Nasıl oldu da toplum giderek şiddeti daha çok benimsedi, başkasına zarar vermeyi kanıksar hale geldi?
Yolda giderken aniden duyduğunuz bir sesten irkiliyor musunuz?
Gece havai fişek seslerini silah sesleri gibi algılıyor musunuz?
Bir çocuğun başını okşamak istediğinizde aniden başını çekiyorsa, tokat atılacağını sanıyorsa,
Her gün gazetelerin üçüncü sayfasında birkaç cinayet haberi okunuyorsa,
Televizyon dizilerindeki şiddet sahneleri aynen gerçek hayatta da uygulanıyorsa,
Filmlerde insanın insana yaptığı bütün acımasızlıklar vahşice sergileniyorsa,
Aileler arasındaki çatışmalar, kavgalar bütün acımasızlığı ile ekranlardan teşhir ediliyorsa...
Şiddeti kınarken giderek şiddete alıştık adeta. Günlük hayatımızda şiddetle iç içe yaşıyoruz. Çok yüksek sesle konuşmalar, fren ve korna sesleri, iş makinelerinin gürültüsü. Yüksek ses ya da küfürlü konuşma, hakaret, aşağılama hep şiddet örnekleri değil midir?
Bir harfi yazamadı diye 1. sınıftaki öğrencisini cetvelle döven öğretmen, küçük bir hatadan ötürü çırağını kıyasıya döven esnaf, ayrılmak isteyen eşini iki akrabasıyla birlikte döverek hastanelik eden koca...
Televizyonlarda bir şiddet fırtınası eserken çocuklar-gençler bu olumsuz örnekleri hafızalarına kazırken rol-model olarak benimseyebilecekleri kişilikler neredeyse yok denecek kadar azalmışken şiddet tüm boyutlarıyla sürmez mi?
Toplumca sakin, mantıklı, nezaket kuralları içinde, hakaret içermeyen konuşma ve davranışlara ihtiyacımız var. Sesler, çığlıklar sadece kulaklarımızda yankılanmıyor. Yüreğimizde, beynimizde, içimizde adeta patlamalar yaratıyor.

