Sayfalar

Şubat 28, 2023

YENİDEN DOĞUŞ... (B.C.P .Tema: Psikoloji ve Şiir.)

 




Bir bebek adım attı dünyaya;

Bir başka küçük dünyadan, anne karnından

Soğuk bir kış gecesi, sabaha karşı.

Geldiği yer sıcak, güvenli,

Bir hayat kordonuyla bağlı annesine,

Can bağı, kan bağı... 

Dünya nüfusuna bir kayıt daha düştü 

Önce canlı, sonra insan, bir insan oğlu 

Önünde koca bir ömür;

Günler, yıllar geçecek birer ikişer

Mevsimler geçerken ardı ardına 

Sıcak, soğuk, yağmur, dolu, kar...

Neler olacak yaşamında, bilinmez; 

Kimler girecek hayatına ?

Kimler can katacak canına ?

Kimler gün çalacak ömründen ?

Sevinçler, acılar, özlemler, mutluluklar...

Her duygudan olacak duygu tasında 

Neler saklanacak bilinçaltında?

Kim bilir ne anılar yer alacak anı dağarcığında ? 

Kimleri konuk edecek yüreğinde ?

Kimleri dışlayacak hayatından ? 

İyi, kötü günler ardı ardına geçecek, 

Bebek büyüyecek, delikanlı olacak, 

Adam olacak, insan olacak.

Kötülerin giderek çoğaldığı bir dünyada 

Hep özlediğimiz, düşlediğimiz gibi 

Güzel yürekli, vicdanlı, merhametli, dürüst,

İyi ahlaklı bir  İNSAN olacak... 


Makbule ABALI

28 Şubat 2023 Urla 






Şubat 23, 2023

ACI...

 


İnsanların deneyim kazanması için mutlaka acı mı çekmeleri gerekiyor? Acı çekmeden hayat anlaşılmaz mı? Kadınlar mı, erkekler mi acıya daha dayanıklıdır? " Ağrı Eşiği"  vardır da "Acı Eşiği"  yok mudur? Neden bir gecede ağarır bazen saçlar? Neden kimileri katıla katıla ağlarken , kiminin  sessizce akar gözyaşları?

Kim kimin acısını dindirebilir? Kim kime daha iyi gelebilir? Bazı ağıtları, türküleri dinlerken nasıl da içimiz yanar? Eller, yumruklar öfkeyle sıkılır da kalbin sıkıştığı yüzden belli olur mu? "Tüylerim diken diken oldu" deriz. O dikenler midir yüreğimizi acıtan? 

Uzaklardan gelen bir kaval sesi, bir kemanın ince vurgusu, bir bağlamanın tınısı ya da yakınlardan gelen yanık bir türkü duygularımızı harekete geçirir birden...  Yüzlerce koyun arasında bir kuzu nasıl olur da bulur annesini? Parmak izleri gibi kokular da o denli çeşitli midir? Çiçek kokularıyla anne kokusu karışmaz mı birbirine ? Koyun bile ayırt ederken canından, kanından olanı, insanda o tür sezgilerin varlığı nasıl anlaşılır?

Kötüyle iyiyi ayıramaz mı insan zekası, aklı, duyguları...? Kuşlar bile konuşurken neden susar insanoğlu? O güçsüz bedenleriyle karıncalar bile besin taşırken yuvasına, insanların emekle, sabırla yaptıkları evler gene bir başka insan eliyle mezar olur kendisine. Oysa "İnsan acısını insan alır."  "İnsan sıcağı gerek tüm kötülüklere..." 

Makbule Abalı

23 Şubat 2023 Urla. 




Şubat 18, 2023

SABAH OLURSA...

 


Ünlü şairimiz Tevfik Fikret "Sabah Olursa" adlı şiirini yıllar öncesinden yazmış. Deprem nedeniyle yaşadığımız zor günler için şiirin son dizelerini alıyorum.

SABAH OLURSA

...

Evet sabah olacaktır, sabah olursa geceler 

Geçer, kıyamete dek sürmez en sonunda bu gök

Bu mavi gök size bir gün acır; üzülme sakın

Hayata neşe güneştir, usanç içinde kişi

Çürür bizim gibi... Siz ey yarının

Küçük güneşleri artık birer birer uyanın!

Tükenmez özlemi vardır ufukların ışığa,

Işık, ışık... Bugünün işte ruhu, özlemi bu;

Silin bulutları, silkin o korku gölgesini,

Koşun ışıklar içinden o kutlu kurtuluşa.

Ümidimiz bu; ölürsek de biz, yaşar mutlak

Vatan sizinle şu zindan karanlığından uzak!


Tevfik FİKRET (1867-1915)

Şiiri günümüz Türkçesine aktaran: 

Ahmet Muhip Dranas



Şubat 13, 2023

BİR HAYAT SINAVI... Ağaç Ev Sohbetleri-182



Bloglarda her hafta Pazartesi Günleri düzenli olarak  farklı konularda "Ağaç Ev Sohbetleri " yayınlanıyor. İsteyen arkadaşlar yazı veya yorumlarıyla katkı sağlayabiliyorlar. 6 Şubat 2023 Günü ülkemizin yaşadığı büyük facia gündemi de belirliyor elbette. 

Soruların cevap bulamadığı zamanlar, sözcüklerin yetemediği  cümleler, anlar vardır. Beyin dumura uğruyor bazen. Susmayı tercih ediyor insan. Suskunluk da bir anlatım dili değil midir? Oysa "İnsan,  düşünen ve konuşan canlıdır." diyor düşünürler. Susmak; acizlik, çaresizlik, zayıflık, haklıyken haksız duruma düşebilmek değil midir? Tabii ki üslup önemli. Sözler yerini bulmalı ama hakaret etmeden,  incitmeden, isyan etseniz bile sözler zamanında, yerinde, dozunda söylenmeli. Deprembilimcilerin söylediklerine göre, faylar yıllarca enerji biriktirdiklerinde kırılmaları, patlamaları da çok şiddetli oluyor. İnsanlar da öyle değil midir? Yılların birikimi ya büyük bir suskunluk ya da ruhsal patlamalarla bedende hasarlar yaratıyor... 

Bu haftanın konusu şöyle: "Büyük deprem sonrası çocuk ve gençlerimizin Eğitim ve Öğretimleri konusunda ne gibi önlemler alınmalı, sorunlar nasıl giderilmeli? "

10 İlimizi içine alan , çevre illerde de hissedilen çok büyük bir deprem yaşadık. Son 96 yılda 128 kez deprem yaşamışız. Nüfusumuzun %98 'i deprem kuşağında. Ancak son depremlerin vurguladığı çıplak gerçekler var: Kişisel bellek  zayıflığının neden olduğu pek çok hastalık var çağımızda. Oysa asıl "toplumsal belleğimiz" çok zayıf. Geçmişi kayda almıyoruz, unutuyoruz,  danışmıyoruz, uzmanların söylediklerini dikkate almıyoruz. Aldanıyoruz, aldatılıyoruz,  yıkılıyoruz ama deneyimlerden, olaylardan, felaketlerden  yararlanmıyoruz.  Seslere, sözlere kulaklarımızı tıkayıp , gördüklerimize başımızı çevirerek görmezden geldiğimiz sürece ve cezayı, ödülü, alkışı, uyarıyı uygun zamanda, uygun biçimde kullanamadığımızda acımız katlanarak büyüyor, telafisi imkansız olaylarla karşılaşıyoruz. 

Günlerdir deprem acılarının üstesinden gelmeye  çalışıyoruz. Mucizeler bekliyoruz. Oysa uzmanlar depremde ilk 48 saatin can kurtarmak için çok önemli olduğunu vurgulamışlardı yıllardır. Mimarlar, mühendisler depreme dayanıklı yapıların nasıl olması gerektiğini anlatmışlar, tek katlı ya da az katlı binaların, kullanılacak malzemenin kalitesinden, ahşabın betondan daha kullanılabilir olduğundan  söz etmişlerdi. Yanlışların üzerine doğruları inşa edemedik. Günlük kararlar alıp, danışarak uzun zamanlı kararlar uygulayamadık, koordine olamadık.  Kaynaklarımız kururken insanları da kırdık, küstürdük, susturduk... 

Okullarımızda, Eğitim kurumlarımızda yıllarca dürüstlükten,  doğruluktan, adaletten, hak ve hukuktan söz ettik. Devletini " Baba" bildi insanlar. O kavramın içinde sorumluluk alma, güven, sahiplenme, tarafsızlık  gibi pek çok değere yer verdi. Çaresizlik içinde gene tutunacak bir el arıyor insanoğlu. Çığlıklar bu kez dışarıdan değil, içerden geliyor. " Orada kimse var mı?  Uzun yıllar kafamızda "Depremden insan manzaraları, öyküleri, fotoğrafları" silinmeyecek belki de. Hele bebekler, çocuklar, gençler, kadınlar ve anneler bu büyük facianın izlerini daha da zor silecekler. "Hafif acılar konuşabilir ama büyük acılar dilsizdir." diyor ünlü düşünür Seneca. 

Bugün 13 Şubat Pazartesi saat 13.48 'de son haberler can kaybımızın 31.643 olduğunu iletiyor. Yaralı sayısı 80.000' leri  aşmış. 10 ilde 1 Mart'a kadar,  71 ilde 20 Şubat'a kadar Eğitim- Öğretime ara verileceği söyleniyor. Kredi Yurtlar Kurumuna bağlı yurtlar boşaltılıyor. Bu gençler evlerine nasıl ulaşacaklar, yol parasını nasıl sağlayacaklar? Üniversite Sınavına girecek gençler sadece ilk dönem bilgilerinden sorumlu olacaklar deniyor. Özellikle Eğitimle ilgili kararlar geleceği belirleyecek. Her şey zamanla onarılabilir ama yanlış ve acele alınmış kararlar büyük sıkıntılar yaratabilir. En küçük birimlerde bile çok yönlü düşünülmeden verilmiş kararlar, plansız uygulamalar aksaklıklara neden olabiliyor. Pandemi dönemindeki bilgi açıkları, yetersiz uygulamalar henüz giderilemedi. 

Elbette çok zor bir dönem yaşıyoruz. Hiçbir şey çok kolay olmayacak. Ama okullar kapatılırsa her kademedeki çocuk ve gençlerdeki bilgi, davranış ve uygulama boşluklarını ne zaman, nasıl ve ne ölçüde giderebileceğiz? Bu boşlukta, yapayalnız ve çaresiz kimden, kimlerden yardım alacaklar? Amaç sadece bir diploma kazandırmak mıdır? Hayat sınavından geçerli not alamayan çocuk ve gençlerimize "yaşanabilir bir hayat garantisi" verebilecek miyiz?  Bu genç , körpe beyinlere yeniden özgüven kazandırabilecek, aklın ve bilimin önderliğinde  yol gösterebilecek, dürüst, güvenilir, insan sevgisiyle dolu idealist eğitimcilere, öğretmenlere öyle çok ihtiyacımız var ki... 

"Dünyada biri üşüyorsa sen ısınamazsın" diyor Mevlana, yüzyıllar ötesinden.

Bu dondurucu soğukta sadece bedenler değil, yürekler de üşüyor. Daha çok dayanışma, daha güçlü paylaşımlar ve sevgi, güven, merhamet, insani duygular can verecek, ısıtacak hepimizi... 

Makbule ABALI- 

13. Şubat 2023



Şubat 09, 2023

6 ŞUBAT 2023 - BİR BÜYÜK ACI...

 


Gümbür gümbür geldi facia ;

Yer gök isyan etti adeta 

Bir kış gecesi, kar, soğuk, ayaz 

Işık yok, her yer karanlık 

İnsanlar çığlık çığlığa 

Ölüm pusuda

Can pazarı her yerde...

Yollar yarılmış, köprüler yıkılmış,

Domino taşları gibi üst üste yıkılıyor binalar,

İçlerinde her yaştan insanlar,

Eşyalar, anılar, birikimler

Kayboluyor birer birer

Toz toprak içinde, betonlar altında...

Ellerle kazılıyor enkazlar ;

Adam var, araç yok,

Vinç yok, kesici yok, balyoz yok,

İş makineleri nerede?

Arabalarda sabahlıyor insanlar;

Gözler yaşlı, yüzler  solgun ,

Yürekler soğumuş, bedenler kaskatı

Aş yok, ekmek yok, sıcak içecek yok...

Kaç ölü var, saymak zor, 

Cenazeler açıkta, ölüm izni verecek savcı yok. 

Binlerle tutuluyor kayıtlar...

Hastaneler  bile yıkık dökük, virane ;

Hastalara ilaç, bebelere mama yok. 

Dükkanlar, evler yağmalanıyor, eşyalar kaçırılıyor.

Yüksek teknoloji çağında iletişim ağı yetersiz...

Soğuktan ölüyor bebeler, çocuklar, yaşlılar,

Bir damla suya hasret insanlar. 

Sesler geliyor enkaz altından,

Boğazlarda düğümleniyor sözcükler, cevapsız...

Bir büyük acı daha ekleniyor dünya tarihine :

Çok büyük kayıplar olsa da

Umut tükenmedi henüz,

Dünya ses veriyor çığlıklara...

İnsanlık bir sınavdan daha geçiyor;

İnsanlık adına, iyilik ve güzellikler adına

Gün, paylaşma, dayanışma, birlik olma zamanı...

Ölüm sessizliği, can acısı,

Yaşama tutkusuna dönüşecek  elbet zamanla,

" Sadece ben" demeyi değil, 

El ele, yürek yüreğe

"Biz olabilmeyi" özlüyor insanlar...

Makbule ABALI-Eğitimci

9 Şubat 2023 




Şubat 04, 2023

SAKLI BAHÇE...

 

Kaç yıl oldu bilmiyorum. Bir zamanlar Sosyal Medyada yazmaya karar verdiğimde ilk denememi Facebook'ta yapmıştım. Amacım, eski arkadaşlarıma ulaşabilmekti. Bilgisayar kullanımında kendimi yetersiz hissediyordum. Kocaman bir denizde küçücük bir balık gibi... Orada kalışım ne kadar sürdü, hatırlamıyorum. Sonra ayrıldım. Bu şiir o yıllara ait : 


SAKLI BAHÇE 

Eski bir bahçeye girdim dün gece ;

Bakımsız, sararmış, tarumar,

El değmemiş yıllardır...

Kah hüzünlendim, kah gülümsedim, duygulandım.

 Her şey sararmış, yapraklar dağılmış, 

ama anlamını yitirmemiş.

Neler barındırmış içinde,

Kimseler görmemiş...

Göçmen kuşlar gibi yuvaya döndüm

Eski günlüklerimi karıştırdım dün gece;

Eski bir dosta vefa borcu öder gibi,

Onu unuttuğumu sanmasın istedim...

Zaman tünelinde uzun bir yolculuk yaptım;

Hız limitini aşmadan sindire sindire dolaştım.

"Kendimle yüz yüze",

"Kimseyi dürtmeden"

"Özel duvarıma" bir zamanlar yazdığım

"Paylaşımları" yeniden gözden geçirdim.

Behçet Necatigil'in dizelerindeki gibi; 

"Çekingen, tutuk, saygılı 

Gizli bahçemde açan çiçekleri derledim..."

Makbule ABALI 







Şubat 01, 2023

EĞİTİM NE DURUMDA ?- AĞAÇ EV SOHBETLERİ-2023

 


Bloglar  arasında "Ağaç Ev Sohbetleri" nin bu haftaki konusu : "Eğitim Ne Durumda? " Konu Deeptone arkadaşımız tarafından belirlendi. 

Bir zamanlar okullarımızda Eğitim ve Öğretim ayrılmaz ikiliydi. Öğretimi eğitimden ayrı düşünemezdik." Yeni Eğitim- Öğretim Yılı " kutlu olsun derdik. Eğitimden yoksun kalınca öğretimi  de sağlıklı bir şekilde sürdürmek mümkün değil. Ünlü Düşünür Pestalozzi ne kadar haklı. "Öğrencilerine öğrenme hevesi aşılayamayan bir öğretmen soğuk demiri dövüyor gibidir." Günümüzde öğretmenlerimize "Öğretme" hevesi için gerekli eğitim-öğretim ortamını hazırlayabildik mi acaba? Öğretmen yalnız, çaresiz, ekonomik açıdan doyumsuz. 

Devlet okullarında mesleğine bağlı, kendini yetiştirmiş iyi öğretmenler ya çeşitli nedenlerle küstürüldü ya da özel okullar tarafından paylaşıldı. Öğretmenlerin ödül ya da ceza alması objektif ölçülerle değil, görüş ve düşüncelerine göre belirleniyor. Yüz kızartıcı suçlardan  ceza alması gerekenler adeta ödüllendirilebiliyor. 

Öğretmen  yetiştiren kurumlarda çeşitli branşlarda ülke ihtiyaçları göz önüne alınmıyor. Bu yüzden KPSS (Kamu Personeli Seçme Sınavlarında) çok yüksek puan almasına rağmen kadro yetersizliği nedeniyle pek çok öğretmen  adayı  mülakatta  eleniyor.  Bir özel okulda ücretli öğretmen  haftada 30 saat derse girdiğinde saat ücreti olarak yaklaşık 40 TL alıyor.  Son uygulama " Uzman Öğretmen Seçimi"  sınavlarına kaç öğretmen girdi, sorular nasıl belirlendi, kimler kazandı, kimler  kaybetti bilinmiyor. 

Eğitim- Öğretimde öğrenciler açısından durum içler acısı. Ülkemizin bazı yörelerinde halâ "Birleştirilmiş Sınıf" eğitimi  veya  "Taşımalı Eğitim" uygulanıyor. İlkokullarda sınıfta kalma olmadığından okuma- yazma bilmeden 3. sınıfa geçen öğrenci var. Yönetmelikler rafa kaldırıldı. Okullara 200 m. mesafede oyun salonları, kahveler açılamazken şimdi en zararlı oyunlar çocukların cep telefonlarında, bilgisayarlarında yer aldı. Öğrenciler sınıflara cep telefonlarıyla giriyorlar.

Okul binaları amaca uygun değil, teneffüs alanları yok,  spor ve sanat etkinliklerine önem verilmiyor, kantinler ve okul servisleri amaca uygun değil. Hiçbir konuda denetim yok. Müfettişler okullara sadece soruşturma için gidiyorlar.  Okullarımızda "hayata hazırlama" değil, "Sınavlara Hazırlama" başarının ölçütü sayılıyor. Bol miktarda dağıtılan takdir, teşekkür belgeleri başarının ölçüsünü belirlemiyor.

Ne yazık,  yıllardır sınav sonuçları kuşkuyla karşılanıyor. Kim haklı, kim haksız, kim başarılı, kim başarısız bilinemiyor. Sınav sonuçlarında çok sayıda birinci, ikinci açıklanıyor.  Her sınavda binlerce sıfır puan alan  var. Fen dersleri ve matematik ortalamaları çok düşük, önlem alınmadığı için bu durum yıllardır değişmiyor. Geçmiş yıllarda illerde her kademeden eğitimcilerin  katılımıyla toplanan Milli Eğitim Şuraları artık toplanmıyor.

Eğitim- Öğretim kararları kalıcı değil, değişimler anlaşılmadan yeni kararlar alınıyor: Kredili Sistem, okula başlama yaşı, el yazısıyla yazma, okunacak kitaplar, öğretim yılları... Hepsi değişebiliyor, çünkü Milli Eğitim Bakanları da kalıcı değiller. Her yıl ya da iki yılda  bir bakan değişmiş .  En uzun süre (8 yıl ) Hasan Ali Yücel bakanlık yapmış. Hüseyin Çelik 6 yıl görevde kalmış. 

Üniversitelerimiz bilimsel araştırmalarda dünya sıralamasında artık çok gerilerdeler. Rektörlerin seçilmesi uygun standartlarda olamıyor. Öğrenci yurtları ihtiyaca cevap vermekten uzak. Gelecek kaygısı gençleri düşündürüyor. Yurt dışı eğitim imkanlarını arıyorlar.

İçimizi acıtan bu tabloda bile medyada rastladığımız küçücük bir güzel haber içimizi aydınlatabiliyor, umutlarımızı yeşertiyor. Halâ pes etmeden, yarının çocuk ve gençlerini çağdaş bir çizgide, Atatürk'ün ilke ve inkılâpları doğrultusunda  yetiştirmeye çalışan nitelikli Eğitimcilerimize , özverili öğretmenlerimize selam olsun.

Makbule Abalı ( Emekli Rehber Öğretmen)

1.02. 2023




Ocak 30, 2023

BİR KİTAP TANITIMI: Anılarımla Patronum VEHBİ KOÇ




Biyografileri seviyorum. Kişileri  daha detaylı tanımayı, daha objektif değerlendirmeyi sağlıyor. Hele yıllar önce okuduğunuz bir biyografiyi yeniden okuduğunuzda değişen fikirlerinizi, yargılarınızı da yeni bir bakışla gözlemliyorsunuz. 

"Anılarımla Patronum Vehbi Koç " adlı kitabı Koç Grubundan Can Kıraç kaleme almış. Kitabı ilk kez Milliyet Yayınları  arasında 1995 yılında basıldığında okumuş, çok yararlanarak yakınlarıma da önermiştim.  

Koç Topluluğu'nda 41 yıl üst düzeylerde çalışmış olan  Can Kıraç  kitabında sadece Vehbi Koç'un hayat hikayesini anlatmıyor, farklı kişilerle değişik yıllarda yapılmış söyleşilerden alıntılar yaparak ; ülkemiz hakkındaki görüşlerini, önerilerini,  geleceğe yönelik düşüncelerini de dile getiriyordu.

 Kitapta adeta Türkiye'nin çeşitli dönemlerdeki bir panoraması da çiziliyor. Türkiye'nin en zengin iş adamının sade, yalın, mütevazı yaşamı, aile hayatı, ekonomi, eğitim, sağlık ve politika hakkındaki  görüşleri...

Kitap hakkındaki ilk yazımı , 2016 yılında Vehbi Koç'un torunu Mustafa Koç'un  ölümü nedeniyle  "Uçun  Kuşlar"  adlı bloğumda "Bir Kitap... İki İnsan." başlığı ile  yazmıştım.  Bu yazım için şuraya bakabilirsiniz. Yıllar nasıl da geçiyor; Kitabı ilk okuyuşumdan bu yana 28 yıl, İlk yazımdan sonra da 7 yıl geçmiş.

Kitabı üçüncü kez okuyuşumdan sonra uzun uzun düşündüm; Kitap güncelliğini hiç kaybetmemiş. Genç -yaşlı, zengin - yoksul, farklı konumlarda, farklı alanlarda herkesin kitaptan alacağı öyle güzel dersler var ki...

Keşke bu kitap bir kaynak olarak üniversitelerimizde, okul kütüphanelerinde incelenseydi, kurumlarda, çeşitli görevlerdeki insanlara hediye edilebilseydi. 390 sayfalık kitapta altını çizerek okuduğum, notlar aldığım pek çok bölüm oldu. 

Doktorların deyişine göre: Vehbi Koç'un zihinsel yaşı bedensel yaşından 30 yıl daha gençti. İlkokulu birincilikle bitirmiş, ortaokulda da çok başarılıymış. Ancak ticaret yapmaya karar vermiş. Bir bakkal dükkanıyla işe başlamış. 

24 yaşında teyzesinin kızı Sadberk Hanım ile evleniyor. Bir erkek, 3 kız çocuğu var. (Rahmi Koç, Semahat Arsel, Sevgi Gönül, Suna Kıraç.) 

Kitaptan Alıntılar....

"Vehbi Koç'un karar alma metodu Harvard'da öğretilenle aynıdır. Bir konuda karar verilecekse önce ilgililere bir çalışma yaptırır, rapor hazırlatır. Sonra konuyu bilenlerle bir toplantı yapar, hazırlanan rapor beraberce tartışılır, herkesin görüşü ortaya çıkar. 

Vehbi Bey , tüm görüşler söylendikten sonra kendi görüşünü açıklar ve "Benim görüşüm budur. Siz ekseriyet olarak nasıl düşünüyorsanız öyle karar verin." der. Ben Vehbi Bey'in kendi kararını empoze ettiğine hiç şahit olmadım." 

(Koç Holding Planlama Başkanı Necati Arıkan.) 

"Koç'un iş hayatı hiç duraksamadan, iniş yapmadan, önemli bir başarısızlığa uğramadan, tehlikeye düşmeden daima yükselmiştir. Bir fiyaskosu olmadığı gibi skandalı da yoktur. Yirminci yüzyıl Türkiye'sinde, başka hiç kimse onun kadar uzun süre 1 numaralı işadamı olmayı sürdürememiş, onun kadar değişik alanlarda büyük şirketler kurmamış, onun kadar vergi ödememiş, onu kadar yaygın hayır faaliyetinde bulunmamıştır. " 

Talat Sait Halman

"Vehbi Bey'in özellikleri çok ilginçtir. Onun değişmeyen kişiliğinde lider bir işadamında bulunması gereken bütün nitelikler vardır... Düşünce yapısı çok sağlamdır. Gözlem, analiz ve sentez yeteneği insanı hayrete düşürecek kadar muntazam çalışır. Dikkati ve algılaması olağanüstüdür. Öğrenme azmi ve araştırmacılık merakı sınırsızdır. Vehbi Bey, her zaman hepimizden daha çok yeniliğe açık olmuştur..."

Can Kıraç

Vehbi Koç "insan" konusu açıldığı zaman , bütün hayatı boyunca insana değer verdiğini vurgular ve " En büyük müesseseyi birkaç yılda kurabilirsiniz, fakat on beş yirmi yıl geçmeden mükemmel bir insan yetiştiremezsiniz." inancını her vesileyle  belirtmeye çalışırdı. 

" Bu güzel memleketin, bu asil milletin bugünkü zorluklar ile karşılaşmasının en büyük sorumlusu, parti ve rey politikalarını her şeyin üstünde tutan siyasetçilerimizin ekonomiyle ilgili olarak aldıkları yanlış kararlardır." 

Vehbi Koç- 1978

"Ben, ömrünü iş hayatında geçirmiş, memleketin geleceğinden başka kaygısı bulunmayan bir işadamı olarak hem şahsım hem de sizler adına, milletimizin temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerini, milletin bütünlüğünü koruyacak ve hür demokratik parlamenter rejimin devamını sağlayacak güçlü bir hükümetin kurulmasını sağlamaları için birleşmeye çağırıyorum." 

Vehbi Koç 

İsmet Paşa evliliğinin ellinci yılında : "Eşim Mevhibe Hanımefendi ile evliliğimizin elli yılı boyunca çok mutlu yaşadım. Bu seneler zarfında ben sinirlendiğim zaman Mevhibe Hanımefendi, o sinirlendiği zaman da ben susmayı bildik. Mutluluğumuzun sırrı buradadır." demişti. "Ben de evlilik hayatımda bu prensibe uymuş ve mutlu olmuştum." 

Vehbi Koç.

Vehbi Koç insan ilişkilerinde " dinlemenin konuşmaktan daha önemli olduğunu bilen ve bunu ısrarla arkadaşlarına da telkin eden nadir işadamlarındandır. Ona göre insanlar önce "anlamaya" çalışmalı, sonra kendilerinin "anlaşılmasını" beklemelidirler."

"Sanayinin ülkeme yerleşmesine ve gelişmesine öncülük yaptım. Kurumlaşma yolunu açtım, Anonim şirket ve holding dönemini başlattım. Halka açık şirketler kurdum. Vergilerin açıklanmasını teşvik ettim. Türk Eğitim Vakfı, Vehbi Koç Vakfı, Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı, ilk Talebe Yurdu gibi sosyal yardım ve faaliyetleri kurumsallaştırdım."

Vehbi Koç 1984 yılında Anadolu Üniversitesi Senatosu'nun "Fahri İşletme Doktoru" unvanını,1991 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi, 1993 yılında da Erzurum Atatürk Üniversitesi "Onursal Doktorluk" unvanını almış. 1988 yılında Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri tarafından "Yılın En Başarılı İşadamı" seçilmiş.

Emin Çölaşan bir söyleşisinde soruyor: "Bu kadar büyük bir işadamısınız. Bu düzeye hep dürüst yollardan mı geldiniz? Yoksa arada sırada vergi kaçırdığınız falan oldu mu? " -"Sizi şerefimle temin ederim ki hiç vergi kaçırmadım. Bu memleketin huzur içinde ilerleyebilmesi için işadamlarının vergilerini tam vermesi taraftarıyım. "

1980'li yıllarda "Koç Özel Lisesi", 1990'lı yıllarda "Koç Üniversitesi" açılıyor. "Bir dünya insanının nüvesini oluşturmak, tohumlarını atmak istiyoruz" diyor Rahmi Koç. 

Koç Üniversitesi açılırken Rektör Prof. Seha Tiniç "Amacımız, yüksek eğitimi en geniş anlamıyla gerçekleştiren, öğrencilerin bilgisel ve kişisel gelişmelerini sağlayabilen bir eğitim ortamı yaratmaktır. 

Bunu yaparken, Büyük Atatürk'ün devrimlerine ve ilkelerine sadık, kendi sahalarında en yeni bilgilerle donatılmış, genel kültür sahibi, özgür ve stratejik düşünebilen, yaratıcı, Türkçe ve İngilizce dillerine iyice hakim, liderlik vasıfları yetişmiş gençler yetiştirmeyi amaçlıyoruz" 

Prof. Seha Tiniç

Vehbi Koç'un, oğlu Rahmi Koç'un üç çocuğu, yani torunları Mustafa, Ömer ve Ali için belirlediği program şöyledir: "Çocuklar tahsillerini tamamladılar. Hangi şirketlerde vazife alırlarsa alsınlar, Rahmi Koç'un çocukları gibi değil, diğer çalışanlar gibi disipline büyük bir dikkatle uymalıdırlar. "

"Rahmi Koç'un çocukları oldukları için, amirlerin onlara ayrı muamele yapmaları önlenmelidir. Çalışmaları hakkında vicdanlarına uyarak not vermeleri sağlanmalıdır. Aksi takdirde bu çocukların iyi yetişmelerine imkan yoktur. Kabiliyetli olanlar çalışırlar ve o nispette yükselirler."

Vehbi Koç

Gazeteci yazar Emin Çölaşan şöyle söylüyor: "Vehbi Koç'a duyduğum büyük bir saygı var! Nedeni de ülkemizin hemen hemen ilk sanayicisi olması. Binlerce insana ekmek kapısı açan Koç'a bu nedenle saygı duyuyorum. Ancak kendisine en büyük saygıyı başka bir konuda duyuyorum... Büyük paralar kazanmış olmasına rağmen şımarmamış bir insan. Hep mazbut bir aile yaşamı olmuş. Evine ve çoluk çocuğuna bağlı yaşamayı yeğlemiş. Adı dedikodulara, skandallara karışmamış." 

Dışişleri eski bakanı merhum İhsan Sabri Çağlayangil kıdemli dostu Vehbi Koç'u şöyle tanımlıyor: "Vehbi Koç bir kişi değildir, müessesedir... Kitap değildir, okuldur... Vehbi Bey'i anlamak için dinlemek elvermez, onu yaşamak lazımdır..."

Tüm aile bireylerinin "Vehbi Bey" diye hitap ettikleri babası hakkında oğlu Rahmi Koç şöyle diyor: "Vehbi Bey eskilerin deyimi ile 'nev'i şahsına münhasır'  bir kişiliğe sahiptir."

Not: Her okuyuşta yeni şeyler öğrendiğim bir kitap, "Anılarımla Patronum Vehbi Koç"  "Blogları Canlandırma Projesi- Ocak Ayı" kapsamında, iyi ki yeniden okumak ve tanıtmak için bu kitabı seçmişim. Teşekkürler Can Kıraç.

Sn. Vehbi Koç Beyefendi, ülkemize hizmetleriyle, mütevazı kişiliği, tutum ve davranışlarıyla, olayları-kişileri değerlendirme ölçütleriyle hiç unutulmayacak. 

Saygıyla, rahmetle, özlemle anıyoruz. 

Makbule Abalı-Eğitimci 

30 Ocak 2023, Urla







 

Ocak 26, 2023

KUŞLAR VE ÇOCUKLAR...

 


Kuşlar ve çocuklar;

Nasıl da severler birbirlerini

Ve ne çok benzerler birbirlerine...

Aydınlık bir güne uyanır kuşlar;

Kuş sesleri yayılır ovalara

Oyunlarda, şarkılarda çocuklar...

Kuş beyinli, çocuk akıllı dense de

İnanmayın siz onlara.

Akşam olunca;

Kuşlar yuvalarına gider,

Çocuklar evlerine 

Sevgi, güven, ilgi ararlar

Dünyanın en saf, en masum 

canlılarıdır onlar.

Kuşlar da insanca konuşur bazen,

Sevgi dili bir başkadır;

Sessiz, sedasız, etkili 

Konuşmayan hayvanlar bile anlar

Sevgi dilinden...


Makbule Abalı

26 Ocak 2023 Urla





Ocak 21, 2023

GÜZEL GÜNLERE YILLARA- BİR DOĞUM GÜNÜ

 


Yıllar birbiri ardınca akıp giderken bazı günler kişiye özeldir. İçeriği ne kadar yüklüdür o günlerin. Bir doğum günü bazen ne çok şey anlatır insana. Anılar birikmiştir; günleri,  ayları, yılları içine alan...

Kimi günler yüreğimizde izler bırakır, kimi günler belleklerde kayıt yeniler, hiç silinmez. Bazı günler anlatılsa sözler yetersiz kalır, bazen kağıtlar, defterler dolar. 

Kimi insan hep biriktirir bir şeyleri; yüreğinde, beyninde, kutularda, dolaplarda, çekmecelerde. Anı toplayıcı gidince bir gün, kim sahip çıkar geride kalanlara...? Yılların yaşanmışlığı, emeği, birikimi vardır o toplayıcılarda.  Çiçekler kurumuştur, yazılar siliktir, hatta belki fotoğraflar, kağıtlar bile sararmıştır ama "insan"  çıkar o kapalı kutulardan...

Gerçek insan yüzü, vefası, emeği, sevgisi çıkar. İnsan kokusu bile sinmiştir bazen. Bulunca mutlu olur, yeniden yaşarsınız anıları.  Çocuklar anne babanın kişiliğinden izler taşıyorlar. Adetler, gelenekler belki biraz değişime uğrayarak onlarda da sürüyor. Çok para harcamadan alınmış bir küçük defter, bir kalem, el becerisiyle yapılmış  bir obje neler taşıyor yıllar sonrasına...

Bugün bir doğum günü kutlamasına hazırlanırken yıllar öncesinden yazılmış notlar buldum; "Yakutları, pırlantaları ve Acem taşları olmayan bir kadın tanıyorum. Işıltılı onlarca taşı olmayan o kadının mücevher kutusu da yok. Harfleri, renkleri ve tatları var ama. Ve onları koyduğu  çekmeceleri,  dantelden ruhunda...

Harflerden sözcükler, renklerden resimler, tatlardan kekler yapıp yorulmadan, usanmadan dağıtır ormanında yaşayanlara... Herkes okur, görür, tadar da yapılanları, hepsi sindiremez künyeye hızla nüfuz eden onca alamet-i farikayı. Sindirip içselleştirenlerin  yüzüne usulca yayılan şölen kırmızısı onun yüzünde evvelden beri vardır zaten.  

Bu kutu o kadının içindeki çekmecelere sığmayıp taşan ama bu defa da kendi için hazırlayacağı harfler, renkler ve tatlar adına hazırlanmıştır. Kendi kendini beslemek adına bir "zihin kileri" -eskileri boşalttıkça dolacak bir oda. Kendine ait bir oda...

Onu seven bir orman sakini... Sezgi Abalı

Mersin."

Çok teşekkür ederim sevgili Sezgi. Bugün 20 Ocak 2023. Artık  İzmir- Urla'dayız. Yıllar nasıl da akıp geçmiş.  Doğum Günün kutlu olsun canım. Sevgili eşin ve güzel çocuklarınla nice sağlıklı, mutlu, güzel yıllara...


Annen Makbule Abalı

20 Ocak 2023 Urla