Şehre yaklaşık bir saat uzaklıkta küçük bir belde burası. Uzaktan dağlar görülüyor. Çevrede çam, katran, elma, şeftali, erik, ceviz ağaçları yeşilin her tonunu sergiliyor. Sabah kuşluk vakti. Sonbahar bütün haşmetiyle hüküm sürüyor. Bu mevsimde henüz soğuk yok, ama serin serin esen tatlı bir rüzgar var. Ağaçlarda yapraklar hafif hafif hışırdıyor.
Tarihi çınarın altındaki kahvede birkaç masa dolu. Oturanlar oyun oynuyor, son meyve satışlarındaki karı, zararı konuşuyorlar. Köşedeki bir masada konuşulanlar farklı. 4-5 kişi heyecanla tartışıyorlar.
"Ayşe Teyzeyi sabaha karşı gene tepenin başında bulmuşlar. Oturmuş, ağlıyormuş. Ölen babasını, eşini aradığını söylüyormuş. Oysa onlar öleli yıllar oldu."
"Bu kadıncağıza ne oldu da böyle değişti. Geçen gün evine gidenlere çay diyerek soğuk su ikram etmiş. Çayı soğuk suyla demlemiş. Bir gün de ocağı açık unutup bakkala gitmiş, az kalsın evde yangın çıkıyormuş". "Muhtar oğluyla konuşmuş, annesinin durumundan kaygılandıklarını dile getirmiş. O ise "yok annemde hiçbir şey, bazen ben de unutuyorum" demiş. Oysa durumu kabullense her şey daha kolaylaşacak." "Geçen gün topalak çorbasının içine bulgur yerine pirinç koymuş. Sonra da "bunun içine pirinçleri kim koydu diye komşularına çatmış. O Ayşe Teyze ki, düğün yemeklerinin baş danışmanıydı."
"Evinin önündeki çiçeklere gözü gibi bakardı. Oysa şimdilerde sulanmış, sulanmamış, umurunda bile değil. İçinde ot biten bir çiçeği soğan sanarak yemeğe kattığı bile söyleniyor. Bu aralar Ayşe Teyze efsane gibi oldu. Yaptıkları dilden dile dolaşıyor." "İki gün önce de buzdolabının içindeki tüm yiyecekleri boşaltıp yerine giysilerini yerleştirmiş. Bu hastalık mı, bunamak mı, aklını kaçırmak mı, şaka mı, biz çözemedik." "Sağlık Ocağındaki doktorumuz oğluna açıklamalı broşürler vermiş. Ayrıca mutlaka bir nörolog veya psikiyatriste gitmesini salık vermiş. Son zamanlarda onun da gözü korktu ki , yakında gideceklermiş."
"İlkokulu beraber okuduk. Sınıfın en akıllısı bu kadındı. Ne oldu böyle?" "Geçenlerde televizyonda bir açıklama vardı; Yaşa bağlı bir hastalık bu, herkesin başına gelebilir. Zihnin yitirilmesi anlamına geliyormuş. Erken davranıp önlem almak lazım." Rüzgar şiddetini arttırmıştı. Sonbahar ağırlığını hissettiriyordu artık. Belli ki "yaprak dökümü" insanlar arasında da sürüyordu. Dili, milleti, ülkesi ne olursa olsun, dünyanın her yerinde aynı hastalıklar farklı insanların kapısını çalıyor, hayatını bir başka yöne çekiyor, değiştiriyordu.
Kahvedeki insanlar çaylarını tazelediler Sıcak çay onları rahatlattı sanki. İçlerinde en yaşlı olan tekrar sözü aldı; "Neyse ki komşuluk ilişkileri henüz bitmedi. Bir tas sıcak çorba, bir kap yöresel yemek dünyalara değer bazen. Bundan sonra kadınlarımız sık sık kapısını çalsınlar bari. O da zamanında hepimizin hastasına az mı koşturmuştu." "Yarın Bayram. Ayşe Teyze her bayramda komşularına tatlı yapar, dağıtırdı. "Şeker tadında geçsin günler, bayramlar. Hep ağız tadıyla, gönül huzuruyla yaşayın" derdi. "Şimdi hatırladım, çocuklara da içine lokum konmuş mendil verirdi. "Uzaklıkları yakın kılın. Beyinden beyine, yürekten yüreğe yol açın" derdi.
"O zaman yarını beklemek neden? Bu akşam biz de onun ziyaretine gidelim. Yalnız olmadığını anlasın. Geçmişteki güzel alışkanlıkları biz devam ettirelim. Çocuklarımıza da güzel bir ders olur, örnek oluruz." "Bugün bana, yarın sana...
Adı ne olursa olsun, ortak kaderi paylaşan insanların iş birliği, güç birliği hastalıkla mücadeleyi de kolaylaştıracaktır." "Eskiden insanlar savaşlara karşı mücadele ederlermiş. Oysa şimdi hastalıklar paylaşım bekliyor. Böylece insanın dayanma gücü de artacaktır elbette." Çaylar bir kez daha tazelendi. Hava daha da güzelleşmişti sanki. Rüzgar ılık ılık esiyor, öğle güneşinin ışıltısı masalara güzel bir aydınlık yayıyordu...
Makbule Abalı
Mersin-2013
SAĞLIKLA, HUZURLA, UMUT VE GÜVENLE, ÖZLEMLE, HEP BİRLİKTE, BARIŞ İÇİNDE BAYRAM GİBİ BAYRAMLARA...
Bir anneanne, bir anne, bir de çocuk. Değişim kuralına uydu üç kuşak; Yıllar değişirken onlar da değişti... Yüzler, eller, gözler değişti, Çağ değişti, insanlar değişti, Hastalıkların adı bile değişti...
Bir gün ansızın bir "konuk" geldi eve, Kapıyı bile çalmadan, sessizce... Evdekiler hep konukseverdi, Ama bu yabancı da bir başkaydı. Davetsiz konuk yerini kendi seçti, Anneannenin beyninde bir köşeye yerleşti... Korkuttu, incitti, üzdü evdekileri, Adını öğretti, belletti, yineledi; Demans, Bunama, ya da Alzheimer. Yeni konuk altüst etti düzeni; Çanta, para, anahtarlar hep kayıp, Anneannenin kafası karmakarışık... Anneanne şaşkın, anneanne çaresiz; Kimdir, kiminledir, nerededir...? Unuttu; günü, ayı, yılı Unuttu; nerede, nasıl, kiminle olduğunu Unuttu; ne yediğini, nasıl, kiminle yediğini Unuttu, unutmak istemediklerini bile...
Roller değişti durmadan, Kimlikler karıştı birbirine; Kızı "annesi", ya da "ablası", damadı "babası" Oysa sahne aynı, oyuncular aynı, Değişen yalnızca insandı... Anneanne huy değiştirdi onca yıl sonra; Sinirli, öfkeli, uykusuz, Kırılgan, alıngan, huzursuz... Bir güzel düş oldu çocukluk, Film hep geriye sarılıyor artık; Yakın geçmiş silindi bitti, Uzak geçmişe köprüler döşendi. Dünya kocaman, dünya soğuk, Gün bitti, güneş batıyor artık...
Anneanne başını dayadı sevdiklerine; Elini tuttular sımsıkı, okşadılar usulca, Dünya küçüldü birden, dünya ısındı... Acıyı paylaştılar üç kuşak; El ele, yürek yüreğe, omuz omuza Direndiler hastalığa sevgiyle Tutundular yaşama umutla... Yorgun belleklerden silindi pek çok şey ama;
"Unutulmaması gerekenleri" unutmadılar...
Makbule ABALI- Eğitimci
2010- Mersin
Eylül Ayı : Alzheimer Farkındalık Ayı. 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü .
Ülkemizde ve tüm dünyada Alzheimer hastası olup "ikinci Çocukluğunu yaşayanlara", bu konuda "Farkındalık" yaratmak için emek ve çaba harcayan hassas ruhlara, hasta yakınlarına, her düzeyde özveri ile çalışan sağlık görevlilerine saygıyla... M.A
Hava kararmaya başlamıştı. Bu küçük parkta gün boyu süren sesler kesilmiş, havaya akşam hüznü çökmüştü. Banklar insansız, salıncaklar çocuksuz kalmıştı. Son kuşlar görkemli bir ağacın dalları arasında yer değiştiriyor, yaprakların arasında kendilerine sağlam yerler arıyorlardı. Şehrin karmaşık trafiğinden uzak, sakin bir köşeydi burası.
50 yaşlarında sade giyimli ince bir kadın parkın içine doğru yürüdü. Sanki yürüyüşe çıkmış da dinlenme amaçlı bir mola vermek ister gibiydi. Kenardaki bir banka oturdu. Bir süre kuşların ağacını gözledi. Son kuş sesleri cıvıltılarla sürüyordu. Birden onu gördü; En kuytu köşedeki bankta oturan 60 yaşlarında bir adam. Bulunduğu yerden profilden görebiliyordu. Antik heykeller gibi bir görüntüsü vardı. Kırlaşmış saçları yüzüne daha olgun bir ifade veriyordu.
Elleri dikkatini çekti ansızın; İnce, uzun parmaklı, bir sanatkar eli gibi eller. Ellerini kucağında kavuşturmuştu. Dizlerinin üzerinde bir kitap duruyordu. Adını okumaya çalıştı, okuyamadı. Okunduğu yıpranmışlığından belliydi. Ama nasıl, ne zaman okunduğunu kim bilebilir.
Akşam serinliği bastırmaya başlamıştı. Rüzgar kuru yaprakları savuruyordu. Karşısındaki adamın davranışlarında bir gariplik fark etti. Tedirgindi, oturduğu yerde ayakları titriyordu. Evi, kimsesi var mıydı, bu soğukta nereye gidecekti, aç mıydı? Kadın "bana ne" diyen duyarsız tiplerden değildi. Ani bir hamleyle ayağa kalktı. Doğru-yanlış düşünmeden banka doğru birkaç adım attı, bankın bir kenarına ilişti. Sakin bir ses tonuyla sordu; "Buralarda mı oturuyorsunuz?" Yanındaki adam hiç cevap vermedi. Yüz mimiklerinde de en ufak bir değişim olmadı. Anlamsız gözlerle baktı sadece. Bal rengi gözleri bilinmezlerle doluydu. Kadın tekrar konuşmaya başladı: "Benim adım Duygu. Ya siz kimsiniz? " "Bilmem, kimim, nereliyim, kiminleyim... hiçbir şey bilmiyorum. Evimi, sokağımı da bulamıyorum artık. Konuşmaktan yorulmuş gibiydi. Durdu, derin bir nefes aldı. Bir öksürüğe tutuldu. Sigara öksürüğü gibiydi. Ama parmaklarında sigara içenlere has leke yoktu. Kadın birden adamın çorapsız ayaklarını fark etti. Bu soğuk günde üstünde mont da yoktu. Sanki evden aceleyle çıkmış gibiydi. Ancak üşümüş gibi de durmuyordu. "Ya içindeki fırtına..." diye düşündü kadın. Birden elindeki kitabın adını okudu; Orhan Veli Kanık- Bütün Şiirleri. "Ne güzel bir seçim" dedi sessizce. Tam o anda bir ses duyuldu: "Baba, nihayet seni bulduk. Aramadığımız yer kalmadı." 30 yaşlarında bir kadın ve bir erkek koşar adım banka doğru ilerlediler. Genç kadın adamın elini tuttu. Ağlıyordu; Heyecandan mı, üzüntüden mi, sevinçten mi bilinmez... Genç kadın bir açıklama yapma ihtiyacını duydu; "Babam Alzheimer hastası. Annemi kaybettik, babam bizde kalıyor. Gündüzleri ben işe gidiyorum. Babam zaman zaman yürüyüşe çıkar, dolaşır, gelir. Sanırım hastalık ilerleyince evi bulamaz oldu." Banktaki kadın kendi kendine bir iç hesaplaşma, sorgulama yaptı. "Hayatın cilvesi. Emeklilik dönemi neden bir huzur dönemi olamıyor? Kuşlar gibi insanlar da yalnız kalmak istemiyorlar. Farkında olmadan gene sürüye katılıyorlar. Başta insan tüm canlılar yalnız kalınca sıkıntıya düşüyorlar. Yalnızlık insana yakışmıyor. İnsan konuşmak istiyor, paylaşmak istiyor. Yanı başında bir sevdiğine dokunmak istiyor. Yalnızlık, suskunluk insanda yeni sorunlar yaratıyor..." Hava artık iyiden iyiye kararmıştı. Baba-kız ve eşi uzaklaşırlarken geride kalan kadın da ayağa kalktı." Hayatı, insanı tanımak için bu gözlemler ne kadar önemli" diye düşündü. Dönüş yolunda Orhan Veli'den çok sevdiği bir şiir takıldı diline:
YALNIZLIK Bilmezler yalnız yaşamayanlar, Nasıl korku verir sessizlik insana; İnsan nasıl konuşur kendisiyle; Nasıl koşar aynalara, Bir cana hasret, Bilmezler. Orhan Veli Kanık
Genç kadın çantasından çıkardığı küçük bir günlüğe kısa bir not düştü: "Hayatın sallantılı köprüsünde hiçbir sözcük, hiçbir anlatım, şiir, şarkı ya da türkü İNSAN' ı anlatabilmek için tam anlamıyla yeterli olmuyor."
Güneş battıktan sonra akşamın hüznü havaya sinmişti. Gün ışığının yerini yapay ışıklar, lâmbalar alıyordu artık...
Makbule ABALI
NOT: Bu öykümü 2017 yılında yazmıştım. Blogları Canlandırma Projesinin 2024 Şubat Ayı teması: "Yalnızlık, Kardeşlik, Dostluk, Sevgi " idi. Uygun olacağını düşündüm. M.A
Not: 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü. Toplumda bu hastalıkla ilgili olarak farkındalığı arttırmak, insanlarımızı bilinçli kılmak, unutmamak, unutturmamak, belleklerimizi tazelemek, yeniden hatırlamak adına küçücük bir katkıdır bu kısa öykü. M.A
Aslında gecikmiş bir yazı bu. Ama inanıyorum ki bazı konuları vurgulamak ya da tekrar tekrar hatırlatmanın, konu üzerinde düşünmenin toplumun bilgilenmesine de katkısı olacaktır. Önemli konulara tek gün ayırmak değil, zaman zaman yeniden dönüşler daha kalıcı bilgiler sağlıyor. Hele konu hatırlamalar ve unutmalarla ilgili olunca daha da önem kazanıyor.
Çok sevdiğim bir yakınımla birlikte 24 Şubat Cumartesi Günü İzmir Güzelyalı Kültür Merkezi Nazım Hikmet Salonunda İzmir Alzheimer Derneği ile Lions Kulübü'nün ortaklaşa düzenledikleri bir panele katıldık. İyi ki duyurmuş sevgili Sevil. Konu "Alzheimer ve Müzik" idi. Konuşmacılar; Türkiye Alzheimer Derneği İzmir Şubesi Onursal Başkanı Dr. Aysel Gürsoy, İzmir Alzheimer Derneği Başkanı Sevnaz Şahin ve Müzik alanında uzman Sn. Çiğdem Sabuncuoğlu idi. Çok yararlı bilgiler sunuldu, açıklamalı broşürler verildi.
Saat 14.00'de başlayan toplantı 16.30'da henüz bitmemişti. Önce Türkiye Alzheimer Derneği İzmir Şubesi Onursal Başkanı Sn. Doktor Aysel Gürsoy Demans ve Alzheimer hakkında genel açıklamalar yaptı. Bu arada İzmir Alzheimer Derneği yeni Başkanı , Ege Üniversitesi Geriatri Bölüm Başkanı Sn. Sevnaz Şahin ile birlikte açıklamaları bütünleştirdiler. İlk kez duyduğum bir bilgi bana çok ilginç geldi. Ege Üniversitesi'nde 3. yaş Üniversitesi 2016 yılında faaliyete geçmiş. 60 yaş üstü bireylere haftanın 3 günü ders veriliyor.Derslere devam zorunluluğu var. Sağlık Bilgisi, Dijital okul, Yazarlık, Vals, Psikodrama derslerden bazıları. Üç yılın sonunda katılımcılara diploma veriliyor.
O gün tuttuğum notlardan ve broşürden alıntılar yapmak istiyorum:
* "Aktif Yaşlanma, ileri dönemlerdeki vücut ve ruh için yapılan bir yatırım gibi düşünülmelidir. Yaşlanma doğumla başladığına göre, hedefe ulaşmak ve başarılı yaşlanmak için gençlik hatta çocukluk döneminde başlatılmalıdır."
* Yaş ilerledikçe hastalığın sıklığı artıyor. Risk faktörleri: ailede Alzheimer öyküsü, genetik yatkınlık, kafa travmaları, uzun süreli depresyon, kronik alkol kullanımı, hipertansiyon, şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği, uzun süreli strese maruz kalma.
* Bir ölçüde korunma amaçlı yapılabilecekler: Akdeniz diyetiyle beslenme. sebze, meyve tüketimini arttırma, kafa yaralanmalarından, düşmelerden korunma, alkol ve sigara tüketimine dikkat edilmesi.
* Son yıllarda yapılan araştırmalar hastalığın fark edilmeden 20-30 yıl geride başladığını ve eğer araştırılırsa tanının 40 ve 50'li yaşlarda da konulabileceğini göstermektedir.
*Alzheimer hastalığı bilişsel fonksiyonların kaybına neden olan ve zamanla ilerleyen bir beyin rahatsızlığıdır.
*Alzheimer hasta yakınları hastalarıyla iletişim kurarken: sakin ve nazik bir şekilde konuşmaya dikkat etmelidirler. Hastanın ruh hali çok sık değişebilir. Alınganlıklar, depresif davranışlar, ağlama nöbetleri görülebilir.
* Özellikle saldırganlık ve öfke nöbetleri sırasında hasta yakınlarının da öfkelenmesi hastanın saldırgan davranışlarını tetikler.
* Alzheimer Hastalığını düşündüren uyarıcı bulgular: Hafıza kaybı, alıştığı işleri yapma güçlüğü, lisan problemleri, zaman ve yere oryantasyon bozukluğu, karar verme yetisinde bozulma, soyut düşünme bozukluğu, eşyaları yanlış yere koyma, kaybetme, kişilik değişiklikleri, duygu ya da davranış değişiklikleri, bir işe başlama yeteneklerinde kayıp.
*Alzheimer Hastalığına karşı önlem olarak: Bilgiye ulaşmak, kitap okumak, planlı yaşamak, Hareketli olmak, yürüyüş yapmak, müzik dinleyip dans etmek, sosyal olmak, yeni kişiler tanımak, yeni bir iş öğrenmek, sakin olmak, sade yaşayıp neşeli, güler yüzlü olabilmek
* Beyin zoru seviyor, konfor beyni yoruyor. Beyin ve beden uykuda dinleniyor.
*Programın son aşamasında Alzheimer ve Müzik konusuna uygulamalı olarak yer verildi. Çiğdem Sabuncuoğlu Hocamız belirli makamların insan ruhundaki yapıcı ve onarıcı etkisinden söz etti. Gözlerimizi kapatıp müzik dinledik, duygular dile geldi.
Uzun, detaylı, çok yönlü bir programda ekip çalışmalarının gücüne bir kez daha ta yürekten inandım.
Mersin'de de değerli Aynur Özge Hocamızın önderliğinde sürdürülen harika çalışmaları hatırladım:Hastalar ve hasta yakınları için programlanan Eğitim Kampları, seminerler, konferanslar, spor ve müzik, el işi çalışmaları, edebiyat saatleri, yoga, makrame, fotoğrafçılık kursları, İmece Mutfak etkinlikleri... Soru sorduğunuzda anında cevap aldığınız uzman bir ekip. Uzaklardan özlemle andım, gönül dolusu selam ve sevgilerimi ilettim.
Ülkemizin her köşesinde insanı, doğayı, sanatsal etkinlikleri, sporu benimseyen, koruyucu, onarıcı insan sağlığına inanan kişilerin varlığı ve gücü elbette bireylerden topluma yansıyacak, yollarını aydınlatacaktır. İYİ Kİ VARSINIZ...
Ünlü DüşünürMontaigne ne güzel demiş: "İnsan durmadan bir şeyler yapmalı, yaşama çabalarını elinden geldiği kadar sürdürmeli. Dilerim ki ölüm beni lâhanalarımı dikerken bulsun; Ama ne ölüm umurumda olsun, ne de yarım kalmış bahçem."
Doğal afetler dünyayı tehdit ederken insan sağlığı da pek çok şeyden olumsuz etkileniyor. Yıllar son hızla akıp geçerken hastalıklar da giderek çoğalıyor. Dünyada kalp ve damar hastalıkları, kanser, demans en sık görülen hastalıklar. Hatta eskiden daha ileri yaşlarda görülen bazı hastalıklar artık genç yaş grubunu da tehdit ediyor.
Bugün Dünya ALZHEİMER Günü. Demans (Bunama) grubu içinde en sık rastlanan hastalıklardan biri Alzheimer. Dünyada her yıl artan bir şekilde çoğalıyor. 80 yaşından sonra 2 kişiden biri Alzheimer hastası olabiliyor. Alzheimer unutkanlıkla seyreden bir hastalık. Günümüzde pek çok kişi unutkanlıktan yakınıyor. Tarihleri, adları, olayları, yerleri unutuyoruz. Ancak unuttuğumuzun farkında olmak önemli.
Toplum olarak zaten unutkanız. Keşke unutmamız gerekenlerle unutmamamız gerekenleri ayırt edebilsek, daha yaşanabilir bir dünyamız olmaz mıydı? Hastalığın nedenleri arasında ; ileri yaşlarda olmak, genetik faktörler, kafa travmasına maruz kalmak, stres, damar hastalıkları ve diyabet, aşırı röntgen ışınlarıyla karşı karşıya kalmak, kötü yaşam koşulları ve beslenme bozuklukları , hareketsiz bir hayat, zihinsel aktivitelerden uzak kalmak, .uzun süreli depresyon sayılabiliyor . Alzheimer hastalığında nörolog ve psikiyatristlerle iletişim kurmak gerekiyor. Erken tanı konduğunda hastalık yavaşlatılabiliyor ancak ne yazık, tedavi şansı yok.
Hastalık; çeşitli radyolojik incelemeler, kan tahlilleri, testler sonucunda belirleniyor. Evreler halinde seyreden bir hastalık. Hasta bakımı, hasta yakınlarının yaklaşımı ve bilinçli olması tedavide etkin rol oynuyor. Yakın çevredeki insanların farkındalıkları ve duyarlılıkları önemli. Alzheimer insan yaşamında uzun, yıpratıcı, yorucu, üzücü bir öykü. Çok sevdiğimiz annemiz Müzeyyen Gültekin'in hastalığı nedeniyle tüm aile bütün evreleri yaşadık adeta.
Annemin vefatından sonra bir gönül borcu gibi fahri olarak çalıştığım Türkiye Alzheimer Derneği Mersin Şubesi, halâ çok yararlı çalışmalarıyla, Tarsus Şubesi ve Mersin Gülbahar Özmen Aktif Yaş Alma Evi işbirliği ile çevreye ışık saçmaya devam ediyor. Yaşlı hastaların tüm ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde deneyimli uzman personelle hizmet sunuluyor. Yatılı ve gündüz bölümleri var. Mersin Üniversitesi Nöroloji Bölümü'nde Prof. Sn. Aynur Özge Başkanlığında yıllardır çok değerli çalışmalar yürütülüyor, etkinlikler düzenleniyor: Eğitici Kamplar, konferanslar, seminerler, hasta yakınlarına çeşitli kurslar, (Fotoğrafçılık, seramik, makrome, dikiş) Türk Sanat Müziği, Türk Halk Müziği Koro çalışmaları, takı ve el sanatları , yoga, nefes egzersizleri, şiir ve edebiyat söyleşileri ; usta eğitimciler ve uzman çalıştırıcılar eşliğinde uygulanmaktadır.
Mersin'de bulunduğumuz zamanlarda Alzheimer Derneği'nde gönüllü olarak çok değerli hasta yakını arkadaşlarımla İmece Mutfak çalışmaları, Bülten çalışmaları, söyleşiler gibi etkinliklerde severek çalıştım, şiirler , yazılar, öyküler yazdım. Şimdi uzaklardan içten gelen bir görev gibi küçük katkılarda bulunmaya çalışıyorum.
Yazımın altında farklı yıllarda blogda yazdığım Alzheimer ile ilgili yazılarım, şiir ve öykü başlıklarım var. Bir de amatörce çekilmiş, şiirli bir videomu ekledim. Dünya ALZHEİMER Gününü anarken tüm hastalara acil şifalar diliyor, bu alanda emek veren özverili doktorlarımıza, sağlık personeline ve hasta yakınlarına yürekten teşekkürlerimi iletiyorum.
Makbule ABALI
21 Eylül 2023 Urla
PAYLAŞIMLAR Blogda Aramalar kutusundan Alzheimer yazarak büyütece basarak da aranabilir. Ya da arşivden bulunabilir.
Şirin,küçük bir çay bahçesi. Sarmaşık gülleriyle donatılmış. Bir köşede de yaseminler gizlenmiş. Yasemin kokusu buram buram burnunuza geliyor. İçeride 2-3 masa dolu, diğerleri boş. Çevreyi izlerken birden onları gördüm; Kadının içeri girişi dikkat çekiciydi. Ağır adımlarla eşinin kolunda vakur bir eda ile yürüyordu. Gözlerinin renginde yeşil bir giysi vardı üstünde. Tek taşlı zarif bir kolye beyaz boynunu çevreliyordu. Yıllar önce nasıl da güzeldi kim bilir. Eşi kah elini tutuyor, kah koluna giriyordu. Yoğun sevgisini bakışlarından anlamak mümkündü. Ama sanki kadının o güzel gözlerinde bir boşluk vardı. Boşluğa, uzaklara bakar gibiydi gözleri. Eşinin üstünde lacivert şık bir süveter, içinde mavi bir gömlek vardı. 70 yaşlarında görünüyordu.
En uzak köşede bir masayı seçtiler, iki çay söylediler. İkisinin de elleri masanın üzerindeydi. Kadın ellerini uzattığı anda adam da uzattı, elleri birleşti. Yan masada oturunca konuşmalarını net duyuyordum. Şiir diliyle konuşuyorlardı. Kadın belli belirsiz bir sesle fısıldadı: "Ben sana mecburum bilemezsin" Adam ekledi:" Adını mıh gibi aklımda tutuyorum// Büyüdükçe büyüyor gözlerin/ İçimi seninle ısıtıyorum "
Kadın belli belirsiz fısıldadı: "Siz geniş zamanlar umuyordunuz" Adam devam etti : "Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek/ Yılların telaşlarda bu kadar çabuk geçeceği aklınıza gelmezdi." Kadın sırasını biliyordu: "Bir beyaz gemiydi ayıran onları" Adam devam etti: "Kadın güvertedeydi, adam rıhtımda/ Unuttum yüzünü kadının/ Adamın gözleri aklımda" Kadın fısıldar gibi bir kelime ya da cümle söylüyor, eşi dizeleri tamamlıyordu.
Çay ocağı sahibi onları dikkatle izlediğimi fark edince yanıma geldi. "Gizem Hanım şairdir, şimdi Alzheimer" dedi. "Eşi sanatçı, sesi çok güzeldir. Çok büyük bir aşk yaşadılar. O büyük aşk bir hastalıkla sarsılıyor şimdi." Her gün belli saatte buraya gelirler, şiirler, şarkılar geçidi başlar. Gizem Hanım unutsa da Umut Bey hatırlatıcıdır. Terapi gibi, oyun gibi.
Onlar devam ediyorlardı: "Ağlasam sesimi duyar mısınız mısralarımda / Dokunabilir misiniz gözyaşlarıma ellerinizle?"
Adamın gözlerinden akan bir damla yaşı kimse görmedi, bilmedi sanırım.
Korona virüs günlerinde ılık bir ilkbahar ikindisi.Günlerdir açık havadan, gökyüzünden, bahar esintisinden uzak, evlerde kalan insanlar o gün ilk kez dışarıya çıkmışlardı. Bazılarına göre açık görüşe çıkmak gibi ya da kapalı ceza evinden açık ceza evine çıkarılmak gibi.
Çıkışlar kısıtlıydı. Belli saatler arasında dışarıda olunacak, maske ve eldivenle dolaşılacaktı. Her kısıtlama , gelecekte daha özgür olmak içindi elbette. Bu kısıtlamada parklar yasaktı ama parklarda özgürlüğü özleyen yaşlı, güler yüzlü birkaç insan da vardı. Büyük salıncaklara biniyor, çocukluklarına kısa geziler yapıyorlardı.Gökyüzü masmaviydi. belki içlerinde göğe bakma durağında inmeyi hayal edenler de vardı.
İskelelerde amatör balıkçılar yoktu bu kez. Onlar uzun molaları bekliyorlardı. Oltayı atıp saatlerce maviliklere bakmak terapi gibi gelir insana. Hiç balık tutmasa da olur. Oltayı atıp tutmak bile jimnastik değil midir? Bunları düşünürken göz göze geldiler. Aynı düşünceyi paylaşan insanların bakışı idi bu. Karşısındaki de yıllardır görmediği çocukluk arkadaşı Karşılıklı gülümsediler. İkisininki de halden anlayan gülümsemeydi. Bir tekerlekli sandalyeyi sürüyordu arkadaşı. Oturan herhalde eşiydi. Kucağında kocaman bir oyuncak bebek, üstünde bir küçük battaniye vardı. Kadın tiz bir sesle adama seslendi: "Bak, evden çıktığımızdan beri elimden hiç tutmadın. Bebeğimizi kucağına almadın. Sevdiğim şarkılardan söylemedin." Adam sakin bir ses tonuyla cevap verdi:" Bebek üşür canım. Üstündeki battaniyeyi kaldırmayalım. Şarkıları sen seçersin, evde söylerim.Elim soğuk, tutmayım, üşütürüm seni." Çocukluk arkadaşına yavaşça fısıldadı: "Eşim Alzheimer hastası. Kucağındaki bebeği ölen çocuğumuz sanıyor. Bana olan sevgisi hiç azalmadı. Kıskançlığı giderek arttı. Yaşam ne getirir, ne götürür hiç bilemiyorsunuz. Biz yıllar öncesini yeniden yaşıyoruz. O küçük bir çocuk, ben babası. Engelli bir aileyiz artık. Engelleri aşmaya çalışıyoruz." Korona günleri tüm ağırlığıyla havaya sinmişti... Makbule ABALI
Çiçekleri ne çok severdi. O'nun sayesinde hepimiz çiçek sever, bakar ve korurduk. Sadece ön ve arka balkonlar değil, salon ve mutfak penceresi de çiçek saksılarıyla doluydu. Adeta bir çiçek evdi bizimki. Çocukluktan kalma bir alışkanlıkla yapma çiçekleri bugün de hiç sevmem, kullanmam. Doğal insanlar gibi doğal çiçekleri ararım: Mevsiminde açan, içe işleyen kokusu olan, evde varlığıyla iz bırakan çiçekler...
Küçük bahçemizde narenciye ürünleri, muz, zeytin ve güller vardı. Yasemin ve hanımeli balkonda baş köşede dururlardı. Bir başka köşede reyhan, fesleğen, nane, maydanoz ve yanı başlarında küçük saksılarda her tür kaktüs. Dikenler arasında çiçek açan kaktüsler. Çatlamış bir porselen, seramik çaydanlık ya da kasede keyifli kaktüsler. Rengi atmış bir seramik veya porselen kase , harika bir saksı olurdu. Evde işe yarar her türlü geri dönüşüm malzemesi çiçekler için saksı olarak kullanılırdı.
Evde, bahçede yetiştiremediğimiz , annemin çok sevdiği, kokusundan vazgeçemediği bir çiçek vardı; nergisler. Kış başında evde çarşıdan alınmış demet demet nergis olur, bütün ev nergis kokardı. Oysa ben yasemin, lavanta, limon çiçeği kokularını severdim. Nergis bana ağır gelirdi. Zevkler, tatlar, renkler kolay kolay değişmiyor. Ancak zaman değişirken , beden, beyin yıpranırken duygular da değişiyor, duyu organları zayıflıyor, insan da değişime uğruyor. Alzheimer hastalığının son aşamasında annemi tanımakta zorlanır olduk. İstiklal Marşının 10 kıtasını, ünlü şairlerin uzun şiirlerini ezbere okurken adeta söz bitti. Odasına gündüzleri koyduğumuz nergisleri fark edemez oldu. En sevdiği çiçek artık ona hiçbir şey ifade etmiyordu. Onun güzel kokusunu da algılayamaz olmuştu. Nergislerin yeniden doğuşa geçtiği, topraktan baş verdiği bir Ocak ayında annemi kaybettik. Kişiliğiyle, karakteriyle, alışkanlıklarıyla çevresinde çok sevilen bir güzel insandı. Saygıyla, rahmetle anıyoruz. Ondan kalma bir alışkanlık, her mevsim evde canlı çiçek bulundurmayı hiç ihmal etmem. Hele nergisler hep evin baş köşesinde güzel bir vazoda saltanat sürer...
21 Eylül- Dünya Alzheimer Günü Daha önceki yazı ve şiirlerime ek olarak, bu ayın son alzheimer şiiri... (30 Eylül 2019)
GÜNBEGÜN Gün gelir, unutkanlıktan yakınır insan;
Unutulmaktan, vefasızlıktan Sevdiklerine, dostlarına... Sevgi , vefa yer değiştirmiştir başka duygularla, Sevgi tükenmiştir belki de Oysa hayır... Beyin yıpranmıştır, İnsan yaş almıştır, Eskimese de başkalaşmıştır. Unutmalar yanı başımızdadır Bellek yenileri depolayamaz artık, Hayat ağır çekimde sürer, Ağır bir tempoda yürür her şey, Konuklar azalır birer ikişer... Aşırı ses, aşırı gürültü, aşırı hareket bunaltır insanı. Huzur aranır, Sakinlik aranır, Güven aranır... İnsan aranır el verecek, Omuz aranır baş koyacak, Dost aranır, yürekle buluşacak... Makbule ABALI-Eğitimci
İmece sözcüğü öteden beri sıcak gelir bana. İnsanla ilgili en güzel sözcüklerden biri. Türk Dil Kurumu Sözlüğünde İmece'nin anlamı şöyle açıklanmış: "Kırsal topluluklarda köyün zorunlu ve isteğe bağlı işlerinin köylülerce eşit şartlarda emek birliğiyle gerçekleştirilmesi."
Yazın yaylada bir komsumuzun vefatından sonra konuklara ikram edilecek semizotu böreği için 3 masa etrafında el birliğiyle semizotu ayıklayışımız geliyor aklıma. Yardımlaşma, paylaşım insan olmanın gereği. Yayladaki belde düğünlerinde de emek birliğiyle yapılan topalak çorbası, mantı, sarma ve dolmalar daha kısa sürede ve lezzetle hazırlanır.
Sağlıklı kekler el birliğiyle hazırlanmış. Sadece köylerde mi ? Bugün halen Anadolu'nun birçok kentinde bu güzel adet sürdürülüyor. İhtiyaç halinde el birliği, emek birliği ile güzel işler yapılıyor, üretime katkıda bulunuluyor. Bu güzel düşünceden hareketle Mersin Alzheimer Derneği'nde gönüllü üyelerden oluşan bir İmece Mutfak Ekibi kuruldu. İlk toplantımızı 26 Haziran 2018 tarihinde yaptık.
Mantı hazırlanıyor. Her Çarşamba Dernekte toplanıp planlanan yemeklerin yapılması kararlaştırıldı. Ve her ayın bir günü "Anı Mutfağı" olarak belirlendi. Kaybettiğimiz yakınlarımız adına bir kişi sponsor olacak, malzeme masraflarını üstlenecek, yemekler hep birlikte yapılacaktı. Bugüne kadar kaç kez anı mutfağı uygulaması yaptık.
Lokmalar hazırlanmış, sunuma hazır. Başlangıçta bir avuç insandık. Giderek genişledik. Aynur Özge Hocamızın önderliğinde , Nilüfer Gatenyo Hanımın yönlendirmesiyle sevgili şefimiz - öğretmenimiz Yaşar Karataş rehberliğinde hevesle, aşkla yola koyulduk. Geçmişin gelenek ve göreneklerinden ilham alarak sevgiyle, özenle lezzetli yemekler hazırladık. Bazen hastalara, bazen hasta yakınlarına ikram edildi bu yemekler.
Emek birliği, işbirliği, el birliği tadına doyulmaz yiyecekler yaratıyor. İnsan yalnız olmadığını anlıyor, acısı hafifliyor. Böylece gelenek- görenekler de korunup devam ettiriliyor. İlk uygulamada Anı Mutfağında aşure pişirdik. İçine bol miktarda sevgi, vefa, dostluk, iyilik de kattık. Sonuç mükemmeldi. Daha sonra hingel (değişik bir mantı), tavuklu nohutlu pilav ve tatlı pişirilip ikram edildi. Kırsal kesimde insana yalnızlık fazla dokunmuyor. Küçük gruplar birbirlerini daha iyi tanıyor. Oysa kent insanı bir güvensizlik ortamında giderek yalnızlığa gömülüyor. Hasta olduğunda çalacak bir kapı zili bekliyor. Aslında o anda gelecek bir kase çorba belki dünyaya değer. İyi günde-kötü günde beraber olabilmek, paylaşabilmek, zorlukların üstesinden gelebilmek için el ele vermek çok zor değil. İnsan bu kocaman dünyada yalnız olmadığını bilmek istiyor.
İmece Mutfak Ekibi işlerini zevkle, neşeyle, keyifle yapan, çok iyi anlaşan bir ekip. İlk kuruluştan beri birlikte olmama rağmen son haftalarda rahatsızlığım nedeniyle çalışmalara katılamadım. Arkadaşlarımı, çalışmaları gerçekten çok özledim. Bugüne kadar yapılan İmece çalışmalarını fotoğraflarla özetlemeye çalışacağım. Emek veren, çaba harcayan tüm arkadaşlarımızı sevgiyle, özlemle anıyorum.