Sayfalar

Nisan 13, 2020

NEBİYE TEYZE...

Bu, hayran olduğum, saygı duyduğum ve çok sevdiğim bir güzel insanın öyküsü. Bir insanlık abidesi,Mersin Alzheimer Derneği'nin sevgili Nebiye Teyzesi. Son derece bakımlı, çalışkan, kendine özen gösteren biri. Çevresindeki pek çok kişi O'nun gibi yaş almak isterdi. Zaman bir su gibi akıp gitmiş. Doğum gününü kutlamıştık, şimdi ölümüne tanık oluyoruz. Ben tekrar başa dönmek istiyorum. Son'u yazmaya  şu anda elim varmıyor.

Hayat akıp giderken bazen öyle bir gün yaşarsınız ki;bir insan, bir olay, bir davranış, bir şarkı veya bir türkü gününüzü farklı kılar. Gününüze renk katar, anlam kazandırır. Bir insan hayatınıza dokunur adeta.
Bir tüy hafifliğinde ince, naif bir dokunuş ama etkisi günler, aylar belki yıllar sürer...


Bugün Mersin Alzheimer Derneği Yaşlı Bakım Merkezi'nde bir gün kutladık. Bir doğum günü. Pastalı, mumlu, müzikli bir doğum günü kutlaması. Dernektekilerin çok sevgili Nebiye Teyzesi bir yaş daha alıyordu. 

Onunla ilk tanışmamız Dernekte "Üretici Kadınlar"la ilgili bir sunumun ardından çay saatinde, yazdığım bir şiiri okumamla başladı. Bitince göz göze geldik. Çok zarif ve kibar bir edayla "Sizinle tanıştığıma çok memnun oldum." dedi. İçim titredi, tam bir İstanbul Hanımefendisi görünümünde idi. Boyasız gümüşi saçlar, şık, sade bir giysi, insana güven veren bir görünüm. 

Daha sonraki karşılaşmamız Dernek bahçesinde "Anneler Günü" nedeniyle düzenlenen kahvaltıda oldu. Aynı masada karşılıklı oturduk. Görevli gençler kahvaltısını getirdiler. Çok seçici, sağlığına özen gösteriyor. Sohbet sırasında nereli olduğumu sordu. "Adanalıyım" dedim. 

İnsandan insana "uzun ince bir yol." İster "duygu yolu" diyelim, ister "akıl yolu." Bir süre sonra insan ortak bir dilde-"insanlık dili"- konuşmaya başlıyor. İnsandan insana köprü kurulunca rastlantıları da keşfediyorsunuz. Adana-Mersin güzergahında ortak anılar, ortak adlarla buluştuk. Yıllar önce Nebiye Teyze Adana Kız Enstitüsü Dikiş Bölümünde annemin öğrencisi imiş. Geç rastlamışız birbirimize. Keşke geçmişte bir araya gelip eski günleri yad etselerdi. O yıllarda avukatlık yapan babamı da çok iyi tanıyor.

Nebiye Teyze konuşmamız sırasında heyecanla, gözleri parlayarak "Torunlarım" diyerek anlatıyor. Boş bulunuyorum "Çocuklarınız neredeler?" diye soruyorum. "Benim hiç çocuğum olmadı. Yeğenlerim, çocuklarım, torunlarım gibidir. 7 torunum var " diyor. 
O gün kahvaltıdan çok, tatlı dilli- güler yüzlü bir İstanbul hanımefendisinin güzel sohbetiydi bizi doyuran. Ve o Anneler Gününde bir kez daha anladım ki kan bağıyla "anne" olmak çok önemli ama yüreğinizde insan sevgisi varsa onu en iyi şekilde dağıtıyor, "anne" gibi de davranıyorsunuz.
_______________________________________

Bugün Nebiye Teyze çok şık.Açık renk bir pantolon takım ve üstünde onu tamamlayan aksesuarlar.Kolye, bilezik, yüzük, küpe.Ama hiçbiri fazla durmuyor. Takı sevmeyen ben bile hoşlanıyorum o güzel uyumlu beraberlikten.Hepsi ince bir zevkle alınmış, hiç de abartılı durmuyor.

Harika bir belleği var. Yanımızdaki arkadaşlara Adana'dan, annem ve babamdan söz ediyor.Adlarını söylüyor. O konuşmamızın üzerinden bir ay geçmiş, unutmamış. Sürekli işleyen, bilgi depolayan bir beyin.93 yaş... Neredeyse bir asır. İçine neler sığdırılmış. Abide-çınar kavramları bu insanda tam yerini buluyor. Bizler bugün o çınarın serin gölgesinde oturuyoruz. Yüzümüz güneşe dönük. Her söylediği değerli. Kaydetmeye çalışıyorum...
Ama hayır, kayıt yetmez. Bu konuşmalarda yüz mimikleri, ses tonu, vurgulamaları da kaçırmamak lazım.Yaşadığımız sürece öğreneceğimiz ne çok şey var.

Nebiye Teyze Alzheimer hastası değil. Burada kendi isteğiyle kalıyor. Odasını cennete çevirmiş. Balkonunda yeşillikler-maydanoz, nane, tere- çiçekler yetiştiriyor.
Her gün sabahtan belli etkinlikler için aşağıya iniyor. Çeşitli etkinliklere katılıyor. Bazen dikiş dikiyor.




Pastayı keserken:"Ölmek istemiyorum ama iyi yaşamak istiyorum." diyor. Ve ekliyor:" Adam gibi yaşamak, adam gibi ölmek lazım. Ot gibi yaşamak neye yarar?"  Doğum günü kutlamaları başladığında her kutlayan için Nebiye Teyze oturmuşsa bile ayağa kalkıyor, karşısındakini sevgiyle kucaklıyor. Saygıyla izliyorum. Bu salonda Onun gibi yaş almak isteyen ne çok insan var. Bir hayran kitlesi, bir sevgi halesi oluşmuş adeta. Tablo gibi. Bu görüntüyü izlemek bile insana huzur veriyor, rahatlatıyor...


Bu dünyadan bütün zarafeti, inceliği, kibarlığıyla bir Nebiye Teyze geçti. Bu güçlü Cumhuriyet kadınını hiç  unutmayacağız. Işıklar içinde uyusun. Saygıyla, rahmetle anıyoruz.

Makbule ABALI



KUŞLARIN SESSİZLİĞİ...


Önce herkes unuttu onları. Ya da düşünülecek onca şey varken akla bile gelmediler. Oysa göz görgüsü idiler. Şiirlerde, şarkılarda dile gelmişlerdi. Alıştıkları mekanlar vardı: İstanbul'da Kadıköy Meydanında, Eminönü Meydanında, Beyazıt Meydanında, Mısır Çarşısı girişinde ne güzel yerler edinmişlerdi. Onları düşünen, sevenleri de vardı. Hiç aç kalmazlardı. 

Ama gelenler giderek azaldı, bir gün hiç gelen olmadı.Ne fotoğraf çekmeye, ne yem ya da su vermeye... Gözden uzak, gönülden ırak olmuşlardı. O gün sokağa çıkma yasağı vardı. Kimsecikler görünmedi meydanlarda. Kuşların yiyecekleri azalmaya başlamıştı  zaten. Bu kez hiç kalmadı.Büyük kuşlar küçük kuşlara bıraktılar yemi, suyu. Kavgasız ,dövüşsüz sıralandılar...

Bahar güzel kokulu çiçekleriyle devam ediyordu.Bir anda kavga başladı. Fırının önünde insanlar ekmek paylaşamayıp yumruk yumruğa girdiler. Barışın sembolü güvercinler kavganın ortasında kaldılar. Bahar tüm görkemiyle devam ediyordu. Korona salgını henüz bitmemişti...



Kuş dostu şairler kuşlarla ilgili ne güzel şeyler söylemişler:
"Seni her özlediğimde bir tanem, kuşlara bakıyorum."
Behçet Necatigil.
"Keşke susmanın muhabbet kuşu olsaydım."
Didem Madak
"Bir kuş uyandı derinliklerinde kalbimin."
Halil Cibran
"Kuş olsun, insan olsun, yalnızlık sevmeyi bilmeyenlerin icadı."
Edip Cansever
"Kuşlar nereye sığınır akşam olunca?"
Ahmet Telli



Kuşlar susarsa insanlar da susar mı?




Nisan 10, 2020

YÖRESEL BİR YEMEK -TOPALAK ÇORBASI



Mutfak kültürü, damak tadı, insanın kimliğini, kültürünü tamamlayan bir şey. Çocukluktan kazandığımız alışkanlıklar var. "Tadı damağımda" deriz. "Kokusu buram buram tütüyor adeta" deriz Sonradan öğrendiklerimiz, kazandıklarımız da dağarcığımızda saklanır. Alışkanlıklarımız önemlidir. Örneğin, çocukluktan beri tabağımda hiç yemek artığı bırakmam. Annem bu konuda çok disiplinli idi. Eşim köy kökenli olunca, evlendikten sonra,  onun sevdiği yöresel yemekleri de öğrendim. 


Sevdiklerinizi mutlu etmek sizi de mutlu ediyor. Ağız tadıyla yenen her yemek, yuvaya da mutluluk dağıtıyor. Topalak çorbası yöresel bir yemek. İmece usulü topluca yapıldığında çok daha bereketli oluyor.
Kırsal kesimde Korona öncesi genellikle düğünlerde, özel günlerde yeniyordu. Yapılışı her yöreye göre değişiklikler gösterebiliyor. Mersin, Adana, Konya, Manisa, Adıyaman yörelerinde biliniyor. 
Belki daha çok yerde de yapılıyordur.

Şu andaki ülke koşullarına göre düşündüğümüzde ekonomik açıdan çok yönlü uygulanabilen bir yemek. Çocuklar ve yaşlıların da evde oldukları düşünüldüğünde onların da rahatlıkla,  yapılmasına  katkıda bulunabilecekleri bir yemek. Böylece çorba da bereket kazanacaktır. Malzeme miktarlarını istediğimiz gibi çoğaltıp azaltabiliriz. Ekonomik sıkıntıların arttığı bu dönemde sade, tavuklu ya da etli yapmak mümkün.


Yapılışı: 2 bardak kadar ince köftelik bulgur ılık suyla ıslatılır. Bir süre sonra birer  kaşık biber ve domates salçası, tuz ve kimyonla iyice yoğurulur. İçine 1 yumurta, 1 bardak kadar un katılır. İyice yoğurulup yuvarlanarak un serpilmiş  tepsiye sıralanır. Bir tavuk budu haşlanır, didiklenir (etsiz de yapılabilir.) 1 soğan yağda kavrulur, salça, nane eklenir. Yeterince kaynar su eklenir, topalaklar içine atılır, pişirilir. Sarımsak eklenir. Suyuyla birlikte yenir. Limon sıkılabilir.
Seçenekler size bağlı: Susuz, üstüne sarımsaklı yoğurt dökülerek yenebilir. Gene susuz, üstüne salçalı sos dökülerek yenebilir. 

Hayatınızın tadı tuzu hiç eksilmesin. 
Yuvanızın bereketi daim olsun.
Topalak ustalarına saygıyla.

Makbule Abalı
10.04.2020



Nisan 08, 2020

YİTİRDİKLERİMİZ...( MEHMET TÜRK)









Çoğu zaman düşünürüm; Şu anda dünyada kaç doğum, kaç ölüm olayı gerçekleşmekte? Kim bilir ölen neler yaşadı, doğan neler yaşayacak? Nelerle karşılaşacak, ardından neler söylenecek? Yaşamda hiçbir şey çok net değil.Bir bilinmezlik içindeyiz. Her ölüm içimi acıtır, hayatı yeniden sorgulatır ve düşündürür Genç ölümü de yaşlı ölümü de yakınlarına göre zordur. Giden bir can'dır. "Daha yaşanacak anlarımız, günlerimiz vardı" sözü çok anlamlıdır onlar için.

Kafama takılan bir soru vardır hep: Cenaze namazında Hoca sorar: "Merhumu nasıl bilirdiniz ?"
Cemaat hep birden cevap verir:"İyi bilirdik." Oysa içlerinde hayatı kendine ve çevresine zehir edenler de vardır elbette. Gerçek iyi insanlardan birini kaybettik bugünlerde. 

Mersin Alzheimer Derneği gönüllülerinden Mehmet Türk arkadaşımız mütevazı kişiliği, saygılı davranışlarıyla fark ettirmeden iyilik yapmak için koştururdu. Küçük küçük anıları topladığımızda bir iyilikler yumağı çıkıyor ortaya.
Eşi Alzheimer hastasıydı, Derneğin Bakımevinde kalıyordu. Mehmet Bey eşine ilgisini, özenli bakımını hiç esirgemedi. 

İyiliklerle anılıyor insan. Geride bir tebessüm, bir tatlı seda bırakabilmek ne kadar önemli. Cahit Sıtkı Tarancı 35 Yaş şiirinde ölümü nasıl da anlamlı özetler:
"Neylersin ölüm herkesin başında
Uyudun uyanamadın olacak
Kim bilir nerede, nasıl, kaç yaşında
Bir namazlık saltanatın olacak
Taht misali o musalla taşında.

Yaşarken hiç ölmeyecekmiş gibi yaşama anlam katabilmek ne kadar önemli.
Değerli arkadaşımızı saygıyla, rahmetle anıyor, yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyoruz.

Makbule ABALI



Nisan 05, 2020

İMECE (2)

 

Böylesi bir dünyada dayanışmaya, kardeşliğe, işbirliğine ne çok ihtiyacımız var. Hele hastalıklarda, kazalarda, zor günlerde insan insanı arıyor. Dayanışma insanın doğasında var. Yardımlaşma ihtiyacı duyuyor.Çocuk oyunlarında bunu ne güzel gözleriz. Hemen aralarında görev bölümü yaparlar, kavgasız, tartışmasız bir düzen kurulur.

Mersin Alzheimer Derneğinde İmece Grubu aylardır etkinliklerini sürdürüyor. Bu konuda ilk yazım blogda 27 Şubat 2019 tarihinde yayınlandı. Mersin Alzheimer Derneği İmece Ekibi ilk kuruluşta 5 kişiydi.Giderek çoğaldı. Şef Yaşar Karataş önderliğinde çok keyifli bir ortamda çalışan, güler yüzlü, iyimser,  neşeli, sohbete hazır,yardımsever, fedakar insanlardan oluşan bir grup...



O ortamda iyi günde, kötü günde hafif hastalıklarda da birlikte olundu. Ancak insanız, çoğumuzun daha ağır hastalandığı, ameliyat geçirdiği dönemler oldu.  Gidemedik, bulunamadık. ama hep o ortamı aradık, unutamadık. Belki orada manevi bir haz sağlıyorduk , bir işe yarıyorduk, paylaşıyorduk. Son zamanlarda Turizm Otelcilik Okulu öğrencilerinden bir grup da yardımlaşmaya geldiler. 



İmece Mutfakta her Çarşamba toplanıldı. Yapılan her ürün çok lezzetliydi, çok beğenildi. Malzemeler kaliteliydi ama içine katılan sevginin, vefanın, dostluğun , hoşgörünün dozu da çok yüksekti. Bu ara tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de zor günler yaşanıyor. İmece Mutfak da sosyal mesafeyi korumak zorunda. Ama dayanışma ille dokunarak değil, uzaklardan göz teması kurarak konuşarak, yardımlaşarak da oluyor.



Bu arada evlerden  tarifler paylaşılıyor, sosyal medya kanalıyla İmece tüm hızıyla ve güzelliğiyle devam ediyor. Fotoğraflara bakınca ne çok şey yapılmış diye düşünüyorum: İçli köfte, çıtır börek, mantı, hıngal, etli pilav, turunç reçeli, tarhana, kek, turşu, şekerlemeler...Hatta kantaron yağı, zeytinyağı üreten arkadaşlarımız oldu.




Kocaman mutfak tencereleri, sanayi fırınları, dev kepçeler ve önlükleri boneleriyle bir gönüllü grubu. Emek harcayanların yüreğine sağlık. İmece Grubu her Çarşamba toplanıyordu. Acaba kaç Çarşamba sonra tekrar dayanışma başlayacak?


Makbule Abalı

Nisan 02, 2020

DAYANIŞMA...



Tayfun Talipoğlu






Çok basit şeylerden mutlu olduğumuz günler, anlar vardır; Bir konuşma, bir tebessüm, güzel bir görüntü, bir iyilik, bir sürpriz... nasıl da mutlu eder insanı. Bazen de hayatınız kararır birden. Bir söz, bir bir davranış incitir, acı verir. Dünyamız kararmıştır sanki. Her şey değişime uğramıştır.

Son zamanlarda bir korku filmi yaşıyoruz adeta. Belki zaman gelecek, korona öncesi-korona sonrası diye anılacak. Her felaket sonrası olduğu gibi daha sonra belgeseller hazırlanacak, film senaryoları oluşturulacak, kitaplara, roman ve öykülere konu olacak. Olumsuzluklar yaşasak da ders çıkarmamız gereken ne çok olay var. Ciddiye almadığımız her şey bize zarar veriyor. 

 Salgın hastalıklar, doğal afetler, büyük kazalar bana ilk anda hep dayanışma sözcüğünü hatırlatır. İnsanın insana vefa duygusu, bir olmak, birlik olmak... Zor günlerde bir gülümseme, bir düşünme, bir hatırlama dünyaya bedel değil midir? İşin özünü ünlü yazarlar, şairler en kısa yoldan anlatmışlar: Şükrü Erbaş "insanın acısını insan alır" demiş. Erdal Atabek" İnsan sıcağı" demiş. 

Bu aralar komşularımız tarafından  çok sık aranıyor, güzel sözler duyuyoruz. Farklı sorular hep aynı amaçla soruluyor: "Markete gidiyorum, pazara gidiyorum, bir şeye ihtiyaç varsa lütfen söyleyin." Ya da elinde bir çorba tenceresi, kek, meyve, sebze tepsisi... Hepsine sonsuz teşekkürler. 

Yıllar önce bir yazımda, "bilgisayarda dünya yakın, insan uzak" demiştim. Çağın hastalığında insandan iyice uzaklaştık. Mikrop kapma endişesiyle araya mesafeler koyuyoruz. Ruh üşürse beden buz kesiyor, hiç ısınamıyor.  Neyse ki sevdiklerimizin varlığından haberdar olabiliyoruz. Bu aralar baharda kışı yaşıyoruz ama dünya her şeye rağmen dönüyor. 
Ve henüz "Durdurun dünyayı inecek var" demeye niyetimiz yok...

Makbule ABALI-Eğitimci
Nisan 2020 Mersin


Mart 25, 2020

YAŞLILAR HAFTASI


18-24 Mart arası "Yaşlılar Haftası" olarak kabul ediliyor. Ve bu yıl dünya bu haftada özellikle yaşlılarını bir virüsten kurtarmaya çalışıyor Dünya yaşam savaşı veriyor. Yıllar önce ünlü şair Cahit Sıtkı Tarancı  "Otuz Beş Yaş " şiirinde ne güzel dile getirir:

OTUZ BEŞ YAŞ
Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.

Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir
Hayata beraber başladığımız
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç fark ettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

Ve Ahmet Telli'den yaşamla ilgili bir şiir:

İNSANCA SEVDACA DURUCA
İnsana en çok şiir yakışıyor
Sonra yeryüzüne yağmur
Gökyüzüne mavi...
Ve en çok insana vefa yakışıyor
Yüreğe sevda
Gözlere haya
Ve en çok yaşamak yakışıyor
İnsanca, sevdaca, duruca

Ahmet TELLİ


Yaş almak, yaşamakla, yaşama katkıda bulunmakla eş olsun... M.A

Mart 20, 2020

SEVMEK ÖMÜR BOYU ...


Sevmek...
Bazen bir kenti,
Bazen bir yeri, doğayı.
Sevmek;
Ağaçları, çiçekleri,
Kuşları, çocukları...
Sevmek;
Bir insanı,
İnce duygularla,
Katıksız, çıkarsız,
Aklıyla, yüreğiyle,
Meziyetleriyle, kusurlarıyla
İyi günde-kötü günde
Coşkusuyla, hüznüyle
Sevmek;
Bir ömür boyu
Tüm insanlığıyla...

Makbule ABALI

Mart 17, 2020

EL ELE BÜYÜTTÜK SEVGİYİ




Birlikte öğrendik seninle
avucumuzda yüreği çarpan
kuşa sevgiyi
el ele duyduk kumsalda denizin
milyon yılda yonttuğu
taşa sevgiyi
tırtılları tanıdık seninle baharda
tırtıl iken daha sevmeyi öğrendik
sevgiden üreyen kelebeği
toprağı evimiz gibi sevdik seninle
birlikte sevdik kuru toprakta
ev küren köstebeği
köstebeğinden toprağına taşına
tırtılından kelebeğine kuşuna
el ele sevdik bu dünyayı
acısıyla sevinciyle sevdik
yazıyla kışıyla sevdik.
köy köy ülke ülke
gökler gibi sardı dünyayı
yağmur gibi sızdı dünyaya
dünya kadar oldu sevgimiz
el ele büyütüp el ele derdik
el ele derip insana verdik
verdikçe çoğalan sevgimizi.

Bülent ECEVİT


Mart 05, 2020

ÇİÇEKLER DE SEVGİ DİLİNDEN ANLAR...


Mart Ayının ilk günleri. Güneşli, ılık bir gün, baharın da gelişini müjdeler gibi... Her bahar onun ruhuna adeta coşku taşırdı. Kupkuru dalların yeniden filiz vermesi, yeşermesi, doğanın renklenmesi, kuşların cıvıldaması... Yaşam boyu öyle çok mutsuzluk yaşamıştı ki, bu küçük mutluluklar onun hayatını doldurmaya yetiyordu.Düşündükleri  ona huzur veriyorsa "mutluyum"  diyordu.

Eve yaklaştıkça adımları da hızlandı, kalp atışları gibi. Sabah çok yağmur yağmıştı. Mutfak penceresinin önündeki  çiçekleri merak ediyordu. Çuha çiçekleri, menekşeler, nergisler, birkaç gündür açan arpa zambakları. Pencereyi açıp da dışarıya bakarken , hayalinde adeta önünde koca bir bahçe var gibi düşünürdü.  Henüz çiçek sevenler tükenmemişti. Bazıları çiçeklere hayranlıkla bakar, çok cesaretli olan çiçeğin adını, nasıl yetiştiğini de sorardı. 

Eve girince hemen mutfak penceresini açıp çiçeklerin hatırını sordu. Her zaman, çiçekler de güzel sözden, sakin, yumuşak sesten anlarlar diye düşünürdü. Yoksa çok güneş almayan bu zemin katta böylesine güzel çiçek açarlar mıydı? Zemin katta da yaşama şansı verilirse açarlar tabii dedi. Her sabah çiçekleri ziyaret eden bir kumru bile bunu biliyordu. Ama ayrıldığı eşine bunu bir türlü anlatamamıştı.
"Çiçekler bile sevgi dilinden anlar." dedi yüksek sesle...

Makbule ABALI