, sabırla suladığımız iki limon ağacından sadece biri tek limon çiçeğiyle adeta bizim aldatılmışlığımızın simgesi gibi duruyor. Oysa sipariş verdiğimiz firma limonlarla donanmış bir  ağaç görseliyle reklam yapıyordu.  Bir yıl sonra ağacımız öyle olacaktı. Kargo paketine de sadece çürük bir limon koymuşlardı.  Ağaçlar onların davranışından utanıyor mudur acaba ? Kaybolan güven kolay kolay geri gelmiyor. Tüketici haklarıyla ilgili bir kurum halen işliyor mu acaba? 





Mersin'de hiç görmediğim mor salkımlar burada her yerde varlar. Bahçemizde yok ama sağlı-sollu, önlü- arkalı tüm komşularımızda mor salkımlar şenliği sürüyor adeta. Öyle güzel yayılıyorlar ki. Kesilen badem ağacımızı küstürdük galiba. Henüz en küçük bir canlanma belirtisi yok. Ama yeşillikler bölümünde maydanoz, dereotu salatalara hazırlık yapıyorlar. Roka bir dönemi tamamladı, çiçeğe dönüştü. Komşularımız; Sevgili Nur ve Zeynep  bahçelerindeki bitkilerin fotoğraflarıyla beni mutlu ettiler. Berrin'in nefis naneleri, Mevlüt Bey'in yerelmaları soframıza konuk oldular. Emin Bey'in kara dut ağacı ikrama hazır. Tolga, Emin Bey, Mahir Bey türlü çeşitli konularda danışmanlarımız, yardımcılarımız.



Kimselere söylemedik ama bugün; doğanın tüm güzelliklerini birlikte yaşadığımız, ortak duygularla gözlediğimiz, güvenli, vefalı , sadık yol arkadaşım, eşimle  beraberliğimizin 46. yıldönümü. Karşılıklı anlayış ve hoşgörüyle, inceliklerle, insan insana,  ılımlı bir HAYATA , değişen mevsimlere, farklı iklimlere  sağlıkla, sevgiyle, umutla , sevdiklerimizle tutunmaya çalışıyoruz. 

Makbule ABALI. Urla

8 Nisan  2024 



https://youtu.be/b47oBxsZPew?si=h4gjkYVbUqmyccTF





Nisan 02, 2024

RUH SAĞLIĞIMIZI ONARMAK: BİR ŞİİR , BİR ŞARKI

 Sağlık;  uzmanlar tarafından şöyle tanımlanıyor: Ruhsal, bedensel ve toplumsal açıdan tam bir iyilik halidir. Şiir, müzik, güzel sanatlar, doğa, sakin -düzenli bir yaşam insan sağlığını olumlu yönde etkiliyor. Belirsizlik, karmaşa, gürültü, kaygı, stres, endişe ruhsal sağlığımıza olumsuz yükler yüklüyor. 

Psikosomatik hastalıklar, psikolojik kökenli bedende ortaya çıkan rahatsızlıklar. Beden adeta isyan ediyor, sesini duyurmaya çalışıyor. " Beni duy " diyor. Pek çok hastalık birdenbire ortaya çıkmıyor, zaman içinde birikimler rahatsızlıkları tetikliyor. Toplumsal kaygılar, endişeler, ekonomik sıkıntılar  daha  bencil, tahammülsüz, şiddet yanlısı insanların  çoğalmasına neden oluyor. Çocukların ve gençlerin önünde kötü örnekler de giderek çoğalıyor. Aile geçimsizlikleri, boşanmalar, aldatmalar, kavga ve tartışmalar olağan hale geliyor. 

Toplumsal patlamalar yaşanmadan denge  sağlamak ne güzeldir. Sağlıklı bir toplum sağlıklı, eğitimli, mutlu kuşakları da yetiştirecektir. "Mutsuz Ülkeler Sıralamasında" en alt sıralarda olmayı hak etmiyoruz. Biz ; coşkuda, başarıda, tasada, kederde, acıda ve kıvançta ortak olmayı, paylaşmayı bilen bir toplumun insanlarıyız.









Şiirin gizemli dünyasında rahatlatıcı bir mola : 

Sanatçı Yetkin DİKİNCİLER,  Nazım HİKMET'İN ünlü şiirini seslendiriyor:

BU  MEMLEKET BİZİM







Sanatın, müziğin evrenselliğini, rahatlatıcı gücünü nasıl inkâr edebiliriz? Bazı Kurumlar bunu çeşitli sanatsal etkinliklerle  kanıtlıyorlar. Koruyucu Sağlık Hizmetlerinin değerini iyi bilen hekimlerimizin İstanbul Tabip Odası bünyesinde Tıp doktorlarından oluşan  "Türk Sanat Müziği Korosu " var.  Şef Sn. Suat GÜNEY yönetiminde bu yıl da 14 Mart "Tıp Bayramı" çerçevesinde mükemmel bir konser sundular. 
Biyokimya  uzmanı   Dr. Sibel Abalı ALTIN " İnleyen Nağmeler Ruhumu Sardı" adlı şarkıyı seslendiriyor.(Keşke tüm koroyu sunabilseydim. Sadece kızımız Sibel Abalı Altın'ı ekleyebildim. Bağışlasınlar lütfen.)


Mersin'de Halk Müziği Ustası Sn. Hasan EKİNCİ  yıllardır gönüllü olarak çalıştığı Mersin  Alzheimer Derneği yararına  bu akşam Mersin'de "Unutulmayan Türkülerle" adlı bir konser sunuyor. Hasta ve hasta yakınları için büyük bir moral desteği.




Kim bilir , ülkemizde daha nerelerde ne güzel çalışmalar,  umutlarımızı yeşerten etkinlikler var. Her konuda ülkemizin aydınlanması yolunda Toplum ve Halk Sağlığı için özverili çalışmalar yapan, bize gerçek anlamda baharı yaşatan  tüm güzel insanlarımıza sonsuz teşekkürler. 

Makbule ABALI - Urla 
2 Nisan 2024