Sayfalar

Mayıs 31, 2023

YAŞAMA UĞRAŞI.-GÜNLÜK -CESARE PAVESE - İTALYAN EDEBİYATI -BCP- Mayıs

 

Blogları Canlandırma Projesi (BCP) 3 yıldır devam eden bir etkinlik. Her ay için bir tema belirlenmiş. İsteyen arkadaşlar ay sonunda  o konuda bir yazı hazırlayıp yayınlayabiliyorlar. Mayıs Ayı teması: "Eleştiri, Deneme ve İtalyan Edebiyatı " olarak belirlenmiş., bu yazı o tema doğrultusunda yazılmıştır.


Ünlü İtalyan yazar Cesare Pavese 1908 yılında İtalya'da doğdu. Bütün öğrenimini Torino'da tamamladı. İtalyanca, Lâtince ve Felsefe Öğretmenliği yaptıktan sonra 1936 yılında İngiliz Edebiyatı profesörü oldu. "Yaşama Uğraşı" yazarın günlüğü ve son kitabıdır. Pavese henüz 6 yaşındayken babasını kaybeder. Yalnızlıktan hoşlanan içedönük bir çocuktur. Lisedeyken tek yakın arkadaşının mutsuz bir aşk yüzünden intihar etmesi , ardından yaşıtı bir öğrencinin intiharı Pavese'yi  çok etkiler ve onda intihar düşüncesinin bir saplantı haline gelmesine yol açar.  Bir dönem kadınlardan nefret eder. 26 Ağustos 1956 günü Torino'da bir otel odasında uyku ilâcı alarak hayatına son verir. 
Kitap ilk  kez 1973 Şubat Ayında  e Yayınlarında basılmış. 345 sayfa, 15 TL.   Cevat Çapan'ın mükemmel çevirisi  kitaba ayrı bir değer katıyor. Okurken kitaptan öyle çok cümlenin altını çizmiş ve notlar almışım ki yeniden okumak kendimi değerlendirme açısından da iyi oldu.  

KİTAPTAN ALINTILAR:

"Derdini söylemekle ona çare bulmanın aynı şey olmadığını anlamakla insan çocukluktan kurtulur." Sayfa-53 

"Her mutsuzluk ya bir yanlışın sonucudur, talihsizlik değildir, ya da kendi suçlu beceriksizliğimizin sonucu. Herhangi bir yanlış da, bizim sorumluluğumuza girdiğine göre, karşılaşacağımız mutsuzluklar için kendimizden başkasını suçlamamalıyız." Sayfa-52

"Alınacak ders hep aynıdır: Kendini bırak, acıya dayanmayı öğren. Denemek yiğitliğini gösterip acı çekmek, korkup kaçmaktan yeğdir. Çocuklar bilirler bunu." Sayfa57

"Yaşlanmaktan daha acı bir şey var; çocuk kalmak" Sayfa-65

"Yaşama sanatı, yalanlara inanmayı bilme sanatıdır. " Sayfa 72


"İnsan durmadan biriktirir: Öfkeyi, acımasızlığı, sıkıntıyı, gözyaşlarını, çılgınlığı ve sonunda bakar ki, insanı hiçbir şey yapamaz duruma sokan kansere, nefrite, şekere ya da damar sertliğine yakalanmış. Bunun böyle olmaması şaşırtır insanı." Sayfa- 78

"Avutucu bir düşünce: Önemli olan yaptığımız şey değil, onu nasıl bir ruhsal durumda yaptığımızdır. Başkaları da acı çeker; o kadar ki, acıdan başka bir şey kalmaz dünyada; önemli olan temiz bir vicdana sahip olabilmektir." Sayfa- 80

"Cömertçe başkalarının acılarını paylaşarak yaşayamayan  insan, kendi acısını dayanılmaz bir yoğunlukta duymakla cezalandırılır. Acıyı yalnız ortak yazgımızın düzeyine çıkarmakla, başkalarının acılarına anlayış göstermekle dayanılır duruma sokabiliriz." Sayfa-247

"Gene de bir uğraştır beklemek. Bekleyecek bir şeyi olmamaktır korkunç olan." Sayfa270

"Sıkılgan katillerdir intihar edenler, sadizm yerine mazohizm." Sayfa 344

"Bir insan kendini kurtaramıyorsa, onu hiç kimse kurtaramaz." Sayfa-182 






Mayıs 29, 2023

BEYAZ GÜVERCİN

 


Süzülüp mavi göklerden yere doğru

Omuzuma bir beyaz güvercin kondu

Aldım elime usul usul okşadım

Sevdim, gençliğimi yeniden yaşadım

Bembeyazdı tüyleri, öyle parlaktı

Açsam ellerimi birden uçacaktı

Eğildim kulağına; dur, gitme dedim

Hâreli gözlerinden öpmek istedim

Duydum; avuçlarımda sıcaklığını

Duydum; benden yıllarca uzaklığını

Çırpınan kalbini dinledim bir süre

Ve uçmak istedim onunla göklere


Ümit Yaşar OĞUZCAN

( Resim. İnternet'ten )

Mayıs 27, 2023

UÇURTMA ŞENLİĞİ

 


Uçurtma Şenliğinde buluştu tüm çocuklar

Uçurtmalar rengârenk

Türlü çeşitli

Üçgen, dörtgen, beşgen, ya da bir kuş gibi.

Gökyüzü masmavi,

Uçurtmalar rengârenk 

İpler çocukların elinde

Kaçmasın diye sımsıkı tutulmuş.

Rüzgâr esiyor tüm saltanatıyla

Ağaçların arasında süzülüyor uçurtmalar

Bulutlar yol veriyor geçişlere

Bembeyaz bulutlar...

Gökyüzü kucak açmış tüm güzel dileklere

Çocuklar; kızlı erkekli, her yaştan çocuklar

Kardeş gibi, arkadaş gibi.

Uçurtmalar salınırken özgürce 

Gökyüzüne dilekler yollandı ta yürekten

İçtenlikle, coşkuyla, umutla...

Makbule ABALI

Mayıs 2023 Urla





 












Mayıs 24, 2023

ÇOK UZUN BİR GECE (KISA ÖYKÜ)

 


Gerçekle hayal arasında bir köprüdeyim sanki. Kollarımım  oynatamıyorum ama ellerim işliyor, garip. Parmaklarım ve ellerim bir saat düzeniyle çalışıyor. Yazsam sayfalar dolusu yazabilirim. Öyle bir yerdeyim ki ; kâğıt yok, kalem yok, daktilo ya da bilgisayar, hiçbir kayıt cihazı yok. Ama düşünebiliyorum, kurguluyorum.  Ancak göremiyorum, duyamıyorum.  Nasılsa beynim işliyor halâ ...

Günlerin, yılların yorgunluğuyla geç uykuya daldım bu gece de. Sabaha karşı gün henüz ışımamıştı ama. Soğuktan yorganı başıma kadar çektiğimi biliyorum. Cep telefonumu ilâç alarmıyla birlikte kapatmıştım her zamanki gibi. Saatler öncesiydi sanırım. Felâkete saatler kaldığını bilmeden, hissetmeden, birkaç satır bile karalamadan. Oysa yazmayı ne çok severim bilirsin. 

Düşünmek, algılamak, sormak, sorgulamak; Kendime, yakınlarıma, uzaktakilere hatta belki hiç okumayacak olanlara bile. Yazardım, karalardım, tekrar yazardım. İncitmeden, kırmadan, ama gerçekleri hep vurgulayarak. "Dilin kemiği yoktur" sözünü hep aklımda tutarak. Dil yarasının insanı nasıl acıtacağını iyi bilirim. Oysa başka ne yaralar varmış bilmediğimiz, görmediğimiz, yaşamadığımız...

Bak gene ellerim buz kesti. Her zamanki gibi. Yatakta cenin pozisyonunda yatmıştım. Belki doğduğumdan beri bu dünyaya ancak öyle sığabildim, öyle rahat uyuyabildim. Bacaklarım karnıma çekilmiş, ellerim birbirine geçmiş, bir çocuk gibi. Saatler sonra uyurdum belki o zamanlar , ama uyurdum.  Şimdi uykusuz sabahı bekliyorum gün ışıyana değin. Şu anda tepemde küçücük bir delikten bir yıldız görüyorum sadece. Hep aynı yerde duruyor. O da beni görüyor mu acaba? 

Ellerim halâ buz gibi.  Nasıl, nereye yazıyorum bilmiyorum. Ellerim ısınmak istiyor. Parmaklarımı oynatabiliyorum iyi ki. Ayaklarım adeta donmuş gibi, kanı çekilmiş sanki.  Gözlerim kapanıyor, uyumak istiyorum. Dışarıdaki sesler kesilse yeniden dalarım belki. Ölüm de uykuyla mı gelir?  Dudaklarım kupkuru.  Yatarken bir bardak suyu da başucumdaki komodinin üstüne koyardım. Başım nerede bilemiyorum ki. Sadece ellerim var ve beynim sadece onunla ilgili. 

Kitaplarım geliyor aklıma. Altını çizdiğim önemli cümleleri, not aldığım , ayraçları bulamayınca kıvırdığım sayfalarıyla kitaplarım... "Beynim böylesine haksızlık yapmaz" diye düşünüyorum öte yandan. Neden sadece ellerim? Başka hiçbir organla bağlantım yok. Komut yok, uyarı yok.  Gözlerim görmeden bir canlı arıyorum... İnsan arıyorum...

Ellerim ellerini arıyor; tutunacak bir dal gibi, bir ısıtıcı gibi, sakinleştiren,  huzur  veren ellerini.  Görmüyor, duymuyor, algılayamıyorum. Sadece kendi ellerim var. Durmadan yazmak istiyorum.  Yazıyor muyum, sözcükler cümlelere dönüşüyor mu, bilmiyorum... Sayfam tükenmek üzere, ama elimdeki tükenmez kalem tükenmedi henüz. Yazmak istiyorum, hep yazmak, sadece yazmak... Ve sonra, ellerim de işlerliğini yitirirse kalemi senin ellerine bırakmak. 

Her şey bitti, tükendi; Gün bitti, ömür bitti. Ta uzaklarda gördüğüm yıldız da gitti sanırım. Ya bahar...? Ama bahar henüz gelmemişti ki. Yaşanacak daha nice baharlar vardı. Baharı son kez badem ağacının kuru dallarında çiçekler açarken karşılamıştım. Dışarıda fırtına, ayaz vardı.  Yoksa o çiçekler de mi sonsuzluğa uçuştular? Ya insanlar...? Onlar nereye gitti? Onca insan; Yaşlı, genç, çocuklar, bebekler...? Defterlerime sahip çık lütfen. Ne çok defter vardı doldurduğum. Anılar sandığım, fotoğraflarım, her boyda kutularım... Yok olup gittiler mi?

Bu bir rüya mı? Ben rüyalarımı hiç hatırlamam ki. Gerçek ise neden halâ horozlar ötmedi? Bir an düşündüm: Her gece yatmadan önce İyi geceler, Allah rahatlık versin, kendine dikkat et demeden yatmazdım.  Bu gece iyi dileklerde bulunmayı mı unuttum yoksa? Böyle zamanlarda her şey bir sinema şeridi gibi akıp geçiyor. Unutuyoruz... Ama unutmak da insanca. Sonra hatırlasak da zaman geçmiş oluyor. Her şeyin bittiği, tükendiği yitik zaman dilimleri bunlar... 

Makbule ABALI

Urla. 2023








Mayıs 19, 2023

19 MAYIS ATATÜRK'Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI

 



"Çocuklarımızı, ortak düşüncelerini hiç çekinmeden açıkça ifade etmeye , içten inandıklarını savunmaya, buna karşılık da başkalarının samimi düşüncelerine saygı beslemeye alıştırmalıyız. "

"Çocuklar geleceğimizin güvencesi, yaşama sevincimizdir. Bugünün çocuğunu yarının büyüğü olarak yetiştirmek , hepimizin insanlık görevidir."

"Biz her şeyi gençliğe bırakacağız. Geleceğin ümidi, ışıklı çiçekleri onlardır. Bütün umudum gençliktedir."

Mustafa Kemal ATATÜRK.





Mayıs 15, 2023

KARANLIKTA YOL BULMAK- YA DA YOK OLMAK

 


Kapkaranlıktı her yer;

Zifiri karanlık, göz gözü görmüyor

Işık yok, lâmba yok, mumlar bile erimiş, bitmiş.

Karanlıkta her şey serbest;

Hile, aldatmaca, saldırı, yalan

Kuklalar sarmış dört bir yanı

Kimliksiz, kişiliksiz, bilinçsiz.

Her şey sahte, her şey yalan

Sokaklar, caddeler boşalmış 

Birkaç kişi ortalıkta 

İki büklüm olmuşlar eğilmekten

Gözlerde kara gözlükler, yüzlerde maskeler

Uçurumun yamacında çocuklar, gençler

Ellerde yazılı mini pankartlar;

Onur, güven, dürüstlük, adalet,

Hak, hukuk, insanlık hepsi kayıp

Her şey yok olmuş, savrulmuş

Bir kasırganın etkisinde

Yer gök birbirine karışmış.

Gök bulanık, bastığın toprak çorak

Kuşlar göç etmiş uzak diyarlara 

Ağaçlar küskün, tomurcuklar dökülmüş

Çiçekler tarumar, sular çekilmiş.

Burası bir dünya cehennemi

Alevler içinde, ateş sarmış her yanı

İnsanlar kaybolmuş

Elde kandiller insanlık aranıyor,

Umut aranıyor, köksüz umutlar.

Göz gözü görmüyor, her yer karanlık ;

 Karanlık, kötü bir rüyadan uyanmak gibi...

Makbule ABALI

15  Mayıs 2023



Mayıs 13, 2023

İÇİMİZİ ISITAN SÖZCÜKLER , OBJELER...

 


Bazı sözcükler vardır; Konuşurken, düşünürken, yazarken birini görünce diğerini çağrıştırır. Kardeş sözcükler kardeş duyguları getirir beraberinde. İnsanı rahatlatır, sakinleştirir,  huzur verir hatta belki dünyaya daha ılımlı bir bakış sağlar. Söylerken bile adeta yüz mimikleriniz yumuşar. Anlayış, hoşgörü, sevgi, saygı, vefa, huzur, sadakat... Sanki el ele, kol kola, omuz omuza girmiş sözcüklerdir bunlar. Birinin geçtiği yerde diğerinin de kullanılmasını beklersiniz adeta. 

Bazı eşyalar da anlam yüklüdür sanki. Eski, yeni fark etmez. Bir anda zaman tünelinde bir yolculuğa çıkarır sizi. An'lar anılara karışır, bugünden düne geçerken yarınlara ulaşırsınız.  Yeter ki hayal gücünüz işlerlik kazanmış olsun. O anda bir başkasına bir şey ifade etmeyen bir sözcük veya obje sizin gözünüzde ne değerli anlamlar yüklenir. 

Örneğin; göstermelik, yapmacık, abartılı,  çabuk tüketilen ya da çıkar ilişkileri olduğu sürece devam eden sevgilere inanmıyorum ben. Yılda sadece bir kez dile getirilip sonra hiç hatırlanmayan özel günler gibi. Bu konuda çocuklar çok gerçekçi. Hoşlanmadığını rahatlıkla dile getirebiliyor. Sevip sevmediğini yüz mimiklerinden, ses tonundan, beden dilinden anlayabiliyorsunuz. Saklama, gizleme, aldatmaca yok onların sözlüklerinde. Her şey doğal, içten. 

Dün, bugün, yarınlar arasında akıyor hayat. Bazen günler üst  üste  geliyor. Yarın bir Genel Seçim Günü. Aynı zamanda Anneler Günü. Yaşayan veya ebediyete göçmüş tüm annelerimizi saygıyla anarken rahmetli annemin bir sözü çınlıyor kulaklarımda: "Allahım çocuklarımı, sevdiklerimizi hep iyilerle karşılaştır." Çocuklar bazı deyişlerin anlam ve önemini zamanla daha iyi kavrıyorlar. 

Dün sabah eşyalar arasında küçük bir zil dikkatimi çekti. Yılların etkisiyle biraz sararmış, üstünde bir kalp olan pirinçten imal edilmiş küçük bir zil. Ne zamandır arıyordum. Yeni yerimize taşınma sırasında sanki diğer eşyaların arasına gizlenmiş. Bazı objeler kimileri için hiçbir şey ifade etmez. Ama bazıları için nasıl da değerlidir. Bu küçücük zil, ailemiz için bir sevgi, saygı, sadakat,  vefa ve bağlılık sembolüydü. Onun gizemli öyküsünü biz eski çocuklar biraz buruk, biraz mutlu biçimde ama çok net hatırlarız...

Babam Ankara Hukuk Fakültesi'nden mezun, savcılık ve avukatlık yapmış çok iyi, dürüst bir hukukçu idi. O zamanlar çok geç teşhis konan yüz sinirleri felci (Trigenimus Nevraljisi) nedeniyle şiddetli ağrılar hareketlerini kısıtlamış, son yıllarda yatağa bağımlı hale getirmişti. Ankara Kız Teknik Olgunlaşma Enstitüsü mezunu Dikiş Öğretmeni olan annem, aile bütçesine katkı nedeniyle terziliğe de başlamıştı. O zaman evin yerleşik düzeninde de bir değişiklik yapılmış, babamın yatağı, annemin dikiş atölyesinin  yanındaki misafir odasına taşınmıştı. 

Annem bir bebek özeniyle yıllarca baktı babama. Bir ömür boyu iyi günde, kötü günde . Geçmiş zaman sevgileri günümüzden farklı idi. Saygı ve şefkatle yoğurulmuş, ince çizgilerle ayrılmış, çekingenlik ve utancı da içinde barındıran sevgiler. O yıllarda yatan hasta bakımı da yetersiz malzemelerle şimdikinden çok daha zor idi. Farklı yaşlardaki kardeşler öğrenim dönemlerindeydik.  Özellikle ağrılı, acılı hastalıklara karşı aşırı hassasiyetim belki ta o yıllardan kalmadır. Zor durumlarda çaresiz kalmak, insanoğlunun en büyük handikaplarından biri değil midir ?

O günlerde bu küçücük zil ne büyük işler başardı. Babam hiç yalnız bırakılmasa da bir ihtiyaç anında başucundaki zili çalıyor, annem koşarak yan odadan yetişiyordu. Hareketleri çok kısıtlıydı ama bilinci sapasağlamdı. Bir film şeridi gibi hatırlarım çoğu zaman. Zil çalar, annem koşar, "Ne istedin canım?" dediğinde  "Sadece seni görmek istedim. " diye yanıtlardı. Sevginin en sade, en yalın anlatımı. Ünlü fotoğraf ustaları, ünlü yönetmenler an'ları ölümsüzleştiriyorlar  ancak gerçeğe ne kadar yakındır o kareler... ? Yaşayan bilir.

Yarın yeni bir gün. Sağlıkla, huzurla, mutlulukla barış içinde bir dünyada dayanışma ile, insanca paylaşımlarla, sevdiklerimizle güzel günlere, yıllara... 

Makbule ABALI 

13 Mayıs 2023 Urla















Mayıs 07, 2023

BAKIŞ AÇISI



Her meslek kendine özgüdür.  Farklı beceriler, yetenekler gerektirir. Ancak her mesleğin olmazsa olmazı belli ölçütleri vardır. İşini benimsemek, işini ciddiye almak, işine uyum sağlamak, çalışacağı alanda güvenilir olmak gibi. Bazı işler babadan oğula veya kızlara devredilir. O alanda iyi bir ad bırakmak da nasıl önemlidir. Ustalık, güven, kişisel özellikler kuşaktan kuşağa aktarılır. En büyük mirastır bu. 

Bazı meslekler vardır: Adını duyunca saygınlık uyandırır. Ancak her meslek uygulayıcısıyla değer kazanır veya kaybeder. Farkı fark eder, seçimlerinizi ona göre yaparsınız. Hangi meslekte ya da işte olursa olsun ; öyle bir insan tanırsınız ki güvenirsiniz, inanırsınız, işinin ehli bir ustayla karşılaşmaktan mutlu  ve huzurlu olursunuz.  Ya da tam tersi olur, güvendiğiniz dağlara kar yağar adeta: Bir öğretmen bir çocuğu okuldan, sınıftan, hatta hayattan soğutabilir. Yanlış bir uygulama sonucu binalar enkaz haline dönüşebilir, çok büyük can ve mal kayıpları yaşanabilir. Bir doktor, bir hukukçu, bir yönetici farklı kararlarıyla insanları hüsrana boğabilir.

Bazen zor bir anda, kötü bir zamanda ,  sakinleştirici bir tavır, birkaç tatlı sözcük, bir tebessüm dünyaları bağışlar ya da dünyanızı başınıza yıkar. İşini seven,  görev ve sorumluluklarının bilincinde olan bir personel bir kurumun can damarı gibidir. İşini benimsemeden, insanlara kin ve öfke ile yaklaşan bir görevli ise her şeyi altüst edebilir. Her zaman, her yerde insan faktörü ne kadar önemli. İnsanca davranmak, karşısındakini insan yerine koymak, hayatı yaşamaya değer kılmak... Kişiliğiyle, iyi ahlâkıyla, dürüstlüğü ve çalışkanlığı ile kendini kanıtlayan her meslek sahibi topluma çok şey kazandırır. 

Makbule ABALI 
07 Mayıs. 2023 



Nisan 29, 2023

İKİ KADIN YÖNETMEN (B. C. P. Nisan Ayı )

Bu yazı Blogları Canlandırma Projesi (B.C.P) kapsamında yazılmıştır. Her ayın son haftasında yazılan  projenin  Nisan Ayı konusu  "Belirli Yazarlar ve Yönetmenler " idi. Ben Yönetmenler konusunu seçtim.
TDK Yönetmen sözcüğünü şöyle tanımlıyor: "Oyunlarda oyuncuların rollerini dağıtıp oyunu düzenleyen ve ilgili rollerin tümünün hazırlanan objeye uyumundan ve düzeninden sorumlu kimsedir." 
Dünyada ve ülkemizde erkek yönetmenlerin sayısı kadın yönetmenlerden çok daha fazla. Yaptığı işi  seven ve ciddiye alan  her insan, kadın veya erkek başarıyı yakalıyor. Ancak bazı konularda kadın duyarlılığı, kadın hassasiyeti erkeklerden farklı .  Kadınlar daha detaycı, oya gibi işliyorlar ele aldıkları konuları. Anne eli değmişçesine... 




TÜRKÂN ŞORAY
Türkân Şoray yıllarını sinemaya adamış bir sinema oyuncusu, senarist ve yönetmen. Yönetmenliği belki çok bilinmez ama tam bir sinema emekçisidir. 1945 İstanbul doğumludur. 15 yaşlarında sinemaya girmiş, yaklaşık 200  sinema  filminde , 10'dan fazla dizide  rol almıştır.  Sultan lâkaplı Türkân Şoray yıllardır kuşaktan kuşağa, her yaştan seyircinin gönlünde haklı bir yer edinmiştir.

Bir zamanlar Adana'da iki büyük sinemadan biri Alsaray Sineması'nda  yabancı filmler  gösterime girer, Erciyes Sineması'nda ise Türk filmleri oynatılırdı. Yaz aylarında ise Sular Yolunda Sular Sineması Türkân Şoray filmlerinin gösterime girdiği günlerde seyircilerle dolup taşardı. Film çok beğenilirse seyirci ayakta alkışlardı. 

Türkân Şoray 4 filmde yönetmenlik yaptı: Dönüş-1972, Azap-1973, Bodrum Hakimi-1976 Yılanı Öldürseler (Şerif Gören ile )-1981
Senaryosunu yazdığı filmler: Yılanı Öldürseler- 1981, Buruk Acı- 1989 
Dönüş Filmi 1973'te Moskova Film Festivalinde özel ödül aldı. 
1972'de Selvi Boylum Al Yazmalım ile En İyi Kadın Oyuncu Ödülünü aldı. 
Üç kez Altın Portakal Ödülünü aldı. Acı Hayat-1964, Ölüm Tarlası-1968, Hayallerim Aşkım ve Sen- 1987 . Mahpus ile 1973 Altın Koza Film Festivalinde ödül aldı. 
1999'da Roma Film Festivali Büyük Ödülünü aldı.
Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali Kadın Yönetmen Ödülünü aldı. 
2001'de İkinci Bahar Dizisindeki rolüyle Akademi İstanbul- Yılın En Başarılı Sinema Sanatçısı Ödülünü aldı. 



YEŞİM USTAOĞLU

Yeşim Ustaoğlu 1990 sonrasının önemli sinemacılarından. 1960 doğumlu. Karadeniz Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü mezunu. 
Sinemaya ödüllü kısa filmlerle başlamış. Filmlerinde içinde yaşadığı toplumu gözlemleyerek hayatın içinden farklı kesimlerden karakterlere yer veriyor. Bulutları Beklerken, Araf, Güneşe Yolculuk filmlerini yönetmiş. Bağımsız sinemacılardan.

İz filmi İstanbul, köln, Nürnberg Film Festivallerinde En İyi Film seçilmiş. 1999 yılında Güneşe Yolculuk Filmi Berlin Film Festivalinde En İyi Avrupa Filmi seçilmiş, Mavi Melek ve Heinrich Böll Barış Ödülünü almış. 
Pandora'nın Kutusu San Sebastian Uluslararası Film Festivalinde En İyi Proje Ödülünü almış. Yeşim Ustaoğlu bol ödüllü bir sinemacı. Altın İstiridye (En iyi Film) , Gümüş İstiridye (En iyi Kadın Oyuncu) ödüllerini almış.

 Güneşe Yolculuk Filmiyle 53. Antalya Film Festivalinde En İyi Yönetmen Ödülünü kazanmış. 2017'de Uluslararası İstanbul Festivalinde En İyi Yönetmen ödülünü almış. 






Nisan 27, 2023

ZAMAN...

 

Bazı sözcükler var ki adeta içimize işlemiş,  konuşurken, yazarken , düşünürken sürekli bizimle birlikteler. Anlamlı varlıklarıyla anlatımımıza güç kazandırıyorlar ; "Zamanda yol almak , zamanla yarış, zamana yenik düşmek, zaman harcamak, zaman kazanmak, zamansızlık, ahir zaman, geçmiş zamanlar, zaman doldurmak, evvel zaman içinde..." ve daha niceleri. Zamanı önemsediğimizden mi, alışkanlıktan mı , vazgeçilmez oluşundan mı böylesine sarılmışız bu sözcüğe...? 

En kısa zaman birimi "an" diye düşünürüz. An'ların birikimiyle anılar da bütünleşiyor.  Bir ömür öbek öbek anıları barındırıyor içinde. İyi-kötü, acı-tatlı, mutlu- mutsuz, neşeli- hüzünlü anlar. Kişiliğimize özgü yaşanmışlıklar...  Bir anda karar değiştirebilir insan, bir anda  şaşırabilir,   bir anda  bocalayabilir. Bir anda bayılabilir hatta bir anda ölebilir de. Hayat bir çelişkiler yumağı. 

Her zaman dilimi kendine özgü durumlar yaşatır insana. Dakikaları içine alan saatler bir başkadır. Bir saat bazen ne kadar uzun, bazen ne kadar kısa gelir insana. Saniyeler dakikaya dönüşür de saatler geçmiş gibi gelir insana. Bir siyah beyaz fotoğraf ya da birkaç dakikalık bir film karesi ömür boyu gözünüzün önünden gitmez. İnsanoğlu gariptir;  yıllar önce mutluluk veren anılar bir anda kâbusa dönüşebilir. Bazen de akıp giden zamanla değişimler yaşanır, mutsuzluk anları bile tebessümle hatırlanır. 

Gün içinde en önemsediğimiz zaman dilimi herkese göre değişir elbette. Yeni bir günün başlangıç saati gündoğumu benim en sevdiğim zamandır. Sabahları erken uyanıp da güneşin doğuşunu izlemek, günü daha bereketli kılar, umutları tazeler, bedene canlılık katar. Günün bitiminde güneşi yolcu ederken günbatımında biraz hüzün vardır sanki. Her ikisi de bir başlangıç ve bitişi düşündürür adeta. Zaman değişirken bir gün daha eksilir ömürden...

Zamanı vurgulayan saatler bir evde ne kadar önemlidir. Her yerde gözüm bir saat arar. Odada, salonda, mutfakta mutlaka bir saat bulunmasına özen gösteririm. Büyük küçük, süslü püslü, renkli renksiz olsun, hiç önemli değil. Yeter ki işlevini yerine getirsin. Durmuş veya pili bitmiş saatler hep bana o evdeki olumsuzluğu, durağanlığı düşündürür. Zaman akıp giderken saatler de ona eşlik etmeli, durmamalı derim. 

İnsanlar gibi saatler de çeşitli. Adana'da Büyük Saat ve Küçük saat  aynı zamanda  iki ayrı semt adıydı. Mersin Mezitli Sahilinde kocaman saat kulesindeki saat nedense hiç doğru zamanı göstermezdi. Çocukluğumda  evimizdeki guguklu saati nasıl unuturum.  Evin içinde adeta bir başka canlı gibi. Onun saat başlarında her çalışında biz de taklit ederdik; "Guguk... guguk..." Kuş hep saatin içinde olunca açlığını nasıl giderir diye sorduğumu da hatırlıyorum.

Yıllar önce İstanbul'da bir kırtasiyecide çok beğenerek aldığım bir başka saat de halâ çalışmaya ve yol göstermeye devam ediyor: Üzerinde "Bugünün Tekrarı Yok" yazısıyla. Küçük kız kardeşim Emel'in oğlu çok sevdiğim yeğenim Berk, Mersin'deki evimizde üniversite sınavına hazırlanırken, odasına astığım o saatten çok huzursuz olmuştu. Saat öylece bir başka odaya taşınmıştı.

Yaşamın içinde her şey ince bir çizgide ruh buluyor, rol değiştiriyor. Bazen bir anı üreticisi, bazen düşündüren bir simge, bir anı çözümleyicisi. Zaman çok şeyi alıp götürse de bazı eşyalar yıllara meydan okuyup ses vermeye devam ediyor. Zamansız  kaybettiğim diğer kız kardeşim Fazilet Rasime'nin  hediye ettiği mavi çalar saat ,aralıksız tik taklarına devam ediyor. Bizim için öyle değerli ki. 

"Bugünün tekrarı yok" zamanın akışında ama,  yarınlar daha güzel olacak düşlerimizde...

Makbule ABAL-Eğitimci

27 Nisan 2023