Sayfalar

Kasım 14, 2020

ORHAN VELİ 'Yİ ANMAK...


AYRILIŞ

Bakakalırım giden geminin ardından;

Atamam kendimi denize, dünya güzel;

Serde erkeklik var

Ağlayamam.

YALNIZLIK

Bilmezler yalnız yaşamayanlar;

Nasıl korku verir sessizlik insana;

İnsan nasıl konuşur kendisiyle;

Nasıl koşar aynalara,

Bir cana hasret,

Bilmezler.

ANLATAMIYORUM

Ağlasam sesimi duyar mısınız,

Mısralarımda;

Dokunabilir misiniz,

Gözyaşlarıma ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,

Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu

Bu derde düşmeden önce

Bir yer var, biliyorum;

Her şeyi söylemek mümkün;

Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;

Anlatamıyorum...

KİTABE-İ SENG-İ MEZAR

Mesele falan değildi öyle,

To be or not to be kendisi için;

Bir akşam uyudu ;

Uyanmayıverdi.

Aldılar, götürdüler.

Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.

Duyarlarsa öldüğünü alacaklılar

Haklarını helal ederler elbet.

Alacağına gelince...

Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.

Orhan Veli KANIK

D: 13 NİSAN 1914

Ö: 14 Kasım 1950

36 yaşında yitirmişiz. Saygıyla, rahmetle anıyoruz .M. A




  

Kasım 13, 2020

ESKİYEN YILLAR...

 

Yılların ardından semtler, mahalleler, kentler de değişiyor, insanlar gibi. Bazısı giderek gelişip güzelleşeceğine  çirkinleşiyor, yeşil alanlar, parklar beton yığınlarına dönüşüyor. Ağaçların yapraksız, meyvesiz, çiçeksiz kalışı gibi. Yazın sıcakta ısınan beton binalar  insanın içini kavuruyor, Gürül gürül akan kaynak sular azalmış, hatta bazısı yok olmuş.
Büyük kentlerimizde tahribat daha fazla.

İstanbul'daki öğrencilik yıllarımı düşünüyorum. Çemberlitaş Kız Öğrenci Yurdu, hemen yakınında Kapalı Çarşı, Sahaflar Çarşısı, az ilerde Mahmutpaşa Çarşısı. 8kişilik yurt odaları, her yöreden, her tip arkadaş, değişen oda düzeni, temizliği .Her gün aynı şekilde simit, üçgen peynir, çay ya da tostla yapılan standart kahvaltılar.

Cep telefonlarının olmadığı  dönemler. Ailelerimizce arandığımızda yurttan adımızla anons edilmesi ya da postanede dakikalarca bazen birkaç saat şehirler arası sırası beklemek. Ama zorlukların bile güzel algılandığı dönemler... Çünkü mutluluk çok uzak  değil, az sonra. Beklemeye, sabırlı olmaya alışmışız zaten. Sinirli, öfkeli olanlarımız azınlıkta. Kantinde az kanallı televizyonumuz bile vardı. Ama zevkler çok değişkendi.

Kapalıçarşı rengarenk özgür bir dünyaydı. Sahaflar gizemli bir dünyaydı. Ah o eski kitap kokusu hala burnumda tüter. Bu eski kitapları geçmişte kim bilir kimler okumuştur? Düşler alemine uzun bir yolculuk. Üniversite yaşantım boyunca gelen harçlıklarımı en çok kitaplarla paylaştım.

İlk yılların Şubat tatillerinde Adana'ya kara trenle gidip geldim. Yüzümüz, elimiz, giysilerimiz kapkara olurdu. Sonraki yıllar şehirler arası otobüslerle  uçtuk adeta. Oysa Adana- İstanbul arası 13 saatti. Yıllar eskirken insanlar ve adetler de eskiyor elbette...
Makbule ABALI







Kasım 10, 2020

10 KASIM ATAMIZI ANMA GÜNÜ...

Ulu Önder Atatürk'ün ölümünün üstünden 82 yıl geçti. Ülkemiz ve dünyamız bu yıllar içinde ne çok şeye tanık oldu. Hep Onu andık, Onu aradık. O olsaydı dedik, yutkunduk, duraksadık.
Çocuklardan , gençlerden çok umutluyuz . Onlar geçmişten aldıkları enerjiyle geleceği hazırlayacaklar.

Atatürk ve Çocuklar...Uzun bir yazı konusu olurdu.

Saygıyla, sevgiyle özlemle anıyor, arıyoruz...

Makbule Abalı-Eğitimci 







Kasım 09, 2020

KIRIK ÇAY FİNCANLARI...



Evlerde kullanılan camekanlı vitrinleri oldum olası sevemedim.

Değerli eşyalarımızı teşhir gibidir. Göstermelik bir sunuştur adeta.

Oysa Anadolu'da kırsal kesimde ne güzel vitrinli dolaplar vardır. 

İçinde oyalı rengarenk yazmalar dizilmiştir. Bakınca içiniz açılır. Annemin vitrininde en sevdiğim parça, bir porselen çaydanlık ve bir çift çay fincanı en güzel yerde bütün ihtişamıyla dururdu. Ama sanki kullanımlık değil de seyirlikti. 

Bazı eşyalara neden hiç kıyılamaz da kullanılmaz, hala akıl sır erdiremem. Bir süre sonra çay fincanları kırıldığında annemin üzüntüsünü unutamam. Keşke kullansa, doya doya keyfini çıkarsaydı. Bir zaman sonra çaydanlığın üst kapağı da kırıldı ama annem onu o haliyle de atmaya kıyamadı. Çatlak çaydanlığın vitrindeki yeri değişti ama değeri hiç değişmedi. 

Çatlaklar, kırıklar insan yaşamında da onarılmaz izler bırakıyorlar. Küçük kırgınlıklar birikince insan ilişkilerinde de bağlar kopuyor. Büyük kırgınlıklar, kırıklar gibi onarılmıyor da. Değer verdiklerimiz değerden düşünce ne kadar değer kaybına uğruyorlar? Zamanında değerlerini bilebiliyor muyuz?

Makbule ABALI







 

Kasım 06, 2020

İNSAN SICAĞI...


Her felakette unutulmayacak anlar, belleklere kazınan adlar, fotoğraflar vardır. Rüyalarımıza girer bazen, bazen kabusa dönüşür.
Bir mucizenin adıdır o. Efsane gibi yıllarca dilden dile dolaşır.
Son İzmir depreminde depremden saatler sonra kurtuluşlarına tanık olduğumuz 3 yaşındaki Elif, 4 yaşındaki Ayda ve onları kurtaran ekiplerin başındaki adsız kahramanlar gibi...

Elif kahramanının elini tutmuş. Toprak altındaki enkazdan ellerin dayanışması ile çıktılar. Ünlü bir şair yazarımızın   bir zamanlar kullandığı bir deyim geldi aklıma ; "İnsan sıcağı"

Ve Rıfat Ilgaz'ın şiiri:
Elim birine değsin
Isıtayım üşüyünce
Boşa gitmesin
Son sıcaklığım !
Zor günlerde dayanışmaya, paylaşıma, empatiye, anlayışa nasıl da ihtiyacımız var.

Makbule Abalı- Eğitimci


..
 

Kasım 01, 2020

DEPREM_ PARÇALANMIŞ DÜNYALAR...


Önce bir gümbürtü koptu ;

Yerin kilometrelerce altından,

Sesler geldi, korkutan, ürküten,

Gökyüzü birden aydınlandı,

Sonra karardı...

Ardından küçük sesler geldi

Duyarlı köpek, hayvan sesleri duyuldu.

Birden her şey sallanmaya başladı;

Uyuyan çocuklar, yaşlılar, hastalar uyandı. 

Çocuk ağlamaları sardı dört bir yanı,

Öte yandan insan inlemeleri

Tüm sesler birbirine karıştı.

Bir felaket tablosu,

Bir dram ki anlatılmaz.

Ruhlar darmadağın,

Zihinler karmakarışık,

Bütün duygular paramparça,

Bütün duygular karmakarışık;

Merhamet, acı, öfke, isyan...

Kurtarma ekipleri, yardım için çırpınanlar,

Kayıtlar tutuluyor;

Sağ ya da can vermiş, yaralı...

Her şey altüst, her şey yıkıma uğramış,

Bir hayat dramı,

İnsanoğlunun hayatla zor bir sınavı...

Makbule ABALI- Eğitimci 

 

NOT: Bir yıl önce gene bir depremde yazdığım bir şiir.

Bu yıl  30 Ekim 2020 günü yaşanan İzmir Depreminde 

hasar gören, yakınlarını kaybeden tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun diyor, acılarını paylaşıyoruz.


 

Ekim 29, 2020

29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMI


Cumhuriyet
 ; fikren, ilmen, bedenen güçlü ve yüksek karakterli muhafızlar ister.   M. K. Atatürk

Özgürlüğün de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası ulusal egemenliktir.    M. K. Atatürk

Cumhuriyet erdemli insanların rejimidir.   Montesquieu


Cumhuriyetimizin 97. yılı kutlu olsun.

Ekim 22, 2020

İMKANSIZI İSTEMEK...

Mutlu anlarda zaman dursa,
Kesintisiz an'lar olsa
Saatler çalışmasa, saniyeler akmasa,
Gölgesiz sevinçler olsa.
Acılar, tasalar itilse bir kenara,
Kin, öfke, nefret saklansa,
İnsan insana kıymasa.
Yaş'sız dönemler olsa bazen,
Güzel yıllar tekrar yaşanabilse.
Karlı, puslu kışlar ertelense
Dört mevsim bahar yaşansa.
Düşler uzun, upuzun olsa
Tan yeri ağarırken uyanılsa,
Günü uzatsak gün batımına kadar,
Olmazları olur kılabilsek...

Makbule ABALI


 

Ekim 18, 2020

DÜNYA YOKSULLUKLA MÜCADELE GÜNÜ (17.1O. 2020 ) UNİCEF


İlk yağmur damlası onların çadırının üstüne düştü;

Önce tıp tıp 

Sonra sağanak...

İçindeki her şey ıslandı;

Giysiler, yataklar, 

Çocukların defterleri, kitapları

İçme suyu bile yağmur suyuna karıştı,

Gözlerden akan yaşlar saçlardaki damlalarla buluştu

O gün Yoksullukla Mücadele günüydü

Ve o gün yoksulluk , ta içlerine işledi...

Makbule ABALI

 

Ekim 15, 2020

KÖSE- UNUTAMADIKLARIM...

 Adını bilmezdik. Büyük küçük herkes onu KÖSE diye çağırırdı. Çevrede adını bilen de yoktu. Evi barkı var mıydı, nerede yatar kalkardı, kimi kimsesi var mıydı, bilmezdik... Gözlerine bakamazdım, ürkerdim. Kısacık boyu, yaşlanmış, buruşmuş yüzüyle bir başkaydı. 
Adana'nın Bürücek Yaylasında yazları taşıyıcılık yapardı. Onunla cüssesi çok farklı bir atı vardı. Atın üzerinde çift taraflı bir heybe, Köse'nin elinde atı idare etmek için sembolik bir değnek. Ama o küçük adam ata vurmaya hiç kıyamazdı. Atla nasıl da uyum içindeydiler. 

Çarşıda bazen çocuklar Köse'yi kızdırırlar, atın kuyruğunu çekerlerdi. Bu duruma birkaç kez ağladığım doğrudur. Köse nerede yaşar, ne yer, ne içerdi, hiç bilmezdik. Bazen biz yemek verirdik. O'nun iştahla yemek yemesini görmek mutluluktu. Aslında gülümsediği de belli olmazdı. Yüzüne bakmadan tabağını alırdım. 
Kocaman atını bir ağaca bağlar, işi bitince atıyla yokuş aşağı inerdi.

Ben hiç Köse demedim, diyemedim. Bu çocuk ruhlu küçük adama saygısızlık yapmak istemedim. Babamı çok severdi. 

Babam her hafta sonu şehirden yaylaya gelirken elleri dolu gelirdi. Evimiz bir yokuş yukarısındaydı. Karpuz, kavun  Köse'nin heybesine konur, Köse tarih sayfalarından çıkmış bir kahraman gibi eşyaları getirirdi. Babamın bizlere aldığı kitapları kapalı kabında nasıl da bilir, onları gülümseyerek bize uzatırdı.  
Köse  unutamadıklarımdandır...

Makbule ABALI