Sayfalar

Mehmet Osman Çağlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mehmet Osman Çağlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ekim 12, 2024

BİR KİTAP TANITIMI- SON GÜZ FIRTINASI



Hepimizin yaşamında belli fırtınalar vardır; Bazen günler, bazen yıllar sürer. Bazen bireysel, bazen toplumsal ağırlıktadır. Toplumsal fırtınalar hepimizi çarpar, ezer, geçer. Yaşarken bir mücadele gücü dayanma gücümüzü zorlar. Ama fırtına sonrası sessizlik; acıları, kayıpları, yaraları gözler önüne serer.

Blog arkadaşımız Mehmet Osman Çağlar'ın "Son Güz Fırtınası" kitabını okurken, deneyimler kazandırarak yaşanmış büyük bir fırtınaya tanık oluyoruz. İnsanın kimliği, kişiliği yaşananlardan etkileniyor tabii. Roman aynı zamanda kısa öyküleri de barındırıyor içinde. Kitap bir öz eleştiri aynı zamanda. Gençlikteki yanılgılar, sevdalar, kavgalar, siyasi girişimler, iş bulma çabaları... Kitap ülkemizin yakın geçmişinden de izler taşıyor. Hayatın içinden, hayatın ta kendisi...

Okuduğum kitapların önce adı dikkatimi çeker benim. "Son Güz Fırtınası" insana çok şey düşündüren bir ad. Kitabın içeriği de öyle; Okurken geçmişe kısa yolculuklar yapıyorsunuz. Yazar kitabına neden bu adı verdiğini kısaca şöyle açıklıyor: "Genç yaşlarda yaşayıp, soruların cevabını tam alamadığımız ama aramaktan da hiç vazgeçmediğimiz o karanlık ve karmaşık günlerin devrim ve aşklarının öykü romanıdır "Son Güz Fırtınası".

Mehmet Bey güçlü kalemiyle ustaca cümleler kuruyor, yazdıklarıyla okuyucuyu sürüklüyor, düşündürüyor. Zaman zaman geriye dönüşlerle ülkenin geçmiş dönemlerini yaşatıyor. İnsanı, özelliklerini iyi tanıyor ve tanıtıyor. Betimlemeler çok güçlü. Okurken altını çizdiğim çok cümle oldu:

"Genç yaşımıza rağmen hayat yorgunu, kırgını, rastgele ölü kent küskünleriydik."

"Birazdan başlayacak mitingde, ayrı flamalar altında kimliğini arayan, ileride başlarına neler geleceğini bilmeyen, kalabalıklarda kaybolan çocuklardık."

"Yaşamın kıyısındaki bu insanlar neden bu kadar birbirine benzer? Hüznün, sevincin, yalnızlığın bir tür masalını yaşarlar farkında olmadan."

"İlk karşılaştığımız an duyduğumuz coşkulu heyecan şimdi yerini sakinliğe bırakmıştı. Sılasız kaçaklar gibi sessiz konuşuyor, sessiz tepkiler veriyor, sesiz gülüyor, sessiz susuyorduk. Hiçbirimiz eski biz değildik, eskiden eser yoktu sanki."

"Ah çocuklar ah, silah size, bize hiç yakışmadı. Ama suç sadece sizde, bizde miydi? "

"O muktedirler bir gün olsun, oturup sizle bizle konuşmaya, sizi bizi anlamaya çalıştılar mı?"

"Biz bu toprakları , bu ülkeyi, herkesten çok sevdik, hala seviyoruz."

"Biliyordum, ondan sonra bir şeyler çok eksik, hayatımda boşluklar olacak, sığınacağım bir liman olmayacaktı artık."

Kitabı merakla okudum. Ama doğrusu bittiğinde biraz daha uzun olabilirdi diye düşündüm. Sanırım Mehmet Bey de daha uzun yazmış, sonra kısaltmış. Kitapta benim favorim "İlk Sevgilim" adlı öykü oldu. Çok duyarlı, naif, hassas bir yürekten çıkmış bir öykü bu. "İva" da farklı bir öykü.

Teşekkürler Mehmet Bey. Emeğinize, yüreğinize sağlık. Biz bu romanınızı okurken belki siz 3. kitabın hazırlıklarına başladınız bile.

Makbule ABALI- Eğitimci
25 Nisan 2017 Mersin









Nisan 11, 2015

BİR KİTAP TANITIMI-MAVİ MISRALAR...



Şiirin dünyamızı zenginleştirdiğine, renklendirdiğine inananlardanım. Şiir ruh sağlığımızı dengeliyor, iç dünyamızı dinlendiriyor. Blog arkadaşlarımızdan Mehmet Osman Çağlar "Mavi Mısralar" adlı kitabında adeta insanı mavi sakin bir denizde uzun bir deniz yolculuğuna çıkarıyor. Bu sakin deniz yolculuğunda zaman zaman fırtınalar da yaşanıyor elbette. Farklı limanlara uğrayıp hayatın farklı yönlerini tanıyoruz. 

"Neden Mavi Mısralar"?... sorusunun cevabını kitabının ilk sayfalarında şöyle açıklıyor Mehmet Osman Çağlar: "Benim gibi 1968 ile 1978 yılları arasında gençliğini yaşamış bir kuşak vardır. Onlar akvaryumda dönüp dolaşıp açık denizi seyrederken devamlı cama çarpan, aynı sularda kalıp okyanusa açılamayan balıklar gibidir ama arayışları hiç bitmez. Ne tam 68'li ne tam 78'lidir. Devrimlerini, aşklarını, sevdalarını sanki okyanusun ortasında fırtınaya yakalanmış gibi, her şeye geç kalmış, birçok işe el atıp mükemmeli yakalamaya çalışırken hep geç kalmış, arada sıkışmış, yitik bir kuşak...

Bu bir şiir kitabı. Ama içinde düz yazıyla yazılmış şiir akıcılığında  bölümler de var. Bir deniz yolculuğunda bir limana uğramış ya da bir mola vermiş gibi... Sayfa-13 "Bu şehirde de insanlar özgür değiller, bilmiyorlar ama kalabalıklar içinde çok yalnızlar ve sevgiye ihtiyaç duyuyorlar.... Sadece yaşamaya çalışıyorlar sessizce ve suçluca... Acemi sahte gülüşler..."

Mehmet Bey'in şiirlerinde sevgi ve özlem de var, Deniz Gezmişler'in dramı da, çocukluk hayalleri de. Kitabı okurken bazı şiirleri yeniden okuma ihtiyacı duydum ben. O anda şiirin anlaşılmayışından değil, beğenilen bir şiirin tadına daha iyi varabilmek için. Kitapta birçok şiirde kendinizi bulabilirsiniz. Bir yolculuğu düşleyerek kendinizi hayatın gerçekleri içinde bulabilirsiniz. Ama eminim zevk alarak okuyacaksınız.

Ben kitapta en çok "Oğluma" adlı şiiri sevdim. Uzun bir şiir, bir bölümünü aktarmak isterim:
Oğluma
"Artık büyüdüm ve bir kadınla hayatı
paylaşmak istiyorum diyorsan eğer
önce kendine dürüst olmalısın.
Ne aradığını bilerek,
kendinle birlikte onu iyi tanıyıp
ondan sonra yola çıkmalısın.
Çok hassas olduklarını öğrenmeli, kırmamalısın.
Kırılan bir pırlanta iyi bir usta elinde işlense de 
yansıması artık eskisi gibi olmaz,
bunu çok iyi bilmelisin."
-----------------------
Kitabın son şiiri: "Tek Perde" den birkaç dize:

"Yaşamdan sakladıkça kendini, 
Gelir bulur seni hep aynı replikler.
Seyircilerin arasına dalıp
Bu tek kişilik oyunda
Ezberini tek başına kuracaksın."
--------------------------

Kitabın sayfaları arasında mavi bir yolculuğa çıkmışcasına hızla ilerliyor ve "akvaryumdaki balıklar okyanusa açılmışlar" diye düşünüyorsunuz. Demir attığınız son limanda gözünüzün önünde uçsuz bucaksız bir deniz, zihninizde hayatın akışı içinde insana dair pek çok konu. Uzun bir yolculuğun sonunda belleğinizde yüzlerce mavi mısra, ardınızda bir şiir denizi... Ve belki hayallerde ufukta görülen yeni bir yolculuk, bir başka kitap...