Sayfalar

Mart 18, 2016

BİR KAHRAMANLIK DESTANI...




O yılların koşullarında imkansızlıklar içinde bir destan yazdılar.


Vatan savunması için ölümü hiç düşünmeden seve seve savaşa gittiler.


Bir ateş çemberi içinde, omuz omuza cesurca günlerce savaştılar.


Nice kahraman can verdi .O zor şartlarda imkansızı başardılar;
Başarıları efsane gibi dilden dile yayıldı. Seyit Ali Onbaşı 276 kiloluk top mermisini tek başına sırtına alarak yerine yerleştirebilmesi mucize gibidir.



Çanakkale Zaferinin 101. yıl dönümü bugün. Dile kolay, bir asır geçmiş.O günlerden bugünlere... Tarih zamanı nasıl değerlendirecek, gençler nasıl ders alacaklar...?


Tüm şehitlerimizi saygı,rahmet ve minnetle anıyoruz.


Mart 14, 2016

DÜNYA KARARDI...




Dünyamız karardı. Oysa  bahar tam yanı başımızdaydı. Kısa bir süre önce bir doğa olayı-güneş tutulması- yaşamıştı dünya. Bu ise bir akıl tutulması, mantık karmaşası, insanlık ayıbı...
Sıralanmış cenazeler görmekten gözlerimiz karardı, ruhumuz daraldı. En sabırlı kişiler bile "Yeter artık... Bitsin artık" diye haykırmak istiyorlar. Öfke kabardı, taştı, yerine sığmaz oldu. Sağduyu öfkeye hakim olamaz oldu.

Hayatımızda ne çok renk vardı; Bazen bu renkler birbiriyle yer değiştirir ama bu denli kararmazdı hayatımız. Gri bile kayboldu. Eskiden coşkuyla söylediğimiz bir Ankara Marşı vardı. "Ankara Ankara güzel Ankara, senden yardım umar her düşen dara, Yetersin onlara güzel Ankara..."  Renkler kayboluyor, şehirler kararıyor, insanlar yok oluyor, acılar katlanarak büyüyor. Bir toplumsal deprem yaşıyoruz. Ve önlem alınsın istiyoruz...

Saldırıda kaybettiğimiz masum insanlara rahmet diliyorum. Yakınlarına baş sağlığı ve sabır, yaralılara iyilik diliyorum.


Mart 11, 2016

BİR BAHAR KOKUSU...




İnce ayar yapılmış bir zaman makinesi gibi. Ya da dakik bir saat gibi mevsimleri gösteren ve zamanı gelince sinyal veren canlı bir guguk saati gibi. Aslında Güneyde baharın müjdecisi badem ve erik ağaçlarının ince, narin çiçekleridir. Kuru dallar arasından önce onlar gülümser, sonra ağaç bir anda donanır.

Ama asıl benim söz etmek istediğim sihirli çiçekler, narenciye çiçekleri. Güzel görüntüleri ve keskin kokularıyla onları fark edince bilirsiniz ki artık bahar kapıdan görünmüştür. Yapılaşma, betonlaşma yüzünden ağaçlar kesilmeden önce çok daha fazla ağaç vardı. Doğal olarak onca ağaçtan gelen koku tüm cadde ve sokaklara yayılırdı. 

Bahçeler azaldıkça ağaçlar azaldı, doğaya sevgi azaldı, çok şeyin tadı ve anlamı değişti. Kokular bile birbirine karıştı. Gene de o kokuya alışkın olan bir insan, narenciye kokusunu ayırt eder. Yasemin ve lavanta,  hanımeli henüz ortalıkta yokken, kokularını çevreye yaymamışken bütün güzelliğiyle narenciye çiçeklerinin kokuları kaplar etrafı. Öncülük onlardadır.Evde bir vazoya konduğunda bütün ev mis gibi kokar.


Bazen kış biraz uzun sürse, bahar gecikse bile; en büyük müjdeyi tüm güzelliğiyle, beyaz dantel gibi çiçekleriyle, turunç, limon, portakal ağaçları verir. "Bahar geldi, artık yenilenin, değişin" der sanki. Mis gibi kokuyla ferahlar, yolunuza daha zinde, daha sağlıklı devam edersiniz. Böyle rahatlatıcı kokuların insanın ruh sağlığı üzerinde terapi etkisi var. Ancak zamanla ağaçlar kesilip yerlerine binalar dikildikçe herkesi mutlu eden kokular da azalıyor. 

Makbule ABALI




Mart 08, 2016

ÜRETİCİ KADINLAR PAZARI...(2)




Bir girişim başladıktan sonra merak edersiniz; Acaba nasıl olacak, devam edecek mi, sonlanacak mı, iyiye mi gidecek, kötüye mi?
Geçen yıl Mersin- Mezitli'de açılan "Üretici Kadınlar Pazarı" büyüyerek, gelişerek devam ediyor. Bir kadının beyin gücüyle, el becerisiyle, yaratıcı gücüyle bir şeyler üretmesi, aile bütçesine katkıda bulunması ne güzel bir şeydir. 

Her Cumartesi ve Pazar günleri Mersin'in mahalle, ilçe ve köylerinden kadın üreticilerin el emeği göz nuru yetiştirdikleri, hazırladıkları ürünlerden oluşan görkemli bir pazar kuruluyor. Üreticilerin hepsi başlangıçta Belediyenin düzenlediği bir seminerden geçmişler. Mezitli Belediye Başkanı Sayın Neşet Tarhan ve  yetkililer de zaman zaman uğruyorlar.

Kadınların elinin değdiği her yer bir başka güzel oluyor. Rengarenk bir pazar yeri burası. Bu mevsimde havada nergis kokusu var. Pek çok tezgahta kovalar içinde ıslanmış satışa hazır nergis demetleri görüyorsunuz. Kadınlar ve çiçekler birbiriyle öyle güzel bağdaşıyor ki. Nergislerin demeti 1 lira. Çiçekçilerde ne kadara satılıyor acaba? Bazı tezgahlarda sümbül demetleri de görülüyor. Bahçelerde narenciye çiçekleri henüz tüm görkemiyle açmadı. O yüzden şimdilik birbirlerine rakip değiller. Çiçeğin olduğu her yer insana huzur veriyor...





Bu pazarda normal semt pazarlarından daha ucuza satılan sebze-meyveler, yöresel yemekler-içli köfte, çiğ köfte, kısır, mantı, yüksük çorbası,- tatlı ve pastalar var. Peynir, zeytin, çökelek, erişte, tarhana, salça da görüyorsunuz. Bir başka köşede iğne oyasıyla süslenmiş tülbentler, el işi hırkalar, yelekler, örtüler var. Her şey, zaman ayrılarak kadın emeğiyle oluşmuş, kadın inceliğiyle, titizliğiyle sunulmuş.






Pazarda el işi takılar da satılıyor. Çok zevkli hazırlanmış sanat ürünleri. Bazı tezgahlarda el işi örgü bebekler, hayvan motifleri var. Ustaca yapılmış. İnternette satışa sunulan emsallerinden hiç de farklı değil. Hiçbir şey almasanız bile bu sihirli ortamda akşama kadar zaman geçirebilirsiniz. Eşim de, ben de her hafta bu pazara gitmekle mutlu oluyoruz. Orada edindiğimiz yeni dostlarla sohbet ediyoruz. 






Yorulup biraz dinlenmek istediğinizde ara tezgahlarda kurulmuş saclarda pişen sıkma ve böreklerden alabiliyorsunuz. Kapalı kaplarda içler hazırlanmış; Peynir, çökelek, patates, ıspanak ve karma bahar otlarından hazırlanmış içler var. Arzu ederseniz bazlama da almak mümkün. Yanında bir bardak sıcacık semaver çayı bile içmek mümkün. Her şey katıksız ve doğal.





Kadınlar imkan tanındığında neler yapabileceklerini öyle güzel kanıtlamışlar ki. Pek çok alanda üretime dönük zekalarını, yaratıcılıklarını, varlıklarını eserleriyle göstermişler. 
Ekonomiye emek veren, işini gönülden, yürekten yapan tüm kadınlarımızın "Emekçi Kadınlar Günü" kutlu olsun.





Mart 06, 2016

DOĞA KANUNU...(Nostaljik Pazartesi)



DOĞA KANUNU...

Taş'dı duygusuz, anlamsız;
Kaldı yıllarca yerinde,
Fırlatıverdiler bir gün denize doğru,
Düştü, yer değiştirdi.
Bitki'ydi, ışığa, suya tutkun,
Uzadı büyüdü, çiçek açtı,
Baharı özledi hep mevsimlerin ardından,
Susuz kaldı bir gün, kurudu...
Çoban köpeğiydi;
Sürüyü korudu onca yıl,
Hata yaptı bir gün,
Kurtlara yem oldu...
İnsan'dı düşünen, konuşan, gülen, ağlayan.
Doğdu, adım attı dünyaya
Girdi sahneye bazen maskeli, bazen maskesiz,
Türlü rollere büründü yıllarca.
Uydu yaşama; büyüdü, gelişti ve öldü...
Mezar taşında sadece iki sözcük kaldı;
Doğdu... Öldü...

                                                1974



Şubat 29, 2016

SAKLI BAHÇE... (Nostaljik Pazartesi)



Eski bir bahçeye girdim dün gece;
Bakımsız, sararmış, tarumar, el değmemiş yıllardır...
Kah hüzünlendim, kah gülümsedim, duygulandım.
Her şey sararmış, yapraklar dağılmış,
ama anlamını yitirmemiş.
Neler barındırmış içinde, kimseler görmemiş...
Göçmen kuşlar gibi yuvaya döndüm,
eski günlüklerimi karıştırdım dün gece.
Eski bir dosta vefa borcu öder gibi, 
onu unuttuğumu sanmasın istedim...
Zaman tünelinde uzun bir yolculuk yaptım,
hız limitini aşmadan sindire sindire dolaştım.
"Kendimle yüz yüze" , "kimseyi dürtmeden",
"özel duvarıma" bir zamanlar yazdığım "paylaşımları"
yeniden gözden geçirdim...
Behçet Necatigil'in dizelerindeki gibi;
"çekingen, tutuk, saygılı"
gizli bahçemde açan çiçekleri derledim...

                                             2010

(2000'li yıllarda yazdığım, daha sonra blogda yer almış bir şiir denemesi. Bu kez nostaljik Pazartesi'ye konuk oldu.)



Şubat 26, 2016

İNSAN VE DOĞA...




Sesler giderek azaldı... Sessizliğin sesinde huzur buldu insanoğlu. Ta tepelerden gelen uğultu kesildi. Yeni bir yolculuk başladı düşlerde; ovalara, yeşile, huzura, sonsuzluğa. Zaman durdu- bir ömür gibi- Saatler dakikalara, dakikalar saniyelere dönüştü. Tükendi belki her şey, eridi gitti. Saatler çalışmadı bir süre. Takvim yaprakları koparıldıkça mevsimler, aylar, günler geçti ardı ardına...

Gün geldi, yağmur yıkadı her şeyi... Arındı dünya kirlerinden. Su yardım etti değişime... Akıp gitti bütün kirler. Güneş doğdu yeni bir günle. Aydınlattı, ışıttı her yeri. El ele- göz göze geldi insanoğlu. 
Güneş gülümsedi sanki. Kuş sesleri sardı her yanı. Şiddet, öfke, kin geride kaldı. Sağduyu, içtenlik, doğallık, hoşgörü, anlayış öne geçti. 

İnsan utandı; insana, doğaya yaptıklarından. Onca zaman sonra kötülük iyiliğe, savaş barışa yenik düştü...


Şubat 22, 2016

HAYAL YA DA GERÇEK...(Nostaljik Pazartesi)




Hayat sürprizlerle dolu.Hiç ummadığınız, beklemediğiniz anda yığınla olumsuzluk kaplıyor hayatınızı. Ya da tam tersine öyle güzelliklerle karşılaşıyorsunuz ki "keşke hep böyle devam etse" diyorsunuz. Dikenler arasında narin çiçekler açmış gibi...

Bazen bir adaletsizlik içimizi karartıyor, başımızı ağrıtıyor. bir haksızlık düşündürüyor, isyan ettiriyor. "Masallardaki gibi, bir peri değneği olsa elimde" diyorsunuz. Hayal bu ya; Düzeltilmesi gereken şeyleri değiştirebilsek el çabukluğuyla... Dünya aydınlansa; Bir rüyadan uyanmışcasına... Yeni bir dünya kurulmuşcasına...

Şiddetten arınsak, karmaşık seslerden, gürültüden uzaklaşsak. Yüzlerdeki keskin çizgileri yumuşatsak. Kaba güç, akla, mantığa yenik düşse. Yalan, gerçeğin yerini almasa. Onur, namus, haysiyet hak ettiği yeri bulsa. Dürüstlük prim yapsa, iyi niyet, hoşgörü hızla yayılsa...

Çocuklar çocukluğunu, gençler gençliklerini yaşayabilseler. İnsanın insana eziyeti olmasa, insan gibi davransak birbirimize. Birimizin acısı, hepimizi incitse. Hayat güzel bir sürpriz yapsa hepimize; Eski bir şarkının sözlerindeki gibi; "Hayat bayram olsa..."

(Eski yıllarda yazdığım bir yazı.)

"Nostaljik Pazartesi" uygulamasını başlatan "Carpe Diem" bloğundan Ayşe Arkadaşımızı sevgiyle anarak... 


Şubat 15, 2016

DUYGULAR DİLE GELSE... (NOSTALJİK PAZARTESİ )



MUTLULUK

Mutluluk teraziniz var mıdır ?
Kim neye göre mutlu,
Ya da ne kadar mutsuz...
Kim bilebilir görünmez fırtınayı,
Kim ne kadar hazırdır;
Yağmura, doluya, kara.
Sığınaklarınız ne kadar korunaklıdır,
Kimler ıslanır, kimler kuru kalır...


YABANCILAŞMA

Ben, Sen, O kaldı geriye;
Bencilleştik...
Oysa bir de eskiden,
Biz, Siz, Onlar vardı:
Unuttuk;
Birbirimize iyice yabancı olduk...


TUZ BUZ OLMAK

Tuz buz oldu kristaller,
Fil züccaciye dükkanına girince...
Buldular tüm yapıştırıcıları;
Kırılmış, incinmişti, olmadı,
Toparlanamadı parçacıklar bir daha...

YAŞAM

Saçlarımızda aklar, yüzümüzde kırışıklar,
Varsın çoğalsın...
Ama ne olur;
Beynimiz, yüreğimiz yıpranmasın,
Duygularımız körelmesin...

                               2011



Şubat 12, 2016

YENİ BİR ÖĞRETMEN OLMAK...



Beklemek zordur. Yıllardır bir beklentiniz varsa, bir hedef belirlediyseniz , okul bitmiş, başvurunuzu yapmışsınız, ama henüz bir sonuç alamamışsanız, artık bir an önce bekleyiş bitsin istersiniz. Otuz bin öğretmen adayının adı-soyadı ekranlarda açıklandığında pek çoğu çığlık çığlığa idi. Ağlayanlar, sevinçten bağıranlar, sarılanlar...

En fazla atama Sınıf Öğretmenliği alanında 3292 kişi, İngilizce Öğretmenliği 3124 kişi, Din Kültürü 2818 kişi, İlköğretim Matematik Öğretmenliği 2014 kişi, Okul Öncesi Öğretmenliği 1830 kişi, Rehberlik 1620 kişi, Fen Bilgisi Öğretmenliği 1406 kişi, Bilişim Teknolojileri 1208 kişi, Matematik 1056 kişi, Tarih 738 kişi...

 Eski "çalıkuşları" yok artık ama, gene de çalışmaya çok istekli öğretmen adayları var. Atanmayı öyle uzun süre beklemişler ki bir an önce görev yerlerine gitmeyi arzuluyorlar. Onları dört gözle bekleyen, ders yapmaya hasret öğrenciler var. İstekliler, hırslılar.
Yeter ki ortam da öğrenmeye uygun olsun, binalar, sınıflar öğrenmeye hazır olsun. 

Çocuklar da sabırsızlıkla, merakla, umutla bekliyorlar. Büyük ihtimalle herkes kendini hazırlamıştır; Bir öğretmen gelecek, erkek veya kadın ne fark eder, iyi olsun da... Yeter ki iyi davransın çocuklara... Dersi güzel anlatsın, öğretsin, bilgilendirsin... Dersi, okulu sevdirsin...


Nazım Hikmet, dizeleriyle ne güzel seslenir;

DÜNYAYI VERELİM ÇOCUKLARA

Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne
Allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar
Oynasınlar türküler söyleyerek yıldızların arasında
Dünyayı çocuklara verelim
Kocaman bir elma gibi verelim
Sıcacık bir ekmek somunu gibi
Hiç değilse bir günlüğüne doysunlar
Bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı
Çocuklar dünyayı alacak elimizden
Ölümsüz ağaçlar dikecekler.

                                  Nazım HİKMET