Sayfalar

Alzheimer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alzheimer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Eylül 21, 2026

UNUTMAK- UNUTABİLMEK- UNUTAMAMAK- UNUTTURMAMAK...

 







Bazen çok eski yılları,

Yaşanmış anları, anıları, insanları,

Kelimeleri, sözcükleri, adları, nesneleri,

Kentleri, sokakları, soluk yüzlü binaları,

Unutmak dağarcığımızdakileri...

Kimi zaman yaş aldıkça, 

Beden ve organlar eskidikçe

Unutmak eski kayıtları,

Silmek bellekten anıları 

Anları, günleri, ayları, yılları...

Bazen bir hastalık, bir kaza, belki soya çekim

Beynin küçülmesi, hücrelerin yenilenmemesi

Hastalıklarla yüz yüze kalmak;

Bunama, demans, Alzheimer, Parkinson

Eskimek, eksilmek küçülmek 

Yılların ardından...

Unutmak; uyumu, sevinci, umudu 

Acıyı, kederi, yası, kaygıyı 

Zamanla, sabırla, ortaklaşa, el ele 

Karanlık bir tünelden aydınlığa 

Yol almak bazen bir arpa boyu...

Unutabilmek geçmişi, zor günleri

El yordamıyla, işaret diliyle

Bazen düşerek, bazen tutunarak

Ya da bastonla, bir ele dayanarak

Umutla, ısrarla, inatla yol aramak... 

Unutabilmek; sil tuşuna basarcasına

İnsanları, yerleri, eşyaları, 

Kokuları, sesleri, görüntüleri...

Ama unutturmamak;

Bir hayat dersi gibi iz bırakanları,

Bellekte, yürekte, gönülde kalanları.

Deneyim kazanmak her yeni yaşla;

Yüzlerde çizgiler, saçlarda aklar çoğalsa 

Kişilik değişse, kimlik kaybolsa da

Bedende kayıplar artsa da 

Unutmamak  

Unutturmamak;

Geçmişteki iyilikleri, güzellikleri,

Değerlileri- değersizlerden 

Doğruları- yalanlardan, 

Gerçekleri- sahtelerden 

Seçerek, ayırt ederek, ayıklayarak

Yitirdiklerimizi anılarla anmak.

Yıllar geçse de 

Yaşananları unutmamak 

Unutturmamak...


Makbule ABALI-Eğitimci 

Urla-İzmir-Türkiye 

Güncelleme: 21 Eylül 2026


                          21 EYLÜL DÜNYA ALZHEİMER GÜNÜ 

Tüm dünyada hassasiyet ve farkındalıkların arttığı, saygı, sevgi, duyarlılık ve paylaşımların çoğaldığı günlerin, yılların özlemiyle...



 








Haziran 05, 2025

BAŞKALAŞAN HAYATLAR- Öykü



Şehre yaklaşık bir saat uzaklıkta küçük bir belde burası. Uzaktan dağlar görülüyor. Çevrede çam, katran, elma, şeftali, erik, ceviz ağaçları yeşilin her tonunu sergiliyor. Sabah kuşluk vakti. Sonbahar bütün haşmetiyle hüküm sürüyor. Bu mevsimde henüz soğuk yok, ama serin serin esen tatlı bir rüzgar var. Ağaçlarda yapraklar hafif hafif hışırdıyor. 

Tarihi çınarın altındaki kahvede birkaç masa dolu. Oturanlar oyun oynuyor, son meyve satışlarındaki karı, zararı konuşuyorlar. Köşedeki bir masada konuşulanlar farklı. 4-5 kişi heyecanla tartışıyorlar. 
"Ayşe Teyzeyi sabaha karşı gene tepenin başında bulmuşlar. Oturmuş, ağlıyormuş. Ölen babasını, eşini aradığını söylüyormuş. Oysa onlar öleli yıllar oldu."

"Bu kadıncağıza ne oldu da böyle değişti. Geçen gün evine gidenlere çay diyerek soğuk su ikram etmiş. Çayı soğuk suyla demlemiş. Bir gün de ocağı açık unutup bakkala gitmiş, az kalsın evde yangın çıkıyormuş". 

"Muhtar oğluyla konuşmuş, annesinin durumundan kaygılandıklarını dile getirmiş. O ise "yok annemde hiçbir şey, bazen ben de unutuyorum" demiş. Oysa durumu kabullense her şey daha kolaylaşacak." 
"Geçen gün topalak çorbasının içine bulgur yerine pirinç koymuş. Sonra da "bunun içine pirinçleri kim koydu diye komşularına çatmış. O Ayşe Teyze ki, düğün yemeklerinin baş danışmanıydı."

"Evinin önündeki çiçeklere gözü gibi bakardı. Oysa şimdilerde sulanmış, sulanmamış, umurunda bile değil. İçinde ot biten bir çiçeği soğan sanarak yemeğe kattığı bile söyleniyor. Bu aralar Ayşe Teyze efsane gibi oldu. Yaptıkları dilden dile dolaşıyor."

"İki gün önce de buzdolabının içindeki tüm yiyecekleri boşaltıp yerine giysilerini yerleştirmiş. Bu hastalık mı, bunamak mı, aklını kaçırmak mı, şaka mı, biz çözemedik."
"Sağlık Ocağındaki doktorumuz oğluna açıklamalı broşürler vermiş. Ayrıca mutlaka bir nörolog veya psikiyatriste gitmesini salık vermiş. Son zamanlarda onun da gözü korktu ki , yakında gideceklermiş."

"İlkokulu beraber okuduk. Sınıfın en akıllısı bu kadındı. Ne oldu böyle?"
"Geçenlerde televizyonda bir açıklama vardı; Yaşa bağlı bir hastalık bu, herkesin başına gelebilir. Zihnin yitirilmesi anlamına geliyormuş. Erken davranıp önlem almak lazım."

Rüzgar şiddetini arttırmıştı. Sonbahar ağırlığını hissettiriyordu artık. Belli ki "yaprak dökümü" insanlar arasında da sürüyordu. Dili, milleti, ülkesi ne olursa olsun, dünyanın her yerinde aynı hastalıklar farklı insanların kapısını çalıyor, hayatını bir başka yöne çekiyor, değiştiriyordu.
 
Kahvedeki insanlar çaylarını tazelediler Sıcak çay onları rahatlattı sanki. İçlerinde en yaşlı olan tekrar sözü aldı;
"Neyse ki komşuluk ilişkileri henüz bitmedi. Bir tas sıcak çorba, bir kap yöresel yemek dünyalara değer bazen. Bundan sonra kadınlarımız sık sık kapısını çalsınlar bari. O da zamanında hepimizin hastasına az mı koşturmuştu." 


"Yarın Bayram. Ayşe Teyze her bayramda komşularına tatlı yapar, dağıtırdı. "Şeker tadında geçsin günler, bayramlar. Hep ağız tadıyla, gönül huzuruyla yaşayın" derdi. 
"Şimdi hatırladım, çocuklara da içine lokum konmuş mendil verirdi. "Uzaklıkları yakın kılın. Beyinden beyine, yürekten yüreğe yol açın" derdi.

"O zaman yarını beklemek neden? Bu akşam biz de onun ziyaretine gidelim. Yalnız olmadığını anlasın. Geçmişteki güzel alışkanlıkları biz devam ettirelim. Çocuklarımıza da güzel bir ders olur, örnek oluruz."
"Bugün bana, yarın sana... 

Adı ne olursa olsun, ortak kaderi paylaşan insanların iş birliği, güç birliği hastalıkla mücadeleyi de kolaylaştıracaktır." 
"Eskiden insanlar savaşlara karşı mücadele ederlermiş. Oysa şimdi hastalıklar paylaşım bekliyor. Böylece insanın dayanma gücü de artacaktır elbette." 

Çaylar bir kez daha tazelendi. Hava daha da güzelleşmişti sanki. Rüzgar ılık ılık esiyor, öğle güneşinin ışıltısı masalara güzel bir aydınlık yayıyordu...

Makbule Abalı 
Mersin-2013



                                                                                   




SAĞLIKLA, HUZURLA, UMUT VE GÜVENLE, ÖZLEMLE, HEP BİRLİKTE, BARIŞ İÇİNDE BAYRAM GİBİ BAYRAMLARA... 
BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN. 

Makbule Abalı-Eğitimci 6 Haziran 2025

Eylül 21, 2024

Bir Dünya Masalı... Alzheimer

   


 BİR DÜNYA MASALI... ALZHEİMER 

   Bir anneanne, bir anne, bir de çocuk.
   Değişim kuralına uydu üç kuşak; 
   Yıllar değişirken onlar da değişti... 
   Yüzler, eller, gözler değişti, 
   Çağ değişti, insanlar değişti, 
   Hastalıkların adı bile değişti...



   Bir gün ansızın bir "konuk" geldi eve, 
   Kapıyı bile çalmadan, sessizce... 
   Evdekiler hep konukseverdi, 
   Ama bu yabancı da bir başkaydı.   
   Davetsiz konuk yerini kendi seçti, 
   Anneannenin beyninde bir köşeye yerleşti...
   Korkuttu, incitti, üzdü evdekileri, 
   Adını öğretti, belletti, yineledi; 
   Demans,  Bunama, ya da Alzheimer. 

   
   Yeni  konuk  altüst etti düzeni; 
   Çanta, para, anahtarlar hep kayıp, 
   Anneannenin kafası karmakarışık... 
   Anneanne şaşkın, anneanne çaresiz; 
   Kimdir, kiminledir, nerededir...? 
   Unuttu; günü, ayı, yılı 
   Unuttu; nerede, nasıl, kiminle olduğunu 
   Unuttu; ne yediğini, nasıl, kiminle yediğini 
   Unuttu, unutmak istemediklerini bile... 


   Roller değişti durmadan, 
   Kimlikler karıştı birbirine; 
   Kızı "annesi", ya da "ablası", damadı "babası" 
   Oysa sahne aynı, oyuncular aynı, 
   Değişen yalnızca insandı... 
   Anneanne huy değiştirdi onca yıl sonra; 
   Sinirli, öfkeli, uykusuz, 
   Kırılgan, alıngan, huzursuz... 
   
   Bir güzel düş oldu çocukluk, 
   Film hep geriye sarılıyor artık;
   Yakın geçmiş silindi bitti, 
   Uzak geçmişe köprüler döşendi.
   Dünya kocaman, dünya soğuk, 
   Gün bitti, güneş batıyor artık... 

    


   Anneanne başını dayadı sevdiklerine; 
   Elini tuttular sımsıkı, okşadılar usulca, 
   Dünya küçüldü birden, dünya ısındı... 
   Acıyı paylaştılar üç kuşak; 
   El ele, yürek yüreğe, omuz omuza 
   Direndiler hastalığa sevgiyle
   Tutundular yaşama umutla... 
   Yorgun belleklerden silindi pek çok şey ama; 
   "Unutulmaması gerekenleri" unutmadılar... 

Makbule ABALI- Eğitimci 
2010- Mersin 

Eylül Ayı : Alzheimer Farkındalık Ayı. 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü . 

Ülkemizde ve tüm dünyada Alzheimer hastası olup "ikinci Çocukluğunu yaşayanlara",  bu konuda "Farkındalık" yaratmak için emek ve çaba harcayan hassas ruhlara, hasta yakınlarına, her düzeyde özveri ile çalışan sağlık görevlilerine saygıyla... M.A 




   
   
  
  

    
   

Eylül 20, 2024

PARKTA BİR YALNIZ ADAM... ÖYKÜ- (BCP)




Hava kararmaya başlamıştı. Bu küçük parkta gün boyu süren sesler kesilmiş, havaya akşam hüznü çökmüştü. Banklar insansız, salıncaklar çocuksuz kalmıştı. Son kuşlar görkemli bir ağacın dalları arasında yer değiştiriyor, yaprakların arasında kendilerine sağlam yerler arıyorlardı. Şehrin karmaşık trafiğinden uzak, sakin bir köşeydi burası.

50 yaşlarında sade giyimli ince bir kadın parkın içine doğru yürüdü. Sanki yürüyüşe çıkmış da dinlenme amaçlı bir mola vermek ister gibiydi. Kenardaki bir banka oturdu. Bir süre kuşların ağacını gözledi. Son kuş sesleri cıvıltılarla sürüyordu. Birden onu gördü; En kuytu köşedeki bankta oturan 60 yaşlarında bir adam. Bulunduğu yerden profilden görebiliyordu. Antik heykeller gibi bir görüntüsü vardı. Kırlaşmış saçları yüzüne daha olgun bir ifade veriyordu. 

Elleri dikkatini çekti ansızın; İnce, uzun parmaklı, bir sanatkar eli gibi eller. Ellerini kucağında kavuşturmuştu. Dizlerinin üzerinde bir kitap duruyordu. Adını okumaya çalıştı, okuyamadı. Okunduğu yıpranmışlığından belliydi. Ama nasıl, ne zaman okunduğunu kim bilebilir.

Akşam serinliği bastırmaya başlamıştı. Rüzgar kuru yaprakları savuruyordu. Karşısındaki adamın davranışlarında bir gariplik fark etti. Tedirgindi, oturduğu yerde ayakları titriyordu. Evi, kimsesi var mıydı, bu soğukta nereye gidecekti, aç mıydı? Kadın "bana ne" diyen duyarsız tiplerden değildi. Ani bir hamleyle ayağa kalktı. Doğru-yanlış düşünmeden banka doğru birkaç adım attı, bankın bir kenarına ilişti. 

Sakin bir ses tonuyla sordu; "Buralarda mı oturuyorsunuz?" Yanındaki adam hiç cevap vermedi. Yüz mimiklerinde de en ufak bir değişim olmadı. Anlamsız gözlerle baktı sadece. Bal rengi gözleri bilinmezlerle doluydu. Kadın tekrar konuşmaya başladı:
"Benim adım Duygu. Ya siz kimsiniz? " "Bilmem, kimim, nereliyim, kiminleyim... hiçbir şey bilmiyorum. Evimi, sokağımı da bulamıyorum artık. 

Konuşmaktan yorulmuş gibiydi. Durdu, derin bir nefes aldı. Bir öksürüğe tutuldu. Sigara öksürüğü gibiydi. Ama parmaklarında sigara içenlere has leke yoktu. Kadın birden adamın çorapsız ayaklarını fark etti. Bu soğuk günde üstünde mont da yoktu. Sanki evden aceleyle çıkmış gibiydi. Ancak üşümüş gibi de durmuyordu. 
"Ya içindeki fırtına..." diye düşündü kadın. Birden elindeki kitabın adını okudu; Orhan Veli Kanık- Bütün Şiirleri. "Ne güzel bir seçim" dedi sessizce.

Tam o anda bir ses duyuldu: "Baba, nihayet seni bulduk. Aramadığımız yer kalmadı." 30 yaşlarında bir kadın ve bir erkek koşar adım banka doğru ilerlediler.  Genç kadın adamın elini tuttu. 
Ağlıyordu; Heyecandan mı, üzüntüden mi, sevinçten mi bilinmez... Genç kadın bir açıklama yapma ihtiyacını duydu; "Babam Alzheimer hastası. Annemi kaybettik, babam bizde kalıyor. Gündüzleri ben işe gidiyorum. Babam zaman zaman yürüyüşe çıkar, dolaşır, gelir. Sanırım hastalık ilerleyince evi bulamaz oldu."

Banktaki kadın kendi kendine bir iç hesaplaşma, sorgulama yaptı. 
"Hayatın cilvesi. Emeklilik dönemi neden bir huzur dönemi olamıyor? Kuşlar gibi insanlar da yalnız kalmak istemiyorlar. Farkında olmadan gene sürüye katılıyorlar. Başta insan tüm canlılar yalnız kalınca sıkıntıya düşüyorlar. Yalnızlık insana yakışmıyor. İnsan konuşmak istiyor, paylaşmak istiyor. Yanı başında bir sevdiğine dokunmak istiyor. Yalnızlık, suskunluk insanda yeni sorunlar yaratıyor..."

Hava artık iyiden iyiye kararmıştı. Baba-kız ve eşi uzaklaşırlarken geride kalan kadın da ayağa kalktı." Hayatı, insanı tanımak için bu gözlemler ne kadar önemli" diye düşündü. Dönüş yolunda Orhan Veli'den çok sevdiği bir şiir takıldı diline:

YALNIZLIK

Bilmezler yalnız yaşamayanlar,
Nasıl korku verir sessizlik insana;
İnsan nasıl konuşur kendisiyle;
Nasıl koşar aynalara,
Bir cana hasret,
Bilmezler.

Orhan Veli Kanık

 Genç kadın çantasından çıkardığı küçük bir günlüğe kısa bir not düştü: "Hayatın sallantılı köprüsünde hiçbir sözcük, hiçbir anlatım, şiir, şarkı ya da türkü İNSAN' ı anlatabilmek için  tam anlamıyla yeterli olmuyor."
Güneş battıktan sonra akşamın hüznü havaya sinmişti. Gün ışığının yerini yapay ışıklar, lâmbalar alıyordu artık... 

Makbule ABALI 

 NOT: Bu öykümü 2017 yılında yazmıştım. Blogları Canlandırma Projesinin 2024  Şubat Ayı teması: "Yalnızlık, Kardeşlik, Dostluk, Sevgi " idi. Uygun olacağını düşündüm. M.A 


Not: 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü. Toplumda bu hastalıkla ilgili olarak farkındalığı arttırmak, insanlarımızı bilinçli kılmak, unutmamak, unutturmamak, belleklerimizi tazelemek, yeniden hatırlamak adına küçücük bir katkıdır bu kısa öykü. M.A 

20 Eylül 2024- Urla





Mart 28, 2024

BİREYSEL UNUTKANLIKLARDAN TOPLUMSAL KAZANÇLARA...



  Aslında gecikmiş bir yazı bu. Ama inanıyorum ki bazı konuları vurgulamak ya da tekrar tekrar hatırlatmanın, konu üzerinde düşünmenin toplumun bilgilenmesine de katkısı olacaktır.  Önemli konulara tek gün ayırmak değil, zaman zaman yeniden dönüşler daha kalıcı bilgiler sağlıyor. Hele konu hatırlamalar ve unutmalarla ilgili olunca daha da önem kazanıyor. 

Çok sevdiğim bir yakınımla birlikte 24 Şubat Cumartesi Günü İzmir Güzelyalı Kültür Merkezi Nazım Hikmet Salonunda İzmir Alzheimer Derneği ile Lions Kulübü'nün  ortaklaşa düzenledikleri bir panele katıldık. İyi ki duyurmuş sevgili Sevil. Konu  "Alzheimer ve Müzik" idi. Konuşmacılar; Türkiye Alzheimer Derneği İzmir Şubesi Onursal Başkanı Dr. Aysel Gürsoy, İzmir Alzheimer Derneği Başkanı Sevnaz Şahin ve Müzik alanında uzman Sn. Çiğdem Sabuncuoğlu idi. Çok yararlı bilgiler sunuldu, açıklamalı broşürler verildi. 

Saat 14.00'de başlayan toplantı 16.30'da henüz bitmemişti. Önce Türkiye Alzheimer Derneği İzmir Şubesi Onursal Başkanı Sn. Doktor Aysel Gürsoy Demans ve Alzheimer hakkında genel açıklamalar yaptı. Bu arada İzmir Alzheimer Derneği yeni Başkanı , Ege Üniversitesi Geriatri Bölüm Başkanı Sn. Sevnaz Şahin ile birlikte açıklamaları bütünleştirdiler. İlk kez duyduğum bir bilgi bana çok ilginç geldi. Ege Üniversitesi'nde 3. yaş Üniversitesi 2016 yılında faaliyete geçmiş. 60 yaş üstü bireylere haftanın 3 günü ders veriliyor. Derslere  devam  zorunluluğu var. Sağlık Bilgisi,  Dijital okul,  Yazarlık, Vals, Psikodrama derslerden bazıları. Üç yılın sonunda katılımcılara diploma veriliyor. 

O gün tuttuğum notlardan ve broşürden alıntılar yapmak istiyorum:

* "Aktif Yaşlanma, ileri dönemlerdeki vücut ve ruh için yapılan bir yatırım gibi düşünülmelidir. Yaşlanma doğumla başladığına göre, hedefe ulaşmak ve başarılı yaşlanmak için gençlik hatta çocukluk döneminde başlatılmalıdır." 

* Yaş ilerledikçe hastalığın sıklığı artıyor. Risk faktörleri: ailede Alzheimer öyküsü, genetik yatkınlık, kafa travmaları, uzun süreli depresyon, kronik alkol kullanımı, hipertansiyon, şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği, uzun süreli strese maruz kalma. 

* Bir ölçüde korunma amaçlı yapılabilecekler: Akdeniz diyetiyle beslenme. sebze, meyve tüketimini arttırma, kafa yaralanmalarından, düşmelerden korunma, alkol ve sigara tüketimine dikkat edilmesi.

* Son yıllarda yapılan araştırmalar hastalığın fark edilmeden 20-30 yıl geride başladığını ve eğer araştırılırsa tanının 40 ve 50'li yaşlarda da konulabileceğini göstermektedir. 

 *Alzheimer hastalığı bilişsel fonksiyonların kaybına neden olan ve zamanla ilerleyen bir beyin rahatsızlığıdır. 

 *Alzheimer hasta yakınları hastalarıyla iletişim kurarken: sakin ve nazik bir şekilde konuşmaya dikkat etmelidirler. Hastanın ruh hali çok sık değişebilir. Alınganlıklar, depresif davranışlar, ağlama nöbetleri görülebilir. 

* Özellikle saldırganlık ve öfke nöbetleri sırasında hasta yakınlarının da öfkelenmesi hastanın saldırgan davranışlarını tetikler. 

* Alzheimer Hastalığını düşündüren uyarıcı bulgular: Hafıza kaybı, alıştığı işleri yapma güçlüğü, lisan problemleri, zaman ve yere oryantasyon bozukluğu, karar verme yetisinde bozulma, soyut düşünme bozukluğu, eşyaları yanlış yere koyma, kaybetme, kişilik değişiklikleri, duygu ya da davranış değişiklikleri, bir işe başlama yeteneklerinde kayıp.

 *Alzheimer Hastalığına karşı önlem olarak: Bilgiye ulaşmak, kitap okumak, planlı yaşamak, Hareketli olmak, yürüyüş yapmak, müzik dinleyip dans etmek, sosyal olmak, yeni kişiler tanımak, yeni bir iş öğrenmek, sakin olmak, sade yaşayıp neşeli, güler yüzlü olabilmek

* Beyin zoru seviyor, konfor beyni yoruyor. Beyin ve beden uykuda dinleniyor. 

 *Programın son aşamasında Alzheimer ve Müzik konusuna uygulamalı olarak yer verildi. Çiğdem Sabuncuoğlu Hocamız belirli makamların  insan ruhundaki yapıcı ve onarıcı etkisinden söz etti. Gözlerimizi kapatıp müzik dinledik, duygular dile geldi. 

Uzun, detaylı, çok yönlü bir programda ekip çalışmalarının gücüne bir kez daha ta yürekten inandım.  

Mersin'de de değerli Aynur Özge Hocamızın önderliğinde sürdürülen harika çalışmaları hatırladım: Hastalar ve hasta yakınları için programlanan Eğitim Kampları, seminerler, konferanslar, spor ve müzik, el işi çalışmaları, edebiyat saatleri, yoga, makrame, fotoğrafçılık kursları, İmece Mutfak etkinlikleri... Soru sorduğunuzda anında cevap aldığınız uzman bir ekip. Uzaklardan özlemle andım, gönül dolusu selam ve sevgilerimi ilettim. 

Ülkemizin her köşesinde insanı, doğayı, sanatsal etkinlikleri, sporu benimseyen, koruyucu, onarıcı insan sağlığına inanan kişilerin varlığı ve gücü elbette bireylerden topluma yansıyacak, yollarını aydınlatacaktır. İYİ Kİ VARSINIZ... 

Ünlü Düşünür Montaigne ne güzel demiş: "İnsan durmadan bir şeyler yapmalı, yaşama çabalarını elinden geldiği kadar sürdürmeli. Dilerim ki ölüm beni lâhanalarımı dikerken bulsun; Ama ne ölüm umurumda olsun, ne de yarım kalmış bahçem." 

Makbule ABALI 

28 Mart 2024 Urla












Eylül 21, 2023

21 EYLÜL- DÜNYA ALZHEİMER GÜNÜ -2023

 


Doğal afetler dünyayı tehdit ederken insan sağlığı da pek çok şeyden olumsuz etkileniyor.  Yıllar son hızla akıp geçerken hastalıklar da giderek çoğalıyor. Dünyada kalp ve damar hastalıkları, kanser, demans en sık görülen hastalıklar. Hatta eskiden daha ileri yaşlarda görülen bazı hastalıklar artık genç yaş grubunu da tehdit ediyor. 

Bugün Dünya ALZHEİMER  Günü. Demans (Bunama) grubu içinde en sık rastlanan hastalıklardan biri Alzheimer. Dünyada her yıl artan bir şekilde çoğalıyor. 80 yaşından sonra 2 kişiden biri Alzheimer hastası olabiliyor. Alzheimer unutkanlıkla seyreden bir hastalık.  Günümüzde pek çok kişi unutkanlıktan yakınıyor. Tarihleri, adları,  olayları, yerleri unutuyoruz. Ancak unuttuğumuzun farkında olmak önemli.

Toplum olarak zaten unutkanız. Keşke unutmamız gerekenlerle unutmamamız gerekenleri ayırt edebilsek, daha yaşanabilir bir dünyamız olmaz mıydı? Hastalığın nedenleri arasında ; ileri yaşlarda olmak, genetik faktörler, kafa travmasına maruz kalmak, stres, damar hastalıkları ve diyabet, aşırı röntgen ışınlarıyla karşı karşıya kalmak, kötü yaşam koşulları ve beslenme bozuklukları , hareketsiz bir hayat, zihinsel aktivitelerden uzak kalmak, .uzun süreli depresyon sayılabiliyor . Alzheimer hastalığında nörolog ve psikiyatristlerle iletişim kurmak gerekiyor. Erken tanı konduğunda hastalık yavaşlatılabiliyor ancak ne yazık, tedavi şansı yok. 

Hastalık;  çeşitli radyolojik incelemeler, kan tahlilleri, testler sonucunda belirleniyor.  Evreler halinde seyreden bir hastalık.  Hasta bakımı, hasta yakınlarının yaklaşımı ve bilinçli olması  tedavide etkin rol oynuyor. Yakın çevredeki insanların farkındalıkları ve duyarlılıkları önemli. Alzheimer insan yaşamında uzun, yıpratıcı,  yorucu, üzücü bir öykü. Çok sevdiğimiz annemiz Müzeyyen Gültekin'in hastalığı nedeniyle tüm aile bütün evreleri yaşadık adeta. 

Annemin vefatından sonra bir gönül borcu gibi fahri olarak çalıştığım Türkiye Alzheimer Derneği Mersin Şubesi, halâ çok yararlı çalışmalarıyla, Tarsus Şubesi ve Mersin Gülbahar Özmen Aktif Yaş Alma Evi işbirliği ile çevreye ışık saçmaya devam ediyor. Yaşlı hastaların tüm ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde deneyimli uzman personelle hizmet sunuluyor. Yatılı ve gündüz bölümleri var. Mersin Üniversitesi Nöroloji Bölümü'nde Prof. Sn. Aynur Özge Başkanlığında yıllardır çok değerli çalışmalar yürütülüyor, etkinlikler düzenleniyor: Eğitici Kamplar, konferanslar, seminerler, hasta yakınlarına çeşitli kurslar, (Fotoğrafçılık, seramik, makrome, dikiş) Türk Sanat Müziği, Türk Halk Müziği Koro çalışmaları, takı ve el sanatları , yoga, nefes egzersizleri, şiir ve edebiyat söyleşileri ; usta eğitimciler ve uzman çalıştırıcılar eşliğinde uygulanmaktadır. 

Mersin'de bulunduğumuz zamanlarda Alzheimer Derneği'nde gönüllü olarak çok değerli hasta yakını arkadaşlarımla İmece Mutfak çalışmaları, Bülten çalışmaları, söyleşiler gibi etkinliklerde severek çalıştım, şiirler , yazılar, öyküler yazdım. Şimdi uzaklardan içten gelen bir görev gibi küçük katkılarda bulunmaya çalışıyorum.

Yazımın altında farklı yıllarda blogda yazdığım  Alzheimer ile ilgili yazılarım, şiir ve öykü başlıklarım var. Bir de amatörce çekilmiş, şiirli bir videomu ekledim. Dünya ALZHEİMER Gününü anarken tüm hastalara acil şifalar diliyor, bu alanda emek veren  özverili doktorlarımıza, sağlık personeline ve hasta yakınlarına yürekten teşekkürlerimi iletiyorum.

Makbule ABALI

21 Eylül 2023 Urla


PAYLAŞIMLAR  Blogda Aramalar kutusundan Alzheimer yazarak büyütece  basarak da aranabilir. Ya da arşivden bulunabilir.

7 Mayıs 2010 Bir Dünya Masalı Alzheimer burada

17 Şubat 2011 Yeniden Çocuk Olmak burada

8 Mart 2013 Anarken burada

9 Ekim 2014 Anlar mı Anılar mı Geriye Kalan burada

21 Eylül 2013 Bir Alzheimer Hastasıyla Komşu Olmak (Öykü) burada

30 Mayıs 2013 Mutluluk Ya da Mutsuzluk burada

19 Eylül 2013 Alzheimer. Birer birer Unutmak Her şeyi

18 Ocak 2015 İmza Günlerinden Geriye Kalan

21 Eylül 2015   21 Eylül Dünya Alzheimer Günü

17 Eylül 2016 Unuttum Unuttun Unuttu

21 Eylül 2016 Bir Tren Yolculuğu (Öykü)

21 Eylül 2018 Unutmak Unutamamak Alzheimer

27 Şubat 2019 Mersin  Alzheimer Derneği'nde İmece Mutfak Çalışmaları 

30 Eylül 2019 Günbegün (Şiir )

21 Eylül 2017 Melâli Anlamak(Öykü ) burada

21 Eylül 2020 Fırtınalı Hayatlar (Şiir)

15 Ocak 2021 Unutmak İnsana Özgü Alzheimer 

1 Ekim 2021 Şarkılarla Şiirlerle (Öykü ) burada

21 Eylül 2021 Dünya Alzheimer Günü 

24 Eylül 2021 Özlü Sözler Alzheimer Farkındalık Ayı 











Ekim 09, 2022

BİR VARMIŞ... BİR YOKMUŞ...



"Bir varmış bir yokmuş" diye başlardı

Çocukluğundaki tüm masallar

Masal saati, uyku saati gibiydi 

Gözleri kapanırdı masalları dinlerken

Uykuya dalardı Kaf Dağının ardındaki kahramanla

Cüceler ve devler ülkesine yolculuklar yapardı,

Çocukluk rüyası Keloğlanı görür,

Zehirli elmayı ısıran Pamuk Prensesi kurtarırdı.

Sonra unuttu tüm masalları 

Hiç anlatılmamış gibi...

Çocuk masallarından bir yol uzandı ergen masallarına;

Oyunlar, sevdalar yer aldı hayatın ikinci perdesinde

Bilgisayarlar işlem yaptı, bellekler yerine

Günlüklere, yüreklere yazıldı ezberdekiler...

Ve hayatın son perdesinde 

Dramdan trajediye yöneldi yaşam;

Unutuldu geçmiş

Unutuldu çocuk masalları

Unutuldu dünya masalları

Unutuldu tüm gerçekler...

Silik hayaller kaldı geriye

Belleğine sığdırdı geriye kalanları;

Parçalanmış anılar, karıştırılan adlar

Ve bir kucak dolusu umut...

Gün geldi, her şey eskidi, her şey yıprandı

Bir küçük sandığa sığdırdı hepsini

Güvenemedi kimselere, kilitledi sandığı

Bu kez de anahtarı nereye koydu unuttu... 

Anılarla, zamanla, yaşamla mücadele etti

Hayatın son evresinde;

Koskocaman bir dünyada

Unuttuğu adlarla, unuttuğu detaylarla,

Unutulmuş anılar, unutulmuş insanlarla...

Hastalığın adı Alzheimerdı... 

Makbule ABALI

 21.09.2022

Dünya Alzheimer Günü'nde tüm hastaları, hasta yakınlarını ve bu konuda emek harcayan sağlık çalışanlarını saygıyla anıyoruz.


21 Eylül 2022 Tarihinde yayınladığım şiirimi seslendirerek tekrar yayınlıyorum .

Makbule Abalı-Eğitimci




 

Ekim 01, 2021

ŞARKILARLA- ŞİİRLERLE (Mini Öykü)


 Şirin, küçük bir çay bahçesi. Sarmaşık gülleriyle donatılmış. Bir köşede de yaseminler gizlenmiş. Yasemin kokusu buram buram burnunuza geliyor. İçeride 2-3 masa dolu, diğerleri boş.  Çevreyi izlerken birden onları gördüm; Kadının içeri girişi dikkat çekiciydi. Ağır adımlarla eşinin kolunda vakur  bir eda ile yürüyordu. Gözlerinin renginde yeşil bir giysi vardı üstünde. Tek taşlı zarif bir kolye beyaz boynunu çevreliyordu. Yıllar önce nasıl da güzeldi kim bilir. Eşi kah elini tutuyor, kah koluna giriyordu. Yoğun sevgisini bakışlarından anlamak mümkündü. Ama sanki kadının o güzel gözlerinde bir boşluk vardı. Boşluğa, uzaklara bakar gibiydi gözleri. Eşinin üstünde lacivert şık bir süveter, içinde mavi bir gömlek vardı. 70 yaşlarında görünüyordu. 

En uzak köşede bir masayı seçtiler, iki çay söylediler. İkisinin de elleri masanın üzerindeydi. Kadın ellerini uzattığı anda adam da uzattı, elleri birleşti. Yan masada oturunca konuşmalarını net duyuyordum. Şiir diliyle konuşuyorlardı. Kadın belli belirsiz bir sesle fısıldadı: "Ben sana mecburum bilemezsin" Adam ekledi:" Adını mıh gibi aklımda tutuyorum// Büyüdükçe büyüyor gözlerin/ İçimi seninle ısıtıyorum "

Kadın belli belirsiz fısıldadı: "Siz geniş zamanlar umuyordunuz" Adam devam etti : "Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek/ Yılların telaşlarda bu kadar çabuk geçeceği aklınıza gelmezdi." Kadın sırasını biliyordu: "Bir beyaz gemiydi ayıran onları" Adam devam etti: "Kadın güvertedeydi, adam rıhtımda/ Unuttum yüzünü kadının/ Adamın gözleri aklımda" Kadın fısıldar gibi  bir kelime ya da cümle söylüyor, eşi dizeleri tamamlıyordu.

Çay ocağı sahibi onları dikkatle izlediğimi fark edince yanıma geldi. "Gizem Hanım şairdir, şimdi Alzheimer" dedi. "Eşi sanatçı, sesi çok güzeldir. Çok büyük bir aşk yaşadılar. O büyük aşk bir hastalıkla sarsılıyor şimdi." Her gün belli saatte buraya gelirler, şiirler, şarkılar geçidi başlar. Gizem Hanım unutsa da Umut Bey hatırlatıcıdır. Terapi gibi, oyun gibi. 

Onlar devam ediyorlardı: "Ağlasam sesimi duyar mısınız mısralarımda / Dokunabilir misiniz  gözyaşlarıma ellerinizle?"

Adamın gözlerinden akan bir damla yaşı kimse görmedi, bilmedi sanırım.

Makbule ABALI 

ALZHEİMER DUYARLILIK İSTER, FARKINDALIK BEKLER.



Eylül 21, 2020

FIRTINALI HAYATLAR...


 Gün gelir bir fırtına eser yaşantınızda;
Birden altüst olur her şey
Dikili ağaçlar, dizilmiş taşlar yerle bir olur.
Gelip geçer sanırsınız,
Oysa sürer günler, yıllar boyu.
Ansızın bir kaza, bir hastalık, belki Alzheimer...
Adını bile anmak istemezsiniz,
Ama o unutturur size adınızı bile.
Vurgun yemiş gibi olur insan,
Yıldırım çarpmışa döner bedeniniz;
Bazen beyin darbe alır, bazen yürek, bazen tüm vücut.
Her şey yerle bir olur;
Hayaller, umutlar, tüm birikimler.
Çiçekler tarumar olur,
Kuşlar hepten susar
Kedere ortak olur...
Anne, baba, eş, çocuklar, yakınlar
Herkes perişan olur,
Her şey altüst, adeta bir yangın yeri,
Geride kızgın küller kalır,
Eviniz, yuvanız bir virane olur.
Hortum sonrası yıkıntı gibi, 
Fırtına sonrası büyük sessizlik...
Düşünce kalkmak gerek geride kalanlar için
Ve sonra yaşamı sürdürmek, mücadele etmek.
Gelir geçer her şey bazen delip de geçse de.
Bir rüzgar eser hayatınızda , göz gözü görmez olur, 
Unutulur pek çok şey,
Sonra güneş açar, izler kapanır, her yer pırıl pırıl 
Yeniden güçlenerek dört elle sarılır insan hayata...
Makbule ABALI

21 eylül Dünya ALZHEİMER Günü. Tüm hastalara ve hasta yakınlarına sağlıklı günler diliyoruz.



Yıldırım çarpmışa döner bedeniniz

Mayıs 14, 2020

HAYAT ARKADAŞI (Mini Öykü)


6-10 MAYIS ENGELLİLER HAFTASI

Korona virüs günlerinde ılık bir ilkbahar ikindisi.Günlerdir açık havadan, gökyüzünden, bahar esintisinden uzak, evlerde kalan insanlar o gün  ilk kez dışarıya çıkmışlardı. Bazılarına göre açık görüşe çıkmak gibi ya da kapalı ceza evinden açık ceza evine çıkarılmak gibi.

Çıkışlar kısıtlıydı. Belli saatler arasında dışarıda olunacak, maske ve eldivenle dolaşılacaktı. Her kısıtlama , gelecekte daha özgür olmak içindi elbette. 
Bu kısıtlamada parklar yasaktı ama parklarda özgürlüğü özleyen yaşlı, güler yüzlü birkaç insan da vardı. Büyük salıncaklara biniyor, çocukluklarına kısa geziler yapıyorlardı.Gökyüzü masmaviydi. belki içlerinde göğe bakma durağında inmeyi hayal edenler de vardı.

İskelelerde amatör balıkçılar yoktu bu kez. Onlar uzun molaları bekliyorlardı. Oltayı atıp saatlerce maviliklere bakmak terapi gibi gelir insana. Hiç balık tutmasa da olur. Oltayı atıp tutmak bile jimnastik değil midir? Bunları düşünürken göz göze geldiler. Aynı düşünceyi paylaşan insanların bakışı idi bu. Karşısındaki de yıllardır görmediği çocukluk arkadaşı  
Karşılıklı gülümsediler. İkisininki de halden anlayan gülümsemeydi. 

Bir tekerlekli sandalyeyi sürüyordu arkadaşı. Oturan herhalde eşiydi. Kucağında kocaman bir oyuncak bebek, üstünde bir küçük battaniye vardı. Kadın tiz bir sesle adama seslendi: "Bak, evden çıktığımızdan beri elimden hiç tutmadın. Bebeğimizi kucağına almadın. Sevdiğim şarkılardan söylemedin." Adam sakin bir ses tonuyla cevap verdi:" Bebek üşür canım. Üstündeki battaniyeyi kaldırmayalım. Şarkıları sen seçersin, evde söylerim.Elim soğuk, tutmayım, üşütürüm seni."

Çocukluk arkadaşına yavaşça fısıldadı: "Eşim Alzheimer hastası. Kucağındaki bebeği ölen çocuğumuz sanıyor. Bana olan sevgisi hiç azalmadı. Kıskançlığı giderek arttı. Yaşam ne getirir, ne götürür hiç bilemiyorsunuz. Biz yıllar öncesini yeniden yaşıyoruz. O küçük bir çocuk, ben babası. Engelli bir aileyiz artık. Engelleri aşmaya çalışıyoruz."
Korona günleri tüm ağırlığıyla havaya sinmişti...

Makbule ABALI


Kasım 06, 2019

NERGİS KOKUSU- UNUTAMAMAK...



Çiçekleri ne çok severdi. O'nun sayesinde hepimiz çiçek sever, bakar ve korurduk. Sadece ön ve arka balkonlar değil, salon ve mutfak penceresi de çiçek saksılarıyla doluydu. Adeta bir çiçek evdi bizimki. Çocukluktan kalma bir alışkanlıkla yapma çiçekleri bugün de hiç sevmem, kullanmam. Doğal insanlar gibi doğal çiçekleri ararım: Mevsiminde açan, içe işleyen kokusu olan, evde varlığıyla iz bırakan çiçekler...


Küçük bahçemizde narenciye ürünleri, muz, zeytin ve güller vardı. Yasemin ve hanımeli balkonda baş köşede dururlardı.
Bir başka köşede reyhan, fesleğen, nane, maydanoz ve yanı başlarında küçük saksılarda her tür kaktüs. Dikenler arasında çiçek açan kaktüsler. Çatlamış bir porselen, seramik çaydanlık ya da kasede keyifli kaktüsler. Rengi atmış bir seramik veya porselen kase , harika bir saksı olurdu. Evde işe yarar her türlü geri dönüşüm malzemesi çiçekler için saksı olarak kullanılırdı.


Evde, bahçede  yetiştiremediğimiz , annemin çok sevdiği, kokusundan vazgeçemediği bir çiçek vardı; nergisler. Kış başında evde çarşıdan alınmış demet demet nergis olur, bütün ev nergis kokardı. Oysa ben yasemin, lavanta, limon çiçeği kokularını severdim. Nergis bana ağır gelirdi. Zevkler, tatlar, renkler kolay kolay değişmiyor.

Ancak zaman değişirken , beden, beyin yıpranırken duygular da değişiyor, duyu organları  zayıflıyor, insan da değişime uğruyor. 
Alzheimer hastalığının son aşamasında annemi tanımakta zorlanır olduk. İstiklal Marşının 10 kıtasını, ünlü şairlerin uzun şiirlerini ezbere okurken adeta söz bitti. Odasına gündüzleri koyduğumuz nergisleri fark edemez oldu. En sevdiği çiçek artık ona hiçbir şey ifade etmiyordu. Onun güzel kokusunu da algılayamaz olmuştu.

Nergislerin yeniden doğuşa geçtiği, topraktan baş verdiği bir Ocak ayında annemi kaybettik. Kişiliğiyle, karakteriyle, alışkanlıklarıyla çevresinde çok sevilen bir güzel insandı. Saygıyla, rahmetle anıyoruz. Ondan kalma bir alışkanlık, her mevsim evde canlı çiçek bulundurmayı hiç ihmal etmem. Hele nergisler hep evin baş köşesinde  güzel bir vazoda saltanat sürer...

Makbule ABALI-Eğitimci


Eylül 30, 2019

GÜNBEGÜN...Alzheimer


EYLÜL ayı - "ALZHEİMER FARKINDALIK AYI"
21 Eylül- Dünya Alzheimer Günü

Daha önceki yazı ve şiirlerime ek olarak, bu ayın son alzheimer şiiri... (30 Eylül 2019)



GÜNBEGÜN
Gün gelir, unutkanlıktan yakınır insan;
Unutulmaktan, vefasızlıktan  
Sevdiklerine, dostlarına...
Sevgi , vefa yer değiştirmiştir başka duygularla,
Sevgi tükenmiştir belki de
Oysa hayır...
Beyin yıpranmıştır,
İnsan yaş almıştır,
Eskimese de başkalaşmıştır.
Unutmalar yanı başımızdadır
Bellek yenileri depolayamaz artık,
Hayat ağır çekimde sürer,
Ağır bir tempoda yürür her şey,
Konuklar azalır birer ikişer...
Aşırı ses, aşırı gürültü, aşırı hareket
bunaltır insanı.
Huzur aranır,
Sakinlik aranır,
Güven aranır...
İnsan aranır el verecek,
Omuz aranır baş koyacak,
Dost aranır, yürekle buluşacak...

Makbule ABALI-Eğitimci 




Şubat 27, 2019

MERSİN ALZHEİMER DERNEĞİ'NDE İMECE MUTFAK ÇALIŞMALARI...




İmece sözcüğü öteden beri sıcak gelir bana. İnsanla ilgili en güzel sözcüklerden biri. Türk Dil Kurumu Sözlüğünde İmece'nin anlamı şöyle açıklanmış: "Kırsal topluluklarda köyün zorunlu ve isteğe bağlı işlerinin köylülerce eşit şartlarda emek birliğiyle gerçekleştirilmesi."

Yazın yaylada bir komsumuzun vefatından sonra konuklara ikram edilecek semizotu böreği için 3 masa etrafında el birliğiyle semizotu ayıklayışımız geliyor aklıma. Yardımlaşma, paylaşım insan olmanın gereği. Yayladaki belde düğünlerinde de emek birliğiyle yapılan topalak çorbası, mantı, sarma ve dolmalar daha kısa sürede ve lezzetle hazırlanır.


            Sağlıklı kekler el birliğiyle hazırlanmış.

Sadece köylerde mi ? Bugün halen Anadolu'nun birçok kentinde bu güzel adet sürdürülüyor. İhtiyaç halinde el birliği, emek birliği ile güzel işler yapılıyor, üretime katkıda bulunuluyor. Bu güzel düşünceden hareketle Mersin Alzheimer Derneği'nde gönüllü üyelerden oluşan bir İmece Mutfak Ekibi kuruldu. 
İlk toplantımızı 26 Haziran 2018  tarihinde yaptık.

                
Mantı hazırlanıyor.

Her Çarşamba Dernekte toplanıp planlanan yemeklerin yapılması kararlaştırıldı. Ve her ayın bir günü "Anı Mutfağı" olarak belirlendi. Kaybettiğimiz yakınlarımız adına bir kişi sponsor olacak,  malzeme masraflarını üstlenecek, yemekler hep birlikte yapılacaktı. Bugüne kadar kaç kez anı mutfağı uygulaması yaptık.


                
Lokmalar hazırlanmış, sunuma hazır.

 Başlangıçta bir avuç insandık. Giderek genişledik. Aynur Özge Hocamızın önderliğinde , Nilüfer Gatenyo Hanımın yönlendirmesiyle sevgili şefimiz - öğretmenimiz Yaşar Karataş rehberliğinde hevesle, aşkla yola koyulduk. Geçmişin gelenek ve göreneklerinden ilham alarak sevgiyle, özenle lezzetli yemekler hazırladık. Bazen hastalara, bazen hasta yakınlarına ikram edildi bu yemekler.

Emek birliği, işbirliği,  el birliği tadına doyulmaz yiyecekler yaratıyor. İnsan yalnız olmadığını anlıyor, acısı hafifliyor. Böylece gelenek- görenekler de korunup devam ettiriliyor. İlk uygulamada Anı Mutfağında aşure pişirdik. İçine bol miktarda sevgi, vefa, dostluk, iyilik de kattık. Sonuç mükemmeldi. Daha sonra hingel (değişik bir mantı), tavuklu nohutlu pilav ve tatlı pişirilip ikram edildi.

Kırsal kesimde insana yalnızlık fazla dokunmuyor. Küçük gruplar birbirlerini daha iyi tanıyor. Oysa kent insanı bir güvensizlik ortamında giderek yalnızlığa gömülüyor. Hasta olduğunda çalacak bir kapı zili bekliyor. Aslında o anda gelecek bir kase çorba belki dünyaya değer. İyi günde-kötü günde beraber olabilmek, paylaşabilmek, zorlukların üstesinden gelebilmek için el ele vermek çok zor değil.  İnsan bu kocaman dünyada yalnız olmadığını bilmek istiyor.



İmece Mutfak Ekibi işlerini zevkle, neşeyle, keyifle yapan, çok iyi anlaşan  bir ekip. İlk kuruluştan beri birlikte olmama rağmen son  haftalarda rahatsızlığım nedeniyle çalışmalara katılamadım. Arkadaşlarımı, çalışmaları gerçekten çok özledim. 
Bugüne kadar yapılan İmece çalışmalarını fotoğraflarla özetlemeye çalışacağım. Emek veren, çaba harcayan tüm arkadaşlarımızı sevgiyle, özlemle anıyorum.

Makbule ABALI


                          Hazırlanan tarhalar kurumaya bırakılıyor.


            Portakallı kek hazırlanıyor.